TASAVVUFA  DAİR   ...

 Tasavvuf  Portalı

Rasûlullah [s.a.v.]

Digital Ashâb

Hakkani Sohbet  {Buradasınız}

1  2  3  4  5  6  7  8

Digital Âsitane

Digital Mürşid

Digital Murabıt

Digital  Sufi

Digital Ziyaret

Digital Sanat

Tasavvuf  Literatürü

Güncel Tasavvuf

Tasavvuf Portalı Haritası

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

23/01/08

 Tasavvuf & Sufiler  âsitanesi tasavvuf.info adresinde yayında...

DİGİTAL   HAKKANİ  SOHBET

1     2    3     4    5    6   7 8

91

Rasûlullah Efendimiz (s.a.v)'in Müjdesi

Hazret-i Şeyh   Muhammed Nazım Kıbrısi  el-HAQQANİ

Rasûlullah Efendimiz (s.a.v)'in Bir Mektubu

* * *

Bismillahirrahmanirrahim 

 

Bu asırda evliyaullahlar gizlidir. Onların çoğu geçen asrın başında bilinirlerdi, bir çok kimseler onları göremediği için evliya kalmadı sanırlar, oysa ki onlar kendi halvetlerinde gizlenip otururlar. Var olmasaydılar, bu dünya çoktan batardı. Evliyaullahtan bir tane eksilse onun yerine bir diğeri hemen tayin olur.

 

Mü'minlere söylemek bize vazifedir. Kişinin o nasihatı tutup tutmamasından biz sorumlu değiliz; fakat tebliği yapmak zorundayız.

 

Müşrikler, Efendimizin dünyadan gitmesiyle ondan kurtulacakları fesadını düşününce Cenab-ı Hak'tan Ayet-i Kerime indi:

"Ey Habibim, sen elbette ki dünyadan gideceksin; lakin senin ölümünü isteyenler de sağ kalacak değil. Belki sen onların öldüğünü görürsün de, onlar seni göremez."

Nitekim o müşriklerin hepsi ilahi kahır ile gitti. Efendimiz onların hepsini gördü.

 

İşte buradan bize anlamamız gereken bir ışık yakılıyor. Mü'minler uyanık olmalıdırlar. Mü'minlerin içinde bulundukları zamanı bilmeleri gerekir. Gaybı Allah bilir, bildirdiği kimse de, Peygamber de bilir. Peygamberin cennetten, cehennemden, Mahkeme-i Kübradan, ebedi ahiretten haberi vardır. Peygamber gaybı bilmezse nasıl peygamber olur? Gelecekten haberi olmazsa ümmetlerini nasıl sakındırır, nasıl gözetir? Peygamber kıyameti bildirdiği gibi kıyametin alametlerinden de haberdar eder. Kendi bilmez; lakin Allah bildirir. Efendimiz Kur'an-ı Kerim'i bilmezdi; fakat Allah ona bildirdi, okuttu O da bizi haberdar etti. Müslümanlara karşı olup İslam'a düşman olanlar başlarının çaresine baksın, müslümanlar da sevinsin.

 

Efendimizin dünyadan ahirete teşrif edeceğini bildiren Ayet-i Kerime gelince sahabe-i kiramı derin bir düşünce aldı. "Efendimiz gittikten sonra bu ümmete kim baş olacak?" diye.

 O zaman Efendimiz bu Hadis-i Şerifi buyurdu: "Ey ashabım, ey ümmetlerim! Benden hemen sonra hulefa gelecektir." Hulefa-i Raşidin, el mürşidin, el Mehdiyyin: Seyyidina Ebu Bekir, Ömer, Osman, Ali, Hasan, Hüseyin Efendilerimizdir. Sahabe-i Kiram tekrar sordular:

     "Ya Resulullah hulefa da gittikten sonra ne olacak? Kıyamet kopar mı?"

      Efendimiz:" Halifelerden sonra Umera gelecektir", (Emir-il müminin sıfatıyla Emeviler Şam'da hüküm sürecek, Emevilerden sonra ise Bağdat’ta hüküm süren Abbasiler gelecek) dedi.

       Sahabeler sordu: " Onlardan sonra kıyamet kopar mı?"

      Efendimiz: " Ey ashabım! Umeradan sonra Peygamberin emanetine sahiplik yapacak olan Müluk (Osmanlılar) gelecek. Ümmetime başlık yapacak olan Sultan Selim Han Hazretleri Mısır'da son Abbasi halifesinden hilafeti teslim alacak."

Sahabe-i Kiram yine sordu: " Onlardan sonra kıyamet kopar mı?"

Efendimiz: " Hayır, ondan sonra cebabire devri gelecektir, İslam'ı hor-hakir edecekler. Müslümanlara eziyet edip, kitabı saymayacak olanlar­dır o cebabire olanlar. Onların da günleri sayılıdır. Cenab-ı Hak onlara da bir zaman verir. İslamı yok etmeye çalışırken benim nesli pakimden, temiz sülalemden azamet, keramet sahibi bir zat gönderecek Cenab-ı Hak. Din-i islamı o meydana çıkartıp, bütün dünyayı islamın nuru ile parlatacaktır. Cenab-ı Allah'ın bana va­detmiş olduğu İslam'ın bütün dünyaya yayılması, hükmetmesi onun zamanında meydana gelecektir" diye müjde vermiştir.

 

İkibinli yıllarda Mehdi (A.S)’ın gelmesi mukarrerdir. Böylelikle Din-i Mubin, İslam meydana çıkacaktır.

 

El-Fatiha

 

Efendimizin Müjdesi

 

http://www.naksibendi.net/sohbetler/EfendimizinMujdesi.html

 

 

***

Beklenen Olaylar
 

Bismillahirrahmanirrahim 

İslam'ın son Peygamberi Hazreti Muhammed (Aleyhis-Selam)'ın gelecekle ilgili bildirmiş olduğu haberlere göre Kendisinden sonra kıyamete kadar yaşanacak devirler şöyle sıralanmaktadır (İmam Ahmed Bin Hanbel , 4.273):

1)     Hulefa-i Raşidin Devri; Dört büyük Halife'nin (Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Ali) ardarda geleceği devir

2)     Umera Devri; Şam'da Emevilerin, Bağdat'ta Abbasilerin Emir-il Mü'minin (mü'minlerin başı) olacağı devir

3)     Müluk Devri; Osmanlı Padişahlarının halifeliği devralıp müslümanları idare edecegi devir

4)     Cebabire Devri; Müslümanların tek elden yönetilmeyecegi, Kur'an-ı Kerim'e riayet edilmeyen "Ahir Zaman" devri. Zulmün ve küfrün arttığı, inançsızlığın moda, müslümanlığı yaşamanın ise avuç içinde ateş tutmaktan daha zor olduğu devir.

5)     Hazreti Mehdi ve Hazreti İsa Devri; Mü'minlerin tekrar bir bütün haline gelip tüm dünya üzerinde adaletin ve Allah'a imanın yayılacağı devir. Peygamberimizin (a.s) neslinden olan Hz. Mehdi ve yeryüzüne geri inecek olan Hz. İsa'nın zuhuru hakkındaki rivayetler şöyledir:

Hz. Mehdi'nin zuhurundan önce, dünyayı kaplayacak olan bütün zamanların en büyük savaşı (armagedon) çıkar. Bu savaş üç ay sürer ve dünya nüfusunun büyük bir kısmı telef olur (bir habere göre, yedide altı nisbetinde). Ölecek olanlar zalimler ve kafirlerdir. Mehdi (a.s.) Medine'de zuhur eder ve üç kere "Allah-u Ekber" diye tekbir aldığında bütün ateşli silahlar durur, savaş biter. Aynı zamanda dünyada teknolojiye hayat veren enerji yok olur. Savaş durduktan sonra, Hz. Mehdi Şam ve Konya üzerinden İstanbul'a vararak Mukaddes Emanetleri teslim alır ve Deccal'ın Horasan (İran)'dan ortaya çıkmakta olduğunu ilan eder. Daha sonra, Deccal ve ordularına karşı gerçek cihadı başlatmak üzere Şam'a geri döner. Bu arada, Deccal Kudüs'e gider ve oradan tüm dünyaya küfrü yaymak üzere kırk günlük bir seyahate başlar. Kırk gün tamamlandıktan sonra Hz. İsa nüzul eder, Deccal'ı Şam yakınlarında öldürür ve Hz. Mehdi ile Şam'da buluşur. Mehdi (a.s.)'ın hükmü yedi sene sürer. Ondan sonra ise, Hz İsa bütün dünyada kırk yıl hükmeder. Bu zaman içerisinde kötü ve şeytani hiçbir şey kalmaz ve dünya adeta cennet gibi olur (Altın Çağ). Kırk yıl sonunda Hz. İsa Medine'de ruhunu teslim eder ve Peygamberimizin (a.s.) yanına defnedilir. Sonra kötüler ve şeytaniler dünya üzerinde azar azar yeniden ortaya çıkar ve on yıl boyunca çoğalırlar. Bu on yılın sonunda, mü'minler cennetten gelen rüzgarı teneffüs edip ruhlarını teslim eder ve kıyamet geriye kalan kötüler ve kafirlerin üzerine kopar. Şimdi yaşadığımız zaman, tabii ki cebabire devridir. Zulüm ve küfürle birlikte doğal afetlerin, kaza ve belaların, savaşların ve terörün çoğalması, bu dönemin de sonuna yaklaştığımızın işaretidir.

Gelmesi çok yakın olduğu tahmin edilen bu "zorlu" günlerde, mü'minlerin sıkıntısını azaltıp emniyette olmalarını sağlayacak üç önemli husus şunlardır:

1) Namaz

2) Zikir (tesbih)

3) Sadaka

Günlük yapılması gereken bu ibadetler Allah'ın hoşnutluğunu kazanıp bizi muhafaza etmesine vesile olur, çünkü biliyoruz ki hayır ve şer Allah'tandır. Secdesiz insanların Altın Çağ devrine yetişmeleri mümkün değildir. Yine unutmayalım ki az sadaka çok belayı defeder.
 

http://www.naksibendi.net/

 

***

Hazret-i Ali  Efendimizin Makamı

Mevlana Şeyh Nazım el-Hakkani

İstanbul, 22. Muharrem 1408 / 15. Eylül 1987

 Bismillahir-Rahmanir-Rahim

Gördüğümüz meseleyi söyleriz. İnanan kimselere saadet olsun. O da görecektir. O da görmeden dünyadan gitmez, bu sözü tasdik eden kimse.
Onun için böyle cereyan edecek. İşler buraya, bu neticeye bağlanacaktır. Önümüzde az mesafe kalmıştır. Az mesafe kaldı.

Bilmem… Bu sene Hac-ül Ekber´ dir. 1988 senesi Haccı Hac-ül Ekber´ dir. 1408 Hicri senesinin Haccı Hac-ül Ekberdir. Onu takip eden Muharrem’de bir Fütuhat´a intizar ediyoruz. 50 senedir bekleyip duruyorum. Dur bakalım, ağır ağır yetişiriz. Allah sizi de yetiştirsin. Bizi de yetiştirsin. Bi hürmetil habib bi hürmetil Fatiha.

İyi Günler Geliyor.

Bismillahirrahmanirrahim

Hazreti Ali efendimiz keremallahu veche aleyhisselam ve radiyallahu anhu hazretleri.. onun makamı Peygamber essalatu vesselam´a yakınlığı dolasıyla Cenab-ı Peygamber ona sırr-i olan ilimlerden açtı. O gizli ilimler hazinesidir. Kimsenin bilmeyeceği esrardan Hazreti Ali efendimize bildirilmiş idi. Ve onun Basra şehrinde Mescid-i ki en büyük camiisidir oranın.. bir hutbe irad etti orda Hutbet-ul Beyan denir ona. Yani Yevmel Kiyamete kadar olacak ne varsa, görülecek alametler ve nişanları beyan ettiği için “Beyan Hutbesi” denmiştir ona.
Ve Hazreti Ali efendimizin hizmeti bütün Sahabe-i Kiramların içerisinde ayrılmış ve en mümtaz olan hizmet kendisine verilmiş idi.

Ve Hazreti Ali efendimiz kendisine verilmiş olan sır olan ilimlerden, efendimizden sonra kimlerin geleceğini, kimlerin ne kadar kalacaklarını, kendisinin ne zaman efendimizin Halifesi olacağını…. çünkü o 4 Sahabeye halifelik vardı. Şimdi Hazreti Ali efendimiz önde gelse, onun şehid olduğu zamana kadar ötekilerin hepside dünyadan gitmeleri lüzum edecekti. Onlar dünyadan gidince Hazreti Ali efendimiz onlara verilecek olanı önlemiş olurdu.

Allah´ın hikmetiylen ilk Hazreti Ebu Bekir radiyallahu anh efendimiz halife oldu. İki senede o dünyadan geçti. Ondan sonra Hazreti Ömer efendimiz geldi. 10 sene durdu, şehid oldu. Hazreti Osman efendimiz gene bir o kadar durdu, o da şehid oldu. Hazreti Ali efendimiz ondan sonra geldi.

Şimdi bu 4 Sahabenin içinde yani Hulefa-i Raşidin´de en uzun yaşayan Hazreti Ali efendimizdi.  Şimdi ilk baştan halifelik alsaydı, ötekilerin hiçbirisi halife olmadan dünyadan gidecekti. Halbuki Allah´ın hikmeti onlara da halifelik verilmiş idi.

Bu tertiplen şimdi Hazreti Ali efendimiz üç halifeye de vezir bulundu. Müşkül olan meselelere cevap verirdi, hal ederdi. Ve Hazreti Ali efendimiz kendisine maddi ve manevi kuvvet ve saltanat verilmiştir. Maddi manevide olan onun makamına başka sahabe yetişmemiştir.
Ve Hazreti Ali efendimizin bildirmiş olduğu, kendisine Efendimizden bildirilmiş olduğu hakikatlardandır….

O şehid olduğu vakitte, şehid olmadan önce o´ da kaderini biliyordu.

Ve kendisini katl edecek, şehid edecek kimseye “Ya Katil-i” diye hitap edermiş.
“Ey katilim” dermiş. O seyis kaç defa ayaklarına düşüp yalvarırmış; “Bu olacak mı, ya Emir-il Müminin diyerekten. O yine “Ya katil-i“ dermiş, “ey katilim“ diyerekten. “Ya Emir-il Müminin, bu olacaksa, olmadan önce sen beni öldür,“ dermiş, “ki ben bu cinayeti işlemeyeyim.”
Ve Hazreti Ali efendimiz aleyhisselam radiyallahu anhu ve keremallahu veche hazretleri dermiş: “Nasıl olur? Sen benim katilim olacağına, ben senin katilinmi olayım? Sen katl beni katl ettikten sonra müstehak olursun. Şimdi mücerret benim bilmekliyim, seni katl etmeye öldürmeye kafi değildir. Çünkü suç işlenmemiştir. Lakin suçu işleyecek sensin. Sen malumsun. Lakin suçu işlemeden, işleyecek diyerekten seni katletmeye olamaz. O vakit ben senin katilin olmuş olurum ki o ağır günahın altına ben girerim. Sen ne zaman bu işe teşebbüs eder katl edersin, ondan sonra sen katl olunmaya müstehak olursun.”

Ve şehid olduğu zaman Hazreti Ali Efendimiz vasiyet eyledi ki; “Beni teşhis ediniz. Beni yıkayıp kefenleyip hazır ettikten sonra deveye beni devenin üzerine yükleyiniz bağlayınız ve deveyi salınız… Ve beni kimse takip etmesin. Benim arkamdan gelene korku var,” demiş.


Onun için ahali emir üzerine onu yıkayıp kefenleyip tabutada koyup, devenin üzerine bağlayıp deveyi salmışlar. Ve herkez ağlayaraktan o´nu takip etmişler. Çokları evlerin üzerinden damlardan bakıp duruyorlarmış, ki deve hangi istikamette gidiyor.
Bakmışlarki deve böyle yokuşu aldı. Yokuşun başına gelip böyle aşağıdan kaybolduğunda, yokuş başından bu tarafa doğru bir kervan çıktı.
O kervan ahalisine o Basra´nın Ahalisi koşup geldiler, ağlayaraktan dediler ki, “Hazreti Ali şehid oldu. O´ nu devenin üzerine biz bağladık. Koyverdik gitsin. Bize böyle emir etti. Aceba bize arkasından gelmeyide yasakladı. Acaban hangi tarafa gitti?” diye sorduklarında.
Onlar demişler “ Yahu siz nasıl insanlarsınız? Delimi oldunuz? Hazreti Ali efendimiz deveyi çeken o. Bize selam verdi. Deveyi çekip gitti. Nasıl siz ağlarsınız? Dövünürsünüz? Feryad edersiniz ki Hazreti Ali öldü diyerekten?“

Devenin üstündeki o, deve o, deveyi çeken o… Ve bugün ziyaret ettikleri… Hazreti Ali efendimizin makamıdır. Onun kabri bilinmeyen bir yerde. Zaten Cenab-ı Allah o´nu muhafaza etti.
Ne vakite kadar? Mehdi Rasül çıkıpda gelinceye kadar, Onunla beraber gelecektir dünyaya. İşin hakikatını, nasılki İsa Peygamber geldiğinde, hakiki Hristiyan ile kafir Hristiyanı ayırt edecek.
Bu zamandaki külüstür Müslümanlarla sağlamlarını o Hazreti Ali efendimiz kendine bağlı olanları kendine itikat edenleride, çürüğünü ve sağlamını ayırt etmek üzere o´da vazife ile Hazreti Mehdi´ nin Veziri olarak.. kendisi o makamındadır…

Şimdi onların bulunduğu makam.. Hicaz´da Necit’len Yemen arasında bir yer vardır. Ki orda.. Kablen Müteharrik derler. Bastığın vakit üzerinde duramazsın o kumun. Kum insanı içine çeker. Böyle böyle açılaraktan insan içerisinde kaybolur. Oynayan kum… O yerde … bir mağara vardır. Ve o mağarada… bir kubbe Melaike-i Kiram yapmışlardır…

Orda dayıma içtimadadır büyük evliyalarla Hazreti Ali efendimizde oradadır… Medine-i Münevvere’de iken bizim Sultanımız Şeyh Abdullah Dağistan-i hazretleri oraya davet oldu da, halvette iken, o mahiyetinde bizi bırakmıyor. Mahiyetinde alıyor… oraya yetişti.. “Gözünü yum” dedi. Yumdum. “Aç” dediği vakitinde, o makamda Tayyib-i kuvveti ile hazır oldu.
O mağaranın ağzı kırk arşın gelir. Böyle. Hazret Mehdi Aleyhisselam böyle durdu, kapının dışında. Böyle elini açtı iki tarafinı tutdu. Onun alameti bu dizlerine ulaşır. Ayaklarına ulaşır elleri uzundur.. Bizimki yukarıda kalır. Onun aşağıya iner. Böyle açtığında kapattı orayı.
Orda konuştu. Dedi; “Cismani olarak bir kimse oraya girerse, dışarı çıkmaz. Onun için böyle bir durdurttu bizi orada. Durdu.. “Senin için mani yok” dedi Şeyh efendi hazretlerine. “Şeyh Nazım için mani var“ çünkü biz içeri girersek, bizi de dışarı vermezler. Ruhanilen orada bulunuyor. Dahima oradan ayrılması yoktur. O benim şeklim üzerine orada beni temsil eden ruhani kuvvet var. Hiç oradan ayrılmaz o. Gece gündüz lüzum eden yerede gider gelir.
Ama bu cismani hayat ile içeri girerse o, dışarı vermezler artık. Çünkü benim cismani kuvvetim üzerine inecek olan o tecelliyi…. Dışarıya geldiğinde kimse bana bakamaz… Tahammül edemez.
Orada o makamdadır. Hazreti Ali efendimizde oradadır. 40 Halifeler oradadır. 99 Büyük Evliyada oradadır. Nebi Razim ordadır. Onlar sabaha akşama zuhur için emre müntazırdırlar.

Zuhuriyet içinde iki mesele kalmıştır. Türkiye´de bir inkilap olur ve birde Rus yıkılır.
Bu rus yani koministliğin yıkılmasına rayi olan bir hareket olacak bütün dünyada. Ki o Melhame-i Kübra denen büyük harbdir! Onun akabinde Mehdi Aleyhisselam çıkacaktır. Çıktığında Hazreti Ali efendimizide göreceksin. ´Bu kimdir?´ diye sormaya lüzum yok.
Ve güneşin mağribinde Vad-i Selam, Vad-i Zeytun, Vad-i Siba, Zirrul ula Ceberus diyerekten 5 makam vardır. Bir dünyalar vardır gün batımında. Orada bir mescid vardır. Bir Ulu-l Azim camii vardır. 70.000 Melaike-i Kiram lahzadan lahzaya orayada inzal olur.
12.000 kapısı var. Bir kapıdan bir kapıya bir fersahlık yoldur. Fersah dediğin 1 saatlik mesafe, 5 kilometre. 5 kilometre’dur. 12.000 kapı var.



Cenab-ı Hak size Yusuf Aleyhisselam´ ın makamını versin, selahiyetini de versin diyorum. Burayı tanıdınız mı? ... Kimdir? (Adnan Hoca)

Hem o rütbeyi hem o selahiyeti versin diye dua ediyorum. 
Tabii, Cenab-ı Allah yakıştırırsa, kabulümüzdür. Biz kendimize yakıştırmayız ama Allah´ın yakıştırdığınada itiraz etmeyiz. Ve Cenab-ı Hak nihayetsiz Lütf-u Kerem sahibidir.
Aslında Cenab-ı Allah´ın atası kaleme gelmez. Bir hudut ilen hudutlanmaz. Bütün Lütf-u İhsanı insan içindir.

Onun için insan Hazreti İnsandır. “Benim kendime saklayacağım lütuf ve ihsanım yoktur,“ diyor. “Benim bütün lütuf ve ihsan hazinelerim ey insan senin içindir.“
Biz kendimize onu yakıştırmıyoruz ama, Cenab-ı Hak yakıştırdığı vakitte; „Ya Rabbi, Senin lütfuna şükür, ihsanına şükür ederiz. Madem sen yakıştırdın, ben red etmem, kabul ederim.“

***

Adnan Bey kardeşimize de Cenab-ı Allah bir zaman için, Yusuf Peygamberin tecellisini o´na giydirmek üzere, o´na halvet emr eylemiş. Ve o´nu ihmal ettirip ´Şimdi kafidir. Çık´ diyerekten o´na icazet vermiş.
Ümit ederiz, ileriye doğru Adnan Bey´in yapacağı mükemmel hizmetler vardır. Vilayet sırrıylan zahiride başkada vilayet sırrıylan yapacağı ve yapmakta olduğu hizmette vardır. Tebrik ederiz.

Kendisi sabırlılardan yazılmıştır. Sabırlıların bir ötesi.. razılardanda yazılmış. Razılıkta verildi o´na.. kendisine.

Ben kendime göre bir düşünüyorum. Bakıyorum, benim tahammül edebileceğim bir yük değildi o. O maşallah genç zamanında o hizmeti tekbil etmiş arada askerlik hizmeti gibi. Vilayet erbabına böyle iktilalar geliyor. Size zarar vermemiştir o. Oda geçmistir.
Şimdi Peygamber huzurunda size bir rütbe giydirilmiştir. Ve bu Muharrem-i Şerif´te haseten zahir ve batında sizi teyit edecek hem manevi bir nur hem bir maneviyat giydirilmiş ve bir anlayışta, bir ilhamda size açılmıştır. Ki bu ilham üzerine siz kalbinizi etraf ilen meşgul etmeyin.
Siz Kuran-ı Kerimi okuduğunuz vakitte, teyemmül ile okuyunuz. Üzerinde düşüneceğimiz her Ayeti Kerime her okumanızda gusül abdesti ile okuyun. Bu size olan hitaptır. Bir defa okuyun. Lakin gusül abdesti ile okuyun. Ve tenha bir makamda okuyun. Ve ayak üzeri okuyun. Kuranı Kerimi yüksekte tutun.
Böyle ayakta durduğunuzda, okuyabilecek yükseklikte tutacaksınız. Ve O´nun huzurunda Sultan huzurunda durur gibi, duracaksınız.

Gusül ile geleceksiniz oraya, iki rekat namaz kıldıktan sonra ayakta. Üç Kelime-i Şehadet 100 Estağfirullah´ tan sonra, destur alıp Kuran-ı Kerimi siz tilavet edeceksiniz. İsterseniz bir çeyrek tilavet edin. İsterseniz yarım saat isterseniz sizin kalbinizdeki ilhama göre, okuyacaksınız. Ve ondan sonra kalbinize verilecek ilhamı kayd edeceksiniz. Çünkü size bu yapmış olduğunuz halvetin neticesinde size bir ikram olarak bir şerit bağlanmıştır kalbe. İlham ile bağlı.
Ve siz, beni buraya kapattılar kapatanlara ve beni muhakemeye verdiler muhakeme edenlere. Beni suçladılar suçlayanlara diyerekten kötü temenni olmayacak. Onlara gıybet olmak ister insanın nefsi. Red edeceksiniz. Ve siz bu minval üzerine size mükellefiyet vardır şimdi.
Hücrenizde yüksek sehpa gibi yerde Kuranı Kerimi Sultan huzurunda duruyor gibi okuyacaksınız. İsterseniz bir hizip isterseniz iki isterseniz üç isterseniz tekbil bir cüz okuyun.
Ondan sonra size bir varidat vardır. Manevi varidat verilecektir size mükafat olarak. Ki o ilhamdır. O ilham geldiği vakitda, o ilhamı kaybetmeyeceksiniz. O kıratı bitirdikten sonra, diz üzerinde oturunuz.
Elinizde kalem kağıt kalbinize doğacak olanı zapt edin. O iktişaf edecektir ve genişleyecektir. Darlanmayacaktır, artacaktır eksilmeyecektir lakin artacaktır. O suretlen siz Kuran-ı Kerim hakkında yeni bir görüş, yeni bir anlayış ilen, bilhassa o gençlere çok büyük hizmet yapacaksınız.
Vilayet sırrı olduğu için sizede bunu söylemeye memurum bugünkü günde, sizin vilayetiniz vardır. Evliyaullah’dan olduğunuz için, lakin şimdi böyle tomurcuk gül olur, ne rengi belli ne şekli belli ne de kokusu bellidir. O açıldığı vakitinde belli olur.
Şimdi Adnan Bey´in halide o kapalıdır. 24 saat zarfında bir defa bir veliullah bir defa veliullah bir defa bir veliullah, üç evliyalardan zat o´nun kalbine nazar ettiler. O mahbusta gerek hastahanede bulunduğu vakitte. Öyle nazar etmese, bu halde çıkamazdı.
O kalmaların sıkıntısı O´nu bozardı, ama bozmadı. Bozulmaya bırakmadılar. Ve şimdiki imanı ve mertebesi bu halvethaneye girmezden önceki halinden çok fazla fark dır. Bu da mühim bir meseleydi. Bu tablikadı yaptık ki; bizde mesuliyet kalmasın. Tamadır.. Mühim bir hizmet verilecek ona. Gelen varidatı siz kayd edin. Bir mükemmel bir..

***

Peygamber essalatu vesselam efendimiz dünyadan gitti. Sahabe toplandı. Bütün büyük eshablarda var. Hazreti Ali efendimizde var. Onların hepsine ilham olan reylerin hepsi Hazreti Ebu Bekr´ de toplandı.
O emir oldu. O dünyadan Peygamberin huzuruna gitti, Allah´ ın divanına. Yine toplanıldı. Hazreti Ömer! Hazreti Ömer dünyadan gitti, şehid olup. Hazreti Osman! O da şehid oldu. Hazreti Ali!

Hazreti Ali efendimiz keremallahu veche radiyallahu anh.. oda öyle bir zat.. onunla Muaviye.. Şam´ da hükümet üzerine ihtilaf oldu. Şimdi o zamanda hazır olan millet Hazreti Ali efendimizin hilafetine uygun düşselerdi o Şam´ daki Muaviyelik devleti kalkmayacaktı.
Hemen o’na layık olmayanlar çoğaldığı vakitinde ozaman… Hazreti Ali efendimizden gitti.
Hazreti Hasan ve Hazreti Hüseyin efendimizlerdende gitti. Kaldı Emevilerde hükümet…
Yani bizim layıkımız ne ise, oraya dönüyor kuvvet. Cenab-ı Hak görüyor. Cenab-ı Hak görmez değil.
Ben bir kimseylen bir mecliste mübahase edip 4 Halifeler hakkında benimle mübahase etti. Dedim: “Yahu! Bizim onları muhakeme etmeye selahiyetimiz yok! Onların hepsi sahabe. Hepsi Peygamberin huzurunda yetişen kimseler. Ve Hazreti Ali efendimiz hakkında biz katiyyen söz söyleyemeyiz! Lakin Allah´ın hikmeti Hazreti Ebu Bekir halife olduğu zaman Hazreti Ali efendimiz hazırdı. Ondan sonra Hazreti Ömer halife olduğu vakitte, Hazreti Ali efendimiz hazırdı. Hazreti Osman halife vakitte orda hazırdı.

Hiçbirisinde öteki sahabelerde hazır oldukları halde Hazreti Ali efendimiz… çünkü Hazreti Ali efendimizde olan ilim başka sahabede yoktu ve Hazret Ali efendimiz gözü kapalı yürüyen adam değildi.
Peygamberden almış olduğu sır o´nun kalbinde yazılıydı. Ve işin nasıl yürüyeceğinden haberi vardı.
Şimdi Hazreti Hüseyin efendimiz, Allah ondan razı olsun. Bu acemler, ki ´Rafizi´ deriz biz onlara. Onlar Hazreti Hüseyin efendimizi davet ettiğinde; “Sana biz yardım ederiz”..
Ve Medine-i Münevvere´den onların bu taahütü üzerine çıktı, çıkacağı vakit bütün büyük sahabeler ağladı.
Dediler ki; “Ey Peygamber torunu! Ey Peygamber´in gözünün nuru! Seyyidimiz, çıkma! “Çıkacağım” dedi.
Kaderini bilmeden mi yürürdü Hazreti Hüseyin efendimiz, Haşa?! Kaderini bilipte yürüdü. Kaderini bilip üzerine yürüyebilmek, Ricalullah’ın şanıdır.
Onlara kaderleri açık.. bizim gibi kimseler zayıf olduğumuz için o kaderden kaçmak istiyor öyle bir şey bilirse. İsde biriside şehid olacağını bilipde üzerine gidecek Avam-ı Nas´dan insan yoktur. Ama o bilerekten oraya gitti. Şehadet Rütbesini orada alacağı için gitti o.
Önce Hazreti Ali efendimiz Peygamber´den çok şey aldı. Ve Ümmet-i Muhammedi´nin nasıl devam edeceğini, hangi tarihi silsile üzerine yürüyeceğini Peygamber o´na bildirmişti.
Hulefa var, Ümera var, Müluk var. Cebabire var. Hazreti Mehdi´nin devri vardır. En başında 4 Halife. Ondan sonra Emevi ümerası, ondan sonra Abbasilerin devleti, Abbasilerden Osmanlıların. Osmanlıdan sonra diktatörler devri Cebabire, onun arkasındanda Mehdi gelir diyor, Peygamber essalatu vesselam.
Hazreti Ali efendimiz Basra´da minbere çıktı. Basra´nın büyük camiisinde bir hutbe okudu, öğleden ikindine kadar. Hutbet-ul Beyan derler ona, ki herşeyi ayan beyan etti. Bize o hutbelerden beş on sayfası geldi. Ötekileri evliyaların kalblerinde gizli durur. Bazı bazı söyletiler onlara.
Ve onun biriside kendisinin Hazreti Mehdi aleyhisselam zamanında gelip o´nun veziri olacağına dair olan sözüdür. Ve şimdi o devirdeyiz. Ve Hazreti Ali efendimiz o mecliste o zülfikarla beraber oturmaktadır. ...

Hazreti Ali Efendimizin Makamı

http://www.naksibendi.net/sohbetler/Hazreti-Ali-Makami.html

 

***

YARIN NE OLACAĞINI ALLAH BİLİR

 

Şükür Yâ Rabbi Elhamdülillah, Allah bizi şükreden kullarından eylesin.

"Tarikatuna sohbetun ve hayru fi cemiyye"

Şah-ı Nakşibendî Hz.'lerinin dediği gibi, "bizim yolumuz sohbet yoludur, toplulukta da rahmet vardır". Kalpleri bir olan yani kalpleri birbirine uygun olan kimselerin topluluğu Allah ve Resulüne sevgilidir. Allah ve Resulünün sevdiği bir topluluk dünyada da ahirette de sevilir. Bu bilinen bir şeydir. Lâkin insanlar ahireti unuttukça birbirine girişiyorlar. Dünya muhabbeti insanları sarhoş ediyor ve o sarhoşlukla ne yaptıklarını ne ettiklerini düşünemiyorlar, bilemiyorlar ve ızdırap çekiyorlar. Huzursuz oluyorlar, günleri rahatsız olarak geçiyor. Yarından ümitlerini kesmişler çünkü yarın ne olacağı meçhuldür. Yarın ne olacağını Allah bilir. Olacak şeyin korkusu isanlara geliyor, mesela altı ay sonra gelecek vukuatın korkusu veya bir sene sonra gelecek bir korku insanların huzurunu kaçırıyor. Rahat edemiyorlar, korku ile ümitsizlik arasında kalıyorlar. Ümidi kaybolan insan ne dünyaya ne de ahirete yarar. İnsanı ayakta tutan ümittir.

- Dünya ehlinin ümidi nedir?

Dünya ehlinin ümidi; dünyada çok kalmaktır. Dünyada çok kalabilirsin ancak seneler arttıkça kamburun çıkmaya başlar; senelerin yükü omuzlarından bastırır. Dünyada uzun yaşamak insana bir rahatlık vermez. Buna bir misal verecek olursak; yeni arabayla eski araba bir değildir; yeni arabaya binip gaza bastığında neredeyse uçar, eski arabanın hareketi ağırdır. Eski arabanın motoru zamanla zayıflar, içindeki alet edevat aşınır ve zor hareket etmeye başlar. İnsanda yaşlandıkça gerilemeye başlar çünkü insan bu hayatta ebedî kalmak için yaratılmamış, bu dünyadan gitmek için yaratılmıştır. Bu dünyadaki insan günden güne bir zaman için yükselir bir noktaya vurduktan sonra düşüşe geçer. Düşüşe geçtiğinde bütün azaları gerilemeye başlar. Dünyada uzun ömür eğer ibâdet için değilse insana hiç yaramaz. İbâdet için olursa Cenab-ı Allah ruhani kuvvet verir. O ruhani kuvvetle insan uhdeliğini kaybetmez, azaları gerilemez. Genç ve dinç olur. İbâdet kuvveti olduğundan ruhaniyeti onu taşır. İbâdet ve taatı olmayan insanı gençlik çağında fizikî bünyesi taşır. Fizikî bünye bataryayla çalışan bir alete benzer. Eğer bataryadan aslî merkeze kendini bağlayabilirse, bataryası bittiğinde, öteki güç devam eder. İbâdet sahiplerine ve zikir ehline mesele yoktur;

- Neden?

Ruhani kuvvet onları taşır. Batarya dursa bile onu yürütecek ruhani kuvveti hazırdır. Dünya ehlinin ümidi; bu hayatta bu dünyaya daha çok sahiplik yapabilmek, dünyadan daha çok zevk alabilmektir, kendilerine göre cismâni isteklerini toylamak, her zaman için zevk-ü sefayla geçinmektir. Dünya zevklerinden mahrum olmamayı temin etmek içinde ne çare varsa hepsine hücum ederler

İnsanın tabî gücü gerilemeye başladı mı bütün âzâlar inmeye başlar. Yani gençlik çağındaki alacağı zevki bulamaz, bununla beraber dünya ehlinin ümidi çok yaşamaktır. Çok yaşamak ibâdet maksadıyla olmadığından bataryalar duracak, bataryalar durduğunda artık hayat çekilmez yük olur ve ne zaman ölsek de kurtulsak... diyecekleri gün geliverir.

İbâdet ehlinin ümidi ebedi hayat hakkındadır. İnancı olmayan kimsenin ümidi; ne kadar çok yaşayabilirsem yanıma kâr kalacaktır diyedir. İnanmadıkları için onların ölümden ötede ümitleri yoktur. İnanan kimse ebedi hayatı ümit eder. Ümit ettikten sonra bu dünyanın hiçbir şeyi artık ona ağır gelmez.

- İnanan birine bu dünya niye ağır gelmez? Bu dünya hayatı bittiği andan itibaren bizim için ebedi hayatın günleri başlar. Ebediyyet sonsuzluktur. O tarafa atladıktan sonra, ayağını o tarafa bastığında korku kalmaz. Cenâb-ı Hak'tan ümit: o tarafa o adımı selamet atabilmektir, çünkü çokları aşağı düşer. Aşağı düştü mü bitmiştir, artık yukarı çıkması yoktur, iman eden kimsenin ümidi; bu son geçidi geçebileceğine dâirdir.

- Cenâb-ı Hakk'ın keremiyle bu dünya ile âhiret arasındaki geçidi geçebilirim.

Ümidi onları ayakta ve zinde tutar.Ümidini kaybeden insanlar, toplumlar ve milletler tükenmiş mahvolmuştur. Milletleri de, toplumları da ayakta diri tutan îmanlarıdır. iman müessesesi yıkıldı mı, bitti. Bizim cehdimiz gün­düz ve geceleri Cenab-ı Hak'kın emrini tutmaya gayret etmek ve namaz meselesine dikkat etmektir. Çünkü ona dikkat eden o köprüyü geçecektir.Dikkati olmayan mu­hakkak düşer.

- Nereye kadar düşer?

Allah'ın emrinde belki onların düşüşü sonsuza ka­dar sürer. (Allah'a sığındık) korkunç bir karanlık ve kor­kunç bir sona doğru gitmek felaketlerin en dehşetlisidir. Dünyadan âhirete geçeceğimiz geçitte, nasıl geçeceğimi­ze dâir hergün her namazda Cenab-ı Allah'a niyaz etmek lâzımdır ki:

"Yâ Rabbi bu geçidi geçelim."

"Eğer kademi sıdk sahibiyseniz geçersiniz," diyor Cenab-ı Allah. Kademi sıdk, doğru adım atan demektir. Doğru adım atan kimselerseniz geçersiniz. Doğru basma­yan geçemez. Eğri bastığında o kadar derindir ki ne ip yetişir ne halat. Allah bizleri kötü akıbetten saklasın. Ümidini kaybeden insan bitmiştir, insanı dünyada yaşatan ümittir. Dünya ehlinin ümidi başka, ahiret ehlinin ümidi başkadır. Dünya ehlinin ümidi sonunda kendisiyle bera­ber söner. Ahiret ehlinin ümidi sonsuzdur, sonsuza dek gider ve ümidi artar.Ümidi hakikate çıkar. Cenab-ı Hak onu ümitsiz koymaz veya ümit ettiğinde onu mahrum bırakmaz.

Yarın ne olacağını Allah bilir

http://www.naksibendi.net/sohbetler/AllahBilir.html

 

 

***

 

WEBSİTE İÇERİĞİ

 

 

 EDİTÖR NOTLARI

"Her dem yeniden doğarız..." diyen ustamız Yunus'un sözlerine uygun olarak yeniden ve yepyeni bir tarz ile huzurunuzdayız.

İlk editörial notumuzda "İslam'ı yaşama sanatı" olarak tanımladığımız tasavvuf konulu bu websitesinin hayrlara vesile olacağına inancı ile yeniden "merhaba".

Devamı için tıklayınız....

Linkler

Yazışma Grubu & Forum

Görüş ve Öneriler

Tasavvuf & Sufiler ile ilgili görüş, düşünce ve önerilerinizi bize iletiniz:

tasavvufvesufiler@yahoo.com

 

Tasavvuf & Sufiler web grubunun interaktif alanları

EditördenSunum  | Yenilikler | Öneriler | Site HaritasıLinkler

 

Başsayfaya Dönüş

 

Bu sitenin son güncelleştirilme tarihi 23/01/08