TASAVVUFA  DAİR   ...

Tasavvuf Portalı

Digital Ashab  {Buradasınız}

Digital Âsitane

Digital Mürşid

Digital Murabıt

Digital  Sufi

Digital Ziyaret

Digital Sanat

Tasavvuf  Literatürü

 

 

Tasavvuf Portalı Haritası

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

03/01/08

 Tasavvuf & Sufiler  âsitanesi tasavvuf.info adresinde yayında...

DİGİTAL   MÜRŞİD

“Ölü iken îmân ile diriltip nura kavuşturduğumuz ve halk içinde o nur ile doğru yolda yürüyen kimse...”

En’âm Sûresi, 6:122.

Molla Said Nursi, Risale-i Nur Külliyatı / Şualar /  1. Şua kitabında bu ayetin bazı cifr hesapları ile kendisi ile irtibatlı olduğunu  iddia ettiğinden Seyyid Abdulhakim Arvasi tarafından "irşada yetkin bir mürşid" olarak ve ailesinin "manevi himayesine emanet" edildiği  için merhameten uyarılmıştır.

(İlginç bir nokta Seyyid Abdulhakim Arvasi'nin k.s.a. ikaz mektubunun Molla Said Nursi'nin eline kısa bir bir süre de olsa Şerafeddin Dağıstani K.s.a ile birlikte bulundukları Eskişehir Cezaevi'nde ulaşmış olmasıdır.)

Bu mürşidane ve samimi uyarı maalesef tesirini halkedemediği gibi şu anda münteşir olan Risale-i Nurlarda mürşidi Seyyid Fehim Efendi'nin ismi verildiği halde "mübarek ismi ketmedilerek" kendilerini ilzam edici tarzda "ihtiyar bir zât" olarak bahsedilmektedir.

( Risale-i Nur külliyatında birçok isimler verilirken evliyaullaha atfen isim verilmemesi hadisesi şayan-ı dikkattir. Acaba Molla Said Nursi'nin mi , yoksa bizzat bugünkü Nur fırkalarından bazılarını bazılarını itham ettiği üzre bazı "maksadı meşkuk eller"in tahrifatının mı eseridir bilinmez !.)

Sözü uzatmadan bu nakil nedeni ile son zamanlarda ehl-i tasavvufa karşı hasmane bir tutum serdeden ve mübarek evliyaullaha husumetlerini artık isim de vererek izhar eden  camianın boy hedefi olmaktansa Risale-i Nurdaki ilgili yeri nakledelim de itiraz eden müellifine itiraz etsin:

KAYNAK:

http://www.saidnur.com/foreign/trk/risaleler/lahikalar/kastamonu.htm

KASTAMONU LAHİKASI'NDAN

Kastamonu Lahikası, Sayfa 119-122

Azîz, Sıddık, Risale-i Nur Şakirdleri Kardeşlerim!

Risale-i Nur şakirdlerinin zaif kısımlarına zarar veren, hâtıra gelmeyen, ihtiyar bir zât tarafından bir itiraz münasebetiyle ve o gibi itirazların esasını kesecek bir hakikatı beyan etmeye mecbur oldum. Evvelce birisine dediğim gibi, bunu tekrar ediyorum:

Hem mucib-i taaccüb, hem medar-ı teessüftür ki: Ehl-i hakikat, ittifaktaki fevkalâde kuvveti zâyi ettikleri ve zâyi' ile mağlub oldukları halde; ehl-i nifak ve dalâlet, meşrebine zıd olduğu halde, ittifaktaki ehemmiyetli kuvveti elde etmek için ittifak ediyorlar. Yüzde on iken, doksan ehl-i hakikatı mağlub ediyorlar. Ve en ziyade medar-ı taaccüb ve medar-ı hayret şudur ki:

En ziyade muavenet ve teşvik beklediğimiz ve onlar da o yardıma İslâmiyetçe ve meslekçe ve vazifeten mükellef oldukları bize yardımı yapmayıp, bilâkis yanlış anlamasına binaen, Risale-i Nur'un hizmetine fütur verecek bir tarzda, mevki-i içtimaiyelerinin ehemmiyetine istinaden itiraz etmişler. Bir hakikate dair beyanata itiraz etmişler.

Ben bilmiyorum hangi mes'eledir, hangi âyete dairdir. Olsa olsa, gayet mahrem kısmından olan Birinci Şuâ nâmında İşârât-ı Kur'aniye'den bir mes'eleye dair olacaktır. Bu âciz kardeşiniz, hem o eski dost zâtâ hem ehl-i dikkate ve sizlere beyan ediyorum ki: Kur'ân-ı Mu'ciz-ül Beyan'ın feyziyle Yeni Saîd hakaik-i îmaniyeye dair o derece mantıkça ve hakikatça bürhanlar zikrediyor ki değil müslüman üleması, belki en muannid Avrupa feylesoflarını da teslime mecbur ediyor ve etmektedir.

Amma Risale-i Nur'un kıymet ve ehemmiyetine işarî ve remzî bir tarzda Hazret-i Ali (R.A.) ve Gavs-ı A'zâm'ın (K.S.) ihbârâtı nev'inden, Kur'ân-ı Mu'ciz-ül-Beyan'ın dahi bu zamanda bir mu'cize-i mânevîyesi olan Risale-i Nur'a nazar-ı dikkati celbetmesine mânâ-yı işarî tabakasından rumuz ve îmaları, i'câzının şe'nindendir ve o lisan-ı gaybın belâgât-ı mu'cizekârânesinin muktezasıdır.

Evet Eskişehir hapishanesinde dehşetli bir zamanda ve kudsî bir teselliye pek çok muhtaç olduğumuz hengâmda, mânevî bir ihtarla: "Risale-i Nur'un makbuliyetine dair eski evliyâlardan şahid getiriyorsun. Halbuki وَلاَ رَطْبٍ وَلاَ يَابِسٍ اِلاَّ فِى كِتَابٍ مُبِينٍ sırrıyla en ziyade bu mes'elede söz sahibi Kur'andır. Acaba Risale-i Nur'u Kur'an kabûl eder mi? Ona ne nazarla bakıyor?" denildi. O acib sual karşısında bulundum.

Ben de Kur'andan istimdad eyledim. Birden otuzüç âyetin mânâ-yı sarîhinin teferruatı nev'indeki tabakattan mana-yı işârî tabakasından ve o mânâ-yı işârî külliyetinde dâhil bir ferdi Risale-i Nur olduğunu ve duhulüne ve medar-ı imtiyazına bir kuvvetli karine bulunmasını bir saat zarfında hissettim. Ve bir kısmı bir derece izah ve bir kısmını mücmelen gördüm. Kanaatımda hiçbir şekk ve şübhe ve vehim ve vesvese kalmadı. Ben de ehl-i îmanın îmanını Risale-i Nur'la muhafaza niyetiyle o kat'î kanaatımı yazdım ve has kardeşlerime mahrem tutulmak şartıyla verdim. Ve o risalede biz demiyoruz ki; âyetin mânâ-yı sarihi budur, tâ hocalar (fîhi İİnazarun) desin.

Hem dememişiz ki, mânâ-yı işârînin külliyeti budur. Belki diyoruz ki: mânâ-ı sarîhinin tahtında müteaddid tabakalar var. Bir tabakası da mânâ-yı işârî ve remzîdir ve o mâna-yı işârî de bir küllîdir. Her asırda cüz'iyatları var. Risale-i Nur dahi bu asırda o mâna-yı işârî tabakasının külliyetinden bir ferddir ve o ferdin kasden bir medar-ı nazar olduğuna ve ehemmiyetli bir vazife göreceğine, eskiden beri ülema mabeyninde câri bir düstur-u cifrî ve riyazî ile karineler, belki hüccetler gösterilmiş iken, Kur'ânın âyetine veya sarahatine değil incitmek, belki i'caz ve belâgâtına hizmet ediyor. Bu nevi işârât-ı gaybiyeye itiraz edilmez. Ehl-i hakikatın nihayetsiz işârât-ı Kur'aniyeden hadd ü hesaba gelmeyen istihracâtlarını inkâr edemeyen, bunu da inkâr etmemeli ve edemez.

Amma benim gibi ehemmiyetsiz bir adamın elinde böyle ehemmiyetli bir eserin zuhur etmesini istiğrab ve istib'ad edip itiraz eden zât, eğer buğday tanesi kadar çam çekirdeğinden dağ
gibi çam ağacını halkeylemek azamet ve kudret-i İlahiyeye delil olduğunu düşünse, elbette bizim gibi acz-i mutlak ve fakr-ı mutlakta ve böyle ihtiyac-ı şedîd zamanında böyle bir eser zuhuru, «Vüs'at-i rahmet-i İlâhiyyeye delildir.» demeye mecbur olur.

Ben sizi ve mu'terizleri Risale-i Nur'un şeref ve haysiyetiyle temin ediyorum ki: Bu işaretler ve evliyanın îmalı haberleri, remizleri, beni dâima şükre ve hamde ve kusurlarımdan istiğfara sevketmiş. Hiçbir vakitte hiçbir dakika nefs-i emmareme medar-ı fahr ve gurur olacak bir enaniyet ve benlik vermediğini, size bu yirmi sene hayatımın göz önünde tereşşuhatıyla isbat ediyorum.

Evet bu hakikatla beraber insan kusurlardan, nisyandan, sehivden hâli değil. Benim bilmediğim çok kusurlarım var. Belki de fikrim karışmış, risalelerde hatalar da olmuş. Fakat Kur'an'ın hurufât-ı kudsiyesinin yerine beşerin tercümesini ikame perdesi altında, noksan huruflarla yeni hat altında tahrifkârâne ehl-i dalâletin tevilât-ı fâsideleri âyâtın sarâhatını incitmelerine bakmıyor gibi; bîçâre mazlûm bir adamın kardeşlerinin îmanını kuvvetleştirmek için bir nükte-i i'caziyeyi beyan ettiği için hizmet-i îmaniyesine fütur verecek derecede itiraz, elbette değil öyle zâtlar, belki zerre mikdar insafı bulunan itiraz edemez.

Benim şahsım için mucib-i hayrettir ki: O itiraz eden zât, benim silsile-i ilimde en mühim üstadım olan Şeyh Fehim 'in (K.S.) bir tilmizi ve en ziyade merbut olduğum İmam-ı Rabbânî (R.A.)'ın bir talebesi olduğu halde ; herkesten ziyade, kusurlarıma, eski karışık hayatlarıma, taşkınlıklarıma bakmayarak bütün kuvvetiyle imdadıma koşmak lâzım iken; maatteessüf ondan tereşşuh eden bir itiraz, bazı zaîf arkadaşlarımıza fütur ve ehl-i dalâlete bir sened hükmüne geçtiğini çok teessüfle işittik.

O ihtiyar zâttan, çabuk bu sû'-i tefehhümü izale etmek için tamire çalışmasını; hem duasıyla, hem te'sirli nasihatıyla yardımını bekleriz. Bunu da ilâveten beyan ediyorum:

Bu zamanda gayet kuvvetli ve hakikatlı milyonlar fedakârları bulunan meşrebler, meslekler bu dehşetli dalâlet hücumuna karşı zâhiren mağlubiyete düştükleri halde; benim gibi yarım ümmî ve kimsesiz, mütemadiyen tarassud altında, karakol karşısında ve müdhiş, müteaddid cihetlerle aleyhimde propagandalar ve herkesi benden tenfir etmek vaziyetinde bulunan bir adam, elbette dalâlete karşı galibane mukavemet eden ve milyonlar efradı bulunan mesleklerden daha ileri, daha kuvvetli dayanan Risale-i Nur'a sahib değildir. O eser onun hüneri olamaz ve onunla iftihar edemez.

Belki doğrudan doğruya Kur'an-ı Hakîm'in bu zamanda bir mu'cize-i mânevîyesi rahmet-i İlahiye tarafından ihsan edilmiştir.
O adam, binler arkadaşıyla beraber o hediye-i Kur'aniyeye el atmışlar. Her nasılsa birinci tercümanlık vazifesi ona düşmüş. Onun fikri ve ilmi ve zekâsının eseri olmadığına delil, Risale-i Nur'un öyle parçaları var ki; bazı altı saatte, bazı iki saatte, bazı bir saatte, bazı on dakikada yazılan risaleler var. Ben yemin ile te'min ediyorum ki, Eski Said'in kuvve-i hâfızası beraber olmak şartıyla o on dakikalık işi on saatte fikrimle yapamıyorum. O bir saatlik risaleyi, iki gün istidadımla, zihnimle yapamıyorum ve o altı saatlik risale olan Otuzuncu Söz'ü ne ben, ne de en müdakkik dindar feylesoflar altı günde o tahkikatı yapamaz ve hâkezâ...

Demek biz müflis olduğumuz halde, gayet zengin bir mücevherat dükkânının dellâlı ve birer hizmetçisi olmuşuz. Cenâb-ı Hak fazl ve keremiyle, bu hizmet-i kudsiyede hâlisane, muhlisâne bizi ve umum Risale-i Nur şakirdlerini daim muvaffak eylesin, âmin.

Said Nursî

* * *

Yine Kastamonu Lahikası'nın , 139-140. Sayfalarında bu defa daha kapalı olarak yine aynı üslub ile yine aynı konuya değinilmektedir:

KAYNAK:

http://www.saidnur.com/foreign/trk/risaleler/lahikalar/kastamonu.htm

Azîz, Sıddık Kardeşlerim!

Bu Ramazan-ı Şerif'te âfâka bakmamak ve dünyayı unutmağa çok muhtaç olduğum halde; maatteessüf, dünyaya arasıra bakmağa bizi mecbur ediyorlar. İnşâALLAH, bu bakmakta niyetimiz hizmet-i îmaniye olduğundan; o da bir nevi ibadet sayılır.

Evet size iliştikleri gibi, bize de ayrı ayrı suretlerde tecavüzlerini ihsas ediyorlar. Fakat Cenâb-ı Hakk'a şükür ki, onların tecavüzleri aksülâmel amel nev'inde, Risale-i Nur'un fütuhatına yardım ediyor. İstanbul'daki ihtiyar adamın itirazı münasebetiyle kahraman Nazif yazıyor ki; o itiraz, Risale-i Nur'un İstanbul'da fütuhat yapmağa ve parlamağa vesile oldu. Bize karşı başka cihetlerde küçücük tecavüzler de öyle netice veriyor. Fakat şimdi bîçare bazı hocaları ve sofileri Risale-i Nur'a karşı bir çekinmek, bir soğukluk vermek için hiç hatıra gelmeyen bir vesileyi bulmuşlar. Şöyle ki:

Diyorlar: "Said, yanında başka kitabları bulundurmuyor. Demek onları beğenmiyor. Ve İmam-ı Gazâlî'yi de (R.A.) tam beğenmiyor ki, eserlerini yanına getirmiyor." İşte bu acib mânasız sözlerle bir bulantı veriyorlar. Bu nevi hileleri yapan, perde altında ehl-i zındıkadır; fakat, safdil hocaları ve bazı sofiları vasıta yapıyorlar.

Buna karşı deriz ki: "Hâşâ, yüz def'a hâşâ!.. Risale-i Nur ve şakirdleri, Hüccet-ül İslâm İmam-ı Gazalî ve beni Hazret-i Ali ile bağlayan yegâne üstadımı beğenmemek değil, belki bütün kuvvetleriyle onların takib ettiği mesleği ehl-i dalâletin hücumundan kurtarmak ve muhafaza etmektir.

Fakat onların zamanında bu dehşetli zındıka hücumu, erkân-ı îmaniyeyi sarsmıyordu. O muhakkik ve allâme ve müçtehid zatların asırlarına göre münazara-i ilmiyede ve diniyede istimal ettikleri silâhlar hem geç elde edilir, hem bu zaman düşmanlarına birden galebe edemediğinden; Risale-i Nur, Kur'ân-ı Mu'ciz-ül Beyan'dan hem çabuk, hem keskin, hem tam düşmanların başını dağıtacak silâhları bulduğu için, o mübarek ve kudsî zâtların tezgâhlarına müracaat etmiyor. Çünki umum onların merci'leri ve menba'ları ve üstadları olan Kur'an, Risale-i Nur'a tam mükemmel bir üstad olmuştur.

Ve hem vakit dar, hem bizler az olduğumuz için vakit bulamıyoruz ki, o nûrânî eserlerden de istifade etsek.

Hem Risale-i Nur şakirdlerinin yüz mislinden ziyade zâtlar, o kitablarla meşguldürler ve o vazifeyi yapıyorlar. Biz de, o vazifeyi onlara bırakmışız. Yoksa hâşâ ve kellâ! O kudsî üstadlarımızın mübarek eserlerini ruh u canımız kadar severiz. Fakat herbirimizin bir kafası, birer eli, birer dili var; karşımızda da binler mütecaviz var. Vaktimiz dar. En son silâh, mitralyoz gibi Risale-i Nur bürhanlarını gördüğümüzden, mecburiyetle ona sarılıp iktifa ediyoruz.
...

Said Nursi

***

Risale-i Nur Külliyatı'nda geçen "ihtiyar adam" , "ihtiyar Zat"  olarak geçen kişiden Seyyid Abdulhakim Arvasi'nin kastedildiğini ortaya koyan Risale-i Nur kaynakları için tıklayınız:

Risale-i Nur'da bahsedilen "ihtiyar zat" kimdir ?

Evliyaullah  Ruhaniyetlerine  Saldırı

( Sorularla Risale-i Nur Websitesi )

 

WEBSİTE İÇERİĞİ

 

 

 EDİTÖR NOTLARI

"Her dem yeniden doğarız..." diyen ustamız Yunus'un sözlerine uygun olarak yeniden ve yepyeni bir tarz ile huzurunuzdayız.

İlk editörial notumuzda "İslam'ı yaşama sanatı" olarak tanımladığımız tasavvuf konulu bu websitesinin hayrlara vesile olacağına inancı ile yeniden "merhaba".

Devamı için tıklayınız....

Linkler

Yazışma Grubu & Forum

Görüş ve Öneriler

Tasavvuf & Sufiler ile ilgili görüş, düşünce ve önerilerinizi bize iletiniz:

tasavvufvesufiler@yahoo.com

 

Tasavvuf & Sufiler web grubunun interaktif alanları

Ana SayfaEditördenSunum  | YeniliklerÖneriler | Site HaritasıLinkler

 

Başsayfaya Dönüş

 

Bu sitenin son güncelleştirilme tarihi 03/01/08