DİGİTAL MÜRŞİD

Muhammed
Nurî Şemseddİn
NakŞBEndî
[ K.S. ]
- MİFTAH'ÜL -
KULÛB MÜELLİFİ -
( 1801
- 14 Şevval 1863 )
Şeyh
Hacı Muhammed Nurî Şemseddin,
Rabbani Kutub, Gavs
Evliya Sultanı Seyyid Abdülkadir Geylânî (Allah, üstün sırrını mukaddes
eylesin) Hazretlerinin, on beşinci göbekteki çocuklarından, Anadolu'da
Taşköprü kazasında Ayvalı kasabası hanedanından
Emiroğulları denmekle
meşhur, Seyyid Hüseyin Efendinin pâk sulbünden hicrî 1216 (M. 1801)
yılında hilâfet diyarı İstanbul'da vücud beşiğine süs olmuştur. Yaşı,
okumaya ve öğrenmeye müsait olunca; şerefli evlerinin yakınında bulunan
Mercanağa Mektebinde besmeleye başlayıp Kur'an-ı Kerim öğrenmeye
girişmiştir.
Hicrî 1230 (M. 1814)
yılında Kur'an-ı Kerim'i ezberine almıştır. Bu sırada, henüz on dört
yaşındaydı.
Hicrî 1231 (M. 1815)
yılında ise, Sultan Bayezid Han Camünde tedris halkası kuran
Baltacı
Namı ile
tanınan faziletli dersiamlardan (asistan derecesinde) Hasan efendiden
tahsile girmiştir.
öncelikle sarf, nahiv ve mantık ilminden başlamıştır. Söylenenden ve
anlatılan manalardan faydalanmıştır.
Hicrî 1242 (M. 1826)
yılında Hicaz'a niyetle yola çıkmış ve farz olan hac vazifesini yerine
getirmiştir.
Mekke-i
Mükerreme'deki Kabe'yi, Resulüilah'ın (Allah ona salât ve ve selâm
eylesin) mübarek kabrini ziyaret edip döndükten sonra; Sultan Süleyman
Han (Süleymaniye) Camiinde tahkik ehii ulemanın övgüsünü kazanan
Şehrî Hafız Efendi demekle
şöhret bulan İstanbullu Hafız Muhammed Emin Efendinin faydalı ders
meclisinde hazır olmuştur. Şemsiye şerhinden, taa son nüshalara kadar
ilimleri çözen âlet ve yüksek ilimlerin çırağı olmuştur.Böylece,
zahirî bilgileri tamam ederek, hicrî 1254 (M. 1838) yılında öğrencilere
faydalı olmasına izin verilmiştir.
Tanınmış bilginlerden Buledanî... (Buldanlı...) demekle
tanınan, Kayyumî Hacı Muhammed Emin Efendiden maani ilmi ;
Şalcı namı
ile tanınan Tosyalı Ali Efendiden fıkıh ilmi; Şehrî Hafız Efendinin
üstazı olan Kozanlı Mahammed Efendiden usul ilmini okuyup öğrenmiştir.
Mahir
hattatlardan, Kebecioğlu Muhammed Vasfı Efendiden hat ve yazı ilmini
tahsil etmiştir.
Hicrî 1236 (M. 1820)
yılı ortalarında; Kayserî'nin namlı bilginlerinden ve Nakşbendiye
meşayihinin büyüklerinden irfan sahibi evliyanın önderi Şeyh Hacı
Muhammed Said Efendi Hazretleri (sırrı mukaddes olsun), büyük mürşidi
Şeyh Hacı Ahmed Behcetî Kayseri Hazretleri ile İstanbul'a gelmiştir.
Bu büyük mürşid
Ahmed Efendi, Mürşidi Muhammed Said Efendiye hitab ederek, bu eserin
yazarı Muhammed Nuri'yi gösterip şöyle demiştir : "Bu küçüğü sen irşad
edeceksin. Bunun delâleti ile sayıya hesaba gelmeyecek kadar Muhammed
ümmeti Hakka ulaşacaktır." Böylece onu,
Muhammed Nuri efendinin irşadına memur etmiştir.Bu
emri alan Muhammed Said Efendi o tarihten itibaren on sekiz sene ramazan
aylarında İstanbul'a gelmeye devam etmiş; mürşidinin anlattığı zamanın
gelmesini gözeterek, Sultan Bayezid Han cami-i şerifinde vaazı ve dersi
sürdürmüştür.
Ve... hicrî 1244 (M. 1828) yılı mübarek ramazan ayında inabe elini
sunmuştur. Hal
tercümesi anlatılan Muhammed Nurî Efendi dahi, babasının hicri 1232 (M.
1816) yılında ölümü ile bıraktığı anası iyi kadınların hanımefendisi
Naile Hatunu, Muhammed Said Efendi'ye nikahlamış; babalık makamına
oturtmuştur. Hicri 1250 (M. 1834) senesine kadar tarikat almış,
edeplerini ve marifetlerini tamamlamış; halifelik, velilik rütbesine
ulaşmıştır.
Hicri 1250 (M. 1834)
senesinde hilâfet verilişinin ardından, adı geçen mürşidi Muhammed Said
Efendi (sun mukaddes olsun); İkinci Sultan Mahmud Han tarafından,
Hünkâr Hacı Bektaş Velî (Allah, sırrını mukaddes eylesin) dergâh-ı
şerifinin şeyhliğine tayin edilmiştir. Bunun üzerine, mürşidi ile
birlikte Kırşehir'e gidip Üç ay kalmıştır. Orada mürşidinin emri ile
çıkardığı halvet erbaininin sonunda irşada memur edilip İstanbul'a
yollanmıştır.
Bundan sonra,
Uzunçarşı başında bulunan evinde tarikata girenleri, hakikata talib
olanları irşad edip yola getirmeye ilk defa başladı.
Hicrî İ252 (M. 1836) yılının muharrem aynıda, Beşiktaş'ta gömülü Arifler
Kutbu Mevlâna Yahya Efendi Hazretlerinin (Allah, üstün sırrını mukaddes
eylesin) türbedarı Ârif-i Billah Şeyh Hacı Ali Efendi Hakk'ın
dergâhına yürümüştür. Bunun üzerine ikinci Sultan Mahmud Han
Hazretlerinin (yattığı yer nur olsun) seçmesi ve arzusu ile yerine
geçmiş ve güzel halefi olmuştur.Birkaç gün geçince; adı geçen Sultan
Mahmud Han
Hazretleri,
Tophane meydanında yapılan Nusretiye Cami-i Şerifinde, cuma günleri
Şifa-i Şerif okutmaya tayin edilmiştir. Üç hafta cuma alayını oraya
yürüterek bereketli dersini dinlemiştir.
Adı geçen
Mevlâna'nın türbesinde; beş sene intisab edenleri ve mü-ridleri
feyizlendirmeye, irşad etmeye, çeşitli ilimleri öğretmeye gayret
sarfetmiştir. Esas ve parça eserlerden Menar, Mülteka, Birgivî Merhumun
Tarikat-ı Muhammediyesini okutarak zamanını geçirmiştir.
Hicrî 1257 (M. 1841)
yılında ikinci kere Beyt-i Haram'a hacca gitmiş ve Seyyid'ül-Enam'ın
mübarek kabrini ziyaret etmiştir. Dönüşünde, daha önce olduğu gibi, bu
yola giren saliklerin terbiye edilmesi üzerinde durmuştur.
Hicrî 1274 (M. 1857)
yılında Medine-i Münevvere'ye giderek Saadet Kaynağı Fahr-i Risalet'in (Resulüllah'ın)
huzurunda beş ay alnını yere koymuştur. Sonra dönüp otuz sene irşad
seccadesinde kalmıştır.
Hicrî 1280 (M. 1863)
senesinde şevval ayının 14. salı gecesi nefeslerini tamam ederek
izzet sahibi Rabb'inin huzuruna yürümüştür.
Cenaze namazı;
bilginlerden, meşayihten, Müslüman cemaattan katılan büyük bir
kalabalıkla Beşiktaş'ta Atik Sinan Paşa Cami-i Kebir'in-de eda
edildikten sonra adı geçen Mevlâna Yahya Efendi Hazretlerinin mübarek
türbesinin iç kısmında, sol tarafa gömülüp kabri yapıldı.
Dış görünüşü ve gidişatı; pâk şeriat ve güzel
sünnetlerle bezeli idi.
Zahid, takva sahibi, şüpheli işlerden sakınan, yaratılış itibarı ile
ikramı seven, vergisi ve iyiliği cümleye şamil, mukaddes nefeslerin,
açık kerametlerin sahibi pek mükemmel bir mürşid idi. Müridleri,
kendisine bağlıları sayısızdı. Tarikatı tamamlayan, sülûkünü bitirenleri
pek çoktu. Yirmiden fazla da halifesi vardı.
Kaleme aldığı
eserler arasında; hayatta iken, bağlıları için neşrettiği Vasiyetnamesi
vardır, ölümünden sonra ele geçen Miftah'ül-Kulub ve Murakabe adlı
eserleri vardır. Bunlar birkaç kere basılmıştır.
Tarikat zinciri
aşağıda anlatıldığı şekilde Şah-ı Nakşbend Hazretlerine ulaşmaktadır :
Şeyh Hacı Muhammed
Said Kayserili Nakşibendî Hazretleri... Bu, ikramını gördüğü zattır.
Şeyh Hacı Ahmed Behcetî Kayserili Nakşbendî
Hazretleri...
Küllahioğlu Şeyh
Hacı Mahmud Kayserili Nakşibendî Üveysî Hazretleri...
Hazret-i Hızır aleyhisselâm ve Hazret-i Şah-ı
Nakşbend'in ruhaniyeti...
Bunlar, sırası ile birbirlerinden tarikat
almışlardır.
Allah, onlara rahmet eylesin; onların feyizlerinden bizleri
faydalandırsın.
Âmin!..
(Arifler
Kutbu Mevlâna Yahya Efendi Hazretlerinin (Allah, üstün sırrını mukaddes
eylesin) türbedarı Şeyh Hacı Muhammed Nurî Şemseddin Nakşibendî (sırrı
mukaddes olsun) Hazretlerinin hal tercümesidir.
Aktaran: Abdulkadir Akçiçek)
***
Miftah'ül - Kulûb Adlı Eserin
Rasulullah'ın Emri İle Yazılması
Hicrî 1259 (M. 1843)
yılı rebiülâhir ayında, kendi hücremizde* teveccüh halindeydik.
Bu halde bulunduğumuz
sırada; Enbiyanın Sultanı Evliyanın Asfiyanın Müttakilerin Baş Tacı
Efendimiz Hazretleri zuhur etti. [Allah, ona. salât ve selâm eylesin.]
Bu hiç bir şey
hükmünde olan kula; ihsan, mürüvvet, lütuf ile şöyle buyurdu:
"-Nuri,
evlâdım, vakitler bir başka oldu. Aşık, sadık,' mana yüzünü görmeyi
isteyen ümmetlerim; esenlikle yollarını bulup hoşnutluk yoluna bel
bağlayarak vuslat sırrına nail olsunlar.Sufilerden
bazısı da; arada vasıta olmadan takvası üzere giderek, yollarını
düzeltmek için özlerine bir kabiliyet gelsin.
Zira, bir alay kimseler
vardır ki; ehlullah kisvesini giymiş, kemer bağlamış, başına taç giymiş,
şeriatıma da itibar etmemiş durumdadır. Geçen halinden ve tecellisinden
söz ederek; ehlullahın yazdıkları risalelerden ve şiirlerden ezberleyip
meclis meclis gezip o hallerden dem vururlar.
"Kal ile hal ettim.
(Söz ederek manaya erdim.)"
kıyası ile; kendi akıl, yersiz arzu ve nefsi ile vehmedip anladığı gibi
konuşur. Hal böyle iken;
gidişatımın, şeriatımın dışında itaat ve boyun eğmekteki kusurunu da
görmez.'Zevk
ehli, hal ehli biri imiş..' desinler diye, ayrıca :
'İnsanlar
arasında şöhretim artsın...' düşüncesi
ile hep kendi sapıtır, hem de başkalarını saptırır; bundan da
habersizdir. Bu yüzden de, bazı okuyup yazması olmayan mahabbet ehli
ümmetlerin yollarını kesmeye sebeb oluyorlar.
Bu arada ilmi
isteyenlere, bildiği ile amel eden bilginlere, ibadet ehli iyilere de :"Tarikattan
nasipsiz.. Haricî.." deyişi
ile taş atılıp bütün tarikatlara eğri baktırmağa da sebeb oluyorlar.
Bununla beraber;
ilim yolunda olanlar, bildiği ile amel eden bilginler, ibadet ehli
iyiler Şeriat-ı Ahmediyemi bilirler. Muhammedi gidişatıma, üstün
sünnetlerime temiz kalble bağlanıp tutunurlar. Böylece bizi bulurlar.
Ehlüllahın tamamının, ümmetin iyilerinin, aşık, sadık tüm ümmetlerimin
elinde şeriat bir asadır; gidişatım üzerlerinde bir abadır; Allah
rızasını elde etmek dillerinde bir gıdadır. Bu böyle olmadıkça; kimse
bizi bulamamıştır, bulamaz da... Anlatılanın dışında bir adım giden
yolundan kalır; yüzünü haricîler zümresine döndürmüş olur. Bunun böyle
olduğunu anlamaz, kendisinin hiç bir şey elde edemeden kaldığını da
bilmez. Doğru olanlara da kötü gözle bakılmasına, taş atılmasına sebeb
olur. Aralarında bazı kabiliyetli olanlar vardır. Ne var ki, bunlar da
halden habersiz taklitçi olarak sözde kalırlar. Gidişatlarında ve bu
yola girişte kendileri mükemmel bir mürşide muhtaç oldukları halde,
mürşidlik iddiası ile geçinirler. Ne var ki, şundan da haberleri yoktur
: Soğuk demir döverler.
İşte
bu helak uçurumu mertebesinden, her birinin tecellisi gereği yakalarını
kurtarmalarına sebeb olacağı gibi; şeriat, tarikat, hakikat, vuslat
nedir bilmeleri için bir risale yaz. Aşık, sadık, mana yüzünü
görmeyi isteyerek doğru yollarını bulsunlar.
Yazılacak risalenin adı
da şu olsun :
MÎFTAH'ÜL - KULÜB
SIRR-I ŞEMSEDDÎN ( GÖNÜLLER AÇAN ANAHTAR - ŞEMSEDDÎN SIRRI
)... "
Böyle bir
emir vermeleri üzerine : "Memur mazurdur."
kuralına göre, Enbiya
Sultanı Resul-ü Kibriya Allah'ın Sevgilisi kıyamet gününün şefaatçisi
Efendimizin fermanı yerine getirilmesi gereken bir vazifesidir; [Allah
O'na salât ve selâm eylesin.]
Efendimiz Hazretlerine
tabi olmakta, emrini yerine getirmekte olan bu âciz kul ümmeti; bu
risaleye başladı. Yüce Allah'ın vereceği başarı ile güzel bitmesi için
niyaza geçti.
Bu durumda, kâtibin
elindeki kalem, atıcının elindeki ok ve yay durumunda olduğumuzdan;
umulan odur ki : Hatasını, yanlışını af eteği ile okuyanlar örteler.
Çünkü : "El-insan mahallün-nisyan.." ( İnsan
unutma yeridir..) manası bizim içindir.
Başarımı Allah'a bağlarım. O'na dayanır, O'na güvenirim.1
--------------------------------------------------
(1) Hud
suresinin 88. âyetidir.
(*) İstanbul Beşiktaş'taki
Yahya Efendi Dergahı.
|