Rasûlullah [s.a.v.]

Digital Ashâb

Digital Âsitane

Digital Mürþid

Digital  Sufi

Digital Murabýt

Digital Ziyaret

Digital Sanat

Tasavvuf Literatürü

TasavvufPortalýHaritasý

Hakkani

1  2  3  4  5 

 6  7  8 9 10 

1112 13 14 15 

1617 18 19 20 

2122 23 24 25 

2627 28 29 30 

3132 33 34 35 

3637 38 39 40

Sohbetler

 

WEBSÝTE  ÝÇERÝÐÝ'nden

SEÇMELER...

 

Rasulullah

(S.a.v. ) Kronolojisi

 

Hz. Fatýmatuz-Zehra ( R.A. )

 

Þehidler Efendisi : Hz. Hamza (R.A.)

 

Ashâb-ý Suffa

 

Bilal-i Habeþî

( R.A. )

 

Ebuzer-i Gifarî

( R.A. )

 

Ýmam-ý A'zâm Ebu Hanife

( K.S. )

 

Tasavvuf Yollarýnýn Pîrleri

 

"Su Üstüne Yazý Yazmak"

 

"Gariblerin Kitabý"

 

Karadut Aðacý Kurumasýn !..

 

ÝBN ARABÎ’YE GÖRE HZ. ÂDEM’DE TEMEL ÝNSAN NÝTELÝKLERÝ

 

Dr. Zafer ERGÝNLÝ

*  Yrd. Doç. Dr., Rize Üniversitesi Ýlâhiyat Fakültesi Tasavvuf Ana Bilim Dalý

 

Giriþ

Âlemde kendisi hakkýnda düþünce ve yorum üretebilen tek varlýk insandýr. Ýnsan hakkýndaki en orijinal açýlýmlar tasavvufî tefekkürde karþýmýza çýkmaktadýr. Tasavvufun zirve þahsiyetlerinden Ýbn Arabî konuyu sistematik bir biçimde ele almýþtýr. Onun insana bakýþýný varlýk düþüncesinden ayýrmak müm-kün deðildir. Bu çerçevede insan anlayýþýnýn iki boyutundan söz edilebilir: Ýlki Hakikat-i Muhammediyye adýyla da bilinen ilk taayyün aþamasýndaki insan türü­dür.1 Ýbn Arabî, bu boyuttaki insaný rûhâniyyât âleminde Hz. Âdem(s)in ve âle­min ilk babasý olarak görmüþtür.2 Ýlkiyle sýký sýkýya iliþkili ikinci boyutu ise Hz. Âdem(s)in mülk ve þehâdet âleminde ilk örneðini temsil ettiði insan türüdür.3 Bununla beraber, Ýbn Arabî, insan-ý ezelî-insan-ý hayvân ayrýmý yapmakta, insan-ý ezelî ile insan-ý kâmili, insan-ý hayvan ile de beþer cinsinin ferdlerini kasd ettiði belirtilmektedir.4 Ýbn Arabî’nin insan-ý kâmili bir sûfî olarak anladýðý görüþü konunun tasavvufî bir mesele olarak ele alýndýðýný göstermektedir.5

Ýlgili temel kavramlardan Âdem kelimesinin kökü tartýþmalýdýr.6 Ýhtimaller arasýnda, esmerlik anlamýna gelen üdme; tip, örnek anlamýna gelen edeme; insicâm ya da ülfet anlamýna gelen üdm ya da üdme yer almaktadýr. Âdemin yaratýldýðý toprak ya da yeryüzü anlamýndaki edîmü’l-arz tamlamasý da bir baþ-ka ihtimaldir.7 Ýkinci temel kavram olan insanýn Allah’a verilen ahdi unutmasý sebebiyle nisyân (unutkanlýk) ya da çevresi ve hemcinsleriyle uyum halinde yaþayabilmesinden dolayý üns (alýþmak, uyum saðlamak) kökünden geldiði tartýþmalýdýr.8 Deri, kabuk gibi anlamlara gelen üçüncü temel kavram beþer, tek ya da çok, kadýn ya da erkek insan türünü ifâde etmekte, ayný kökten türeyen büþrâ kelimesi ise müjde anlamýna gelmektedir.9

Bir makale ölçeði içerisinde, genel olarak insanýn nitelikleri üzerinde dur-maktan çok, insanýn prototipi olan Hz. Âdem(s) örneði üzerinden insanýn genel özelliklerinin nasýl ortaya konduðunu tespite çalýþmak daha kolay bir yol ola­rak gözükmektedir. Ýnsanýn prototipi olmasý bakýmýndan Âdem’le kasd edilen þeylerden biri de insan yapýsýdýr.10 Bu çalýþmada Ýbn Arabî’nin görüþleri ýþýðýn-da       Hz.       Âdem(s)       merkeze       alýnacak,       varlýk       düþüncesine       ve       Hakikat-i Muhammediyyeye ise konuyla ilgisi nisbetinde temas edilecektir. Ýbn Arabî’nin bu konudaki görüþlerini gözden geçirmek için sembollerle dolu olan Fusûsun Âdem Fassý iyi bir hareket noktasýdýr.11 Fusûsun en iyi þerhinin Fütûhât olduðu noktasýndaki genel tesbit12 de, bu eserdeki sembollerin Fütûhâttaki bazý pasaj-lar yardýmýyla daha anlaþýlabilir hale geleceðini göstermektedir.

Ýncelemelerimiz sonucunda, Ýbn Arabî’nin Hz. Âdem(s)e mahsus özellikleri üç temel kavram içerisinde ele aldýðý kanaatine varýlmýþtýr. Bunlardan birincisi varlýk düþüncesinin bir görünümü olarak Hz. Âdem(s)’in diðer varlýklardan farklý biçimde Allah’ýn tüm isim ve sýfatlarýný toplamasý ve yansýtmasýný ifâde eden cem‘iyyet, ikincisi insanýn kendisini fark ettiði bir varlýk ve bilgi durumu olarak âlemdeki merkezî konumunu gösteren berzahiyyet, üçüncüsü ise insanýn bu varlýk ve bilgi durumunun gerektirdiði doðrultuda yeryüzünde ahlâkî ilke­lere göre tasarruf etmesi esasýna iþâret eden hilâfet kavramýdýr.

 

1. Hz. Âdem’in Tüm Ýlâhî Ýsim ve Sýfatlarý Toplayýcý Niteliði Olarak Cem‘iyyet

 

a. Cemiyyet Kavramýnýn Kapsamý

Ýnsan tarifinin klasik felsefî yaklaþýmlarda olduðu gibi, sadece ‚hayvan-ý nâtýk(düþünen ya da konuþan canlý) gibi belli bir yönüyle sýnýrlanmasýnýn Ýbn Arabî nazarýnda yanlýþ olduðu her þeyden önce vurgulanmalýdýr. Çünkü ona göre insan, ilâhî sûrette tasvir ve tarif edilmiþtir.13 O, insaný, kendisinde görülen her-hangi bir vasfý öne çýkararak tarifi etmeyi uygun bulmadýðýndan, düþünen canlý‛, konuþan canlý‛, âlet yapan canlý‛, gülen canlý‛ gibi tariflerden yalnýzca her­hangi biri ya da bir kaçýnýn insan bütününü kapsamadýðýný düþünmektedir. Nitekim o, Kur’ân’da Allah’ý zikretmelerinin bildirilmesinden hareketle [Ýsrâ 17/44] tüm varlýklarýn ruh ve akýl sahibi olduðu kanaatindedir.14

Ýbn    Arabî’nin    insanýn    özellikleri    sadedinde    kullandýðý    temel    kavram cem‘iyyet (cem‘ etme/toplama niteliði) kavramýdýr. Ýbn Arabî cem‘ kavramýný, etkilenilen bir þeyden kaçýnmak ya da dikkatini onda toplamak bakýmýndan insânî kuvvetlerin bir araya geldiði son mertebe olarak tanýmlamýþ, bu duruma cemiyyet adýný vermiþtir.15 Buna göre insan, bütün ilâhî sýfatlarýn kendisinde toplandýðý tek varlýktýr. Merâtib-i vücûd açýsýndan bakýldýðýnda insan-ý kâmil mertebesi, Zât alanýndan ibâret ilk mertebe olan lâ-taayyün mertebesi dýþýndaki tüm mertebeleri içinde toplayan son mertebedir.16 Cemiyyeti fark etmenin yolu tasavvufî hâlleri yaþamaktan geçtiðinden, cemiyyet kavramý tasavvufî hâl olan cem‘ ile de baðlantýlýdýr.17

Bu çerçevede ilk insan olan Hz. Âdeme(s) Fusûs’ta verilen sýfat ‚ilâhî‛dir. Bu ilâhîlik sýfatý, Allah Âdemi kendi sûretinde yarattý18 hadisinin bir açýklamasý olarak ortaya konmaktadýr. Gerçi hadisteki ‚‘alâ sûratihî‛ ifâdesindeki zamirin Allah’a mý, Âdem’e mi râcî olduðu konusu ihtilaflýdýr. Ýbn Arabî, Hakîm Tirmîzî’nin Halaka Âdeme alâ sûretihî ne demektir?‛ sorusuna Fütûhâtta her iki ihtimali de dikkate alarak cevap vermiþtir.19 Ancak umûmî olarak zamirin Al­laha râcî olduðunu kabul etmekte, Allah isminin bütün ilâhî isimleri cem ettiði gibi, Hz. Âdem‎‎     ‎’in de bütün ilâhî isimleri kapsadýðýný belirtmekte, bu açýklamayý Hz. Âdem‎‎    ‎’in âlem-i kebîrin ‚özet‛i olmasýyla da irtibatlandýrmaktadýr.

Örneklemek  gerekirse,   el-Mü’minü   miratü’l-mü’min   (Mü’min   mü’minin aynasýdýr)20 hadisini el-Mü’min kelimesinin ilâhî isimlerden biri olmasýna vurgu yaparak, Allah’ýn mü’mine, mü’minin de Allah’a ayna olduðu þeklinde açýkla-mýþtýr.21 Güvenmek, dayanmak, inanmak, emin kýlmak, güven vermek gibi an-lamlarý bulunan emine kökünden türeyen îmân kavramý, Allah için kullanýldý­ðýnda ‚kendisinden baþka ilâh bulunmadýðýný delilleriyle açýklayarak kendi ulûhiyetini bizzat tasdik etme‛, ‚peygamberlerini destekleme‛, ‚rýzýk, âhiret sevâbý gibi konularda güvence verme‛ anlamlarýna gelmektedir.22 Buna baðlý olarak kul için de ‚O’nun ilâhlýðýný kabul etme‛, ‚peygamberlerinin O’na gü-venmesi ve ümmetlerin peygamberlere destek olmasý‛, rýzýk ve âhiret sevâbý gibi konularda O’nun vaadine güvenme‛ gibi anlamlara gelmektedir. Böylece Allah’ta etkin olarak var olan bir sýfat insanda edilgin, edilgin olarak var olan bir sýfat da insanda etkin bir konumda ortaya çýkmaktadýr. Ýbn Arabî’nin insan­la Allah’ýn birbirine ayna olmasýyla kasd ettiði þeyin bu durum olduðu anlaþýlmaktadýr.

Ýbn Arabî izleyicileri arasýnda konuyu vücûd kavramý çerçevesinde ele alan Konevî de zamirin Allah’a gittiði kanaatinde olup, âlemin ve onun bir nüshasý olan Âdemin maddî yapýsýný âlemin görünen yapýsýnýn (zâhir), rûhunu da âle­min maddî olmayan ve görünmeyen yanýnýn (bâtýn) nüshasý saymaktadýr.23 Chittick de Ýbn Arabî’nin, Allah’ýn Âdem’i kendi sûretinde yaratmasýný, Al-lah’ýn insanlarý vücûda ait niteliklere sahip olarak yarattýðý þeklinde anladýðýný belirtmektedir. Þu halde insan fýtratý, vücûdu tam olarak görünür kýlma niteliðne sahiptir. Ancak vücûdu görünür kýlmak vücûdun ayný olmak deðildir. Çün-kü vücûd yalnýzca Allah’a aittir.24

Fütûhât’ta Allah’ýn Hz. Âdem’i(s) kendi sûretinde yarattýðý sorusunun ele alýndýðý baðlama bakýldýðýnda, ilgili babýn velî tipleri (menâzilü’l-evliyâ) ve ricâlü’l-gaybýn açýklanmasý sadedinde zikredildiði görülmekte, devamýndaki konularýn ise tevbe ve mücâhede gibi bu mertebelere ulaþmak için gerekli araç-lar olduðu anlaþýlmaktadýr. Ricâlü’l-gayb meselesi de ilâhî isimlerin her þeyde ve bu arada Allah dostlarý (ricâlullah) üzerindeki yansýmalarý baðlamýnda insanýn nasýl ilâhî bir varlýk olduðunun açýklanmasýna yönelik olarak ortaya konmaktadýr.25

Fütûhât’ta, hadisin þöyle bir varyasyonuyla da karþýlaþýlmaktadýr: ‚Allah Âdemi  Rahmân’ýn  sûretinde  yaratmýþtýr.26  Ýbn Arabî  Fütûhâtta yukarýda  sözü edilen iki rivâyeti birlikte ele alarak Hz. Âdem‎‎    ‎’in Rahmân’ýn sûretinde yaratýldýðýný ifâde etmektedir.27 Böylece alâ sûratihî‛ ifâdesindeki zamirin râcî ol-duðu yer sorunu çözülmektedir. Hazarât-ý Ýlâhiyye açýsýndan bakýldýðýnda, taay-yünsüzlük (lâ-taayyün) durumunun belirsizliðiyle ilk hadisteki zamirin belirsiz­liði; ilk taayyünde Rahmân isminin ortaya çýkmasý ve varlýðýn tanýnmaya müsa­it duruma gelmesiyle de ikinci hadisteki Hz. Âdem‎‎’in Rahmân’ýn sûretinde yaratýlmasý arasýndaki paralellik dikkat çekicidir. Rahmân isminin tecellî ma-hallinin   Hz.   Muhammed‎‎    in   makamý   olan   Hakîkat-i  Muhammediyye   olduðu ifâde edilirken bu durum daha iyi ortaya çýkmaktadýr. Dolayýsýyla yaratýlýþ mertebeleriyle insan arasýnda bir ilgi vardýr ve Âdemin Rahmân sûretinde ya­ratýlmasý da, bir yönden onun ilk insan ve Hz. Muhammed‎‎    in ezelî sûreti olan Hakîkat-i Muhammediyye’nin görünür âlemdeki ilk tecellîsi olduðunu, diðer yönden de Rahmân isminin tecellîsi olmasý dolayýsýyla, yapýsýnda iyiliðin kötü­lükten daha belirgin bir þekilde var olduðunu ortaya koymaktadýr. Aralarýnda­ki irtibat ise, Hakîkat-i Muhammediyye’deki Muhammedî Nûr’un bütünüyle tezâhür ettiði ilk sûretin Hz. Âdem olmasýyla açýklanmaktadýr.28

Ýbn Arabî’nin insaný Hakk ya da Allah’ýn sûretinde yaratýlmýþ bir varlýk olarak açýklamasý, ilk bakýþta onu tanrýlaþtýrma olarak algýlanmaya müsait gö­zükse de,29 bu kabul Izutsunun da belirttiði gibi, onun bu cem etme yeteneðini açýklamaya yöneliktir.30 Ýbn Arabî’de insan-biçimli (antropomorfik) bir tanrý anlayýþý yoktur, ama Chodkiewicz ve Chittick’in deyimiyle tanrý-biçimli (teomorfik) bir insan anlayýþý vardýr.31 Vahdet-i vücûd anlayýþýný yansýtan eser-lerde görülen Ýnsan Haktýr‛ türünden önermelerin, aslýnda bu durumu vurgu­lamaya yönelik olduðu belirtilmekte, buna karþýlýk, insanýn baþta vücûb ve ký-dem olmak üzere, Hak’tan ayrýldýðý yönlere de vurgu yapýlmaktadýr: Hakk’ýn varlýðý kendindendir, þartsýzdýr, fakat insanýn varlýðý Hakk’tandýr ve yaratýlma þartýna baðlýdýr. Bir açýdan her ne kadar Hakk ile mahlûkat ayný sayýlsalar da, sözü edilen bu fark aslî bir farktýr.32

Ýbn Arabî’nin ifâdelerinden anlaþýldýðýna göre, birbirlerine ayna olmalarý bakýmýndan Hakk ile insanýn durumu karþýlýklýdýr: Senin kendini görmende O senin aynandýr, O’nun isimleri ve hükümlerinin zuhûrunun kendisine ait oldu-ðunu görmesinde de sen Onun aynasýsýn.‛33 Bu görüþ, bir açýdan ilâhî sýfatla­rýn, Zât’ýn ne ayný, ne de gayrý olduðunu söyleyen genel Sünnî kabulün dina­mik bir ifâdesi olarak anlaþýlmaya da müsait gözükmektedir.

Ýnsanoðlu bütün ilâhî isimleri topladýðý için, Allah’a ait herhangi bir sýfatý görünür kýlabilme niteliðine sahiptir. Bu isimlerin insandaki tezâhürünün, o insanda dengeli bir þahsiyet ortaya çýkarýp çýkarmayacaðý durumu ise farklý bir konudur. Ancak genel olarak Ýbn Arabî, her insan tekini ilâhî sûrete sahip gör-mese de, her bireyin ilâhî isimlerin tamamýný yansýtma noktasýnda belli bir potansiyel taþýdýðýný kabul etmektedir.34 Þu ifâde, cemiyyetin boyutlarýndan sa­dece insana mahsus olan emânet ve ilmi göstermesi açýsýndan önemlidir: 'Ondan (Âdemi yarattýktan) sonra, Allah Teâlâ ona emânet ettiði þey hakkýnda kendisini idrâk sâhibi kýldý.35

Özetle Ýbn Arabî, insaný zât olarak deðil, ama sýfat ve fiilleri itibariyle Al­laha benzeyen tek varlýk olarak görmektedir.36 Bu durumda ilâhýn ilâh olmasý da ancak kendisine ibâdet edecek varlýðýn (melûh) var olmasýný gerektirmekte­dir bu varlýk da cem‘iyyet niteliðine sahip olan Hz. Âdem(s)’dir. Sonuç olarak tüm ilâhî isimleri toplayan Allah isminin bir tezâhürü olarak Hz. Âdem(s), ayný zamanda en iyi kulluk etme potansiyeline de sahiptir.37 Cem‘iyyet, âlemdeki tüm niteliklerin insan varlýðýnda toplanmýþ olduðunu gösteren temel insânî özelliktir ve Hakk bu sayede en mükemmel biçimde insanda tecellî etmekte-dir.38 Þu hâlde insanýn yeryüzünde tasarruf edebilmesinin varlýk þartý yanýnda, bilgi ve deðer boyutlarýndaki þartý da insanla Allah arasýnda ortak bir zeminin varlýðýný gerektirmektedir ve insanýn ilâhî sûrette yaratýlmasý bu zemini saðla-maktadýr. Þu durumda Ýbn Arabî için insanýn ilâhî olmasý, ilâhî emirleri anla­masý ve uygulamasý için bir zorunluluktur.39

Ýbn Arabî, Hakk’ýn âlemdeki tecellîsiyle Hz. Âdem(s)in cemiyyeti arasýnda da bir irtibat kurarak Hakk’ýn âlemde, týpký Âdem’deki tecellîsi gibi, O’nun istediði miktarda gerçekleþtiðini belirtmektedir.40 Bu konuda Ýbn Arabî’nin kul-landýðý kavramlardan biri de nüsha kavramýdýr. Buna göre insan, iki sûretten oluþan   bir   nüsha  olup,   bunlardan   birincisi   Hakk,   ikincisi   ise  âlemdir.41   Hz. Âdem’in maddî olan zâhirî yapýsý âlem ve onun sûretlerinden, manevî olan bâtýnî yapýsý ise Hakk’ýn sûretidir ve ona ruh üflenmesinden ortaya çýkmakta­dýr.42

Bu görüþler hem varlýðýn ve yaratýlýþýn hedefini, hem de bilinç ve bilgi sa-hibi olan insanýn hilâfetini açýklamaktadýr. Ýnsan bir yandan Allah’ýn isim ve sýfatlarýnýn tamamýnýn tecellî ettiði bir varlýktýr, diðer yandan da âlemin bir minyatürüdür. Âlem de Allah’ýn bütün isim ve sýfatlarýnýn tecellî ettiði bir ay­nadýr. Þu hâlde gerek âlem ve gerekse insan, bir bütün olarak Onun sýfatlarýný yansýtmaktadýr. Kaosu deðil, nizamý esas alan bu görüþ, Ýbn Arabî ve izleyicile­rinde görülen âlemdeki unsurlarla insandaki unsurlar arasýndaki karþýlaþtýrma-lar ve bunlarýn ilâhî isim ve sýfatlara baðlanmasý yoluyla insanla âlem arasýnda bir uyum arayýþýný da ortaya koymaktadýr.43 Ancak insaný bu noktada âlemden ayýran þey manevî varlýðý, bilgi ve bilincinin geliþmeye açýk bir yapýda olmasý­dýr.

Ýnsanýn bilgisinin ilk þekli de Allah’ýn Hz. Âdem(s)e isimleri öðretmesi ola­rak karþýmýza çýkmaktadýr. ‚Allah Âdem’e tüm isimleri öðretti‛ [Bakara 2/31] âyetini   zikreden   Ýbn   Arabî,   Hz.   Âdem‎‎    ‎’in   kendilerini   yüklendiði   isimlerin mânâlarýný ise kendisine veciz söz söyleme yetisi (cevâmiul-kelîm) verilmiþ bu­lunan Hz. Muhammed‎‎(s)in yüklendiðini ifâde etmektedir.44 Bu iki peygamber arasýndaki fark, Hz. Âdem(s)e eþyânýn sadece isimleri öðretilmiþken, Hz. Mu-hammed‎‎‎’in mânâlarýna da vâkýf kýlýnmýþ olmasýdýr. Chittick, Hz. Âdem’e isimlerin öðretilmesi‛ olgusunun varlýklara isim vermeyi de içerdiðine temas ederek âyetin tüm Ýslâm teoloji, antropoloji ve kozmolojisini özetlediðini, Hz. Âdem‎’in ilk günahkâr olmaktan çok ilk peygamber oluþunun öne çýkarýldýðýný belirtmektedir. Bu hususlar ayný zamanda Allah’ýn varlýklara Hz. Âdem(s) önünde secde etmelerini emretme sebepleridir.45 Buna göre âyet, hilâfetle ilgili baþlýk altýnda görüleceði gibi, âlemdeki varlýklarýn insana boyun eðmeleri olgu­sunu da kapsamaktadýr.

Bu noktada, âlemde tasarrufta bulunmanýn, sadece bilgi deðil, deðer boyu-tu da ortaya çýkmaktadýr. Nitekim Aynî, Ýbn Arabî’nin cem‘iyyet kavramý içeri­sinde, insanýn rubûbiyyet ve ubûdiyyeti câmi oluþunu da mütalâa ettiðini belirt-mektedir.46 Boyun eðmeyi içeren ubûdiyyet belli deðerleri gerekli kýlmaktadýr.

Bununla beraber Ýbn Arabî, ilâhî sûrete uygun bir yapýda olmayan insanýn zâhiren insan sûretinde bulunan bir hayvandan ibâret olduðunu söylemiþtir.47 Ýnsaný böyle bir varlýk olmaktan çýkarýp hayvan (canlý) seviyesinde kalmasýna sebep olan temel husus da hevâdýr. Hevâ olmasaydý, insan Ondan baþkasýna ibâdette bulunmayacaktý.48 Bu duruma baðlý olarak Ýbn Arabî, hevâdan kaynak-lanan, örfen ve þeran kötülenen sýfatlardan korunmalarýnýn gerekli olmasý se-bebiyle sadece insan ve cinlerin þerîatlara muhatap olduklarýný ifâde etmiþtir.49 Dolayýsýyla Ýbn Arabî’nin sembolik ifadelerle anlattýðý ve Konuk’un da tekrar tekrar vurguladýðý gibi, her bir insanda Allah’ýn sýfatlarýnýn yansýmalarý bu-lunmakla beraber, ilâhî isimlerin insan-ý kâmil dýþýnda kalan insan teklerindeki denge durumlarý (istî‘dâd), bu yansýmalarý mükemmel bir tarzda aksettirecek bir ahenk içerisinde deðildir.

Bu noktada anahtar kavramlardan biri de istî‘dâd kavramýdýr. Ýbn Arabî, Hakk’ýn, varlýðýn ezelî istî‘dâdýna göre her varlýkta tecellî ettiði görüþündedir. Bu durum yukarýdan bakýldýðýnda tecellînin, aþaðýdan bakýldýðýnda istî‘dâdýn zâtî olan teklik boyutunu temsil etmektedir. Bir de isimlere baðlý olan (esmâî) çokluða dönük, yani varlýk ve insan teklerinde gittikçe çoðalmakta olan boyutu vardýr.50 Ýbn Arabî, yukarýdaki görüþlerine uygun olarak Allah’ýn tüm ahlâkî niteliðe sahip sýfatlarýný âlemde tezâhür ettirebilecek gerekli yatkýnlýða (istî‘dâd) sahip olan tek varlýðýn insan-ý kâmil olduðunu düþünmektedir.51 Ýbn Arabî’nin pek çok kavram gibi istî‘dâd kavramýna da evrensel bir anlam yüklediði, insânî istî‘dâdlarla diðer varlýklara ait istî‘dâdlarý bu evrensel istî‘dâdýn birer izdüþü­mü olarak gördüðü anlaþýlmaktadýr.

Gerek varlýklar ve gerekse insana ait olan istî‘dâdýn bir boyutu da kendisi için iyi/güzel/temiz (tayyib) ve kötüyü/çirkini/temiz olmayaný (habîs) ayýrd etme niteliðidir.52 Ýbn Arabî düþüncesi açýsýndan, yaratýlýþtaki Rahmâniyyet ve Rahîmiyyetin bir yansýmasý olarak anlaþýlabilecek olan bu durum, seçme hak-kýna sahip olan insanýn hata yapma sebeplerinden biridir. Ancak istî‘dâdlarýn aldanýþa nasýl yol açabildiðinin anlaþýlmasý için genel zaaf noktalarý tesbit edilmelidir.

Ýbn Arabî, Ýblîsin Önlerinden, arkalarýndan, saðlarýndan, sollarýndan yaklaþa-caðý‛ný belirterek *Â’râf 7/17+ Âdem oðullarýný aldatacaðýný söylediði dört yön-den söz etmekte, burada her yöne mahsus ilimleri de ricâlü’l-gaybdan sayýlarý dört olan evtâdýn mertebeleri sadedinde saymaktadýr.53 Bu dört yönün korun-masýnda evtâdýn görevleri de Allah’ýn Hayy, Alîm, Kadir ve Mürîd isimlerine karþýlýk gelmekte, bu isimlerle sýfatlanan evtâd da Albülhayy, Abdülalîm, Abdülkadir ve Abdülmürîd isimlerini almaktadýr.54 Her ne kadar bu görüþler ilk bakýþta makrokozmoz anlamýndaki âlemin korunmasýndan ibâret gibi görü­nüyorsa da, büyük (evren) ve küçük (insan) olmak üzere iki âlemin bütünlüðü açýsýndan bakýldýðýnda Ýbn Arabî, Ýblîs’in Âdemoðullarýný aldatma konusunda dört boþluktan söz etmiþ olmaktadýr. Bu dört boþluk hayat, bilgi, kudret ve irâdedir.

Ýnsânî hatalara genel bir bakýþ, sayýlan tüm bu hususlarda insanýn aldana-bileceðini gösterecektir. Bilgisizlik kadar, bilgiye götüren merak da insanýn ayaðýný kaydýrabilmektedir. Ýnsan, kendisine verilen kudretin sona ermeyeceðini sanarak hataya düþebilmektedir. Ýrâde özgürlüðü insanýn mutlak özgür olduðu yanýlgýsýna ve irâde zayýflýðý da günaha düþürebilmektedir. Nitekim Hz. Âdem(s) de hayatýnýn sona ermemesi vaadi karþýsýnda aldanmýþ *Â’râf 7/20-21; Tâhâ 20/120+, bu yanlýþ bilgi sonucunda irâde ve kudretini yanlýþ yönde kullanarak hataya düþmüþtür. Bu da insanýn günah karþýsýndaki aceleciliðinin ilk örneðidir. Öte yandan kendisine yasaðý çiðnemesi halinde yorgunluk çek-mek zorunda kalacaðý söylendiðinden *Tâhâ 20/117-119], sonuca duyduðu me­rak da onu hataya teþvik etmiþ olabilir. Görüldüðü gibi Ýbn Arabî, Hz. Âdem‎‎     ‎’in zâtýnda insanýn genel zaaflarýný ortaya koyarken hareket noktasý olarak aldýðý bilgi ve keþifler, âyetler ve insânî gerçeklerle temellendirilebilecek niteliktedir.

Fütûhâtta sayýlan ilimlerin de bu dört temel aldanýþ hususuyla (hayat, ilim, kudret, irâde) irtibatlý olduðu görülmektedir.55 Bu açýdan bakýldýðýnda Ýbn Arabî, deðer temeline dayalý tasavvufî terbiye açýsýndan insanýn aldanýþ yollarýný ka-patmayý ve bu ilimler yoluyla insan-ý kâmil olmanýn yollarýný göstermeyi hedef­lemektedir.

Ýnsan bilgisinin bir yönü de, yukarýda iyiliði tercih noktasýnda tesbit edilen Rahmâniyyet ve Rahîmiyyet’in bir tecellîsi olarak yanlýþ yaptýðýný fark edebil-mesidir. Yukarýda da görüldüðü gibi insan kendisine verilen yaþama (hayat), bilgi, merak ve öðrenme isteði (ilim), eylem ve üretme (kudret), isteme ve özgür-lükten (irâde) ibâret olan dört temel özelliðine baðlý olarak hem özgür, hem de sorumlu olan, bu özgürlüðünü kullanýrken hata yapabilen tek varlýktýr. Ýbn Arabî, ‚Âdemîler‛ dediði insanýn tevbe usûllerini îtirâf ve duâ olarak takdim etmekte, bu çerçevede îtirâfla ârif arasýnda bir iliþki kurmaktadýr.56 Îtirâf kavra­mý bu çerçevede ele alýndýðý zaman, ayýrt edici bir nitelik olarak hatanýn farkýna varmayý ve bunu kabullenmeyi, duâ ise hatanýn affý ve telâfîsine yönelik adýmý içermektedir.

Hz. Âdem‎‎     ‎’in, hata yapýnca Allah’tan kelimeler almasý *Bakara 2/37+, bir yandan Ona nasýl duâ edileceðini öðrenmesi anlamýna gelirken, Ýbn Arabî’nin ilâhî isimler teorisi açýsýndan bakýldýðýnda, tevbenin kabul edilmesi ve günahla­rýn baðýþlanmasýna yönelik ilâhî isimlerin görünür âleme çýkmasý þeklinde de anlaþýlabilir. Çünkü Hz. Âdem‎‎    ‎’in tüm ilâhî isimleri toplar biçimde yaratýlma-(s)sý, Tevvâb, Afüvv, Gafûr, Gaffâr gibi ilâhî isimlerin tezâhürünü de gerekli kýlmak-ta, nitekim Ýbn Arabî, tevbeyle ilgili açýklamalarýnda bu isimlere de yer vermek-tedir.57 Dolayýsýyla Allah’ýn tevbeleri kabul, af ve maðfiret gibi fiillerini gösteren isim ve sýfatlarýnýn ortaya çýkmasýný saðlayan varlýk da Hz. Âdem’dir(s).

Ýnsanýn cemiyyet niteliði, insan dýþý varlýklarla mukayesesinde de ortaya çýkmaktadýr. Meleklerin belli makamlara sahip olduklarýný söyleyen âyeti Ýbn Arabî, taþlar, madenler, bitki ve hayvanlar da dahil olmak üzere, insan dýþýnda­ki tüm varlýklarýn, belli ilâhî isimlerin tecellîgâhý olmalarýyla açýklamakta,58 meleklerin bile ‚insan-ý kebîr‛ adýný taþýyan âlemdeki sûretlerin bazý güçlerin-den yaratýldýðýný ifâde etmektedir.59 Bu yaklaþým, onun insânî kuvvetlerle me­lekler arasýnda zaman zaman aynîleþmeye varan bir yakýnlýk gördüðünü ortaya koymaktadýr. Ýlâhî isimlerin belirli cüzlerinden yaratýlmýþ bulunan melekler, Hz. Âdemdeki(s) cemiyyeti göremedikleri için, onun yaratýlýþýna itiraz etmiþler-dir. Oysa onda, meleklerin bilmediði ilâhî isimler de tecellî etmektedir.60 Ýblîs de onun bu temel niteliðini görememiþ ve kibirlenmiþtir.61 Ýblis’in yapýsýndaki ateþ ve havanýn kibirle, Âdemin hammaddesindeki topraðýn da tevâzû ile iliþ-kilendirilmesi dikkat çekicidir.62

 

b. Cemiyyetle Berzahiyyetin Arakesiti Olarak Yedân Kavramý

Ýbn Arabî, insanýn varlýðýnda gördüðü temel niteliði belirlemek için kullandýðý cem‘iyyet kavramýný, ‚iki el‛ anlamýna gelen yedân adý altýnda ikili kavramlar dizisi çevresinde açýklamaktadýr. Hz. Âdem’e(s) secde etmeyen Ýblîs’i tekdir sadedinde geçen Ýki elimle yarattýðým þeye secde etmekten seni alýkoyan nedir? *Sâd 38/75+ âyetindeki iki el (yedeyy/yedân)‛ kelimesini kavramlaþtýrarak derin anlamlarýný ortaya koymaya giriþmiþtir. Ona göre Hakk’ýn iki eliyle yaratýlma mazhariyetine eren insan dýþýndaki tüm varlýklar O’nun tek eliyle yaratýlmýþ-týr.63 Kavram bir yönüyle cemiyyet, diðer yönüyle de berzahiyyet kavramýyla irtibatlý olarak Ýbn Arabî’nin varlýk ve insan düþüncesiyle ilgili görüþleri ara­sýnda merkezî bir konuma sahiptir.

Yedân kavramýndaki anlam çiftlerinden biri sonluluk (emed) ve sonsuzluk­tur (ebed).64 Bununla beraber Ýbn Arabî, âlemi tamamlayan insaný hem hâdis, hem de kadîm boyuta sahip olarak görmektedir.65 Ýbn Arabî þârihlerinden Kâþânî, yedân kavramýna, paralel bir tarzda vücûb ve imkân anlamlarýný yükler-ken varlýk boyutuna iþâret etmektedir. Öte yandan ilâhî isimlerin etkin (fâil) ve edilgin (kābil) olanlarýnýn insanda  bir araya geldiðini ifâde ederken, insanýn etkin ve edilgin yönlerine açýklama getirmekte,66 bu iki yön lâhûtîlik ve nâsûtîlik þeklinde de ayrýma tâbî tutulmaktadýr.67 Hakka ve insanýn ilâhî yönüne lâhût, halka ve insanýn maddî yönüne de nâsût denmektedir.68 Ýbn Arabî Topraktan bir insan yaratacaðým‛ *Sâd 38/71+ ve Ona ruhumdan üflediðimde secdeye kapaný-nýz.‛ *Hicr 15/29+ âyetlerini peþ peþe zikrederek yedân kavramýný açýklamaya giriþmekle,69 insanýn zâhirdeki yaratýlýþ sürecinin maddî boyutuna iþâret etmiþ­tir. Varlýklarýn Hz. Âdeme(s) secde etmeleri emri, ruhun üflenmesinden, dolayý­sýyla ilâhî nefesi kabul etmesinden sonra verilmiþtir. Bu durumda yedân kavra­mýnýn hem görünür ve görünmez âlemleri, hem de ilâhî nefesi ifâde ettiði anla­þýlmaktadýr. Kavramýn lâhûtî yöne bakan tenzîh ve nâsûtî yöne bakan teþbîh gibi boyutlarý da vardýr.70

Fusûsta yedân kavramý bir yönüyle zâhir-bâtýn kavramlarýyla, diðer yönüy-le cemâlî ve celâlî sýfatlarla da açýklanmaktadýr. Bu durumda, melekler, þeytan, cinler gibi bir takým varlýklarýn bâtýn, âlemdeki görünen, maden, bitki, hayvan gibi varlýklarýn da zâhir olmalarýna karþýlýk insan maddî yönüyle zâhir, manevî yönüyle bâtýndýr ve bu yapýsý da doðrudan doðruya Allah isminin mazharý olmasýna baðlý olan ve yedân kavramýyla açýklanan cemiyyetini göstermekte-dir.71

Cemâlî isimlerin Hakkla yakýnlýk (kurb), uyum, uygunluk, bütünlük, ayný­lýk ve bilinç doðrultusunda iliþkisine karþýlýk, celâlî isimlerin uzaklýk (bu‘d), uyuþmazlýk, dengesizlik, parça, farklýlýk ve farkýnda olamama ya da cehâlet durumlarýyla alâkalý olduðu ifâde edilmektedir.72 Ancak bu noktada kavramýn, insanda tamamýyla teþekkül eden ve onun yeryüzündeki halîfeliðini açýklayan baþka bir boyutu fark edilmektedir. Hakk’a ubûdiyyet yönüyle teslim olan in-san, rubûbiyyet yönüyle âlemde tasarrufta bulunurken, âlem de ubûdiyyet yönüyle ona boyun eðmektedir.73 Bu açýdan bakýldýðýnda rubûbiyyet de ubûdiyyet de hem celâlî, hem de cemâlî boyutlarýyla karþýmýza çýkmaktadýr. Diðer yandan Ýbn Arabî, insanýn beþer olarak isimlendirilmesini, bu her iki bo­yutla da temas hâlinde olmasýyla açýklamaktadýr.74 Þu halde, yukarýda insan-ý hayvaný deðil de insan-ý kâmili temel insan prototipine uygun gördüðünü be-lirtmiþ olduðumuz Ýbn Arabî’ye göre insan, dünyâya kendi varlýðýndaki ilâhî sûreti görünür kýlma potansiyeline sahip olarak gelmekte, fakat gerçek maka-mýna, dünyâ hayatýnda bu potansiyeli iþler hale getirebilme noktasýndaki baþrýsý oranýnda öldükten sonra kavuþmaktadýr. Buna baðlý olarak, insanýn ölüm sonrasýndaki makamýnýn bir melek, bitki, hayvan ya da maden makamý olabil-mesi  de  muhtemeldir.75

Ýnsanýn halîfe olmasýnýn temel sebebi de yedân kavramýyla açýklanan bu cem‘iyyet niteliðidir.76 En azýndan Allah’ýn kahrediciliði gibi celâlî, affediciliði gibi cemâlî sýfatlarýyla, yeryüzündeki tedbîrini ortaya koyan rubûbiyetin insan eliyle gerçekleþtirilmesi, insanýn varlýðýyla görünür hâle gelmiþtir. Ýbn Arabî, bu durumu açýklarken, Fusûstaki bir þiirde insanýn akýl ve îmân baðýyla baðlý ol-duðunu ifâde etmektedir.77 Bu da yeryüzündeki tasarrufun deðer boyutunu ortaya koymaktadýr.

Maddî yapýsý açýsýndan bakýldýðýnda Hz. Âdem(s), ‚dört unsur‛ denen maddî unsurlarý da varlýðýnda toplayan bir yapýya sahiptir. Bu unsurlarýn onda toplanmýþ olmasý da onun çift yönlü tabiatýnýn bir baþka boyutunu açýklamak-tadýr. Ýbn Arabî’ye göre Allah Âdem’e(s) ruhundan üflemiþ, gerçekte nûrânî olan ruh, Âdemin yapýsýndaki suyun rutûbeti yüzünden ateþe dönüþmüþtür.78

Dolayýsýyla insan, tabiî deðil, unsûrî yaratýlýþý sebebiyle nûrî deðil, nârî bir tabi­ata sahiptir.

Bunu þöyle açýklamak mümkündür. Ýbn Arabî, ateþin sýcak olmasýna karþý­lýk, nûru ya da ýþýðý soðuk olarak kabul etmektedir. Ona göre tabiî yaratýlýþ da sadece nurdan yani tek bir unsurdan yaratýlýþtýr. Oysa Âdemin yaratýlýþý tek bir unsurdan deðil, dört unsurdandýr ve bu sebeple onda sýcak bir tabiat vardýr. Ýbn Arabî’nin, bu duruma canlý bir bedenin ve nefesin sýcaklýðý gibi hususlarla açýklama getirdiði anlaþýlmaktadýr. Böylelikle Ýbn Arabî metafizik bir temele dayandýrdýðý yaratýlýþ sürecindeki metafizikle fizik alanýn kesiþme noktasýnda fizikî açýklamalara da baþvurmaktadýr. Ruhun hava unsurunun bir görünümü olan nefese, nefesin de canlýlýðýn temelini oluþturan suyla birleþerek madde âlemindeki   temel   niteliði   sýcaklýk   olan   canlýlýða   dönüþmesi,   Hz.   Âdem‎‎’in maddî ve manevî unsurlarý da birleþtiren yapýsýný ortaya koymaktadýr. Dolayý­sýyla Ýbn Arabî, insan yaratýlýþýný açýklamak için dönemindeki fizikî bilimlerden de istifade etmektedir.

Ancak þunu belirtmek gerekir ki Ýbn Arabî’nin görüþleri sürekli olarak me-tafizikle fiziðin birlikte ele alýnmasý esasýna dayanmaktadýr ve temelde Hakk kavramý çerçevesinde metafizik bulunmaktadýr. Hakk kavramý da hiçbir belir-lenimi olmayan (lâ-taayyün) ve sadece mutlak iyiye dönük olan Zât ile âlemle iliþki içinde olan, rubûbiyyeti temsil eden isim, sýfat ve fiiller olmak üzere iki boyuta ayrýlmaktadýr.79

Yedân ifâdesinin bir yönü de, Âdem için unsurlardan meydana gelmeye baðlý olarak bölünme ve çoðalmanýn zorunlu olmasýdýr. Nitekim Ýbn Arabî, yasak aðaç (þecer) kavramýyla dallanýp budaklanma ya da bölünme (teþâcür) arasýnda bir irtibat kurmaktadýr.80 Çoðalma teklikten uzaklaþýp çokluða doðru gidiþi ifâde etmektedir. Bu durumda Ýbn Arabî, Hz. Âdem‎‎’in yapý ve yaratýlýþýnýn çoðalmaya doðru oluþunu, teklikten uzaklaþmasýna baðlý olarak istikametinin de aþaðý doðru olduðu sonucuna ulaþmaktadýr. Buna göre Hz. Âdem‎‎‎’in iþlediði hata, sadece bir hata olmaktan çok onun yönünün bir gereðidir. Ço-ðalmanýn insan katmanýndaki ilk belirtisi Havvâ’nýn Hz. Âdem’den(s) yaratýl-masýdýr. Þu halde baþlangýçta eril ve diþil nitelikler, Hz. Âdem‎‎    ‎’in yaratýldýðý ilk durumdaki yapýsýnda toplanmýþken, ondan Havvâ’nýn yaratýlmasýyla eril nitelikler Hz. Âdemde(s) kalmýþ, diþil nitelikler Havvâ’ya geçmiþtir.81 Ýlk hata­nýn iþlenmesi de bu cinsel farklýlýklarýn ortaya çýkmasýný saðlamýþ, böylelikle bölünme ve çoðalma yeni bir boyut kazanmýþtýr.

Öte yandan çoðalma eðilimi, insan-ý kâmilin potansiyelinin geniþliðini de göstermektedir.82 Bu durumda Hz. Âdem(s), karþýmýza baþlangýçta varlýðýnda çift cinsiyetin toplanmýþ olduðu bir varlýk olarak çýkmakta, diþil unsurlarý Havvâ’ya aktarýlýnca yeni ve baþka bir kimlik kazanmýþ olmaktadýr. Nitekim Ýbn Arabî Ey insanlar! Sizi bir nefisten yaratan, ondan da eþini yaratan ve her ikisin-den de (yeryüzüne) pek çok kadýn ve erkeði yayan Rabbinize karþý gelmekten sakýnýn*Nisâ 4/1+ âyetinin ilk cümleciði ýþýðýnda bu çift-cinsiyetliliðe iþâret etmekte-dir.83 Bu durumda Hz. Âdem(s), baþlangýçta zýtlarý birleþtirme (cem‘ül-ezdâd) niteliðine sahipken sonradan bölünmüþtür. Zýtlarýn birleþtirilmesi insan-ý kâmi­lin de özelliðidir. Ancak onun bu duruma zýt bir baþka özelliði de, vücûdun çoðalmasýna paralel bir biçimde çoðalma ve yayýlmasýdýr. Ýlk hata, bu çoðalma ve yayýlma için de gereklidir. Bu durumda yapýsýnda hata yapma potansiyeli de bulunan Hz. Âdem‎’in ilk hatayý iþlemesi, hilâfetle ilgili baþlýk altýnda ele alýnacaðý gibi kaçýnýlmaz bir durumdur.

Öte yandan Ýbn Arabî, eþi Havvâ’nýn Hz. Âdemden(s) yaratýlýþýna temas ederken, göðsünde Havvâ’dan boþalan yere Havvâ’ya karþý arzunun doldurul-duðunu, Havvâ’nýn da kendisinden yaratýldýðý Âdeme sevgi duyduðunu ifâde etmekte,84 bu durumu Hakk’ýn yarattýðý âleme, Âdemin de kendisinden yaratý-lan Havvâ’ya karþý sevgisiyle (hubb) açýklamaktadýr.85 Ýlk bakýþta kadýnla erkeðin birbirine düþkünlüðünü anlatmaya yönelik gözüken bu örnekten Ýbn Arabî, son tahlilde Rabbin de yarattýklarýna sevgi duymasýný çýkarmaktadýr. Yaratma ve çokluk sevgiyle iç içedir ve âlemin temelinde de sevgi vardýr. Tüm bunlar bir arada düþünüldüðünde, Ýbn Arabî’deki insan felsefesinin varlýk düþüncesiy-le sýký iliþkisiyle varlýk ve varoluþun temelinde sevgiyi gören iyimser bakýþý ortaya çýkmaktadýr.

Ýlk günaha bilinç açýsýndan bakan Muhammed Ýkbâl, bunun bir bilinç türü deðiþimi olduðunu  belirtmektedir. Buna göre  Hz. Âdem‎‎    ‎’in hatasý, insanýn doðal duygu ve ihtiyaçlarýnýn ilkel durumundan çýkýp, þüphe ve isyan etmeye muktedir hür bir irâdeye yükseliþe götüren bir yoldur.86 Chittick de Ýbn Ara-bî’nin, insan türüne eksiklik (imperfection) ve hayvanlýðýn (animality) zamanla hâkim karakterler olmaya baþladýðý görüþüne yer vermektedir.87 Bu çerçevede insanýn akýl ve tabiî þehvet arasýnda yaratýlmasý da bir baþka ikili durumdur. Bu noktada Ýbn Arabî, insaný dünyâya baðlayan, duyularla algýlanabilen (hissî) yönü ile ölüm ötesinin tefekkürüne imkân saðlayacak tefekkür gücünü de (kuv-ve-i müfekkire) içeren aklî kuvvetleri hatýrlatmaktadýr.88 Hatta berzahiyyetle ilgili baþlýk altýnda görüleceði gibi, celâlî ve cemâlî tecellîlerin görünümü olan tüm zýt duygu ve hâller de yedân kavramýnýn kapsamý içerisinde mütâlaa edilebilir.

 

2. Hz. Âdem’in Âlemdeki Merkezî Konumu Olarak Berzahiyyet

Ýbn Arabî nazarýnda Hz. Âdem’in cem‘iyyet niteliðiyle iç içe olan ve bu nitelikten doðan ilk önemli özelliði berzahiyyettir.89 Ýbn Arabî, Ýlâhî Hazret’in bâtýn, zâhir ve vasattan oluþan üç mertebesinden vasat noktasýný, bâtýnla zâhiri birleþ­tiren berzah‛ diye adlandýrmaktadýr.90 Cemiyyet kavramýyla iliþkisi noktasýnda yedân kavramýyla da sýký sýkýya iliþkili olan berzahiyyet, insanýn bâtýnî yönüyle Hakk, zâhirî yölüyle de halk âlemine mensub olmasý þeklinde açýklanmakta-dýr.91 Ancak insanýn vâcib olmasý þeklinde anlaþýlabilen Hakk âlemine mensûb oluþu durumu, yukarýda da görüldüðü gibi, insanýn tanrýlaþtýrýlmasý anlamýnda deðil, insanýn vâcib olmasýnýn Hakka baðlý olduðu þeklinde ele alýnmaktadýr. Bu durum, gerçek insan olarak görülen insan-ý kâmil için geçerlidir.92 Ýbn Ara-bî’nin insan-ý kâmili temsil eden Hz. Âdem(s)in mekânýný iki denizin birleþtiði yer (mecmeul-bahreyn) yer olarak nitelemesi de berzahiyyet niteliðine iþâret etmektedir.93

Özetle insan, zorunlu varlýk olma (vücûb) ile zorunsuzluk (imkân), ezeliyetle (kýdem) sonradan var edilmiþlik (hudûs), lâhût ile nâsût, mânâ ile madde arasýnda bir berzah konumundadýr. Dolayýsýyla insanýn berzahiyyeti, iki âlem arasýnda bulunmakla açýklanabilir. Ýnsan, gayb âlemiyle þehâdet âlemi arasýnda ve fakat Allah’ýn sûretinde yaratýlmýþ olmasý itibariyle de her iki âleme vâkýf olabilen tek varlýktýr. Hatta tek bir nefisten yaratýldýktan sonra gerek sayý anla-mýnda miktar ve gerekse istî‘dâdlar anlamýnda nitelik bakýmýndan çoðalmýþ olan insanýn hem vahdet, hem de kesret sahibi olduðu da ifâde edilmektedir.94

Berzahiyyeti açýklayan en dikkat çekici kavram nefis kavramýdýr. Allah’ýn çamura ruh üflediðinde, her iki yönün niteliklerini taþýyan hayalî bir gerçeklik veya bir berzah olarak oluþan nefis, ýþýk ile karanlýk, bilme ile cehalet, akýl ile akýlsýzlýk, uyanýklýk ile uyku, güç ile güçsüzlük, mükemmellik ile eksiklik arasýndadýr.95 Ýbn Arabî, bu çerçevede nefsi, kendisinden önce konuya deðer teme­linde yaklaþan sûfîlerin görüþlerine ek olarak, mânâ ve madde, aydýnlýk ve ka-ranlýk olan her iki yönü birleþtirmesinden dolayý berzah olmakla nitelemektedir. Bu ikili yapý insan duygu ve düþünce dünyasýný da içermektedir: Ýnsandaki her bir duygu ve hâl, Allah’ýn bir isim ya da sýfatýnýn bir yansýmasýdýr. Allah’ýn gazab sýfatý insandaki heybet gibi hâllerle korku (havf) gibi duygulara, rýzâ sýfatý ise üns gibi hâllerle ümit (recâ) gibi duygulara temel oluþturmaktadýr.96 Bu yö-nüyle nefis, ayný zamanda insan-ý kâmil seviyesine doðru bir yükseliþ imkânýný da içinde taþýmaktadýr.97 Ýnsanýn hata yapmasý da bu zýtlýklar arasýnda yaptýðý hatalý tercihlerle açýklanabilir.

Ýbn Arabî, insan-ý kâmilin temsil ettiði insânî latîfe olan nefs-i nâtýkanýn ay­dýnlýða ve karanlýða bakan iki yüzü olduðunu belirtirken de berzah kavramýna baþvurmaktadýr.98 Nitekim insaný ‚hayvan-ý nâtýk‛ olarak tanýmlamayý eksik bulan Ýbn Arabî, insan-ý kâmilin mertebesini nefs-i nâtýka olarak nitelemekte-dir.99 Chittickin nefisle ilgili tesbitleri ýþýðýnda bakýldýðýnda, insan-ý kâmil nef­sin aydýnlýk, insan-ý hayvan ise karanlýk yanýna karþýlýk gelmekte ya da insan, nefsin kendisine yakýn yönüne göre insan-ý kâmil ya da insan-ý hayvân olmakta­dýr.

Ancak Ýbn Arabî’nin Hz. Âdem(s)in, âlemler arasýndaki bu konumunu ele alýrken, onu bir kriz varlýðý ya da çift kutuplu bir varlýk olmaktan kaynaklanan trajik bir konuma hapsetmediðini de belirtmek gerekir.100 Nefis kavramýna verdiði iyimser anlamýn da belirleyiciliði hesaba katýlmak kaydýyla Ýbn Arabî’nin Hz. Âdem(s) zâtýnda berzahiyyetten anladýðý þey, insanýn iki farklý âlem ya da konum arasýnda sýkýþýp kalmýþlýðý deðildir. Belki insan-ý hayvan dediði insan tipi için böyle bir trajik konumu kabul ettiði düþünülse bile Ýbn Arabî, temel ilke olarak varlýk ve yaratýlýþa karþý iyimser bir bakýþa sahiptir. O, zýtlarý birleþtir-menin insana güç kazandýrdýðýna, hatta insan-ý kâmil olmanýn yolunun zýtlarý birleþtirmekten geçtiðine inanmaktadýr.101

Berzah kavramýna geniþ bir mânâ yelpazesi içinde bakan Ýbn Arabî’nin, insanýn berzahiyyetine insan-ý kâmil ile insan-ý hayvân arasýndaki farka baka­rak deðiþik anlamlar verdiði de kabul edilebilir. Ýnsan-ý kâmil, mânâ âlemi ile madde âlemi, lâhût ile nâsût arasýnda bir konumdayken, insan-ý hayvan iç dünyâsýyla dýþ dünyâsý arasýnda sýkýþýp kalmýþtýr. Dolayýsýyla Ýbn Arabî’ye göre bir denge ve uyum varlýðý olan insan-ý kâmilin aksine, iç çeliþkileri sebebiyle insan-ý hayvânýn trajik bir konumda görülmesi uzak bir ihtimal deðildir.102 Ýn-san varlýðýndaki rubûbiyyet ve ubûdiyyetin izdüþümü olan bu zýt durumlar, mo-dern dünyâda insanýn ait olma ve birey olma özellikleri olarak tarif edilen gö-rünürdeki niteliklerinin de temelidir. Bu noktada insan hem iç dünyâsýyla (enfüs) dýþ dünyâsý (âfâk), hem de kendi içinde de zýt duygular, çeliþki ve çatýþ­malar yaþayabilmektedir. Ýnsan-ý kâmil seviyesine ulaþamamýþ, yükseliþ kat-manlarýndaki insan için Allah’ýn bir isim ya da sýfatýnýn yansýmasý olan her bir hâl ve duygunun zýddýyla dengelenmesi durumu, genelde tasavvuf, özelde Ýbn Arabî düþüncesi açýsýndan gereklilik arz etmektedir.

Bununla beraber her iki insan türü de, tüm insanlarda ve âlemde ortak nokta olmak kaydýyla rubûbiyyetle ubûdiyyet, celâl ile cemâl arasýndadýr. Yal­nýz, sýradan insanda rubûbiyyet vu ubûdiyyetin irâdeye baðlý olmasý durumu bir farktýr. Bu berzahiyyet, insanýn bilgisini de açýklamaktadýr. Ýnsan bir zýtlýk-lar toplamý olduðundan, Allah dýþýnda, her þeyi zýddýyla bilen tek varlýktýr. Dolayýsýyla berzahiyyet, onun bilgisini ve bilgi edinme biçimlerini de kapsa­maktadýr.103 Bilinç bakýmýndan en yüksek berraklýk seviyesi, görünür âlemdeki ilk örneði Hz. Âdem(s) olan, yeryüzünde Allah’ýn ilmini temsil eden insan-ý kâ-mildir.104 Ancak bilgiyi yasak ve sýnýrlamanýn izlemesi, bilginin deðerler sistemi emrinde kullanýlmasý gereðine iþâret etmekte, bu noktada bilgi deðerle birleþ-mektedir.105 Nefsin sayýlan özellikleri yüzünden sýradan insanýn bilgisi zan, þübhe, nazar, bilgisizlik, gaflet ve unutkanlýk gibi eksiklikler taþýmakta ve de­ðerden kopmaktadýr.106 Bu eksiklikler hilâfet bahsinde temas edilecek deðiþim ve geliþim süreciyle giderilmelidir.

 

3. Hz. Âdem’in Hakk-Âlem Ýliþkisindeki Temel Ýþlevi Olarak Hilâfet

Hz. Âdem(s)in cemiyyet niteliðine baðlý olan ve berzahiyyet niteliðiyle de sýký sýkýya iliþkili temel niteliklerinden biri de hilâfettir.107 Ýbn Arabî ve izleyicilerinin insanýn hilâfeti üzerinde durmalarý sebebiyle halîfe kavramýný tasavvufun temel kavramlarýndan bir haline getirdiði bilinmektedir.108 Ýbn Arabî, insan-ý kâmilin hilâfet ünvanýna cemiyyet niteliðinden dolayý sahip olduðunu açýkça ifâde et­miþtir.109 Hilâfete lâyýk olmak ancak yaratýlýþtaki bu sûrete baðlýdýr. Hem Hakk, hem de halk âleminin bir nüshasý ve her iki âlemin de bir özeti olan insan, bu sûreti sayesinde hilâfete, tasarruf yetkisine ve insâniyyet ismine nâil olmuþ-tur.110 Bu nitelik, onun âlemle iliþkisi ve âlem üzerindeki tasarrufu yanýnda, Tanrý-âlem ve Hakk-halk iliþkisini de açýklamaktadýr.111

Ýbn Arabî, bu durumu Allah’ýn insaný âlemin gözbebeði olarak yaratmasýyla açýklamaktadýr. Dolayýsýyla insanýn varlýk sebebiyle âlemin yaratýlýþ sebebini birleþtiren varlýk düþüncesi ortaya çýkmaktadýr. Ýnsan-ý kâmil, Allah’ý tüm þübhelerin ötesinde bilmektedir. Ýbn Arabî’nin cümleleriyle söylemek gerekirse Gözbebeðinin (bedenî) göze nisbeti ne ise, onun Allaha nisbeti odur ve Allah onun-la yaratýklarýný seyretmekte ve onlara rahmet etmektedir.112 Rahmet kavramý, âleme insanýn varlýðý sebebiyle varlýk bahþedilmesi, dolayýsýyla insan-ý kâmilin Hakk’ý hakkýyla bilen tek varlýk olmasýna baðlý olarak, âlemin insan sayesinde ve insan için yaratýldýðý þeklinde açýklanmaktadýr.113 Ýbn Arabî’nin, yaratýlýþ amacýný açýklarken konuyu bilgiyle iliþkilendirmesi, insanýn hem âlem, hem de kendi konumu hakkýnda bilinç sahip olan tek varlýk olmasýyla da alâkalýdýr.114 Afîfî, buradan, insanýn yok olmasýyla âlemin de varoluþ anlamýný yitirerek yok olaca­ðýný çýkarmaktadýr.115

Ýbn Arabî’nin insanla ilgili bir baþka nitelemesi de cilâ ve ayna benzetmesi-dir.116 Izutsu, insanýn, bu cilâsýz aynanýn aslî cilâsý olarak yaratýlmýþ oluþu nok-tasýnda, cilâyý bilinç olarak yorumlamaktadýr. Âlemin kendisine ait bir bilinci yoktur. Bilinç, ancak insan sayesinde fark edilebilir hâle gelmektedir. Bilinçle ruh arasýndaki iliþki, Ýbn Arabî’nin insaný hem cilâ, hem de ruh olarak tasvîr ediþinde ortaya çýkmaktadýr. Buna göre hilâfet ancak bilinç sahibi bir varlýðýn görevi olabilir. Bu çerçevede bilinç, Hakk sûretinin insandaki görünümlerinden biridir. Dolayýsýyla aynanýn, yani beþerî þuurun Hakk’ý yansýtacak parlaklýða ulaþmasý da temizlenmesiyle, yani kiþinin ehass (seçkin) seviyesine ulaþmasýyla mümkündür.117

Ýnsanýn hilâfeti çerçevesinde, Hakk’ýn âlemde insan yoluyla tasarruf ediþini açýklayan en güzel benzetme yüzüktaþý (fass) benzetmesidir.118 Yüzüktaþýnýn, padiþah adýna mühür olarak kullanýlmasýna telmihte bulunan Ýbn Arabî, bu benzetme yoluyla insanýn hilâfetine vurgu yapmaktadýr. Buna göre Hakk, ken­di Zâtî tasarruflarýndan baþka, yüzüktaþý olarak yarattýðý insan yoluyla da âlem üzerinde tasarrufta bulunmaktadýr.

Ýbn Arabî’nin düþüncesinde insan bu nitelikleriyle sadece âlemin yaratýlýþý sebebi olmakla kalmamakta, ayný zamanda koruyucusu ve destekleyicisi ko­numuna da yükselmektedir.119 Ýbn Arabî, insaný ‚âlemin ruhu‛ olarak da tarif etmektedir.120 Bu noktada insanýn âlemin gözbebeði olmasýyla, âleme can ver-mesi durumlarý birleþmektedir.121 Bu durumda insan, cemiyyetinden beslenen berzahiyyet yönüyle ilâhî lütuflarýn âleme aksettiði bir ara konuma sâhip olma­sý bakýmýndan da hilâfeti hak etmektedir. Ýnsanýn âlemin rûhu olmasý, âlemin hem insanla anlam kazanmasýný, hem âlemde insanýn tasarruflarda bulunmasý­ný ifâde etmektedir.

Ýbn Arabî, yeryüzüne iniþin de aslýnda cezâlandýrma için deðil, hilâfetin gerçekleþmesi için olduðunu net olarak ifâde etmektedir. Bu iniþte Hz. Âdem(s)’in maddî aslýna dönüþü kadar, Ýblîs’in yere iniþinin asla dönüþle bir ilgisi olmadýðýný da vurgulamýþtýr.122 Þu durumda insan, halîfelik görevini yeri­ne getirirken kendi hammaddesi üzerinde durmakta, tüm maddî verimlerini de kendi hammaddesi olan topraktan elde etmektedir. Baþka bir açýdan bakýldýðýnda Ýbn Arabî, sefer temeline dayandýrdýðý eserinde Hz. Muhammed(s), Hz. Ýdris(s), Hz. Îsâ(s) gibi tüm peygamberlerin yükseliþlerini anlatýrken, Hz. Âdem(s)in lezzet ve nîmetlerle dolu cennetinden çýkarýlarak düþüþüne bir yan-dan hicret, diðer yandan tersine bir mîrâc hâdisesi niteliðinde yer vermekte-dir.123 Buna göre Hz. Âdem(s)in yeryüzüne inmesi, görevini yerine getirebilmesi için bir zarûrettir. Bu görüþleri ýþýðýnda Ýbn Arabî’nin, Hz. Âdem(s)’in iþlediði hatadan çok, peygamberlik mîrâsý olarak ortaya koyduðu hilâfet görevine vur-gu yapmasý daha anlaþýlýr hale gelmektedir.124

Buna baðlý iki önemli hâdise de, ilk baþlýk altýnda belirtilen Allah tarafýn-dan Hz. Âdem(s)’e isimlerin öðretilmesi ve meleklere Allah tarafýndan Hz. Âdem(s) için secde emri verilmesidir.125 Secde genel olarak, tabiat olaylarýnýn idarecisi olan meleklerin, diðer tabiat kuvvetleriyle birlikte Hz. Âdem(s) ve onun neslinin emrine tahsis edilmesi þeklinde yorumlanmaktadýr.126 Ancak Ýbn Arabî düþüncesinde, sadece tabiatýn deðil, tabiat üstü hâdise ve bilgilerin de Hz. Âdem(s)in ve dolayýsýyla halîfenin hizmetine sunulduðu kabul edilmiþ ol-maktadýr. Ýbn Arabî, insanýn âlem üzerinde yönetici etkisini (tedbîr), ruhun be­den üzerinde yönetici etkisine benzetmektedir.127 Ýnsan ve âlemin özdeþ görül-düðü hesaba katýldýðýnda, buradan insan-ý kâmilin âlemdeki hâkimiyetinin maddî boyutla sýnýrlý olmadýðý sonucu çýkmaktadýr. Ýbn Arabî düþüncesi açý­sýndan bakýldýðýnda, böyle bir insan, Allah’ýn, her türlü tecellîsini yerli yerinde yansýtmaktadýr, O’nun yeryüzündeki iki eli (yedân) olma hakkýna da sahiptir.

Hakk’ýn, bu insan-ý kâmil modelleri yoluyla âlemdeki tedbîr þekilleri de âlemin kendisi ve âlemin sûreti aracýlýðýyla olmak üzere iki tarzda ortaya çýk-maktadýr.128 Þu halde insan, Hakk’ýn âlemdeki tecellîsini saðlayan bir araç konumunda olup bu durum da onun cemiyyeti ve berzahiyyeti ile alâkalýdýr.129 Buradan, âlemde tasarrufta bulunmanýn bir deðer boyutu taþýmasý gerektiðini çýkarmak da mümkündür. Nitekim insana iyiyi ve kötüyü seçme konusunda özgürlük tanýnmasý, Allah’ýn insana güvenini göstermektedir. Ýnsanoðlu da bu güvenin hakkýný verme sorumluluðuyla karþý karþýyadýr.130 Ýbn Arabî de, böyle bir tasarrufa sahip olabilmenin yolunu öncelikle deðerlere baðlamýþtýr. Yaratýcý tarafýndan ortaya konulan deðerlere temas etmeden konunun felsefî ve sýrrî boyutunu ele almak çoðu zaman yanýltýcý sonuçlara götürmekte ve Ýbn Arabî düþüncesinin yanlýþ anlaþýlmasýna sebebiyet vermektedir. Nitekim Allah’ýn Âdem’e secde edilmesi emrine karþýlýk, yeryüzünde kendi irâdesiyle secde eden tek varlýk Âdemoðlu’dur.131

Ýbn Arabî, ayný zamanda insaný bir potansiyel olarak görmesine paralel olarak, dünyâ hayatýnýn Âdem ve çocuklarý için bir tamamlanma, âhiretin ise bir kemâl yeri olduðunu ifâde etmektedir. Bu tamamlanmanýn, dünyâ öncesin­de bulunduðu yer, dünyâ üzerinde tasarrufta bulunma gibi konularý da içeren bir bilgi boyutu bulunduðu, derinleþtirildiði zaman dünyâdaki her türlü insânî imtihaný da kapsadýðý anlaþýlmaktadýr. Ýnsan, bu imtihana yönelik olarak bilgi, akýl ve þehvetle donatýlmýþtýr. Þehvet akýl yoluyla dengelenmeli ve yenilmeli-dir.132 Ýbn Arabî’nin, insanýn halîfelik görevini yerine getirebilmesi ve dünyâ üzerinde tutunabilmesi için gerekli ahlâkî deðerlere yaptýðý bu vurgunun yuka­rýda, Hz. Âdem(s)in Allah’ýn sûretinde yaratýlmasý olgusu açýklanýrken ele alý­nan, yeniden baðlanma anlamýnda dîn (re-ligio) kavramýyla iliþkisi açýktýr.

Hilâfet açýsýndan bakýlýnca burada aklýn dünyâya tasarruf ve irâdeyi kul-lanma noktasýnda kolaylýk saðlayan, îmânýn ise deðerler ve ilkeler doðrultu­sunda tasarruf etmeyi gerektiren birer güç olarak ortaya konduðu anlaþýlmak-tadýr. Bu durum yedân kavramýnýn rubûbiyyet-ubûdiyyet kavram ikilisiyle iliþ­kili bir baþka görünümüdür.133 Izutsu’nun da tespit ettiði gibi, insanýn bu ko-nudaki üstünlüðe ulaþabilmesi için önce mü’min, sonra insan-ý kâmil olmasý gerekmektedir. Aksi halde hiçbir isyanda bulunmaksýzýn Allah’ý zikretmelerin­den dolayý cansýz varlýklar görünür âlemin en üstün varlýklarýdýr. Onlardan sonra madenler, sonra bitkiler, sonra hayvanlar gelmektedir. Þu durumda manevî yükseliþ gereðinin farkýnda olmayan insan için var olmanýn herhangi bir anlamý yoktur.

Ýnsanýn akýl ve îmân ile baðlý olmasý, onun hata yapabilen ve doðrudan sapabilen bir varlýk oluþuyla da ilgilidir. Bu noktada Izutsu isâbetle, insanýn âlemdeki en üstün varlýk oluþu fikrini ancak insan idealinin mevcut insanda en mükemmel tarzda gerçekleþtiðini varsayan felsefî antropoloji açýsýndan bakýl-dýðýnda savunmanýn mümkün olabileceðini söylemektedir.134 Ancak çeþitli açý­lardan görüldüðü gibi Ýbn Arabî için bu üstünlük iddiasý bir anlam ifâde et-memektedir. O, yapýsýndaki cem‘iyyetin bir gereði olarak varlýðýndaki zýtlarýn uyumlu bir þekilde birleþtirilmesi (cem‘ü’l-ezdâd/coincidentia oppositorum) duru­munu gerçekleþtirerek insan-ý kâmil olma yolunu seçmelidir. Ýlâhî sýfatlarýn insanda gerçekleþmesi olarak anlaþýlan bu nokta, varlýk düþüncesinin deðerlerle iliþkisi açýsýndan dikkat çekicidir. Son tahlilde bu durumun farkýna varýlmasý noktasýnda bilgi de varlýk ve deðerle birleþmektedir.135

Ýnsan-ý kâmil, ilâhî tasarruflarýn, Allah’ýn iki eli arasýndaki iliþkinin izlen-diði bir alan olarak âlemde görünmesini saðlayan bir figür olarak karþýmýza çýkmaktadýr. Yani o, Hakk’ýn kendisinin ve âlemin sûreti aracýlýðýyla tecellî etmesini saðlamaktadýr. Daha açýk bir söyleyiþle Ýbn Arabî, Hakk’ýn âlemde insan eliyle de tecellîler ortaya koyduðunu söylemektedir. Dolayýsýyla insan-ý kâmil, Hakk’ýn âleme etki etmesinin özgürlükle donanmýþ ve sorumluluklarla baðlý bir aracýdýr. Bu durum da yukarýda açýklanan, âleme göre bütüncül bir yaratýlý­þa sâhip olan insanýn, âlemin özeti, özü ve rûhu olmasýyla irtibatlýdýr.136

Ýbn Arabî, kâmil olan ve olmayan insan tiplerini ayýrd etmek için bilinç bakýmýndan insanlarý yükselen bir düzey sýralamasýna göre tasnif etmektedir. En alt düzeyi gösteren ilk kategoride idrâkleri âhirete ve bu âleme yönelik olanlar olmak üzere iki grup yer almaktadýr.137 Ýkinci kategori ârifler, ârif olmayanlar ve câhiller,138 en yüksek kategori olan üçüncü kategori ise resûl, nebî ve velî þeklinde ayrýlmakta, böylece nübüvvetle risâlet de, velâyet kapsamýna dâhil edilmekte-dir.139 Bu durumda Ýbn Arabî’nin insan-ý kâmili, peygamber bile olsa velîliðe mensup bir kiþi olarak karþýmýza çýkmaktadýr. Ona göre her velî nebî ve resûl deðildir, ama her nebî ve resûl ayný zamanda mutlaka velîdir.140 Þu halde Ýbn Arabî’nin, insanlarý kâfir ve münâfýk, sýradan mü’min, mü’min, ârif, nebî, resûl gibi kategorilere ayýrdýðý, fakat bunlarý da kendi içinde gruplandýrdýðý söylenebilir. Dolayýsýyla Ýbn Arabî Hz. Âdem(s)le kasd edilenin insan türü olduðu olduðunu ifâde etmekle birlikte, resûl, nebî ve ehass olan velîler dýþýndaki insan tiplerini insan-ý kâmilden ayrý tutmaktadýr.

Bu çerçevede Ýbn Arabî, insan-ý ezelî-insan-ý hayvân ayrýmý yapmakta, in-san-ý ezelî ile insan-ý kâmili, insan-ý hayvan ile de beþer cinsinin ferdlerini kasd ettiði belirtilmektedir.141 Þu durumda insan-ý hayvân ifâdesi, þeklen insan olan ve canlýlýk vasfýnýn insandaki görünümleri dýþýnda herhangi bir vasfa sâhip olma­yan insandýr. Allah’ýn Hz. Âdem(s)’i kendi sûretinde yarattýðý ifâdesinin, Al-lah’ýn temel isimleri olan Hayy, Mütekellim, Semî ve Basîr isimlerinin tecellîleri bakýmýndan insanda da bulunduðu tesbiti, Ýbn Arabî’nin hilâfetin temel unsur-larý  arasýnda hayat, konuþma,  görme  ve  iþitme  yetilerini  gördüðü anlamýna gelmektedir.142

Ýlk bakýþta deðer boyutu taþýdýðý anlaþýlmayan bu isimlerin, Allah’ýn Hz. Âdem(s)’e kendisine emanet edilen âlem hakkýnda verdiði bilinci temsil ettiði düþünülebilir. Çünkü yaþamak, iþitmek, görmek ve konuþmak, insan bilincinin görünürlük þartlarýdýr. Bu durumda insan-ý hayvan, bu dört temel ilâhî ismi in­san-ý kâmile göre eksik tarzda yansýtabilir. Bu görüþ, Ýbn Arabî’nin yalnýzca hakîkî mânâda insan olarak saydýðý insan-ý kâmili cem‘iyyet özelliðine sahip görmesiyle iliþkilidir. Kâmil mânâda Hz. Muhammed(s)’in temsil ettiði insan-ý kâmilin mertebesi çok yüksek bir mertebe olan nefs-i nâtýka mertebesidir.143 Di­ðer insanlara insan‛ denmesi insan-ý kâmile þeklen benzemesi sebebiyledir.144 Buna baðlý olarak hilâfet sadece insan-ý kâmilin hakkýdýr.

Onun yukarýda evtâd ile ilgili niteliklerden çýkarýlan hayât, bilgi, irâde ve kudret niteliklerini, burada hayât içinde topladýðý, bilgiyi bilgi kaynaklarý olan iþitme ve görmeyle, irâdeyle kudreti de kelâmla iliþkilendirdiði de düþünülebi-lir. Ancak buradaki iþitme ve görmenin Ýbn Arabî düþüncesinde maddî ve ma-nevî tüm algý tiplerini içerdiði de kabul edilebilir. Kelâmýn, irâde ve kudretle iliþkilendirilmesinin de varlýðýn temelindeki ‚Kün (Ol)!‛ emriyle irtibatlý olarak ele alýnmasý mümkündür.

Ýstî‘dâd kavramýna evrensel bir anlam yüklediðini gördüðümüz Ýbn Ara-bî’nin, bu kavram çerçevesinde varlýklardaki iyi/güzel/temiz (tayyib) ve kötü­yü/çirkini/temiz olmayaný (habîs) ayýrd etme niteliðini de anladýðý cem‘iyyetle ilgili görüþleri açýklanýrken belirtilmiþ ve bu niteliðin Rahmâniyyet ve Rahîmiyyetle ilgili olduðu tesbitine yer verilmiþti. Ýbn Arabî, Âdem ve soyunun mertebelerinden söz ederken de varlýðýn çokluða bakan yönünde bulunan istî‘dâdlar kasd edilmektedir.145 Bu ifâdeler, Allah’ýn Hz. Âdem(s)e, soyu içinde, yani insan türünde çeþitli mertebeler bulunduðunu açýkça bildirdiði þeklinde de yorumlanmaktadýr.146 Sözlükte hazýr olma anlamýna gelen istî‘dâd kavramý-nýn, Ýbn Arabî’nin dinamik sistemi ile birlikte düþünüldüðünde her an deðiþ­meye, dolayýsýyla halîfe olmaya açýk bir yapýyý ifâde ettiði düþünülebilir. Bu da onun insana iyimser bir bakýþ ortaya koyduðunu göstermektedir.

Bu noktada Ýbn Arabî hilâfetin iki boyutundan söz etmekte, bunlardan hilâfet-i kübrâ âlem, hilâfet-i sugrâ ise ‚cihâd-ý ekber‛ olan nefis üzerindeki halîfeliði ifâde etmektedir.147 Yani âlem üzerindeki halîfeliðin yolu nefis üze­rindeki tasarruftan geçmektedir. Ýnsan-âlem iliþkisinin deðerler boyutundaki görünümü olan bu durum, bilgi boyutundaki ‚Nefsini bilen Rabbini bilir‛ þek-lindeki hikmete paralel bir tarzda ortaya çýkmaktadýr. Ýbn Arabî, hilâfetin deðer boyutunu oluþturan nefsi bilme ve terbiye etme konusunu vurgulamaya özel bir önem atfetmiþtir. Ýnsanýn hilâfet görevini tam olarak yerine getirebilmesini hevâya tâbî olmamasýna baðlayan Ýbn Arabî, insana verilen güçlerin tasarruf yetkisi olduðu kadar imtihan niteliði taþýdýðýný da hatýrlatmaktadýr.148

Ýnsan yükselmek istiyorsa yapmasý gereken þey, kendisini topraða ve dünyâya çeken nefsinin kötü yönlerinin etkisinden kurtulmasý ve Hz. Âdem(s)in Hakk üzere olan sûretine dönmesidir.149 Nefsin etkisinden kurtul­mak, nefsin yok edilmesi deðil, onun olumsuz ve maddeye bakan yönünün deðiþtirilmesi anlamýna gelmektedir. Ýnsan kendini deðiþtirecekse bu deðiþim nefisten baþlamak zorundadýr. Nefsin asýl fýtratý, örtülü bulunan ruhun aydýnlýk nitelikleriyle temsil edilmektedir. Fýtratýnýn farkýna varýlmasý bu yüzden insa­nýn varoluþ amacýdýr. Nefiste bulunan karanlýk rûhânî ýþýk ile tamamen ortadan kaldýrýlarak nefis deðiþtirilmelidir.150 Böylece insanýn asýl fýtratý olan peygamber ahlâkýna dönmesi mümkün olabilir.

 

Sonuç

Ýnsan nedir?‛ sorusuna kültürümüzün en orijinal cevabý tasavvuf düþüncesidir. Büyük sûfî Ýbn Arabî’nin insan anlayýþýný da varlýk anlayýþýndan ayýrmak mümkün deðildir. O, insaný ele alýrken, türünün ilk örneði olan Hz. Âdem(s)’den hareket etmiþ, peygamberleri anlatýrken belli bir kronolojiyi izle-mediði Fusûs’un ilk bölümünü ona ayýrmýþtýr. Onun insan-ý kâmil olarak görülmesi de, Ýbn Arabî’yi, insanlýðý ilkel insana dayandýran yaklaþýmlardan ayýrmaktadýr.

Ýbn Arabî, konuyu çeþitli eserlerinde ele alýrken, kendi düþünce yapýsý içe-risinde sistematik bir yol izlemiþtir. Nitekim konunun Fütûhât’taki baðlamýna bakýldýðýnda, velî tipleri ve ricâlü’l-gaybla ilgili açýklamalarýyla iç içe olduðu görülmekte, bundan sonra da tasavvufî hâl ve makamlara geçilmektedir. Yani Ýbn Arabî, insan-ý kâmil olma hedefini gösterdikten sonra, seyrü sülûk terimleri çerçevesinde bu hedefe ulaþtýracak ahlâkî deðerlere kavuþma yollarýný açýkla-maktadýr.

Ýbn Arabî, insan-ý kâmil dýþýnda kalan insan-ý hayvana ‘insan‛ denmesini þeklî bir husus olarak görmekte, insan gerçeðini ideal bir anlamda ele almakta-dýr. O, her þeyden önce, ilk yaratýlan Hakîkat-i Muhammediyyeyi de insan say-makla, yaratýlýþýn temelinde insanýn varoluþ hikmetini görmektedir.

Ýbn Arabî’nin insaný bir imkânlar varlýðý ya da sonsuz bir potansiyel olarak görmesi de, insan-ý hayvaný deðil de insan-ý kâmili temele almasýyla sýký sýkýya iliþkili gözükmektedir. Esasen bu görüþ, tasavvufî tefekkürün temel kabulle­rinden biridir. Buna göre insanýn henüz açýmlanmamýþ durumu deðil, deðerler doðrultusunda açýmlanmýþ ve kemâle ermiþ biçimi temele alýnmýþ olmaktadýr. Bu durum da insana insanlýðýný kazanma ya da geliþtirme yolunda bir hedef kazandýrmaktadýr. Sûfîler deðerlerle yoðrulmuþ bir insanlýk idealini yüksek bir hedef olarak tesbit etmektedirler. Nitekim kendisine secde edilmesi emri veri­len Hz. Âdem, henüz imtihandan geçirilmemiþ olsa da insanýn bu ideal formu içerisinde var edilen mükemmel biçimini oluþturmaktaydý. Tasavvufî tefekkü­rün insana bakýþýyla günümüz insan bilimlerinin insana bakýþý arasýndaki temel farkýlýklardan biri de budur.

Kanaatimizce Ýbn Arabî’nin, Hz. Âdem(s)in zâtýnda gördüðü temel insânî nitelikler cemiyyet, berzahiyyet ve hilâfet þeklinde üçlü bir tasnife tâbî tutulabilir. Bu üç husûsiyet birbirinden baðýmsýz deðil, birbiriyle iç içe ve sýnýrlarý belirsiz üç temel niteliktir. Cem‘iyyet, Hz. Âdem(s)’in Allah’ýn sûretinde yaratýlmasýna baðlý olarak tüm ilâhî isimleri toplayan Allah isminin tezâhürü olduðunu gös-termekte ve âlemde var olan tüm hususlarýn insanda toplandýðý gerçeðini ifâde etmektedir. Ýbn Arabî düþüncesinde bu durum, sadece maddî durumlar için deðil, manevî durumlar için de geçerlidir. Bu durumda o, insaný ‚düþünen‛, ‚konuþan‛, ‚gülen‛, ‚âlet yapan‛, ‚üreten‛ gibi belli kalýplar içerisinde deðil, âlemdeki tüm sýfatlarý toplayan‛ bir varlýk olarak ele almakta, bu potansiyeliyle diðer varlýklardan ayrýlmaktadýr. Allah, âlem ve insan arasýndaki bu benzerlik insaný ve âlemi tanrýlaþtýrmaya yönelik deðil, âlem ve insanla Allah arasýnda kurulmasý gereken uyum için zorunlu bir ön kabuldür.

Ýki el (yedân) kavramý da, ister kýdem ve hudûs, ister lâhût ve nâsût, ister celâlî ve cemâlî tecellîlerle açýklansýn, âlemde bu niteliðe sahip tek yaratýlmýþ varlýðýn insan olduðunu göstermektedir. Bu kavram bir yandan cemiyyet, diðer yandan da berzahiyyet kavramýyla iliþkilidir. Ýbn Arabî insanýn yaratýlýþýný anla-týrken, metafizik yanýnda fizik ve kimya alanlarýna girmekten de geri durma-mýþ ve dönemindeki ilmî birikimden yararlanmýþ, fakat fizik alanýndaki her þeyin metafizik alanda bir temeli olduðu kabulünden asla vazgeçmemiþtir.

Ýbn Arabî’deki varlýk düþüncesinin insandaki bir yansýmasý olan cemiyyet kavramý, insanýn âlemde tasarruf etmesinin de temelini oluþturmaktadýr. Âlemde tasarrufta bulunacak olan insan, tüm âlemi kendinde toplamalýdýr ki tasarrufu mümkün olabilsin. Bu noktada insanýn cem‘iyyet niteliðine baðlý ikinci temel niteliði de berzahiyyettir. Bu noktada insan, farklý âlemler arasýnda olduðunu fark eden yani konumunu gören bir varlýk olarak bilgi ve idrâk var-lýðýdýr. Ancak bu bilgi ve idrâk, kendisiyle, Yaratýcý’sýyla ve âlemle iliþkilerinde ahlâkî deðerleri de içine alan ve özgürlük ve sorumluluðun iç içe olduðu bir bilgi ve idrâk durumudur. Ýnsanýn, maddî ve manevî yapýsý, dýþ dünyâsýyla iç dünyâsý ve hatta iç dünyâsýndaki ikilemler gibi içinde bulunduðu tüm zýtlýk durumlarý da berzahiyyet kavramýyla iliþkilendirilebilir.

Ýbn Arabî insan teklerindeki farklýlýklarý ise istî‘dâd kavramýyla açýklamak-tadýr. Günümüzde kullanýlan yapý gibi ilk bakýþta statik çaðrýþýmlý bir kavram yerine istî‘dâd gibi deðiþmeye ve geliþmeye açýk bir kavramý kullanmakla o, aslýnda insan varlýðýný bir potansiyel olarak gördüðünü ortaya koymaktadýr. Potansiyel kelimesi günümüz disiplinlerinde tercih edilmekle beraber, bu kav-ramýn Ýbn Arabî tarafýndan kullanýlmýþ olan istî‘dâd kavramý kadar þümûllü olduðunu ifâde edebilmek zordur.

Ýbn Arabî’nin bu konuda kullandýðý üçüncü önemli kavram ise insanýn bu varlýk ve bilgi durumunun gerektirdiði doðrultuda yeryüzünde ahlâkî ilkelere göre ve kendisini halîfe tayin eden Hakka boyun eðerek tasarruf etmesi esasýna iþâret eden hilâfet kavramýdýr.

Ýbn Arabî’ye göre bir tercih varlýðý olan insan, kendi istî‘dâdý içinde varlý­ðýndaki isim ve sýfatlarýn farklý terkipleri sebebiyle tercihlerinde hata yapabilir. Ýnsanýn varoluþsal hatalarý, hayat, ilim, irâde ve kudret gibi dört temel baþlýk al-týnda ele alýnabilir. Her insânî hata, birincisi varlýk, ikincisi bilgiyle iliþkili teo-rik, üçüncü ve dördüncüsü ise deðerlerle iliþkili pratik boyutu temsil eden bu hususlardan biri altýnda mütâlaa edilebilir. Nitekim Hz. Âdem(s)’in ilk hatasý, dört boyutun dördünü de kapsamaktadýr.

Ýbn Arabî’ye göre insan, potansiyel olarak belli bir bilince ulaþarak hatasýný telâfî edebilir, nefsini eðitebilir, yitirdiði anlamý bulabilir ve insan-ý kâmil olabi­lir. Ýnsan-ý kâmilin, günümüzde genel olarak anlaþýldýðý anlamda derviþ tipini yansýttýðýný söylemek de mümkün deðildir. Ýbn Arabî âriflerin de ehassýndan söz etmekle her velîyi insan-ý kâmil olmaya ehil görmediðini ortaya koymakta-dýr. Ýbn Arabî açýsýndan insan-ý kâmil, iç çatýþmalarýndan kurtulmuþ, varlýkla irtibata geçmiþ, varlýðýndaki zýtlýklarý anlamlý bir bütünlüðe kavuþturabilmiþ bir model insandýr.

Ýnsan sevgiyle var edilmiþ, bilgi sahibi kýlýnmýþ ve belli bir deðerler siste­mine göre hareket etmesi istenmiþtir. Varlýðýnýn anlamýný kavrayabilmesi için de her insanýn önce deðerler sistemine göre hareket etmesi, bu hareketi sonu­cunda yeni bilgilere ulaþmasý, varlýðýnýn temelindeki sevgi ve iyilik ilkesine ulaþmasý gerekmektedir. Bu düzeye ulaþtýðý zaman insan halîfe‛ niteliðine sa-hip olmaktadýr. Hilâfetin âleme (hilâfet-i kübrâ) ve nefse dönük (hilâfet-i sugrâ) yüzü, Ýbn Arabî’ye göre, insanýn bu görevi yürütebilecek konuma gelebilmesi için öncelikle nefsini eðitmesi gereðine iþâret etmektedir. Ýbn Arabî düþüncesi­nin göz ardý edilmemesi gereken en önemli hususiyetlerinden biri budur. Bu kabulle Ýbn Arabî, insaný temel yapýsýna uygun olan saf peygamber ahlâkýna çaðýrmaktadýr. Bu da Ýbn Arabî’nin, Hz. Âdem(s)i ilk günahkâr olarak görmek-ten çok, insan-ý kâmilin ilk örneði ve insanlýk için bir model olarak görmesinin sonucudur.

Ýbn Arabî’nin Fütûhât’ýnda ayrýntýlý bir þekilde incelenmeye açýk bir insan düþüncesi bulunmaktadýr. Fütûhât’ýn tamamýnda yer alan insanla ilgili tesbit ve bilgilerin incelenmesiyle, Ýbn Arabî’nin bu konudaki görüþleri yeni yorumlara tâbî tutulabilir. Bir sonraki aþamada bu anlayýþýn insanýmýz ve kültürümüz üze­rindeki etkileri ele alýnabilir. Ýbn Arabî’de insan tipleri bir baþka çalýþma sahasý oluþturabilir. Çaðýmýz insanýnýn çýkmazlarýna çözüm üretecek imkânlarýn hare-kete geçirilmesinde bu tesbitlerin muhtemel faydalarý da bir baþka çalýþma sahasý olarak görülebilir.

 

Dipnotlar:

 

1          Berzah adý altýnda bk. Abdürrezzâk el-Kâþânî, Istýlâhâtü’s-sûfiyye, neþr.: Abdülhâlik Mahmûd, Dârul-Meârif, Kahire 1404/1984, s. 58; a. mlf, Tasavvuf Sözlüðü: Letâ’iful-alâm fî iþârâtý ehlil-ilhâm, çev.: Ekrem Demirli, Ýz Yay., Ýstanbul 2004, ss. 107-109; Muhammed Ali et-Tehânevî, Keþþâfü ýstýlâhâtil-fünûn vel-ulûm, neþr.: Ali Dehrûc, Mektebetü Lübnân, Beyrut 1996, c. 1, s. 322. Ayrýca bk. Mehmet Demirci, Hakîkat-i Muhammediyye‛, DÝA, Ýstanbul 1997, c. 15, ss. 179-180.

2          Muhyiddîn Ebû Abdullah Muhammed b. Ali b. Arabî, Kitâbü’l-isfâr an netâ’icil-esfâr‛, Resâ’ilü Ýbn Arabî, neþr.: Muhammed Þihabeddin el-Arabî, Dâru Sâdýr, Beyrut 1997, s. 472. Ýbn Arabî, Âdem su ile toprak arasýnda iken ben peygamberdim‛ sözünü de bu çerçevede anlar. bk. Fusûsul-hikem, neþr.: Ebul-Âlâ Afîfî, Dârul-Kütübil-Arabî, Beyrut 2002, s. 64; Ahmed Avni Konuk, Fusûsul-Hikem Tercüme ve Þerhi, haz.: Mustafa Tahralý-Selçuk Eraydýn, Dergâh Yay., Ýstanbul 1987-1992, c. 1, s. 220.

3          Toshihiko Izutsu; Ýbn Arabî’nin Fusûsundaki Anahtar Kavramlar, çev.: Ahmet Yüksel Özemre, Kaknüs Yay., Ýstanbul 1998, ss. 309-310. Ayrýca bk. Muhammed Ýkbâl, Ýslâmda Dinî Düþünce­nin Yeniden Doðuþu, çev.: Ahmet Asrar, Birleþik Yay., Ýstanbul, ts., s. 117; Suâd el-Hakîm, Mû’cemü’s-sûfî, Dâru Nedra, Beyrut 1401/1981, ss. 53-59; Ebul-Âlâ Affîfî (Afîfî), Fusûsul-Hikem Okumalarý Ýçin Anahtar, çev.: Ekrem Demirli, Ýz Yay., Ýstanbul 2002, s. 73; William Chittick, Varolmanýn Boyutlarý, çev.: Turan Koç, Ýnsan Yay., Ýstanbul 1997, s. 171. Fusûsta Hz. Âdem(s) kýssasýnýn deðerlendirmesi için bk. Dilaver Gürer, Fusûsul-Hikem ve Mesnevî’de Pey-gamberlerin Öyküleri, Ýnsan Yay., Ýstanbul 2005, ss. 116-125. Ýnsanýn yaratýlýþý kýssasýnýn Yahudi ve Ýslâm kutsal metinlerinde üzerindeki bir incelemesi için bk. Salime Leyla Gürkan, Yahudi ve Ýslâm Kutsal Metinlerinde Ýnsan’ýn Yaratýlýþý ve Cennetten Düþüþ‛, Ýslâm Araþtýrmalarý Dergisi, 2003, sayý: 9, ss. 1-48. Eski Ahit nüshalarýndaki Âdem kýssasýnýn görünümleri için bk. Cengiz Batuk, ‚Âdem ve Havvanýn Kitabý: Eski Ahit Apokrifasýnda Âdem ve Havvanýn Ha-yatý‛, Hitit Üniversitesi Ýlahiyat Fakültesi Dergisi, 2006/2, c. 5, sayý: 10, ss. 51-96. Hz. Âdem(s)in düþüþünün bir yorumu için bk. Ömer Faruk Yavuz, Kuranda Sembolik Dil, Ankara Okulu, Ankara 2006, ss. 363-369; Mustafa Öztürk, ‚Âdem, Cennet ve Düþüþ‛, Milel ve Nihal, 2004, yýl: 1, sayý: 2, ss. 151-186. Ýkbâlin tasavvufî görüþleri için bk. Ýsa Çelik, Muhammed Ýkbâlin Tasav-vufî Düþüncesi, Kaknüs Yay., Ýstanbul 2004. Yazar Ýkbâlin Ýbn Arabî, Mevlânâ ve Abdülkerîm Cîlî’den etkilendiðini söyler. bk. s. 140.

4          Suâd el-Hakîm, Mû’cemü’s-sûfî, s. 156. Metinler için bk. Muhyiddîn Ebû Abdullah Muham-med b. Ali b. Arabî; el-Fütûhâtü’l-Mekkiyye fî marifetil-esrâril-mâlikiyye vel-melekiyye, neþr.: Muhammed Abdurrahmân el-Meraþlî, Dâru Ýhyâ’it-Türâsil-Arabî, Beyrut 1997, c. 3, ss. 289-290, 348, 424. Ayrýca bk. Nihat Keklik, Ýbnü’l-Arabî’nin Eserleri ve Kaynaklarý Ýçin Bir Misdak Olarak el-Futûhât el-Mekkiyye, Kültür Bakanlýðý Yay., Ankara 1990.

5          bk. Ebul-Âlâ Affîfî (Afîfî), Muhyiddin Ýbn Arabî’de Tasavvuf Felsefesi, çev.: Mehmet Dað, Kýrkambar Kitaplýðý, Ýstanbul 1998, s. 93. Mustafa Tahralý, Vahdet-i Vücûd ve Gölge Varlýk‛, Konuk, Fusûsul-Hikem Tercüme ve Þerhi içinde, c. 3, ss. 22-25. Ýbn Arabî’nin insan-ý kâmil anla-yýþýnýn bir deðerlendirmesi için bk. Süleyman Uludað, Ýbn Arabî, Ankara 1995, ss. 133-135. Ýn-san-ý kâmil ve diðer kültürlerdeki yeri için bk. Mehmet S. Aydýn, ‚Ýnsân-ý Kâmil‛, DÝA, Ýstan-bul 2000, c. 22, ss. 331-332. Cîlî örneði için bk. Abdullah Kartal, Abdülkerim Cîlî Hayatý Eserleri Tasavvuf Felsefesi, Ýz Yay., Ýstanbul 2003.

6          Cemâlüddîn Muhammed b. Mükerrem b. Manzûr, Lisânü’l-Arab, neþr.: Emin Muhammed Abdülvehhâb-Muhammed es-Sâdýk el-Ubeydî, Dâru Ýhyâ’it-Türâsil-Arabî, Beyrut 1416/1996, c. 1, ss. 95-99; er-Râgýb el-Isfahânî, Müfredâtü elfâzil-Kur’ân, tahk.: Safvân Adnân Dâvûdî, Dârul-Kalem-ed-Dâru’þ-Þâmiyye, Dýmaþk-Beyrut 1412/1992, s. 70. Sümer, Asur-Babil, Sabiî, Akad, Ýbrânî ya da Arap dillerinden geldiðine dair çeþitli görüþler için bk. Süleyman Hayri Bolay, ‚Âdem‛, DÝA, Ýstanbul 1988, c. 1, s. 358; Mustafa Erdem, Hazreti Âdem: Ýlk Ýnsan, Türki­ye Diyanet Vakfý Yay., Ankara 1994, ss. 12-14.

7          Ýbn Manzûr, age, c. 1, s. 95 vd.; Râgýb, age, s. 70; Bolay, s. 358; Erdem, age, s. 13. Ýbn Manzûr, üdmeye bir þeye yakýnlýk ve vesîle, karýþým (halta), üdme katýk, edîme deri, edemeye derinin içi (bâtýnü’l-cild) ve etten önce gelen iç kýsmý, edîmeye bir þeyin zâhiri ve derisi, edemetü’l-arza ye­rin dýþý edîmü’l-arza yerin iç kýsmý anlamlarýný da verir. Böylece kelimenin kökeninde hem zâhir, hem de bâtýn mânâlarý yer almaktadýr. Râgýb da edîm kelimesine esmerlik, edemeye karmak, karýþtýrmak anlamlarýný verir.

8          Ýbn Manzûr, age, c. 1, ss. 231-236; Râgýb, age, 94; Ýlhan Kutluer, ‚Ýnsan‛, DÝA, Ýstanbul 2000, c. 22, ss. 320-321. Nisyân köküne temas etmeyen Râgýb, kelimenin ünsden geldiði kanaatinde-dir.

9          Ýbn Manzûr, age, c. 1, ss. 413-414. Ayrýca bk. Râgýb, age, ss. 124-126.

10                Nitekim Ýbn Arabî þöyle der: …Âdem ve Havvâ’dan kendi zamanýna kadar yaþamýþ belli bir þahsa hitap etmiyoruz. Burada kasd edilen, insanýn yapýsýdýr.Fütûhât, c. 1, s. 194/neþr.: Osman Yahyâ, el-Mektebetü’l-Arabiyye, Beyrut 1405/1985-1412/1992, c. 2, s. 325 [çev.: Ekrem Demirli, Litera Yay., Ýstanbul 2006, c. 1, s. 410+. Ayrýca bk. Afîfî, Fusûs Anahtarý, s. 73.

11                Ýbn Arabî Fusûsta peygamberleri ele alýrken kronolojik bir sýra izlemediði gibi, sýralamayý belli bir sebebe baðladýðý görülmez. Ayrýntýlý bilgi için bk. Mahmut Erol Kýlýç, Fusûsul-Hikem‛, DÝA, Ýstanbul 1996, c. 13, s. 231.

12                Fütûhât’ýn yalnýzca Fusûsun þerhi olmaktan ibaret olmayýp, diðer eserlerinin Fütûhât’ýn zeyli olarak kabul edilmesi için bk. Mahmut Erol Kýlýç, el-Fütûhâtü’l-Mekkiyye‛, DÝA, Ýstanbul 1996, c. 13, s. 253.

13                Fütûhât, c. 3, s. 152. Burada tarif (hadd) kavramýný kullanýr. Ayrýca bk. William Chittick, Hayal Âlemleri Ýbn Arabî ve Dinlerin Çeþitliliði Meselesi, çev.: Mehmet Demirkaya, Kaknüs Yay., Ýstan-bul 1999, s. 55.

14                Fütûhât, c. 1, s. 199/c. 2, ss. 344-345 [c. 1, ss. 425-426+. Ayrýca bk. Suâd el-Hakîm, Mû’cemü’s-sûfî, ss. 152-153.

15                Suâd el-Hakîm, age, s. 271. Bu mânâ, kavrama verilen mânâlardan yalnýzca insanla ilgili ola­nýdýr. Afîfî kavramýn kullanýmýnýn, ilâhî cemiyyetin açýklanmasý bakýmýndan ontolojik olarak mý, yoksa Allah ile zâtî birliðin idrâki bakýmýndan epistemolojik olarak mý kullanýldýðý soru­sunu sorarak iki mânâyý da geçerli sayar. bk. Afîfî, Muhyiddin Ýbn Arabî’de Tasavvuf Felsefesi, s. 97.

16                Tahralý, Vahdet-i Vücûd ve Gölge Varlýk‛, s. 22-23; Mahmut Erol Kýlýç, Muhyiddîn Ýbnü’l-Arabî’de Varlýk ve Mertebeleri (Vücûd ve Merâtibü’l-Vücûd), (yayýnlanmamýþ doktora tezi), Mar-mara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ýstanbul 1996, ss. 250-251; a. mlf, ‚Ýbnü’l-Arabî‛, DÝA, Ýstanbul 1999, c. 20, s. 503.

17                bk. Fütûhât, c. 2, s. 619, 620. Ayrýca bk. Süleyman Uludað, Cemiyyet‛, DÝA, Ýstanbul 1993, c. 7, ss. 331-332; Hasan Kâmil Yýlmaz, Cem‛, DÝA, Ýstanbul 1993, c. 7, ss. 278-279. Yýlmaz bazý mutasavvýflarýn insanýn yaratýlýþý ile cem hâli arasýnda ilgi kurduklarýný, Uludað da Ýbn Ara-bî’nin, tam yoðunlaþma anlamýnda tefrikasý olmayan cemiyyet hâlini yaþayan sûfîye, Allah ta-rafýndan ezelde vaad edilen þeylerin hibe edileceði görüþüne yer verir.

18                Buhârî, Ýstizân, 1; Müslim, Birr, 115; Müsned, c. 2, ss.   244, 251, 315, 434, 463, 519.

19                Fütûhât, c. 2, s. 121/c. 13, ss. 125-131. Ayrýca bk. c. 4, ss. 231-232; Kitâbü nakþil-fusûs‛, Resâ’ilü Ýbn Arabî içinde, s. 514. Ýbn Arabî’nin el-Cevâbü’l-müstakîminde bir keþfe dayanarak zamirin Âdeme râcî olduðu mânâyý, Fütûhât’ýn 73. babýndaysa, her iki mânâyý birlikte ele al-dýðý için bk. Michel Chodkiewicz, Sahilsiz Bir Umman Muhyiddin Ýbn Arabî, çev.: Atila Ataman, Ýstanbul 2003, ss. 59-61. Chodkiewicze göre, zamirin Âdeme râcî olmasý, Hz. Âdem(s)in di-ðer insanlarýn geçirdiði tarzda bir oluþum sürecini geçirmeksizin tek bir an içinde nihâî sûretinde yaratýldýðýný ifâde eder.

20                Tirmîzî, Birr, 8.

21                bk. Fütûhât, c. 1, s. 161/c. 2, s. 190 [c. 1, s. 318].

22                Metin Yurdagür, Âyet ve Hadislerde Esmâ-i Hüsnâ Allah’ýn Ýsimleri, Marifet Yay., Ýstanbul 1996, ss. 80-82.

23                Konevî’nin yorumu için bk. Hasan Kâmil Yýlmaz, Tasavvufî Hadis Þerhleri ve Konevî’nin Kýrk Hadis Þerhi, ÝFAV, Ýstanbul 1990, ss. 168-170.

24                Chittick, Hayal Âlemleri, s. 81.

25                bk. Fütûhât, c. 2, ss. 5-145/c. 11, ss. 247-493; c. 12; ss. 55-585; c. 13, ss. 57-341; Chittick, Varolmanýn Boyutlarý, ss. 64-65. Meseleye, ricâlü’l-gayb kavramýyla ilgisi baðlamýnda temas edi­len bir makale için bk. Ahmet Ögke, Bir Tasavvuf Terimi Olarak Ricâlü’l-gayb -Ýbn Arabî’nin Görüþleri-‛, Tasavvuf Ýlmî ve Akademik Araþtýrma Dergisi, Ankara 2001, yýl: 2, sayý: 5, ss. 161-201.

26                Fütûhât, c. 1, s. 105/c. 1, s. 278 *c. 1, s. 167+. Ayrýca bk. Kitâbü nakþil-fusûs‛, Resâ’ilü Ýbn Arabî içinde, s. 514; Kenzü’l-ummâl, c. 1, s. 400, no: 1148.

27                Fütûhât, c. 1, ss. 154, 155/c. 2, s. 157, 160 [c. 1, ss. 297, 299].

28                Reynold A. Nicholson, Tasavvufun Menþei Problemi, çev.: Abdullah Kartal, Ýz Yay., Ýstanbul 2004, s. 170.

29                Ýbn Teymiyenin Allah’ýn bir parçasý olarak anlaþýldýðý gerekçesiyle itirazý için bk. Ahmed Ýbn Teymiyye, Ýbn Teymiyye Külliyâtý, Tevhid Yay., Ýstanbul 1987, c. 2, s. 145 vd., 153. Ýbn Teymiyyenin Ýbn Arabî’ye genel olarak bakýþý ve eleþtirileri için bk. Mustafa Kara, ‚Ýbn Teymiyyenin Ýbn Arabî’ye ve Vahdet-i Vücûda Bakýþý‛, Ýbn Teymiyye Külliyâtý içinde, c. 2, ss. 31-47. Aliyyü’l-Karî’nin bu konudaki itirazýna Ýsmail Fennî Ertuðrulun cevaplarý için bk. Ýs-mail Fennî Ertuðrul, Vahdet-i Vücûd ve Ýbn Arabî, haz.: Mustafa Kara, Ýnsan Yay., Ýstanbul 1991, ss. 171, 236 vd..

30                Izutsu, Fusûsta Anahtar Kavramlar, s. 339. Ýbn Arabî’nin Rabb daimâ Rabbdýr, kul da daimâ kul olarak kalýr‛ ifâdesinin bir örneði için bk. Fütûhât, c. 1, s. 223/c. 3, s. 86.

31                Chodkiewicz, Sahilsiz Bir Umman, s. 59; Chittick, Varolmanýn Boyutlarý, s. 118. Chittickin eseri­nin Türkçe tercümesinde, bu anlayýþýn, Ýslâm’ýn insan anlayýþý olduðu ifâde ediliyor.

32                Izutsu, Fusûsta Anahtar Kavramlar, ss. 339-341.

33                Fusûs, s. 62; Konuk, Fusûs Þerhi, c. 1, ss. 209-210. Konuk, insanýn Onun ilminde gizli bir du­rumu ya da iþi (þen) olmasý yönüyle Hakk’ýn insana; kendi sûretinde yaratmýþ olmasý, isim ve sýfatlarýný onda görmesi bakýmýndan da insanýn Hakka ayna olduðunu söyler. Ayrýca bk. Fusûs, s. 143; Konuk, Fusûs Þerhi, c. 3, s. 158, 160.

34                Chittick, Hz. Âdem(s)in, bütün ilâhî isimlerin bir özeti þeklinde deðil de, sadece belli bir ismin sûretinde yaratýlmýþ olmasý durumunda, Allah’ýn bütün sýfatlarýnýn kendisinde tecellî etmeyeceðini söyler. Buna göre Hz. Âdem(s) Allah’ýn deðil de, sadece Rahmân’ýn sûretinde yaratýlmýþ olsaydý, hiçbir insan öfkeli ve zâlim olmaz, Müntakîm isminin sûretinde yaratýlmýþ olsaydý, hiçbir insan affedici olmazdý.    Chittick, Hayal Âlemleri, ss. 50-51.

35                Fusûs, s. 56; Konuk, Fusûs Þerhi, c. 1, s. 175. Ayrýca bk. Ýbn Arabî-Ahmed Avni Konuk, Tedbîrât-ý Ýlâhiyye Tercüme ve Þerhi, haz.: Mustafa Tahralý, Ýz Yay., Ýstanbul 1992, ss. 142, 143. Burada ilim, imâmetin þartlarý arasýnda dokuzuncu þart olarak sayýlmýþtýr. Ýmâmetle hilâfet arasýndaki baðlantý da dikkat çekicidir. Bu çerçevede Biz emâneti göklere, yere ve daðlara teklif ettik, ama onlar bunu reddederek yüklenmekten kaçýndýlar, insan ise yüklendi. Þüphesiz o çok zâlim, çok câhildir.‛ *Ahzâb 33/72+ âyetindeki emânet kavramýna Ýkbâlin verdiði mânâ, hem kendisi, hem de âlem hakkýnda þuur sahibi olmayý gerektiren þahsiyettir. bk. Ýslâmda Dinî Düþüncenin Yeniden Doðuþu, s. 123.

36                Konuk Fassu hikmetin ilâhiyyetin fî kelimetin Âdemiyyetin‛ baþlýðýný Kelime-i Âdemiyyede mündemic olan Hikmet-i Ýlâhiyyenin beyânýnda olan Fasstýr‛ diye tercüme ederek ilâhiyyet kavramýnýn tüm ilâhî isim ve sýfatlarý kapsadýðýný belirtir. Fusûs, s. 48; Ko­nuk, Fusûs Þerhi, c. 1, s. 107. Ayrýca bk. c. 4, s. 232; Afîfî, Fusûsul-Hikem Okumalarý Ýçin Anah-tar, çev.: Ekrem Demirli, Ýz Yay., Ýstanbul 2002, s. 73.

37                Mehmed Ali Aynî, Âdem(s)in ilâhî oluþunu açýklarken, insanýn kendisine Allah tarafýndan verilen düþünce (fikret) sayesinde tabiat üzerinde tasarrufta bulunabildiðini, bu düþüncenin de Ahadiyyet mertebesinde toplu bir tarzda gizli olarak bulunan sýfatlarýn insan fýtratýnda or-taya çýktýðýný belirtir. Hatta, Þeyhin insaný Allahla âlem arasýnda kevn-i câmî, berzah-i câmî þeklinde adlandýrmasýný da bu sebebe baðlar. Mehmet Ali Aynî, ‚Þeyh-i Ekberi Niçin Seve-rim?‛, Ýbn Arabî’de Varlýk Düþüncesi içinde, haz.: Mustafa Kara-Ýsmail Kara, Ýnsan Yay., Ýstan-bul 1992, s. 204.

38                Izutsu, Fusûsta Anahtar Kavramlar, s. 317. Konuk, bu noktada cemiyyet kavramýyla beraber benzer mânâda külliyyet kavramýna da yer verir. Konuk, Fusûs Þerhi, c. 1, s. 169. Ayrýca bk. Tedbîrât, ss. 420-422.

39                Chitticke göre Yeniden baðlanma‛ (re-ligio) anlamýndaki dinin insan tarafýndan anlaþýla-bilmesi ve hatta bilimsel terimlerin beþerî terimler çerçevesinde ele alabilmesi için de bu ben-zerlik zarûrîdir. Varolmanýn Boyutlarý, ss. 53-56.

40                Fusûs, s. 55; Konuk, Fusûs Þerhi, c. 1, s. 169.

41                Kitâbü Nakþil-Fusûs‛, s. 515. Kavrama Ýbn Arabî’nin verdiði mânâlar için bk. Suâd el-Hakîm, Mû’cemü’s-sûfî, s. 1058. Osmanlý tasavvuf þiirindeki anlaþýlýþ biçimleri için bk. Ahmet Ögke, Vâhib-i Ümmî’den Niyâzî-i Mýsrî’ye Türk Tasavvuf Düþüncesinde Metaforik Anlatým, Ahenk Yay., Van 2005, ss. 214-215.

42                Fusûs, s. 56; Konuk, Fusûs Þerhi, c. 1, s. 172. Izutsuya göre þu cümle de Ýbn Arabî ontolojisinin bir özetidir: Hakk Teâlâ sayýlmalarý mümkün olmayan Ýlâhî Ýsimlerinin zuhûra gelmemiþ olan aynlarýný (bâtýnî gerçeklerini) görmeyi diledi.‛ Fusûs, s. 48; Konuk, Fusûs Þerhi, c. 1, s. 108. Tesbit için bk. Izutsu, Fusûsta Anahtar Kavramlar, ss. 310-312.

43                Fütûhât, c. 1, ss. 170-171/c. 2, ss. 230-232 [c. 1, ss. 348-350+ Burada geçen meleklerle insandaki ruh ve güçler, çeþitli gezegenlerle insandaki nefs, akýl fikir gibi güçler arasýnda kurulan öz-deþliklere, sonraki dönemlerde çokça rastlanýr. Örnek için bk. Kâþânî, Istýlâhât, s. 134. Ayrýca bk. Afîfî, Muhyiddin Ýbn Arabî’de Tasavvuf Felsefesi, s. 93, 240.

44                Fütûhât, c. 1, s. 157/c. 2, s. 171 [c. 1, ss. 306-307]. Cevâmiul-kelîm kavramý için bk. M. Yaþar Kandemir, Cevâmiul-kelim‛, DÝA, Ýstanbul 1993, c. 7, s. 440.

45                Chittick, Varolmanýn Boyutlarý, ss. 51-52, 68-69. Ýsimlerin öðretilmesi‛ne eþyâya ad koyma ya da eþyâ hakkýnda kavram geliþtirme yeteneði anlamý veren Ýkbâl, bunun eþyâya hâkim olmayý saðladýðýný belirtir. Ýslâmda Dinî Düþüncenin Yeniden Doðuþu, s. 31. Ýsim verme niteliði, düþünce, tecrübe edinebilme, problem çözebilme ve imtihaný kazabilme olarak yorumlanmasý için bk. Yavuz, Kuranda Sembolik Dil, ss. 366-367. Sembol üretme yetisiyle açýklanmasý için bk. Latif Tokat, Dinde Sembolizm, Ankara 2004, s. 22.

46                Aynî, ‚Þeyh-i Ekberi Niçin Severim?‛, s. 206.

47                Fütûhât, c. 3, s. 152. Ayrýca bk. Aynî, age, 216-217; Suâd el-Hakîm, Mû’cemü’s-sûfî, ss. 152-153. Afîfî, Ýbn Arabî’nin bu iki kullanýmý birbirine karýþtýrdýðýný ifâde etmiþtir. Muhyiddin Ýbn Ara-bî’de Tasavvuf Felsefesi, s. 97.

48                Fütûhât, c. 3, s. 116. Ýbn Arabî, bir âyete gönderme yaparak, hevânýn ilâh edinilen en büyük þey olduðunu belirtir.

49                Fütûhât, c. 3, s. 152.

50                Ýstî‘dâdýn en gizli ve güçlü duâ olduðu için bk. Fusûs, s. 60; Konuk, Fusûs Þerhi, c. 1, ss. 192-193, 195, 204; Afîfî, Fusûs Anahtarý, ss. 92-93. Bu çerçevede istemenin üç türünden en zayýfý sözle, ikinci derecede kuvvetli olaný hâl ile, en kuvvetlisi ise istî‘dâd ile istemedir. Konuk, istî’dâd ile istemeyi de ikiye ayýrarak cüz’î olarak adlandýrdýðý birincisini yeni doðan çocuðun, küllî olarak adlandýrdýðý ikincisini ise ilâhî ilimdeki ayân-ý sâbiteden her birinin müdebbirin-den isteme olarak niteler. Bu da insan-ý kâmilin istemesi olmalýdýr.

51                Chittick, Varolmanýn Boyutlarý, s. 203.

52                Fusûs, ss. 221-222; Konuk, Fusûs Þerhi, c. 4, ss. 364-365; Afîfî, Fusûs Anahtarý, ss. 493-494. Bura­da istî‘dâd kavramý kullanýlmamakla beraber, biz bu kavramýn bir yönünün tanýmlandýðý ka-naatindeyiz. Nitekim devamýnda bu kavrama yer verilmiþtir. bk. s. 225; Konuk, Fusûs Þerhi, c. 4, s. 383.

53                Fütûhât, c. 1, ss. 215-216/c. 2, ss. 402-404 [c. 1, s. 466-467+. Bu ilimlerin herkese gerekli olduðnu ifâde eder.

54                Fütûhât, c. 2, ss. 9-10/c. 11, ss. 276-278; Ögke, agm, s. 177. Evtâddan her biri de bir peygambe­rin kalbine göre tasarruf sahibidir. Bunlar da sýrasýyla evtâddan Þam bölgesindeki rükün Hz. Âdem(s), Irak bölgesindeki rükün Hz. Ýbrâhîm(s), Yemen bölgesindeki rükün Hz. Îsâ(s), Hacerul-Esveddeki rükün ise Hz. Muhammed(s)in kalbi üzere olana mahsustur. Fütûhât, c. 1, s. 215/c. 2, ss. 400-401 [c. 1, s. 465].

55                Örneklendirmek gerekirse, -doðrudan ya da ters iliþkileri dikkate alýnmak kaydýyla- öne ait ilimlerden hareket, haþr, neþr; sola ait ilimlerden bitkiler, hayvan, canlýlýðýn temeli olan su, kýdem, hakîkatler, dünyâ, cennet, ebedîlik (hulûd); saða ait ilimlerden berzah, berzaha ait ruh­lar; arkaya ait ilimlerden de hayat gibi hususlar hayatla; öne ait ilimlerden meselelerin kapalý­lýklarý, nazar, ilâhî ilim gibi hususlar, sola ait ilimlerden esrâr, gayblar, hazîneler, rusûh gibi unsurlar, saða ait ilimlerden kuþlarýn ve rüzgârlarýn dili, semâ, hayret gibi konular, arkaya ait ilimlerden zevk, þürb, reyy gibi bilgi kaynaklarý, furkan incileri bilgiyle; öne ait ilimlerden ruhlara tasarruf, rûhânîlerin inmesini saðlama gibi bilgiler, sola ait ilimlerden yaratma, tekallübât (deðiþmeler) gibi bilgiler, saða ait ilimlerden baþkalaþmalar, nefislerin hareket etti­rilmeleri, mirâc gibi bilgiler, arkaya ait ilimlerden tecellî gibi hususlarla ilgili bilgiler kudretle; öne ait ilimlerden mücâhede, vecd, þevk, aþk; sola ait makam ve sükûn; saða ait ilimlerden meyl, ahvâl, hevâ; arkaya ait ilimlerden nefs, nefs-i emmâre gibi bilgiler irâdeyle ilgili gözü­küyor.

56                Fütûhât, c. 2, s. 139/c. 13, s. 288.

57                Fütûhât, c. 2, ss. 138, 139, 140/c. 13, ss. 285, 292, 304. Ýbn Arabî, yine Hz. Âdem(s)in kalbi ve mertebesi üzere olan, âyette geçtiði gibi *Bakara 2/31+ ilâhî isimleri bilen, ilim ve kemâlât tür-leri bakýmýndan da ona benzeyen üçyüz kiþilik mustafûn ya da müctebûn adlý bir zümrenin sü­rekli olarak Hz. Âdemin duâsý olan þu duâda bulunduklarýný söyler: Rabbimiz! Biz kendimize zulmettik. Eðer sen bizi baðýþlamaz ve bize merhamet etmezsen, mutlaka ziyana uðrayanlardan olu-ruz.‛ *Â’râf 7/23+. Fütûhât, c. 2, s. 12/c. 11, ss. 291-293.

58                Fütûhât, c. 1, s. 328/c. 4, ss. 147-148. Âyet meâli þöyledir: Her birimizin belirli bir makamý var-dýr.‛ *Sâffât 37/164+ Ayrýca bk. Chittick, Hayal Âlemleri, s. 51.

59                Fusûs, s. 49; Konuk, Fusûs Þerhi, c. 1, ss. 119-120. Konuk, meleklerin, insanýn yaratýlýþýndaki kuvvetlerden hiss-i müþterek, hayâl, düþünce, vehim, hâfýza gibi rûhânî ve hissî (duyusal) kuvvetler ve çekim (câzibe), tutma (mâsike), hazim (hâzime), kendini koruma (dâfia), büyüme ve geliþme (münmiyye), çoðalma (müvellide), tasavvur (musavvire) gibi tabiî kuvvetler baþta olmak üzere muhtelif kuvvetlerden yaratýldýðýný belirtir. Örneklerden fizik kurallarý olarak bilinen hususlarýn metafizik temelleri üzerinde durulduðu anlaþýlýyor.

60                Fusûs, s. 51; Konuk, Fusûs Þerhi, c. 1, ss. 137-143. Konuka göre, melekler yeryüzünde kan döküleceðini ya Levh-i Mahfûzdan ya akýl yoluyla ya da melekiyyet sýfatýnýn bir gereði olarak sadece akýl ve hayýr konusunda ayýrýcý nitelikleri sebebiyle önceden bilmiþlerdir. bk. age, c. 1, ss. 139-140.

61                Fusûs, s. 55; Konuk, Fusûs Þerhi, c. 1, ss. 165-167. Konuk Ýblîsin, Hakk’ýn yalnýzca Mudill (sap­týrýcý) isminin mazharý olduðunu, buna baðlý olarak celâlî nitelik taþýyan ateþ ve havadan ya-ratýldýðýný, celâlî tecellîleri yansýttýðýný, sadece Âdemdeki celâlî boyutu gördüðünü, Hâdî isminin tecellîleri olan îmân, hidâyet, istikamet, sevgi, iyilik gibi unsurlardan oluþan cemâlî bo-yutu göremediðini ifâde eder. Ayrýca bk. Fusûs, s. 76, 144; Konuk, Fusûs Þerhi, c. 2, ss. 8-11, c. 3, ss. 176-177.

62                Konuk, Ýbn Arabî’nin rutûbet ve bürûdet kavramlarýný þerh ederken, Ýblîs ve cinlerin ateþten yaratýlmalarý sebebiyle latîf varlýklar oluþunu, bu letâfete bakarak Âdemin topraktan yara­týlmýþ kesîf bir varlýk olmasý sebebiyle kibirlendiklerini belirtir. Fusûs, s. 144; Konuk, Fusûs Þerhi, c. 3, ss. 175-176; Fütûhât, c. 1, s. 183/c. 2, ss. 278-279 [c. 1, ss. 380-381+. Cinlerin yaratýlýþý hakkýnda ayrýca bk. Chittick, Hayâl Âlemleri, ss. 43-44. Cüneydin sûfîyi tevâzûuna iþâretle topraða benzetmesi de meþhurdur.

63                Örnek için bk. Fütûhât, c. 1, ss. 172, 174 /c. 2, ss. 237-238, 243-244 [c. 1, ss. 353, 357]. Kavrama cemâl-celâl, rahmet-gazap, teþbih-tenzih isimlerinin verilmesi için bk. Ögke, age, s. 61. Buna göre sað el cemâl, sol el celâl elidir. Ýbn Arabî Fusûsta yedân kavramýný açýklarken, Allah’ýn her iki elinin de sað el olduðunu vurgular. Bu da varlýk ve varoluþta rahmetin daha etkili ol-duðu kabulünü gösterir. bk. Fusûs, s. 144; Konuk, Fusûs Þerhi, c. 3, s. 176; Izutsu, Fusûsta Anahtar Kavramlar, s. 329; Afîfî, Fusûs Anahtarý, s. 312. Kavramýn iki tür sýfat þeklinde anlaþýl-masý için bk. Suâd el-Hakîm, Mû’cemü’s-sûfî