DİGİTAL
SOHBET

Şeyh Şerafeddin Dağıstani [ K.S. ]
Dilinden İnternete
Sohbetler
4
MENÂKIB-I ŞEREFİYYE * ' DEN...


EVLİYA-İ KİRÂM VE MÜRŞİDÎN-İ İZAM HAZERÂTINDAN
VARİS-İ MUHAMMEDİ EVLİYA-İ KİRÂM'A MAHSUS OLAN VE
ECELLÜ'L-KERÂME DENİLEN DOKUZ KERÂMETİN BEYANINDAKİ
MENÂKIB-I ŞERÎFEDİR

BİSMİLLÂHİRRAHMÂNİRRAHÎM
BİRİNCİ KERAMET :
Cenab-ı Hakk, kendisine müridân ve itbâını (tabi olanları)
gösterip ve Resûl-ü Ekrem Aleyhisselâm dahi kendisine icap eden
vezaifini (görevlerini) gösterdiği lahzadan itibaren, en
sonundaki vazifeye kadar bütün avâlimde (dünyalarda) kendisinden
ahd ve inabe almış olan itbâların ve müridânın hakkında bir lahza gafil
olmayarak ve hiç bir kimseye ait emanetten velev ki cüz'î bir miktar
olsun, noksan bırakmayıp ikmale muvaffak olmaktır. Alem-i Ceberüt'tan
(Allah'a varmanın üçüncü basamağından) itibaren mürid kaç aleme
intikal etti ise, o alemde onun hakkında ne gibi irşad ve hidayet
vazifesini ikmal edilmesi lazım ise, bir lahzanın hak ve hukukunu zayi
etmeden ikmale (kaybetmeden tamamlamağa) muvaffak olmaktır.
Hususiyle alem-i dünyaya gelirken, vucûduna ruhu nefh olunmazdan evvel,
yine vucûde yapılması lazım olan hizmet vardır. Velhasıl, bu suretle
bütün alemde, bir alemden diğer aleme intikal ederken ifası lazım gelen
hizmet ve muavenet ve irşad vazifesinden, bir zerre miktarı olsun eksik
olmadan ikmaline muvaffak olmaktır. İtbâ ve müridânın hukukunu muhafaza
ettiği gibi, Cenab-ı Hakk Teâla Hazretleri'nin kendisine ait olan ve
yani, o mürşidin şahsına ait olan bilcümle vezaif-i ubûdiyyet (kulluk
görevini) dahi tamamen ifa ve ikmale muvaffak olmaktır.
İKİNCİ
KERAMET :
Cenab-ı Hakk (tarafından) evliya ve mürşidîn-i kirâm hazerâtına
ihsan buyurulan yedi kuvvet vardır. Kuvvet, meleke ve gücü yetmek
demektir. Bu yedi kuvveti Cenab-ı Hakk, evliyaların kalplerine türlü
türlü Makâmatta tevdî buyurmuştur. Bu kuvveti yerleşmiş olan bir Makâmın
içine, eğer Arşur-Rahman-ül-A'zam konulursa, Arşur-Rahman o Makâmın
içinde, dünyanın içinde bir hardal tanesi gibi olur. Evliyâ-yı kirâm
hazerâtından varis-i Resûlullah olan zevat-ı kirâmın o yedi kuvveti,
daima Cenab-ı Hakk Teâla Hazretleri’nin tecelli-i Zatü'l-bahtı altında
olması lazımdır. Bir lahza olsun o Makâmata masivaullah (Allah'tan
gayri şeyler) girmez. Eğer bir hatır olursa ve o hatırda masivaullah
olursa, huzûr-u ilâhiyye'ye durmak onlara haram olur. Ve o hatırdan
dolayı gusül abdesti alıp, yeniden tövbe etmedikleri takdirde,
Huzûrullaha durmayı kendilerine haram kılarlar. Derhal gusül abdesti
alıp tövbe-i istiğfara koşar ve bu muameleyi kendilerine karşı farz
hükmüne getirirler.
ÜÇÜNCÜ
KERAMET :
Cenab-ı Hakk Teâla Hazretleri'nin yarattığı her mahlukun bir kemali
(olgunluk hali) ve o kemale vasıl oluncaya kadar üzerine gelecek
arızalar vardır. Mesela, bir meyve çiçek açtığı zamandan itibaren türlü
türlü arızalar olur. Bazısı çiçek halinde iken mahvolur, diğeri meyve
olduktan sonra (mahvolur), bazısı da kurtlanıp mahvolur. Velhasıl
meyve kemale gelinceye kadar bin türlü bela başından geçer. İnsan da
aynen meyva gibidir. Bir kere ana rahminde nutfe haline geldiği zamandan
itibaren, her türlü arıza ve hale maruz kalır . Hatta ana rahmine
düşmeden dahi mahv-u helak olanlar olur. Mesela, bir kişi baliğ olmadan
bir kazaya kurban olup intikal ederse tabii ol kimseden meydana gelecek
olan nesil ve zürriyet de mahvolur. Bazısı ana rahminden dünyaya gelme
esnasında da ölür gider. Velhasıl insan kemale erinceye kadar bir arıza
dolayısıyla mahvolabilir. Bu suretle yok olan benî beşer hemen kemale
erenlerden adetçe pek noksan kalmaz. Bu suretle kamil oluncaya kadar
aslâb-ı ebâ'da (babaların sulbünde) ve batın-ı ümmühât'ta
(annelerin rahminde) mahva mahkum ve ademe (yokluğa)
karışmış olan müridânın ve itbâın kaffesini, Yevmü'l-ahd ve'l-misak'da
Cenab-ı Hakk kendilerine ne gibi fazilet ve kemalat bahşetmiş ise, hiç
eksiksiz olarak hayat-ı dünyeviyyenin zevk ve fazilet ve a'mâl-i
saliha'nın dahi faziletine eriştirmek için tam manasıyla selahiyettâr
olmaktır. Dünyaya gelip ve akil-baliğ olup hayrı-şerri seçer bir hale
gelmiş, lakin bir mazeret dolayısıyla mürşid-i kamiline kavuşmak nasip
olmamış veya mürşid-i kamile kavuşmuş, intisap etmiş, lakin bir sebepten
dolayı cihad-ı ekberle muvaffak olamamış kimseleri de Yevmü’l-ahd vel-misâk'da
Cenab-ı Hakk'ın kendilerine ihsan etmiş olduğu kemale eriştirmek,
mürşid-i kamilin vezaif-i mukaddeselerindendir. Demek ki mürşid-i kamil
ne suretle olursa olsun, bir kere kendisinin yed-i emanetine düşmüş olan
kimselerden bir fert olsun zayi etmez. Eğer kendilerine teslim olunan
itbâ ve müridânından bir fert ziya'a uğrarsa ve yani Yevmü’l-ahd vel-misâk'daki
fazılet ve kemalâtından mahrum kalırsa, indallah ve ind-i Resûlullah
mes’ûliyet-i azîme'ye duçar olurlar (Allah'ın ve Resulullah'ın
huzurunda büyük sorumluluk yüklenirler). Ana rahmine düşmeden, başka
alemde mahvolan müridânının esas fazılet ve kemalâtına eriştirmek
selahiyeti, bu asrımızda bulunan ekâbir Ricalullah'a ve mürşidîn-i
kirâm'a mahsustur.
DÖRDÜNCÜ KERAMET :
Gerek risalet ve bi'setinden mukaddem (peygambeniğinden önce) ve
gerekse sonra, kendi Zat-ı risalet-penâhı için olsun ve yahut ümmet-i
merhume hakkında olsun ne kadar dua ve münacat Resul-ü Ekrem
Aleyhisselâm Hazretleri'nin fem-i saadetlerinden (dudaklarından)
südûr etmiş (çıkmış) ise kaffesini bir hâfız-ı kelâmullah, nasıl
ki İhlas-ı Şerifi ezberler bilir, öyle ezberlemek ve bilmektir. Ve bütün
hadîs-i şeriflerden bilcümle efrâd-ı ümmetin her şahsa ait hisselerini
tefrik ve tahdit etmeğe (ayırmağa) muktedir ve selahiyettâr
olmaktır.
BEŞİNCİ KERAMET :
Kendi şahsına ait hak ve hukuk dolayısıyla, ümmet-i Muhammed'den bir
ferdi dârü'l-gazap ve'l-intikam'a göndermemek (öfkelenip intikam
almamak) ve yani bir şahsın mesûliyet ve intikam-ı ilahiyye’ye
mazhar olmasını kabul etmemektir. Vezâif-i ilâhiyye (ilahî görev)
ve hukuk-u ibâd (kulun hukuku) için mes'ûl olmak Cenab-ı Hakk'ın
adaletine ve icraatına mahsus bir meseledir.
ALTINCI KERAMET :
(La ilahe İllallah ) Bu kelime-i tevhide Muhammedün Resûlullah kelimesi
ne zaman ilhak ve ta'lik edilmiş (eklenmiş) ise, o zamandan
itibaren tevhid-i ilahi (Allah’ın Birliğine) ve tasdik-i nebeviye
(Peygamber’i tasdike) muvaffak olmaktır. Alem-i ezel, Alemü'l-Ceberrût,
Alemü'l-Lahût, Alemü’l-Melekût ve benzeri ne kadar alem var ise bütün
alemlerde bu kelime-i tevhid ile kelime-i tasdik birlikte idi. Bütün
alemde olan zuhûriyetten tevhid ve "tasdikun an Ricalullah" vardır. Ve
bu velayet-i kübra ve velayet-i ulyâ Makâmı sahiplerine mahsustur.
YEDİNCİ KERAMET :
Yevmü’l-ahd vel-misâk'da kendisine emanet edilen ve kendisi ile muahede
eden bilcümle müridân ve itbâının, amel cihetinden ve itikat cihetinden
en zayıf olanını bile, darü'l-keramete sevk ve ithale muvaffak olmak,
kendisine emanet edilen ümmet-i Muhammed'den bir fert olsun darü'l-kerametten
mahrum bırakmamaktır.
SEKİZİNCİ KERAMET :
Halk ve insanların kendisine karşı olan inkarına sabretmektir, Bu
hususta insanlara olsun, Cenab-ı Hakk'a olsun asla şikayet etmemektir.
Bütün yeryüzünde bulunan insanların kendisi hakkında, "evliyalardandır
ve ekabir ricalullahtandır" demesiyle, "fasıktır ve zındıktır" demesi
müsavi olmaktır.
DOKUZUNCU KERAMET :
Dörtyüz bin milyara baliğ olan bu ümmet-i Muhammed'in isimlerini kendi
efrâd-ı ailesinin isimlerini nasıl bilirse öyle bilmektir. Ve kaffesini
zikredip dua ve münacaata muvaffak olmaktır. Bu muvaffakiyet, Resûl-ü
Ekrem Aleyhisselâm'a karşı hakikî kurbiyet (yakınlık) olan ve
Resûl-ü Ekrem Aleyhisselâm'a varis olmak şerefine haiz olanlara
mahsustur. Cenab-ı Hakk Teâla Hazretlerine şükrediniz ki ey ihvanlarım,
bu dokuz keramete mazhar olan zevat-ı kirâm bizim asrımızda mevcuttur.
Ve bu ekâbir Ricalullah sizleri evlatlığa kabul buyurdular ve
kendilerinin cemaat ve müridânı zümresine ithal ettiler. Yevm-ül
Mahşerde Cenab-ı Hakk bilcümle insanları davet ederken estaizübillah;
"Yevme ned'u külle ünâsin bi-imâmihim…1” ilh..
(Sadakallahü'l-azîm) ayet-i kerîmesinin muktezası ile (gereği
icabı) herkesi dâr-ı dünyada kime itbâ ettiyse (uyduysa), kimi imam
tuttuysa O’nun ismi ile yad ve hitap ederek davet eder. Bir gün Cenab-ı
Rabbü'l -Alemîn, sizi bu zikredilen dokuz keramete nail olan mürşidîn-i
kirâm hazerâtının nam ve adları ile davet edecektir. Bu ricalullah'a
karşı olan merbûtiyyeti ve muhabbeti, Cenab-ı Hakk, günden güne ziyade
buyursun.
Âmin, bi-hürmeti Seyyidi'l- Mürselîn…
--------------------------------------------------
1
İsra sûresi (17:71) . Meali: “Bir gün bütün insanları önderleriyle
birlikte çağırırız.”
(*) MENÂKIB-I ŞEREFİYYE ; (1. Cild) , s. 44-49,
Yayına Hazırlayan : Hazret-i Şeyh Hacı Hasan BURKAY ; Ankara 1995.
|