DİGİTAL
HAKKANİ
SOHBET
1
2
3
4
5
6
7
8

8

Nakşibendilik Nedir?
Hazret-i Şeyh Muhammed
Nazım Kıbrısi el-HAQQANİ

Nakşbendilik 'meskenet'i terk etmektir: "Dünya işte
orada..."
Bismillahirrahmanirrahim
Bizim kapımız hükümet
kapısı değil, kapımız herkese açıktır. Kim gelirse hoş geldi sefâ geldi.
Muhabbetle gelenler daha ziyade karşılık bulur gider. Birşey arayıp
gelen kimse ümit ederiz ki aradığını bulup gider. Biz kendi örfümüz
mûcibince bismillah diyelim, besmelesiz iş temelsiz bir iştir,
sağlam değildir. Besmeleli iş Allah için olan iştir, Allah için olan iş
yıkılmaz. Naksibendilik, İslâm’ın derûni hayatına ait olan bir
yoldur. Aslında insanı insana ulaştırmak içindir. İnsan bugün 21. asra
yetişmek üzeredir, lâkin kendileri hakkında pek az bilgi sahibidir.
İnsan kendi etrafında olan her şeyi mütala etmiş, araştırmış ve
aralıksız araştırmalar yapmaktadır. Tabiat içerisinde ne varsa;
muhitimizde ve çevremizde ne bulunuyorsa beş hissimizin, duygularımızın
yetişebildiği yerlerdeki her şeyi araştırmak gayreti içerisindedir
insanlık. Belki bugünkü araştırmacılar karıncayı eline alır ve onun
hakkında bir mâlûmat sahibi olur: karıncaların nasıl yaşadıklarını,
nasıl çalıştıklarını iyice araştırıp ondan bir bilgi edinirler.
Tabi onlardan daha
küçük yaratılmış olan mahlûklar vardır. Mesalâ, mikroplar âlemi,
bakteriler âlemi, virüsler âlemi gibi. Onlar hakkında laboratuvarlarda
sürekli araştırmalar yapılmaktadır. Tüm bunlar insanların bilgisini
artırmak ve üzerinde yaşadıkları bu gezegenin veya seyyarenin hakkında
daha çok bilgi sahibi olmak maksadıyla meydana gelen hizmetlerdir.
Bunlar elbette insanların bilgisini genişletmekte, ufuklarını daha
ziyade yükseltmektedir.
Yanlız bugünün insanı
kendisini araştırma mevzû yapmıyor; kendini tanımak hususunda çok sathi,
çok basit bilgilerle kendi hakkında bir mâlûmatı var. İnsanın
derinliğine dair bir araştırma yapılmıyor. Bu araştırma elbette tabiatı
araştırma gibi değildir. İnsanın kendini araştırması bambaşka bir
mevzûdur ve konudur. İnsanın kendisinden içeri başka bir şahsiyeti
vardır, insanın kendisinden kendisine sefer etmesi ve gizlide duran
şahsiyetini bulup kavuşması belki bu hayatın gayesidir. İnsanın
kendisinden kendisine olan seferi kolay değildir. Tayyareye, rokete veya
ata binilip yetişilecek bir yer değildir. Belki insanın cismâni olan
varlığından ruhani olan varlığına yürümesi lâzımdır. Bu, dinlerin
menşeidir, bu gaye bütün dinlerde değismeyen gayedir. Binâenaleyh insan
kendisini tanımak istediği vakitte, elbetteki bunun yolları dünya
üzerinde tabiati araştırmak gibi değildir. Bu araştırma,
-
Mâneviyata,
-
Melekûta,
-
Göklere,
-
Ruhlarımıza,
ait olan bir hizmet ve
konudur. Onun için gelen bütün dinler ve onu insanlara tebliğ eden tüm
peygamberlerin esas gayesi; insanları kendi aslı şahsiyetlerine
yetiştirebilmek ve hazırlamak içindir. İlk insan ilk peygamberdir Âdem
(a.s.). Aradan binler hatta on binlerce peygamber geçmiştir ve son
olarak gökyüzünün haberini insanlara yetiştiren Efendimiz Muhammad
Mustafa (s.a.v.s.) gelmiştir ki bu gökyüzünün haberi tamamlanmıştır.
İnsanları kendi mânevi mertebelerine ulaştıracak her yol, gökyüzünden
gelen en son nizamın içerisindedir.
Nakşibendilik,
elbette bir din değildir, belki İslâm’ın içerisinde insanın asıl gayesi
olan kendisine ulaştıracak yol ve disiplini bildiren bir ekoldür. Bunu
takip eden kimse kendi şahsiyetini bulabilir, kendi mânevi varlığına
ulaşabilir. Çünkü insanların bugün kendi mânevi ve ruhani varlıklarıyla
aralarında hicap yani perde vardır. Bu örtü insanın cismâni olan
vücudunun örtüsüdür ki insan fiziki bünyesiyle uğraşmaktan ruhaniyetine
yetişemiyor. Kendi fiziki bünyemizin arzusunu tatmin etmek için
uğraşıyoruz, ama insandaki hırs insanı bırakmıyor. Yani kendimize vakit
ayırıp kendi ruhi varlığımıza yönelmek için bize sıra vermiyor. Biz
yirmi dört saat kendi fiziki bünyemize ait olan hizmetteyiz, onun için
ruhaniyetimize bakamıyoruz.
Nakşibendilik
gökyüzünden
gelen, İslâmiyet’in içerisinde insanları insaniyet mertebesine ve mânevi
mertebelere ulaştıracak sıkı bir disiplindir.
Buna örnek verecek
olursak; buradan İstanbul’a gidecek olan biri elbette yürüyerek gidemez,
önümüzde deniz var. Denizi geçsek bile yürümek icap etmez, başka
vasıtalar var. Herhangi bir vasıtaya binip gider. Hiçbir vasıta olmasa
yürüyerek mecburen gidecek, lâkin vasıta varken vasıtayı kullanması
lâzımdır. Vasıta olarak,
-
İstersen uçakla,
-
İstersen vapurla, otobüsle,
-
İstersen trenle,
-
İstersen arabayla,
-
İstersen hayvan sırtında gidersin.
Gideceğin yer
bellidir, ama kullanacağın vasıta başka başkadır. Tayyareye binen adamın
dikkat edeceği disiplin vardır ki vapurda o disiplini söylemezler.
Arabada da, trende de söylemezler, ama tayyareye bindiğin vakitte oturur
oturmaz ilk olarak hostes anons yapar:
-
Emniyet kemerinizi
bağlayınız.
-
Sıralarınızı
doğrultunuz.
-
Önünüzdeki
masalarınızı doğrultunuz.
-
Sigara içilmez.
-
Elektronik eşya
kullanılmaz.
-
Telefon edilmez.
-
Ayakta dolaşarak
insanlar rahatsız edilmez.
-
Abdesthaneye
girdiğinizde sigara içilmez.
-
Hosteslere bağırıp
çağırma olamaz.
-
Kaptan kamarasına
girilmez.
Bunun gibi emir
verirler ve kontrol ederler. Vapura binen yolcuya bu kadar emir yoktur.
Bu disiplindir. Tayyare yerde yürüyen veya denizde yüzen vasıtalar gibi
değildir. İslâmda da bir disiplin vardır disiplin olmadan din olmaz,
tin olur, tin demek İngilizce teneke demektir yani çürük iş.
Disiplinsiz İslâm olmaz. İslâm pazarlık kabul etmez, lâkin bu zamanın
insanı pazarlıkla müslüman olmak ister, olamaz. Örnek verelim;
Üniversiteye gittiğin vakitte,
“Beni şu şartla
kaydet; ben istediğim vakitte geleceğim, istediğim vakitte ders veren
hocaya sual soracağım, bunalırsam fındık fıstık yiyeceğim, kola
içeceğim, dersten çıkacağım“ gibi şartlar ileri süremezsin.
Böyle şartla
üniversite seni kabul eder mi? Yok olmaz, “Burada bu şartlarımız var,
kabul edersen seni alırız, değilse git işine“ derler. Bu zamanın insanı
İslâm’ı kendi keyiflerine göre olacak zanneder ki; hayır! İslâmda
inanılacak meseleler var, yapılacak ve terkedilecek işler var, değilse
senin adın İslâmda kayıtlıdır ama orada hazır değilsin. İsmi var cismi
yok.
Nakşi tarikatı;
insana melekûtun yollarını açan disiplindir.
Nakşi tarikatı ne
zaman başladı?
Hz. Peygamber
zamanından gelmiştir. Nakşibendilik uydurma bir şey değildir.
Nakşibendilik disiplini peygamberle beraber vahiyle, kitapla beraber
gelmiştir. Hz. Peygamber’in bildirmiş olduğu yolu yürüttükçe devam
etmiştir. Buna da örnek verelim: Bir avuç yer olan Kıbrıs’ta bile beş
tane üniversite var. Lefke Avrupa Üniversitesi, Girne Amerikan
Üniversitesi, Lefkoşa Yakındoğu Üniversite, Magosa Doğu Akdeniz
Üniversitesi.
Nasıl olsa hepsi
üniversite! İsmini ne değistirirsin, isminin değişmesinde ne mâna var?
İsmi belki üniversite
ve kalitesini bildirmek maksadıyla insanların kullanmış olduğu bir
şeydir.
Nakşibendi
dendiğinde de bir
isimdir, lâkin aslı Peygamberimiz’in göstermiş olduğu bir disiplin, bir
yoldur. Kadiri de var, mevleviler de aynı yolun yolcuları ama onların
disiplini yine başkadır. Bir üniversitede sekiz-on branş vardır, hepsi
doktorluk veya hepsi mühendislik okutmaz. Hukuk, iktisat ekonomi,
işletme gibi değişik bölümleri vardır. Talebe üniversiteye geliyor, o
şemsiyenin altında çeşitli branşlar vardır. Herkes kendi kabiliyetine
göre okur ama hepsi üniversite talebesidir.
Hepimiz müslümanız,
lâkin İslâm’ın getirmiş olduğu disiplinde biz Nakşibendi
disiplinini kabul edip yürüyoruz;
-
Bizim namazımız da bütün tarikatlardaki namaz gibi şeriatın
emrettiği namaz üzerindir; beş vakit kılıyoruz, beş vakit üzerine nâfile
namaz da kılıyoruz.
-
Zikir; İslâm’ın her kolunda her mezhebinde vardır. Nakşi
kolunda Allah’ın en güzel doksan dokuz ismi zikredilir. Allah’a (c.c.)
yaklaşmak maksadıyla herkes kendisine göre tayin olunan ismi zikreder.
Bugün hali hazırda 300
milyondan fazla insan, en yüksek ve en kuvvetli yol olan Nakşibendi
koluna mensuptur. Yani İslâm’ın içerisinde İslâm’ın mâneviyatını temsil
eden ve mânevi feyzi arayan 300 milyonun üzerinde insan vardır ve hepsi
de Nakşi’dir. Kadiri de olsa, Nakşide olsa müslümandır. Yanlız dediğimiz
gibi herkesin günlük yapacağı hizmet başkadır. Müşterek hizmetimiz de
var, ayrı ayrı zikirlerimiz de var.
-
Her gün salavat-ı şerife getiririz.
-
Hepimiz her gün Kur’ân-ı Kerim okuruz.
-
Her gün nâfile namazları kılarız.
-
Her gün gece namazı kılarız.
-
Her gün tesbih ederiz.
Hâsılı kelâm, dünya
hizmetini ne kadar kısaltabilirsek kısaltıp hizmeti Allah için yapmak
isteriz. Çünkü bizim kendi prensibimiz,
-
Allah için yaşamak,
-
Allah için işlemek,
-
Allah için dünyadan gitmektir.
İstediğimiz ve
maksudumuz Allah’tır. Sen dünyayı istersen arkasından koştur, biz ona
karışmayız. Dünyanın kimseye kalmayacağını biliyoruz, onun için hakiki
Nakşibendi yolunu tutan kimsenin dünya tamahı yoktur. Varsa
noksaniyettir, demek daha hazırlanmamış veya iyi yetiştirilememiş ki
dünyanın peşine düşmüştür. Dünyanın peşine düşen hakiki Nakşi değildir.
Allah’ı arayan Nakşi’dir.
Nakış mânası nedir?
İnsanın gönlü Cenâb-ı
Hakk’ın tahtıdır, gönül sultanını arar, sen gönlüne kimi istersen sultan
yap. Biz gönlümüze Allah’ı sultan yapmak isteriz, Hz. Peygamber’in
muhabbetiyle onu kalbimize sultan yapmak isteriz ki, Cenâb-ı Hakk’ın
yeryüzündeki temsilcisidir. Sen gönlüne bir sultan ara, dünyayı bulursan
senin olsun. Biz gönlümüze ezeli ve ebedi olan Allah’ı seçmişiz. Zaten
Cenâb-ı Hak;
“Ey insan,
vücudunda bütün her şey senindir, ama kalbini benim için sakla, gözet;
oraya başkasını koyma, benim tahtım senin gönlündedir.“
İste bunu yapabilen
gönlüne mevlâsının tahtını kurabilen adam; insan-ı kâmildir. Ondan ötesi
boş lakırdıdır.
El-Fatiha
(10 Ekim 1998)
http://www.naksibendi.net/sohbetler/Naksibendilik-nedir.html
|