Seyyid Nûr Muhammed, ilmini
ve feyzini İmâm-ı Rabbânî hazretlerinin torunu, büyük âlim ve mürşid-i
kâmil Muhammed Seyfüddîn-i Farûkî'den aldı. Ayrıca Mirzâ Hâfız
Muhsin'den de ilim öğrendi. Seyfüddîn-i Fârûkî hazretlerinin derslerinde
ve sohbetlerinde yetişip icâzet aldı. İlimde o kadar yükselmişti ki;
sarf, nahiv, mantık, meânî, tefsîr, hadîs ilimlerinde ve tasavvufta
zamânının yegâne âlimi ve rehberi idi. Tasavvuf ehli onunla iftihâr
etmişlerdir. İnsanlar ondan feyz almak için sohbetine koşmuşlardır. Bir
teveccühü ile talebelerinin kalbleri zikretmeye başlardı. "Sokakta
fâsıkla, günâha dalmış kimse ile karşılaşmak kalbde zulmet hâsıl eder."
buyururdu ve talebelerinin hangi fıskı, günahı işleyenle karşılaştığını
haber verirdi. Yetiştirdiği talebelerin en meşhûru ve halîfesi, "Mazhar-ı
Cân-ı Cânân" hazretleri olup, evliyânın büyüklerindendir.
Seyyid Nûr Muhammed, dînin
emirlerine tam uyardı. Şüpheli şeylerden ve haramlardan sakınma
husûsunda gayreti son dereceye ulaşmıştı. Yiyeceği ekmeğin ununu
helâlden tedârik eder, hamurunu kendi yoğurup, pişirir ve açlık ağır
bastıkca azar azar yerdi. İstiğrâk ve cezbe hâlleri yâni tasavvufda
ilâhî aşk ile kendinden geçme hâli pek ziyâde idi. On beş sene bu hâl
üzere yaşadı ve tasavvufî hâllere gark oldu. Ömrünün son zamanlarında bu
hâlden ayıklık hâline dönmüştür. Sünnet-i seniyyeye uymakta, edeb ve
âdetlerde de Peygamber efendimize tâbi olmakta büyük bir dikkat
gösterirdi. Peygamber efendimizin hayâtını ve yüksek ahlâkını anlatan
kitapları devamlı yanında bulundurur, bunları okuyup, hâllerinde ve
işlerinde Resûlullah efendimize uymaya çalışırdı.
Bir gün birisi yiyecek bir
şey hediye getirmişti. Kendisine takdim edilince, nâzik bir tavırla; "Bu
yiyecekte bir zulmet gözüküyor, bir araştırınız!" buyurdu. Bu yiyecek
helâldendir diye arzettiler. Fakat araştırınca, bu yiyeceğin gösteriş
niyetiyle hazırlandığını anladılar. Dünyâya düşkün olan bir kimse,
kendisinden emânet bir kitap istediğinde verirdi. Kitap geri getirilince
o kitabı bir yere kor üç gün bekletirdi. Verdiği kimseden kitap üzerine
sirâyet eden zulmet, sohbeti bereketiyle dağıldıktan sonra alıp okurdu.
Evliyânın büyüklerinden ve
Seyyid Nûr Muhammed hazretlerinin en başta gelen talebesi olan Mazhar-ı
Cân-ı Cânân hazretleri ondan bahsederken, gözleri yaşla dolar ve
talebelerine şöyle derdi; "Sizler Seyyid Nûr Muhammed hazretlerine
yetişemediniz, onu görmediniz. Eğer görmüş olsaydınız, îmânınız
tâzelenir ve Allahü teâlâ ne büyük kudret sâhibidir ki, böyle mübrek bir
zât yaratmış derdiniz. Onun keşfi son derece kuvvetli idi. Başkalarının
baş gözüyle göremediklerini o, kalb gözüyle görür ve anlardı. Hayâtı
baştan sona fazilet ve kerâmetler ile doludur."
Bir defâsında râfizî olup,
Peygamber efendimizin arkadaşlarından bâzılarına düşmanlık besliyen iki
kişi, Seyyid Nûr Muhammed hazretlerinin huzûruna gelmişlerdi. Râfizî
olduklarını saklayıp, kendisine tâbi olmak istediklerini söylemişlerdi.
Onların sapık îtikâdda olduklarını anlayıp; "Önce bozuk îtikâdınızdan
vazgeçin sonra tâbi olma arzusunda bulunun" buyurdu. Bu iki râfizîden
biri huzûrunda tövbe edip, sapık îtikâdından vazgeçti ve saâdete erdi.
Diğeri ise sapıklığında ısrar edip, saâdetten mahrûm kaldı.
Seyyid Nûr Muhammed
hazretlerinin evinin yakınında oturan bir kişi, bir dükkân açıp, afyon,
esrâr satmaya başladı. Bunun üzerine Seyyid Nûr Muhammed hazretleri;
"Afyonunun zulmeti bizim bâtın nisbetimizi kederlendirdi" dedi. Bunu
işiten talebeleri afyon satan adamın dükkânını yıkıp harâb ettiler.
Seyyid Nûr Muhammed hazretleri, bu işi duyunca üzülüp; "Onun dükkânını
harâb etmeniz bizi daha çok kederlendirdi. Çünkü onun afyon, esrâr
satmasına mâni olma işi, devletin hâkiminin vazifesidir. Siz başkasının
işine müdâhale ettiniz. Böylece dînin emrine muhâlif iş yapıldı. Önce
ona; haram olan bu işten vazgeçmesi yumuşak bir dil ile anlatılır. Sonra
vaz geçmezse mâni olunurdu" dedi. Sonra dükkânı harâb edilen kimseye
altın gönderdi. Talebelerine onunla helâllaşmalarını söyledi. Talebeleri
altını verip onunla helâllaştılar. Bunun üzerine, afyon ve esrâr
satmaktan vazgeçip, tövbe etti, sonra da Seyyid Nûr Muhammed
hazretlerinin talebesi olup, sâlih bir zât oldu.
Bir gün ihtiyar bir kadın,
Seyyid Nûr Muhammed hazretlerinin huzûruna gelip; "Cinler kızımı
kaçırdılar! Ne yaptıysak bir çâre bulup onların elinden kurtaramadık.
Sizden istirhâm ediyorum, kızımın cinlerin elinden kurtulması için bir
çâre bulunuz!" dedi. Bunun üzerine Seyyid Nûr Muhammed hazretleri
bir müddet oturup murâkabeye daldı. Sonra o ihtiyâr kadına; "İnşâallah
kızın falan vakit gelecek!" dedi. Buyurduğu gibi vâki olup, cinlerin
kaçırdığı kız işâret ettiği vakitte geldi. Cinlerin elinden kurtulup
gelen kıza nasıl kurtulup geldin? diye sorduklarında; "Sahrâda cinlerin
elinde esirdim. Birden bire mübârek bir zât gözüküp beni onların elinden
kurtardı ve bir anda buraya getirdi" dedi. Bu hâdiseye şâhid olan bir
zât, Seyyid Nûr Muhammed hazretlerine; "Neden oturup murâkabeye
daldıktan sonra, kadına, kızın falan vakit gelecek dediniz de murâkabeye
dalmadan hemen söylemediniz?" diye sorunca; "O kızın kurtulması için
himmet gösterip Allahü teâlâya duâ ettim. Sonra bana ilham-ı ilâhî ile
kurtulacağı bildirildi. Bu fakîrin teveccühü ve himmeti bu işe tesir
etti" buyurdu.