DİGİTAL
MÜRŞİD

Seyyid Muhammed
Raşid-El Hüseyni (K.S.)
VEDA
SOHBETİ
Bismillahirrahmanirrahim
Elhamdulillahi Rabbil alemin.
Vessalatü vesselama ala seyyidina Muhammedin ve ala alihi ve sahbihi
ecmain.
Allah (c.c.) bizlere üç büyük nimet bahsetmiştir. Bu nimetlere çok şükür
etmemiz lazımdır. Bu nimetlerden birincisi ve en önemlisi; Allah
(c.c.)'in bizi Müslüman olarak yaratmasıdır. Bizim de bu nimete karşılık
Allah (c.c.)'a çok ibadet etmemiz lazım. Oruç tutmak, zekat vermek,
sadaka vermek, namaz kılmak Allah (c.c.)'in bize bahşettiği en büyük
nimetlerdendir. Bu ibadetlere karşılık Allah (c.c.) Müslümanlara cenneti
ve içindeki nimetleri hazırlamış ve ebedi olarak orada kalacaklardır.
Ona göre ibadetleri artırmamız lazım gelir.
Allah-u Teala (c.c.) bize hidayet yolunu göstermekle büyük bir lütuf ve
ihsanda bulunmuştur. Kafirler bu lütfü ilahi'ye icabet etmediklerinden
ötürü onlara ebedi cehennem ateşi ve ızdırabını hazırlamıştır. İnsan bir
düşünecek olursa, parmağını tuttuğu bir mum ateşine bile parmağını
tutamazken nasıl olurda ebedi ateş olan cehennemlik amelleri işler,
günahlardan sakınmaz ve ibadet yapmaz? Bütün bunları düşünerek
ibadetlerimizi artırmamız lazım. Allah (c.c.) tüm dünyanın servetini
bize vermiş olsaydı ve bu serveti Allah (c.c.) yolunda tasadduk etseydik
yine de müslüman olmanın şükrünü eda edemezdik.
Allah (c.c.)'m bize bahşettiği ikinci büyük nimet; bizleri en son ve en
büyük peygamber Hz. Muhammed (s.a.v.) ümmeti olarak yaratmasıdır. Nasıl
ki, Hz. Muhammed (s.a.v.) peygamberlerin en efdalı ve en üstünü ise, Hz.
Muhammed (s.a.v.)'in ümmeti de ümmetlerin en üstünüdür. Hz. Musa (a.s.)
Levh-i Mahfuz'a baktığı zaman, orada Hz. Muhammed (s.a.v.)'in öyle
hasletlerini, büyüklüğünü, faziletini görmüş ki, "Ya Rabbii Keşke beni
de Hz. Muhammed (s.a.v.)'in ümmeti olarak yaratsaydın, başka bir şey
istemezdim" buyurmuştur. Biz böyle bir peygamberin ümmetiyiz. Buna layık
olmaya çalışalım. Hz. Peygamber (s.a.v.) buyurdu: "Benim ümmetimin
evliyaları, Beni İsrail peygamberleri gibidir. (Bu,büyüklük bakımından
değil, hidayet bakımındandır.) " Eskiden gönderilen peygamberlerin bir
kısmı yalnız kendisini irşad etmiş, bir kısmı yalnız kendi ailesini, bir
kışımı kendi içinde bulunduğu kabilesini, bir kısım da yalnız bulunduğu
köyü irşad edebilmiştir. Hz. Peygamber (s.a.v.)'in ümmetinin evliyaları,
mürşid-i kamilleri ise daha fazla irşadda bulunarak daha çok kişinin
hidayete ermelerine vesile olmuşlardır.
Allah (c.c.)'ın bize sunduğu üçüncü büyük nimet, Allah (c.c.)'ın Hz.
Muhammed (s.a.v.)'in ümmetini son ümmet olarak, bizleri de ümmetin en
son kısımlarında yaratmasıdır. Diğer ümmetler binlerce yıl toprak
altında (kabirde) yattıkları ve günahkar olanların kabir azabı
çektikleri halde, bu son ümmet az bir süre toprak altında yatacaktır. Ve
(günahkar için de) azapları da çok kısa bir zaman sürecektir.Cenab-ı
Hakk'ın bizlere farz kıldığı namazda huşu ve takvaya da çok dikkat
etmeliyiz.Namaz peygamber (s.a.v.)'e miraçta farz kılınmıştır. İlk önce
elli rekat olarak farz kılınmıştır. Bu emirle Rabb'in huzurundan dönen
Hz. Peygamber (s.a.v.) altıncı kat semada Hz. Musa (a.s.)'m ruhaniyeti
ile karşılaşır. Hz. Musa (a.s.), Resulullah Efendimiz'e (s.a.v.) elli
vakit namazın çok olduğunu, bunun ahir zaman ümmetine ağır geleceğini,
Allah (c.c.)'tan namaz vakitlerini azaltması için niyazda bulunmasını
söyler. Resulullah (s.a.v.) da tekrar Allah-u Teala'nın (c.c.) huzuruna
varıp, elli vakit namazın ağır gelebileceğini, vakitleri biraz azaltması
için Alah-u Teala'nın (c.c.) huzuruna varıp, elli vakit namazın ağır
gelebileceğini, vakitleri biraz azaltması için Allah-u Teala'ya (c.c.)
niyazda bulunur. Allah-u Teala (c.c.) da namazları on vakit azaltarak
kırk vakte indirir. Resullulah Efendimiz (s.a.v.) geri dönerken tekrar
Hz. Musa (a.s.) ile karşılaşır. Hz. Musa (a.s.) yine bu kadar vakit
namazın çok olacağını söyler ve biraz daha azaltılması için tekrar
Allah-u Teala (c.c.)'nın huzuruna gitmesini söyler. Bu gidip gelmeler
birkaç kez daha tekrarlanır ve namaz vakitleri sonunda beş vakte
indirilir. İşte böylece Hz. Muhammed (s.a.v) ümmetine her gün beş vakit
namaz farz kılınır.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.), Musa aleyhisselam'ın bizzat kendisi ile
değil ruhaniyeti ile görüşmüştür. Tabii ki Allah (c.c.)'ın dostları
ölmez, yalnızca nakil olur yer değiştirir. Onların himmeti, yardımı her
zaman vardır. Hz. Musa (a.s.), Hz. Muhammed (s.a.v.)'in ve O'nun
ümmetinin fazilet ve büyüklüğünü, Allah (c.c.) katındaki değerini Levh-i
mahfuz'da gördükten sonra şöyle buyurur:
"Ya Rabbi! Hz. Muhammed (s.a.v.)'in ümmeti olamadım. Bari ümmetini
görenlerden olsaydım" diye arzu ediyor. O sırada İmam-ı Gazali (rh.a)'nin
ruhaniyeti oraya geliyor ve Hz. Musa (a.s.) ile görüşüyor. Hz. Musa
(a.s.): -Sen kimsin? diye sorunca,
îmam-ı Gazali: - Muhammed Oğlu, Muhammed Oğlu, Hamid Oğlu İmam-ı
Gazali'yim diye cevap verir. Bu cevap üzerine
Hz. Musa (a.s.) -Künyeni neden bu kadar uzun söyledin, yalnızca İmam-ı
Gazali deseydin yetmez miydi? diye sorar.
İmam-ı Gazali (rh.a) de cevap olarak
-Allah (c.c.) Hazretleri, ile konuşmaya gittiğin zaman sana "sağ
elindeki nedir?" diye sorduğunda, sen onu tanıtırken "O benim asamdır.
Ona dayanırım ve onunla davarlarıma yaprak silkerim ve onda benim başka
hacetlerim de vardır" diye uzun uzun anlattın, kısaca cevap verseydin
yeterli olmaz miydi?" şeklinde sorusuna soruyla cevap verir.
Hz. Musa (a.s.) da cevap olarak: -Ben Allah-u Teala (c.c.) ile biraz
daha fazla konuşabilmek için uzun uzun açıkladım, der.
Imam-ı Gazali (rh.a) de cevap olarak: -Sen Allah (c.c.)'in büyük
peygamberlerindensin. Kelimetullah'sın. Kitab verilenlerdensin. Onun
için seninle daha fazla konuşabilme şerefine nail olmak için uzun
açıklamada bulundum, der. İşte Hz. Musa (a.s.) ile bu derece yakın
olabilen İmam-ı Gazali (Rh.A.) zamanının en büyük alimi idi. Ama
tasavvufu sevmeyen tasavvuf münkiri idi. İmam-ı Gazali (rh. A.)nin
kardeşi ise tasavvuf ehli veli bir zat idi. İmam-ı Gazali (rh.a)'ye
ilminden dolayı, her müşkülü olan fetva almaya geldiği halde, kardeşi
arkasında namaz bile kılmıyordu. İmam-ı Gazali (rh.a) arkasında namaz
kılmadığı için kardeşini annesine şikayet etti. Annesi kardeşini camiye
cemaate gitmesi için ısrar etti. Gayesi İmam-ı Gazali (rh.a)nin gönlünü
almaktı.
Gazali'nin kardeşi annesine; -Anne, onun arkasında benim namazım olmaz,
dedi. Bunun üzerine annesi fazla ısrar etti: "Bak oğlum, o senin
büyüğün, sen cahilsin, ağabeyin alim kişidir, herkes ona geliyor,
müşkülünü halledip gidiyor, herkesin namazı kabul oluyor da seninki
neden kabul olmasın? Mutlaka gidip arkasında namaz kılacaksın" diye çok
ısrar edince İmam-ı Gazali'nin kardeşi camiye gidiyor. O gün İmamı
Gazali (rh.a)'ye namazdan önce bir kişi geliyor ve hayız (kadınlık hali)
hakkında bir soru soruyor, İmam-ı Gazali (rh.a) de "Namazdan sonra gel,
cevabını vereyim" diyor. Namaza başlayınca Imam-ı Gazali sürekli hayız
(kadınlık hali) ile ilgili soruyu düşünüyor ve namazın tamamını cevap
hazırlamakla geçiriyor, bu arada İmam-ı Gazali'nin kardeşi sürekli
tekbir alıyor, sonunda namazı bozuyor ve yeniden kılıyor. İmam-ı Gazali,
kardeşinin ikide bir tekbir almasına ve namazı bozup, tekrar kılmasına
çok üzülüyor ve annesine şikayette bulunuyor. Annesi, "Oğlum, neden
ağabeyinin namazına müdahale ettin, cemaatın içinde mahcup duruma
düşürecek hareket yaptın, hani bana söz vermiştin, Namazı kılıp
gelecektin? deyince, İmam-ı Gazali'nin kardeşi annesine;
-Anne, bir insan göbeğine kadar kana bulanırsa onun arkasında kılman
namaz kabul olur mu? diye soruyor ve "bu soruyu abime de sor" diyor.
Annesi, İmam-ı Gazali'ye bu soruyu aynen aktarıyor. İmam-ı Gazali (rh.a)
namazdaki durumunu hatırlıyor, namazı hayızla uğraşmaktan tam olarak
kıldıramadığını ve kardeşinin de keşif sahibi olduğu için haline vakıf
olduğunu anlıyor. Gerçekleri görüyor ve daha önce inkar ettiği tasavvuf
ve tarikat yoluna giriyor. Gerçekleri gördüğü ve alim de olduğu için
çalışarak kısa zamanda Gavs oluyor. Bu nimete layık olmak için çok
çalışalım, Hz. Muhammed (s.a.v.)'e hakiki ümmet olmaya gayret edelim.
Padişah ne kadar büyük olursa, hizmetçisi de o kadar büyüktür.
Hasan-ı Basri Hazretleri çarşıya çıkıp, bir dükkana uğramış. Bir adamın
çarşıda elini kolunu sallaya sallaya, gururlu ve kibirli bir şekilde
gezdiğini görür. Hasan-ı Basri (rh.a) "Bu kim ki gururla^ ellerini
kollarını sallaya sallaya yürüyor?" diye sorar. Orada bulunanlar. "-Bu
şahıs padişahın hizmetçisidir, onun için böyle yürüyor" derler. Bunun
üzerine Hasan-ı Basri (Rh.a.): "-Ben de Sultanlar Sultanı Allah (c.c.)'ın
kuluyum. Ben neden bu adamdan daha iyi yürümeyeyim?" der ve çarşının
içinde ellerim kollarını sallaya sallaya bir süre gezinir. Bizim de
üzerimize düşen, Sultanlar Sultanı'na çok ibadet edip, çok
çalışmamızdır. Zaten Allah-u Teala (c.c.) "İnsanları ve cinleri bana
ibadet etsinler diye yarattım" buyuruyor. O'na layık olmaya gayret
edelim. Bizlere bildirmiş olduğu hayırları yapmaya çalışalım. Zaten
Allah-u Teala (c.c.) da şöyle buyuruyor: "Azaba duçar olmadan önce
(tövbe edip) Rabbiniz'e dönün ve O'na teslim olun. Sonra yardım
olunmazsınız. Ansızın haberiniz olmadan azap size gelmeden evvel
Rabbiniz'den size indirilenin en güzeline (nehyedildiklerinizi bırakıp
emrolunduklarınıza) tabi olun." Dünyada yapılan günahların hesabı, azabı
ve cezası ahirettedir. Ölmeden önce iyi amelde bulunmaya acele edin. Bir
insan yalnızken, tek başına, günah işleme fırsatı olduğu halde Allah
(c.c.)'tan korkarak o günahı işlemezse, Allah (c.c.) ona çok büyük ecir
ve sevap veriyor. O davranış (günahtan kaçış) mümin için en hayırlı
iştir. Bu durum imanın kemale erdiğinin işaretidir. Kalabalıktan
çekinerek günah işlemeyen kimseye sevap yoktur, ama yalnızken ve elinden
geldiği halde, yapabilecek durumdayken gühahı işlemeyene çok sevap
vardır.
Bütün insanlar, herkesin birbirinden kaçacağı o günde, hesapları
görüldükten sonra bir kısmı cennete bir kısmı cehenneme gitmek üzere
ayrılırlar. Herkes gideceği yere gitmeden önce; anne, baba, oğul, kız
hepsi birbirlerine sarılıp vedalaşırlar. Bu vedalaşma . beş yüz yıl
sürer. Vedalaşma bitince melekler gelir ve "Vedalaşma bitmiştir, artık
yeter, ayrılın" diyecekler. Sonra herkes hak ettiği yere
gönderilecektir. Cehenneme gidenlere Allah (c.c.): "-Ey ademoğulları!
Şeytana itaat etmeyin, o sizin apaçık düşmanınızdır. Bana itaat edin,
doğru yol budur, diye size bildirmedim mi?" diyecektir. Allah (c.c.)
yine: "-Bugün onların ağızlarını mühürleyeceğiz. Elleri bize konuşacak
ve ayaklan da neler isledilerse ona şahitlik edeceklerdir." diye
buyurur.
İnsanların omuzlarında iki melek vardır. İşlenen bir günahı tövbe
edebilir diye sağdaki melek, soldaki günah yazan meleğe yirmi dört saat
yazdırmıyor. Bu süre içerisinde tövbe etmezse bir günah yazılıyor. Sevap
meleği ise, her sevap ve iyilik için on ile yedi yüz katı kadar sevap
yazıyor. Hiç beklemeden, hemen yazıyor. Bundan büyük nimet var mı? Allah
(c.c.) kulunu bağışlamak, affetmek için adeta ufak bir bahane arıyor.
Madem Allah (c.c.) bahane arıyor, biz de gayret edelim. Dünya ile mağrur
olmayalım, ona aklanmayalım. Sofiler ayakta çok beklediler, onun için
sohbetime burada son veriyorum. Allah (c.c.) hepinizden razı olsun.
İnşallah nasip olursa cumaya kadar evimize dönmek
niyetindeyiz.
Allah (c.c.) hepimizi affetsin, inşallah.