DİGİTAL
MÜRŞİD

“Ölü
iken îmân ile diriltip nura kavuşturduğumuz ve halk içinde o nur ile
doğru yolda yürüyen kimse...”
En’âm Sûresi,
6:122.
Molla Said Nursi, Risale-i
Nur Külliyatı / Şualar / 1. Şua kitabında bu ayetin bazı cifr hesapları
ile kendisi ile irtibatlı olduğunu iddia ettiğinden Seyyid Abdulhakim
Arvasi tarafından "irşada yetkin bir mürşid" olarak ve ailesinin "manevi
himayesine emanet" edildiği için merhameten
uyarılmıştır.
(İlginç bir nokta Seyyid
Abdulhakim Arvasi'nin k.s.a. ikaz mektubunun Molla Said Nursi'nin eline
kısa bir bir süre de olsa Şerafeddin Dağıstani K.s.a ile birlikte
bulundukları Eskişehir Cezaevi'nde ulaşmış
olmasıdır.)
Bu mürşidane ve samimi
uyarı maalesef tesirini halkedemediği gibi şu anda münteşir olan
Risale-i Nurlarda mürşidi Seyyid Fehim Efendi'nin ismi verildiği halde
"mübarek ismi ketmedilerek" kendilerini ilzam edici tarzda
"ihtiyar bir zât" olarak
bahsedilmektedir.
( Risale-i Nur
külliyatında birçok isimler verilirken evliyaullaha atfen isim
verilmemesi hadisesi şayan-ı dikkattir. Acaba Molla Said Nursi'nin mi ,
yoksa bizzat bugünkü Nur fırkalarından bazılarını bazılarını itham
ettiği üzre bazı "maksadı meşkuk eller"in tahrifatının mı eseridir
bilinmez !.)
Sözü uzatmadan bu nakil
nedeni ile son zamanlarda ehl-i tasavvufa karşı hasmane bir
tutum serdeden ve mübarek evliyaullaha husumetlerini
artık isim de vererek izhar eden
camianın boy hedefi olmaktansa Risale-i Nurdaki ilgili yeri nakledelim
de itiraz eden müellifine itiraz etsin:
KAYNAK:
http://www.saidnur.com/foreign/trk/risaleler/lahikalar/kastamonu.htm
KASTAMONU
LAHİKASI'NDAN
Kastamonu Lahikası,
Sayfa 119-122
Azîz, Sıddık, Risale-i Nur Şakirdleri Kardeşlerim!
Risale-i Nur şakirdlerinin zaif kısımlarına zarar veren, hâtıra
gelmeyen, ihtiyar bir zât tarafından bir
itiraz münasebetiyle ve o gibi itirazların esasını kesecek bir hakikatı
beyan etmeye mecbur oldum. Evvelce birisine dediğim gibi, bunu tekrar
ediyorum:
Hem mucib-i taaccüb, hem medar-ı teessüftür ki: Ehl-i hakikat,
ittifaktaki fevkalâde kuvveti zâyi ettikleri ve zâyi' ile mağlub
oldukları halde; ehl-i nifak ve dalâlet, meşrebine zıd olduğu halde,
ittifaktaki ehemmiyetli kuvveti elde etmek için ittifak ediyorlar. Yüzde
on iken, doksan ehl-i hakikatı mağlub ediyorlar. Ve en ziyade medar-ı
taaccüb ve medar-ı hayret şudur ki:
En ziyade muavenet ve teşvik beklediğimiz ve onlar da o yardıma
İslâmiyetçe ve meslekçe ve vazifeten
mükellef oldukları bize yardımı yapmayıp, bilâkis yanlış
anlamasına binaen, Risale-i Nur'un hizmetine fütur verecek bir tarzda,
mevki-i içtimaiyelerinin ehemmiyetine istinaden itiraz etmişler. Bir
hakikate dair beyanata itiraz etmişler.
Ben bilmiyorum hangi mes'eledir, hangi âyete dairdir. Olsa olsa, gayet
mahrem kısmından olan Birinci Şuâ nâmında İşârât-ı
Kur'aniye'den bir mes'eleye dair olacaktır. Bu âciz kardeşiniz, hem o
eski dost zâtâ hem ehl-i dikkate ve sizlere beyan ediyorum ki: Kur'ân-ı
Mu'ciz-ül Beyan'ın feyziyle Yeni Saîd hakaik-i îmaniyeye dair o derece
mantıkça ve hakikatça bürhanlar zikrediyor ki değil müslüman üleması,
belki en muannid Avrupa feylesoflarını da teslime mecbur ediyor ve
etmektedir.
Amma Risale-i Nur'un kıymet ve ehemmiyetine işarî ve remzî bir tarzda
Hazret-i Ali (R.A.) ve Gavs-ı A'zâm'ın (K.S.) ihbârâtı nev'inden, Kur'ân-ı
Mu'ciz-ül-Beyan'ın dahi bu zamanda bir mu'cize-i mânevîyesi olan
Risale-i Nur'a nazar-ı dikkati celbetmesine mânâ-yı işarî tabakasından
rumuz ve îmaları, i'câzının şe'nindendir ve o lisan-ı gaybın belâgât-ı
mu'cizekârânesinin muktezasıdır.
Evet Eskişehir hapishanesinde dehşetli bir zamanda ve
kudsî bir teselliye pek çok muhtaç olduğumuz hengâmda, mânevî bir
ihtarla: "Risale-i Nur'un makbuliyetine dair eski evliyâlardan şahid
getiriyorsun. Halbuki وَلاَ رَطْبٍ وَلاَ يَابِسٍ اِلاَّ فِى كِتَابٍ
مُبِينٍ sırrıyla en ziyade bu mes'elede söz sahibi Kur'andır. Acaba
Risale-i Nur'u Kur'an kabûl eder mi? Ona ne nazarla bakıyor?" denildi. O
acib sual karşısında bulundum.
Ben de Kur'andan istimdad eyledim. Birden otuzüç âyetin mânâ-yı
sarîhinin teferruatı nev'indeki tabakattan mana-yı işârî tabakasından ve
o mânâ-yı işârî külliyetinde dâhil bir ferdi Risale-i Nur olduğunu ve
duhulüne ve medar-ı imtiyazına bir kuvvetli karine bulunmasını bir saat
zarfında hissettim. Ve bir kısmı bir derece izah ve bir kısmını mücmelen
gördüm. Kanaatımda hiçbir şekk ve şübhe ve vehim ve vesvese kalmadı. Ben
de ehl-i îmanın îmanını Risale-i Nur'la muhafaza niyetiyle o kat'î
kanaatımı yazdım ve has kardeşlerime mahrem tutulmak şartıyla verdim.
Ve o risalede biz demiyoruz ki; âyetin mânâ-yı sarihi budur,
tâ hocalar (fîhi İİnazarun) desin.
Hem dememişiz ki, mânâ-yı işârînin külliyeti budur. Belki diyoruz ki:
mânâ-ı sarîhinin tahtında müteaddid tabakalar var. Bir tabakası da mânâ-yı
işârî ve remzîdir ve o mâna-yı işârî de bir küllîdir. Her asırda
cüz'iyatları var. Risale-i Nur dahi bu asırda o mâna-yı işârî
tabakasının külliyetinden bir ferddir ve o ferdin kasden bir medar-ı
nazar olduğuna ve ehemmiyetli bir vazife göreceğine, eskiden beri ülema
mabeyninde câri bir düstur-u cifrî ve riyazî ile karineler, belki
hüccetler gösterilmiş iken, Kur'ânın âyetine veya sarahatine değil
incitmek, belki i'caz ve belâgâtına hizmet ediyor. Bu nevi işârât-ı
gaybiyeye itiraz edilmez. Ehl-i hakikatın nihayetsiz işârât-ı
Kur'aniyeden hadd ü hesaba gelmeyen istihracâtlarını inkâr edemeyen,
bunu da inkâr etmemeli ve edemez.
Amma benim gibi ehemmiyetsiz bir adamın elinde böyle ehemmiyetli
bir eserin zuhur etmesini istiğrab ve istib'ad edip
itiraz eden zât, eğer buğday
tanesi kadar çam çekirdeğinden dağ
gibi çam ağacını halkeylemek azamet ve kudret-i İlahiyeye delil olduğunu
düşünse, elbette bizim gibi acz-i mutlak ve fakr-ı mutlakta ve böyle
ihtiyac-ı şedîd zamanında böyle bir eser zuhuru, «Vüs'at-i rahmet-i
İlâhiyyeye delildir.» demeye mecbur olur.
Ben sizi ve mu'terizleri Risale-i Nur'un şeref ve haysiyetiyle temin
ediyorum ki: Bu işaretler ve evliyanın îmalı haberleri,
remizleri, beni dâima şükre ve hamde ve kusurlarımdan istiğfara
sevketmiş. Hiçbir vakitte hiçbir dakika nefs-i emmareme medar-ı fahr ve
gurur olacak bir enaniyet ve benlik vermediğini, size bu yirmi sene
hayatımın göz önünde tereşşuhatıyla isbat ediyorum.
Evet bu hakikatla beraber insan kusurlardan, nisyandan, sehivden hâli
değil. Benim bilmediğim çok kusurlarım var. Belki de fikrim karışmış,
risalelerde hatalar da olmuş. Fakat Kur'an'ın hurufât-ı kudsiyesinin
yerine beşerin tercümesini ikame perdesi altında, noksan huruflarla yeni
hat altında tahrifkârâne ehl-i dalâletin tevilât-ı fâsideleri âyâtın
sarâhatını incitmelerine bakmıyor gibi; bîçâre mazlûm bir adamın
kardeşlerinin îmanını kuvvetleştirmek için bir nükte-i i'caziyeyi beyan
ettiği için hizmet-i îmaniyesine fütur verecek derecede itiraz, elbette
değil öyle zâtlar, belki zerre mikdar insafı bulunan itiraz edemez.
Benim şahsım için mucib-i hayrettir ki: O
itiraz eden zât, benim silsile-i ilimde en
mühim üstadım olan Şeyh Fehim 'in (K.S.)
bir tilmizi ve en ziyade merbut olduğum
İmam-ı Rabbânî (R.A.)'ın bir talebesi
olduğu halde ; herkesten ziyade, kusurlarıma, eski karışık
hayatlarıma, taşkınlıklarıma bakmayarak bütün kuvvetiyle imdadıma koşmak
lâzım iken; maatteessüf
ondan tereşşuh eden bir itiraz, bazı zaîf arkadaşlarımıza fütur ve ehl-i
dalâlete bir sened hükmüne geçtiğini çok teessüfle işittik.
O ihtiyar zâttan, çabuk bu sû'-i
tefehhümü izale etmek için tamire çalışmasını; hem
duasıyla, hem te'sirli nasihatıyla yardımını bekleriz. Bunu da
ilâveten beyan ediyorum:
Bu zamanda gayet kuvvetli ve hakikatlı milyonlar fedakârları bulunan
meşrebler, meslekler bu dehşetli dalâlet hücumuna karşı zâhiren
mağlubiyete düştükleri halde; benim gibi yarım ümmî ve kimsesiz,
mütemadiyen tarassud altında, karakol karşısında ve müdhiş, müteaddid
cihetlerle aleyhimde propagandalar ve herkesi benden tenfir etmek
vaziyetinde bulunan bir adam, elbette dalâlete karşı galibane mukavemet
eden ve milyonlar efradı bulunan mesleklerden daha ileri, daha kuvvetli
dayanan Risale-i Nur'a sahib değildir. O eser onun hüneri olamaz ve
onunla iftihar edemez.
Belki doğrudan doğruya Kur'an-ı Hakîm'in bu zamanda bir mu'cize-i
mânevîyesi rahmet-i İlahiye tarafından ihsan edilmiştir. O adam,
binler arkadaşıyla beraber o hediye-i Kur'aniyeye el atmışlar. Her
nasılsa birinci tercümanlık vazifesi ona düşmüş. Onun fikri ve ilmi ve
zekâsının eseri olmadığına delil, Risale-i Nur'un öyle parçaları var ki;
bazı altı saatte, bazı iki saatte, bazı bir saatte, bazı on dakikada
yazılan risaleler var. Ben yemin ile te'min ediyorum ki, Eski Said'in
kuvve-i hâfızası beraber olmak şartıyla o on dakikalık işi on saatte
fikrimle yapamıyorum. O bir saatlik risaleyi, iki gün istidadımla,
zihnimle yapamıyorum ve o altı saatlik risale olan Otuzuncu Söz'ü ne
ben, ne de en müdakkik dindar feylesoflar altı günde o tahkikatı yapamaz
ve hâkezâ...
Demek biz müflis olduğumuz halde, gayet zengin bir mücevherat dükkânının
dellâlı ve birer hizmetçisi olmuşuz. Cenâb-ı Hak fazl ve keremiyle, bu
hizmet-i kudsiyede hâlisane, muhlisâne bizi ve umum Risale-i Nur
şakirdlerini daim muvaffak eylesin, âmin.
Said Nursî
* * *
Yine
Kastamonu
Lahikası'nın , 139-140. Sayfalarında bu defa daha kapalı olarak yine
aynı üslub ile yine aynı konuya değinilmektedir:
KAYNAK:
http://www.saidnur.com/foreign/trk/risaleler/lahikalar/kastamonu.htm
Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Bu Ramazan-ı Şerif'te âfâka bakmamak ve dünyayı unutmağa çok muhtaç
olduğum halde; maatteessüf, dünyaya arasıra bakmağa bizi mecbur
ediyorlar. İnşâALLAH, bu bakmakta niyetimiz hizmet-i îmaniye olduğundan;
o da bir nevi ibadet sayılır.
Evet size iliştikleri gibi, bize de ayrı ayrı suretlerde tecavüzlerini
ihsas ediyorlar. Fakat Cenâb-ı Hakk'a şükür ki, onların tecavüzleri
aksülâmel amel nev'inde, Risale-i Nur'un fütuhatına yardım ediyor.
İstanbul'daki ihtiyar adamın itirazı
münasebetiyle kahraman Nazif yazıyor ki; o itiraz, Risale-i
Nur'un İstanbul'da fütuhat yapmağa ve parlamağa vesile oldu.
Bize karşı başka cihetlerde küçücük tecavüzler de öyle netice veriyor.
Fakat şimdi
bîçare bazı hocaları
ve sofileri Risale-i Nur'a karşı bir
çekinmek, bir soğukluk vermek için hiç hatıra gelmeyen bir vesileyi
bulmuşlar. Şöyle ki:
Diyorlar: "Said, yanında başka kitabları bulundurmuyor. Demek onları
beğenmiyor. Ve İmam-ı Gazâlî'yi de (R.A.) tam beğenmiyor ki, eserlerini
yanına getirmiyor." İşte bu acib mânasız sözlerle bir bulantı
veriyorlar. Bu nevi hileleri yapan, perde altında ehl-i zındıkadır;
fakat, safdil hocaları ve
bazı sofiları vasıta yapıyorlar.
Buna karşı deriz ki: "Hâşâ, yüz def'a hâşâ!.. Risale-i Nur ve
şakirdleri, Hüccet-ül İslâm İmam-ı Gazalî ve beni Hazret-i Ali ile
bağlayan yegâne üstadımı beğenmemek değil, belki bütün kuvvetleriyle
onların takib ettiği mesleği ehl-i dalâletin hücumundan
kurtarmak ve muhafaza etmektir.
Fakat onların zamanında bu dehşetli zındıka hücumu, erkân-ı îmaniyeyi
sarsmıyordu. O muhakkik ve allâme ve müçtehid zatların asırlarına göre
münazara-i ilmiyede ve diniyede istimal ettikleri silâhlar hem geç elde
edilir, hem bu zaman düşmanlarına birden galebe edemediğinden;
Risale-i Nur, Kur'ân-ı Mu'ciz-ül Beyan'dan hem çabuk, hem keskin, hem
tam düşmanların başını dağıtacak silâhları bulduğu için, o
mübarek ve kudsî zâtların tezgâhlarına müracaat etmiyor. Çünki
umum onların merci'leri ve menba'ları ve üstadları olan Kur'an, Risale-i
Nur'a tam mükemmel bir üstad olmuştur.
Ve hem vakit dar, hem bizler az olduğumuz için vakit
bulamıyoruz ki, o nûrânî eserlerden de istifade etsek.
Hem Risale-i Nur şakirdlerinin yüz mislinden ziyade zâtlar, o kitablarla
meşguldürler ve o vazifeyi yapıyorlar. Biz de, o vazifeyi onlara
bırakmışız. Yoksa hâşâ ve kellâ! O kudsî üstadlarımızın mübarek
eserlerini ruh u canımız kadar severiz. Fakat herbirimizin bir kafası,
birer eli, birer dili var; karşımızda da binler mütecaviz var. Vaktimiz
dar. En son silâh, mitralyoz gibi Risale-i Nur bürhanlarını
gördüğümüzden, mecburiyetle ona sarılıp iktifa ediyoruz.
...
Said Nursi
***
Risale-i Nur Külliyatı'nda geçen "ihtiyar adam"
, "ihtiyar Zat" olarak geçen
kişiden Seyyid Abdulhakim Arvasi'nin kastedildiğini ortaya koyan
Risale-i Nur kaynakları için tıklayınız:
Risale-i Nur'da bahsedilen "ihtiyar zat" kimdir ?
Evliyaullah Ruhaniyetlerine Saldırı
( Sorularla Risale-i Nur Websitesi )
|