DİGİTAL
HAKKANİ
SOHBET
1
2
3
4
5
6
7

16

"Allah’tan Geldik ve Allah’a Geri
Döneceğiz..."
Hazret-i Şeyh Muhammed
Nazım Kıbrısi el-HAQQANİ

29 Recep
1428 / 12 Ağustos 2007
Lefke,
KKTC
Bismillahirrahmanirrahim
Yevmin cedid,
Rızkın cedid
Esselamu
Aleyküm
Euzü billahi
mine şeytaniiracim bismillahirrahmanirrahim
Destur Ya
Seyyidi , ya Sultanul Evliya
Hoş
geldiniz! Mütevazi sohbetimize hoş geldiniz.
Günümüzde
böyle derviş-meşreb bir sohbet bulmak zordur ve bu Büyük Şeyhimizin
bereketindendir.
Büyük
Şeyhimiz – Allah onun sırrını takdis etsin ona daha fazla güç ve şeref
kazandırsın. Allah’tan dileriz ki onun himmeti bu sohbetimizi ihata
etsin ve bu sayede ilahi ilimde bir şeyler kazanalım.- İlahi ilimlere
ihtiyacımız var hakikaten ihtiyacımız var. Diğer tüm ilimler dünyevidir.
Bunlar kolay şeyler. Bilmemiz veya bilmememiz belki çok küçük bir fark
oluşturur.
İnsanlar
bugün etraflarında olan ve gördükleri şeylerle ilgileniyorlar. Sayısız
mahlukatla ilgili bilgilere ise özellikle eğiliyorlar. Peki insanoğlu
neden bunlarla ilgileniyorlar? Çünkü Bilmiyorlar. İçinde yaşadıkları
tabiatı öğrenmek istiyorlar ve şunu diyorlar:“Tabiattan geldik ve tekrar
tabiata geri gideceğiz.”
Mülahaza
etmiyorlar ve diyorlar ki: “ Bilinmeyenden geldik ve bilinmeyene
gideceğiz.”
Evet, eğer
onlara bakıp söylemek gerekirse:“Tabiattan geliyoruz ama tekrar tabiata
geri dönmüyoruz”, bu bu kadar kolay ve kamil bir hüküm de değildir.
Hayır, böyle ucuz bir bilgi olmaz, herkes şöyle söyleyebilir:“Tabiattan
geldik ve tekrar tabiata geri gideceğiz.” Öyle gururlular ki şunu da
söylüyorlar:
“
Bilinmeyenden geldik ve bilinmeyene gideceğiz.”
Bunu neye
göre soruyorlar ve insanlar bununla niçin ilgileniyorlar? Herkes bunu
bilir. Belki karıncalar şöyle diyecekler :“Tabiattan geldik ve tabiata
geri döneceğiz.” Ama sen bir insan olarak, topraktan yaratılmış mükemmel
bir varlık olarak, tabiattan geliyorsun ve tabiata mı gidiyorsun? Eğer
söylüyorsanız ki mükemmel bir varlığız, o zaman şunu demekten nasıl
memnun olabilirsiniz? “Tabiattan geldik ve tabiata geri döneceğiz.”
Tabiat nedir o zaman? Tabiattan kastınız, karalar mı, denizler mi,
ağaçlar mı, hayvanlar mı, bitkiler mi, ormanlar mı, kuşlar mı? Tüm
bunlar tabiata aittir. Nasıl “Tabiattan geldik diyebilirsiniz?”
Canlılarla,
dünya üzerinde yaşayan mahlukatla o kadar alakalısınız ancak nasıl var
olduğunuzu düşünmüyorsunuz bile.
Bir zamanlar
bir alim vardı. Bir sandalyenin üzerinde oturur, insanlara bir şeyler
anlatır ve her şeyi bildiğini düşünerek insanları eğitebileceğini
zannederdi. İnsanlara:” Ey benim dinleyicilerim, bilgim hakkında ne
düşünürsünüz?” dedi. Onu dinleyenler: ”Sen bir deryasın” dediler. Aynı
buradaki Dr. Salim, Dr. Abdülgani veya Dr. İbrahim gibi… “Evet, eğer
biriniz bana bir şeyler sormak istiyorsanız, soracağınız her şeye cevap
bulabileceğimi düşünüyorum. İster bu gökyüzünden ister yeryüzünden
olsun. Evet herşeyi sorabilirsiniz.” Bu alim, bilgisinden o kadar gurur
duyuyordu ki. Allah, kullarından çok şeyi bilip de bilgisinden gurur
duyanlardan ve “Ben çok kudretliyim, ben çok büyüğüm, ben çok bilgiliyim
ve ben her bilim alanında otoriteyim” diyenlerden hiç hoşlanmaz.
Dinleyicilerden biri kalktı ve dedi ki: “ Destur, ya Seyyidi. Ben, size
soru sormaya utanıyorum, çünkü siz ilim deryasısınız ama her zaman
düşündüğüm ancak cevabını bulamadığım bir sorum var.. “Sor bakalım” dedi
bu alim.“Ey hocamız, benim aklım fikrim hep karıncalarla meşgul.
Karıncalar Allah’ın askerleri, bunu gayet iyi biliyorum ancak ben
onların yaradılışlarına dair bir şeyler öğrenmek istiyorum. Karıncalara
baktığımızda bir kafalarının ve kafalarının arkasında iki parça vücut
parçasının olduğunu görebiliyorum ve parçaların arası da çok dar.”
Soruyu soran bu adam öylesine boş bir adamdı ki başka bir şey
düşünmüyordu. “Karıncayı elime alıp evirip çeviriyorum ve bakıyorum ki
parçalarının arasında hiçbir geçiş bulunmamakta. Şimdi size sorum şu
olacak. Bu hayvanın bağırsakları kafa tarafında mı yoksa vücud tarafında
mı?” Alim ona şöyle cevap verdi: “ Bugüne kadar böyle bir ilimle hiç
ilgilenmemiştim. Başka bir soru sor!”
İnsanlar
günümüzde şöyle düşünüyorlar: “Biz tabiat hakkında her şeyi biliyoruz;
bilinmeyenden geldik ve bilinmeyene gidiyoruz.” Ben ise onlara
soruyorum: ”Bu iki bilinmeyen arasında sizin yeriniz nedir? Ne
düşünüyorsunuz? Ne söylemek istiyorsunuz? Önce bir bilinmeyen sonra
başka bir bilinmeyen- bu nedir?
Kimse böyle
bir şey sormadı.
Herkes
filleri bilir. Nasıl geldiklerini, gittiklerini. Herkes onları tanır
ancak karıncalarla ilgili problem daha önemlidir. Kimsenin bu soruyu
şimdiye kadar cevaplayabildiğini zannetmiyorum ancak kıyamet gününe
kadar herhangi bir zamanda cevaplanabilir.
İnsanlar
bilinmeyenle hiç ilgilenmiyorlar. Bilinmeyenden geldik ve bilinmeyene
gidiyoruz. Biz bilinmeyen bir yerden geldik ve tekrar bu bilinmeyen yere
gideceğiz – nasıl tabiattan geldiğinizi söylersiniz? Tabiat nedir?
Bilinen mi bilinmeyen mi?
Ve alim dedi
ki: “Ya Hu! Bu soruyu bırak başka soru sor. Daha sonra bakarız bu
soruya.”
Adam dedi ki
“Ey hocamız! Sakal telleri hakkında ne düşünürsünüz? Tek sayıda mıdırlar
yoksa çift mi? Alim “Ben bunu hiç… hiç bunu bilmiyorum… bana bir
şans ver bir daha ki sefere bunun cevabını sana söyleyeceğim.”
Bu alimin
hiç aklı yok!
Bir
seferinde insanları güldüren aynı zamanda Hikmet’den de anlayan
Nasreddin Hoca’ya sordular: “ Sen alim olduğunu söylüyorsun. Dünyanın
merkezi neresidir söyle bakalım!” Hoca Nasreddin: Tam burasıdır” dedi.
Eğer inanmıyorsanız, doğu ve batıya doğru gidip ölçün ben burada
duracağım.” Şu gerçek bir alim değildi ancak Nasreddin Hoca çok daha
akıllı ve bir alim.. “Ben tam dünyanın merkezinde oturuyorum.
İnanmıyorsanız gidip ölçün! Ben haklıyım!” İnsanlar sordular :” Ne
diyorsun Hoca?” “Gidin ve ölçün diyorum size”
Eğer şu alim
hakikaten bir alim olsaydı o zaman şöyle söylemesi lazımdı:” Sakalım
telleri tek sayıdadır. Eğer inanmıyorsanız gelin sayın ve sonuç itibari
ile benim dediğime geleceksiniz!”
21. yüzyılın
bu sapık, anlayışsız ve serseri insanları tabiattan geldiklerini ve
tabiata gideceklerini söylerlerken tabiatın ne olduğunu sormuyorlar.
Tabiatın bilinmeyen bir şey olduğunu mu düşünüyorsunuz? Görmüyor
musunuz? İçinde yaşıyorsunuz. Tabiattan gelip tabiata gittiğinizi nasıl
söylüyorsunuz?
Eğer bu
doğru olsaydı, tabiat nereden geliyor ve nereye gidiyor? Eğer biz
tabiattan geliyor isek ve tekrar ona geri dönecek isek, tabiat nedir.
Nereden gelir? Nereye gider? insanlar bunu düşünmüyorlar.
Düşünmelisiniz. Düşünmek gizli hazinelerin anahtarıdır. Bunu
kullanırsanız açıp içine bakabilirsiniz hazinelerin.
Ancak
insanlar düşünmek için uğraşmıyorlar. Tabiattan gelmedik ve tabiata
dönmeyeceğiz. Bilinmeyenden, görünmeyen dünyalardan geliyoruz ve
görünmeyen dünyalara gidiyoruz.
İlim,
okyanus gibidir. Ancak ne Atlantik gibidir ne de Pasifik veya Hint
Okyanusu. İlim, kıyısını arayıp ta bulamadığınız, dibine doğru gidip de
ulaşamadığınız deniz gibidir. Ancak insanlar o kadar sapıkça şeylerle
uğraşıp onların ardından koşturuyorlar ki ve Bilinmeyen dünyalardan
gelip bilinmeyen dünyalara geri gideceğiz diyemiyorlar.
Eğer
peygamberler olmasaydı ve sadece aklınızı kullanabilseydiniz şunu
söyleyebilir olurdunuz. ”Bilinmeyenden geldik ve bilinmeyene geri
gidiyoruz.”
Aklımızla
bulduğumuz kadarıyla bu doğru ancak ilahi ilmi kullanırsak şunu söylüyor
olurduk: “Biz Allah’tan geliyoruz ve Allah'a geri dönücüyüz : "Inna
lillah ve inna ileyhi raciun..."
Allah
kimdir? Bunu sormalısınız. Allah hakkında bir şeyler öğrenmeye
çalışmalısınız. Allah’ın kim olduğunu bilmelisiniz.
Düşünüp
taşınırsanız Allah hakkında bir bilgi edinemezsiniz. Ancak Kadir-i
Mutlak özel, seçilmiş, seçilmiş bir Kullarını insanlık arasından
gönderdiğinde Allah’ı öğrenebilirsiniz.
Bu kullar
bizim hiçbir zaman erişemeyeceğimiz ilimleri getirirler. Ancak ondan
sonra bizler orada görülmeyen, erişilmeyen, kaybolmayan, gözden
kaybolmayan biri olduğunu öğrenebiliriz.
Orada
Varlığı hiç kaybolmayacak birinin olduğunu bilmelisiniz. Varlığı yine
kendisindendir, kimse onun Varlığına dokunamaz, ortadan kaldıramaz, O’nu
kimse bırakamaz ve kimse O’nun olmaması için bir şey yapamaz.
Ancak
insanlar akıllarını malayani işlerle, gereksiz işlerler, kullanılmayacak
buluşlarla harcıyorlar. Bu nasıl bir buluştur?
“Ey Şeyh,
sen karıncalardan bahsediyorsun ancak biz mikroskop kullanıyoruz ve çok
küçük şeyleri görebiliyoruz. Öyle küçükler ki onlardan bir milyar tane
yan yana gelince karınca oluşturuyorlar.” Ne düşünüyorsun? Eğer bu alet
ile onların nasıl hareket edip yaşadığını izler isek – onların kendi
kendilerine oluşturduklarını mı düşünüyorsun veya Biri tarafından var
edildiklerini mi düşünüyorsun?”
Bilmiyorlar,
ancak “Şöyle bakteri, şöyle mikrop, şöyle yaratık… gördük” diyorlar.
Neden onlara “Kim onları var ediyor?” diye sormuyorsunuz? Bu da başka
bir soru ancak güzel bir soru: “Ey arkadaşım! Buraya nasıl geldin ?
Buraya sizi kim getirdi ? Herkesin kendisine özel bir formu var, her
şeyin farklı bir fonksiyonu var. Bazıları kuş gribi yapar, bazısı deli
dana hastalığı. Bu insanları akıl hastanesine tıkmak lazım! Buluş
yapıyorlar. Milyarları harcıyorlar ve hiçbir sonuca ulaşamıyorlar. Eğer
onlar sormuyorlarsa siz soracaksınız! Bakteriyi yakalayıp soracaksınız:
“Seni kim yarattı? Daha önce neredeydin? Nasıl var oldun?” Bunu
soracaksınız.
Ve minAllah-u
et-tevfik.
Allah bizi
affetsin. Peygamberimizin söylediklerini işitin, dikkat edin ve itaat
edin.
Ey 21. asrın
insanları Peygamberin mührünü sorun. O’nun hakikatini tanımak
istiyorsanız, O’nun Zatını araştırın. Diğer her şey boştur, geçicidir.
Allah bizi
affetsin!
Ala Rasulina
Salavat.
el-Fatiha

Allah'a geri döneceğiz
12 Ağustos 2007
http://www.naksibendi.net/sohbetler/Allaha-geri-donecegiz.html
|