Tasavvuf : "
evrenin 'eskimeyen'
geleneği "...

Hazret - i HIZIR
[ Aleyhi's-Selâm ]
Hızır, Hıdır yahut
Hadır
sözcüğü;Arapça bir kelime olup,
“yeşil” "yeşillik" mânasına gelmektedir
ve baharı simgeler. (Tecrîd-i sarîh Tercümesi, IX,144).
Tarih içerisinde, yeşil rengin İslâm’ın rengi olarak kabullenilişi de
“yeşil” anlamına gelen Hızır sözcüğünün kutsallaştırılması ile
ilgilidir.
Hızır Aleyhisselâm,
İbrâhim aleyhisselâmdan sonra
Hz. Mûsâ döneminde yaşamış ve nebi olması kuvvetle muhtemel,
Nebi veya
Velîlerden
ilim ve hikmet
sahibi seçilmiş
bir şahsiyettir.
İsminin, Belkâ bin Melkan, künyesinin Ebu'l-Abbâs olduğu ve soyunun Nûh
aleyhisselâmın Sam isimli oğluna dayandığı bildirilmiştir. Zülkarneyn
aleyhisselâmın ordu kumandanı ve teyzesinin oğlu olduğu da riaveyt
edilir. İsrâiloğullarından olduğu da söylenmiştir.
Kur'ân-ı Kerîm'de, Hızır (a.s.)'ın isminden açıkça bahsedilmez. Ancak
Kehf
Sûresi'nin 60-82. âyetlerinde yer alan Hz. Mûsâ ile ilgili kıssadan
"Katımızdan kendisine bir rahmet verdiğimiz ve kendisine ilim
öğrettiğimiz
kullarımızdan bir kul..." (18/65) diye sözü edilen şahsın Hızır (a.s.)
olduğu kabul edilir.
"Hızır" lakabıyla meşhur olmasının sebebi, kuru bir yere oturup kalktığı
zaman, oranın yeşerip yemyeşil olmasından dolayıdır. Sahih-i Buhâri'de
bildirilen bir hadis-i şerife bakılırsa ''Hızır (aleyhisselâm), otsuz
kuru bir yerde oturduğunda, o yer birdenbire yemyeşil olur, peşi sıra
dalgalanır."
Tasavvuf erbâbına ve hadis âlimlerine göre Hz.
Hızır hayattadır, diridir. Muhyiddîn-i Arabî (k.s.) Fütuhât-ı
Mekkiye'sinde Hızır Aleyhisselâmın hayatta olduğuna dair bilgiler verir.
İbnü Salâh ve Nevevî gibi bazı zâtlar da Hızır Aleyhisselâmın yaşadığı
hakkında âlimlerin görüş birliğinde olduklarını nakletmiş ve
yeryüzünde "ab-ı hayat" denilen bir hayat suyunun var olduğunu, "ab-ı
hayat" içenin kıyâmete kadar
hayatta kalacağını, Hızır Aleyhisselâmın da "ab-ı hayat"tan içtiğini
kaydetmişlerdir.
Hızır aleyhisselâm bir çok zâtın tasavvufta yetişmesinde rehberlik
etmiş, feyz vermiştir. Hızır aleyhisselâmın tasavvufta yetiştirdiği en
meşhûr âlim ve velilerden biri Silsile-i Nakşbendiyye'den Abdülhâlık
Gücdüvâni k.s.'dur.
Hızır aleyhisselâm, Allah'ın sevgili kullarındandır. Doğdu, büyüdü; Mûsâ
aleyhisselâmla görüşüp yolculuk yaptı ve vefât etti. Ancak Allah onun
rûhuna insan şeklinde görünmek ve kıyâmete kadar yardım isteyen
Müslümanların imdâdına yetişmek, yardım etmek, konuşmak, ilim öğrenmek
ve öğretmek özellikleri verdi. Bu yüzden vefâtından sonra rûhu insan
şeklinde gözüküp, gariblere yardım etmektedir. Bâzı İslam âlimlerine
göre ''nebi'' , bâzılarına göre ise ''veli''
olarak kabul edilir.
Hızır Aleyhisselâm'da, yaşayan insanlarda görülen hâller bulunduğu için
"yaşıyor" kabul edilmektedir.
Hızır'da darda kalanlara yardımcı olma, bereket getirme ve gelecekte
dilekleri gerçekleştirme vasıflarını görmek mümkündür.
Hızır (a.s.) zaman zaman bazı kimselere
görünür,
Hızır A.S.'ın
rûhu,
darda
kalanlara
yardım eder;
hayırlı ve güzel yerlerde bulunur.
Menkıbelerde anlatılan portresine bakılırsa Hızır, gerçek fizyonomisini değiştirme, sonsuz değişik kalıplarda
görünme kabiliyetine sahiptir. İhtiyar bir adam, genç veya bir çocuk
olabilir. Kuş, tavşan vs. gibi türlü hayvan biçimlerine girebilir.
Göz açıp yummadan uzun mesafeleri katedebilir. Yardıma ihtiyaç
duyulduğu bir anda görünüp, işini bitirince hemen kaybolur, gider.
Tabiattaki varlıkları kendi emrine alabilir ve kendi hizmetinde
kullanabilir.Havada, boşlukta yürüyebilir; su üstünde batmadan
dolaşabilir. Ölü insanları diriltme özelliğine de sahiptir.
"Hızır" benzeri inançlar, Hıristiyanlık, Yahudilik, Zerdüştlük, Şamanizm ve Eski Yunan
dinlerinde de yer almaktadır. Özellikle de Yahudilikteki "İlya" inancı,
Hızır inancı ile benzerdir. Kitab-ı Mukaddes’e göre İlya, Yahudi
mistiklerine görünmekte, onlara gizli hikmetleri öğretmektedir. Yahudi
mistikleri de yollarda, çöllerde İlya’ya rastladıklarını; İlya'dan bilgi
aldıklarını, maddî ve manevî yardım gördüklerini anlatırlar.
Menkıbelerdeki Hızır aleyhisselâm, güzel ahlâk sahibi, cömert ve
insanlara karşı çok şefkatlidir. Allah'ın izni ile kerâmet ehli olup,
simyâ ilmini bilir. Hakk'ın bildirmesiyle ledünni ilme sâhiptir. Hızır
aleyhisselâm olarak kabul edilen insanın Mûsâ aleyhisselâm ile
buluşması, görüşmesi ve yolculuk yapması Kur'ân-ı Kerim'de Kehf sûresi
60 - 82. âyetlerinde ve bazı hadis-i şeriflerde bildirilmiştir.
Allah'ın Kitabındaki
"Kullardan Bir Kul" Olarak
"HIZIR A.S."
Allah'ın Kitabında "Kullardan bir kul" olarak tanımladığı kişinin
ayrıntılı
özellikleri gayb bilgisi dahilindedir. Allah'ın bildirdiklerinden
başka hiç kimse bu gaybi ayrıntıları tam olarak bilemez. Kur'an-ı
Kerim'deki
bilgiler bu zat'ın Musa (as)'ı eğitmek için Rabbinden Vahiy Almış İnsan
ya da Melek bir Resul olduğunu göstermektedir.
İslâm âlimlerinin çoğuna göre Kur'ân-ı Kerîm'in Kehf sûresinde geçen
Salih adam kıssasından Hızır (a.s)'ın anlaşıldığı ve onun Peygamber
olduğu görüşü müfessirlerin bazılarının tercih ettiği bir görüştür (İbn
Kesîr, Tefsir, V,179; el-Kehf,18/65). Ancak bazı âlimler tarafından da
Nebî değil Velî olduğu görüşü ileri sürülmektedir (Tecridî Sarîh
tercümesi, IX, 145). Ebû Hureyre (r.a)'den nakledildiğine göre Hz.
Peygamber (s.a.s), Hızır (a.s)'a Hızır denmesinin sebebini izah ederken;
"Hızır otsuz kuru bir yere oturduğunda ansızın o otsuz yer yeşillenerek
hemen dalgalanırdı"buyurmaktadır (Tecrîdî Sarih tercümesi, IX, 144).
Hızır (a.s) Kur'ân-ı Kerîm'in Kehf suresinde "Kullarımdan birisi..."
şeklinde sabit olmuştur. Veli olduğunu dahi kabul etsek, "İkinci
Tabaka-i Hayatta bulunmaktadır. Bu mertebede aynı anda çok yerde
bulunmak mümkündür."
İlyas (a.s) İsrailoğulları Peygamberlerinden olup Kur'ân-ı Kerîm'de ismi
geçen ve Tevrat'ta "Elia" diye zikrolunan Peygamberdir. M.Ö. IX. asırda
yaşadığı ve daha sonra zamanın hükümdarları ile çok mücadele ettiği,
çoğu zaman mağaralarda yaşadığı kaydedilmektedir.
Hz. İlyas (a.s) yada "İlyasîn" şeklinde ismi zikredilen (es-Sâffât,
37/130). Peygamberliği bildirilen "Hiç Şüphe yok ki İlyas gönderilen
Peygamberlerdendir" (es-Sâffât, 37/123), şeklinde hitab edilen İlyas
(a.s.) İsrailoğullarına Allah'ın elçisi olarak gittiğinde onlar "Baa'l"
adındadört cepheli put'a tapıyorlardı. Hz. İlyas'ın bütün gayretlerine
rağmen İsrailoğulları bu puta tapınmaktan vazgeçmemiş Hz. İlyas'ın
Peygamberliğini yalanlayarak (es-Saffât, 37/ 124). Onu ülkeleri olan
Baa'lbak'ten çıkarmışlardı. Fakat Allah'ın gazabı bunların üzerine
geldiğinde pişman olmuşlar ve İlyas (a.s)'ı geri çağırmışlardı. Ancak
tekrar nankörlük etmişler, bunun üzerine İlyas (a.s) oradan
uzaklaşmıştır.
İlyas (a.s)'ın İsrailoğullarından ayrılmasından sonra Hızır (a.s) ile buluşması
gerçekleşti. Bu buluşma başlangıçta "Hızır-İlyas" olarak
şifrelenmişken sonradan "Hıdrellez" şekline
değişmiştir.
Kur'ân-ı Kerim'de Hızır'ın (a.s.) isminden açıkça bahsedilmez. Kehf
Sûresinin 60-82. âyetlerinde yer alan Hz. Mûsâ ile alâkalı kıssada,
"Katımızdan kendisine bir rahmet verdiğimiz ve kendisine ilim
öğrettiğimiz kullarımızdan bir kul..." (Kehf, 65) diye bahsedilen zâtın
Hızır Aleyhisselâm olduğu anlaşılmaktadır.
Günümüz müslümanları arasında Hızır
konusu ile ilgili olarak ortaya çıkan yorum farkları, Kur’an’daki iki kıssa üzerine yapılan tartışmalar
neticesinde ortaya çıkmıştır:
Kehf suresinde anlatılan kıssadaki Musa
Peygamberin yol arkadaşı “âlim
kul” ile Neml suresinde varlığı bildirilen Süleyman Peygamberin
maiyetindeki “âlim kul” hakkında çeşitli görüşler ileri sürülmüş ve Kehf suresindeki Musa’nın, İsrailoğulları’nın peygamberi olan Musa mı
yoksa başka bir Musa mı olduğu, “âlim kul”un ise insan olmayıp melek
ya da cin olabileceği hep tartışılmıştır. Hatta, ayrı zamanlarda ve
ayrı mekânlarda yaşamış olmalarına rağmen Musa peygamberin yol arkadaşı
olan “âlim kul” ile Süleyman peygamberin yanında bulunan “âlim kul”un
aynı kişi olduğu, bu kişinin de Hızır olduğu da ileri sürülmüştür.
Peygamber Efendimizden gelen bazı sahîh
hadislerde bu şahsın Hızır olduğu açıkça belirtilmiştir (bk. Buhârî, İlm:
16, 44, Tefsîru'l-Kur'ân, Tefsîru Sûrati'l-Kehf: 2-4; Müslim, Fedâil:
170-174).
Bu rivayetlere göre bir gün Hz. Mûsâ İsrâil oğulları arasında vaaz
ederken
ona kendisinden daha hikmet ve ilim sahibi kimsenin olup olmadığı
sorulmuştu. Hz. Musâ: "Hayır, yoktur!" diye cevap verince Cenâb-ı Hak
bir
vahiyle Hz. Mûsâ'yâ Mecme'u'l-Bahreyn'de (iki denizin kavuşum yerinde)
kullarından salih bir kul olan el-Hadır (Hızır)'ın kendisinden daha âlim
olduğunu bildirdi. Bunun üzerine Hz. Mûsâ hizmetinde bulunan genç bir
delikanlı ile Hızır'ı bulmak üzere uzun bir yolculuğa çıktı. İkisi, iki
denizin birleştiği yere ulaşınca, yolculukta yemek üzere azık olarak
yanlarına aldıkları balıklarını unutmuşlardı ve balık bir delikten kayıp
denizi boylamıştı. Hz. Mûsâ oradan bir süre uzaklaştıktan sonra yemek
için
delikanlıdan balığı çıkarmasını istediği zaman balığın denize dalıp
kaybolduğunu fârkettiler. Hz. Mûsâ'nın Hızır'ı bulmasının alâmeti, bu
balığın kaybolması olduğundan derhal oraya geri döndüler ve orada Hızır
(a.s.)'ı buldular. Bundan sonra Hz. Mûsâ'nın Hızır ile, Kehf Sûresi
66-82.
âyetlerinde anlatılan yolculuğu başladı.
Hz. Mûsâ'nın yolculuğunda azık olarak taşıdığı balığın
Mecme'u'l-Bahreyn'de denize dalıp kaybolması, bazı rivayetlerde ve
çeşitli
İslâm milletlerinin folklorunda, bu arada Türk folklorunda da bu suyun
âb-ı hayat olduğu, ölüleri bile canlandıran, içenleri ölümsüzleştiren
bir
hayat iksiri olduğu şeklinde izah olunmuş, burada balığın canlanıp
denize
dalması meselesinde bir peygamberin hayatının ve Cenâb-ı Hakk'ın
kudretinin söz konusu olduğu unutulmuştur. Buna bağlı olarak,
Mecme'u'l-Bahreyn bölgesinde yaşayan birisi olarak Hızır (a.s.)'a da
ölümsüzlük isnâd edilmiş ve kendisine beşer üstü güçler ve yetkiler
verilmiştir.
Hızır aleyhisselâma verilen ilmin mahiyetini anlayabilmek için Musa
(a.s.)
ile olan yolculuğunu Kur'ân-ı Kerîm kısaca şöyle anlatır: Hızır (a.s.),
yolculukta karşılaşacakları olaylara Musa peygamberin sabredemeyeceğini
kendisine hatırlatmış ve O'ndan sabır için söz almıştır
(el-Kehf,18/66-70). Önce deniz sahilinde, yolculuk için bir gemiye
binmişlerdi. Hızır (a.s.) bir balta ile gemiyi delince kaptan tamir için
geri dönmek zorunda kalmıştır. Musa (a.s.) sabredemeyip şöyle demiştir:
"Gemiyi, yolcularını boğmak için mi deldin? Doğrusu çok kötü bir iş
yaptın" (el-Kehf; 18/71). Yolculuğun sonunda, ilk bakışta görünmeyen ve
perde arkası bilgi niteliğindeki sebebi Hızır (a.s.) şöyle belirtir: "O,
deldiğim gemi, denizde çalışan birkaç yoksulundu. Onu kusurlu yapmak
istedim. Çünkü gemi yolculuğa devam ederse, ileride her sağlam gemiye el
koyan bir kral (deniz korsanları) vardır" (el-Kehf, 18/79). Yolculuk
sırasında, diğer çocuklarla oynamakta olan bir çocuğu öldürdü. Musa
(a.s.): "Kısas olmadan, masum bir cana nasıl kıyarsın? Doğrusu çok kötü
bir iş yaptım, dedi" (el-Kehf,18/74). Küçük çocuğun bu erken yaşta vefat
ettirilme sebebi Hızır (a.s.) tarafından şöyle açıklandı: "Öldürdüğüm
erkek çocuğa gelince; onun anne ve babası mü'min kimselerdi. İleride
onları isyan ve inkâra sürüklemesinden korktuk istedik ki, Rableri bu
ölen
çocuk yerine kendilerine ondan daha temiz ve daha merhametli birini
versin" (el-Kehf, 18/80,81). Burada Cenâbı Hak'kın, anne-babanın hayırlı
kimseler olması sebebiyle, ileride kendilerini üzecek, büyük sıkıntılara
sokacak bir çocuğu erken yaşta vefat ettirip, onun yerine daha hayırlı
bir
evladın verilmesinin, gerçekte o aile için " hayır" olduğuna işaret
ediliyor.
Yolculuğun üçüncü merhalesi Kur'an'da şöyle anlatılır: "Musa ve salih
kul
yollarına devam ettiler. Sonunda bir köye varıp, halkından yiyecek
istediler. Halk ise onları misafir etmek istemedi. Musa ve salih kul,
orada yıkılmak üzere olan bir duvar gördüler, Salih kul hemen onu
doğrultuverdi. Bunun üzerine Musa: "İsteseydin buna karşılık bir ücret
alırdın, dedi. Salih kul şöyle dedi: İşte bu seninle benim aramızın
ayrılması demektir. Sabredemediğin şeylerin içyüzünü sana anlatacağım"
(el-Kehf, 18/77,78). Evi, ücretsiz tamir etmesini salih kul (hızır)
şöyle
açıklar: "Bu ev, Şehirde iki yetim çocuğun idi. Duvarın altında
kendilerine ait bir hazine vardı. Bunların babaları salih bir kimseydi.
Rabbin, onların rüştlerine erip, hazinelerini bizzat kendilerinin
çıkarmalarını istedi. Bu Rabbinden bir rahmettir. Ben bunları
kendiliğimden değil, Allâh'ın emriyle yaptım. İşte, sabredemediğin
şeylerin içyüzü budur" (Kehf 18/82).
Bu hikmetlerle dolu yolculuktan, insanların günlük hayatta
karşılaştıkları
bir takım olayların, bazan büyük felaketlerin bir görünen yüzünün bir de
asıl perde arkasının bulunduğu anlaşılmaktadır. Bazan şer olarak görülen
olayların arkasından büyük hayırların ortaya çıktığı görülmektedir.
Âyet-i
Kerîmelerde şöyle buyurulur: "Hoşumuza gitmediği halde, savaşmak size
farz
kılındı. Belki de hoşumuza gitmeyen bir şey sizin için daha hayırlıdır.
belki hoşunuza giden bir şey de sizin için daha kötüdür. Allah bilir siz
ise bilmezsiniz (el Bakara, 2/216). "... Eğer karılarınızdan
hoşlanmıyorsanız. olabilir ki, hoşunuza gitmeyen bir şeyde Allah, sizin
için çok hayır takdir etmiştir. " (en-Nîsâ, 4/19). Rasûlullah (s.a.s.),
Hızır (a.s.)'ın ilmiyle ilgili olarak, gemi yolculuğu sırasındaki bir
konuşmayı şöyle nakleder: "Bir serçe, denizden gagasıyla su alıp, gemiye
konmuştu. Hızır (a.s.) bunu Hz. Musa'ya göstererek şöyle dedi: Allâh'ın
ilmi yanında, benim ve senin ilmin, şu serçenin denizden eksilttiği su
kadar bir şeydir"
( Buhârî, İlm, 44, (el-Enbiyâ, 27, Tefsîru Sûre 18/2;
Müslim, Fezâil, 180; Ahmet b. Hanbel, Müsned, II, 311, V, 118; bilgi
için
bk. İbn Kesîr, Tefsîru'l-Kur'ânı'l-Azîm, İstanbul 1985, V,172-185 ).
( Prof. Dr. Hamdi DÖNDÜREN, Ahmet ÖNKAL; Şamil İslam Ansiklopedisi ).
"İlim Verilmiş Kul"
18:65 Katımızdan kendisine rahmet verdiğimiz ve bilgimizden öğrettiğimiz
kullarımızdan bir kulu buldular.
"İlim Verilmiş Kul"un kimliğini
Kur'an-ı Kerim'deki 18:65 ayetinden hareketle incelersek iki
özelliği öne çıkar:
1- "Kendisine Rahmet ve İlim Verilmiş"tir.
2- "Kullardan Bir Kul"dur.
1- İLİM VE RAHMET: "Rahmet" ve "İlim" terimleri Kur'an-ı Kerim'de
"Vahiy kaynaklı Bilgi" olarak
kullanılmıştır.
Rahmet:
6:157. Yahut, "Bize de kitap indirilseydi onlardan daha doğru
yolda olurduk," da diyemezsiniz. Size Rabbinizden bir delil (beyyine),
bir
hidayet ve bir rahmet gelmiş bulunuyor.
Ayrıca "rahmet" konusunda bakınız: 7:52, 7:203, 10:57-58, 12:111, 16:64, 16:89, 17:82,
27:77
İlim:
10:93. İsrail oğullarına onurlu bir yer bağışladık ve onlara güzel rızıklar
verdik. Fakat, kendilerine ilim geldikten sonra ayrılığa düştüler.
Rabbin,
diriliş günü, ayrılığa düştükleri konuda aralarında hüküm verecektir.
6:104. Rabbinizden size aydınlatıcı bilgiler gelmiş bulunuyor. Kim
görürse
kendi yararına, kim körlük ederse kendi zararınadır. Ben üzerinize bekçi
değilim.
Ayrıca "ilim" konusunda bakınız: 2:145, 3:61, 13:37
2- KULLARDAN BİR KUL:
21:26-27. "Rahman bir çocuk edindi," dediler. O yücedir. Oysa onlar
onurlu
kullardır.
Onlar O'ndan önce söz söylemezler; O'nun emirlerini ise titizlikle
uygularlar.
22:75. Allah meleklerden ve insanlardan elçiler seçer. Elbette Allah İşitendir, Görendir.
Kur’an’da geçen ibarelerden anlaşıldığına
göre bir insan olan ve ayetlerde bahsedilen “âlim kul”un, "Hızır" diye birisi
olup olmadığı kesin değildir.
Hızır özelliklerine sahip bir varlığın mevcudiyetinin Kur’an’a göre mümkün
olmadığı
Enbiya suresinin
21:34.
Ey Muhammed! Senden önce de hiçbir insanı
ölümsüz kılmadık, sen ölürsün de onlar baki kalır mı?
21:35.
Her nefis ölümü tadacaktır. Sizi bir
imtihan olarak kötülük ve iyilikle deneyeceğiz. Hepiniz de sonunda bize
döndürüleceksiniz.
(Elmalılı
Hamdi Yazır; Kur'an Meali)
ayetlerine dayanılarak iddia edilmiştir.
Sonuç olarak şu denebilir:
Kur'an-ı Kerim'e bildirildiği üzere Allah, melekler ve insanlardan
izzet sahibi elçiler seçer. Allah'ın Kitabında "Kullardan bir kul"
olarak tanımladığı kişinin ayrıntılı
özellikleri gayb bilgisi dahilindedir. Allah'ın bildirdiklerinden
başka hiç kimse bu gaybi ayrıntıları tam olarak bilemez. Kur'an-ı
Kerim'deki
bilgiler bu zat'ın Musa (as)'ı eğitmek için Rabbinden Vahiy Almış İnsan
ya da Melek bir Resul olduğunu göstermektedir.
Hadislerde "HIZIR" A.S. :
Kehf suresinde Musa ile “âlim kul” kıssasını anlatan ayetlerin
tefsirini (!) ve “İlim”i konu alan hadislerde, bu “âlim kul”un Hızır
olduğu beyan edilmektedir. Metinleri çok uzun olduğu için Arapça ve
meallerini örnek olarak buraya almadığımız bu mealdeki hadisler, hadis
kitaplarının en sağlamı denilen Sahih-i Buhari’de bile vardır. Bu
kitabın Kitabü-l Enbiya ve Kitabü-l İlim bölümlerinde Hızır’dan
bahseden hadisler yer almakta ve bu “alim kul”un Hızır olduğu
söylenmektedir. Hadis literatürünün “Mevzu Hadisler" (uydurulmuş
hadisler)” bölümü incelendiğinde ise, "Hızır" adı geçen hadislerin
tümünün uydurulmuş olduğu konusunda ulemanın Muttefukun Aleyh olduğu, yani o
hadis denilen sözlerin uydurma olduğunun oy birliği ile kabul
edildiği görülmektedir. Bu sebeple birkaçı aşağıda verilen bu
hadislere şüphe ile bakılır.
Rasulullah
S.a.v. Efendimiz Ashâb-ı kirâm ile Tebük seferindeyken ikindi namazını
kıldıktan sonra iki beyit işittiler. Fakat şiiri söyleyeni göremediler.
Rasûlullah S.a.v.
Efendimiz;
''Bu iki beytin söyleyicisi kardeşim Hızır'dır. Sizi övüyor.'' buyurdu.
Hızır aleyhisselâm, İlyâs aleyhisselâmla birlikte peygamber efendimizin
(sallallahü aleyhi ve sellem) vefâtında hâne-i saâdetlerine gelip Ehl-i
beyt için sabır ve tavsiyesinde bulundu. Onlara taziyeye geldiğini ve
sabır tavsiye ettiğini Ehl-i Beyt'e Hazret-i Ebû Bekr (R.a.)
bildirdi.
Şii müslümanların Hızır A.S.'ı güçlü bir şekilde
sahiplenmelerinin nedeni olan rivayetlere göre Hızır A.S., Hz. Ali
K.V.'in cenaze namazına katılarak ehl-i beyte başsağlığı dilemiş, hatta
Hz. Hüseyin Kerbelâ'da şehid edildiğinde de arkasından gözyaşı
dökerek mersiye okumuştur. Bu rivayetlerdeki ravilerin de Nevf b.Fudala el-Bekkali ve
Ka’bü-l Ahbâr gibi yahudi kökenli kişiler oluşu dikkat çekicidir.
Tasavvuf Çevrelerinde HIZIR
A.S.
"Hızır” isminin , bir inanç, bir ana
unsur olarak yer aldığı tasavvuf çevrelerinde Kur'an-ı Kerim'de işaret
edilen “âlim
kul”un Hızır A.S. olduğu genel kanaattir ve Nebi veya Velî olarak
kabul edilir. Bu çerçevede, Kur’an-ı Kerim'de işaret edilen ve
Hızır olarak isimlendirilen “âlim kul”,abartılı bazı ekleme ve çoğu iyi
niyetli uydurmalarla halk içerisinde yaşayan,sıkıntılı zamanlarda
muhtaçların yardımına koşan, insanüstü bir varlık olarak nakledilmiştir. Kehf
suresinde anlatılan kıssadaki “âlim kul”un Musa peygamberden bilgili
olmasına dayanılarak -teorik olarak- nübüvvet - velayet ;
"Nebi'nin velayetinin nübüvvetinden üstünlüğü" gibi konularda
tartışmalar da yapılmıştır.
İmam-ı Gazalî
tarafından yazılmış ve Hızır’ın bazı tasavvuf erbabıyla görüşmelerini
nakleden İhyâ; Muhyiddîn-i Arabî tarafından yazılmış ve Hızır’la bir
çok kez karşılaşıp konuştuklarını anlattığı Futuhât; Hacı Bektaş Velî
tarafından yazılmış ve Hızır’la yapılmış olan görüşmelerin yer aldığı
Makâlât; İmam-ı Rabbanî tarafından yazılmış ve yine Hızır’la yapılmış
olan görüşmelerin yer aldığı Mektûbât adlı eserler,
Hızır ile yaşananlar hakkında yazılmış kitaplardan
birkaç tanesidir.
İmâm-ı Rabbânî
HIZIR
A.S.'ı
nasıl anlatıyor?
Mektûbât-ı Rabbânî'deki bir mektupta Hızır A.S. ile ilgili olarak şu
önemli tesbitler vardır:
"Arkadaşların, Hızır alâ nebiyyinâ ve aleyhimü's-salâtü ve's-selâmın
ahvâlini sormalarının üzerinden belli bir zaman geçti. Ancak fakîr,
lâyıkı veçhile onun ahvâline ıttılâı olmadığından (gerekli ve tatminkâr
bir bilgiye sahip olmadığımdan) dolayı cevap vermekte tevakkuf ettim
(durup bekledim).
"Bir gün sabah halkasında (zikir meclisinde), Hızır ve İlyas
Aleyhimesselâmı, rûhânîler sûretinde hazır vaziyette gördüm. Hızır
Aleyhisselâm, rûhânî bir ilkâ (kalbime gelen bir hitâp) ile şöyle dedi:
"Biz, ruhlar âlemindeyiz. Hak Sübhânehû ve Teâlâ Hazretleri,
ruhlarımıza öyle kâmil bir kudret verdi ki; biz, cisimlerin şekil ve
sûretlerini alıp onlar gibi olabiliriz. Ve bizden de, bu sûret ve
şekillerini aldığımız cisimlerden meydana gelen cismânî harekât ve
sekenât (duruş ve davranışlar), cesede ait ibâdet ve tâatler de aynen
meydana gelir."
"Bu esnâda ben, 'Siz namazı İmam Şâfiî'nin mezhebine göre kılıyorsunuz'
dedim.
O da (Hızır Aleyhisselâm) şöyle cevap verdi:
"Biz şerîatlarla mükellef değiliz, lâkin kutb-i medâr'ın kâfi
derecede mühim işleri bize bağlıdır, o da İmam Şâfiî mezhebi üzeredir.
Dolayısıyla biz de onun arkasında İmam Şâfiî'nin (r.h.) mezhebine göre
namaz kılarız."
"İşte o zaman anlaşıldı ki; onların ibâdet ve tâatlerine mükâfat
terettüb etmez (sevap yazılmaz, ecir ve mükâfat verilmez). Onların
ibâdet ve tâatleri, tâat ehline muvâfakat (uygun olma) ve ibâdetlerin
sûretine riâyet içindir."
(Mektûbât-ı İmâm-ı Rabbânî, 2:55)
"Yine bu esnada, onlardan yardım istemek ve duâ talep etmek hatırıma
geldi.
Hızır Aleyhisselâm da: "Hak sübhânehû ve teâlânın inâyeti (lûtuf
ve yardımı), bir şahsın hâlini şumûlüne alıyorsa (onu ihâta ediyor,
kuşatıyorsa), ona biz karışamayız, tesir ve nüfûzumuz olmaz" dedi.
Âdeta
onlar, kendilerini aradan çıkarmış gibiydiler.
Hz. İlyas alâ nebiyyinâ
ve aleyhi's-salâtü ve's-selâma gelince; o bu esnada hiç konuşmadı."
(Mektûbât-ı
İmâm-ı Rabbânî, 1: 282)
Halk Mitolojisinde Hızır A.S. ve Hıdr-Ellez Bayramı :
Hızır ve İlyas isimlerinin halk ağzında aldığı şekilden ibaret olan
Hıdrellez, kökü İslâm öncesi Orta Asya, Orta Doğu ve Anadolu yaz
bayramlarına dayanan, Hızır yahut, Hızır ve İlyas kavramları etrafında
dinî bir muhtevaya bürünmüş halk bayramının adıdır. Bu bayram, merkezini
özellikle Anadolu ve Balkanların, Kırım, Irak ve Suriye'nin teşkil
ettiği Batı Türkleri arasında, bugün kullanılmakta olan Gregoryen
takvimine göre 6 Mayıs (eski Jülyen takvimine göre 23 Nisan) günü
kutlanmaktadır.
Hıdrellez, halk arasında ölümsüzlük sırrına erdiklerine ve biri karada,
diğeri denizde darda kalanlara yardım ettiklerine inanılan Hızır ve
İlyas Peygamberlerin yılda bir defa bir araya geldikleri gün olarak
kabul edilir. Ancak bu beraberlikte ismi yaşatılmasına rağmen,
uygulamada İlyas'ın şahsiyeti tamamıyla silinerek Hızır motifi öne
çıkarılmıştır.
Bu bayramda icra edilen bütün merasimler Hızır'la ilgilidir. Bunun temel
sebebi, İslâm öncesi devirlerde yukarıda zikredilen üç büyük kültürün
hakim olduğu alanda, bu yaz bayramı vesilesiyle kültleri kutlanan insan
üstü varlıkların daha ziyade Hızır'ın şahsiyetine uygun düşmesi ve
onunla özdeşleşmesidir.
Hıdrellez günü geceden gül
dallarına gümüş kuruşlar, çeyrekler, kırmızı bezler bağlanır, gül dibine
genç kızlar yüzük atar, mani söyler, sofralar hazırlanır, davullar
eşliğinde oyunlar oynanır, su kenarlarında, yeşilliklerde eğlenilir,
ateşten atlanılırsa ev sahibi olacağına inanılır; öküzü arabaya
koşmama... vb. gibi İslâm'la çelişen ve din ile ilgisi olmayan inançlara
rastlanmaktadır. Aynı şekilde Hıristiyan inancına göre Saint Georges
yortusu da bizim halk geleneklerimizle paralellik arzeder ve Hıdrellezle
aynı günde kutlanmaktadır. İslâm'ın tevhid
bilinçliğinden uzak, İslâm öncesi mitolojik dürtü ve şamanist
kalıntıların uzantılarını yansıtan günümüz Hıdrellez anlayışıyla,
Hıristiyan Saint Yortusu kültürüne paralellik de görülmektedir.
Bütün Türk dünyasında 6 Mayıs Hızır ile İlyas'ın
buluştukları gün olarak kabul edilmemekle beraber, onların hatırasına
farklı günlerde kutlamalar yapılmaktadır.
Osmanlı Devleti'nde 6 Mayıs (23 Nisan) halk arasında yaz mevsiminin
başlangıç tarihi sayılmaktaydı. Nitekim eski takvimde yıl iki mevsime
ayrılmış olup 23 Nisan'dan 8 Kasım'a kadar, (yani bugün 6 Mayıs'tan 26
Ekim'e kadar) 186 gün, "Hızır Günleri" adıyla yaz mevsimini; 23 Nisan'a
(6 Mayıs'a) kadar devam eden 179 gün de "Kasım Günleri" adıyla kış
mevsimini oluşturuyordu.

Hızır A.S. (sağda) ve Zülkarneyn A.S.
( Skandernâme
LXIX.75 )
Elia und Khidr an der Quelle des Lebens (Ausschnitt).
Persische Miniaturmalerei, spätes 15. Jahrhundert. Freer Gallery of Art,
Washington, D. C. In: Shaykh Muhammad Hisham
Kabbani: The Naqshbandi Sufi Way. History and Guidebook of the Saints of
the Golden Chain. Chicago 1995, S. 118
Türk Edebiyatında HIZIR A.S.
Şevketli efendim, sultanım, vezir,
Altmışbin kılınçlı yanında hazır,
Deryalar üstünde Boz atlı Hızır,
Benli Boz'a binmiş O da geliyor.
Karacaoğlan
"Bize versin mi Hüda âb-ı hayat-ı Tevfik,
"Hızr'ı bulsak reh-i zulmette külahını kaparız."
İzzet Molla
"Ey Muhibbi yâr elinden bir kadeh nûş eyleyen,
"Hızr elinden ger ölürse âb-ı hayvan istemez."
Muhibbî (Kanunî Sultan Süleyman)
16. asırda İstanbul'a yerleşen Yesevî tarikatına
mensup, Türkistanlı müellif Hâzinî, bu tarikatla ilgili çok önemli
kaynak olan "Cevahirü'l-Ebrar min Emvaci'l-Bihar" adlı eserinde başta
Buhara ve Semerkand olmak üzere bütün Maveraünnehir'de Hızır-İlyas
Şenlikleri yapıldığını kaydeder.
Ahmet Talat Onay'ın "Eski Türk Edebiyatı'nda Mazmunlar" isimli eserinin
Hızır maddesinde verilen bilgiye göre, Hızır, "cavidani hayata mazhar
bir nebidir." Mesnevihan Tahirü'l-Mevlevi (Tahir Olgun) ise Hızır'ın hayat ve mematı ihtilaflı olduğu, bazılarına göre
her asrın bir Hızır'ı bulunduğu ve sufiyyenin görüştüğü bir Hızır varsa
da kim olduğunun tayin edilemediği, İbn-i Hacer-i Askalani'nin "Kitabü'l-İsabe
fî Temyizi's-Sahabe" isimli eserinde ayrıntılı bilgiler olduğunu
nakletmiştir.
HIZIR ALEYHİSSELÂM KİMLERLE GÖRÜŞÜR?
"Hızır (a.s.) kendisinde şu üç haslet olan kimse ile görüşür:
"Birincisi: Kişinin, her hâli ile sünnet-i seniyyeye uyması.
"İkincisi: Kalbinde müslümanlara karşı kin, düşmanlık, haset ve diğer kötü
duyguları beslememesi.
"Üçüncüsü: Dünyaya düşkün olmamasıdır."
Bu üç
haslet bir kişide yoksa, kul meleklerin ibadetini yapsa bile Hızır A.S.
ile görüşemez.
(Ali bin Cemâl Nebîti'den)
***
HIZIR A.S. hakkındaki bir websitesi:
http://khidr.org/
11 Allahümme
Salli cala Muhammedin we `ala ali Muhammedin we sellim
15

Bismillâh_ir_Rahmân_ir_Rahîm
Bismillahi el_Emân el_Emân
Yâ Hannân el_Emân el_Emân
Yâ Mennân el_Emân el_Emân
Yâ Deyyân al el_Emân el_Emân
Yâ Sübhân el_Emân el_Emân
Yâ Burhân el_Emân el_Emân
Min fitnetiz_zamâni ve cefâ_il_ihvani ve şerriş_şeytan ve zulmis_sultan
Bi_fadlike Yâ Rahîm Ya Rahmân Yâ
Zül_Celâli_vel_ikrâm
Ve SallAllahu ala_hayri_halqıhi Muhammed_in ve alihi ve ashâbihi ecmaîn
Bi Rahmetike Yâ Erham_er_Rahimîn
11 Allahümme Salli cala Muhammedin we `ala ali
Muhammedin we sellim
el-Fatiha.
İstihare öncesi okunmalıdır.
|