DİGİTAL
HAKKANİ
SOHBET
1
2
3
4
5
6
7

4

Tarikatın
Hakikatı
Hazret-i Şeyh Muhammed
Nazım Kıbrısi el-HAQQANİ

Hazret-i Şeyh Türkistan'da Semerkand
Tillakari Mescidinde Murakabede...
Bismillahirrahmanirrahim
Dinde
tarikat diye bir şey vardır. Varsa onun varlığı lüzum ettiği için
vardır. Ancak tarikat dinde olduğu halde çok kimselerin onu kabul
etmeyişinin sebebi nedir, aslı nedir? Kur'an-ı Kerim'de;
"Veteistekamu
alet tarika ve eskaynahum maan gadeka"
Dinde
tarikatın olmadığını iddia eden, bilgileri kısa olan ve bilgileri
olmadığından dolayı inkar eden kimselere bu ayeti kerime cevap veriyor.
Çünkü Kur'an-ı Kerim'de cevabı olmayan hiçbir sual yok ve ademoğlunun
karşılaşabilecekleri her türlü müşkülatın anahtarı ve çözülmesi de
Kuran-ı Kerim'de mevcuttur. Olması gerekir, olmasa işe yaramaz. Aklı
kısa, dörtköşe kafalı, nemrut timsali, firavun tabiatlı, ebu cehil
inatlı, şeytan tipli kimseler, Kur'an-ı Kerim'i sıradan bir kitap
zannediyorlar. Bozuk bir şüphe ile;
-
İslam'da Tarikat var mıdır?
-
İslam'da Tarikatı bırak, önce Kuran'a bak, Tarikat Kur'an-ı Kerim'de
zikredilmiş mi?
Edildi. Tam
da yerinde edildi, "Vele ki vele bistekamu alet tarika"
Buyuruyor
Cenab-ı Allah;
"Onlar
tarikat üzerine istikamet tutsalar, biz onları öyle bir membadan
içirecektik ki”
"ma en
gadeka": onlara bir sudan içireceğiz
- Tarikat
üzerine istikamet tutanlar için karşılık bir su içirtmek mi olacak?
Oradaki su
öyle bir sudur ki; şimdiye kadar kimse içmemiştir, ancak tarikat üzerine
istikamet tutanlar içindir. İçirildikleri takdirde onlar öyle bir
ruhaniyete ve nuraniyete mazhar olurlar ki, Huzur-u Bari'de Cenab-ı
Hakk'ın huzuruna yetiştiklerinde, onlara öyle bir içecek takdim olunur
ki emsali bulunmaz. O huzurda içilecektir. Padişahın huzurunda şerbet
dağıtılıp içirildiği gibi Allah'ın huzuruna varıldığı vakitte, Cenab-ı
Hakk'ın o huzura varanlara takdim edeceği bir şerbet vardır. Ondan
dolayı Kur'an-ı Kerim'de anlatılmak istenen budur. Yoksa yeryüzünde
herhangi bir pınarın adı değildir.
"Şanım hakkı
için onları suvaracağız"
Diyor.
Allah;
"Tarikat
üzere istikamet"
Deniliyor,
lafı eğirmeye gerek yoktur. Tamamdır. Tarikat elbette ki bir yoldur.
Şeriat'ta yoldur. Her dinde bir disiplin vardır. Sulh zamanındaki
askerlerin disiplini başkadır, harp zamanındaki askerlerin disiplini
başkadır. Askerde bir disiplin var, sulh günlerinde olan disiplin çok
fazla sıkı değildir. Lakin harp günlerinde olan disiplin çok fazla
şiddetlidir. Sulh esnasında disipline riayetsizlik müsamaha ile
karşılanabilir. Harp esnasında müsamaha ile karşılanamaz. Elbette ki din
bir disiplindir. Çünkü her nizamda bir disiplin vardır. Din Allah'ın
gönderdiği bir nizamdır. O nizamın gözetilmesi için disiplin farzdır.
Öyle olduğu vakit,Tarikat şeriatın sıkı disiplinidir, Tarikat aynı
şeriattır. Tarikatın içinde Şeriatın dışında bir şey göremezsin. Yalnız
Tarikatın içinde sıkı disiplin vardır. İnsanın nefsi disiplinden kaçar,
insan nefsi disiplin istemez, özgürlük ister. Yani hürriyet ister.
Hürriyet olan yerde disiplin yoktur. Orduya hürriyet verirsen orduda
disiplin kalmaz. Disiplinsiz ordu işe yaramaz. Ordudaki erkanın en
dikkat ettikleri mesele disiplinin devamıdır. Her ne pahasına olursa
olsun, askerlerde disiplinin devamını ister. Kumandanlar, paşalar,
askeri erkan, en ufak disiplinsizliği, en ağır ceza ile cezalandırırlar,
çünkü ufak bir şey gibi görünür, başkalarına da sirayet kabiliyeti
vardır. Askerde disiplinsizlik bir müsamaha ile karşıladığı zaman, bir
gün bakarsın ki bütün ordu başkaldırmış. Disiplinsiz asker, asker
nizamında başkaldıran kimse demektir. Bir asker müsamaha gördüğünde
ötekiler de cesaret alıp;
- Biz de
disiplini atalım, istediğimizi yapalım.
O zaman
ordunun kıymeti kalmaz. İslam bir disiplindir, disiplin dinidir.
Tarikat, ilahi nizamdır. Kışladaki askerlerin disiplini başkadır,
düşmanla temasta duran ve mevzilere giren askerin disiplini başkadır.
Mevzideki disiplini bozan askeri vurmaya, zabıtanın hakkı vardır,
kışlada öyle sıkı değildir. Şimdi şeriat nizamı müsamahalıdır. Tarikat
nizamı, müminin manevi düşmanlar ile temasa girip, cihadül ekberden
manevi düşmanı, nefsi, hevayı, şeytanı, dünyayı mağlup edeceği
harekattır. Tarikata giren kimse temas hattına giriyor. Tarikata giren
kimse cihadül ekbere başlayan adamdır. Disiplini ağırdır. Şeriatla
silahlanan kimse Tarikat disipliniyle muharebeye hazırdır. Tarikata
girmeyen adam yani Tarikat disiplinini kabul etmeyen adam, nefsinin
uşağıdır, şeytanın kölesidir, dünyanın uşağıdır, nevasına tapan
kimsedir. İnsanı şeytanın esirliğinden, nefsinin köleliğinden, dünyanın
uşaklığından ve hevasına tapmaktan kurtarmak üzere Tarikat disiplinini
kabul etmesi gerekir ki, harekata hazır olsun, muharebeye girebilsin.
Kırk sene tarikatta duran adam Tarikat disiplinini almasa nefsinin
şerrinden, şeytanın hücumundan, dünyaya mağlup olmaktan, hevasına
tapmaktan da kendini kurtaramaz. O kolay iş değil. Onun için her kim
tarikat üzerine istikamet tutar, Cihadül Ekbere girerse kurtulur. Cihat
etmeyecek olursa kışlasında oturur. Kışlasında oturan adam hava alır,
merasim yürüyüşünü öğrenir, selam vermeye alışır, karavana yemeyi bilir,
nöbet tutmayı bilir. Yat borusuyla yatar, kalk borusuyla kalkar, merasim
ve resmi geçitlere gider ve gelir, başka işe yaramaz, salon askeridir.
Salonda gösteriş için durur, düşmana karşı yürüyemez. Onun işi düşmanla
zordur. Düşman hattıyla temasa giremez. İşte tarikatın hakikati budur.
İsteyen buyursun, isteyen kışlada kalsın. Kışladaki esirdir, etrafı
çevrilmiştir, bir hareketi yoktur, zaferle müjdelenmiş değildir. Zaferle
müjdelenen adam tarikat disipliniyle cihada, sefere hazır olan adamdır.
Bu sohbette;
-
Dinde tarikat var mıdır?
Sualinin
cevabı ve Tarikatın lüzumunun beyanı da var. Yeri ve lüzumu zaten dinin
özüdür, dinin ruhudur. Din bu maksadın usule gelmesi içindir. Din
insanları nefsinin esaretinden, şeytanın uşaklığından, dünyanın
köleliğinden, hevaya tapmasından kurtarmak içindir. Öyle olduğu takdirde
o insan Abdullah olur, Allah'a kul olur. Değilse nefsinin kölesi,
şeytanın esiri, dünyanın ve kendi hevasını tanrı yerine tutan adam
Allah'ın kulu olmaz ki. Müslümanlığı yalandır. Allah'a teslim olmuş
değildir çünkü ona hükmeden nefsidir. Emreden şeytandır, onu kullanan
dünyadır. İster kabul el ister kışlaya git otur. Cihadül ekberle
Allah'ın kulluğunu giymek isteyen ve düşmanın elinden kurtulup onları
mağlup etmek isteyenlerin yoludur. Öteki tarikatların yolları,
Nakşibendi Tarikatına hizmet eder. Lakin insanların nefisleri öyle
mağrurdur ki onlar aynı şeytan gibi;
-
Benden iyi yoktur. Ben niçin kendimi yoracağım?Hepsinden iyiyim.
Eğer sen
iyiysen doğrudan devam et bakalım neyi bulacaksın? Deveye sormuşlar;
-
Nereden geliyorsun?
-
Hamamdan
-
Ayaklarındaki çamurdan belli!
Demişler. Bu
membadan iyi olanı söyleyecek, iyi olanı ispat edecek adam, salahiyetli
insan kalmadı. Bir memlekette doktor yetiştiren tıbbiye yasaklansa
"okutulmayacak" dense, yetmiş, seksen sene doktor çıkmasa, hastanelere
kim hükmedecek? Hastane kapıcısının beyaz önlük giyip hastalara kendini
hekim diye tanıtmasına benzer. Şimdiki cami hocalarının durumu budur.
Aşçısı, bulaşıkçısı, temizlikçisi, süpürgecisi hepsi beyaz önlüğü
giyince;
-
Biz neymişiz? Hekim olmuşuz.
İster beğen,
ister beğenme, yetmiş senedir, şeriatın da tarikatın da önü kesilmiştir.
Din üzerine, şeriat üzerine "Sahibi salahiyet, otorite sayılacak adam"
yok. Tarikat üzerine adam hiç kalmadı. İşte halimiz bu. Binaenaleyh,
Kur'an-ı Kerim'in getirdiğini biz anlamadığımız müddetçe gözümüz
açılmaz, dinin hakikatini bilemeyiz. İslam'ın maksat ve gayesini
anlayamayız, gideceğimiz istikameti de tayin edemeyiz. Düşmanın
hareketini tayin edemeyen adam, her an düşmanın kurduğu tuzağa
düşebilir. Şeytan bugün her yere tuzak kurmuş, her yere mayın
döşemiştir. Senin kalbinde;
-
Şeytanın tuzağı nerededir?
Diye
arayacak kuvvet olmasa seni bin defa tuzağa düşürür, tuzağa atar.
Gucduvani Hz.
"Otuzyedi
senedir ne pisin üzerine bastım ne de üzerinden atladım"
Yani
şeytanın tuzağı olan yerde pislik var. Otuzyedi senedir kalbindeki
melaike öyle uyanık ki, yaptığı hareketin şeytani mi rahmani mi olduğunu
hemen anlıyor. Mayını veya tuzağı ayırt edemeyen adam mayına çarpar veya
tuzağa düşer.
-
Nasıl tayin edeceksin?
Tayin etmesi
kolay, yapacağın her işe Besmele çekebilirsen selamettir. Atacağın
adımda Besmele çekemiyorsan kork. Sigara içerken
Bismillahirrahmanirrahim diyen hiçbir kimse görmedim.
-
Şeytanı
buhurlayalım
der, besmele
çekmez. İçki içerken, zina ederken, hırsızlık yaparken, yalan söylerken
besmele çeken adam var mı? Onların hepsi işarettir, kalbin sana hemen
anlatır. Besmele çekmediğin zaman berhava olacağından korkarsın.
Şeyhin
uzaktan kumandası vardır. Bir işaret eder, bir daha işaret eder,
üçüncüde bir tokat vurur bir de yeri öptürür; o, baktığın yeri de
seyreder, söylediğin sözü de işitir. Elini nereye uzatıyorsun, onu da
bilir. Ayağın nereye gidiyor ondan da haberi var. Şeyhin devamlı baş
ucundadır, ruhani kuvveti vardır. Besmele çektiğin zaman kör değneği
gibi sana hizmet eder. Besmele ile bastığın yerde mayın var mı diye
yoklayabilirsin. Allah gafil olmaz. Resulü Ekrem de gafil olmaz, sizden
çoban olanlar da sizden gafil değildir. Lakin gözünü yumduğunda bazı
defa sopa vurursa, bir dokunursa bir de yerden yersin. Dikkatli ol;
- Şeyh
görmüyor
deme.
Radarları açarsa gösterir.
el-Fatiha
http://www.naksibendi.net/sohbetler/TarikatinHakikati.html
|