Tasavvuf Portalı
Digital Ashab
{Buradasınız}
Digital Âsitane
Digital Mürşid
Digital Murabıt
Digital Sufi
Digital Ziyaret
Digital Sanat
Tasavvuf Literatürü

Tasavvuf
Portalı Haritası
08/08/07
|
|
Tasavvuf & Sufiler âsitanesi tasavvuf.info adresinde
yayında...
DİGİTAL ASHÂB

OSMAN BİN
AFFÂN
[ R. A. ]
Ashab-ı Kiramın
en büyüklerinden ve Peygamber Efendimizin damadı, üçüncü halifesi olan
Osman b. Affân b. Ebil-As b. Ümeyye b. Abdi'ş-Şems b. Abdi Menaf el-Kureşî
el-Emevî; Raşid Halifelerin üçüncüsü. Kureyş kabilesinin Beni Ümeyye
(Ümeyyeoğulları) ailesine mensup
olup, nesebi
hem ana hem baba yönünden beşinci ceddi olan Abdi Menaf'ta
Rasulullah (s.a.s) ile
birleşir. Fil olayından altı sene sonra M.577 senesinde Mekke'de doğmuştur.
Babası Affan , Annesi, Erva binti Küreyz b. Rebia b. Habib b. Abdi Şems'tir.
Büyükannesi ise Rasulullah (s.a.s)'ın halası Abdülmuttalib'in kızı
Beyda'dır. Peygamber Efendimize iki defa damad
olmakla şereflendiği için, iki nur sahibi manasına gelen "Zinnureyn" lakabıyla anıldı. Dünyada iken Cennetle müjdelenen on kişiden biridir. Hz.
Rukiyyeden Abdullah isminde bir oğlu olmuş bu sebeble
"Ebû Abdullah" künyesi ile tanınmıştır. "Ebu Amr" ve "Ebu Leyla"
da denilirdi. (İbnul-Hacer el-Askalânî, el-İsabe fi Temyîzi's-Sahabe,
Bağdat t.y., II, 462; İbnül Esîr, Üsdül-Ğâbe, III, 584-585; Celaleddin
Suyûtî, Târihul-Hulefâ, Beyrut 1986, 165).
Rasulullah (s.a.s) risaletle görevlendirildiğinde otuz
dört yaşlarında olan Osman (r.a) , ilk iman edenler arasındadır. Ebû Bekir (r.a),
güvendiği kimseleri İslâma davette yoğun gayret göstermekteydi. Onun
bu çalışmaları neticesinde, Abdurrahman b. Avf, Sa'd b. Ebi Vakkas,
Zübeyr b. Avvâm, Talha b. Ubeydullah ve Osman b. Affân iman
etmişlerdi. Hz. Osman, cahiliyye döneminde de Hz. Ebû Bekir'in samimi
bir arkadaşı idi (Siretu İbn İshak, İstanbul 1981,121; Üsdü'l-Gâbe,
aynı yer; Askalanî, aynı yer).
Hz. Osman, iman ettiği zaman bunu duyan amcası Hakem b. Ebil-Âs onu
sıkıca bağlayarak hapsetmiş ve eski dinine dönmezse asla serbest
bırakmayacağını söylemişti. Hz. Osman (r.a) ebediyyen dininden
dönmeyeceğini söyleyince, kararlılığını gören amcası onu serbest
bırakmıştı (Suyûtî, 168). Peşinden o, Rasulullah (s.a.s)'ın kızı
Rukayye ile evlenmişti. Bazı tarihçiler bu evliliğin Peygamber'in
risaletle görevlendirilmesinden önce olduğunu kaydederler (Suyûtî,
a.g.e., 165).
Mekkeli müşriklerin iman edenlere yönelttikleri baskı ve işkenceler
yoğunlaşıp çekilmez bir hal alınca, Rasulullah (s.a.s), ashabına
Habeşistan'a hicret etmeleri tavsiyesinde bulunmuştu. Hz. Osman'ın
Habeşistan'a ilk hicret edenler arasında olduğu hakkında kaynaklar
ittifak halindedirler. İbn Hacer birçok sahabiye dayandırarak Hz.
Osman'ın, eşi Rukayye ile birlikte Habeşistan'a hicret eden ilk kimse
olduğunu kaydetmektedir (İbn Hacer, aynı yer). Mekkelilerin iman
ettiklerine dair yanlış bir haberin Habeşistan'a ulaşmasıyla birlikte
muhacirlerden bir bölümü Mekke'ye geri dönmüştü. Hz. Osman da geri
dönenler arasındaydı. Ancak onlar kendilerine ulaşan haberin asılsız
olduğuna şahit olduklarında tekrar Habeşistana gitmek için yola
çıktılar.
Hz. Osman, hareket etmeden önce Rasulullah (s.a.s)'e şöyle demişti: "Ya
Rasulullah! Bir defa hicret ettik. Bu Necaşi'ye ikinci hicretimiz
oluyor. Ancak siz bizimle değilsiniz". Rasulullah (s.a.s) ona; "Siz Allah'a ve bana hicret edenlersiniz. Bu
iki hicretin tamamı sizindir" karşılığını vermişti. Bunun üzerine o;
"Bu bize yeter ya Rasulullah" dedi (İbn Sa'd, Tabakatül-Kübra, Beyrut
t.y., I, 207).
Hz. Osman (r.a), ikinci olarak hicret ettiği Habeşistan'da bir müddet
kaldıktan sonra Mekke'ye geri döndü. Rasulullah (s.a.s), Medine'ye
hicret etmekle emrolunduğunda, Hz. Osman diğer müslümanlarla birlikte
Medine'ye hicret etti. O, Medine'ye ulaştığı zaman Hassan b. Sabit'in
kardeşi Evs b. Sabit'e konuk olmuştu. Bundan dolayı Hassan, onu çok
severdi (İbnül-Esîr, Üsdül-Gâbe, 585; İbn Sa'd, a.g.e., 55-56).
Bir yahudinin mülkiyetinde olan Rume kuyusunu yirmi bin dirheme satın
alarak bütün müslümanların istifadesine sunmuştu. Bu kuyunun
müslümanlar için ne kadar önemli olduğu Rasulullah (s.a.s)'in şu
sözünden anlaşılmaktadır: "Rume kuyusunu kim açarsa, ona Cennet
vardır" (Buharî, Fezailu'l-Ashab, 47).
Hz. Osman, hanımı Rukayye ağır hasta olduğu için, Rasulullah
(s.a.s)'in izniyle Bedir savaşından geri kalmıştı. Rukayye ordu
Bedir'de bulunduğu esnada vefat etmiş, müslümanların zaferinin müjdesi
Medine'ye ulaştığı gün toprağa verilmişti. Fiili olarak Bedir'de
bulunmamış olmakla birlikte Rasulullah (s.a.s) onu Bedir'e
katılanlardan saymış ve ganimetten ona da pay ayırmıştı (Üsdül-Gâbe,
III, 586; Suyutî, a.g.e., 165; H.İ.Hasan, Tarihu'l-İslâm, I, 256).
Hz. Osman Bedir savaşı hariç, müşriklerle ve İslâm düşmanlarıyla
yapılan bütün savaşlara katılmıştır.
Rukayye'nin vefat edişinden sonra Rasulullah (s.a.s), Hz. Osman'ı
diğer kızı Ümmü Gülsüm ile evlendirdi. Hicretin dokuzuncu yılında Ümmü
Gülsüm vefat ettiğinde Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurmuştu: "Eğer kırk
tane kızım olsaydı birbiri peşinden hiç bir tane kalmayana kadar
onları Osman'la evlendirirdim" ve yine Hz. Osman'a "Üçüncü bir kızım
olsaydı muhakkak ki seninle evlendirirdim" demişti (Üsdül-Gâbe, aynı
yer).
Rasulullah (s.a.s)'in iki kızıyla evlenmiş olduğu için iki nûr sahibi
anlamında, "Zi'n-Nureyn" lakabıyla anılır olmuştur. Zatü'r-Rika ve
Gatafan seferlerinde Rasulullah (s.a.s), onu Medine'de yerine vekil
bırakmıştır (Suyuti, a.g.e., 165).
Hz. Osman'ın Habeşistan'a hicreti esnasında Hz. Rukayye'den doğan
Abdullah adındaki oğlu, Medine'ye hicretin dördüncü yılında bir
horozun yüzünü gözünü tırmalaması sonucunda hastalanarak vefat etti.
Abdullah, vefat ettiğinde altı yaşında idi (İbn Sa'd, a.g.e., III, 53,
54).
Hicretin altıncı yılında müslümanlar, Umre yapmak için Mekke'ye
hareket ettiklerinde, Hz. Osman da onların arasındaydı. Ancak,
putperest Mekke yönetimi, müslümanları Mekke'ye sokmama kararı
almıştı. Bunun üzerine Hudeybiye'de karargah kuran Rasulullah (s.a.s),
müşriklerle diyalog kurarak, maksatlarının yalnızca umre yapmak
olduğunu onlara bildirmek istiyordu. Rasulullah (s.a.s), bu iş için Hz.
Ömer'i görevlendirmek istemiş, ancak Hz. Ömer, bir takım geçerli
sebepler ileri sürerek Hz. Osman'ın daha uygun olduğunu söylemişti.
Bunun üzerine Rasulullah (s.a.s), elçilik görevini Hz. Osman'a verdi.
Daha önce elçi gönderilen Hıraş b. Umeyye el-Ka'bî'yi Mekkeliler
öldürmek istemişlerdi (İbn Sa'd, a.g.e., II, 96).
Müşriklerin hırçın davranışları böyle bir elçiliği tehlikeli bir hale
sokuyordu. Rasulullah (s.a.s), Hz. Osman (r.a)'a şöyle dedi: "Git ve
Kureyş'e haber ver ki, biz buraya hiç kimse ile savaşmaya gelmedik.
Sadece şu Beyt'i ziyaret ve onun haremliğine saygı göstermek için
geldik ve getirdiğimiz kurbanlık develeri kesip döneceğiz ".
Hz. Osman (r.a), Mekke'ye gidip, müşriklere bu hususları bildirdi.
Ancak onlar;"Bu asla olmaz. Mekke'ye giremezsiniz" karşılığını
verdiler. Onların red cevabı İslâm kârargahına Osman (r.a)'ın
öldürüldüğü şeklinde ulaştı. Onun dönüşünün gecikmesi bu haberi
destekler nitelikteydi. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.s), yanındaki
bütün müslümanları, ölmek pahasına müşriklerle çarpışmak üzere,
bey'ata çağırdı. Bey'atu'r-Rıdvan adıyla tarihe geçen bu bey'atlaşmada
Rasulullah (s.a.s) sol elini sağ elinin üzerine koyarak, "Osman
Allah'ın ve Resulünün işi için gitmiştir" dedi ve onun adına da bey'at
etti. Müşrikler bu durumdan korkuya kapıldıkları için anlaşma yolunu
tercih etmişlerdi (İbn Sa'd, II, 96, 97).
Hz. Osman, bu arada Mekke'deki güçsüz müslümanlarla görüşmüş ve onları
İslâm'ın yakında gerçekleşecek olan fethiyle teselli etmişti (Asım
Köksal, İslâm Tarihi, VI, 177).
Müşrikler, Osman (r.a)'a isterse Kâ'be'yi tavaf edebileceğini
bildirmişler, ancak o, Rasulullah (s.a.s) tavaf etmeden, kendisinin de
tavaf etmeyeceği cevabını vermişti. Hudeybiye'de bulunan sahabiler ise
Rasulullaha: "Osman Beytullah'a kavuştu, onu tavaf etti; ne mutlu ona"
dediklerinde
Rasulullah (s.a.s); "Beytullah'ı biz tavaf etmedikçe, Osman da tavaf
etmez buyurmuştur" (Vakidî'den naklen, A. Köksal, a.g.e., 178-179).
Hz. Osman, Medine dönemi boyunca sürekli Rasulullah (s.a.s) ile
birlikte olmaya gayret gösterdi. Ashabın en zenginlerinden biri
olması, onun İslâma ve müslümanlara herkesten çok maddi yardımda
bulunmasını sağladı. Bilhassa kâfirler üzerine sefere çıkan orduların
techiz edilmesinde aşırı derecede cömert davrandığı görülmektedir.
Tarihçiler onun Ceyş'ul-Usra diye adlandırılan Tebük seferine çıkacak
ordunun techiz edilmesine yaptığı katkıyı övgüyle zikretmektedirler.
O, bu ordunun yaklaşık üçte birini tek başına techiz etmiştir. Asker
sayısının otuz bin kişi olduğu göz önüne alınırsa bu meblağın
büyüklüğü rahatça anlaşılır. Yaptığı yardımın dökümü şöyledir: Gerekli
takımlarıyla birlikte dokuz yüz elli deve ve yüz at, bunların
süvarilerinin teçhizatı, on bin dinar nakit para (A. Köksal, IX,162).
[b]Onun bu davranışından çok memnun olan Rasulullah (s.a.s); [/B]"Ey
Allah'ım! Ben Osman'dan razıyım. Sen de razı ol" (İbn Hişam, Sîre, IV,161)
diyerek duada bulunmuş ve; Bundan sonra Osman'a işledikleri için bir
sorumluluk yoktur" (Suyûtî, a.g.e.,169) demiştir.
Hz. Osman, Veda Haccı esnasında da Rasulullah (s.a.s)'in yanındaydı.
Rasulullah (s.a.s) müslümanları ilgilendiren bir çok meselede Osman
(r.a)'ın yardımına müracaat etmiştir (H.İ.Hasan, a.g.e., I, 256).
Hz. Ebû Bekir (r.a) halife seçilince Osman (r.a) ona bey'at etti. Ebû
Bekir (r.a) halifeliği boyunca ümmetin işlerini idarede onunla
istişarede bulundu. Ebû Bekir (r.a)'ın vefatından önce yazdırdığı Hz.
Ömer'in Halife atanmasına dair belgeyi Osman (r.a) kaleme almıştır. Hz.
Ebû Bekir, Osman (r.a)'ın yazdıklarını ona tekrar okutturduktan sonra
mühürletmişti. Osman (r.a), yanında Ömer (r.a) ve yanında Useyd İbn
Saîd el-Kurazî olduğu halde dışarı çıkmış ve oradakilere "Bu kağıtta
adı yazılan kimseye bey'at ediyor musunuz" diye sormuştu. Onlar da
"evet" diyerek bunu kabul etmişlerdi (İbn Sad a.g.e., III, 200).
Halifeliği
Hz. Ömer (r.a), yaralanınca, hilâfete geçecek kimsenin tayin
edilmesi için altı kişiden oluşan bir şura oluşturmuştu. Bunlar Hz.
Ali, Osman, Sa'd İbn Ebi Vakkas, Abdurrahman b. Avf, Zubeyr İbn
Avvam ve Talha İbn Ubeydullah (r.anhum) idiler. Yapılan görüşmeler
neticesinde, şura üyelerinden dördü feragat edince görüşmeler Hz.
Osman'la Hz. Ali üzerinde devam etti. Şura başkanı Abdurrahman İbn
Avf, geniş bir kamu oyu yoklaması yaptıktan sonra müslümanların bu
iki kişiden birisinin halife seçilmesi üzerinde mutabık olduklarını
gördü.
Hz. Ali (r.a)'i çağırarak ona; Allah'ın Kitabı, Resulünün Sünneti ve
Ebû Bekir ve Ömer'in uygulamalarına tabi olarak hareket edip
etmeyeceğini sordu.
O, Allah'ın Kitabı ve Resulünün Sünnetine tam olarak uyacağı, ancak
bunun dışında kendi içtihadına göre davranacağı cevabını verdi.
Aynı soruyu Osman (r.a)'a yönelttiğinde o, bunu kabul etmişti. Bunun
üzerine Abdurrahman İbn Avf, Osman (r.a)'ı halife atadığını ilan
ederek ona bey'at etti (Suyuti, a.g.e.,171, 172; İbn Hacer, a.g.e.,
463; H.İ.Hasan, a.g.e., I, 258, 261). Hz. Osman'a ikinci olarak
bey'at eden kimse Hz. Ali (r.a) olmuştur. Peşinden de bütün
müslümanlar ona bey'at ettiler (İbn Sa'd, a.g.e., III, 62). Osman
(r.a)'ın hilâfete geçişi Hicri yirmi üç senesi Zilhicce ayının
sonlarında olmuştur.
Osman (r.a), devlet idaresini devraldığı zaman İslâm fetihleri hızlı
bir şekilde devam ediyordu. Hz. Ömer (r.a) devrinde Suriye,
Filistin, Mısır ve İran, İslâm topraklarına katılmıştı. Hz. Ömer
(r.a)'ın güçlü idaresi, fethedilen bölgelerde otorite ve düzenin
sağlam bir şekilde yerleşmesini sağlamıştı.
Hz. Osman (r.a), İslâm tebliğinin girmiş olduğu yayılma sürecini
aynı hızla devam ettirmeye çalıştı. O, Ermenistan, Kuzey Afrika ve
Kıbrıs'ı fethetmiş, İran'daki ayaklanmaları bastırarak merkezî
yönetimin nüfuzunu yeniden tesis etmiştir.
Hz. Osman (r.a), hilâfeti devraldığı zaman idari kadrolarda yavaş
yavaş bazı değişiklikler yapma yoluna gitti. Ancak, Ömer (r.a)'in
vasiyetine uyarak bir sene müddetle onun valilerini yerlerinde
bıraktı. İlk önce Küfe valisi Muğire b. Şu'be'yi azlederek yerine
Sa'd b. Ebi Vakkas'ı atadı. Sa'd, Osman (r.a)'ın yönetime geçtikten
sonra atadığı ilk validir (İbnül-Esir el-Kamil fî't-Tarih, Beyrut
1979, III, 79).
Mısırlılarca sevilen bir kimse olan Amr b. el-As'ın Mısır
valiliğinden alınması ve yerine, Abdullah b. Sa'd b. Ebi Serh'in
tayin edilmesi bazı karışıklıkların çıkmasına sebep olmuştu.
İskenderiye halkı Bizans İmparatoru Heraklious'a mektup yazarak
kendilerini müslümanların elinden kurtarmasını istediler. Ayrıca,
müslümanların karşı koyacak kadar askerlerinin olmadığını da
bildirdiler. Bunun üzerine Bizans İmparatoru, Manuel komutasında
kalabalık bir orduyu İskenderiye'ye gönderip burayı işgal etti.
Bizanslılardan çekinen Kıpti halk, Hz. Osman'dan duruma müdahale
etmesini istediğinde o, Amr b. el-As'ı Mısır'a geri gönderdi. Amr,
yaptığı savaşta, Manuel'i öldürerek düşmanı büyük bir yenilgiye
uğrattı ve İskenderiye şehrini çevreleyen sur'u yıktı (Hicrî 25) (İbnul-Esir,
a.g.e., III, 81; H.İ.Hasan, a.g.e.; I, 264). Aynı yıl içerisinde
anlaşmalarını bozan Rey üzerine, Sa'd b. Ebi Vakkas bir sefer
düzenlemiş; ayrıca, Deylem üzerine yürümüştür.
Sa'd b. Ebi Vakkas, Beytül-Malden borç olarak aldığı parayı geri
ödemekte sıkışınca Osman (r.a), onu azlederek yerine anne bir
kardeşi Velid b. Ukbe'yi Küfe valiliğine getirdi (İbnul-Fsir a.g.e.,
III, 82). Velid, beş sene Küfe valiliğinde bulunmuştur. Velid, bir
sabah, namazı sarhoş olduğundan dolayı dört rekat kıldırmıştı.
Hatırlatılması üzerine "sizin için arttırıyorum" demişti. Bunu duyan
Hz. Osman, ona tazir cezası vererek bunun uygulanmasını Hz. Ali'den
istemişti. Hz. Ali de Abdullah b. Cafer'e onu kırbaçlattırmıştı. Bu
olay üzerine Hz. Osman onu azlederek yerine Saîd b. el-As b.
Umeyye'yi atadı (İbnul-Esir, a.g.e., III, 107). Suyûtî, Hz.
Osman'ın, ilk olarak Velid'i, Sa'd'ın yerine vali yapması yüzünden
kınandığını söylemektedir (Suyutî, 172).
Velid, Küfe valisi olunca, Azerbaycan komutanı Utbe b. Ferkat'ı
görevinden aldı. Bunun üzerine Azerbeycan halkı isyan ettiler. Velid,
Azerbeycan üzerine yürüyerek burayı itaat altına aldıktan sonra
Ermenistan (Tiflis) tarafına yöneldi ve andlaşmalar yaparak
ganimetlerle geri döndü (H. 25).
Bu arada Bizansla yapılan mücadele devam etmekteydi. Muaviye,
Antalya ve Tarsus taraflarına akınlar düzenliyordu. Öte taraftan,
Amr b. el-As'a Kuzey Afrika'yı ele geçirmek için emirler gönderen
Osman (r.a), Sicistan Valisi, Abdullah b. Amr'a Kabil'e yürümesi
talimatını veriyordu (İbnul Esir, a.g.e., III, 87). Hicri yirmi
altıda, Mescid-i Haram'ın genişletilmesi çalışmalarına tanık
olunmaktadır. Mescid-i Haram'ın çevresindeki arsalar satın alınarak
geniş bir alan elde edilmişti.
Hz. Osman (r.a), Hicri yirmi yedinci yılda Mısır Valisi Amr b.
el-As'ı azlederek yerine Abdullah İbn Sa'd b. Ebi Serh'i getirdi. O,
Kuzey Afrika'nın fethinin tamamlanması düşüncesindeydi. Bunun için
Osman (r.a), Ashabın ileri gelenleriyle istişare ettikten sonra, ona
izin verdi ve içinde çok sayıda sahabinin de bulunduğu bir orduyu
takviye olarak ona gönderdi (H.İ. Hasan, a.g.e., I, 265). Abdullah
b. Nafi b. Abdulkays ve Abdullah b. Nafi b. Husayn komutasındaki
kuvvetler, İbn Ebi Serh ile birleşerek Mısır'dan batıya doğru
harekete geçtiler. Trablus'tan Tanca'ya kadar olan bölgenin hakimi
ve Bizans İmparatorunun valisi, İslam ordusunun topraklarına doğru
ilerlediği haberini alınca, yirmi bini süvari olmak üzere, yüz bin
kişilik bir ordu hazırlayarak tedbirler aldı. Krallık merkezi olan
Subaytala'ya yirmi dört saatlik bir mesafede iki ordu karşı karşıya
geldi. İbn Ebi Serh'in, müslüman olmak veya cizyeyi kabul etmek
teklifi reddedilince çatışma başladı. Bu arada, ordunun Medine ile
olan haberleşmesi kesilmişti. Hz. Osman bağlantı kurabilmek için
Abdullah İbn Zübeyr'i bir askeri birlikle Afrika'ya gönderdi.
Günlerce süren savaş, Abdullah İbn Zübeyr'in önerdiği taktikle kısa
zamanda büyük bir zaferle sonuçlandı. Müslümanların eline geçen
ganimet oldukça büyüktü. Süvarilere üçer bin dinar ve yayalara ise
biner dinar hisse düşmüştü (İbnül-Esir, a.g.e., III, 88-90; H.İ.Hasen,
a.g.e., I, 265-266).
İslâm ordularının önündeki bu engel kaldırıldıktan sonra Hz. Osman,
Abdullah b. Nafî b. Husayn ve Abdullah b. Nafi b. Abdulkays'a hiç
vakit kaybetmeden Cebelu't-Tarık'ı geçerek Endelüs'e girmeleri
emrini verdi. Hz. Osman'ın, ordunun Endelüs'e geçişini istemesi,
İstanbul'un batı yönünden sıkıştırılarak fethinin kolaylaştırılması
düşüncesinden kaynaklanıyordu. O, komutanlarına şöyle diyordu:
"İstanbul ancak Endelüs tarafından fethedilebilir. Eğer orayı
fethederseniz, İstanbul'u fethedenlerin ecrine ortak olacaksınız" (İbnül-Esir,
a.g.e., III, 93; Ayrıca bk. Muhammed Hamidullah, Fethul-Endelüs
(İspanya) fi Hilafeti Seyyidina Osman sene 27 li'l-Hicre, İ.Ü. Ed.
Fak. İslam Tetkikleri Enstitüsü Dergisi, İstanbul 1978, VII,
221-225). Böylece Hz. Osman zamanında, Kuzey Afrikadaki fetihler
tamamlanmış, İslâm'ın karşısındaki en büyük güç olan Bizans'ın
batıdan sıkıştırılması planları uygulamaya konulmuştur.
Öte taraftan Muaviye b. Ebi Süfyan, Osman (r.a)'dan izin alarak,
Suriye sahillerinde oluşturduğu donanma ile Akdenize açılmış ve
müslümanlar denizlerde de Bizans'a karşı varlık göstermeye
başlamışlardı. Muaviye daha önce bu iş için Hz. Ömer'e müracaat
etmişti. Ancak Ömer (r.a), o an müslümanların maslahatı bunu gerekli
kılmadığı için izin vermemişti. Daha sonra şartlar bu iş için
elverişli hale geldiğinden dolayı Hz. Osman donanma inşasının
lüzumuna kanaat getirmişti. Muaviye, donanmasıyla denize açılarak,
Kıbrıs Adasına çıktı. Abdullah b. Sa'd Mısır'dan onun yardımına
gitti. Kıbrıs, yıllık yedi bin dinar cizye ile İslâm hakimiyetini
tanımak zorunda kaldı (Hicrî 28). Bu miktar onların Bizans
İmparatoruna ödediği meblağdır (İbnül-Esir, a.g.e., III, 96).
Hz. Osman, Kufe Valisi Ebu Musa el-Eş'arî'yi görevinden alarak
yerine Abdullah b. Amir el-Kureyz'i atadı (H. 29). Abdullah, Osman
(r.a)'ın dayısının oğludur. Ebu Musa'yı azletmesinin sebebi Kûfe
halkının ondan şikayetçi olmaları ve bunu Hz. Osman (r.a)'a
bildirmeleridir (İbnül-Esîr, a.g.e., III, 99-100).
Hz. Osman, Mescid-i Nebi'nin genişletilmesine ihtiyaç duyarak, onu
süslü taşlarla yeniden inşa etti. Taş sütunlar dikerek tavanını sac
(bir cins ağaç) ile kapattı. Uzunluğunu yüz altmış, genişliğini de
yüz elli zira'a çıkarttı (Suyûtî, 173).
Hicri otuz yılında Sa'id b. el-As'ın Taberistan'a hücum
ettiği görülür. Bu bölgede gazalarda bulunan Sa'id, bir çok şehri
fethetti. Horasan, Tus, Serahs, Merv, Beyhak bunlardan bazılarıdır.
Bu yıl içerisinde Hz. Osman, değişik eyaletlerde, Kur'an-ı Kerim'in
okunması üzerine ortaya çıkan ihtilafları ortadan kaldırmak için
çalışmalar başlattı. Kur'an-ı Kerim ilk olarak Hz. Ebû Bekir
zamanında tedvin edilmişti. Zeyd b. Sabit'in başkanlığında yapılan
bu çalışmada, Kur'an-ı Kerim bir kitap haline getirilmişti. Bu ilk
mushaf, Ebû Bekir (r.a)'dan sonra Ömer (r.a)'a geçmiş, onun
şehadetinden sonra da Hafsa (r.anh)'nın elinde kalmıştı.
Azerbeycan sefer esnasında ordu içerisinde kıraat konusunda bir
ihtilafın çıkması, ordu komutanı Huzeyfe b. Yeman'ı endişelendirmiş
ve Halife'den, müslümanların emin bir şekilde okuyabilecekleri bir
mushafın çoğaltılmasını istemişti. Hafsa (r.anh)'ın yanında bulunan
mushaf getirilerek çoğaltıldı ve bütün eyaletlere dağıtıldı. Bunun
dışında kalan nüshaların tamamı toplatılarak imha edildi. Bu durum
karşısında Ashabın hayatta olanları oldukça rahatlamışlardı (İbnül-Esîr
a.g.e., III,111-112; H.İ. Nasen, a.g.e., I, 510-513).
Hz. Osman, Rasulullah (s.a.s)'a ait olan; Hz. Ebû Bekir ve Hz.
Ömer'den sonra kendisine intikal eden mührü Medine'deki Arîs
kuyusuna düşürdü. Onu bulacak olana büyük miktarda para vadinde
bulunmuş, ancak bütün aramalara rağmen bu mühür bulunamayınca Osman
(r.a) büyük bir üzüntüye kapılmıştı. Ondan ümidini kesince hemen bir
mühür yaptırdı. Şehid edilene kadar parmağında kalan bu mührün kimin
eline geçtiği tesbit edilememiştir (İbnül-Esir, III, 133). Bu olay
hilâfetinin altıncı yılında meydana gelmiştir.
İslam fetihlerinin sürekliliği ve elde edilen ganimetlerle
insanların zenginleşmeleri, refah seviyesini oldukça yükseltmişti.
Bu durum, tabii olarak, İslâma uygun olmayan birtakım davranış
biçimlerinin de ortaya çıkmasına sebep olmuştu. Rasulullah (s.a.s)'ın
yanında yetişen ve bu gelişmeleri endişeyle takip eden sahabiler, bu
endişelerini yer yer ortaya koymaktaydılar. Bunlardan birisi de,
zühd ve takvasıyla tanınan ve maddi varlıklardan muhtaç kimselerin
yeterince istifade ettirilmediğine inanan Ebu Zerr el-Gifarî
(r.a)'dır. O, Şam'da, Muaviye'nin uygulamalarına karşı çıktığı ve
düşüncelerini söylemekte ısrarlı davrandığı için Medine'ye
çağırıldı. Ebu Zerr, Medine'ye geldiğinde görüşlerini Hz. Osman'a
tekrarlamıştı. Bunun ardından, Halife'den izin isteyerek, Medine'ye
yakın bir yer olan Rebeze'ye gidip yerleşmişti (a.g.e., III, 115;
bk. Ebu Zerr el-Gifârî Mad.).
Bizans'a karşı kazanılan en parlak ve kesin zaferlerden birisi hiç
şüphesiz ki Latu's-Sevârî deniz savaşıdır. Abdullah b. Sa'd'ın
komutasındaki İslâm donanması, İskenderiye açıklarında Bizans
İmparatoru Konstantin komutasındaki büyük donanmayla karşı karşıya
geldi. Bizanslıların gemi sayısı hakkında verilen bilgiler, beş yüz
ile sekiz yüz rakamı arasında değişmektedir. İslâm donanmasının
sahip olduğu gemi sayısı ise ikiyüz civarındaydı. Yapılan savaşta
Bizanslılar büyük bir bozguna uğratıldı. Konstantin, Sicilya'ya
sığınmak zorunda kalan (İbnül-Esir, a.g.e., III,117-118; H.İ. Hasan,
I, 266-267). Bu zaferden sonra Bizans, müslümanlara karşı olan deniz
üstünlüğünü kaybetmiş, İslam donanmasının İstanbul sularına kadar
önüne çıkacak bir güç kalmamıştı.
Fitnenin ortaya
çıkışı ve Şehadeti:
Hz. Osman on iki sene hilâfet makamında kalmıştır. Bunun ilk altı
senesi huzur ve güven içerisinde geçmiş ve hiç kimse yönetimin
uygulamalarından şikayetçi olmamıştır. Kureyş, onu Hz. Ömerden
daha çok sevmişti. Çünkü Hz. Ömer onlara karşı şeriatı uygulamada
müsamahasız ve sertti. Hz. Osman ise yaratılışındaki yumuşaklık ve
hoşgörü ile insanların serbestçe hareket edebilmelerine imkan
sağlamıştı. Onun bu yapısından istifade eden eyaletlerdeki bir
takım valiler, sorumsuz davranışlar sergilemeye başlamışlardı.
Yükselen şikayetleri ani ve kesin kararlarla karşılayamayınca,
yavaş yavaş bir fitne ve kargaşa ortamının oluşmasına zemin
hazırlanmıştı.
Endelüs'ten Hindistan hudutlarına kadar çok geniş bir sahayı
kaplayan devletin içerisinde, çeşitli din ve ırklara mensup zimmi
statüsünde topluluklar vardı. Bunlar, mağlup düştükleri İslâm
Devleti'ne karşı her fırsatı değerlendirerek baş kaldırıyorlardı.
Yahudi unsuru ise, İslâm Ümmeti'ni parçalayıp yok etmek için
İslamın temel prensiplerini hedef almıştı. Müslüman olduğunu iddia
ederek ortaya çıkan bir takım Yahudi asıllı kimseler, zuhur eden
huzursuzlukları körükleyip fitne alevini her tarafa yaymaya
çalışıyorlardı. Bunlardan birisi etkili nifak hareketlerinin
ortaya çıkmasını sağlayan ve tam bir komitacı olan Abdullah İbn
Sebe'dir. İbn Sebe Yemenli bir yahudidir. O, samimi kimselerin
haklı şikayetlerini kullanarak insanları Hz. Osman'a karşı
kışkırtıyordu. Bir taraftan "ric'atı Muhammed" (Muhammed
(s.a.s)'in tekrar dönüşü) düşüncesini yaymaya gayret gösterirken,
öte taraftan Peygamber'in peşinden hilâfet hakkının Hz. Ali
(r.a)'a ait olduğunu ve bunun da Allah tarafından belirlenmiş bir
gerçekten başka bir şey olmadığını yayarak daha sonra ortaya
çıkacak Şia akidesinin temellerini atıyordu. Onun yaydığı
düşüncelere göre Ebû Bekir (r.a), Ömer (r.a) ve Osman (r.a), Hz.
.Ali (r.a)ın hakkını gasbetmişlerdi. O, Küfe, Basra ve Şamda
insanları kışkırtırken, Ebu Zerr (r.a)in haklı çıkışlarını da
kendisine malzeme yapmaya uğraşıyordu. (İbnü'l Esir, Tarih, III,154;
H. İ. Hasan, age, I, 368-370)
Bir zaman sonra, Muhammed b. Ebî Bekr ve Muhammed b. Ebî Huzeyfe
de, yapmış olduğu atamalardan dolayı Hz. Osman'ı tenkid etmeye
başladılar (İbnül-Esîr. a.g.e., III, 118).
Hz. Osman'a yapılan en önemli suçlama, onun kendi akrabalarını
valiliklere getirmesi, onlara bolca ihsanlarda bulunması ve
yolsuzluklarını denetleyememesidir (Suyûtî, 174).
Hz. Ali (r.a) bu konudaki şikayetlerini ona ilettiğinde
o, Hz. Ali'ye şöyle diyordu: "Muğire b. Şu'be'yi Ömer'in vali
tayin ettiğini bilmez misin?"
Hz. Ali: "Biliyorum" deyince
o; "O halde neden akrabalığı ve yakınlığından dolayı onu vali
tayin ettiğim şeklinde bir kınamada bulunuyorsun?" diye sormuştu.
Hz. Ali'nin buna verdiği cevap şuydu; "Ömer vali atadığı kimseyi
sıkı bir şekilde kontrol altında tutardı. En ufak hatalarını görse
onları sorgular ve en şiddetli şekilde cezalandırırdı. Sen ise
bunu yapmıyorsun" (İbnül-Esir, a.g.e., III, 152).
Bunun üzerine Hz. Osman, vilayetlerdeki yönetimler hakkında
yapılan dedikoduları ve bunların sebeplerini yerinde incelemek
üzere müfettişler tayin etti. Muhammed b. Mesleme'yi Kufe'ye;
Usame b. Zeyd'i Basra'ya; Abdullah b. Ömer'i Şam'a ve Ammar b.
Yasir'i de Mısır'a gönderdi. Ammar b. Yasir hariç, diğerleri
görevlerini tamamlayarak geri dönmüşlerdi. Osman (r.a)
haksızlıkları gidermek, filizlenmeye başlayan ve ümmet için büyük
sakıncalara sebep olacak olan fitnenin yatıştırılması için yoğun
bir gayretin içine girmişti.
O, gelen şikayetleri dikkatle inceliyor, başta Hz. Ali (r.a) olmak
üzere Ashab'ın ileri gelenleri ile istişarelerde bulunuyordu.
Ancak, Mısır'dan Medine'ye gelip, Abdullah b. Sa'd b. Ebi Serh'in
gayr-ı meşru uygulamalarını şikayet eden bir heyetin, dönüşlerinde
İbn Ebi Serh'in takibatına uğramaları ve bazılarının öldürülmesi,
olayların tırmanmasına sebep olmuştu. Bunun üzerine Mısır'dan altı
yüz kişilik bir topluluk Medine'ye gelerek Mescid-i Nebi'de, namaz
vakitlerinde Ebi Serh'in işlediklerini sahabilere şikayet
ediyorlardı. Talha İbn Ubeydullah, Hz. Aişe (r.anha) ve Hz. Ali
(r.a), Hz. Osman'a giderek, bu insanların haklı isteklerini yerine
getirmesini ve Abdullah b. Sa'd b. Ebi Serh'i azlederek
yargılamasını istediler. Bunun üzerine Hz. Osman, Mısırlılar'a
kendileri için vali olarak kimi istediklerini sordu. Onlar,
Muhammed b. Ebi Bekr'i istediklerini bildirdiler. Osman (r.a),
Muhammed b. Ebi Bekr'i vali tayin etti. O, Mısır'dan gelenler ve
bir grup sahabi ile birlikte Medine'den yola çıktı. Medine'den üç
günlük bir uzaklıkta yol alırlarken devesini, sanki takip
ediliyormuş gibi hızlı sürmeye çalışan bir adam gördüler. Adamı
yakalayıp sorguladıklarında İbn Ebi Serh'e bir mesajı yetiştirmeye
çalıştığını anladılar. Ona kim olduğu sorulduğunda, bazen Osman
(r.a)'ın, bazan da Mervan b. Hakem'in kölesi olduğunu söylüyordu.
Üzerindeki mektubu açtıklarında, içinde, "Muhammed b. Ebi Bekr ile
falanca falanca... Sana ulaştıklarında onları öldür" yazıldığı ve
bunun Hz. Osman'ın mührüyle mühürlenmiş olduğunu gördüler. Derhal
Medine'ye geri dönüp Hz. Osman'ın evini kuşattılar. Hz. Ali,
yanına Muhammed İbn Mesleme'yi alıp Osman (r.a)'ın evine gitti. Hz.
Ali (r.a) ona, üzerine kendi mührü bulunan bu mektubu kimin kaleme
aldığını sordu. Osman (r.a) böyle bir mektup yazmadığını ve
yazıldığından da haberi olmadığını söyledi. Muhammed de Osman
(r.a)'ı doğrulamış ve bu işi düzenleyen kimsenin Mervan olduğunu
söylemişti. Yazıyı inceledikleri zaman bunun Mervan b. Hakem'e ait
olduğunu anladılar. O esnada Osman (r.a)'ın evinde bulunmakta olan
Mervan'ın kendilerine teslim edilmesini istediler. Hz. Osman (r.a)
bunu kabul etmedi. Çünkü onu öldüreceklerinden korkuyordu.
Onun evini kuşatan asiler diyalog çağrılarına cevap vermedikleri
gibi, suyunu da kesmişlerdi, Hz. Osman'ın fitneyi yatıştırmak ve
haksızlıkları gidermek hususunda asilere yaptığı nasihatlerin
onlar üzerinde hiç bir tesiri olmamıştı. Onlar, Hz. Osman (r.a)'a
şöyle diyorlardı:
"Biz seni hilafetten azledene veya öldürene yahut da bu yolda
ölene kadar bu işten vazgeçecek değiliz. Eğer sana sahip çıkanlar
bize engel olmaya kalkarlarsa onlarla savaşırız".
Hz. Osman onlara, Allah'ın üzerine yüklediği hilafet görevini asla
bırakmayacağını ve ölümün kendisine bundan daha sevimli olduğunu
bildirmiş, ayrıca kendini savunmak için kimseye emir vermediğini
eklemişti (İbnül-Esîr, a.g.e., III, 169-170). O, ashaptan, asileri
şehirden kovup çıkarmak için gelen teklifleri reddediyor, onlardan
silah kullanmayacaklarına dair kesin söz vermelerini istiyordu.
Bir gün kendisini kuşatan asilerin karşısına çıkıp: "Ali buralarda
mı? Sa'd buralarda mı?" diye sormuş, bulunmadıkları cevabını
alınca biraz susmuş ve şöyle demişti: "Bana su sağlamasını, Ali'ye
bildirecek kimse yok mu?" Bu Hz. Ali'ye ulaşınca derhal üç kırba
suyu ona göndermişti. Ali (r.a), asilerin Osman (r.a)'ı öldürmek
istediklerini öğrenince, böyle bir şeye meydan vermemek için, iki
oğlu Hasan ve Hüseyin'e, kılıçlarını alarak gidip Osman'ın
kapısında beklemelerini ve içeri kimseyi sokmamalarını söylemişti.
Abdullah İbn Zübeyr de onlara katılmış, diğer bir takım sahabiler
de çocuklarını oraya göndermişlerdi. Durum çok nazik bir hal
almıştı. Hz. Osman, ne asilerin haksız taleplerini kabul ediyor,
ne de Medine ve diğer bölgelerden gelen, asileri savaşarak
Medine'den çıkarma tekliflerine olumlu cevap veriyordu. O,
Peygamber şehri'nde kan dökmek ve fitneyi ilk başlatan kimse
olmaktan çekindiği için böyle davranıyordu. Hz. Âişe (r.anha)'dan
Rasulullah (s.a.s)'ın şöyle söylediği rivayet edilmektedir:
"Ya Osman! Belki Allah sana bir gömlek giydirir, münafıklar senden
onu çıkarmanı istediklerinde onu, bana kavuşuncaya kadar sakın
çıkarma". Hz. Osman, Rasulullah (s.a.s)'in bu günler için
kendisine bildirdiği şeylere uymaya çalışıyordu. O, şöyle diyordu:
"Rasulullah (s.a.s) benimle ahitleşmiş olduğu şey üzerinde
sabretmekteyim" (Üsdül-Ğâbe, II, 589; Suyûtî, 170; İbnü'l-Esîr,
III, 175).
Asilerin kendisini öldürmeye kararlı olduğunu anladığında, onların
böyle bir iş işleyip katillerden olmalarını önlemek için
kendilerine bir müslümanın kanının ancak; zina, kasten adam
öldürme ve dinden dönmek şartları dahilinde helal olduğunu
hatırlatıyor ve kendisinin bunlardan hiç birisiyle itham
edilemeyeceğini anlatıp duruyordu.

Hz.
Osman (R.A) Görev Başında Ölümü...
Hz. Osman b.
Affan r.a. Hazretleri, Kur'an-ı Kerim'in bugünkü tertibe göre
derlenip çoğaltılmasını sağlamıştır. Halifeliğinin son
yıllarında, yahudi asıllı İbn-i Sebe'nin başını çektiği
entrikalar ve halifenin kâtibi Mervan b. Hakem'in halkı soğutan
kaba tavırları, bazı bölgelerde hoşnutsuzluğa yol açmıştı.
Sonunda Mısır, Kûfe ve Basra'dan çıkıp Medine'ye gelen silahlı
gruplar, bir ay kadar süreyle halifenin evini kuşatma altında
tutmuş, halifelikten çekilmesini istemişlerdi.
Hazreti Osman r.a. ise, ölse bile taşıdığı halifelik
gömleğini çıkartmayacağını bildirmiş, isyancıların istifa
isteğini geri çevirmişti. Onlarla savaşmak isteyen sahabi
arkadaşlarına da, Medine'de kan dökülmesine izin vermemişti.
Bütün çıkış yollarını kapatan kuşatma, Hz. Osman r.a.'ın susuz
kalmasına yol açmıştı. Vefatından bir gece önce rüyasında, iki
halifesiyle birlikte Rasulullah s.a.v.'i görmüş ve onun elinden
su içmişti. Allah Rasulü s.a.v. ona: 'Yarın yanımızda iftarını
açarsın' demişti. Ertesi gün, kuşatma altındaki evinde Kur'an-ı
Kerim okurken, Hz. Osman r.a. isyancı katiller tarafından şehit
edildi.
Bu olaydan sonra Hz. Osman r.a.'ın neden halifeliği bırakmayıp,
ölmeyi göze aldığı merak konusu oldu. İnsanların merakına Hz.
Aişe r.a. karşılık verdi:
'Allah Rasulü, bir gün Osman'ı yanına çağırdı. Başbaşa birşeyler
konuştu. Sonunda Osman'ın omuzuna dokunarak üç kere şöyle dedi:
- Ey Osman! Umulur ki Allah sana bir gömlek (halifelik gömleği)
giydirecek. Eğer kimi münafıklar senden onu çıkartmayı (vazifeyi
bırakmayı) isterlerse, bana kavuşuncaya kadar o gömleği
çıkarma!'
O gün bu haberi alan Hz. Osman r.a., halifeliğinin en zor
günlerini yaşarken bile sabretti. Rasulullah s.a.v.'in emrine
uydu ve nihayet vazifesi başında şehit edilerek O'na kavuştu.

Rasulullah (S.A.V) kızı Rukiyyeyi Hz. Osmana verdikten bir
zaman sonra kızına;
-Osman Bini Affanı nasıl buldun?* dedi.
-Hayırlı, iyi gördüm.* dedi.
-Ey canım kızım! Osmana çok saygı göster. Çünkü Eshabım
arasında, ahlakı bana en çok benzeyen odur!* buyurdu.
***
**Hz. Osman, Peygamberimizin vahiy katiplerindendi. Güzel
yazar, güzel konuşur ve çok kuvvetli bir hatipti. Daima
Kuran-ı Kerim okur, Ondan çeşitli meseleler çıkarırdı. Kuran-ı
Kerimi hıfzı çok kuvvetli idi. Namazda bir rekatta bütün
Kuran-ı Kerimi okuyan dört kişiden biri de odur. Çok okuduğu
için iki mushaf elinde eskimiştir.
***
*Hz.Osman (R.A.), Hz.Ömerin tayin ettiği bir heyet tarafından
Hicri 23 (M.644) senesinde halife seçildi.
*Hz. Osman, hilm ve hayası ile meşhurdur. Marifet ilminde
gayet mahirdi. O derece haya sahibi idi ki melekler dahi Ondan
haya ederdi.
*Hz.Osman (R.A.) zamanında; Hz.Ebu Bekir (R.A.) tarafından
kağıt üzerine yazdırılan ve mushaf adı verilen Kuran-ı Kerimin
ilk nüshasından, altı nüsha daha yazdırılarak çoğaltıldı. Bu
muhsaflar; Medine, Mekke, Şam, Bağdat, Yemen ve Bahreyne birer
tane gönderildi. Bu bakımdan ona Naşirül Kuran (Kuranın
yayıcısı) denilmiştir. Kufi harflerle yazılmış olan bu
mushaflarda harflerden başka hiçbir nokta ve işaret
kullanılmamıştır. Bu ilk yedi nüshadan günümüzde, bir tanesi
Mekkede Kabede, biri Kahirede Milli Kütüphanede, bir diğeri
ise Özbekistan'ın başkenti Taşkent şehrindeki Barak Han
Medresesi Kütüphanesi'nde
korunmaktadır.
*Hz.Osman (R.A.) devrinde; Afrikanın kuzey kısımları, Kıbrıs
adası, Anadolunun içleri, Türkistan ve daha nice yerler İslam
ordularının eline geçti.
*Onbir sene altı ay ondört gün halifelik yaptı. Hz.Osman
(R.A.)ın son zamanlarında bazı iç karışıklıklar çıktı. Bunun
sonucu olarak da hicretin 35. senesinde, 80 yaşını geçtiği
halde şehid edildi (M.656).
Hadislerdeki Hz. Osman
Portresi:
*Her peygamberin cennette bir arkadaşı vardır. Benim
arkadaşım da Osmandır.
*Osman'dan gök kubbedeki melekler haya ederler.
*Bütün melekler benimle iftihar ederler. Ben de Osman Bini Affan ile öğünürüm.
*Osman'ın şefaatı sayesinde cehennemi Hak etmiş yetmiş bin
kişi hesapsız cennete girecektir.

Hazret-i
Osman'a Dil Uzatmak Yanlıştır
Hazret-i
Osman (radıyallahü teâlâ anh), Peygamber efendimizin iki
kızıyla evlenmekle şereflenmiş damadıdır. İnsanlık tarihinde
bir peygamberin iki kızıyla evlenmek ondan başkasına nasip
olmamıştır. Hayatta iken ismen Cennetle müjdelenmiş on
kişiden biri olup, Hazret-i Ebu Bekir ve Hazret-i Ömer’den
sonra eshab-ı kiramın en büyüğüdür. İlk iman edenlerden ve
malını canını Allah ve Resulü için feda edenlerdendir.
Hazret-i Osman, Medine'ye hicretle şereflenen, Allah’ın
övdüğü muhacirlerden ve ilk iman edenlerden olduğu için
Cennetliktir. İşte âyet-i kerime meali:
(Muhacirlerin ve Ensarın önce imana gelenlerinden ve Onların
yolunda gidenlerden Allah razıdır. Onlar da Allah’tan
razıdır. Allah, Onlar için Cennetler hazırladı.) [Tevbe 100]
Hazret-i Osman, Eshab-ı kiramdan olduğu için Cennetliktir.
İşte âyet-i kerime meali:
(Allah, [Eshab-ı kiramın] hepsine de en güzeli [Cenneti]
vaad etmiştir!) [Nisa 95]
Hazret-i Osman, Allah Resulü tarafından ağaç altında söz
verenlerden olduğu bildirildiği için Cennetliktir. İşte
âyet-i kerime meali:
(Ağaç altında, sana söz veren müminlerden, Allah razıdır.)
[Fetih 18]
Cabir bin Abdullah dedi ki, Rasulullah, (Ağaç altında
benimle sözleşenlerden hiçbiri Cehenneme girmez!) buyurdu.
[Müslim, Ebu Davud, Tirmizi]
Bu sözleşmeye, Biat-ür-rıdvan denir. Çünkü, Allahü teâlâ,
bunlardan razıdır. (İmam-ı Begavi Meâlimüttenzil)
Rasulullah biat-ı rıdvan ile emrettikleri vakitte, Hazret-i
Osman’ı Mekke-i mükerremede, Kureyşe haberci göndermişti.
İnsanlar ile biat ettiğinde, (Muhakkak ki Osman, Allah’ın ve
Resulünün hacetini [işini] görmektedir!) buyurup, mübarek
ellerinin birini kendisi için, birini Hazret-i Osman için
kıldı. Kendileri için kıldığı eli, Osman için kıldığı el
üzerine koyup, Hazret-i Osman yerine biat etti.
Hazret-i Osman, Peygamber efendimizin damadı olmakla
şereflendi. Bu nimet ve şeref vesilesiyle de Cennetliktir.
Çünkü hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:
(Allahü teâlâ bana söz verdi ki, kızlarını aldığım ve
kızlarımı verdiğim aileler, Cennette benimle beraber
olacaktır.) [Deylemi]
(Allahü teâlâ, beni insanların en asilzadesi olan Kureyş
kabilesinden seçti ve bana onların arasından en iyilerini
eshab [arkadaş] olarak ayırdı. Bunlardan birkaçını bana
vezir olarak ve din-i İslamı, insanlara bildirmekte,
yardımcı olarak seçti. Bunlardan bazılarını da Eshar,
[zevce, kayınpeder, kayınvalide, kayınbirader ve baldız gibi
kadın tarafındanakraba] olarak ayırdı. Bunlara sövenlere,
iftira edenlere, Allahü teâlânın ve bütün meleklerin ve
insanların laneti olsun! Allahü teâlâ, kıyamet günü,
bunların farzlarını ve sünnetlerini kabul etmez.) [Hakim]
(Esharımın [zevce tarafından olan hısımlarımın] Cennetlik
olmasını istedim. Rabbim de bu isteğimi kesin olarak kabul
etti.) [Hakim]
(Benimle evlenen veya kız alıp verdiklerim, Cehenneme
girmez.) [Deylemi, İ.Neccar]
Sırf bu hadis-i şerifler bile Hazret-i Osman’ın Cennetlik
olduğunu göstermektedir.
Rasulullah efendimiz, kızı Hazret-i Rukayye’ye buyurdu ki:
(Ey canım kızım, Osman’a çok sevgi göster! Zira Eshabım
arasında ahlakı bana en çok benzeyen odur.) [Mesabih, Mirat]
Mirat-ı kâinatda deniyor ki:
Peygamber efendimiz, Allahü teâlânın emri ile kızı
Rukayye’yi Hazret-i Osman’la evlendirdi. Hazret-i Rukayye
vefat edince, Hazret-i Osman’ın gözlerinden yaşlar akmaya,
yani ağlamaya başladı. Bunu gören Peygamber efendimiz
buyurdu ki:
(Ya Osman ağlama! Allah’a yemin ederim ki, yüz kızım olsa ve
vefat etseler, bir tane kalmayıncaya kadar sana verirdim.
İşte, Cebrail aleyhisselam geldi. Allahü teâlânın, ölen
kızımın yerine kardeşini, [Ümmi Gülsümü] aynı mehr sana
vermemi emrettiğini bildirdi.) [İbni Asakir]
Kızı Ümmi Gülsüme de, (Kızım, zevcin Osman, ceddin İbrahim
peygambere ve baban Muhammede [aleyhisselam] herkesten daha
çok benzemektedir) buyurdu.
Hazret-i Osman âyet-i kerimelerle Cennetle müjdelendiği
gibi, ikram olarak ismen de Cennetle müjdelendi. Hadis-i
şeriflerde buyuruldu ki:
(Osman Cennettedir.) [Tirmizi, İbni Mace, Taberani, İ.
Asakir, Beyheki, Dare Kutni, Hakim, Ebu Nuaym, İbni Said]
(Ya Osman, benden sonra sana da hilafet verilecektir.
Münafıkların sözüne bakıp da hilafeti terk etme! O gün
oruçlu ol, benim yanımda iftar edersin.) [İbni Adiy]
(Ya Osman, Allahü teâlâ sana hilafet gömleğini
giydirecektir. Münafıklar çıkartmak isteyeceklerdir. Bana
kavuşuncaya kadar onu çıkartma!) [İbni Mace, Tirmizi]
(Bir kimseyi, Ebu Bekir, Ömer, Osman ve Ali’den üstün gören
beni yalanlamış olur.) [Rafi'i]
(Cebrail dedi ki: Allahü teâlâ buyuruyor ki, "Her ümmet
kıyamette susuzluk görecek, yalnız Ebu Bekir Ömer, Osman ve
Ali’yi sevenler müstesna.) [Rafi'i]
(Şu dört kişinin sevgisi bir münafığın kalbinde toplanmaz.
Ebu Bekir, Ömer, Osman ve Ali.) [İbni Asakir]
(Allahü teâlâ, namazı, zekatı ve orucu farz ettiği gibi, Ebu
Bekri, Ömer’i, Osman’ı ve Ali’yi sevmeyi de farz etti.)
[Vesile]
(Sünnetime ve hulefa-i raşidinin yoluna sımsıkı sarılın!) [Buhari]
(Ümmetimin en merhametlisi Ebu Bekir, dinde en sağlam olanı
Ömer, en hayalısı Osman, en iyi hüküm vereni ise Ali’dir.) [İbni
Asakir, Ebu Ya’la]
Hazret-i Osman gelince Peygamber efendimiz, mübarek
ayaklarını örttü. Sebebi sual edilince, (Osman’dan melekler
hayâ eder, ben hayâ etmez miyim) buyurdu. [Beyheki]
Hazret-i Ali,
bir gün Hazret-i Fatıma’yı incitmişti. Hazret-i Ebu Bekir
ile Hazret-i Ömer Peygamber efendimize ricada bulundularsa
da, Peygamber efendimiz Hazret-i Ali’yi affetmedi. Hazret-i
Osman rica edince affetti. Sebebini sorduklarında buyurdu
ki:
(Öyle birinin şefaatini [ricasını, af talebini] kabul ettim
ki, yer ile göğün yerini değiştir diye, Allah’tan istese,
Allahü teâlâ bunu kabul edip değiştirir. Yahut "ya Rabbi bu
ümmetin hepsinin günahlarını affet!" dese, affeder.) [Mesabih]
Öldürülmesi gerekenlerden olan İbni Ebi Sürh, Mekke’nin
fethinde Hazret-i Osman’ın evine sığınmış ve Müslüman
olmuştu. Hazret-i Osman, bu zatı getirip, (Ya Resulallah,
bununla da biat eyle) demişti. Peygamber efendimiz, Hazret-i
Osman’ı çok sevdiği için, o zat ile de biat etmişti.
Rasulullahın yanına bir cenaze getirildi. Namazını kılmadı
ve (Bu adam Osman’a düşmandı. Onun için, Allahü teâlâ da,
buna düşmandır) buyurdu. (Tirmizi)
Peygamber efendimiz, Ebu Musa Eşari’ye, (Kapıdan girenleri
Cennete müjdele) buyurdu. Hazret-i Ebu Bekir ile Hazret-i
Ömer girdi. Kapı tekrar çalınınca, (Kapıyı aç, gelenin
Cennetlik olduğunu müjdele! Başına belalar geleceğini söyle)
buyurdu. İçeri giren Osman idi. (Buhari)
|
WEBSİTE
İÇERİĞİ
|
EDİTÖR
NOTLARI
"Her dem yeniden doğarız..." diyen ustamız Yunus'un sözlerine uygun
olarak yeniden ve yepyeni bir tarz ile huzurunuzdayız.
İlk editörial notumuzda "İslam'ı yaşama sanatı" olarak
tanımladığımız tasavvuf konulu bu websitesinin hayrlara vesile olacağına
inancı ile yeniden "merhaba".
Devamı için
tıklayınız.... |
Linkler
|
|
Görüş
ve Öneriler
Tasavvuf & Sufiler ile ilgili görüş, düşünce ve önerilerinizi bize
iletiniz:
tasavvufvesufiler@yahoo.com
|
Tasavvuf & Sufiler web grubunun interaktif alanları |
|