DİGİTAL HÂCEGÂN

Seyyİd Cemaleddîn Gazİkumukî
[ K.S. ]
1788-1869
Kafkasya’dan Yalova’ya
intikal eden tasavvuf geleneğinin önemli isimlerinden Cemaleddin
Gazikumuki, Dağıstan'daki Gazikumuk şehrinde 1788 yılında [16
Muharrem1203 h. Perşembe günü ] doğmuştur. Kur’an hafızı olup hadis
ilimlerinde de onbinlerce hadisi rivayet zincirlerinin sağlamlık
derecelerine göre tasnif edecek kadar iyi bilen, zahiri ve batıni
bilimlerdeki yetkinliği tartışılmaz bir alimdi. Bir süre Dağıstan
hanlarına idareci olarak da hizmet eden Cemaleddin Gazikumuki'nin
aralarında Arabça, Türkçe, Farsça ve Rusça’nın da bulunduğu onbeş
civarında dili konuşacak düzeyde bildiği rivayet edilmektedir.
Dağıstan’ın Kumuk
şehrine “Gazi” ünvanı verilmesi, Hz. Osman zamanında ashab-ı kiramın
Dağıstan’ın İslamlaştırılması maksadıyla bölgeye gelerek savaştıkları
ve çok sayıda şehid verilmesi ve birçok sahabenin yaralanarak “gazi”
olmasına işaret etmektedir. Bu bölgede ashaba ait birçok kabir bugüne
ulaşabilmiş en az bir o kadarı da namsız-nişansız olarak kaybolmuştur.
Birçok sahabe İslam’a kazandırılan bölgeden Arabistan’a dönmeyerek
bölgede yerleşmiş ve bölge halkıyla yapılan evlilikler sonucu ashabdan
birçok ismin soyu bu bölgede devam etmiştir. Cemaleddin Gazikumuki'nin
ataları da bu çerçevede Medine-i Münevvere'den gelerek Kumuk'a yerleşen
kimselerdendir. Gazikumuki’nin “Seyyid” ünvanına sahib oluşu da
ecdadının şeceresinin Rasulullah Efendimiz s.a.v.’e kadar ulaşarak, Hz.
Hüseyin’in neslinden gelen kimseler oluşundandır. Ruhani silsilesi ise
Hz. Ebu Bekr-i Sıddîk’e ulaşmaktadır. Aynı silsilenin büyük
önderlerinden Şeyh Şerafeddin’in silsilesi de aynı şekilde ashabın önde
gelen isimlerinden Mikdat bin Esved’e ulaşmaktadır.
Seyyid Cemaleddin’in
doğduğu yıllarda Dağıstan, hemen her yerleşim yerinde oluşmuş lokal
Hanlıklar halinde yönetiliyordu. Ancak İmam Şamil zamanında tüm Dağıstan
bir idari bütünlüğe kavuşmuştur. Kafkasya’nın doğusunda siyasi birliğin
sağlandığı dönemde İmam Şamil, Ruslara karşı mücadelenin daha da
güçlenmesi için Kuzey-Batı Kafkasya’yı da aynı siyasi yapıya dahil
etmek için gayret ettiyse de Rusların karşıt çalışmaları ve yerel
farklılıkların “birlik” düşüncesine tercih edilmesi nedeniyle başarılı
olamamıştır.
Gazikumuk'lu
Cemaleddîn'in kendi el yazısı ile kaleme aldığı “El-Âdâbu'l-Marzıyye
Fi't-Tarîkati'n-Nakşbendiyye” adlı eserinin orijinal nüshasına oğlu
Seyyid Abdurrahman'ın yazdığı önsöz Cemaleddin Gazikumuki’nin hayatı
hakkındaki en önemli kaynaktır. Tercüme edilerek latin harflerine de
aktarılan bu eserin önsözünde oğlu babasının hayatını şöyle
anlatmaktadır: “Babam Seyyid Cemaleddîn Gazikumuk'ta doğmuştur.
Gençliğinde Gazikumuk hanı Aslan Han'ın sekreteri olmuştur. Aslan Han
onu çok severdi ve gayret ve dürüstlüğünü mükafatlandırmak için, Kürin
hanlığındaki hepsi de Astal adını taşıyan üç köyün Han için tahsil
edilen gelirini bağışladı. İşte bu sıralarda, ilahi bir ilham ile dünya
hayatının bir hiç olduğunun bir anda farkına varan babam Allah'a yöneldi
ve Aslan Han'ın hizmetinde iken işlediği bütün günahlardan pişman oldu.
O ilk önce, Yaraglar köyündeki Nakşbendiyye şeyhi Kürin'li Muhammed
Efendi'nin huzuruna vardı. Bu şeyhten tarikatı elde ederek, hakîkat
yolunda yürümek isteyenleri bu yola sevketmek için icazet aldı.
Mürşidinin sağlığında müridlerin eğitimi konusundaki tasavvufi hilafeti
aldıktan sonra tekrar Gazikumuk'a döndü.
Gazikumuk'ta, zamanını
inziva içerisinde, namaz kılmakla ve kendisini ziyarete gelenleri
hakîkat yoluna sevketmekle geçirdi. Aslan Han zamanını artık geride
bırakıyordu. Babamın şöhreti uzaklara, dağlara ve ovalara yayıldı. Şu
bir gerçek ki, Gazi Muhammed ile Şeyh Şamil dahî, Gazikumuk'ta şeyh
Cemaleddîn adında keramet sahibi bir velî ortaya çıktığı söylentisini
işitmişlerdi. Bu iki şeyh, onu ziyaret edip tarikat almak istediler.
Fakat Gazi Muhammed ilk önce babamı sınamak ve gerçekten iddia edildiği
gibi sırları keşfetmeye kabiliyetli bir şeyh olup olmadığını öğrenmek
istedi. Bir arkadaşıyla Gazikumuk'a geldi ve evimizin önüne gelerek,
babamın yanına ilkönce arkadaşının girmesini emretti. Daha sonra eve
girerek en üst katta boş bir odaya vardı ve sessizce kapının yanı başına
oturdu. Böylece, babamın kendisinin orada olduğunu hiç bilmese de, her
ziyaretçiyi ismi ve kabilesi ile tanıyıp . tanımadığını öğrenmek
istiyordu. Gazi Muhammed kapının yanında otururken, babam : “Selam Gazi
Muhammed, daha yakınıma otur, burası senin yerin değildir.” dedi.
Şaşkına dönen Gazi Muhammed, “Benim Gazi Muhammed olduğumu nereden
biliyorsun? Beni ne hiç gördün ne de benden bahsedildiğini duydun?”
diye sordu. Babam da gülümseyerek, “Şu hadisi bilmiyor musun? :
“Mü'minin firasetinden sakının, çünkü o Allah'ın nuruyla bakar.” Benim
iyi bir mü'min olduğumdan şüphe mi ediyorsun?” diye sordu. Daha sonra,
Gazi Muhammed'in arkadaşına dönerek şöyle dedi : “Ey, kardeşim, beni
ziyaret etmektense, üç yıldır dargın olduğun babanla barışman senin
için daha hayırlıdır. Şayet hayır duamı almak istiyorsan, bil ki, onunla
barışmadan sana hayır-dua etmiyeceğim. Babana dön ve kabahatlerini
affetmesini dile, daha sonra bana gel.”
Bu sözleri işiten adam
şaşkına döndü, benzi sarardı ve babamın keskin anlayışı karşısında
titredi. Gazi Muhammed ikinci, defa babama geldi ve ondan tarîkat aldı.
Aslan Han pek çok
kimsenin babamı ziyaret ettiğini öğrenince, tasavvufun Gazikumuk
Hanlığı’nda yayılmasından korktu. Babamı birkaç kez yanına çağırarak,
ziyaretçi kabul etmemesini, inziva hayatını terketmesini tavsiye etti ve
ihtiyaç duyacağı her hususta ona yardım etmeyi teklif etti. Babam da,
hiç kimseyi davet etmediğini, fakat kendini görmeye gelenleri huzurundan
kovmaya da niyeti olmadığını söyledi. Bunun üzerine Aslan Han'ın babama
karşı tutumu düşmanlığa dönüştü. Hatta onu öldürmek bile istedi, fakat
Allah onu bu cinayetten korudu. Bir gün babamı öldürmek niyetiyle yanına
getirtti. Han'ın huzuruna getirilince bastonuna dayanmış, vaziyette
önünde durdu. Bu sırada Han birdenbire sarardı ve hemen ayağa kalkarak
korkmuş bir vaziyette odayı terk etti. “O’nu serbest bırakın ve ona
dokunmayın. O’nun parmakları mum gibi ışık saçıyor.” dedi. Bir başka
kere Aslan Han, babama şöyle dedi: “Senin velî olduğunu ve kerametler
izhar ettiğini söylüyorlar. Bana onlardan birini göster de velî olduğunu
kabul edeyim.” Babam da ona şu cevabı verdi : «Ben bir velî değilim,
fakat Allah'ın bir kuluyum. Beni serbest bırak.” Bunun üzerine han,
“Müşahedelerinden veya kerametlerinden birini göstermezsen seni
öldüreceğim.” dedi.
Babam Han'dan
kurtulamıyacağını görünce, Han'ın muhafızlarından birinin kendisine
refakat etmesini istedi. Birlikte gittikleri yolun bir noktasında bir
dikdörtgen çizdi ve şöyle dedi : “Burada Hayhana adında, çok uzun zaman
önce kafirlere karşı savaşırken şehit düşen bir kadın yatmaktadır.
Vücudu kefenin içinde bozulmamış vaziyette durmaktadır.”
Han'ın hizmetçisi
gülmeye başladı ve şöyle dedi : “ Toz-topraktan başka bir şey bulunmayan
yolun ortasında nasıl bir kabir bulunabilir? Şayet yanılıyorsan Han seni
öldürür.” Bu sırada babamın bir öküz sürüp gitmekte olan bir mürîdi
yaklaştı ve “Şayet burada bir mezar varsa şu öküzü kurban ederim.” dedi
ve mürid toprağı kazmaya koyuldu. Babamın işaret ettiği mezarı
kazdıklarında, sanki aynı gün tabuta konmuş gibi hiç bozulmamış bir
kadın cesedi buldular. Muhafız sapsarı kesildi, şaşırdı ve hemen yanına
koşarak herşeyi Han'a anlattı. Gazikumuk Hanı babamın velâyetine
inandığı o günden, itibaren O’nu tasavvufi çalışmasında serbest bıraktı.
Babamın mürîdi de öküzü orada kurban etti. Fakat, daha sonraları Han,
Dağıstan’daki otoritesinin elinden gideceği endişesiyle yine
düşmanlıkta devam ettiği için, hayatından endişe eden babam
Gazikumuk'tan ayrıldı ve. Aslan Han'ın ölümüne kadar kaldığı Zudahar'a
yerleşti. Aslan Han'ın ölümünden sonra tekrar Gazikumuk'a döndü.
Şeyh Şerafeddin
döneminde aynı yola intisab eden ve yakın zaman kadar yaşayan ve silsile
hakkındaki rivayetler konusunda “kaynak kişi” konumundaki Ali Usta’nın
anlatımına göre Kumuk Hanı Aslan, zalim bir kimseydi. Cemaleddin
Gazikumuki, tasavvufa intisabından sonra maiyetinde çalıştığı Aslan
Han’ın zulmüne ortak olmama düşüncesiyle "Zalim sultanın ne katibi
olurum, ne de müftüsü" diyerek Han’ın danışmanlık önerisini reddeder.
Bunun üzerine hapishaneye atılır ve birçok işkencelerden geçirilir.
Bunlara rağmen, Seyyid Cemaleddin, yine de görev almayı kabul etmeyince.
Aslan Han, gazablanarak idam edilmesini emreder. Konağının balkonundan
Seyyid Cemaleddin’in, idam sahnesini seyrederken, gözüne ne göründü
ise, Han "Serbest bırakın O’nu" diye bağırarak düşüp bayılır ve
Cemaleddin serbest bırakılır. Aslan Han ile Gazikumuki’nin ilişkisini
dile getiren oğlu Seyyid Abdurrahman’ın yazılı anlatımıyla benzer olan
bu rivayet, “zalim yönetici”ye destek olunmaması hassasiyetini
yansıtması yönünden önemlidir.
Manevi halini anlatan
kıssalardan birisi Ali Usta tarfaından şöyle nakledilmektedir: “Bizim
köyümüzün ismi Aslantürk'tür. Biz, Sütakar kabilesiyiz. Hayvan ve süt
bol olduğu için bu ismi almış kabilemiz. Bir gün Cemaleddin Gazikumuki,
bizim köye geliyor. Komşu köyden ziyaretine gelenler:
“-Bizim köyde Ayşe
isminde çok saliha bir kadın var.. Senden tasavvuf dersi istedi…“
demişler. Cemaleddin Gazikumuki, odadaki mangaldan almış köz halindeki
bir ateş alıp kağıda sarmış:“O’na Bunu verin, dersi budur !...“ demiş.
Ayşe Kadın’a bu közü keramet eseri sönmeden götürdüklerinde: “-Anladım,
anladım... Siz de bu sütü O’na götürün…“ demiş. Cemaleddin Gazikumuki,
Ayşe kadın’dan gelen sütü içmiş ve “-Elhamdülillah, Aslan Han'ın
yaptığı eziyetleri ve verdiği kederleri giderdi bu süt. Bu geyik
sütüdür. Ben ona kor halinde ateş gönderdim: "Şimdi tarikatı elde
tutmak, bu ateşi elde tutmak gibidir; güçtür", demek istedim. O da bana
geyik sütü göndermiş: "Ben onu tutamaz olsaydım bana bu geyikler gelip
kendilerini sağdırır mıydı?" demek istiyor.“ der ve tasavvufi dersini
tarif ederek intisabını kabul eder …
Ruslara karşı Dağıstan
ve Kafkasya’da başlatılan cihadın öncülerinden Gazi Muhammed, hayatının
ilk yıllarında tasavvuf önderlerine inanamıyordu, çünkü tasavvufun
inceliklerini anlayamıyordu. Fakat ne zaman ki onların velî olduklarını
farkedip, kerametlerine şahid olunca günahlarından pişman oldu ve
tarikat silsilesinin şerefini dile getiren şiirler bile yazdı ve
Cemaleddin Gazikumuki’nin elinden tasavvufa biat etti.
Müridi Gazi Muhammed,
Dağıstan’daki siyasi liderliği döneminde, Ruslar'a karşı cihad bayrağını
kaldırıp Dağıstan halkı Rus işgalcilere karşı ayaklandığında ve
Kafkasya’ya inmiş olan Çar ordularına hücum ettiğinde babam,
başlangıçta bu savaş konusunda Gazi Muhammed ile hemfikir değildi. Gazi
Muhammed’e, tasavvufi yolunda bağlısı olarak anılmaya devam etmek
istiyorsa, halkının aşırı derecede yıpranması ile sonuçlanacak saldırı
faaliyetlerinden vazgeçmesini tavsiye eden mektuplar yazdı. Fakat Gazi
Muhammed babamı dinlemedi ve bu uyarıcı mektupları kendisinden Ruslarla
savaşma müsaadesi isteyerek babamın da mürşidi olan Kürin'li Şeyh
Muhammed'e takdim etti. Büyük mürşidimizden cihadı için ruhsat istediği
mektubunu takdim ederken “Allah Teala, Kur'an'da kafirlere ve
Allahsızlara karşı savaşmayı emretmektedir. Fakat halifeniz Seyyid
Cemaleddîn bu hususta bana müsaade etmiyor. Bu durumda hangisine uymam
gerekir? O’nu dinlememem bana vebal midir ?” diye sormuştu. Bu başvurusu
üzerine Kürin'li Şeyh Muhammed, “İnsanlarınkinden önce Allah'ın
emirlerini yerine getirmek gerekir.” diye cevap vererek açıktan olmasa
da O’na cihad açma konusunda ruhsat vermişti.
Şamil’in Dağıstan
İmamı olarak Ruslara cihad açtığı güne kadar Gazikumuk’ta yaşadı ve
daha sonra kızı ile evlendiği için damadı da olacak olan İmam Şamil'in
hizmetine girdi. Dağıstan ve Çeçenistan halkı ile ova sakinleri Şeyh
Şamil'i Ruslara karşı açılan gazanın lideri olarak kabul ederlerken
babamı da tasavvuf yolundaki önderleri olarak benimsediler. Daha sonra
Şamil kız kardeşim Zahide ile, ben ve erkek kardeşim de O’nun önceki
eşlerinden doğmuş olan kızları ile evlendik. Böylece ailelerimiz
kaynaşarak adeta tek bir aile haline geldi. İmam Şamil’in
1859’da/h.1279’da mağlub olarak Ruslara esir düşmesi ve 25 yıllık
cihadının neticesiz kalması ve Dağıstan'ın Ruslar tarafından işgalinden
sonra Türkiye'ye göç ettik ve İstanbul’da Osmanlı Sultanı tarafından
“Dağıstan Şeyhi” ünvanı ile taltif edildi”. Tasavvuf yolundaki
vekaletini Dağıstan’da yetiştirdiği önde gelen halifesi Ebu Ahmed Es-Suğuri’ye
bırakmıştı. Şeyh Cemaleddin Gazikumuki Osmanlı Sultan’ının ricası ile
Üsküdar’da kendisine verilen evde yerleşerek ölümüne kadar İstanbul’da
ikamet etti. Şeyh Şamil ise, Hacc’a gitmek ve daha sonra Medine-i
Münevvere’de Rasulullah Efendimiz -s.a.v.-‘e komşu olmak arzusu ile
Hicaz’a gidecektir.
İstanbul Üsküdar’daki
evleri, kısa sürede sevenlerinin ve yoluna bağlananların feyz aldığı bir
maneviyat pınarına dönüşür. Üsküdar’ı yakıp yıkan tarihi yangında Şeyh
Cemaleddin Gazikumuki pencereden bakıyor ve neredeyse yanlarındaki eve
kadar gelen alevlere rağmen hiç telaş sergilemiyormuş. Bu durumdan
endişelenen akraba ve sevenleri, : “Efendi, evden çık, hiç değilse bazı
eşyaları kurtaralım…” deyince şu cevabı almışlar: “-Benim evimde bir
metelik dahi haram para yok. Haram parayla inşa olunmayan ev yanmaz…”
Bir anda rüzgarın yön değiştirmesi ile Seyyid Cemaleddin’in evine kadar
ulaşan yangın o noktada kalıvermiş; mahallede adeta bir tek o ev
yanmadan kurtulmuş…”
Dağıstan’dan
İstanbul’a gelen Gazikumuki ailesi Sultan’ın ilgisine rağmen bir çok
güçlüklerle karşılaşır. Bu konuyu içeren ve Seyyid Cemaleddin
Gazikumukî’nîn manevi büyüklüğüne bir başka örnek olarak Ali Usta, şu
rivayeti nakletmektedir:
Zaten Seyyid
Cemaleddin’in manevi tasarrufları konusunda muhalif olan ve biraz da
huysuz tabiatta olan hanımı, İstanbul’daki hallerinden ve içinde
bulundukları durumdan hoşnudsuzluğunu sıkça dile getirmektedir.
Cemaleddin Gazikumuki Hz.nin hanımı, eşinin kıymetini bilmemesine, hatta
eziyetlerine sabredermiş. Bir gün velayet halini kabul etmeden ölmesi
halinde manevi olarak zarar göreceğini bildiği için ölmeden önce eşine
halini bildirmek için: “-Hanım, şu anda karşıda Sarayburnu’nda bir
vapur batıyordu. onun batmaktan kurtulmasını Allah'ın izni ile
sağladım. Ben bugün öleceğim. Sen yarın bir gazete al. Söylediklerimin
doğruluğunu anlarsın, demiş. Cemaleddin Gazikumuki'nin kızı ertesi gün
bir gazete alıyor. Hakikaten, batmakta olan bir vapurun anlaşılmaz bir
yardım ile mucize kabilinden kurtulduğunu yazıyormuş. Bunu Cemaleddin
Gazikumuki'nin kızından dinleyenlerden birisi bana anlattı.“
Seyyid Cemaleddin
Gazikumukî’nin kabri Karacaahmed kabristanında İmam Şamil ailesinden
fertlerin de defnedildiği kısımdadır.