DİGİTAL
SOHBET

Şeyh Şerafeddin Dağıstani [ K.S. ]
Dilinden İnternete
Sohbetler
1
MENÂKIB-I ŞEREFİYYE * ' DEN...

USÛL VE
ISTILÂHÂT-1 TARÎKAT-I ÂLİYE-İ NAKŞIBENDİYYE
HAKKINDA ŞEREF
SUDÛR BUYURULMUŞTUR
BİSMİLLÂHİRRAHMÂNİRRAHÎM
Tarîkat-ı Celîle-i Nakşıbendiyye'nin usul (metod) ve Istılahatı
(terimleri), bizzat Cenab-ı Mefhar-i Âlem Sallallahu Aleyhi ve Sellem
Efendimiz Hazretleri tarafından va'z ve tesis buyurulmuştur. O usul
ve ıstılah, bugün de aynen bakîdir ve kıyamete kadar da tebeddül ve
teğayyür (değişiklik) kabul etmez. Yalnız bazı aksam-ı fürû'u (asla
müteallik olmayan kısımları), Müceddidîn-i İzam (din yenileyici
büyükler) tarafından tecdîd edilmiştir (yenilenmiştir) ki, o da zamanın
tebeddül ve tefâvüt eden istidâdı (değişen anlayışı) üzerine icab
eylemiştir (gerekmiştir).
Bu usûl ve
ıstılahın kıyamete kadar değişmeden bekası (kalması), bilumum muhakkıkîn
(gerçeği araştıran âlimler) indinde ittifak halindedir. Bu usul, Cenab-ı
Seyyidi'l-Kevneyn Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz Hazretleri
tarafından Sıddîk-ı Ekber Hazretleri'ne pek dar bir mahalde yani, Sevr
mağarasında telkin buyurulmuştur ki; o da hakîkat-ı tevhîd ve esrâr-ı
mahz-ı tevhîddir (Allah'ın birliğine tam bir imandır). "Cenab-ı Hakk
tarafından, Âlem-i Mirâc'da vahşet-i Peygamberiyye'yi izale
(Peygamberin ürküntüsünü gidermek) için, gaye-i kemalât-ı külliye-i
insâniyeyi hâmil (tüm insanlığın bilgi ve ahlakta en olgunu) olan
Mevlana Sıddîk-ı Ekber'e Sevr mağarasında telkîn-i tevhide niçin lüzum
görüldü?" deniyorsa, Ebûbekir Sıddîk Hazretleri'nin feyz-i
kudsiyyelerinin bila-istisna (istisnasız) bütün ümmet-i merhumeye (müslümanlara)
ve mâsivaullaha (Allah'a ait her şeye) şamil ve umumî olmasını tekrar
temin ve ta'zim (ululamak) için telkîn buyurulmuştur. O telkin üzerine
Cenab-ı Hakk derhal Cibrîl-i Emîn'i gönderdi. Hazret-i Cibril:
-"Ya Resûlullah,
Cenab-ı Hakk sana ve Refîk-i Sıddîk'ın (sadık arkadaşın) Ebû Bekir'e
selam buyurdu. Sadrınıza (göğsünüze) Zat-ı Akdes'ten (Cenab-ı Hakk'tan)
gelen ve ifade olunan bilumum hakâyıkı (hakikat ve gerçekleri) bir
nokta-i cüz'ün lâ-yetecezzâ'yı (en ufak bir ayrıntıyı) bırakmadan,
kamilen Ebû Bekir'e hûb eylemenizi (nakletmenizi) emir ve ferman etti."
buyurdular. Zat-ı Kudsiyye-i Peygamberiyye'ye Allah tarafından carî ve
vâsıl olan bilumum esrar ve ulûm ve hakâyık-ı külliyye, (sırlar,
bilgiler ve gerçeklerin tümü) noksansız olarak taraf-ı Celîl-i
Resûlullah'tan Ebû Bekir'in kalbine irsal buyurulmuş (aktarılmış) ve bu
hakikati hamledecek istidat (taşıyacak kabiliyet) ise, peygamberler
hariç, hazreti Ebû Bekir Efendimiz'den başkasına ihsan buyurulmamıştır.
Usûl-ü Nübüvvet envâr-ı asliyyesine (Peygamberliğin en ince ve temel
sırlarına) hiçbir sadr tahammül edemiyerek, ancak yanında arş, nokta
kadar kalmayacak bir derecede vasi'e azil, sadr-ı celîl-i Sıddîk-ı Ekber
(yanında göklerin bir nokta kadar küçük kaldığı Hz. Ebûbekir'in göğsü)
tahammül etmiş ve Sadr-ı Celîl-i Mefhar-i Âlem'e carî (Peygamber
Efendimize ait) olan envâr-ı esrâr (sırların nurları) ve hakâyık-ı kemal
(yüce gerçekler) mahv ve hazm ile, bir nokta kadar kalmayarak bahr-i
umman (okyanus) olan Sıddîk-ı Ekber'in göğsüne bir nehr-i azîm esas ve
isale kılınmıştır (bir büyük nehir akıtılmış) ve kıyamete kadar da
buyurulacaktır (akıtılacaktır).
Akıl, idrak ve
irfandan müstağni (uzak) olan bu varidât ve esrar-ı hakîkat, Sıddîk-ı
Ekber tarafından müteselsilen (sırasıyla) bütün kulûb-u eimme-i Sâdât-ı
Nakşıbendiyye'ye de olunmuştur (Nakşibendî imamlarının tümünün kalbine
aktarılmıştır) ki, âb-ı hakîkatlarından intikal eden hakâyık ve hususât-ı
ilahiyye ile eimmei müşarün ileyhim (bu imamlar), turûk-u saire eimmesi
(diğer tarikat imamları) arasında nücûma (yıldızlara) nisbetle şems-i
ta'ban (yaz güneşi) gibi şa'şa'a paş füyûz ve kemal (parlak, feyizli ve
olgun) olmuş ve Tarîk-i Celîl'e dahil olan bir mürid-i hakikînin
bidayeti, saire erbabının nihayeti, yani Tarîkat-ı Sıddîkiyye'nin
neş'eti ûlâsı turûk-u sairenin, nihayet-i neş'e-i kemali bulunmuştur (Bu
büyük tarikata giren hakikî bir müridin bidayeti, diğer tarikat
mensuplarının nihayette eriştiğine denktir).
Bu sırra binaen
Seyyidinâ Şah (Nakşıbend) dahi "bidayetinâ, nihâyet-i sair-i turûk1"
buyurmuşlardır.
Bu tarîk-i
celîleye Beyâzid-i Bestamî Hazretleri zamanına kadar "Tarîkat-ı
Sıddîkiyye" deniyordu. Bestamî Hazretleri, zamanlarında fürûattan bazı
şeyleri teceddüt buyurduklarından (teferruattan bazı şeyleri
değiştirdiklerinden), zamanı Gucduvânî'ye kadar (Beyazid-i Bestamî hz.nin
lakabı, "Tayfur" olduğu için "Tarîkat-ı Tayfuriyye" namı aldı. Ondan
sonra Mevlanâ Abdulhâlık Gucduvânî Hazretleri tarafından aynı şekilde
bazı fürû-u ıstılah tecdîd olundu (yenilendi). Ondan sonra da "Tarîkat-ı
Gucduvânî" adını aldı. Daha sonra "Tarîkat-ı Nakşibendiyye" adını aldı.
Bilahare müceddidlerin (din yenileyicilerinin) namlarıyla Farukiyye,
Halidiyye namları almıştır.
Hakîkatta ismi "Tarîkat-ı Sıddîkiyye"dir.
Diğer tarikatlar
asırdan asıra inhiraf ederek (bozularak), şimdiki halde, yedi tarikat
usûl ve ıstılâhında te'sir kalmıştır. Bu yedi tarikatın tesir-i
ıstılâhı, her ne kadar bakî ise de, tesirât-ı kâmile-i ıstılâhiyye ve
asliyyelerinj, Tarîkat-ı Nakşibendiyye vaz'ındaki kemal-i bilâ-noksan
haiz (aslı bozulmamış) oldukları için, Tarîkat-ı Celîle-i Nakşibendiyye
salikini, bilumum diğer tarikatların salikinin de haiz oldukları
kemalâta (olgunluğa), bidayetten (başlangıçta) haiz ve hamil olurlar.
(Râzakanallah
-Allah size sırlarını açsın)
(1)Bizim
tarikatımızın başlangıcı, diğer tarikatların nihayetidir."
--------------------------------------------------------------------
(*) MENÂKIB-I ŞEREFİYYE ; (1. Cild) , s. 3-6,
Yayına Hazırlayan : Hazret-i Şeyh Hacı Hasan BURKAY ; Ankara 1995.
|