EBU UBEYDE BİN
CERRÂH
[R.A.]
[ Vefatı:
Miladi: 640
]
Emînü'l-Ümme lâkabıyla anılan, ilk
müslümanlardan ve aşere-i mübeşşereden olan sahâbîlerdendir.Asıl adı
Amir b. Abdullah b. el-Cerrâh'tır. Kureyş kabîlesinin
Fihroğulları'ndandır. Nesebi, Rasûlullah'ın nesebiyle dedelerinden
Fihr'de birleşir.
Ebû Ubeyde, Hz. Ebû Bekir'in dâvetiyle
veya Osman b. Maz'un başkanlığında arkadaşlarıyla Rasûlullah'a giderek
müslüman olmuştur. Habeşistan'a göç edenler arasında ikinci
kafiledendir. Medine'de Rasûlullah onunla Sa'd b. Muaz'ı kardeş ilân
etmiştir.
Orta boylu, zayıf, güzel yüzlü, zekî,
merhametli diye anılan Ebu Ubeyde, zühd ve takvâ sahibi, Eminü'l-Ümme
"ümmetin emîni", lâkabıyla ünlenen, cesur, savaşçı, adaletle hükmeden,
itaatkâr ve kahraman bir sahâbîdir.
Rasûlullah Ebû Ubeyde için: ''Her
ümmetin bir emini vardır, bu ümmetin emini Ebû Ubeyde b. el-Cerrah'tır"
buyurmuştur (Müslim, VII, 127; İbn Mâce, I, 136). İbn Hibbân, Enes
b. Mâlik'ten rivâyet ettiğine göre, Rasûlullah, "Ümmetimin en
merhametlisi Ebû Bekir, en şiddetlisi Ömer, en hayalısı Osman en helâl
ve haramı bileni Muaz b. Cebel, ferâizi en iyi bilen Zeyd b. Sâbit, en
düzgün Kur'ân okuyanı Übeyy b. Ka'b, en emîni Ebû Ubeyde'dir"
buyurmuştur.
Ebû Ubeyde de diğer büyük sahâbîler gibi
bütün gazalara katılmıştır. Ebû Ubeyde, Bedir gazasında, Mekke fethinde,
Taif muhasarasında, Vedâ Haccı'nda hep Rasûlullah'ın yanında
bulunmuştur. Ebû Ubeyde , Rasûlullah ile devamlı birlikte olduğu halde
ondan çok az hadis rivâyet etmiştir. Onun az hadis rivâyet etmesi, tıpkı
Ebû Bekir, Zübeyr b. el-Avvâm, Abbâs b. Abdülmuttalib gibi birçok büyük
sahâbî -Mukillin- gibi, Rasûlullah'ın mâiyetinde bulunmalarına ve O'nun
vefâtından sonra yaşamalarına rağmen, hadis rivâyeti hususunda çok titiz
ve hadis rivayetinin büyük bir sorumluluk olduğunun bilincinde
olmalarından kaynaklanıyordu. Ebu Ubeyde Rasûlullah'tan ondört hadis
rivâyet etmiştir (Ahmed Naîm, Tecrid-i Sarîh Tercümesi, Mukaddime, 1,
60). Bu Mukillin ashâb, sünnetin birer uygulayıcısı, canlı birer örneği
olduklarından, sünneti yaşamaya daha ziyade önem vermişler, sünneti "anlatma"yı
ise başkalarına bırakmışlardı. Ebû Ubeyde'nin râvileri arasında Câbir,
Ebû Ümâme, Abdurrahman b. Ganem bulunmaktadır. Ebû Ubeyde, bir
müslümanın kendisine iltica eden birini himaye edebileceğini söylemiştir
(Ahmed b. Hanbel, Müsned, I, 195).
Bedir gazasında müşriklerin safında
çarpışan ve kâfir olan babası Abdullah'la karşılaşmış ve O'nu
öldürmüştür. İslâm akîdesinin ilk yaygınlaştığı dönemlerde buna benzer
olaylar çoktur. Meselâ, Hz. Ebû Bekir oğlu ile, Mus'ab b. Umeyr kardeşi
ile, Hz. Ömer dayısı ile çarpışmıştır. Kur'ân-ı Kerîm'de şöyle buyurulur:
"Allah'a ve âhiret gününe îman eden hiçbir kavmi, babaları, oğulları,
kardeşleri, hısım ve akrabaları olsalar bile Allah ve Rasûlüne meydan
okumaya kalkışanlara sevgi besler bulamazsın. İşte Allah onların
kalplerine iman yazmış ve kendilerini tarafından bir ruh ile
desteklemiştir. Onları, altlarında ırmaklar akan Cennetlere koyar ve
orada ebedî kalırlar. Öyle ki, Allah onlardan onlar da Allah'tan
hoşnutturlar. İşte bunlar Allah taraftarıdırlar. İyi bilin ki, Allah
taraftarları hep kurtuluşa erenlerdir" (el-Mücâdele, 58/22).
Ebû Ubeyde, Uhud savaşında Rasûlullah'ın
yüzüne batan miğfer parçalarını dişleriyle çekerken ön dişleri kırılmış,
Hendek'te, Benû Kureyza'da, Rıdvan biatinde Hudeybiye'de, Hayber'de, en
cesur savaşçılardan biri olmuştur. Câbir (r.a.)'ın naklettiğine göre Ebû
Ubeyde kumandanlığında keşfe gönderilen sahâbe birliğinin bir dağarcık
hurması bulunmakta; bütün gün onlar bir hurmâ ile idare etmekte veya
ağaç yapraklarını suyla ıslatarak açlıklarını yatıştırmaya
çalışmaktadırlar. Arapça'da bu yapraklara "habat" denildiğinden, "Habat
gazası" diye geçen bu olayda, üçyüz kişilik birlik, sâhile vardıktan
sonra büyük bir balık ile karınlarını doyurmuşlardır. Bu örnek olay,
sahâbenin hangi zor şartlar ve yokluk altında ilâ-yı kelimetullah için
cihada çıktığına sadece bir tek örnektir.
Yine Ebû Ubeyde'nin şahsında,
kumandanlık için nefsi tezkiye etmenin ve Rasûlullah'a kesin itaatin bir
örneğini görmek mümkündür: "Rasûlullah, Beliy ve Üzre kabilelerine Amr
b. el-Âs'ı bir grup sahâbînin başında kumandan olarak gönderdi. Amr'ın
validesi Beliy kabilesindendi. Amr, Cüzam mevkiinde "Zâtü's-Selâsil"
denilen bir yerde durmuş, ilerleyememiş ve Rasûlullahttan yardım
istemiştir. Rasûlullah, içlerinde Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ömer'in de
bulunduğu bir birliği Ebû Ubeyde kumandanlığında Amr'a yardıma
göndermiştir. Ebû Ubeyde'ye: "Amr b. el-As ile aranızda ihtilâf
çıkmasın" diye de tenbih etmiştir. Hakikaten Amr ile karşılaştığında Ebû
Ubeyde, Amr'ın kumandanlık hususunda bencil davrandığını görünce: "Allah
Rasûlü bana 'Amr ile ihtilâf çıkarma' dedi; onun için sen beni
dinlemezsen, ben seni dinlerim" demiştir. Ebû Ubeyde kumandanlığa daha
lâyık olmasına rağmen bu büyük davranışı göstermiştir (Ahmed b. Hanbel,
Müsned, I, 196).
Ebû Ubeyde hicrî 9. yılda Rasûlullah
tarafından "Eminü'l-Ümme" diye övülerek, Necran hristiyanlarından cizye
almaya memur edildi. Rasûlullah Necran hıristiyanlarını Medine'ye
çağırarak onları İslâm'a dâvet etti; ancak hristiyanlar, İslâm'ı kabul
etmeyip sadece cizye verebileceklerini, bunu da alması için "güvenilir"
birini memur etmesini Rasûlullah'tan istediler, Rasûlullah da, "Size
hakkıyla emîn bir adam göndereceğim" diyerek Ebû Ubeyde'yi gönderdi.
Rasûlullah, Bahreyn ile sulh yaptıktan sonra onlardan toplanacak
cizye'yi almaya da Ebû Ubeyde'yi görevlendirdi.
Rasûlullah'ın vefâtından sonra meydana
gelen Benû Saîde sakifesi olayında Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer ve Hz. Ebû
Ubeyde birlikte hareket etmişlerdir. Hz. Ebû Bekir, Ebû Ubeyde'nin
elinden ve Hz. Ömer'in elinden tutarak ortalarında durmuş, sahâbeye bu
iki zattan birisine bi'at etmelerini söylemiş; bu sözlerin hemen
ardından Hz. Ömer, Hz. Ebû Bekir'e bi'at edince, Ebû Ubeyde de Ebû
Bekir'e bi'at etmiştir. Ebû Bekir, vefât ederken bu olayı anımsatmış ve,
"Benû Saide sakifesinde Hz. Ömer'i halifeliğe, Ebû Ubeyde'yi vezirliğe
lâyık gördüğünü" söylemiştir.
Ebû Ubeyde b. el-Cerrâh, Hz. Ebû
Bekir'in hilâfetinden itibaren Hz. Ömer zamanında cihad hareketinde
Suriye bölgesindeki fetihlere katıldı ve kumandan olarak yer aldı.
Ayrıca o, Bisan, Taberiye, Baalbek, Humus, Hama, Şeyre, Maarra, Lazkiye,
Antarius, Banyas, Selemiye, Halep, Antakya, Menbic, Delul fetihlerinde
bulunmuştur.
634 yılında (H. 13), Humus'ta Roma
İmparatoru Herakleius'un muazzam ordusuna karşı Ebû Ubeyde, Yezid b. Ebî
Süfyan, Şurahbil, Amr b. el-Âs ve Halid b. Velid gibi kumandanların
orduları birleşerek Ecnâdin'de savaştılar. Müslümanlar üç bin şehid
vererek burayı fethettiler. Suriye'nin en mühim ticaret merkezi olan
Şam'ı kuşattıklarında Ebû Ubeyde Câbiye kapısından şehre saldırdı. Halid
b. Velid Şam'ın kendi tarafındaki bölümünü çarpışarak ele geçirirken,
Ebû Ubeyde kendi bölgesini sulh ile ele geçirdi ve hristiyanlarla barış
antlaşması yapıldı.
635 yılında Fahl savaşı vuku buldu. Roma
ordusu müslümanların sayıca üç-dört misliydi. İki ordu çarpışmadan önce
Romalıların özel elçisi müslümanların karargahına gelip sulh şartlarını
görüşmek istedi. Elçi, burada Ebû Ubeyde'yi komutan olarak büyük bir
ihtişam içinde biri sanıyordu. Ancak her tarafta birbirine benzer
insanlar ve diğer askerlerden farkı olmayan Ebû Ubeyde'yi görünce çok
şaşırdı. Ebû Ubeyde, elçinin, Roma topraklarını terkederlerse
askerlerine altın verme teklifini reddetti. İki ordu çarpıştı ve
müslümanlar Romalıları yenilgiye uğrattılar.
635 yılında Suriye'nin tarihî şehri
Humus fethedildi. Ebû Ubeyde birçok yerleri sulh ile ele geçirip
Antakya'ya yönelmişken halife Hz. Ömer'in emriyle askerlerini durdurdu
ve Humus'ta yerleşti. 636'da Herakleios Roma, İstanbul, el-Cezire,
Ermenistan gibi Roma vilâyetlerinden gelen askerlerle büyük bir ordu
topladı ve Suriye'ye hareket etti. Ebû Ubeyde Humus ve diğer fethedilen
yerlerdeki kumandanlara mektup yazarak toplanan cizyelerin iâde
edilmesini, geri çekileceklerini bildirdi. Daha sonra Şam'a gitti ve
dağınık İslâm ordularını toplamak amacıyla Yermük'te karargah kurdu. Hz.
Ömer'e sür'atle haber yolladı; Roma ordusunun âdeta yağarak üzerlerine
geldiğini bildirdi ve âcil yardım göndermesini istedi. Yardım için vakit
yoktu; Hz. Ömer cevabında, "Onları yeneceğinize inanıyoruz" diyordu. Amr
b. el-Âs da Ürdün'den Yermük'e gelince müslümanların maneviyatları
kuvvetlendi. Yermük'e çok yaklaşan Roma ordusundan bir elçi akşam namazı
kılınırken geldiği zaman Ebû Ubeyde'ye sordu: "Hz. İsa için ne
düşünürsünüz?" Ebu Ubeyde şu cevabı verdi: Allah buyurur ki: "Ey ehl-i
kitap, dininizde taşkınlık etmeyin. Allah hakkında ancak gerçeği
söyleyin. Meryem oğlu İsa Mesih Allah'ın peygamberidir. Aynı zamanda
Meryem'e ulaştırdığı kelimesi ve kendinden bir ruhtur. Allah'a ve
peygamberlerine inanın, "üçtür" demeyin, vazgeçin, bu hayrınızadır.
Allah ancak bir tektir. Çocuğu olmaktan münezzehtir, göklerde uçanlar da
yerde olanlar da O'nundur" (en-Nisâ, 4/1 71). Romalı elçi bu âyeti
duyunca kelime-i şehâdet getirdi ve müslümanlara katıldı. Yermük
savaşında müslümanlar inançlarıyla dev gibi Roma ordusunu korkunç bir
yenilgiye uğrattı. Herakleios artık bu yenilgiden sonra Antakya'yı
terketti ve İstanbul'a giderken meşhur "Elveda Suriye" sözünü söyledi.
Ebû Ubeyde tekrar Humus'a döndü. Kınnesrin, Halep, Antakya İslâm
hakimiyeti altına alındı. Halid b. Velid Maraş'ı fethetti. Nihayet Kudüs
637 tarihinde kuşatıldığında Kudüs halkı ve din adamları şehri, Hz.
Ömer'e teslim etmek istediklerini söylediler. Hz. Ömer Cabiye'ye gelerek
onlarla antlaşma imzaladı.
638 yılında Halid b. Velid'i
başkumandanlıktan azleden Hz. Ömer yerine Ebû Ubeyde'yi tayin etti. Bu
sırada Rumlar tekrar yeni bir orduyla saldırdılar. Ebû Ubeyde
komutasındaki İslâm ordusu Rumları Humus'ta bir defa daha yenilgiye
uğrattı. Ebû Ubeyde, Şam ve çevresinin fütuhâtı tamamlandıktan sonra
"Şam emiri, adaleti" deyimiyle Rumlar arasında bile hayırla anılmıştır.
Şam emiri iken, bütün Şam halkı âdil bir yönetici olduğunda ittifak
etmiştir.
Hicretin 18. yılında Hicaz bölgesinde
kıtlık başgösterince Ebû Ubeyde Medine'ye büyük miktarda yiyecek yardımı
gönderdi. Aynı yıl, veya 17. yılın sonlarında- Suriye, Mısır ve Irak'ı
Amvas (Amevas) Tâunu diye tarihe geçen veba salgını istilâ etmiş, birçok
sahâbî bu salgında vefât etmişti. Tarihçilerin nakline göre Hz. Ömer ve
ashâb salgın yerine gelip durumu gördükten sonra hemen oradan ayrılmak
istemişler, Ebû Ubeyde Ömer'e, "Ya Ömer, Allah'ın kaderinden mi
kaçıyorsun?" demiş, Ömer de, "Evet, Allah'ın kazâsından kaderine
kaçıyorum" demiştir.
Ebû Ubeyde de, Hz. Ömer'in Şam'dan
ayrılması ısrarlarına rağmen şehirde kalmış ve vebaya yakalanmıştır.
Yerine Muâz b. Cebel'i bırakan Ebû Ubeyde şöyle vasiyette bulundu:
"Size bir vasiyyetim var. Onu kabul ederseniz hayra erersiniz:
Namazınızı kılın, orucunuzu tutun, sadakanızı verin, haccınızı ifâ edin,
birbirinizi gözetin, emirlerinize itaat edin ve onları aldatmayın. Dünya
sizi aldatmasın. Bir insan bin sene de yaşasa âkibet şu neticeye varır:
Allah insanların alnına ölümü yazmıştır, onun için hepsi ölürler.
İnsanların en akıllısı Allah'a en çok itaat eden, âhiret için çok
çalışandır. Hepinize Allah'ın selâm ve rahmetini, lütûf ve bereketini
niyâz ederim. Haydi Muâz! Cemaate namaz kıldır."
Ebû Ubeyde'nin kabri Şam'da Anta köyü
civarında Gavr Beysan'dadır.
Hz. Ömer, "Allah'a hamdolsun,
müslümanlar içinde böyle insanlar var..." diye onu övmüştür. Diğer
birçok sahâbî gibi o da, fütuhat sonunda ele geçirilen mal ve mülke
rağbet etmeyerek sade bir hayat sürdü.
Hz. Ömer Ebû Ubeyde'nin
odasının eşyasız bir keçe, bir kırba, birkaç lokma yiyecekten ibaret
olduğunu görünce ağlamış ve, "Dünya herkesi değiştirdi, yalnız seni
değiştiremedi" demiştir.