Hocası ilk sohbetinde ona
şöyle dedi: "Hak yolcusu bir sâlik, talebe, vaktinin, zamânının değerini
gâyet iyi bilmelidir. Üzerinden vakitler bir bir geçip giderken
kendisinin ne hâlde olduğunu sezmeye bakmalıdır. Şâyet geçen bir an
içinde, huzurlu olduysa, bunu şükür gerektiren bir hâl bilmeli.
"Allah'ıma şükürler olsun." demelidir. Eğer gafletle geçip gitmiş ise,
hemen onu telâfî etme yoluna gitmeli, yüce Yaratana nefsânî mâzeretini
bildirip ondan bağışlanmasını dilemelidir..."
Pekçoğunun hidâyete ve
evliyâlık makamlarında yüksek derecelere kavuşmalarına vesîle oldu.
Zamânının bir tânesi idi. Herkese çok iyi ve yumuşak davranır, kimsenin
kalbini kırmazdı.Nefsinin istediklerini hiç bir zaman yapmaz,
istemediklerini yapmak, rûhunu yükseltmek için çok çalışırdı.
Haramlardan şiddetle kaçar, hattâ harama düşmek korkusu ile mübahların
fazlasını terkederdi. Geceleri vaktini hep ibâdetle, gündüzleri talebe
okutmakla geçirir, sünnet olduğu için; gündüz öğleden önce bir mikdâr
kaylûle yapardı, yâni biraz uyurdu. Peygamber efendimizin sünnet-i
seniyyesini çok iyi bilir, onun unutulmaması için nasîhatlerinde
üzerinde durur, târif ederdi. Sünnet-i şerîflerin yaşanması için çok
gayret gösterirdi. Her sohbetine; "Cenâb-ı Hak bizleri, hepimizi dünyâ
ve âhiretin efendisi ve bütün insanların her bakımdan en yükseği ve en
iyisi olan Resûlullah efendimize tâbi olmak saâdetiyle şereflendirsin!
Çünkü cenâb-ı Hak, O'na tâbi olmayı, O'na uymayı çok sever. O'na uymanın
ufak bir zerresi bütün dünyâ lezzetlerinden ve bütün âhiret
nîmetlerinden daha üstündür. Hakîkî üstünlük, O'nun sünnet-i seniyyesine
tâbi olmaktır. Ârif-i Rivgerî hazretlerinin bu gayretlerine karşılık
cenâb-ı Hak, büyük makamlar ihsân etti. Uzun bir ömür yaşadı. 1315
(H.715) senesinde Rivger'de vefât etti. Kabri oradadır. Ziyâret edenler,
onun feyz ve bereketlerine kavuşmaktadır. Onu vesîle ederek Allahü
teâlâya yapılan duâlar kabûl olmaktadır.