DİGİTAL
SOHBET

Şeyh Şerafeddin Dağıstani [ K.S. ]
Dilinden İnternete
Sohbetler
5
MENÂKIB-I ŞEREFİYYE * ' DEN...


MÜSTAÎD *
MÜRÎD * SALÎK * HAVÂSS
HAKKINDADIR

BİSMİLLÂHİRRAHMÂNİRRAHÎM
Bu
dört Makâm, bilcümle taraikte (tarikatlarda) bulunan Makâmlardır. Fakat
her tarikatın usul ve ıstılahına göre tevafüt eder (Makâmların sayısı
artar).
Müstaîd
:
Tarikat-ı Alîye-yi Nakşıbendiyye'nin usul ve ıstılahına göre oniki bin
kelime-i Tevhîd’i kalbine dünya ve ahiret umûrundan (işlerinden)
herhangi bir havâtır gelmeden zikretmeye muktedir olan kimseye "müstaîd"
denir. Yalnız iki havâtır müstesnadır. Birincisi; beş gün boğazından
bir lokma geçmemiş ise, rızkını düşünmeye müsaade vardır. İkincisi;
Resûl-u Ekrem Hazretleri'nin mekân-ı mualla ve darü'l-keramette olan
şefaatini düşünmeğe müsaade vardır. Tarîkat-ı Alîyye'de müstaîd
derecesine elverişli olan kimselere, cin taifesinden fitne ve fesadlık
gelir. Nitekim "Seridyakîn" namındaki taife-yi cin, müstaîd olan kimlere
musallat olur, kalplerine fitne ve vesvese ilka ederler (aşılarlar).
Ve bunların kalplerine ilka etmiş olduğu vesveseden dolayı pek büyük
nasiplerinden mahrum kalırlar. Müstaîd olan kimse, bu taife-yi şeyatîne
karşı koymak ve bunların fitne ve fesadından kendini korumakla
mükellefdir. Bunlara karşı mücahede etmek küffâra karşı koymak ve onunla
harp etmekden daha hayırlıdır. Müstaîdîn (müstaîdler), mürşidin
hakiki nazarları altında bulunmazlar. Fakat mürid ve salikîn, her daim
mürşidin hakikî nazarları altındadırlar. Müstaîdleri cin taifesinin
şerrinden muhafaza etmek, mürşidin reyine (isteğine) ve
mücahedesine (çabasına) bırakılmıştır. Müstaîdlere mürşidin
hakikî nazarının olması için bir fevkaladelik olması lazımdır. Yoksa
muhalif ıstılahattandır.
Mürid
: Dünya ve ahiretten zühdü tamam olan kimsedir. Mürid'in her iki
cihanın umûrundan kat'-ı alâka ettiği (ilgi ve alakasını kestiği)
gibi küşûfat ve kerametten de zühd etmesi lazımdır. Bu Makâmda zühd,
tarîkat-ı aliyye'ye mensub bilcümle müridânda bulunması lazımdır. Başka
tarîkatlarda şart değildir. Ubeydullah-i Ahrar (k.s.) Hazretleri bir gün
halifesi olan Mevlana Muhammed Zahid-ül Buharî ile mükaleme ve musahabe
ederken buyurmuştur ki: " - Oğlum, zahidliği ile ma'rûf İbrahim İbn
Edhem Hazretleri'nin zühdü indimizde makbul değildir. Zira o dünya ve
mafihadan (içindekilerden) vazgeçip zühd ettiyse de, ahiret
umûrundan zahid olmadı.” Kalbine Arşur-Rahman-ı A'zam'ın hakâyıkı
hakkında dahi bir hatır gelirse, o kimse hakikî mürid değildir. Neden
denilirse, müridi irşad ve taht-ı terbiyesine alan mürşid, ona herşeyin
hakikatini ve son olarak vasıl olacağı kendi Makâmını göstermiştir. O
Makâmdan gayri noktaya nazar etmek, ona haramdır; ve mürşide karşı
hıyanetlik demektir. Müridlerine kendi Makâmlarını göstermek bilcümle
meşayih-i Nakşıbendiyyûn'a Ebû Bekir Sıddîk Hazretleri'nin ilminden
irsen (miras olarak) intikal etmiştir. Ebû Bekir Sıddîk
Raziyallahu Anh dahi Resûl-ü Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem
vasıtasıyla (Estaizübillah, “Kul hazihî sebîlî ed’û İlallahi ala
basîretin ene ve men ittebeanî…1” (Sadakallahu'l-azîm)
ayet-i kerîmesinden almıştır. Arşur-Rahman-ı A'zam'da bir kapı vardır
ki, bilcümle mahlûkatın ervâh-ı maddiyye ve maneviyyeleri o kapıdan
çıkar. Mürşid, mürid için aynı o kapı gibidir. Her nimet ancak mürşidin
eliyle müride verilir. Mürid başka taraftan kendi hissesini arayacak
olursa, nimete ve nimete vasıta olan mürşide karşı şükran vazifesini
bilmemiş ve yapmamış olur.
Salik
: Bilcümle Esmaü’l-Hüsna sıfatı kendisinde bulunması gereken kimsedir.
Yani, muhakkak surette Esmaü’l-Hüsna'yı kendisine maletmiş olan
kimsedir. Bu, tarif ile anlaşılmaz. Bunu ancak Cenab-ı Hakk'ın esâmisini
(isimlerini) kendilerine sıfat olarak maletmeğe mazhar olanlar
anlar. Salik olan zat, Kelâmullah-ı Kadîm'i okurken, okuduğu ayet-i
kerîme'nin Resûl-u Ekrem Hazretleri'nin Makâm-ı velayet, Makâm-ı
nübüvvet ve makam-ı risaletine ait olan manâlarını bilmesi ve tefrik
etmesi lazımdır. Cümle mahlûkat ve kainatın tesbihâtına ittila etmesi
(bilmesi) dahi gerekir. Hatta tuyûrun (kuşların) tesbihatına
da vakıf olması gerekir. Husûsen arslanın tesbihatına vakıf olması
gerekir. Salik mertebesini ihraz etmeyen (elde etmeyen) kimse bu
mahlukun tesbihini idrak edemez. Zira her zaman ve her an onun tesbihi
değişir.
Havass :
Bu mertebeye nail olan zevatın (kimselerin) Aynu'ş-Şerîati'l
Ûla'ya (yüce şeriatın kaynağına) vakıf ve muttali olması (tam
olarak bilmesi) lazımdır. İlm-el yakîn ve Hakk-el yakîn menabiînden
her bir umurun hakâyıkına da vakıf ve muttali olması lazımdır. Resûl-u
Ekrem Aleyhisselâm ile aralarında asla hicab (perde) olmaması lazımdır.
Sohbet-i Resûlullah'ı daim olması lazımdır. Her iş ve husûsat için
bizzat Resûlullah Aleyhisselam'dan emir telakkî edecek makama nail
olmaları lazımdır. Tarîkat-ı Nakşıbendiyye'nin usûl ve ıstılahâtına
göre, müstaîd, mürid, salik ve havass burada zikrolunan şerait
(şartları) ve evsafı (özelliği) haiz olan zevattır. Bunlardan
biri noksan olursa, henüz o makama nail olmamış demektir.
***
1Yusuf Sûresi (12 :108) . Meali: "Ey Muhammed! De ki: 'Benim
yolum budur; ben ve bana uyanlar bilerek insanları Allah'a çağırırız..."
-----------------------------------
(*) MENÂKIB-I ŞEREFİYYE ; (1. Cild) , s. 50-53,
Yayına Hazırlayan : Hazret-i Şeyh Hacı Hasan BURKAY ; Ankara 1995.
|