DİGİTAL
HAKKANİ
SOHBET
1
2
3
4
5
6
7

1

Büyük Bir Kapıya Kapılanan Kimse
Hazret-i Şeyh Muhammed
Nazım Kıbrısi el-HAQQANİ

Hazret-i Şeyh "vecd"i
anlatıyor ...
Bismillahirrahmanirrahim
Sen şükreyle ki, biz
büyük bir kapıya kul olmuşuz. Başıboş değiliz. Başıboşların hepsine
korku var. Hepsinde telaş var. Hepsine sıkıntı var. Lakin büyük bir
kapıya kapılanan kimseye korku olamaz. Onda telaş olamaz.
Çünkü o büyük olan
kimse bizden mesuldür. Bizim halimize o bakar. Ona göre
Cenab-ı Allah´a
şükürde daim ol! Ve iyi meclisleri ara!
Efendim! Kapanıp
kalmayın! Toplanın! Zikir meclisleriniz şenlikli olsun! Haftadan haftaya
veya 15 günde bir veyahut ta aydan aya herkes biraraya gelip toplansın!
Cenab-ı Allah ne lütuf ettiyse, koy! Korkma! Eksilmez.
Supermarkettir bu.
Minimarkette var. Supermarket de var. Cenab-ı Hakk'ın marketleri çok.
Bizim marketler işe yaramaz.
Efendim!! Koy! Korkma!
Eksilecek diyerekten korkma! Ürkme! Üç kişi çağır! Beş kişi çağır! Beş
kişi çağırdığında on kişi idare eder. On kişi çağırdığında korkma!
Büyük Şeyh Efendi´ye ait sofrada aç kalkacak adam yoktur.
Hiç korkma! Rızık
verici Allah Zülcelaldir. O kimselerin rızkını senin kesene dökmüş. Sen
oraya takdim et! Hiç eksilmez. Eksilmez artar. Efendim! Yalnız nimeti
gözetmeye bak! Çünkü siz mükellef sınıfındansınız. Ey Mükellef olan
adam! Mükellef olmayan adamın işine işini benzetme!
Gayr-i Mükellef;
kendisini mükellef saymayan adamın yaptığı harekete özenme! Çünkü onlar
kendilerini hiçbir şey ilen kendini mükellef tutmuyor. Onların
hareketleri sana örnek olmasın! Belki senin hareketlerinin onlara örnek
olsun diye gayret et!
Toplantıdan
geri kalmayın! Hizmetten geri kalmayın!
Sizde hizmetten geri
kalmayın uzaktan yakından gelen ihvanlarım!!! .Birkaç pirinç atıp bir
çorba yapsan, o milletin önüne versen, milletin hoşuna gider. Aç insanın
hoşuna gelir. Uzaktan yakından gelenler olur.
„Ver!
vereyim!
diyor Cenabı Allah. Allah; „Vermezsen
vermiyorum.“
diyor. "Ben
vereni severim“
diyor. “Ver!
vereyim.Tutma! Tutarım Kısma! Kısarım.“diyor.
İyi
meclislerden uzak olma!
Bekleme; Ben seneden seneye geleyim, o vakit buluşasınız. Benim için
oraya (mecliste) bir yastık koyun! Bu benim sözüm değil. Oraya bir
yastık koy beni davet ettiğin vakit! Ayrı bir yer bırak!
Bana oraya
ruhani olarak gelmeye izin var.
Bazı defa böyle şeyi
söylemeye izin oluyor. O hangi toplantınız olursa, orada bana ait olan
bir yer bırak! Muhakkak çağırdığın vakitte gelmezse o kimse onun velayet
sırrı yoktur. O insan şeyh olamaz. Çağırdığı an baş ucunda bulunmazsa, o
adam şeyh olamaz.
O büyük Şeyhimizin
kuvvetidir. Bana emreder. Bana emir ilen beraber o izin verir. İzin
verdiği vakit mağripten maşrığa kadar yetişmeye hiç mani yoktur. Bir
adımlık yerdir hepsi.
EL
ÖPTÜRMENİN HİKMETİ
Beni kara kuru görüp
birşeye benzetemiyor millet. Boyuna millet; “Şeyh Nazım ne için elini
öptürtüyor?” diyorlar. Yahu! Şeyh Nazım orada olursa, elini
öptürtmez. Şeyh Nazım çoktan bitmiştir. Şeyhini bulduğu vakit Şeyhinin
hüviyetinde kendini kaybetmiştir zaten. Benim elim değil diyorum.
Şeyhimindir. Şeyhimizin sırrı olmazsa, bizim tarafımıza kimsenin dönüp
te bakacağı yoktur. Şeyhimizde elbetteki Peygamber varisidir. Onun eli
Peygamber Eli
sayılır, varis olan kimsenin eli Peygamber Elidir.
Peygambere varis oldu
mu onun eli de eteği de Peygamber eli eteğidir ve ayağıdır. Ve Peygamber
Essalatu Vesselam´ın eli öpülür.
Peygamberin
elini erkek de öper; kadın da öper. Peygamber eli öpülmez değildir.
Peygamberin
eli öpülür elbette.
Varis olan kimsenin
yani Evliyaullah´ında elleri öpülür.
Peygamber Essalatu
Vesselam´ın mübarek Yed-i Şerifleri öpüldüğü gibi Kadem-i Saadetleride
öpülür. Ve
başımızın üstüne koruz. Ben Peygamberi bulmuş olsam, Peygamber menetse
de ben elini ayağını öperim. Yaaa!!!
Öptürmezse, ayağının
bastığı yere başımı koyarım, başımın üstüne bassın diyerekten. Varis
olan kimselerin; evliyaların hepsinin sıfatı da öyledir. Bunlar ümmet
için fedailerdir.
Binaenaleyh; Onların
elini öpmek çok birşey değildir bizim gibi adamlara. Veyahut mübarek
ayaklarına düşüp ayaklarını öpmek çok birşey değildir. Onların sıfatı
öyledir. Onlar tevazu sahipleri olduğu için onu istemez gibi dururlar.
Lakin onlarda kendi
makamlarının kimden geldiğini bilip ve kendilerinin zaten Fenafi'r-Resul
makamında olduklarından kendi vücutları kaybolmuştur. Fenafi'r-Resul
makamında olduklarından onlarda Peygamberin Hakikatı zahir olur Varis
oldukları için.
Peygamberin hakikatına
varis olan evliyaların hepsi peygamberin sıfatında görünür. O zaman
onların eli de öpülür. Ayağı da öpülür.
Peygamberimizde
Aleyhissalatu Vesselam Cenab-ı Hak´ka Fenafillah´ta olduğu için, onda da
Cenab-ı Hakk´ın hakikatı zahir olduğu cihet ile onun eli ayağı öpülür.
Peygamber Efendimiz o anda kendisini görmez ki, orada Peygamber yok.
Orada Allah var.
Onun için onunda elinin
ayağının öpülmesi o cihetle sahihtir. Ve bizim fıkıh kitablarımızda
kimlerin ellerinin ayaklarının öpülebileceği belirtilmiştir.
Lakin şimdi cahiller
çoğalmış.
Binaenaleyh; Şeyh
Nazım´ın temsil ettiği kendi şeyhidir. Şeyh´inin temsil ettiği
peygamberdir. Peygamberin temsil ettiği Cenab-ı Haktır. Onların elleri
de öpülür, ayakları da öpülür.
Yahudiler
sevmiyor el-ayak öpülmesini...
Öpmesinler! Kimsenin
onlara birşey teklif ettiği yok. Nefsleri daha yahudi duranlar el öpmeye
tenezzül etmezler. Nefsini ezip kırmadan bir kimse bir kimseye tenezzül
edemez. Onların nefsleri üzerlerine binip eşek gibi koşturtuyor.
Başkaldırtıyor. El öpülmesin! “El öpülmesin!” diyenin kalbinde daha
yahudi sıfatı vardır. Haset, kibir ve azamet vardır. Onlar benim
yanıma gelirse, elimi-ayağımı öptürtmeden onlara tarikat da vermem.
Hizmet de vermem. Nereye isterlerse gitsinler!
El öptürmek şirk
diyorlar. Şirk te başınızda patlasın! Küfür de tepenizde patlasın! Şimdi
cahiller çoğaldı boyuna; "El niçin öptürtüyor?“ diyorlar. Ben hepinizin
elini de öperim. Ayağını da öperim. Benim kendi nefsime el öpmesi için
emir ederim. Hepinizin elini de öperim, ayağını da öperim. Tenezzül
olmazsa, öptürmek için elini öptürmek haramdır.
Bir kimse gelmiş
Beyazıd-ı Bistami hazretlerine ve demiş ki; “El alacağım”. Azamet ile el
öptüren kişinin hali haraptır. Bu anlatacağım “Şeyh Nazım´ın eli niye
öpülüyor?” diyen adamlara. Bana verilen talimatı söyleyeyim şimdi.
Beyazıd-ı Bistami hazretlerine alim olan bir kimse gelmiş, demiş ki; “El
alacağım. Tarikata girmek isterim”.
Beyazıd-ı Bistami
hazretleri; "Peki! Ama bir şartımız var. Saçını sakalını tıraş
edeceksin! Ondan sonra bir torba ceviz alacaksın! Meydana gidip
oturacaksın! Başından kavuğunu çıkartıp oturursun. Çocukları çağırırsın!
Her kim bir şaplak vurursa tepene bir ceviz iki tane vurana iki tane
ceviz üç tane vurana üç tane ceviz verirsin!
Alim; “Nasıl iş bu? Sen
nasıl şeyhsin? Böyle bir şeyi nasıl emredersin? Ben sakalıma hiç ustura
değdirmedim. Ne demek bu?”
Bistami hazretleri;
"Kabul edersen gel! Etmezsen git işine! “İstemem“ demiş adam "böyle
tarikat“ Hazret; "Git işine!“ demiş.
Orada Bistami
hazretleri aslında o kimsenin ikrarını isterdi. Yani demesini isterdi
ki, ´Peki Efendim! Hay Hay! Nasıl emredersen.´
Hazretin o alime bu
sözü söylemesinde ki maksadı onu bir yoklamak. Bakalım nefsini tezlil
edebiliyor mu? Nefsini al aşağı edebiliyor mu?
Halid-i Bağdadi
hazretlerine Şeyhülislam gelip tarikat almak istediğinde demiş ki
hazret; “O büyük camiinin abdesthanelerindeki istinca taşlarını
yıkarsın. Temizlersin. Bir kaba korsun götürürsün. O taşla taharet
yaparlar. Altını temizlersin o taşla. Oraya koyarlar o taşları, o
taşları alacaksın. Dicle´de yıkayacaksın. Yıkadıktan sonra ve temiz
olduğuna kanaat getirdikten sonra tekrar oraya koyarsın. Senin hizmetin
bu! İster beğen! İster beğenme!“
Çok yüksek nefsleri o
adamların. El öpmeyecekler Şeyh Nazım´ın. Ayağımı da öpecekler; ona göre
tarikat vereceğim. Değilse (El öpmezlerse) kimden isterlerse alsınlar
tarikatı. Kimse tarikat veremez şimdi. Hakiki mezun yoktur Şeyh
Nazım´dan başka. Varsa gelsin bana söylesin! Cevap vereyim
kendisine.
Nefsini
indirmeyen adamın tarikatta işi yoktur!!!.
Nefsini ezecek. Ondan
sonra biz tarikat veririz. El öpmenin ayak öpmenin hükmünü bilen adamım.
Şeriatı da bilen adamım. Tarikat vermeye bana izin verilmiş. Ki, bu
Peygamber´den verilmiştir.
Abdülkadir Geylani
hazretleri diyor ki; “Bizi gözetmek üzere Allah´ın tayin ettiği
kimseler vardır. Onlar dokunur size. Bizimle oyun olmaz. Çünkü o
büyük olan kimseler bizden mesuldür."
İstanbullulara da
yetişir bu sözüm. Ankaralılara da yetişir, bütün mağrıpta maşrıktakilere
de.
El-Fatiha
http://www.hakkani.de/2006_turk_SNE/EL_OEPMENIN_HIKMETI.pdf |