EHL-i BEYT-i RASULULLAH

Hz. Muhammed’in âbasının altına alarak: "Bunlar benim Ehl-i Beytim'dir;
Allah'ım, bunlardan her türlü kusuru uzaklaştır ve bunları
tertemiz kıl!"duasını ettiği Hz. Ali, Hz. Fatıma,
Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin'den ibaret olan dört kişiden oluşan insan
grubudur. "Âl-i Âba" olarak da anılmışlardır.
Mübadele Olayı’nda;"Gelin çocuklarımızı ve çocuklarınızı,
kadınlarımızı ve kadınlarınızı, kendimizi ve kendinizi çağıralım ve
sonra beddua edip yalvaralım da Allah’ın lanetini yalancıların üzerine
okuyalım." ayeti gelince Hz. Muhammed, Hz. Ali, Hz. Fatıma,
Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’i yanına çağırmış ve şu şekilde dua etmiştir: "Ey Allah’ım! Bunlar benim Ehlimdir."
Yeryüzündeki iki büyük müslüman gelenek olarak, Ehl-i Sünnet ve Şia, genel olarak
ehl-i beytin kudsiyeti konusunda ve ehl-i beyt-i Rasulullah
hakkında olumlu bir fikir birliği içerisindedirler; fakat siyasi
nedenlerle zaman içerisinde ehl-i beyt etrafında
farklı değerlendirmeler gündeme getirilmiştir.
HZ. ALİ BİN EBÛ TÂLİB
[ R. A. ]
Künyesi
Rasulullah'ın amcasının oğlu, damadı, dördüncü İslam halifesi ve
aşere-i mübeşşeredendir. İsna-aşeriyye kabulüne göre
Oniki İmam'ın ilkidir.
Kureyş Kabilesi'nin
Haşimoğulları (Haşimiler) oymağına mensuptur. Babası Ebû Talib,
annesi Kureyş'ten Fâtıma binti Esed, dedesi Abdulmuttalib'tir. M.S. 599
yılında Mekke'de
Fil Yılı'nın 30. yılının on üçüncü günü, bazı rivayetlere göre
Zilhicce ayının yedinci günü doğdu. Kabe’de dünyaya geldiği ve kendisine "Ali" isminin
Rasulullah tarafından verildiği rivayet edilir.
Hz. Ali, İslâm'ın
günümüze kadar gelmesinde pay sahibi olan önde gelen sahabelerdendir.
Hz. Fatımatü'z-Zehra
[ R.A. ]
Fatımeh Ez-Zehra veya Fatıma'tüz-Zehra
olarak bilinir. Fatıma'tüz-Zehra İslam Peygamberi Hz.
Muhammed ve Hz. Muhammed'in ilk eşi Hz. Hatıce'nin
kızı ve
seyyidlerin anasıdır.
Arabistan'ın kuzeybatısında Mekke'de 614 veya 606 yılında doğmuş ve Medine'de
Rasulullah (s.a.v.)in vefatından 6 ay sonra 632 yılında ölmüştür. 624 yılında babasının
amcası Ebu Talib'in oğlu
Ali ile evlenmiştir. Eşi Hz. Ali, Hz. Muhammed'in sağlığında yardımcısı, daha sonra da 4. halife olarak müslümanların
lideri olmuştur.
Hz. Fatıma'nın Hz. Ali'den 3 oğlu (Hz. Hasan
ibn Ali ve Hz.
Hüseyin ibn Ali, Muhsin) ve 2 kızı (Ümmü Gülsüm binti Ali ve Zeyneb binti Ali) olmuştur.
***
Hz. Hasan BİN Alİ BİN Ebu Talİb
[ R.A. ]
Künyesi: Ebû Muhammed
Lakapları:
Hayatı: Doğumu:624 – Vefatı:669
Hz.
Ali bin Ebu Talib ve Hz.
Fatımatü'z-Zehra’nın büyük oğulları ve Hz.Muhammed’in
ilk torunudur. Hz. Peygamber (s.a.v)'in ehl-i
beyt’inden olduğu konusunda ittifak vardır. Babası ile otuz yedi yıl,
dedesi ile ise sekiz yıl birlikte yaşamıştır.
Doğumu
Hz. Hasan
hicret’ten üç yıl sonra, miladi 624’de doğmuştur.
Hz.Hasan, Hz.Muhammed’in ilk torunudur ve ismini dedesi
koymuştur. "Hasan" kelimesi , arabçada
güzel, yakışıklı anlamına gelmektedir.
Hz.Muhammed'le Olan İlişkileri
Hz.Hasan ve kardeşi Hz.Hüseyin
dedeleri Hz. Muhammed tarafından çok seviliyorlardı; bu iddiayı
destekleyen "Hasan ve Hüseyin cennet gençlerinin efendileridir."
benzeri onlarca hadis bulmak mümkündür.
Halifeliği ve Hz. Muaviye
ile Çatışma
Hz. Ali Kufe’de öldürüldükten sonra, Hz. Ali taraftarları Hz. Hasan’a
biat ettiler. Bu yemini, Ali’le halifelik için çatışan
ve savaşan Muaviye
kendi otoritesine bir tehdit olarak algıladı. Muaviye derhal Suriye,
Filistin ve Lübnan’daki
ordu komutanlarına savaş hazırlıklarına başlamaları için talimat verdi,
diğer yandan da genç varis Hasan ile anlaşmayı denedi, daha doğrusu
Hasan’a halifelik iddiasından vazgeçmesini bildiren bir mektup gönderdi
ve eğer vazgeçmezse, istemediği sonuçların doğacağını ve müslümanların
öleceğini bildirdi. Aslında Hz. Muaviye için en iyisi Hz. Hasan’ın halifelik
hakkından vazgeçmesi olacaktı, çünkü Muaviye orduları Hz. Hasan’ı savaş
meydanında öldürüp tüm güç Hz. Muaviye’nin elinde toplansa bile, Hz. Muaviye’nin
halife olabilirliği tartışılmaya devam edecekti.
Hz. Hasan hakkından vazgeçmedi ve antlaşma sağlanamadı. Kimi
kaynaklara göre altmış bin olduğu iddia edilen Hz. Muaviye'nin ordusu Hz.
Hasan’ı mağlup edip öldürmek için yürüyüşe geçti. Diğer yandan Hz.
Hasan’ın ordusu da kurulmuş ve savaşmaya hazırdı. Müslümanların iki ordusu Sabat
yakınlarında karşılaştılar.
Hz. Hasan savaş başlamadan önce Hz. Muaviye askerlerine konuşma yaparak
onlara yanlış yönde olduklarını ve Hz. Muaviye’yi haksız görüyorlarsa O'nun
tarafında bulunmamaları gerektiğini Hz. Muhammed’den ve Kur'an’dan
örnekler vererek bildirdi. Hz. Hasan’ın teslim olacağını sanan bir kısım
birlikler, Hz. Hasan’a asi oldular ve O'na saldırdılar. Hz. Hasan yaralandıysa
da, yakın korumaları bu saldırıyı püskürtmeyi başardı. Ayrıca Hz. Hasan’ın
komutanlarından Ubeydullah, Hz. Muaviye tarafına geçti.
İki ordu birkaç sonuç getirmeyen çarpışma yaşadı. Muaviye üstün
gelemeyeceğini, üstün gelse bile bir çok adamını kaybedeceğini anladı ve
iki kureyş’li
adamı Hz. Hasan ve takipçileriyle anlaşsınlar diye görevlendirdi. Hz. Hasan
yaralanmıştı, ve ordusunun içinde meydana gelen başıbozukluk yüzünden
ordusuna pek güvenemiyordu. Sonunda Hz. Hasan ve Hz. Muaviye bir yerde bir
araya geldiler ve anlaştılar. Sünni ekole göre Hz. Hasan; Kur'an’a ve
sünnete uyması, şura kararlarına göre hareket etmesi ve Hz. Hasan
yandaşlarından intikam almaması şartlarını öne sürdü. Şii ekole göre ise Hz. Hasan
ayrıca; Hz.Muaviye’nin ölmesinden sonra halifeliğin tekrar
kendisine, eğer kendisi hayatta değil ise kardeşi Hz. Hüseyin’e
geçmesi şartını öne sürmüştü. Hz. Muaviye Hz. Hasan'ın bütün şartlarını kabul etti.
Antlaşmadan sonra Hz. Muaviye, biat almak üzere Kufe’ye gitti. Orada
Hz. Muaviye halka hitap ettikten sonra minbere Hz. Hasan çıktı ve şöyle
dedi;
"Ey Irak halkı! Benim gönlüm sizden soğudu. Babam Hz. Ali’nin
sağlığında bunca muhalefetler ettiniz, bir gün O'nu gamsız bırakmadınız.
Nihayet babamı öldürdünüz. Bana da bunca zahmet verdiniz; üzerime
hücum eylediniz; beni yaraladınız. Henüz yaram iyileşmedi. Malımı
yağmaladınız. Ey Irak halkı! Eğer siz ehl-i
beyt-i Rasulullah'a eza kıldınızsa da Allah hıyanette bizimle sizin
aranızda hakim ve kafidir. Şu halde ben Hz. Muaviye’ye biat ettim. Sizin
biatınızdan bizar oldum."
Muaviye, antlaşmayı daha ilk günden tanımadığını İslam
devletinin
başkentinde ilan etmiş ve barış şartlarına uyulmadığından bozulmuştur. Hz. Hasan, ümmetin vefasızlığı karşısında öfkesini içine gömerek
Kufe’den Medine’ye gitmiş ve köşesine çekilerek, babası Hz. Ali’nin
yaptığı gibi insanların eğitimi ile uğraşmıştır.
Son Yılları ve Öldürülmesi
Hz. Muaviye hilafetinin onuncu yılında, Hz. Hasan’ın varlığından iyice
rahatsız olmuş ve Hz. Hasan’ı öldürme fikirlerine kapılmıştır, diğer
yandan da hilafeti oğlu
Yezid’e bırakmanın yollarını aramaktadır ve gizliden oğlu için biat
almaya başlamıştır. Muaviye bir
yandan da, Hz. Hasan’ın karısı olan Eş’as bin Kays kızı Cude’ye,
kocasını zehirlediği takdirde onu yakında halife olacak oğlu
Yezid’le evlendireceğini söylemiş ve bu haberle birlikte yüz bin
dirhem göndermiştir. Cude, babası Eşas’ın da kendisini yönlendirmesiyle,
Hz. Hasan’ı zehirlemiştir. Hz. Hasan (R.A.) bu zehirlemenin karşısında
kırk gün ağır bir şekilde hasta yattı. Hz. Hasan, babasının vefatından
on yıl sonra hicretin ellinci yılında Safer ayında, kendisine verilen zehirin
etkisiyle şehid olmuştur.
Defnedilmesi
Hz. Hasan, kardeşi ve vasisi Hz. Hüseyin
tarafından gusül verilip, kefenlenmiş ve isteği üzerine dedesi Hz.
Muhammed’in yanına gömülmek üzere cenazesi yola çıkarılmıştır. Bunu
haber alan Hz. Muaviye tarafından atanmış Medine yöneticileri askerleriyle,
cenazeyi oklayarak, Hz. Hasan’ın dedesi yanına gömülmesine izin
vermemişlerdir. Taraftarları Hz. Hasan’ı Cennetü'l-Baki kabristanında
annesi Hz. Fatıma'nın kabri civarında defnetmişlerdir. Rahmetullahi
aleyh.
Hz. Hüseyin
bİn Alİ bİn Ebu Talİb
Hz.
Ali bin Ebu Talib ile Hz. Fatıma'nın oğlu; İslam peygamberi
Muhammed (s.a.v.)'in yaşayan ikinci erkek torunudur. Siyasî bir fikir ayrılığı sebebiyle Kerbela'da
ailesinden birçok kişiyle birlikte Dicle nehri kenarında olmalarına
rağmen bir damla bile su içmelerine fırsat verilmeyerek şehid edilmiştir. Rahmetullahi aleyh.
Hz. Hüseyin'in
acıklı hayat hikayesi ve Kerbela Hadisesi