Küçük yaştan îtibâren ilim
tahsîline başlayan Abdülhay Efendi, annesinin gayretiyle hıfzını (Kur'ân-ı
kerîmi ezberlemeyi) tamamladı. Zamânın usûlüne göre ciddî bir medrese
tahsili gördü. On sekiz yaşındayken babasının tâmir ettirdiği Ümmü
Gülsüm Câmiine imâm oldu. Kendisi aslen Kâdirî, meşreben Nakşibendî idi.
Son Nakşî şeyhlerinden Gümüşhânevî Şeyhi İsmâil Necâtî Efendi'den icâzet
aldı. Bir ara Çiçekçi Câmi İmâm-Hatipliğini yaptı. Yahyâ Efendi
dergâhının şeyhliğini yürüttü. Bir taraftan da Baytar mektebinde ayniyat
muhâsipliği yaptı. Daha sonra buradan emekli oldu. Soyadı Kânunundan
sonra Öztoprak soyadını aldı. Zaman zaman sevenleriyle sohbet edip
onları irşâda çalıştı.
Arapça ve
Farsça bilen Abdülhay Efendi, fıkhî ve tasavvufî mevzûlarda geniş
bilgiye sâhipti. Son derece mütevâzî, yumuşak huylu ve aşırı derece
müttakî (haramlardan sakınan) birisi idi. Cömert ve misâfirperver olup,
sofrasına bir fakiri almadan oturmazdı. Onun muhtelif vesîlelerle
sevdiklerine ve yakınlarına yazdığı mektupları, Abdülhay Efendinin
Mektupları adlı bir risalede toplanmıştır.
1961 (H.1381) senesinde
İstanbul'da vefât etti. Yıllarca mescidinde imamlık ve postunda
tasavvufi irşad yaptığı Yahyâ Efendi Dergâhı önündeki kabristanda
defnedildi. Rahmetullahi Aleyh.
Kemâl derecesine ulaşan
insanların, yükseldikçe tevâzûu ve sûreten kendinden aşağı olanlara
karşı davranışlarındaki güzellik artar. Zannolunmasın ki, onun bu
tevâzûu kadrini ve kıymetini azaltır. Hayır belki daha fazla yükseltir.
"Allah için tevâzû edeni Allahü teâlâ yükseltir." hadîs-i şerîfi bunu
ifâde etmektedir. Dünyevî ve uhrevî, maddî ve mânevî mertebelere
yükselen kimseler aslâ kendi kulluklarını unutmaz, Allah için, alçak
gönüllü olur, Allahü teâlânın yarattıklarına sertlikten ve şiddetten
kaçınırsa, her iki cihanda Allahü teâlâ onun derecesini yüceltir.
Kibirli olmayı âdet edinenler ve asıl meyvesini unutanların ise, cenâb-ı
Hak tarafından gönderilen hâdiselerle burnu kırılır. Bunlar terbiye ve
imtihan kamçılarıyla zelîl olurlar. Hülâsa, benlik, kibir ve büyüklük
taslamak insana yaraşmaz. Şeytan bu kadar ibâdeti ile kibir ve benliği
yüzünden kovuldu ve lânetlendi. Âdem aleyhisselâm ise zelîl olan
topraktan yaratıldığını unutmayarak; "Ey Rabbimiz! Biz nefsimize
zulmettik. Eğer sen bizi bağışlamaz ve rahmet etmezsen hüsrana
uğrayanlardan oluruz." diyerek, rahmet-i Hakk'a ilticâ etti. Bu sebepten
yeryüzünde emânet-i ilâhiyyeyi yüklendi ve bütün yaratılmışlar üzerine
mükerrem kılındı, derecesi yükseltildi. Binâenaleyh bütün kibirliler
şeytanın oğullarıdır...
Umûma faydası olacak hayır
bırakmak ne hoştur. Hayat defteri kapanır fakat amel defteri, ondan
menfaat göründüğü müddetçe kapanmaz, hayır yazılır. Üç şey vardır ki,
sâhibinin hayırlı amel defterini kapatmaz. Umûma faydası dokunacak ilim,
mârifet, sanat öğretmek. Bunun gibi umûma faydası dokunacak kuyu
kazdırmak, su getirtmek, hastahâne, köprü, yol ve bu gibi şeyleri yapıp
bırakmak ve yine kendisine hayır duâ edecek sâlih evlâd bırakmak.
Öğrenenler öğrendikçe ve insanlar faydalandıkça, ilk sebeb olan zât ve
hayırlı evlâdın nefsine ve diğer insanlara hayrı dokundukça mensûb
olduğu anne ve babası bundan dâimâ faydalanır, namları hayırla anılır.
Fakat ne çâre ki herkes buna muvaffak olamıyor. Cenâb-ı Hak cümlemizi
kendi lütfuyla hayra yakın ve muvaffak kılsın...
Oğlum! Vücûdumuzu elimizden
geldiği kadar helâl lokma ile doyuralım ki, helâl lokma ile beslenen o
vücûd Allah'a ibâdette pek hafif ve latîf olarak rûha uysun. Haramlarla
beslenen vücut, Allah'a ibâdete kalkmakta gevşeklik ve ağırlık gösterir.
Bu hâl sonunda, esasen latîf olan rûha da tesir eder ve onu da kendi
gibi ağırlaştırıp karanlıklara boğar. İlâhî ufuklara çıkmaya kâbiliyeti
kalmaz ve nihayet ölür. Günahların büyükleri, küçüklerine ehemmiyet
vermemekten başlar. Küçücükten komşu bahçelerinden birer ikişer meyve
koparmaya alışanlar, büyüdükleri zaman yaman hırsız kesilirler.
Dicle nehri kıyısında
yediği bir elmanın sâhibini bulup helâlleşmek için çeşitli külfetleri
göze alması, İmâm-ı A'zam'ın babası Sabit bin Hürmüz'ün ahlâkının
yüksekliğini gösterir. Onun bu temizliği kendisinden dünyânın dörtte
birinin, mezhebine, ilmine bağlandığı İmâm-ı A'zam Ebû Hanîfe gibi bir
zâtın vücûda gelmesine sebeb olmuştur.
Hayırlı evlatların babaları
da hayır ve iftiharla anılır. Seni göreyim, haramlardan, hattâ
mekrûhlardan kendini sakın. Ecdâdının asâletine, necâbetine
(temizliğine) vâris olduğunu şu pehrizkârlığınla isbat et. Bu şeref sana
dünyada ve âhirette kâfidir.