Tâbiînin büyüklerinden,
Medîne-i münevveredeki yedi büyük âlimden biri. İnsanları Hakk'a dâvet
eden onlara doğru yolu gösterip, hakîkî saâdete kavuşturan ve
kendilerine "silsile-i âliyye" denilen büyük âlim ve velîlerin
üçüncüsüdür. Babası Muhammed, hazret-i Ebû Bekir'in oğludur. Annesi
Sevde, Yezdücerd'in kızı olduğundan, İmâm-ı Zeynel-âbidin ile teyze
çocuklarıdır.
Kâsım bin Muhammed,
hazret-i Ebû Bekr-i Sıddîk'ın torunudur. Eshâb-ı kirâmdan birçoğuna
yetişmiş ve onlardan ilim öğrenip başta halası hazret-i Âişe, Ebû
Hüreyre, Abdullah ibni Abbâs ve Abdullah ibni Ömer, hazret-i Muâviye
gibi meşhûr sahâbilerden hadîs-i şerîf rivâyetinde bulunmuştur.
Kendisinden de, Tâbiînin büyüklerinden oğlu Abdurrahman, Sâlim bin
Abdullah, İmâm-ı Şa'bî, akranlarından İbn-i Amr, Yahyâ binSaîd ve Sa'd
bin Saîd el-Ensârî, Abdullah bin Ömer, Sa'd bin İbrâhim, Abdullah bin
Avn ve daha birçoğu hadîs-i şerîf rivâyet etmişlerdir.
Dedesi hazret-i Ebû Bekr-i
Sıddîk, Peygamber efendimizden ve peygamberlerden sonra insanların en
üstünü oldu. Resûlullah'taki bütün üstünlükler, ilimler ve feyizler onda
toplanmış ve her bakımdan üstün olmuştur. Kalbe, rûha âit ilimlerin
kaynağıydı. Resûlullah'ın peygamberlik vazîfelerinden biri de, Kur'ân-ı
kerîmin mânevî hükümlerini, yâni Allahü teâlânın zâtına ve sıfatlarına
âit mârifetleri, yüksek bilgileri, ümmetinin kalblerine akıtmaktı.
Resûlullah efendimiz, tasavvuf ilminin bu yüksek mârifetlerinin hepsini,
hazret-i Ebû Bekr-i Sıddîk'ın kalbine akıttı. O, ruh ilminde de bir
mütehassıs oldu. Hazret-i Ebû Bekr-i Sıddîk da Resûlullah'tan aldığı bu
feyizleri, Eshâb-ı kirâmdanSelmân-ı Fârisî'nin kalbine akıttı. Rûhu
yükselten ve onu besleyen bu mârifetlere, Muhammed bin Kâsım da, Selmân-ı
Fârisî'nin sohbetlerinde bulunarak yetişip bir ruh mütehassısı olmuştu.
Silsile-i aliyye büyüklerinin dördüncüsü olan İmâm-ı Câfer-i Sâdık da,
bunun sohbetinden feyz aldı.
Kâsım bin Muhammed, hadîs
ve fıkıh ilminde zamanının en yükseğiydi. İlimde ve takvâda eşine
rastlanamıyacak bir yüksekliğe erişmişti. Çok hadîs-i şerîf nakletti.
İlmi herkes tarafından takdir edilirdi. Ömer bin Abdülazîz'in; "Eğer
birini yerime halîfe seçmem îcâb etseydi, Kâsım'ı seçerdim." dediği
rivâyet edilmiştir. Ömer bin Abdülazîz, halîfeliği zamanında Kâsım bin
Muhammed'i, halası hazret-i Âişe'ye âit ne kadar hadîs-i şerîf ve başka
rivâyetler biliyorsa, onların hepsini toplamakla görevlendirmiştir.
Hattâ Ömer bin Abdülazîz
bir keresinde, ilmin yok olup, âlimlerin son bulması endişesi üzerine
Medîne vâlisi Ebû Bekir bin Muhammed bin Hazne'ye mektup yazarak şöyle
demiştir: "Resûlullah efendimizin hadîs-i şerîflerini, sünnetlerini,Amre
binti Abdurrahmân el-Ensârî'nin ve Kâsım bin Muhammed'in rivâyetlerini
araştır ve yaz! Zîrâ ben ilmin yok olup, âlimlerin de tükenmesinden
korkuyorum."
Kâsım bin Muhammed, hadîs-i
şerîflerin hem mânâsına ve hem de lafızlarına, harflerine dikkat ederek
rivâyet ederdi.Halbuki Tâbiînden bâzı hadîs âlimleri, hadîs-i şerîfleri
mânâsı ile rivâyet etmekte bir beis görmüyorlardı. Fakat Tâbiînden
muhaddislerin çoğu hadîs-i şerîflerin, Peygamberimizden işitildiği
şekilde rivâyet edilmesi üzerinde ittifak etmişlerdir. Kâsım bin
Muhammed, hadîs-i şerîf rivâyet ederken en ince noktalarına kadar
dikkatli hareket eder, bir harfin bile değiştirilmesini uygun görmezdi.
Abdurrahmân bin Ebû Zenâd,
onun hakkında: "Peygamberimizin sünnetini Kâsım bin Muhammed'den daha
iyi bilen birisini görmedim. Hattâ öyleydi ki, sünneti bilmeyeni âlim
saymazdı." diyor. Kendisinden bilmediği bir mesele sorulunca;
"Anlamıyorum, bilmiyorum!" derdi. Ona sormayı çoğalttıkları zaman da:
"Vallahi, sorduğunuz her şeyi bilmiyoruz. Şâyet bilseydik, sizden
saklamazdık. Çünkü bildiklerimizi saklamamız bize helâl olmaz." derdi.
Dînî meseleler hakkında çok
hassas davranır, ancak açık olanları hakkında fetvâ verirdi. Her sabah
Mescid-i Nebî'ye gelir, iki rekat namaz kılar, sonra Resûlullah'ın
minberi ile kabri arasına oturur, kendisine sorulan meselelere fetvâ
verirdi. Nitekim mezheb imâmlarından Mâlik bin Enes de onun hakkında:
"Kâsım, bu ümmetin, fakîhlerindendi." buyurmuştu.
Kâsım bin Muhammed, çok
mütevâzi, alçak gönüllüydü. Bir gün köylünün birisi ona gelip; "Sen mi
daha çok biliyorsun, Sâlim bin Abdullah mı?" diye sordu. Ona cevap
olarak: "Burası Sâlim'in evidir." deyip başka hiçbir şey konuşmadı.
Muhammed bin İshak bunun hakkında: "O benden daha iyi bilir deyip, yalan
söylemeyi veyahut ben ondan daha iyi bilirim diyerek kendisini üstün
göstermeyi istemedi." derdi. Halbuki Kâsım bin Muhammed, her ikisinden
daha çok âlimdi.