DİGİTAL
HAKKANİ
SOHBET
1
2
3
4
5
6
7

15

Ebediyetin Peşinden Koşun !..
Hazret-i Şeyh Muhammed
Nazım Kıbrısi el-HAQQANİ

7
Şaban 1428 / 19 Ağustos 2007
Lefke, KKTC
Bismillahirrahmanirrahim
Ya Rabbi! Tövbe ya Rabbi! Tövbe ya Rabbi! Tövbe ya Rabbi!
Estağfirullah!
Şükür ya Rabbi! Şükür ya Rabbi! Şükür ya Rabbi!
Elhamdulillah!
Esselamunaleyküm!
Allah bizleri af
etsin, beni af etsin! Af edilmeyi isteyin çünkü af edilmekte rahmet var.
Af edilmeye doğru
gitmezsen, rahmet gelmez.
Esselamunaleyküm!
Selamı unutma. İnsanlar unutuyor ve sonra şiddet geliyor. Şiddet geliyor
çünkü ’Esselamunaleyküm’ söylemeyi unutuyorlar.
Eüzübillahiminaşeytanirracim. Şeytan insanlara ’Esselamunaleyküm’
dedirtmemeye bakıyor. Onlarda değişik ve saçma şekillerle selam
veriyorlar, ama iki kişi bir araya gelince en kıymetli selamlaşma
’Esselamunaleyküm’ demektir. ’Esselamunaleyküm’ dersek, rahmet gelir.
Eüzübillahiminaşeytanirracim. Yüce Allah sizi korusun ve Şeytanın
tuzaklarına düşürmesin. Şeytan her yere bir tuzak kurmuş ve ilk hedefi
insanları içine düşürmek. Ve bizde bu tuzağa düşmemek için
’Eüzübillahiminaşeytaniracim, Ya Rabbim, Sen bilirsin onun yaptığını“
deriz. Ve yüce Allah’da kuluna böyle hitab eder: “Ya kulum, uyuma!
Kafasız olma. Unutmaki Şeytan senin en tehlikeli düşmanın, sana selam
vermeyi unutturur, unutursun!“
Şeytan son gayretini
gösteriyor, insanlara tuzaklarını unutturuyor. Ve Şeytan Adem oğullarını
tuzaklara düşürmek için binlerce hile kullanıyor.
Bismillahirrahmanirahim. ’Bismillahirrahmanirahim’ dersen, ilahi koruma
altına girersin.
’Bismillahirrahmanirahim’ sizleri koruyor!
Destur, Ya Seyyidi! Ya
Sultanu-l Evliya!
Allah'ın sevgili
kullarını unutma! Bunlarin peşinden koş, bunları bul!...
Seylan’dan
olanlar var, onlar burada, bazısı… ve orası meşhur yer kıymetli taş
için. Yalnız sanmıyorum o taşlar kolay bulunur, hayır. Çok zordur bir
parça yakut veya zümrüt bulmak, o kadar çeşitli değerli taşlar var.
Belki şu an büyük kazma yapıyorlar, yalnız bir küçük taş bulmak için, o
kadar zor. Evet. Kolay bulacağını zannedersin? Bir kabuk kolay
bulabilirsin, yalnız bir deniz kabuğun içinde bir inci bulmak çok zor.
O yüzden Allah için
olan, Allah için çalışan insanların tek hedefi tek düşündükleri: “Ne
yapıp da Rabbimi benden memnun edebilirim?“
Bir gün boyunca o
kadar çok hareket yapıyorsun. Büyük Şeyh – Allah rahmet eylesin –
bir insanın 24.000 değişik halden geçebildiğini söylerdi – hepsi O'ndan
gelen. Bu herkes için geçerli ve hepimiz yakalamaya çalışmamız lazım,
hangi halimiz Rabb'imizin huzuruna bizleri yakın kılar. Bir düşün hangi
gayret Rabb'imizin huzurunda daha değerli.
Bir Allah için
yaşayan, Allah için çalışan ve Allah için göçen değerli insanların tüm
gayretleri Allah için. Ve bu insanlar ilahi koruma altında olurlar.
Onlar inçi. Onlar elmas. Onlar yakut. Onlar zümrüt. Yalnız onları bulmak
çok zor, öyle birini bulmak.
İnsanlar
artık kulluk yapmıyorlar, ama maddi isteklerin esirleridirler. Başka
düşündükleri yok, her zaman mümkün olduğu kadar çok fiziksel istekleri
karşılamak peşindeler. Tüm gayretlerini ve maddi bedenlerini fiziksel
varlıklarına zevk aldırmak için vermeyi seviyorlar
Bir gün insanlar son
günlerine varacaklar; bu da önemli gün olacak çünkü bu hayatı başka
tanımadığın hayat için bırakacaksın. Bunları belki de Peygamber
Efendimizin (s.a.v.s.) açıklamalarından biliyorsun, birşey biliyorsun.
Yalnız “…leyse-l-haber ke-l ayan…“ sanma bir şeyi duymak bir şeyi görmek
ile aynı!
Ravzatu-n Nebi
s.a.v.’den duymuş olabilirsin. Allah’ın evinden, Beytullah’dan duymuş
olabilirsin ve bunları görmek, öpmek ve orada olmak için büyük bir
isteğin olabilir. Ama buradasın! Çok içten istiyorsun, yalnız oraya
gidip ve varınca, değişik bir hava bulacaksın, çünkü bakıp ve
göreceksin: bu Allah’ın evi, İbrahim ve İsmail aleyhisselam'ın yaptığı.
Bu mübarek Kabe, tüm Peygamberlerin ve Peygamber Efendimiz Muhammed
s.a.v.'in çevresinde yürüdüğü Rabbimin evi. Orada tavaf etmiş, yürümüş
ve “Ya Rabbim, bizi af et! Ya Rabbim, bize rahmet okyanuslarından ver!“
demiş. Bakmak duymaya benzemez.
Şimdi herkes duyuyor
bir son gün gelecek diye. Ama hiç düşünmüyorlar… Son nefesimizde neyi
göreceğiz diye. Neyi anlamışsak, son nefesde öyle göreceğiz.. Yeni bir
alem senin önceden hiç geçmediğin. Bazi insanlara çok büyük zevk ve bazı
insanlara büyük azap olacak – özür dilerim. Bunlar çok acınacak halde
olacaklar. Bazı insanlar çok mutlu ve çok insanlar çok mutsuz olacaklar.
O yüzden, ey insan,
şimdi birşey yapıyorsun, şu an birşeyin peşinden koşuyorsun, yalnız
bilmen gerek, neyin peşinden koşuyorsun, değerli mi değil mi ? Değerli
hazineler olsa bile, sonsuz hazineler, yalnız bunlar hepsi hiç olacak,
sen ebedilik kapısına varmış olunca. Ebediyet! İnsanlar için ne kadar
güzel bir sözcük, ebediyeti görmek ve duymak! Oy, ne kadar çok ferahlık
geliyor insanların kalplerine, ebediyete varacaklarını bilince.
Ölümsüzlük, sonsuz güzel okyanuslar, sonsuz hayat okyanusları, sonsuz
huzur, kusursuzluk (mükemmeliyet) okyanusları, rahmet deryaları!
Burada ne var? Hiç! O
yüzden deriz: Rahmet iste burada. Sana rahmet yetişirse, seni hem burada
hem de ahirette mutlu eder! Hayatının son nefesine varınca, başka bir
giriş kapısı bulman gerek, hiç deymediğin, hiç görmediğin, hiç
tatmadığın!
Ey insanlar, bakın!
Burada bana o kadar çok hasta insan geliyor. Belki şimdi birini gördünüz
dışarıda… O öyle güçlü ve yakışıklı adamdı, ama bugün onu tanımak ve
onunla olmak ne kadar zor. Sonu yaklaşmak üzere… Belki o insan milyoner,
milyarder veya trilyoner – şimdi bakın bitmek üzere, eriyor, eriyor..
Adım adım, nefesden nefese çöküyor.. Belki ona burada hazineler var, ama
ona birşey ifade etmiyor vermiyor artık; çünkü vücudu yaşlanıyor. Maddi
bedeni bitmek üzere. Başta böyle bir halde değildi, hayat dolu biriydi,
şimdi yaşlı biri, göçmek gitmek istiyor…
Ey insanlar, herkes
bir gün o güne, o saate gelecek ve dileyecek: “Ey Rabbim, artık bu
yükleri fiziksel bedenimde taşıyamıyorum, ruhumu al!“
İnsan
sonunda bunu söylerse: “Bu fiziksel yükü, fiziksel bedeni üstümden al,
ya Rabbim! Beni ruhani bedenime vardır.“
Ama bir insan kendini
hayatı boyunca hazırlamamışsa, bu eski binayı bırakıp yenisine, ebedi
bedene koşmak kolay olmaz. Hayır, kolay olmaz! Şimdi böyle bir insan
daha çok burada kalmayı diler, ölmeyi değil. Ama bir insan bilirse ona
ahirette hazırlanmış olanı ve hayatı İlahi kanunlara uygun yaşanmışsa,
öyle bir durumda olmaz. Hayır, ona bir zorluk olmaz fiziksel bedenini
bırakmak. Öyle bir insan olur ki, eskimiş eşyalarını biri gelir ve
üstünden alır ve kendisine yenisini getirip şöyle söyler: “Bırak bunları
ve şunları giy!“.
Budur mutluluk insan
için ve budur şeref, şerefle giydirilmesi maddi hayatını bırakıp manevi
dünyaya, manevi hayata göçünce.
Ama şimdi insanlar
sarhoş, Müslümanlar bile Peygamberin (s.a.v.s.) sözlerini doğru
anlamamaktalar ve Mübarek Kuran’ın öğrettiği ve verdiklerinden
uzaklaşıyor ve maddi bedenin isteklerine koşuyorlar. Müslümanların
fiziksel bedenlerin isteklerinin, yemek ve içmenin peşinden koşmaları
utanç verici. Birşey hissediyorsun, birşey tadıyorsun, yalnız bir kısa
zaman, kısa zaman için, ebedi olamaz.
Ve bu yüzden bir insan
ruhani bedeni ve onun verdiği tadı istemezse bunu son anında isteyecek,
geçici hayatından ebedi hayatına göçünce. Yalnız fiziksel bedenlerini
yemek tatmak ile mutlu yapmış olan insanlar, hayatların son nefeslerine
varınca, yemek istiyecekler ve soracaklar: “Yemek yemek yemek!“… ve
bazıları da böyle soracak: “Su, su, su!“
Ve doktor da diyecek:
“Vermeyin ona su!“
“Ya Hu, bu insan
ölüyor.“ Doktor söyler: “Hayır, ölse bile, su vermeyin!“
Ve o insanda ac ve
susuz göçmüş oluyor. Hayat boyunca yeme ve içme ile yaşama zevki almış
olan, bunlar kesilince öyle bir hisse veya öyle bir korkunç duruma
düşüyor ki, ona büyük nehirlerin sularını azından koştursan, o yine
ister: “Oy, çok susadım, susadım!“
“Ya Hu, nehir akıyor
azından!..
Bu tad bitti ve şimdi
ebedi olanı istiyor.
Ey insanlar,
ebediyetin peşinden koşun! Ebediyete varıp sonsuz keyif bulun; yemeden,
içmeden, sonsuz keyif bulun. Fiziksel bedenin yaşlanıyor ve bitiyor.
Bitince de fiziksel bedenini alıp kabristan’a koyuyorlar. Şimdi ona
nehirler versen, o yine ister: “Ben susadım, ben susadım..“ veya: “Ben
acıktım, ben acıktım… bunlar beni hiç hoşnut etmiyor, ben başka birşey
istiyorum!“
Evet, başka birşey
demek, sen yemek içmek yerine sonsuz keyif istiyorsun. Yalnız kayıp
edersen, bittin…
Allah bizi af etsin!
Ey insanlar, bu her yaşayan varlık için bir nasihat, özellikle insana,
ölümü anlaması için. Yalnız onlar gerçek isteklerinden kaçıyorlar,
gerçek hoşnutluğu bırakıp başka yöne koşuyorlar.
Peygamber Efendimizden
(s.a.v.s.) bize ulaşan bilgiye göre, hayvanlar ölümden bilselerdi,
onların kemiklerinde hiç birşey bulamazdın; onlar kendilerini yemeden
içmeden uzak tutmaları gerekiyor. Yalnız bilmiyorlar ve bu yüzden yiyip
içiyorlar, kesilmeye götürülürken bile… bilselerdi kendilerini yemeden
içmeden keserlerdi. Yalnız insanoğlu biliyor, ama yine de yiyiyor ve
içiyor.
Allah bizi af etsin!
Ey insanlar, tövbe edin ve Yüce Allah’dan rahmet deryalarından gelecek
nasip dileyin veya bu deryalara varıp ebedi zevk ve rahmete ulaşmayı
dileyin.
Allah bizi af etsin ve
sizlere iyi anlayış ve güzel ameller ve Allah’a karşı iyi hizmetler
versin. Onu unutma! Onu unutma ve Yüce Allah’ı hatırlamaya çalış. O
yüzden tarikatlar insanları çokca söyle söylemeyi teşvik ederler:
Allah Allah Allah…
Allah Allah Allah… Allah Allah Allah…
La ilahe il-Allah… La
ilahe il-Allah… La ilahe il-Allah… La ilahe il-Allah… La ilahe
il-Allah…La ilahe il-Allah… La ilahe il-Allah…
Subhan Allah, Sultan
Allah… Subhan Allah, Sultan Allah…Subhan Allah, Sultan Allah…
Subhan Sensin, Sultan
Sensin, Subhan Sensin, Sultan Sensin, Subhan Sensin, Sultan Sensin,
ya Allah!
O'nun ilahi huzurunda
en şerefli en övülmüş kulunun, Seyyidina Muhammad s.a.v.s. şerefine.
el-Fatiha

Ebediyetin peşinden koşun
19
Ağustos 2007
http://www.naksibendi.net/sohbetler/Ebediyetin-pesinden-kos.html |