Tasavvuf Portalı
Digital Âsitane
{Buradasınız}
Digital Mürşid
Digital Murabıt
Digital
Sufi
Digital
Ziyaret
Digital Sanat

Tasavvuf Portalı
Haritası
01/08/07
|
|
Tasavvuf & Sufiler âsitanesi tasavvuf.info adresinde yayında...
|
Tasavvuf Hakkında Bilmek İstedikleriniz
Bu sayfada yer alan sorular ve cevaplarında Prof.Dr. Hasan
Kamil Yılmaz tarafından hazırlanan ve Altınoluk Dergisi- Erkam Yayınları
tarafından yayınlanan "İslam Tasavvufu" adlı eserden yararlanılmıştır.
SORULAR & CEVAPLAR
 |
Tasavvuf nedir? |
 |
Tasavvuf,
İslâmî hayatı yaşama biçimi, ruh hayatı, rabbânîlik, ihsan ve tezkiye
gibi isimlerle anılan bir ilim ve müessesedir. Tasavvuf, adıyla olmasa
bile,muhtevâsı ve müesseseleriyle Allah Rasûlü'nün hayatında ve
Kur'an'da var olan bir kurumdur. Allah Rasûlü'nün temsil ettiği
"Siyâsî, ilmî ve ma'nevî" otoriteden üçüncüsünün müessese ve ilim
olarak uzantısını oluşturmaktadır. |
 |
Tasavvufî hayat ferdî olarak yaşanamaz mı?
|
 | Bu soruyla iki şey
kasdedilmiş olabilir. Birincisi evrad ve ezkârıyla, riyâzat ve
mücâhedesiyle, seyr u sülûk ve tarikatıyla tasavvufun ferdî olarak
yaşanıp yaşanamıyacağı; ikincisi kişinin kendi başına kitap ve sünnete
uygun bir kulluk yapıp yapamayacağıdır. Öğrenmek başka, uygulamak ve
yaşamak başka şeylerdir. Tasavvuf öğrenileni yaşamayı fiilî olarak
öğreten bir eğitim kurumudur. Eğitimde güçlü şahsiyetlerin başkalarını
etkileyerek kendi boyası ile boyaması söz konusudur. Çünkü terbiye,
olgunlaşmış şahsiyetlerin, insanın eksik ve ham tarafları üzerinde
yaptığı olumlu etkidir. Türkçe’deki: "Kır atın yanında duran ya
huyundan, ya suyundan" sözü bu etkileşimi gösterir. Birinci şekliyle;
yani tasavvufun seyr u sülûk ve tarikatıyla ferdî olarak yaşanması
mümkün değildir.Çünkü bu eğitim sisteminin amacı bir mürebbî ve
mürşidi gerekli kılmaktadır. Bütün uygulamalı ilimlerde olduğu gibi
tasavvufi terbiyede de üstâda ihtiyac vardır. Bu konuda Şeyh ve
mürşide âid meselelerde daha ayrıntılı bilgiler verilmiştir. İkinci
şekliyle; yani insanın kendi kendine kitap ve sünnete göre kulluk
yapması elbette mümkündür. Eldeki yazılı bilgilerden yararlanarak
insan iyi bir müslüman olabilir. Ancak birlikteliğin heyecan ve
coşkusu daha farklıdır. |
 | Sağlam
bir tasavvuf çizgisinde hangi özellikler bulunmalıdır?
|
 | Bu sorunun tasavvuf
konusundaki belirsizlikleri gidermek amacıyla sorulduğuanlaşılmaktadır.
Bugün tasavvuf konusunda sapla saman birbirine karıştığı,şeyhlerin
sahtesi ile gerçeği yaygın bir biçimde her yanda bulunduğu içinbunları
birbirinden tefrik etmek zordur. Bunların doğrularını tanımak için
birtakım ölçülere ihtiyac vardır. İşte o ölçüler şunlardır: a- Ehl-i
sünnet ve'l-cemaat çizgisinde sağlam bir inanç, b- Kitap ve sünnete
uygun derin bir ibâdet hayatı (sâlih amel), c- Düzgün bir muâmelât ,
d- Muhammedî bir ahlâk.
|
 | Tasavvuf bu
ölçüler içinde şu özellikleri de taşır: a- Tasavvuf manevi tecribe ile
anlaşılan hal ilmidir, b- Tasavvufi bilginin konusu ma'rifetullah'tır,
c.Tasavvuf tatbiki bir ilim olduğundan mürşid vasıtasıyla öğrenilir,
d- Tasavvuf kitaptan okuyarak öğrenilebilecek bir ilim değildir, çünkü
tecrübîdir. e-Tasavvufun bilgi kaynağı felsefe ve kelâm gibi akılla
sınırlı değildir. İlham ve keşf de bilgi kaynağı olarak kabul edilir.
f- Tasavvufi eğitime tarikat denilen özel yollarla kat’edilir. Lüma'
müellifi sûfîlerin sahtesini hakikisinden ayırmak için şöyle bir ölçü
koyar: 1- Haramlardan kaçınmak, 2- Farzları îfâetmek, 3- Dünyayı ehl-i
dünyaya bırakıp dünya-perest olmamak. |
 |
Tasavvufun mertebeleri nelerdir?
|
 | Tasavvufun tahalluk
ve tahakkuk olmak üzere iki mertebesi; yani boyutu vardır. Tahalluk,
tasavvufun eğitim boyutudur. Tasavvufi hayat, tarikat, manevi
makamlar, seyr u sülûk ve âdâb gibi konuları kapsar. Tahakkuk ise
tasavvufun ma'rifet, işâret ve bilgi boyutudur. Bu da insanın ma'nevî
eğitim sayesinde ahlâk ve takvâ açısından yükselişi ve Allah'a
yaklaşması sonucu kâinattaki bazı ilâhî sırlara âid elde ettiği
bilgilerdir. Nitekim Kur'an'daki: "Allah'tan korkun Allah size
öğretsin." (el-Bakara, 2/282) âyeti takvânın bir takım manevî
bilgilere erme vesilesi olduğuna işaret etmektedir. Bir kudsî
hadisteki: "Kulum bana nâfilelerle yaklaşmaya devam eder. Hatta ben
onu severim. Ben onu sevince de gören gözü, tutan eli, yürüyen
ayağı... olurum" (Buhârî, Rikak, 38) ibâreleri, kulluk ve nâfile
ibâdet ile insanın kâinâttaki ilâhî kudretin etkisini anlamaya
başlayacağını anlatmaktadır. Aslında ehl-i sünnet inancına göre bütün
insanların fiillerinin gerçek mutasarrıf ve hâlıkı Allah’tır. Ancak
insanlar gözlerindeki dünya ve mâsivâ perdesi sebebiyle bunu
görememektedir.Yani bir başka ifade ile herkesin gören gözü, tutan
eli, yürüyen ayağı Allah’tır. Çünkü bütün fiillerde yaratıcı O’dur.
İnsanlar bu gerçeği nâfile ibâdetlerle Hakk’ın sevgilisi olacak konuma
geldikleri zaman farkedebilirler. Kur’an’da Allah’ın, kulların
fiillerini kendine izâfe etmesi bundandır. Nitekim "Onları siz
öldürmediniz, Allah öldürdü. Attığın zaman da sen atmadın, Allah
attı." (el-Enfâl, 8/17) "Bildikleriyle amel edene Allah bilmediklerini
öğretir." (Hilyetü’l-evliyâ, X, 15) hadisinde de aynı konuya işâret
edilmektedir. Tasavvufun bu iki özellği tasavvufî hayat ve tasavvufî
düşünce olmak üzere iki mertebenin meydana gelmesini sağlamıştır.
Bunların ikisi de birbirine bağlı olmakla birlikte aslolan kulluğa
yardımcı tasavvufî hayattır. |
 |
Günümüzde tasavvufun içine pekçok hurâfeler karışarak bozulduğu
görülmektedir. Özellikle menkıbeler konusunda sıkıntılar var. Net bir
tasavvuf ortaya konmuyor? Bu konuda neler yapılabilir?
|
 | Bu soruda herhalde
tasavvufun bozulup gerilediğine işâret edilmek istenmektedir.Aslında
İslâmî ilimler ve sosyal kurumlar bileşik kaplar gibidir. Birinin
yükselmesi ve diğerlerinin yerinde sayması veya birinin seviyesinin
düşüp diğerlerinin yukarda kalması mümkün değildir. İslâm dünyasında
gerileme ve çözülme başlayınca bütün ilimler ve kurumlar bundan
nasîbini almıştır. Medrese, tekke ve ordu üçlüsünün oluşturduğu sosyal
müesseseler birbiriyle âhenkli biçimde çalıştıkları, birbirlerini
rakip görüp dışlamadıkları zamanlar yüksek seviyede hizmet
vermişlerdir. Bu müesseseler birbirini bütünleyen özelliklerini
kaybedip rekabetle birbirini yıpratmaya başlayınca genel bir gerileme
başlamıştır. Tekke ve tasavvufi kurumların parlaklığını kaybettiği
dönemde, medrese veya ordunun hâlâ yüksek hizmetler verdiğini söylemek
mümkün değildir.Bu itibarla gerileme ve çözülme bütün kurumlarda,
birlikte yaşanmıştır.
|
 | Günümüzde tasavvufî hayatın içinde bulunduğu öne sürülen bid'at ve
hurâfeler aslında İslâm toplumunun ortak problemidir. Tasavvuf, ya da
başka İslâmî çevrelerde görülen bir takım bid’at ve hurâfelerin temel
sebebi bilgi eksikliğidir. Çünkü bugün insanlarda manevi hayata ilgi,
bilginin çok önündedir.Bu ilgiyi doyurup iyiye kanalize edecek gerekli
kurumlar bulunmadığı ve dini bilgilenmede problemler olduğu için
insanlar din adına çoğu zaman hurâfelere takılıp kalmaktadır. Hurâfe
ve bid’atin tek sebebi cehâlettir. Ehl-i sünnet çizgisinde müteşerri
ve cehâletten kurtulmayı görev sayan tarikatler hurâfelerle mücâdele
etmektedir. Nitekim XIX. yüzyılda başta Nakşbendiyye’nin Hâlidiyye
kolu olmak üzere pek çok tarikat, ilim ve medrese çevrelerinin de
desteğiyle bir tecdid, yenilenme ve ıslahat hareketi başlatmış; hurâfe
ve bid’atlere karşı bayrak açmıştır.
|
 | Menkıbelerle ilgili sıkıntılara
gelince işe önce menkıbenin ne olduğundan başlayalım. Menkıbe (doğrusu menkabe) lügatte övünülecek fazilet, hüner ve meziyet demektir.
Istılahta ise peygamberler, sahâbîler, tarihî şahsiyetler, mezheb
imamları ve sûfîlerin övülecek fazîlet ve meziyetlerini anlatan
rivâyetler, demektir. Kur’an’da geçmiş peygamberlere ve ümmetlerine
âid bir takım kıssaların yer alması, hadislerde de böyle rivâyetlerin
bulunması "kıssacılık" diye bir mesleğin meydana gelmesini
sağlamıştır. Kıssacılara "kussâs" denilir. Halk kıssalardan hoşlandığı
için bunlar, vaaz ve irşâdda bir eğitim aracı olarak kullanılmıştır.
Sûfîler başlangıçtan beri bu tür kıssalardan oluşan, peygamberler,
sahâbîler ve ilk devir sûfîlerinin kıssa ve menâkıbını yazılı ve sözlü
olarak nakledegelmişlerdir. Tabiî, bir meslek hâline gelen bu alanda
halk muhayyilesinin de katkılarıyla zaman zaman abartılı rivâyetler de
gündeme gelmiş, hattâ zamanla işin özünü ve nasihat değerini ihmâl
eden bazıları, sadece kıssa ve menkıbe yazıp nakletmeyi ve olağanüstü
bir takım olaylardan bahsetmeyi daha önemli görür olmuştur. Halbuki
kıssa ve menkıbelerde gaye, okuyan ve dinleyenlere bir mesaj ve öğüt
vermektir. Bu gayeye uygun olarak yazılan ve anlatılan menkıbelerin
yararlı olduğunda şüphe yoktur. Tayy-ı zaman ve tayy-ı mekân gibi bir
takım olağanüstülüklerin bulunduğu keramet ve menkıbeleri, halkın
kahramanlık duygularını tatmîne yarayan şeyler olarak görüyorum. .
Nasıl bir kurgubilim filmini gerçek sanmak yanlış ise menkıbelerde
anlatılan bazı şeyleri de böyle doğrudan dinin temel esası gibi sanmak
ve öyle sunup algılamak da yanlıştır. Bugün Batı’da ruh
hastalıklarının tedavisinde sûfî menkıbelerinin kullanıldığına ilişkin
bir takım yayınlar göze çarpmaktadır. Bu da bize bunların bir takım
fonksiyonlar icra edebilecek önemini göstermektedir. Yerine göre
kullanılır ve dînî bir nass gibi görülmezse menkıbelerin de yararlı
olabileceğinde şüphe yoktur. İslâmî ilimlerin hepsinde meydana gelen
canlanma, yenilenme tasavvuf muhitlerinde de görülmektedir. Ancak
nasıl fıkıh, tefsir ve hadiste bugün müslümanlar dün oldukları
seviyeyi henüz yakalayamamışlarsa tasavvufta da yakalayamamışlardır.
Kaldı ki tasavuf bir ilim olduğu kadar manevî ve rûhî bir hayattır. Bu
yüzden bu konudaki gelişmeler daha büyük önem arzetmekteve zamana
ihtiyac göstermektedir. Bu konuda neler yapılabileceği konusunda
şunları söyleyebiliriz. Önce tasavvufun ilim boyutu tasavvuf
klâsikleri denilen Kuşeyrî Risâlesi, İhyâ, Kutü'l-kulûb, el-Lüma', et-Taarruf
ve Keşfu'l-mahcûb gibi müteşerri kaynaklar ile tasavvufi düşünce ürünü
klâsik eserlerden yararlanılarak ortaya konmalıdır. Ardından
tasavvufun eğitim yönü demek olan seyr u sülûk boyutu, işi
tezgâhtarlığa vardırmayan liyâkatli ve şerîata merbût mürşidlerce hem
yazılı eserler, hem de fiilî örneklerle takdim edilmelidir. Böyle bir
ortamın gerçekleşmesinden sonra belli bir süreç içinde mutlaka
gelişmeler olacaktır. |
 |
Bazıları "Tasavvuf, Yunan mistisizminden alınmıştır." diyorlar. İslâm
literatürüne girmiş bir ilim olan tasavvufun kaynağını açıklar
mısınız? |
 | Tasavvufun kaynağını
yabancı kültürlerde arama kaygısı, daha çok müsteşriklerin
gayretleriyle ortaya çıkmış bir görüştür. Muhtelif dinlerin mistik
yapılarındaki bir takım benzerlikler onları bunların birbirinden
alınmış olması anlayışına sevketmiştir. Bir takım müsteşrikler
tasavvufun sadece Yunan mistisizminden değil, Hind, İran, Mısır,
Hristiyan ve Yahûdî mistisizminden etkilendiği düşüncesini öne
sürmüşlerdir. Aralarındaki bir takım benzerlikler sebebiyle bu
düşünceleri öne sürenler, bu benzerliklerin insan fıtratından
kaynaklanan özellikler olduğunu; her nerede bulunursa bulunsun ve
hangi çağda yaşarsa yaşasın insanın belli ihtiyac ve temayüllerinin
bulunduğunu görmezden gelmişlerdir. Nasıl din olgusu tarihi boyunca
insan için bir gerçekse, rûhî hayat ve tasavvuf da din ve insan için
öyledir. İslâm'da bulunan ibâdet ve muâmelâta âid bir takım ahkâm ve
âdâbın Hristiyanlık ve Yahûdîlikteki âdâb ve ahkâma benzemesi, nasıl
bunların oradan alındığı anlamına gelmezse, tasavvufi hayat ve
tasavvufi düşüncelerdeki benzerliklerin de böyle bir takım dış
kültürlerden aktarılmış olması anlamını taşımaz. Rengi, dili,
kavmiyeti ne olursa olsun, insanların belli rûhî anlayışları hiç
yabancılık çekmeden algılaması meselâ bir Japon'un İslâm tasavvufuna
dair yazılmış bir eserden zevk alması bu ortak noktadan
kaynaklanmaktadır. Bir ilmin İslâmî olup olmadığını anlamak için önce
adına, sonra muhtevâsına, sonra da o ilim mensuplarının kendilerini
şeriat karşısında hangi noktada gördüklerine bakmak gerekir. Bu üç
esasa göre tasavvufu sırasıyla ele alacak olursak: a-
Tasavvufun adının genellikle ashâb-ı suffenin "suffe"sinden, "safvet"ten
ve "sûf" kökünden geldiği kabûl edilir. Bu kelimelerin üçü de İslâmî
menşelidir. Tasavvufun kökü olarak "Sofia" kelimesinden bahsedilmişse
de, gerek sûfîler ve gerekse araştırıcılar tarafından reddedilmiştir.
Hattâ bir takım müsteşrikler bile tasavvuf ve sufi kelimesinin sofia
kökünden geldiğine karşı çıkmış, bunun yerine yün anlamına gelen "sûf"
kökünden geldiği görüşünü benimsemişlerdir. b- Tasavvufun iki önemli
muhtevâsı vardır: Eğitim ve bilgi. Tasavvuf, eğitimde temel olarak
benimsediği zikir, tezkiye, tasfiye, rabbânîlik, mücâhede gibi esaslar
ve üsve-i hasene (model şahsiyet) ilkesiyle bir yaşama biçimidir.
Kur'an'da 250'den fazla yerde geçen zikir lâfzı ve bu konudaki
emirler, "nefsini tezkiye edenin kurtuluşa ereceğini" haber veren âyet
(eş-Şems, 91/9); safvete ermiş kalb-i selim (eş-Şuarâ, 26/88-89) ve
rabbânîlik (Âlü İmrân, 3/79) riyâzat ve mücâhede konusundaki ilâhî
emir ve nebevî tavsiyeler aslında tasavvufî hayatın Kur'an ve sünnet
menşeli olduğunu göstermektedir. Tasavvufun bilgi boyutu manevî
eğitim, takvâ sonucu elde edilebilecek keşfî ve ledünnî bilgilerdir.
c- Sûfîlerin kendilerini şeriat açısından hangi noktada gördükleri
mes'elesine gelince ilk sûfîlerden itibaren meşâyıh ilimlerinin
şerîata bağlılığını sık sık vurgulamışlardır. Nitekim Cüneyd:
"Tasavvuf bir evdir, kapısı şeriattır." Seriy Sakatî: "Tasavvuf kitap
ve sünnetin zâhirine ters bir bâtın ilminden bahsetmez." ve Sehl b.
Abdullah Tüsterî: "Bizim yolumuzun temeli şu yedi şeydir: Allah'ın
kitabına sarılmak, Rasûlü'nün sünnetine uymak, helâl lokma,
başkalarına eziyet ve yük olmamak, günahlardan kaçınmak, tevbe ve
hukuka riâyet." der. Bu tür söz ve uygulamaları çoğaltmak mümkündür.
Mes'eleye bu açıdan bakıldığında da görülen sûfîlerin İslâmî bir yapı
içinde olduklarıdır. |
 |
Tasavvuf alanında zaman zaman görülen bozulma çizgisinin nedenleri
nelerdir? Tasavvufta otokontrol mekanizması var mıdır? Nasıl işler?
|
 | Bütün bilim
dallarında ve kurumlarda olduğu gibi tasavvufta da zaman zaman asıldan
uzaklaşmalar ve bir takım sapmalar olmuştur. Bozulmanın temel sebebi
liyâkatsizlik ve cehâlettir. Babadan oğula intikal eden şeyhlik
anlayışı, liyakatsiz ve ehliyetsiz kimselerin kolayca şeyhlik makamına
oturmalarını sağlamış, bu da tabiî olarak bozulma sürecini
hızlandırmıştır. Önceleri tasavvufî eğitim için belli bir dînî altyapı
sağlanır, ondan sonra tarîkata girilirdi. Önce tekke ve medrese
arasındaki soğukluk bu yapıyı belli bir biçimde menfi olarak etkiledi.
Ardından ehliyet ve liyâkatine bakılmadan şeyh çocukları tekkelere
şeyh olmaya başladılar. Liyakatsizlikler sonucunda yanlışlık hızla
artmaya başladı. Tasavvuf ve tarikatlerin iki otokontrol mekanizması
vardı. Bunlardan biri tekkelerin kendi içinde seyr u sülûk ile işleyen
ve ancak hilâfet alanlara irşâd imkânı sağlayan mekanizma. Özellikle
büyük merkez tekkeler kendilerine bağlı taşra tekkelere
yetiştirdikleri halifeleri gönderir, meydana gelebilecek şikâyetlere
göre bu kişilerin azl ve tayinleri için meşihat ve saltanat makamına
arîzalar takdim ederlerdi. Yetki ve sorumluluk âsitâne tabir edilen
merkez tekkelerde olurdu. Teftiş ve murakabe de onlar tarafından
yapılırdı. İkinci otokontrol sistemi ise en geçerli sosyal kontrol
mekanizması olan halkın ve tarikat bağlılarının tepkisi ve kontrolü
idi. Bütün sosyal kurumlarda olduğu gibi tekkelerde de bu mekanizma
son derece önemliydi. Halkın eğitim düzeyinin yüksek olduğu dönemlerde
etkili bir biçimde çalışır ve ehil olmayan kimselerin işbaşına
gelmesini önlerdi. Ama halkın eğitim düzeyi gerileyince bu
mekanizmanın etkisi de azaldı. Tekkelerin kendi içindeki otokontrol
mekanizmasının zaafa uğraması ve halkın şikâyetleri, yöneticileri bir
takım ıslah çalışmaları ile bu mekanizmaya işlerlik kazandırmaya
yönlendirmiştir. Nitekim II. Abdülhamid Han tarafından kurdurulan
"Meclis-i meşâyıh"ın amacı otokontrol sistemini daha sağlıklı bir
biçimde hayata geçirmekti. Bu amacı gerçekleştirmek için bir takım
çalışmalar yapılmış ve tekke şeyhlerinin dini ve tasavvufi eğitimleri
için belli esaslar vaz’edilerek icâzet zorunluluğu getirilmiştir.
|
 | Bazı
tarikatlar ilme, bazıları kisveye, bazıları kerâmete, bazıları nazara,
bazıları çalgıya önem vermektedir. Bu yaşantı ve ilgi alanlarının
farklılık sebebi nedir? Bu karmaşa içerisinde doğrunun ölçüsü nedir?
|
 | Bugünkü müslümanların
hâline bakıp müslümanlık hakkında hüküm vermek nasıl yanlış bir yargı
olursa, bugün toplumumuzda yaygın görüntülere bakıp tasavvuf hakkında
söz söylemek de aynı şekilde yanlış olur. Gerçek tasavvuf elbette
bugün çok bölük pörçük yaşanan tasavvuf değildir. Ya da bir başka
ifâde ile bazı grupların öne çıkmış bir takım özelliklerini tasavvufun
bütünü için bir yargı vesilesi yapmak yanlıştır. Aslında bu soruların
cevabı asırlar önce verilmiş ve tasavvufun asıl gayesi ortaya
konmuştur. Bakınız Yûnus ne diyor: |
 | "Dervişlik
olaydı tâc ile hırka
|
 | Biz dahi
alırdık otuza kırka.." |
 | Tasavvuf insanlara önce kendini sonra Rabbını tanıtma (ma'rifet)
yolunu gösterir. Farklı özelliklerinin ortaya çıkması biraz da mürşid
ve müntesiplerinin farklı karakter yapısından kaynaklanmaktadır. Çünkü
yukarıda sayılanlardan hiçbiri tek başına tasavvuf değildir. Ancak
sûfiler bir eğitim aracı olarak yerine göre mûsikîden de nazardan da
istifâde etkişlerdir. Bugünün modern pedagojisinde insanın
karşısındaki ile göz iletişimi kurmanın önemi kabul ediliyor. Göz ile
kulak yüksek duyu organları sayılıyor. Bu iki duyu organının
diğerlerine göre eğitimde çok daha etkili olduğu tesbit edilmiş
bulunmaktadır. Nazar bir göz iletişimidir. Musiki de kulyak aracılığı
ile kalbe ulaşma yoludur. Mutasavvıfların derdi bellidir. Gönüllere "Elest
bezmi"nde verdikleri sözü hatırlatmak. Bunun için hangi aracı
bulurlarsa kullanmışlardır. Aslında amaçolarak tasavvufta ne kisvenin,
ne kerâmetin, ne nazarın, ne de güzel sesle söylenen mûsikî ve
ilâhînin bir kıymet-i harbiyyesi vardır. Çünkü amaç kulluktur,
ihsandır, rabbânîliktir. Rabbânîlik söz konusu olunca da sadece
bilginin de çok önemi yoktur. Bilgi amelle, amel, ihlâsla, ihlâs ihsân
ve îsâr ile beslendiği zaman anlam kazanır. Bugün bu konuda görülen
eksiklik, tasavvufun değil, ferdlerin eksiklik ve kusurudur. Bunu
tasavvufun geneline fatura etmek haksızlık olur. |
 |
Günümüzün bozuk şartlarında, herşeyin nefse ve şehvete hitâb ettiği
bir zamanda sadece tasavvuf yeterli olur mu?
|
 | Günümüzde, herşeyin
nefs ve şehvete hitâb ettiği bir ortamda tasavvufa belki her
zamankinden daha fazla ihtiyac vardır. Ancak İslâmî ilimleri
birbirinin alternatifi olarak görüp birini diğerinin yerine ikame
etmek anlayışı yanlıştır. Çünkü her türlü ilimden arınmış "sırf
tasavvuf" diye birşeyden söz edilemez. Tasavvuf fıkıhla, hadisle,
tefsirle ve diğer İslâmî ilimlerle birlikte vardır. Bunlar birbirini
bütünleyen ilimlerdir. Bunlardan sadece birisi ve birkaçını alıp
diğerlerini almamak eksiklik olur. Zâten sûfîler de bunu
bildiklerinden eserlerine ve yollarına diğer ilimlere âid bilgiler de
koymuşlardır. Burada muhtelif kimselere nisbetle rivâyet edilen şöyle
bir sözü hatırlatmakta yarar vardır: "Fıkıhsız bir tasavvuf
zındıklığa, tasavvufsuz bir fıkıh fâsıklığa götürür. Fıkıh ve
tasavvuf, zâhir ve bâtın beraber olunca tahkik ilmi meydana gelir."
|
 | Seyr u
sülük ne demektir? |
 | Tasavvuf ve
tarîkatlardaki eğitim ve terbiye işine verilen genel ad seyr u
sülûktür. Lügatte seyr gezmek seyr etmek ve yürümek anlamınadır. Sülûk
ise gitmek ve yola girmek demektir. Tasavvuf ıstılahında seyr,
cehâletten ilme, kötü huylardan güzel ahlâka, kulun fânî varlığından
Hakk’ın varlığına yönelmektir. Sülûk tasavvuf yoluna girmiş kişiyi
Hakk’a vuslata hazırlayan ahlâkî eğitimdir. Bir başka ifâdeyle seyr u
sülûk, tasavvuf ve tarîkata giren kimsenin manevi makamlarını
tamamlayıncaya kadar geçen safahatın adıdır. Seyrin başı sülûk; yani
yola girmek, sonu da vusûl; yani Hakk‘a vuslattır. Hakk’a vuslat
Allah’ı görüyormuşçasına kulluk (ihsân) şuûruna ermek, dâimâ Hakk ile
beraber bulunduğu (maiyyet-i ilâhiyye) bilincini yakalamak O’na teslim
olup O’ndan razı olmaktır. Her iş ve fiilin gerçek fâilinin Allah
olduğunu kavramak ve varlık iddiâsından kurtulup gerçek tevhîde
ermektir. Can mülkünde ve cihan mülkünde Hakk’ı hâkim kılmaktır.
|
 |
Tasavvuf erbâbında mutlaka herkesin seyr u sülûke girmesi gerekli
olduğu ve intisâb edenin kurtulacağı anlayışı var. Bu doğru mudur?
|
 | Tasavvuf erbâbının
herkesin seyr u sülûke girmesi konusundaki gayretlerinin muhtemel iki
sebebi vardır. Birincisi insanda fıtrî olan gayret duygusudur.Çünkü
herkes mensup olduğu sosyal çevreyi sever ve insanların orada yer
almasını arzular. İkincisi kendilerinin tarikat ve tasavvufa girmekle
elde ettikleri manevi hazzı başkalarının da tatmasını arzu
etmeleridir. Çünkü tasavvuf ve seyr u sülûk, dînî hayatı bir model
şahsiyet etrâfında, toplum atmosferi ve manevi kontrol mekanizması
içinde gerçekleştiğinden bir birliktelik ve paylaşım ortamı
doğurmaktadır. Tasavvufta seyr u sülûkte süreklilik ve devamlılık
esastır. Tarikata girmekle iş bitmez. Adam vardır tarikata girmiştir
ama tarikatın ve dînin kendisine yüklediği sorumlulukları yerine
getirmediği için manevi açıdan tarikata girmeyenlerden daha geride
olabilir. Ancak cemâat arasında bulunan böyle birinin uyarılıp
düzeltilme şansı daha fazla olabilir. Kulluk görevleri gereği gibi
yerine getirilmeden hiçbir bağlılık tek başına yetmez. Bâyezid’in
müridlerine: "Bâyezid’in derisine girseniz onun ahlâkıyla
ahlaklanmadıkça bir işe yaramaz?" sözü bu anlamadır. Seyr u sülûk ve
intisâb, dünyevi ve uhrevi kurtuluşun tek reçetesi değildir. Çünkü
manevi kurtuluş, son nefese bağlıdır.Son nefeste iman selâmeti elde
etmenin yolu bu dünyada istikamet üzere yaşamaktır. Takvâya ermektir.
İbâdet ve muâmelâtta ihsan ve ihlâsta devamlılıktır. İnsan bunları
hangi surette gerçekleştirebiliyorsa ona sımsıkı sarılmalıdır. Sûfîler
bu duyguları seyr u sülûk ile gerçekleştirdiklerinden bu konuda
ısrarlı davranıyorlar. |
 | İntisâb
edip seyr u sülûke girmeyenin durumu çok mu vahimdir? İntisâb eden
kişi zayıf da olsa bu halka içinde olduğu müddetçe kurtulur mu?
|
 | Gerek tasavvuf
kaynaklarında, gerekse tarikat büyüklerirnin söz ve sohbetlerinde
intisab edip seyr u sülûke girmeyen kişinin durumunun çok kötü
olduğunu gösteren ifâdelere pek sık rastlanmaz. Ancak seyr u sülûk
ehlini istihfaf eden bazı kimselerin durumlarının vehametini gösteren
rivayetlere rastlanabilir. Sadece intisab etmiş olmak ve bunu bir
varlık sebebi görmek doğru değildir. Allah’ın kullarını ve dostlarını
sevmek, sevenlerle beraber olmak "Kişi sevdiğiyle beraberdir?"
ilkesine göre manevi kazanç sağlar. Nitekim Buhârî’nin rivayet ettiği
uzunca bir hadiste Allah kendisi için bir araya gelen ve zikreden
kullarını bağışladığını; hattâ dünyevi bir amaçla o zikredenlerin
arasında bulunan kimsenin de bu bağışlanmadan hissedar olduğunu
belirtmektedir (Buhârî, Deavât, 66). Bu hadis iyiler ve zikir ehli
arasında bulunmanın kurtuluşa vesile olacağını belirtmekte; bir bakıma
iyiler ve zikir ehliyle birlikteliğe teşvik etmektedir. Tasavvuf
erbâbının ümidi, belki bu hadisteki ehl-i zikir ile birlikte
bulunanlara gelecek rahmet müjdesidir. |
 |
Tasavvufa girmeden önce belli dini eğitim almak gerekir mi?
|
 | Tekke ve medreselerin
ortaklaşa faaliyet gösterdiği dönemlerde kişiler önce medresede dînî
öğrenim görür, ardından manevi eğitim için tekke ve tarikatlere
intisab ederlerdi. Bugünün şartlarında bu pek mümkün görünmüyor.
Bununla birlikte bugün işin bilincinde olan mürşidler müridlerine seyr
u sülûke girerken önce ilmihâli öğrenmelerini tavsiye etmektedirler.
Çünkü farz ve haramlar bilinmeden tasavvufun tarif ettiği zâhidâne
hayatı yaşamak zordur. Türkçe’de kişinin gündelik hayatta lâzım olan
bilgilere "ilmihal" adının verilmesi tesâdüf değildir. Bu isim dînî
bilgilerin maneviyat ve hal ile beslenmesi lüzûmunu göstermektedir. Bu
bakımdan tasavvuf ve ilmihali birbirinden soyutlamadan öğrenmek ve
birini diğerine alternatif görmemek gerekir. Önce temel fıkhî bilgiler
öğrenilince İslâm tasavvufunu yaşamak kolaylaşır. |
|
WEBSİTE
İÇERİĞİ
|
EDİTÖR
NOTLARI
"Her dem yeniden doğarız..." diyen ustamız Yunus'un sözlerine uygun
olarak yeniden ve yepyeni bir tarz ile huzurunuzdayız.
İlk editörial notumuzda "İslam'ı yaşama sanatı" olarak
tanımladığımız tasavvuf konulu bu websitesinin hayrlara vesile olacağına
inancı ile yeniden "merhaba".
Devamı için
tıklayınız.... |
Linkler
|
|
Görüş
ve Öneriler
Tasavvuf & Sufiler ile ilgili görüş, düşünce ve önerilerinizi bize
iletiniz:
tasavvufvesufiler@yahoo.com
|
Tasavvuf & Sufiler web grubunun interaktif alanları
|
|