İNTİSAB & ZİKİR TARİFİNE BİR ÖRNEK
[Bu metin
internetten kısaltılarak alınmış olup A.B.D.'nin Pennsylvania
kentinde intisab eden müminlere bir Nakşbendi mürşidlerinden Prof.
Dr. Mahmud Es'ad Coşan'ın (k.s.) yaptığı tasavvufda
zikir'in anlamı ve usulü hakkındaki konuşmadan özetlenerek bir
fikir vermesi niyetiyle websitemize konulmuştur. ]
"...Evvelâ berâberce tevbe
edelim:
Allah'a dönüş yapmağa tevbe derler. O halde
anlaşılıyor ki, tevbe sadece "Tevbe yâ Rabbî!" demek değildir. Tevbe
aslında insanın hayatını değiştirmesi demektir. Hayatının akışını,
yönünü, yaşam tarzını değiştirmesi demektir.
Estağfirullàh... Estağfirullàh...
Estağfirullàh...
Estağfirullàh el'azîm elkerîm ellezî lâ ilâhe
illâhû... El hayyel kayyûme ve etûbü ileyh...
Yâ Rabbi! Yapmış olduğumuz, bugünkü yaşımıza
kadar işlemiş olduğumuz hatalarımızı, günahlarımızı, suçlarımızı,
kusurlarımızı lütfunla, kereminle bağışla... Bundan sonraki ömrümüzde
bizi günahlara, hatâlara bulaşmadan sevdiğin kul olarak yaşamayı nasib
eyle...
Tarikata girişte ilk yapılan iş tevbedir. Kul
hakları olabilir.Kul haklarını da tevbe etmek silmez. Allah kul
haklarını affetmiyor, sahibiyle helâlleşmeyi gerekli görüyor.
Tarikata giren bir insan mâdem ahiret saadetini
kazanmayı esas alıyor; mâdem "Dünyada ahirette ben Allah'ın sevgili kulu
olayım da, bahtiyar olayım, cennetlik olayım, iki cihan saadetine nail
olayım!" diye bunu istiyor; bu iki cihan saadetini elde etmesine mani
olan şeylerin bir kısmı da kul haklarıdır, onları da ödemeye girişecek.
Helâlleşecek, dargınlarla barışacak, hak sahiplerine haklarını verecek.
Günahlarından, kul haklarından başka neleri
vardır insanın?.. Namazları, oruçları, eğer kılmamış ise; kılmadığı
namazlar, tutmadığı oruçlardan dolayı da vebali olabilir. Bunun vebali
sanıldığından çok daha ağırdır. İnsanın bu dünyada iken namazları
kılması lâzım; bir... Kılınmadığı namazları ödemesi lâzım; iki...
Devamlı abdestli gezin! Tarikatımızın
usüllerinden birisi de budur. Abdestli gezeceksiniz. Abdestli olan bir
insana şeytan tesir edemez. Abdest insanın mânevî bakımdan korunmasını
sağlıyor, adetâ bir zırh gibi oluyor, şeytan ona tesir edemiyor.Bir
insan böyle abdestli gezdiği zaman, gece abdestli yattığı zaman,
melekler etrafında kendisine dua ederler.
Sonra her gün zikir vazifeleriniz
olacak tarikata girdiğiniz için... Bu zikir vazifelerini yapacaksınız.
Zikir nedir?.. Zikir bir ibadettir. Nasıl bir ibadettir?.. Çok kolay bir
ibadettir. Hasta olan da yapabilir, ihtiyar olan da yapabilir, yatalak
olan da yapabilir, felçli olan da yapabilir... Yeter ki aklı olsunAklı
varsa zikri yapabilir. Çok kolay bir ibadettir, çok sevaplı bir
ibadettir. Kolay olduğu için sevabı az değildir, sevabı çoktur. Kolay
olmasının aksine, sevabı çoktur.
Bir kere bile Allah demenin sevabı
çok... Lâ ilâhe illallah demenin sevabı çok... Estağfirullah
demenin sevabı çok... "Allahümme salli alâ seyyidinâ muhammed"
demenin sevabı çok... Bunlar hakkında yüzlerce hadis-i şerif var...
Sevabının çok olduğu kesin... Siz de bir hadis kitabı
okursanız,Peygamber Efendimiz'in zikre ne kadar düşkün olduğunu
öğreneceksiniz.
İlk başta delil olarak gösterilen ayet-i
kerime, bismillâhir rahmânir rahîm:
(Yâ eyyühellezîne âmenüzkürullàhe zikran
kesîrâ ve sebbihûhu bükreten ve esîlâ) "Ey iman edenler, Allah'ı çok
zikredin, sabah akşam onu tesbih edin!"
Tesbih de bir çeşit zikirdir, "Sübhânallah"
demektir. Allah'ı çok zikredin, çok tesbih edin diye bildiriyor.
Sonra, sevdiği kulları, çok büyük mükâfatlar
verdiği kulları anlatan bir ayet-i kerime var; şöyle başlıyor:
(İnnel müslimîne vel müslimât) [Müslüman
erkekler ve müslüman kadınlar...] diye başlıyor. En sonunda da, (Vez
zâkirînallàhe kesîran vez zâkirât) "Allah'ı çok zikreden beyler ve
çok zikreden hanımlar... (Eaddallàhu lehüm mağfireten ve ecran azîmâ.)
Allah bunlara çok büyük ecirler hazırlamıştır, mağfiretine mazhar
edecektir. Affettiği kulları arasına bunları dahil edecektir." diye
bildiriliyor.
Demek ki, zikir Kur'an-ı Kerim'de seksen küsur
yerde emredilen bir ibadettir. Kolay bir ibadettir, sevabı çok olan bir
ibadettir. Şerefi çok büyük bir ibadettir. Çünkü sen Allah'ı
zikrettikçe, Allah da seni zikreder. düşünebiliyormusun ki, kâinatı
yaratan, alemlerin Rabbi seni zikrediyor. Allahın bir kulu zikretmesi
onun için hem çok büyük şereftir, hem de kimbilir o zikirden neler neler
kazanacaktır o kul...
Onun için zikir vazifeleriniz olacak, zikir
vazifelerinizi yapacaksınız!
Zikir vazifelerini bütün müslümanların yapması
lâzım ama, herkes her konuda ciddî ve titiz olmuyor, çalışkan olmuyor,
vazifelerini yapmıyor. İbadetlerini bile yapmıyorlar. Biz müslümanlığı
tam yapmak isteyen insanlar olduğumuz için, zikir vazifelerini de ihmal
etmiyoruz. Bir de zikrin sevabı çok olduğundan, zikreden insanların
kazancı birden büyüyor. Allah'ın sevgili kulu olması hızla mümkün
oluyor.
İnsan Allah'ın sevgili kulu olmak için ne
yapacak?.. Hadis-i şerifte bildiriliyor ki: "Kulum bana farz
ibadetlerini yaptıkça, ben o kulumu iyi bir kul olarak sayarım, severim.
Nafile ibadetleri yaptıkça da, kulum bana yakınlaşmaya devam eder." Yâni
farzlardan ayrı fazîlet babından ibadetleri yapa yapa kulum bana
yakınlaşmaya devam eder. Yâni Cenâb-ı Mevlâya ulaşmaya doğru bir gidiş
var... (Hattâ ühibbehû) Nihayet ben o kulumu severim." Nafile
ibadetleri yapa yapa nihayet Allah o kulu seviyor. Sevdiği zaman
evliyası oluyor işte... O zaman kerametleri, her şeyi oluyor.
İşte Allah'ın o rızasını kazanmak için, en
kestirme yol, en çok sevap kazanma şekli zikirdir. Onun için, tarikatta
zikir vazifelerinizi yapacaksınız.
Her gün zikirleriniz olacak. Niye her gün...
Çünkü, zikir dervişin gıdasıdır. Derviş mânevî gıdasını zikirden alır.
İnsan yemek yemediği zaman halsiz düştüğü gibi, gıda aldığı zaman
kuvvetlendiği gibi, derviş de zikirle kuvvetlenir.Zikri her zaman
yapabilirsiniz. Zikrin mecburi bir zamanı olmadığı gibi yasak bir zamanı
da yoktur. Bütün gün, istediğiniz bir zaman yapabilirsiniz.
Zikri tam usûlüne uygun yapmak istiyorsanız,
sakin bir yerde, tenha, temiz bir yerde diz çökerek oturursunuz.
Gözünüzü yumarsınız, tadını çıkarta çıkarta yaparsınız zikrinizi...
Evvelâ 25 defa "Estağfirullah" diyerek
başlayacaksınız ki, bir mânevî temizlik olsun.
Sonra bir Fâtiha, üç Kulhuvallah
okuyacaksınız. Bunların sevabını Peygamber SAS Efendimiz'e ve Peygamber
Efendimiz'den bize kadar gelmiş geçmiş pirlerimizin, şeyhlerimizin ve
evliyâullah büyüklerimizin ruhlarına hediye edeceksiniz.
Biliyorsunuz bu iş nasıl geldi bize kadar:
Peygamber Efendimiz insanları hak yola davet etti, yaşadı. Ondan sonra
vefat etti, ahirete göçtü. Ondan sonra Ebûbekr-i Sıddîk Efendimiz geldi,
hulefâ-i râşidîn geldi. Ondan sonra evliyâullah geldi, mürşid-i
kâmiller, büyük alimler, Allah'ın sevgili kulları, mübarek kulları
geldi. Bu irşad vazifesini yaptılar, yaptılar, yaptılar... Buna tarikat
diyoruz.
Kimlerdir o büyüklerimiz: Bahâeddin Nakşıbend
Efendimiz büyüğümüzdür, İmâm-ı Rabbânî Efendimiz büyüğümüzdür,
Abdülkàdir-i Geylânî Efendimiz büyüğümüzdür, Şehâbeddin Sühreverdî
Efendimiz büyüğümüzdür...Hàlid-i Bağdâdî Efendimiz büyüğümüzdür, Mevlânâ
Celaleddin Rumi Hazretleri yine büyüğümüzdür, akrabamız olan bir
tarikattandır... Şâzelî Tarikatı büyükleri büyüklerimizdir. Yâni zikre
oturduğumuz zaman onlara bir Fâtiha, üç Kulhüvallah
gönderiyoruz. Bu gider; sen okursun, Allah onlara bildirir. Onlar da
sizi bilirler. Dünyadan filânca şahıs bana Fâtiha gönderiyor, sevaplı
şeyler gönderiyor, evlâdım benim diye sever.
Evliyâullah'ın ruhlarının hürriyeti vardır
ahirette, serbestliği vardır, tasarrufatı vardır, vazifeleri vardır.
Onlar insanların rüyasına girerler, hak yolu gösterirler, nasihat
ederler. Öyle kabiliyetleri vardır evliyâullahın...
Sonra gözünüz kapalı üç rabıta
yapacaksınız.
Rabıta tefekkür mânâsınadır burda... Üç
tefekkür ve tahayyül yapacaksınız. Tahayyül, hayal etmek
demektir.
Birincisi Rabıta-i Mevt... Yâni, bu
hayatın fâni olduğunu, bir gün gelip öleceğinizi, öldükten sonra
kıyametin kopmasından sonra kabirden kalkacağınızı, mahşer yerinde
toplanacağınızı, Allah'ın insanları muhakeme edeceğini, sevapların
günahların tartılacağını, iyilerin bir tarafa, kötülerin bir tarafa
ayrılacağını; iyilerin sıratı geçip cennete varıp ebedî saadete
ereceğini, kötülerin cehenneme atılıp yanacağını biliyoruz. Bunları
düşünmeye rabıta-i mevt yapmak denir. Bunun aslı Peygamber
Efendimiz'in tavsiyesidir. Efendimiz ölümü çok düşünmemizi tavsiye
ediyor.
Ölüm biraz acı bir şeydir, korkunç bir şeydir
amma, bu nefis ölüm korkusundan başka bir şeyle de ıslah olmaz. Nefsi
ıslah etmek için en iyi çare bu olsa gerek ki, Peygamber Efendimiz ölümü
düşünmeyi tavsiye ediyor.
İkincisi insanın mürşidini düşünmesi:
Rabıta-i Mürşid... .Nerde olursanız olun... Nerde olursak olalım
bizimle irtibat kuracaksınız, zikre oturduğunuz zaman... Gözünüzü
kapatacaksınız, bizi böyle karşınızda göz önüne getireceksiniz, bizimle
mânevî bağlantınızı kuracaksınız.İnsan bu bağlantıyı kurduğu zaman ne
olur?.. Bu bağlantıyı kurduğu zaman, büyüklerin mânevî halleri,
feyizleri ona intikal eder. Yaptığı ibadetin tadını duyar, faidesini
görür, feyzi çok olur, içi dışı nurlanır, tarikatta ilerler. Bu
ilerlemeyi güzel yaparsa, Rasûlüllah'la buluşmaya gelir.Allah'la
buluşmaya gelir.
Onun için, rabıta-i mürşidi de güzelce yapın!
Bunu yaptığınız zaman feyziniz, zikir yaparken aldığınız mânevî duygular
daha kuvvetli olacak, tarikatta ilerlemeniz daha iyi olacak.
Üçüncüsü: Rabıta-i Huzur...Allah'ın
huzurunda olduğunu düşünmen demektir. Kur'an-ı Kerim'de buyruluyor ki:
(Ve hüve meaküm, eyne mâ küntüm) "Siz
nerde olursanız olun ey kullar, Allah sizin yanınızda!.."
(Lâ tüdrikühül ebsâr ve hüve yüdrikühül
ebsâr) "Kullar onu görmeze ama, o kulları görür." O bizi görüyor,
her halimizi biliyor, her yaptığımızdan haberdar...
Gözünüzü kapattığınız zaman, Allah'ın huzurunda
olduğunuzu düşüneceksiniz. "Sen beni görüyorsun, benim söylediklerimi
biliyorsun! Söylemesem, içimden geçenleri biliyorsun!.. Sen alemlerin
Rabbisin, ben seni kulunum... Sen her şeye kadirsin, ben senin lütfuna
muhtacım... Ben fakirim, ben muhtacım, ben acizim... Sen bana
lütfedersen, benim halim iyi olur. Ben senin iyi kulun olmak istiyorum,
bana yardım etmeni istiyorum. Bana yardım et de ben de senin sevdiğin
kullardan olayım, iyi kullardan olayım, iyi işler yapabileyim... Ömrümü
rızana uygun geçirebileyim yâ Rabbi!.." diye dua edeceksiniz.

Ondan sonra Allah'ın huzurunda olduğunuz
mânâsını kaybetmeden, elinizde tesbihle zikre
başlayın!..
1. Yüz defa "Estağfirullah..." deyin!..
Hadis-i şerifte vardır, Peygamber Efendimiz SAS'in tavsiyesidir.
2. Yüz defa "Lâ ilâhe illallah" deyin!..
3. Bin defa "Allah..." deyin!.. Her yüz
defasında "İlâhî ente maksudî ve rıdàke matlûbî" deyin!.. Bu da
hadis-i kudsîden alınma bir sözdür. "Yâ Rabbi! Maksudum sensin, ben
senin rızanı istiyorum." demektir.
4. Yüz defa salevât-ı şerife getirin! Bu
da hadis-i şerifte vardır.
5. Yüz defa da Kul huvallàhu ehad'ı
okuyun!.. Bu da hadis-i şerifte vardır. Hadis-i şerifleri uygulamış
oluyorsunuz. Zikri hadis-i şeriflere uygun olarak yapmış oluyorsunuz.
Bu zikirleri böyle yaptıktan sonra dualar
edeceksiniz. Annenizi, babanızı duadan unutmayacaksınız! Ondan sonra
müslümanlara dua edersiniz.
Tabii, zikir bu kadarcık değildir. Zikir başka
zaman da yapılabılır. Onu da zikr-i kalbî ile yaparsınız.
Şimdi ben size zikir telkin edeyim, beni
dinleyin:
--Lâ ilâhe illallah... Lâ ilâhe illallah... Lâ
ilâhe illallah...
Buyrun, siz de hep beraber söyleyin, Allah
şahid olsun:
--Lâ ilâhe illallah... Lâ ilâhe illallah...
Lâ ilâhe illallah...
--Allah...
--Allah...
--Allah...
--Şimdi ağzınızı kapatın, gözünüzü de
kapatın!.. Allah demeyi içinizden devam ettirin, sessiz olarak...
.................
Allah mübarek etsin... İşte böyle sessizce, dil
dudak kıpırdamadan, kimse anlamadan yapılan zikre de zikr-i kalbî
derler. İçinden yapıldığı için, kalbinden yapıldığı için kalbî
deniliyor. Bunun sevabı çok yüksektir. Bunu kimse bilmez, gösteriş
tehlikesi olmaz, başkasının dikkatini çekmez. Melekler de duymazmış,
bilmezmiş bunu... Allah'ın bildiği bir zikir...
Bu zikre de devam edin! Yolda, işte, vasıtada,
otururken, yürürken, hattâ yatakta uyumadan yatarken kalbiniz
"Allah... Allah... Allah..." diye zikretsin!..
Siz de böyle zikri her zaman yapın...
Tabii, ana çizgiyi, ana çerçeveyi iyi bilmek
lâzım!.. Bizim yolumuz iyi müslüman olmak yolu, Peygamber Efendimiz'in
yolu, sahabe-i kirâmın yolu, Kur'an yolu; bunu iyi bileceğiz. Bu
çerçeveden dışarı çıkmamak lâzım!.. Çünkü, bir çok insanlar din namına
çerçeveden dışarı çıkıyorlar, başka şeyler yapıyorlar, günahlara
giriyorlar, haramlara bulaşıyorlar... Hem dünyaları mahvoluyor, hem
ahiretleri mahvoluyor. O bakımdan an çerçeveyi unutmayalım!..
Onun için size tavsiye ediyorum, Riyâzüs
Sàlihîn kitabını okuyun!
Namazları evvel vaktinde kılın!..
Farz namazlardan ayrı öteki
namazları,nafileleri kılacağız.Peygamber Efendimiz'in tavsiye ettiği
namazlardır. Nafile namazları kıldığımız zaman, Allah'ın sevgisini
kazanırız. "Bak, kulum mecbur olmadığı şu ibadetleri de severek
yapıyor!" diye Allah sever.
1. Sabah namazından sonra uyumayıp, Kur'an
okuyup, Evrad'ımızı, dualarımızı okuyup, güneşin doğmasından yarım saat
geçinceye kadar meşgul olup işrak namazı kılmak...
Ne zaman kılınıyor?.. Güneş doğduktan yarım
saat, kırkbeş dakîka sonra kılınabiliyor.
2. Sabahla öğlen arası bir duha namazı
vardır. Öğlene kırkbeş dakika kalıncaya kadar kılınabilir. Dört rekât,
iki rekât veya daha fazla olarak onu da kılın!..
3. Akşam namazının sünnetinin arkasından,
Peygamber Efendimiz'in tavsiye ettiği sevaplı namazlardan birisi olarak
evvâbîn namazı vardır.
4. Yatsı namazını kılıyoruz.
Yatma zamanı gelince taze abdest alacaksınız,
dört rekat namaz kılıp abdestli yatacaksınız!..
5. Geceleyin de uykunuzu bölüp teheccüd
namazı kılmaya çalışın!
Bu namazları SAS Efendimiz tavsiye etmiş, biz
de tavsiye ediyoruz.
Bazı sevaplı oruçlar var:
1. Bir kere haftalık pazartesi perşembe
oruçları var... Peygamber efendimiz tutarmış, bize de tavsiye ediyor.
Tutabilirseniz bunları tutun!..
2.Her arabî ayın başında ortasında, sonunda
oruç tutmak tavsiye ediliyor.
3. Her arabî ayın ortasında, ayın onüç, ondört,
onbeşinde, yâni dolunay olan gecelerin gündüzlerinde oruç tutmayı
tavsiye ediyor Peygamber Efendimiz...
Başka sevaplı neler var?.. İlim öğrenmek
sevaptır, öğretmek sevaptır. Öğrenirsiniz, öğretirsiniz. Okursunuz,
okutursunuz. Kur'an öğrenirsiniz, öğretirsiniz, ezberlersiniz. İslâm'ı
yaymaya çalışırsınız.
Demek ki insan elinden geldiğince çeşitli
hayırlar yapabilir. Kendisinden sonra da sevap kazanmasına sebep olacak
eserler bırakabilir.
Genel olarak sevaplı işleri yapmağa dikkat
edeceksiniz.
Genel olarak günahlardan kaçınmağa dikkat
edeceksiniz; harama, şüpheliye yaklaşmayacaksınız.Helâlleri yapar,
haramlardan kaçınırsınız. Sevaplı işleri yapar, günahlardan
kaçınırsınız. Takvâ ehli müslüman olmağa gayret edersiniz.
Üçüncü ana prensibimiz nedir?.. Huylarımızı
güzelleştirmektir. İnsan müslüman olur ama, insanın içinde iyi huylar
olduğu gibi kötü huylar da vardır. Kötü huylar da kalabilir.
Kin tutmak kötü huydur. Hased etmek kötü
huydur, kendini beğenmek kötü huydur. Kibirlenmek kötü huydur. Cimrilik
kötü huydur... Bu kötü huyları insanın içinden çıkartması lâzım, iyi
huyları alması lâzım!..
Tasavvuf, büyük ölçüde ahlâkı düzeltme
yoludur.Onun için, kötü huyları atıp iyi huyları almak lâzımdır.
Aslında tarikat değimiz şey, eğitim demektir,
ahlâk eğitimi demektir, tekke terbiyesi demektir. İnsanın kâmil bir
insan olması demektir. Allah bu işleri yapmağa sizleri muvaffak
eylesin...
Her biriniz bir Fâtiha, üç
Kulhuvallah okuyun da, bunları Peygamber Efendimiz'e, pirlerimize ve
mürşid-i kâmillerimize hediye edelim, ondan sonra duanızı yapayım:
...........................
Bismillâhir-Rahmân-ir-Rahîm:
(İnnellezîne yübâyiuneke innemâ yübâyiunallàh...
Yedullàhi fevka eydîhim... Ve men nekese ve innemâ yenküsü alâ nefsihî...
Ve men evfâ bimâ àhede aleyhullàhe feseyü'tîhi ecran azîmâ.)
Sadakallàhul azîm.
[Muhakkak ki sana bey'at edenler gerçekte
Allah-u Teâlâ'ya bey'at etmişlerdir. Allah'ın kuvvet ve yardımı bey'at
edenlerin üstündedir. Şu halde kim bu bağı çözerse, kendi aleyhine
çözmüş olur. Kim de Allah ile sözleştiği şeye vefa, onun hükmünü îfâ
ederse, Allah da ona büyük bir ecir verecektir.]
hdinize sàdık olun, Allah'ın yoluna vefâlı
olun, sırat-ı müstakîmden sapmayın!.. Allah-u Teâlâ sizleri bundan sonra
nefse şeytana yenilmeyenlerden eylesin... Yolunda dâim eylesin, zikrinde
kàim eylesin... Tarikatın âdâbını, ahlâkını öğrenip, tekke âdâbına sahib
kâmil, sàlih, velî, mahbub bir kul olmayı nasib eylesin...
Gönlünüzü nurlandırsın, gönlünüzün pasını izâle
eylesin, gönlünüzün perdesini kaldırsın... Ma'rifetullaha erdirsin, ârif
kullar olun... Aşkullaha, muhabbetullaha erdirsin; Allah'ın aşıkları
olarak Allah'ın dinine aşıkàne hizmet eyleyin... Allah-u Teâlâ
Hazretleri'nin huzur-u izzetine sevdiği, râzı olduğu kullar olarak
varıp, Rabbim sizi cennetiyle, cemâliyle taltif eylesin...
Bihürmeti esrâr-ı sûretil fâtiha!..
22. 7. 1995 / Pennsylvania - U. S. A.
Bu sohbetin tamamı okumak için tıklayınız.