Tasavvuf Portalı
Rasûlullah [s.a.v.]
Digital Ashab {Buradasınız}
Digital Mürşid
Digital Âsitane
Digital Murabıt
Digital Sufi
Digital Ziyaret
Digital Sanat
Tasavvuf Literatürü

Tasavvuf
Portalı Haritası
23/08/07
|
|
Tasavvuf & Sufiler âsitanesi tasavvuf.info adresinde
yayında...
DİGİTAL ASHÂB


EBÛ ZERR el GIFÂRÎ
[ R. A. ]
İlk müslümanlardan, sahâbî Ebû Zerr,
Benû Gıfâr kabilesine mensub olup doğum tarihi bilinmemektedir. H. 31
(M. 651/652) yılında Mekke ile Medine arasında bir yer olan er-Rebeze'de
vefât etmiştir.
Ebû Zerr (r.a)'in ismi ve babasının adı hakkında kaynaklarda çeşitli
isimler zikredilmektedir. Bazı eserlerde isminin Cündüb b. Cenâde b.
Seken, bazı eserlerde Seken b. Cenâde b. Kavs b. Bevaz b. Ömer olarak
zikredilmektedir. Bazı eserlerde ise Cündüb b. Cenâde b. Kays b. Beyaz
b. Amr olarak zikredilmektedir. Bu sonuncusunun daha doğru olması
muhtemeldir. Zira annesinin künyesi Ümmü Cündüb'dür (İbnü'l-Esir, Üsdül-Gâbe,
Vl, 99-101).
Hz. Cündüb b. Cenâde'nin künyesi Ebu Zerr'dir. İslâm tarihinde isminden
ziyade bu künyesi ile meşhur olup bununla anılmaktadır. Lâkabı ise
Mesîhu'l-İslâm'dır. Bu lâkabı ona Hz. Muhammed (s.a.s) bizzat vermiştir.
Ebû Zerr el-Gifârî'nin kabilesi ve ailesi genellikle câhiliye devrinde
yol kesmek, kervanları soymak ve eşkıyalık yapmakla tanınırdı. Ebû Zerr,
cesareti ve atılganlığı ile o kadar büyük bir şöhret yapmıştı ki, ismini
duyan, olduğu yerde korkudan titrerdi.
Genç yaştaki Ebû Zerr hazretleri bir gün, birdenbire değişerek mesleğini
bırakıp haniflerden oldu. İslâm'ın henüz zuhur etmediği bir zamanda
Allah yolunu tuttu. Öyle ki, etrafındakilere, "Allah'tan başkasına
ibadet edilmez. Putlara tapmayınız, onlardan hiçbir şey istemeyiniz!"
demeye başladı. Böylece hak yolunu bulmuş ve lebbeyk demişti. Bu
husustaki ifadesine göre, müslüman olmadan üç yıl evveline kadar kendine
mahsus bir şekilde Allah'a ibadet ettiğini ifade etmiştir.
Ebû Zerr (r.a.), İslâm daha duyulmadan hakkın dâvetine cevap veren ve
ruhen iman eden büyük sahâbîlerden biridir.
Ebû Zerr hazretlerinin İslâm ile müşerref olması başlı başına bir
olaydır. Şöyle ki: .
-Bir gün, Gıfâroğulları kabilesine mensub bir kişi, Mekke'den kendi
kabilesine döndüğünde doğru Ebû Zerr'e gitti ve Mekke'de bir zatın zuhur
edip kendisinin peygamber olduğunu iddia ederek insanları yeni bir dine
dâvet ettiğini ve Cenâb-ı Hakkın vahdâniyeti hakkında halka talimatta
bulunduğunu haber verdi. Ve bu işi tahkik etmesini ilâve etti.
Kabiledaşının vermiş olduğu bilgileri dikkatle dinleyen Hz. Ebû Zerr,
karşısındakinin sözleri bittikten sonra:
"Cenâb-ı Hakka yemin ederim ki, bu zat, iyilikleri öğrenmeleri ve
kötülüklerden sakınmaları için halka nasihatler yapmaktadır" dedi.
Bu konuşmadan kısa bir süre sonra Ebû Zerr Mekke'ye gitti. Bu sırada Hz.
Muhammed'in Mekke'deki durumu çok kritik olduğundan, ashabı onu büyük
bir titizlikle koruyor ve bulunduğu yeri hiç kimseye açıklamıyorlardı.
Ebû Zerr Hz. Peygamber'i kime sorduysa bir cevap alamadı. Çaresiz
Kâbe'ye gitti. Zemzem suyundan içerek biraz rahatladı. Tekrar Hz.
Peygamber'i aramaya çıktı. Yine kimseden bir cevap alamadı. Bu arada
tesadüfen karşısına çıkan Hz. Ali'ye sordu ise de yine bir cevap
alamadı. Birkaç gün böyle geçti.
Nihâyet kendisinin Rasûlullah'ın nübüvvetini ve onu aradığı hususu
Rasûlullah'a bildirilince önce şekli şemâili ve durumu tetkik edildi.
Sonra zararsız bir kimse olduğu anlaşılınca Hz. Ali vasıtasıyla Hz.
Peygamber'e götürüldü. Rasûlullah ile yaptığı kısa bir konuşma ve
görüşmeden sonra kelime-i şehâdet getirerek İslâm'a girdi. Artık bu
günden itibaren bütün kuvvet ve kudretiyle bütün aşk ve şevkiyle, bütün
cesaret ve şecâatiyle İslâm'ı yaymaya ve öğretmeye başladı. Ebû Zerr
(r.a.) kardeşi Uneys (veya Enis'in) de İslâm'a girmesini sağladı.
Kabilesinde de İslâm'a dâvet faâliyetlerine girişti ve birçoğu onun
eliyle müslüman oldu. Hz. Peygamber'in Medine'ye hicretinden sonra
meydana gelen Bedir, Uhud, Hendek ve diğer gazvelere katıldı. Tebük
gazvesinde İslâm ordusu hazırlandığı zaman Ebû Zerr gecikmiş; devesinin
bitkinliğine rağmen Rasûlullah'ın ardından yürüyerek Tebük seferine
katılmıştı. Mekke fethi sırasında kendi kabilesinin sancaktarlığını
yapmıştır. Ebû Zerr (r.a.) tabiaten fakir, zâhid ve inzivâyı seven bir
sahâbî idi. Dünyaya hiç değer vermezdi. Bundan dolayı Hz. Peygamber
(s.a.s.) kendisine Mesîhu'l-İslâm lâkabını takmıştı. Nitekim Ebû Zerr
(r.a.), Rasûlullah'ın irtihâlinden sonra bu lâkaba uygun olarak dünya
ile alâkasını tamamen keserek inzivâya çekildi. Medine'nin bağı bahçesi
onun için bir harabeden başka birşey değildi. Hele Hz. Ebû Bekir (r.a.)
de vefât edince Ebû Zerr (r.a.) tamamen içine kapandı. Yüreğindeki
acılara tahammül edemez hale geldi. Medine'den ayrılıp Şam'a yerleşti.
Hz. Osman (r.a.) devrinde fetih hareketleri oldukça genişlemiş ve bu
yüzden fethedilen bölgelerin gelenekleri de İslâm'a etki etmeye
başlamıştı. Bunun neticesi olarak emirler, sâdelikten ayrılarak dünyevî
bir yaşantının içerisine girmişlerdi. Saraylar, köşkler, konaklar
yapılmaya. Hizmetçiler tutularak işler onlara gördürülmeye başlanmıştı.
Rasûlullah'ın, Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ömer devrinin sâdeliği unutulmuştu.
Bu sâdeliği unutmayanlardan birisi de Ebû Zerr (r.a.) idi. O, sâde
yaşayışını sürdürmekte ısrâr ediyordu. Mal ve servet biriktirme hırsı
yoktu. Debdebeli bir hayat tarzını seçenlere gereken ikazları yapıyor;
bu durumun onlara kötülükten başka birşey vermeyeceğini, bir gün
bunların hesabının sorulacağını söylüyordu. Ve sık sık delil olarak:
"Altın ve gümüş depo edip Allah yolunda sarfetmeyenlere elim azabı
müjdele..." meâlindeki âyeti okuyordu. Hz. Muâviye ve emirlerinin
yaşantılarını sürekli eleştiriyordu. Bu yüzden Şam'da fesat çıkardığı
iddiasıyla Ebû Zerr (r.a.), Hz. Osman (r.a.)'a şikâyet edildi. Hz.
Osman, Ebû Zerr'i Medine'ye çağırdı. Hz. Ebû Zerr Medine'ye geldikten
sonra Hz. Osman'a, "Benim dünya malına ve dünya metama ihtiyacım
yoktur!" diye haber gönderdi. Hz. Ebû Zerr'in Medine'ye gelişi halk
üzerinde büyük bir tesir ve hayret icra etti. Fakat Ebû Zerr, Medine'de
fazla kalmayarak Mekke civarında bulunan Rebeze mevkiine giderek oraya
yerleşti. Onun bu hareketini Hz. Osman da tasvib etti. Hz. Osman ona
birkaç koyun ve bir deve verip bunlarla geçimini sağlamasını söyledi.
Medine'de âsiler Hz. Osman aleyhine faâliyetlerde bulundukları zaman Ebû
Zerr'i bu işe karıştırmak istedilerse de bir kenara çekilip âsilere bu
fırsatı vermedi. Ebû Zerr, Rebeze'de çok sıkıntılı günler geçirdi. Evi
harab olmuş, sırtında elbise kalmamıştı. Ailesi elbiseden bahsettikçe, o
"bana elbise değil, kefen lâzım" diyordu. Nihâyet hastalandı. Öleceğini
anlayan eşi, kefeni dahi olmadığını söyleyerek ne yapacağını ve
kendisini nasıl defnedeceğini hem düşünüyor ve hem de Ebû Zerr'e
düşüncesini açıklıyordu. O ise yattığı hasta yatağından biraz doğrularak
eşine, üzülmemesini, Mekke tarafından bir kâfile gelmedikçe
ölmeyeceğini, zira bu kâfile ile gelen bir gencin kendisine kefen
getireceğini anlatıp arada sırada hanımına "Bak bakalım, ufukta toz
bulutu görüyor musun" diyordu.
Nihâyet H. 31 (M. 651-652) yılında bir gün ufukta bir kervan gözüktü.
Kervan konakladıktan kısa bir süre sonra Hz. Ebû Zerr dâr-ı bekâ'ya
göçtü. Ensâr'dan bir genç gelip onu kefenledi ve cenaze namazını
kıldırarak Rebeze'ye defnetti (Hayreddin Zirikli, el-A'lâm, II, 140).
Uzun boylu, esmer, geniş omuzlu ve saçları beyazlaşmış haliyle Hz. Ebû
Zerr bir âbide gibi idi. Vefâtında geriye harab bir ev ile üç koyun ve
birkaç keçiden başka birşey bırakmadı.
Ebû Zerr (r.a.), ashâb tarafından "ilim deryası" sıfatıyla
vasıflandırılmıştı. Çünkü bilgi edinmek için Hz. Peygamber'e sık sık
sorular sorardı. İman, ihsan, emir, nehy, iyilik ve kötülük hakkında ne
varsa hepsini Rasûlullah'a sorarak öğrenmişti. Her hareket ve işinde
Resûl-i Ekrem'e tâbi olduğunu gösterirdi. Gayet kanaatkâr olup basit ve
sâde yaşardı. Âbid, zâhid idi. Hakkı söylemekten çekinmez ve korkmaz
idi. Ebû Musa el-Eş'âri'yi ise yaşayışından dolayı çok severdi ve ona,
"Sen, benim kardeşimsin" derdi.
Ebû Zerr (r.a.), yaratılıştan hak sever bir sahâbî idi. Ümmet arasında
meydana gelen fitne ve fesatlara karışmaktan son derece sakınırdı. Hz.
Osman'a muhâlif olmasına rağmen, etrafın sıkıştırmasına mukâbil bitaraf
kalmıştır. Hz. Osman'a ve Hz. Muâviye'ye muhâlif olarak tanınırdı. Fakat
bütün bu muhâlefetlerine rağmen onlara karşı gelmedi. Kendisine arzu
etmediği birşey teklif edildiği zaman, zâhidlere mahsus bir edâ ile ve
güler yüzle, hoş sohbetliğini de ileri sürerek reddederdi. Ebû Zerr, pek
az sayıda fetvâ vermiştir. Zira bu hususta çok titiz davranırdı. Ancak
haklı bir meselede halifeye karşı gelmekten çekinmezdi. Hz. Ebû Zerr'in
oğlu, sağlığında vefât etmişti. Geriye yalnız bir eşi ve bir kızı
kalmıştı (M. Asım Köksal, İslâm Tarihi, Mekke Devri, s.177-180).

HADİSLERDE EBÛ ZERRSAHİH BUHARİ
:
TEFSİR BÖLÜMÜ / ESBAB-I NÜZULE DAİR / Beraet (Tevbe) Suresi
Ravi: Zeyd İbnu Vehb
644. Hadis
:
Rebeze`ye uğramıştım. Orada Ebu Zerr (ra)`i gördüm. Kendisine: "Seni
buraya getiren sebep nedir?" diye sordum. Şöyle açıkladı: "Şam`daydım.
Bir ayet hakkında Muaviye (ra) ile ihtilafa düştük. Ayet şu: "Ey iman
edenler! Hahamlar ve rahiplerin çoğu, insanların mallarını haksızlıkla
yerler. Allah yolundan alıkoyarlar. Altın ve gümüşü biriktirip Allah
yolunda sarfetmeyenlere can yakıcı bir azabı mujdele. Bunlar cehennem
ateşinde kızdırıldığı gün, alınları, böğürleri ve sırtları onlarla
dağlanacak. "Bu, kendiniz için biriktirdiğinizdir, biriktirdiğinizi
tadın" denecek" (Tevbe, 34-35). Muaviye (ra): "Bu ayet ehli kitap
hakkına inmiştir" dedi. Ben ise: "Hem bizim, hem de onlar hakkında
indi" dedim. Bu mesele üzerinde aramızda ihtilaf çıktı. Halife Hz.
Osman (ra)`a yazarak beni şikayet etti. Hz. Osman bana yazarak
Medine`ye gelmemi emretti. Bunun üzerine Medine`ye geldim. Halk, sanki
daha önce beni hiç görmemiş gibi, çoklukla etrafımı sardı. Durumu
Osman (ra)`a açtım. Bana: "İstersen buraya yakın bir yere git" dedi.
İşte beni buraya getiren gerçek sebep budur. Benim üzerime Habeşli
siyahi bir köleyi amir tayin etseler mutlaka dinler, itaat ederim."
http://hadis.ihya.org/ksitte.php?ara=ebu+zerr&t2=hadis
:
SOHBET BÖLÜMÜ / Karşılıklı Muhabbet
Ravi Ebu Zerr
3347. Hadis
:
"Ey Allah`ın Resulü!" dedim. "Kişi, bir kavmi sever, fakat onların
amelini işleyemezse, (sonu ne olacak)?" "Ey Ebu Zerr," buyurdu, "sen
sevdiğinle berabersin!"
|
WEBSİTE
İÇERİĞİ
|
EDİTÖR
NOTLARI
"Her dem yeniden doğarız..." diyen ustamız Yunus'un sözlerine uygun
olarak yeniden ve yepyeni bir tarz ile huzurunuzdayız.
İlk editörial notumuzda "İslam'ı yaşama sanatı" olarak
tanımladığımız tasavvuf konulu bu websitesinin hayrlara vesile olacağına
inancı ile yeniden "merhaba".
Devamı için
tıklayınız.... |
Linkler
|
|
Görüş
ve Öneriler
Tasavvuf & Sufiler ile ilgili görüş, düşünce ve önerilerinizi bize
iletiniz:
tasavvufvesufiler@yahoo.com
|
Tasavvuf & Sufiler web grubunun interaktif alanları |
|