DİGİTAL
HAKKANİ
SOHBET
1
2
3
4
5
6
7

12

"Nefse Köle Olma, Allah’a Kul Ol..."
Hazret-i Şeyh Muhammed
Nazım Kıbrısi el-HAQQANİ

Bismillahirrahmanirrahim
Nefsin sıkılması,
ruhun ferahlanması demektir. Ruh sıkıldığı zaman nefsimiz ferahlar ama,
nefsimiz sıkıldığı zaman ruhlarımız ferahlar.
Bizim için mühim olan
nedir? Nefsin ferahlanması mı, yoksa ruhun ferahlanması mi? Nefsimizi
sıkmak mı, yoksa ruhlarımızı hapsetmek mi? Hangisi bizi daha memnun
edecektir, hangisi daha ziyade işimize yarayacaktır? İşte bunu düşünmek
lazım. Nefsin ferahlanması, bizim bu hayatta, bu vücudumuzun türlü çeşit
arzularına el atması ile mümkün olur. Nefsini ferahlatan kimse, o
derecede kendisini yük altına atmış olur. Nefsin ferahlanması, ne
dünyada ne de ahirette bizim işimize gelmez. Çünkü nefis muvakkad bir
zaman için bizimle olacak. Bu vücudun hayatı devam ettiği müddetçe,
ondan sonra kesilecek o. Lakin ruhumuzun keyiflenmesi, ruhlarımızın
ferahlanması, o bizim istikbalimiz hakkındadır. Hayırlı olandır.
Ruhun ferahı, dünya ve
ahiret saadetimizin kaynağıdır. Nefsin ferahlanması, dünya ve ahiret
felaketlerinin başlangıcıdır. Nefis neyle ferahlanır? Nefis haramla
ferahlanır. Ferahlatacaksan nefsini, haram sür önüne;
bak bakalım rahatlıyor mu, rahatlamıyor mu?
Nefsin ferahı haramla olduğu için, haram belâ kapısını açar adama.
İnsanın gerek küçük günahtan, gerek büyük günahtan irtikab ettiği –
yaptığı her günah, bir belâyı üzerine çeker. Yukarıda hepsi asılıdır.
Onların ipleri aşağı bizim elimize yetişmiştir. O haramlardan veya
mekruhlardan, küçük günahlardan, büyük günahlardan hepsinin yukardan
ipleri vardır. Hangisine sen asılıp çekersen üzerine yılan, akrep
düşeceğini bil. Belâ ineceğini, taş düşeceğini, ateş düşeceğini bil.
Küçük olsun büyük olsun, bu muhakkaktır. Tecrübe et, yanlışsa söyle.
“Yanlıştır bu“ diye. Haramı irtikab eden adam, illâ ona karşılık başına
bir belâ gelecek. Sopa yemeden bırakmaz, Allah-u Zülcelal, haram işleyip
de yanına kalan adam yoktur. Günah yapıp da yanına kalacak insan yoktur.
Nefsin ferahlanması
haramdır. Eh istersen haram işle. Çek başına insin. Sekizyüz menhiyat
var. Sekizyüz günah haram – mekruh olan şeyler var ki, Allah razı
değildir. Sekizyüz kapıdır bunlar. Hangisini açarsan bil ki, senin
üzerine bir belâ hücum edecek. Açma, yaklaşma. İşte bu mühim mesele.
Amma nefsin, illâ o
kapı açılsın, bunu çek diyor. Çünkü bunda bana bir lezzet var. Azıcık
lezzet için çok bir belâyı başına çeken adama, akıllı demezler, akılsız
derler.
Nefsin ferahı
haramlardır, bil. Ruhun ferahı, helâl olan şeylerdir. Cenab-ı Allah
helâl olan, tayyib olan, temiz olan şeyleri bize hazır etmişken onunla
kanaat etmiyor, illâ nefis harama çekiyor. Haramdan lezzet alacak.
Alçaklığından nefsin o. Allah bildiriyor: Estaizübillah: “İnne’l-nefse
emmaretün bissûi“ Nefsin işi, daima kötülüklere bizi çekmektedir.
Kötülüğü yapınız diyerekten emreder. Otur ve kendini dinle. Nefsinin
arzularına bir kulak ver. Ne istiyor nefsin, istediği nelerdir? O
istediklerini söyleyebilecek adam var mı milletin içinde? İstediği hep
melanet, hep rezalettir. Burada Allah’tan korkma, tenhada Allah’tan
kork. Burada Allah’tan utanma. Tenhada Allah’tan utan. Daha mü’min
olamadık. Daha Allah’tan korkmuyoruz. İman-İslâm dairesinden çok uzağız.
Çünkü burada toplanır nefsimiz. Birbirimizden utanma var, sakınma var,
korkma var. Tenha olduğumuz yerde, o nefsin başını kaldırıyor. Neye
benzer o melanet. Evde kedi olur. Sahibi yanında otururken, böyle
yuvarlak olup da yatıyor. Uyur o. Bir ayak sesi işitip de, bir hareket
sezince, bir parça gözünü açar böyle. Bir – iki bakınır. Bakar sahibi
gitti mi? Meydan bizimdir der. Hemen orda ne varsa kapıp, doğru damlara.
O sıfat var bizim
nefsimizde. Birisi durursa çok akıllı, uslu durur böyle. Arada sırada
biraz bakar. Kimse olmadımı, o zaman Allah var demez. Peygamber va da
demez. Kimse yok, herşey benimdir der. Böyle nefistir o. Nefsin keyfinin
arkasından giden adam sonunda imansız kalır. Oraya çeker bizi,
Neûzübillah. Onun için nefsi sıkıya koy. Ne kadar sıkarsan korkma,
ölecek diye korkma. Ölmez, yedi canlıdır o.
Ruhunu sakla. Senin
yanında kalıcı ruhundur. Ruhunun gönlünü hoş eyle. Onu sıkıya koyma.
Nefsi istediğin kadar sıkıla, ruhun ferahlanır. İmanın, İslâm’ın aslı
bundan ibarettir. Yürüyeceğimiz yol budur. Nefsinin keyfine işleme,
zarar edersin. Ruhunun ferahlanması için işle. “Ticareten lentebur“,
Tükenmeyen ticarete sahib olursun. Ebedi mülke sahib olursun. Ebedi
saadeti bulursun. İşte o mühimdir.
Bir parça – yarım saat
burda – oturup Allah demekten yorulup duruyor orada. Lakin ruhlarımız o
Allah’ın vahdaniyetinin denizlerinin içerisinde yüzüyor. Balık suda
nasıl ferahla yüzer, öyle yüzüyor ruhlarımız. Malayani oldu mu, malayani
meclislerinde nefisler ferahlanır. Ruh toplanır, üzülür, yok olmak
diler. Peygamberimizin ve Allah Azze ve Celle’nin razı olduğu
meclislerden, ruhlar gül gibi açılır. Ruhların gönlünü hoş et,
kazanırsın. Dünyanın keyfi az bir zaman içindir. “Kul metau’d-dünya
karin“ Allah (C.C.) Cenab-ı Peygamber’e hitab ediyor: “Söyle, o
kullarıma! Dünyanın keyiflerinin arkasına düşmesinler. Çünkü dünyanın
keyfı az bir şeydır.“ Aman dünyanın keyfini biz çikaracağız, dünyadan
keyf edelim, zevk edelim diyerek ona aldanıp sakın o zevklerin içerisine
düşmesinler. Dünya zevki azdır. Dünyanın keyfı pek azdır. Hakikatan de
azdır.
Şimdi bizim gibi
kimseleri, ahmak sayan çok kimseler var. Neden? Yaşamasını bilmeyen
adamlar bunlar. Bu kadar hayat varken dışarıda, delikanlılar gelip böyle
meclislerde oturup çürüyorlar, derler bize. Onlar kendilerini hiçbir
mania karşılarında görmeksizin, serbest olaraktan; her arzularını yerine
getirip bu dünyadan kâm almak, bu dünyadan keyf almak, zevk almak için
kendilerini koyuverirler. İlk gençlik çağında böyle bir iştah oluyor. Aç
insanın sofraya hücum edişi gibi, ilk gençliğin heyecanı ile, o dünyanın
şehvetlerinin hepsini birden biz yutalım diyerek, hücum eder gençlik
çağında. Peki; o aç olan kimse, önündeki sofraya kendisine dur diyecek
kimse bulunmadan, hücum etsin bakalım; yesin, yesin, yesin. Hudutsuz
yesin ne olacak? Nihayet kendi kendine bırakacak. Nihayet; ye yahu
bakalım, bir lokma ağzıma koyacak yer kalmadı diyecek. Lezzet alacak
hassa kalmadı, bitti. O dünyanın lezzetlerini doyumluk hesab edip
arkasına düşen kimse, çok geçmeden kendisini bu dünyanın şehvetlerinin
esiri bulacaktır, Boyuna o nefsin arzusunu tatmin etmek için, oraya
koşturacak, buraya koşturacak. Bunu yapacak, şunu edecek, gecesi yok
gündüzü yok, öyle müthiş bir esarete mahkum edecek ki; artık ihtiyarı
elinden gider. İradesi elinden gider. Bir makina adam gibi, onun
íçerisinde dolaşıp durmaya başlar. Lezzet de alamaz. Yapmadan da
duramaz. Esir etti kendisini. Aldığı lezzet yoktur onun artık. Haram
hududunu tanımayan adamın, harama hücum ettiği vakit alacağı lezzet;
helâl ile iktifa eden bir kimsenin helalden alacağI lezzetub yanında hiç
kalır. Hiç lezzeti yoktur artık. Ağzının tadı kalmadı, bitti. Lezzet
alamaz. İlk olarak, onları öyle cezalandırır.
Şeytan, bize süsler
haramı. Biz de dalalım o denize, biz de öyle kalalım. Helalden lezzet
almayalım. Tad helaldedir. Tatsızlık, zevksizlik haramdadır. Haramın
arkasında koşturan adamlarda lezzet kalmadı, lezzet alamaz. Lakin,
yapmadan da duramaz. İşte belâyı satın aldı o. Boynuna taktı. Haramı
işlemeden haramı yemeden, haramı yapmadan rahatı yok onun. Boyuna
çalıştırıyor ama lezzet almak için değil, onu esir aldığı için. Artık
lezzet babı kapandı. Haramı tanımayan kimselere Allah’ın vereceği ilk
ceza, onlardan lezzet almayı kaldırıyor. Onun için onlar hakkında
“Metau’d-dünya karin.“ Çok az bir şey mukabilinde esir ettirir
kendisini.
Helal ile iktifa eden
kimse, helalden lezzet alır, zevk alır. Şeytan’ın uğraştığı, bizi harama
mahkum edebilmek. Şeytanın sendeki yardakçısı, nefsindir. Nefiste ona
içerden el verdi mi; ikisi beraber olup seni haramın bataklığına atar.
Her defa ondan kurtulmak dilerse o kimse, çırpındıkça daha da batar,
çıkması yok. Onun için, hiç zahirdekine göre bakıp ta hüküm verme.
Hayatı yaşıyor zannetme. Sor bir tanesine bakalım, hayatından memnun mu?
Birkaç ay evvel bir
kimse gördüm. Hayatından memnun musun diye bana sual ediyor. Allah-u
Zülcelal Hazretlerinden memnun olmaz olur mu insan. İnsan olup da
Rabbinden memnun olmayan var mı? Sen nasılsın? Halbuki kendisi milyoner
adam. Evine girerken utanıyorum, oraya ayak basmaya, evine. Onun evinde
gördüğüm; öyle şeyleri evinde mobilya diye tutmaz o, en birinci akla
hayale gelmeyen mobilyalar gördüm içerisinde. Otururken bir o yana
bakıyor, bir bu yana bakıyor, milyonluk adam. Ben de hava alayım diye
dışarıda oturdum. Ne bileyim, birisi nişan alacak diye korkunun
içerisinde. Ta kalkıncaya kadar, bu tarafa o tarafa elektrikler
yaktırdı, gündüz gibi. Gene de arada – sırada bir dikkatle bu tarafa, o
tarafa bakıyor.
Hayatından memnun mu?
Nerede memnun olacak, memnun olmaya imkân var mı? Herşey elinde olduğu
halde, Allah; herşeyi yapabilecek iktidarı, malı kuvveti vermiş olduğu
halde, o hayattan memnun olacak itminanı kalbinden alıvermiş koşuyor.
Kadınlar tıkır tıkır koşar, delikanlılar böyle böyle koşturur, ne
aradığını bilir, ne aradığını bulup da tamin olur. Sabahtan akşama,
akşamdan sabaha koştururlar. Ne bulacaklar? Akşama kadar dolaşıp ne
buldun, tatmin oldun mu? Yok, boş yatar.
Gece yatıp sabahleyin
kalktığı vakitte, gece yattığına pişman olur. Harama bir defa mahkum
etti mi, o insanın hayatından hoşnudluğu kalkar, rahat ve huzuru biter.
Sen oraya bakma, şeytanın süslenmesine bakma: Yüzüne bir parça boya
şekeri sürülmüş, ağzına aldığında bir parça lezzet aldırır, yutuğu vakit
te içerisini berbat eder. Haram budur. Nefsin istediği de budur. Bu
üstündeki bir parça şeyi yalasın diyerek o kadar belâyı satın alır, o
nefis. Nefse köle olma, Allah’a kul ol. Allah’a kul olmaktır,
bizim şerefimiz. O’nun üstünde şeref de arama. Sen Allah’a kul olduysan
en büyük şerefi ihdas ettin demektir. Başka bir şey arama, Allah’a kul
olmaya, her lahzanın içinde “Lebbeyk Ya Rabbi.“ “Senin kulun Ya Rabbi!“
diyebil.
“Buyur Ya Rabbi!“
diyen kula, Rabbisi “Lebbeyk ya abdi!“ “Buyur ey kulum“ der. Amma sende
her defasında Rabbine, Buyur Ya Rabbi! Ferman senindir. Bu memleket
senindir. Bu memlekette senin hükmün geçer. Başkasının geçmez,
dedirttebiliyor musun, kendi nefsine? Erkek odur. Ricalullah odur. O
kimseye Allah; “Buyur ey kulum, ne istersen sen emret, o olsun“ der.
İnsanın şerefi büyüktür. Şerefimizi harab eden, nefsimize büyük
demekliğimizdir. Mademki nefsine; “Buyur ey nefsim, sen ne istersen onu
yapayım“ dersen, işte şerefinden insanı düşüren o sıfattır. Yoksa
Allah-u Zülcelal’e söylese, “Buyur Ya Rabbi! Neyi emredersin? Emr-u
fermanın baş üstünedir.“ Her lahzada, her nefeste, her harekette
diyebildiğinde “Ey kulum! Sende mutasın. Bana muti olan kainatta mutâ
olur. Bana her emrinde itaat sahibi olan bütün kevn-u mekan içerisinde
emri tutulan zattır.“
O torba giyen zata da
seslendik böylece, - Karaca Ahmet’e – Orda yatıp durma, bu kadar
fakirfukarayız biz, bizede bir nazar et. Torbayı oraya astırıp,
seyrettiriyorsun. Torbayı giyecek sıfat yok. Allah’ın inayetinden bize
ümmet cübbelerini giydir, giydireceksen. Onu oraya, karşımıza asıp
durdurtma. Allah-u Zülcelal bizi kulluk şerefi ile müşerref kılsın.
Hazreti Ali Efendimiz
öyle söylemiş: “Kefâ bi izzen enteküne leke abden. Kefâ bi şerefen
enteküne bi Rabben“ “Benim için izzet yeter; sana kul olmaklığım Ya
Rabbi. En büyük şeref, senin benim Rabbım olmaklığındır.“ Aranacak
hislenecek mesele bu. İzzet ve şeref onda. Benim için izzet yeter, sana
kul olmak. Sana kulluk yapabilmek, sana kul olmak benim izzetimdir.
Şerefim de senin benim Rabbim olmaklığındır ya Rabbi! Diyor. Bununla
bütün şereflerin ve izzetin gayesini bildiriyor, Hz. Ali Efendimiz. O
Babu’l-Ulûm olan zat. İlim şehrinin kapısı olan Hz. Ali Efendimiz,
hülâsa olarak bunu söylüyor bize. Bunu bil, bu şerefle şereflen, bu
izzetle izzetlen. Kainatta senin ismin söylensin, bütün mülk ve
melekûtta. O vakit, Cenab-ı Allah’ın mülk ve melekütunda senin ismin
zikrolunur. Allah bizi o makamlara doğru yürütsün.
el-Fatiha
Nefse köle olma Allah'a kul ol
( 1974 )
http://www.naksibendi.net/sohbetler/Nefse-kole-olma-Allaha-kul-ol.html
***
Aldatan
Kimse Halkın
Nazarında Aşağılanır
Bismillahirrahmanirrahim
…
Aldanan
ahmaktır. Aldatan
şerefsizdir. Şerefli
insan aldatmaz.
Gözünüzü açın. O
zaman Hakkı da
görürsünüz batılı da
görürsünüz ve
ona göre hareket
edersiniz. Bilesiniz
ki batıl
temel üzerine
kurulan bina
cöker. İçindekileri
de batıracaktır. Onun
için Allah (c.c.) için
yapılan bina
yıkılmaz. Şeytan
için olursa
yıkılır. Allah’a (c.c.)
sığınırız.
Aldatan
kimse halkın
nazarında aşağılanır.
“Aldatan bizden
değildir“ diyor
Peygamber (s.a.v.s.)
Aldanmayacaksınız. Ahmak
Müslüman
dedirtmeyeceksiniz. Aldattık
farkına varmıyor
dedirtmeyeceksiniz.
İkisine de tenezzül
etmeyin. Ne aldatın
ne aldanın. Bu, yaşayan
İslam dininin değişmez
umdesidir. Bir
kimseden doğruluk
gitti mi, aldatıp,
aldanıyorsa o kimse
şeytanın maskarası
olur. İflah
olmaz. Hasılı
kelam Mümin
dikkat edecektir
ki yaptığı
bina başına
göçmesin.
Ümit
ederiz ki Cenab-ı
Allah (c.c.), sizin
niyetlerinize göre başınızdakileri
tebdil eylesin.
Tek Sultan Allah’tır
(c.c.).
el-Fatiha
Aldatan kimse halkın nazarında aşağılanır
http://www.naksibendi.net/sohbetler/Aldatan-kimse-halkin-nazarinda-asagilanir.html
Tüm
sohbet „Allah
(c.c.) için Yapılan
Bina“
Şeyh
Muhammed Nâzım Âdil
El-Kıbrısî
- İlahi Okyanus
–
Kitap Matbaası –
İstanbul 2003

|