Seyyid Yahyâ Şirvânî,
küçüklüğünde fevkalâde edep ve ahlâk sâhibi bir çocuktu. Bir gün
arkadaşları ile oyun oynarken, evliyânın büyüklerinden İzzeddîn
Halvetî’nin oğlu ile Sadreddîn Halvetî’nin dâmâdı olan Pîrzâde
hazretleri onu gördüler. Çocuğu bir müddet seyrettikten sonra,
birbirlerine; “Allahü teâlâ bu çocuğa, dedelerinin edebini, olgunluğunu
ve güzel huyunu ihsân etmiş. Duâ edelim de, Halvetî yolunun feyz ve
mârifetlerine de kavuşsun.” dediler. El açıp cenâb-ı Hakk’a yalvarıp,
uzun uzun duâlar ettiler. O gece Seyyid Yahyâ, rüyâsında Resûlullah
efendimizi gördü. Sevgili Peygamberimiz; “Evlâdım Yahyâ! Halvetî yolunun
büyüklerinden olan Sadreddîn’e git. Onun sohbeti ve hizmetiyle
şereflen!” buyurdu. Sabah olunca, yaşının küçüklüğüne bakmadan,
Sadreddîn Halvetî’nin huzûruna koştu. Onun terbiyesi altında ilim
öğrenmeye başladı. Kısa zamanda hocasının feyz ve bereketleri ile,
ilimde ve tasavvuf yolunda pek yüksek derecelere kavuştu.
Bir zaman Seyyid Yahyâ
hazretleri hasta oldu. Evinden çıkamadı. Babası ve annesi bu duruma çok
üzüldüler. Seyyid Yahyâ bu hal ile odasında yatarken birden karşısında
hocası Şeyh Sadreddîn hazretlerini gördü. Ona hitâben; “Ne yatıyorsun
oğul, kalk ayağa!” dedi. Elinden tutup ayağa kaldırdı, sonra kayboldu.
Seyyid Yahyâ’nın hastalığı tamâmen geçmişti. Hocasının gelmesini ve
Yahyâ’nın iyileşmesini hizmetçilerinden birisi gördü ve gidip Seyyid
Behâeddîn’e haber verdi. Seyyid Behâeddîn oğlunun yanına geldiğinde
hakikaten onun rahatsızlığının geçtiğini ve hiçbir şeyinin kalmadığını
gördü. Sonra; “Bu senin hocan, âlim ve kerâmet ehli geçinir, neden düz
yollar varken görünmeden gelir?” dedi. Seyyid Yahyâ da; “Babacığım!
Sebebi, yolların dikenli olmasıdır. Dikenler mübârek ayaklarını yara
eder.” dedi. Bunun üzerine babası; “Yollarda diken yok ki.” dedi. Seyyid
Yahyâ; “Sizin inkâr dikenleriniz var ya!” diye cevap verdi. Bu söz
üzerine Seyyid Behâeddîn, oğlu Seyyid Yahyâ’nın peşine düşüp Sadreddîn
hazretlerinin huzûruna gitti. Îtirâzına tövbe etti. Sâdık talebelerinden
oldu.
Sadreddîn hazretleri de,
Seyyid Behâeddîn’in nefsini kırmak için, bir sene Seyyid Yahyâ’nın
emrini dinlemesini söyledi. Seyyid Yahyâ bu hususta; “Bu bir sene, bana
öyle zor geldi ki, helâk olacaktım.” buyurdu. Bir sene sonra Sadreddîn
hazretleri, Seyyid Yahyâ’ya baba-oğul münâsebetlerine göre hareket edip,
babasının emrini dinlemesini söyledi. Seyyid Yahyâ Şirvânî, bir zaman
sonra Sadreddîn-i Hamevî’nin dâmâdı oldu.
İbrâhim Gülşenî anlatır:
“Seyyid Yahyâ hazretleri talebeleriyle birlikte Bakü’den Şirvan’a
giderken bir ulak, haberci gelip Seyyid Yahyâ hazretlerinin arabasının
atlarını almak istedi. Oradakiler de mâni olmaya çalıştılar. Lâkin
haberci aldırış etmeyip atları arabadan çözmeye başladı. Talebelerden
Baba Kutb adında biri, Seyyid Yahyâ hazretlerine hitâben; “Efendim! Siz
niye seslenmiyorsunuz?” diye söyleyip arabanın bir ağacını aldı ve
haberciyi dövmeye başladı. Seyyid Yahyâ hazretleri bırak dediyse de Baba
Kutb aldırış etmeyip haberciyi dövmeye devâm etti. Netîcede haberci
onlara; “Sizin reisiniz kim?” diye bağırınca, oradakiler; “Seyyid Yahyâ
hazretleridir.” dediler. Adam hemen onun yanına koşup pişman olduğunu
arzetti ve af diledi. Seyyid hazretleri affedip, duâ etti. Sonra haberci
oradan ayrıldı. O zaman Seyyid Yahyâ hazretleri, Baba Kutb’a dönüp;
“Otuz yıldır yanımıza gelip gidersin. Lâkin bir kıl ucu kadar bizden
istifâde etmemişsin.” buyurarak azarladı. Sonradan Seyyid Yahyâ
hazretleri, sözünü dinlemeyenlere Baba Kutb’un bu işini misâl verirdi.