QUR'AN -I
KERÎM
47-MUHAMMED
Bismillâhirrahmânirrahîm
l. İnkâr edenlerin ve Allah yolundan alıkoyanların işlerini Allah
boşa çıkarmıştır.
2. İman edip yararlı işler yapanların, Rableri tarafından hak olarak
Muhammed'e indirilene inananların günahlarını Allah örtmüş ve hallerini
düzeltmiştir.
3. Bunun sebebi, inkâr edenlerin bâtıla uymaları, inananların da
Rablerinden gelen hakka uymuş olmalarıdır. İşte böylece Allah, insanlara
kendilerinden misallerini anlatır.
4. (Savaşta) inkâr edenlerle karşılaştığınız zaman boyunlarını vurun.
Nihayet onlara iyice vurup sindirince bağı sıkıca bağlayın (esir alın).
Savaş sona erince de artık ya karşılıksız veya fidye karşılığı
salıverin. Durum şu ki, Allah dileseydi, onlardan intikam alırdı. Fakat
sizi birbirinizle denemek ister. Allah yolunda öldürülenlere gelince,
Allah onların yaptıklarını boşa çıkarmaz.
5. Allah onları muratlarına erdirecek, gönüllerini şâdedecek .
6. Onları, kendilerine tanıttığı cennete sokacaktır.
7. Ey iman edenler! Eğer siz Allah'a (Allah'ın dinine) yardım
ederseniz O da size yardım eder, ayaklarınızı kaydırmaz.
8 İnkâr edenlere gelince, onların hakkı yıkımdır. Allah onların
yaptıklarını boşa çıkarmıştır.
9. Bunun sebebi, Allah'ın indirdiğini beğenmemeleridir. Allah da
onların amellerini boşa çıkarmıştır.
10. Yeryüzünde dolaşıp kendilerinden öncekilerin sonlarının nasıl
olduğunu görmezler mi? Allah onları yere batırmıştır. Kâfirlere de
onların benzeri vardır.
11. Bu, Allah'ın, inananların yardımcısı olmasından dolayıdır.
Kâfirlere gelince, onların yardımcıları yoktur.
12. Muhakkak ki Allah, inanıp iyi işler yapanları, altlarından
ırmaklar akan cennetlere koyar; inkâr edenler ise (dünyadan)
faydalanırlar, hayvanların yediği gibi yerler. Onların yeri ateştir.
13. Senin şehrinden -ki ora (halkı) seni çıkardı daha kuvvetli nice
şehirleri yok ettik; onlara bir yardım eden de çıkmadı.
14. Rabbinden apaçık bir delil üzerinde bulunan kimse, kötü işi
kendisine güzel görünen ve heveslerine uyan kimse gibi olur mu?
15. Müttakîlere vâdolunan cennetin durumu şöyledir: İçinde bozulmayan
sudan ırmaklar, tadı değişmeyen sütten ırmaklar, içenlere lezzet veren
şaraptan ırmaklar ve süzme baldan ırmaklar vardır. Orada meyvelerin her
çeşidi onlarındır. Rablerinden de bağışlama vardır. Hiç bu, ateşte ebedî
kalan ve bağırsaklarını parça parça edecek kaynar su içirilen kimselerin
durumu gibi olur mu?
16. Onların arasında, seni dinleyenler vardır. Fakat senin yanından
çıkınca kendilerine bilgi verilmiş olanlara "Az önce ne demişti?" diye
sorarlar. Bunlar, Allah'ın kalplerini mühürlediği, hevâ ve heveslerine
uyan kimselerdir.
17. Doğru yolu bulanlara gelince, Allah onların hidayetlerini
arttırır ve sakınmalarını sağlar.
18. Onlar, kıyamet gününün ansızın gelip çatmasını mı bekliyorlar?
Şüphesiz onun alâmetleri belirmiştir. Kendilerine gelip çatınca ibret
almaları neye yarar!
19. Bil ki, Allah'tan başka ilâh yoktur. (Habibim!) Hem kendinin hem
de mümin erkeklerin ve mümin kadınların günahlarının bağışlanmasını
dile! Allah, gezip dolaştığınız yeri de duracağınız yeri de bilir.
20. İman etmiş olanlar: Keşke cihad hakkında bir sûre indirilmiş
olsaydı! derler. Ama hükmü açık bir sûre indirilip de onda savaştan söz
edilince, kalplerinde hastalık olanların, ölüm baygınlığı geçiren
kimsenin bakışı gibi sana baktıklarını görürsün. Onl ara
yakışan da budur!
21. (Onların vazifesi) itaat ve güzel sözdür. İş ciddiye bindiği
zaman Allah'a sadakat gösterselerdi, elbette kendileri için daha hayırlı
olurdu.
22. Geri dönerseniz, yeryüzünde bozgunculuk yapmaya ve akrabalık
bağlarını kesmeye dönmüş olmaz mısınız?
23. İşte bunlar, Allah'ın kendilerini lânetlediği, sağır kıldığı ve
gözlerini kör ettiği kimselerdir.
24. Onlar Kur'an'ı düşünmüyorlar mı? Yoksa kalpleri kilitli mi?
25. Şüphesiz ki, kendilerine doğru yol belli olduktan sonra,
arkalarına dönenleri, şeytan sürüklemiş ve kendilerine ümit vermiştir.
26. Bunun sebebi; onların, Allah'ın indirdiğinden hoşlanmayanlara:
Bazı hususlarda size itaat edeceğiz, demeleridir. Oysa Allah, onların
gizlediklerini biliyor.
27. Ya melekler onların yüzlerine ve sırtlarına vurarak canlarını
alırken durumları nasıl olacak!
28. Bunun sebebi, onların Allah'ı gazaplandıran şeylerin ardınca
gitmeleri ve O'nu razı edecek şeylerden hoşlanmamalarıdır. Bu yüzden
Allah onların işlerini boşa çıkarmıştır.
29. Kalplerin de hastalık
olanlar, yoksa Allah'ın, kinlerini ortaya çıkarmayacağını mı sandılar?
30. Biz dileseydik onları sana gösterirdik de, sen onları yüzlerinden
tanırdın. Andolsun ki sen onları konuşma tarzlarından tanırsın. Allah
işlediklerinizi bilir.
31.Andolsun ki içinizden cihad edenlerle sabredenleri belirleyinceye
ve haberlerinizi açıklayıncaya kadar sizi imtihan edeceğiz.
32. İnkâr edenler, Allah yolundan alıkoyanlar ve kendilerine doğru
yol belli olduktan sonra Peygamber'e karşı gelenler, Allah'a hiçbir
zarar veremezler. Allah onların yaptıklarını boşa çıkaracaktır.
33. Ey iman edenler! Allah'a itaat edin, Peygambere itaat edin.
İşlerinizi boşa çıkarmayın.
34. İnkâr edip Allah yolundan alıkoyanları ve sonra da kâfir olarak
ölenleri Allah asla bağışlamaz.
35. Üstün durumda iken gevşeyip barışa çağırmayın. Allah sizinle
beraberdir. O amellerinizi asla eksiltmeyecektir.
36. Doğrusu dünya hayatı ancak bir oyun ve eğlencedir. Eğer iman eder
ve sakınırsanız Allah size mükâfatınızı verir. Ve sizden mallarınızı
(tamamen sarfetmenizi) istemez.
37. Eğer onları (tamamını) isteseydi ve sizi zorlasaydı, cimrilik
ederdiniz ve bu da sizin kinlerinizi ortaya çıkarırdı.
38. İşte sizler, Allah yolunda harcamaya çağırılıyorsunuz. İçinizden
kiminiz cimrilik ediyor. Ama kim cimrilik ederse, ancak kendisine
cimrilik etmiş olur. Allah zengindir, siz ise fakirsiniz. Eğer O'ndan
yüz çevirirseniz, yerinize sizden başka bir toplum getirir, artık onlar
sizin gibi de olmazlar.
48-FETİH
Bismillâhirrahmânirrahîm
1. Biz sana doğrusu apaçık bir fetih ihsan ettik.
2. Böylece Allah, senin geçmiş ve gelecek günahını bağışlar. Sana
olan nimetini tamamlar ve seni doğru bir yola iletir.
3. Ve sana şanlı bir zaferle yardım eder.
4. İmanlarını bir kat
daha arttırsınlar diye müminlerin kalplerine güven indiren O'dur.
Göklerin ve yerin orduları Allah'ındır. Allah bilendir, her şeyi
hikmetle yapandır.
5. (Bütün bu lütuflar) mümin erkeklerle mümin kadınları, içinde ebedî
kalacakları, zemininden ırmaklar akan cennetlere koyması, onların
günahlarını örtmesi içindir. İşte bu, Allah katında büyük bir
kurtuluştur.
6. (Bir de bunlar) Allah hakkında kötü zanda bulunan münafık
erkeklere ve münafık kadınlara, Allah'a ortak koşan erkeklere ve ortak
koşan kadınlara azap etmesi içindir. Müslümanlar için bekledikleri
kötülük çemberi başlarına gelsin! Allah onlara gazap etmiş, lânetlemiş
ve cehennemi kendilerine hazırlamıştır. Orası ne kötü bir yerdir!
7. Göklerin ve yerin orduları Allah'ındır. Allah azîzdir, hakîmdir.
8. Şüphesiz biz seni, şahit, müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik.
9. Ta ki (ey müminler!) Allah'a ve Resûlüne iman edesiniz, Resûlüne
yardım edesiniz, O'na saygı gösteresiniz ve sabah akşam Allah'ı tesbih
edesiniz.
10. Muhakkak k i sana
biat edenler ancak Allah'a biat etmektedirler. Allah'ın eli onların
ellerinin üzerindedir. Kim ahdini bozarsa, ancak kendi aleyhine bozmuş
olur. Kim de Allah ile olan ahdine vefa gösterirse Allah ona büyük bir
mükâfat verecektir.
11. Bedevîlerden geri kalmış olanlar, sana diyecekler ki: "Mallarımız
ve ailelerimiz bizi alıkoydu. Allah'tan bizim bağışlanmamızı dile."
Onlar kalplerinde olmayanı dilleriyle söylerler. De ki: Allah size bir
zarar gelmesini dilerse veya bir fayda elde et menizi
isterse O'na karşı kimin
bir şeye gücü yetebilir? Kaldı ki, Allah yaptıklarınızdan haberdardır.
12. Aslında siz Peygamberin ve müminlerin ailelerine bir daha
dönmeyeceklerini sanmıştınız. Bu sizin gönüllerinize güzel göründü de
kötü zanda bulundunuz ve helâki hak etmiş bir topluluk oldunuz.
13. Kim Allah'a ve Resûlüne iman etmezse bilsin ki biz, kâfirler için
çılgın bir ateş hazırlamışızdır.
14. Göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır. O, dilediğini bağışlar,
dilediğine ceza verir. Allah çok bağışlayan, çok merhamet ede ndir.
15. Siz ganimetleri almak için gittiğinizde seferden geri kalanlar:
Bırakın, biz de arkanıza düşelim, diyeceklerdir. Onlar, Allah'ın sözünü
değiştirmek isterler. De ki: "Siz asla bizim peşimize düşmeyeceksiniz!
Allah daha önce sizin için böyle buyurmuştur." Onlar size: Hayır, bizi
kıskanıyorsunuz, diyeceklerdir. Bilâkis onlar, pek az anlayan
kimselerdir.
16. Bedevîlerden (seferden) geri kalmış olanlara de ki: Siz yakında
çok kuvvetli bir kavme karşı savaşmaya çağırılacaksınız. Onlarla, teslim
oluncaya kadar savaşacaksınız. Eğer emre itaat ederseniz, Allah size
güzel bir mükâfat verir. Ama önceden döndüğünüz gibi yine dönecek
olursanız sizi acıklı bir azaba uğratır.
17. Köre vebal yoktur, topala da vebal yoktur, hastaya da vebal
yoktur. (Bunlar savaşa katılmak zorunda değildirler.) Kim Allah'a ve
Peygamberine itaat ederse, Allah onu altından ırmaklar akan cennetlere
sokar. Kim de geri kalırsa, onu acı bir azaba uğratır.
18. Andolsun ki o ağacın altında sana biat ederlerken Allah, o
müminlerden razı olmuştur. Kalplerinde olanı bilmiş, onlara güven
duygusu vermiş ve onları pek yakın bir fetihle ödüllendirmiştir.
19. Yine onları elde edecekleri birçok ganimetlerle de mükâfalandırdı.
Allah üstündür, hikmet sahibidir.
20. Allah size, elde edeceğiniz birçok ganimet vâdetmiştir. (Bu
ganimetlerden) işte şunları hemen vermiş ve insanların ellerini sizden
çekmiştir ki bu, müminlere bir işaret olsun ve sizi dosdoğru yola
iletsin.
21. Henüz elde edemediğiniz başka ganimetler de vardır ki, onlar
Allah'ın bilgi ve kudreti dahilindedir. Allah, her şeye kadirdir.
22. Eğer kâfirler sizinle savaşsalardı, arkalarına dönüp kaçarlardı.
Sonra bir dost ve yardımcı da bulamazlardı.
23. Allah'ın, ötedenberi süregelen kanunu budur. Allah'ın kanununda
asla bir değişiklik bulamazsın.
24. O sizi onlara karşı muzaffer kıldıktan sonra, Mekke'nin içinde
onların ellerini sizden, sizin ellerinizi de onlardan çekendir. Allah,
yaptıklarınızı görendir.
25. Onlar, inkâr eden ve sizin Mescid-i Haram'ı ziyaretinizi ve
bekletilen kurbanların yerlerine ulaşmasını menedenlerdir. Eğer
(Mekke'de) kendilerini henüz tanımadığınız mümin erkeklerle mümin
kadınları bilmeyerek çiğnemeniz sebebiyle üzüntüye kapılmanız ihtimali
olmasaydı (Allah savaşı önlemezdi). Dilediklerine rahmet etmek için
Allah böyle yapmıştır. Eğer onlar birbirinden ayrılmış olsalardı elbette
onlardan inkâr edenleri elemli bir azaba çarptırırdık.
26. O zaman inkâr edenler, kalplerine taassubu, cahiliye taassubunu
yerleştirmişlerdi. Allah da elçisine ve müminlere sükûnet ve güvenini
indirdi, onların takvâ sözünü tutmalarını sağladı. Zaten onlar buna
lâyık ve ehil kimselerdi. Allah her şeyi bilendir.
27. Andolsun ki Allah, elçisinin rüyasını doğru çıkardı. Allah
dilerse siz güven içinde başlarınızı tıraş etmiş ve kısaltmış olarak,
korkmadan Mescid-i Haram'a gireceksiniz. Allah sizin bilmediğinizi
bilir. İşte bundan önce size yakın bir fetih verdi.
28. Bütün dinlerden üstün kılmak üzere, Peygamberini hidayet ve hak
din ile gönderen O'dur. Şahit olarak Allah yeter.
29. Muhammed A llah'ın
elçisidir. Beraberinde bulunanlar da kâfirlere karşı çetin, kendi
aralarında merhametlidirler. Onları rükûya varırken, secde ederken
görürsün. Allah'tan lütuf ve rıza isterler. Onların nişanları
yüzlerindeki secde izidir. Bu, onların Tevrat'taki vasıflarıdır.
İncil'deki vasıfları da şöyledir: Onlar filizini yarıp çıkarmış,
gittikçe onu kuvvetlendirerek kalınlaşmış, gövdesi üzerine dikilmiş bir
ekine benzerler ki bu, ekicilerin de hoşuna gider. Allah böylece onları
çoğaltıp kuvvetlendirmekle kâfirleri
öfkelendirir. Allah onlardan inanıp iyi işler yapanlara mağfiret ve
büyük mükâfat vâdetmiştir.
9-el-HUCURÂT
Bismillâhirrahmânirrahîm
1. Ey iman edenler! Allah'ın ve Resûlünün önüne geçmeyin. Allah'tan
korkun. Şüphesiz Allah işitendir, bilendir.
2. Ey iman edenler! Seslerinizi Peygamber'in sesinin üstüne
yükseltmeyin. Birbirinize bağırdığınız gibi, Peygamber'e yüksek sesle
bağırmayın; yoksa siz farkına varmadan amelleriniz boşa gidiverir.
3. Allah'ın elçisinin huzurunda seslerini kısanlar, şüphesiz Allah'ın
kalplerini takvâ ile imtihan ettiği kimselerdir. Onlara mağfiret ve
büyük bir mükâfat vardır.
4. (Resûlüm!) Sana odaların arka tarafından bağıranların çoğu aklı
ermez kimselerdir.
5. Eğer onlar, sen yanlarına çıkıncaya kadar sabretselerdi, elbette
kendileri için daha iyi olurdu. Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir.
6. Ey iman edenler! Eğer bir fâsık size bir haber getirirse onun
doğruluğunu araştırın. Yoksa bilmeden bir topluluğa kötülük edersiniz de
sonra yaptığınıza pişman olursunuz.
7. Hem bilin ki, içinizde Allah'ın elçisi vardır. Şayet o, birçok
işlerde size uysaydı, sıkıntıya düşerdiniz. Fakat Allah size imanı
sevdirmiş ve onu gönüllerinize sindirmiştir. Küfrü, fıskı ve isyanı da
size çirkin göstermiştir. İşte doğru yolda olanlar bunlardır.
8. Bu, Allah'tan bir lütuf ve nimettir. Allah alîmdir, hakîmdir.
9. Eğer müminlerden iki gurup birbirleriyle vuruşurlarsa aralarını
düzeltin. Şayet biri ötekine saldırırsa, Allah'ın buyruğuna dönünceye
kadar saldıran tarafla savaşın. Eğer dönerse artık aralarını adaletle
düzeltin ve (her işte) adaletli davranın. Şüphesiz ki Allah, âdil
davrananları sever.
10. Müminler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını
düzeltin ve Allah'tan korkun ki esirgenesiniz.
11. Ey müminler! Bir topluluk diğer bir topluluğu alaya almasın.
Belki de onlar, kendilerinden daha iyidirler. Kadınlar da kadınları
alaya almasınlar. Belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Kendi
kendinizi ayıplamayın, birbirinizi kötü lakaplarla çağırmayın. İmandan
sonra fâsıklık ne kötü bir isimdir! Kim de tevbe etmezse işte onlar
zalimlerdir.
12. Ey iman edenler! Zannın çoğundan kaçının. Çünkü zannın bir kısmı
günahtır. Birbirinizin kusurunu araştırmayın. Biriniz diğerinizi
arkasından çekiştirmesin. Biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten
hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz. O halde Allah'tan korkun. Şüphesiz
Allah, tevbeyi çok kabul edendir, çok
esirgeyicidir.
13. Ey insanlar! Doğrusu biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık.
Ve birbirinizle tanışmanız için sizi kavimlere ve kabilelere ayırdık.
Muhakkak ki Allah yanında en değerli olanınız, O'ndan en çok
korkanınızdır. Şüphesiz Allah bilendir, her şeyden haberdardır.
14. Bedevîler "İnandık" dediler. De ki: Siz iman etmediniz, ama
"Boyun eğdik" deyin. Henüz iman kalplerinize yerleşmedi. Eğer Allah'a ve
elçisine itaat ederseniz, Allah işlerinizden hiçbir şeyi eksiltmez.
Çünkü Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir.
15. Müminler ancak Allah'a ve Resûlüne iman eden, ondan sonra asla
şüpheye düşmeyen, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla savaşanlardır.
İşte doğrular ancak onlardır.
16. De ki: Siz dininizi Allah'a mı öğretiyorsunuz? Oysa Allah
göklerde olanları da bilir, yerde olanları da. Allah her şeyi hakkıyla
bilendir.
17. Onlar İslâm'a girdikleri için seni minnet altına sokuyorlar. De
ki: Müslümanlığınızı benim başıma kakmayın. Eğer doğru kimselerseniz
bilesiniz ki, sizi imana erdirdiği için asıl Allah size lütufta
bulunmuştur.
18. Şüphesiz Allah, göklerin ve yerin gizliliklerini bilir. Allah
yaptıklarınızı görendir.
50-KAF
Bismillâhirrahmânirrahîm
1. Kaf. Şerefli Kur'an'a andolsun.
2. Aralarından bir uyarıcının gelmesine şaştılar da, kâfirler şöyle
dediler: "Bu şaşılacak bir şeydir."
3. "Biz öldüğümüz ve toprak olduğumuz zaman mı (dirileceğiz)? Bu,
akla uzak bir dönüştür."
4. Biz, toprağın onlardan neleri eksilttiğini kesinlikle bilmekteyiz.
Yanımızda o bilgileri koruyan bir kitap vardır.
5. Bilakis onlar, hak kendilerine gelince yalanladılar. Şimdi onlar
şaşırmış bir haldedirler.
6. Üstlerindeki göğe bakmazlar mı ki, onu nasıl bina etmiş ve nasıl
donatmışız! Onda hiçbir çatlak da yok.
7. Yeryüzünü de döşedik ve ona sabit dağlar koyduk. Orada gönül açan
her türden (bitkiler) yetiştirdik.
8. Allah'a yönelen her kula gönül gözünü açmak ve ibret vermek için
(bütün bunları yaptık).
9. Gökten bereketli bir su indirdik, onunla bahçeler ve biçilecek
daneler bitirdik.
10.Birbirine girmiş, kat kat tomurcukları olan uzun boylu hurma
ağaçları yetiştirdik.
11. Kullara rızık olması için.Ve o su ile, ölü toprağa can verdik.
İşte hayata yeniden çıkış da böyledir.
12. Onlardan önce Nuh kavmi, Res halkı ve Semûd da yalanlamıştı.
13. Ad ve Firavun ile Lût'un kardeşleri de (yalanladılar).
14. Eyke halkı ve Tübba' kavmi de. Bütün bunlar peygamberleri
yalanladılar da tehdidim gerçekleşti!
15. İlk yaratmada âcizlik mi gösterdik? Hayır, onlar yeni bir yaratma
hususunda şüphe içindedirler.
l6. Andolsun, insanı biz yarattık ve nefsinin kendisine
fısıldadıklarını biliriz ve biz ona şah damarından daha yakınız.
l7. İki melek (insanın) sağında ve solunda oturarak yaptıklarını
yazmaktadırlar.
18. İnsan hiçbir söz söylemez ki, yanında gözetleyen yazmaya hazır
bir melek bulunmasın.
19. Ölüm sarhoşluğu gerçekten gelir de: İşte (ey insan) bu, senin
öteden beri kaçtığın şeydir, denir.
2 0. Sûr'a üfürülür; işte
bu, geleceği vâdedilen gündür.
21. Herkes, yanında bir sürücü ve bir de şahitle beraber gelir.
22. Andolsun sen bundan gaflette idin; derhal biz senin perdeni
kaldırdık. Bugün artık gözün keskindir (denir).
23. Yanındaki arkadaşı: "İşte yanımdaki hazır" dedi.
24.(İki meleğe şu emir verilir:) "Haydi ikiniz her inatçı kâfiri,
cehenneme atın!"
25."Hayra bütün gücüyle engel olanı, azgın şüpheciyi"
26."O ki Allah ile beraber başka ilâh edindi,bundan dolayı onu
şiddetli azaba birlikte atın!"
27. Müşrikin arkadaşı (şeytan) der ki: Rabbimiz! Ben onu azdırmadım.
Fakat kendisi derin bir sapıklık içindeydi.
28. O esnada (Allah) buyurur: Huzurumda çekişmeyin! Ben size daha
önce uyarı göndermiştim!
29. Benim huzurumda söz değiştirilmez ve ben kullara asla zulmedici
değilim.
30. O gün cehenneme "Doldun mu?" deriz. O da "Daha var mı?" der.
31. Cennet de takvâ sahiplerine yaklaştırılır; (onlardan) uzakta
olmayacaktır.
32. İşte size vâdedilen cennet! Ki o, daima Allah'a yönelen,(O'nun
buyruklarını)koruyan,
33. Görmeden Rahmân'a saygı gösteren ve(Allah'a) dönük bir kalp
getiren herkesin (mükâfatı budur).
34. Oraya selâmetle girin. İşte bu, ebedî yaşamanın başladığı gündür
35. Orada kendileri için diledikleri her şey vardır. Katımızda dahası
da vardır.
36. Biz, onlardan önce kendilerinden daha güçlü olan, diyar diyar
dolaşan nice nesilleri helâk etmişizdir. Kurtuluş var mı!
37. Şüphesiz ki bunda aklı olan veya hazır bulunup kulak veren
kimseler için bir öğüt vardır.
38. Andolsun biz, gökl eri,
yeri ve ikisi arasında bulunanları altı günde yarattık. Bize hiçbir
yorgunluk çökmedi.
39. (Resûlüm!) Onların dediklerine sabret. Güneşin doğuşundan önce
de, batışından önce de Rabbini hamd ile tesbih et.
40. Gecenin bir bölümünde ve secdelerin ardından da O'nu tesbih et.
41. Seslenenin yakın bir yerden sesleneceği güne kulak ver.
42. O gün insanlar bu sesi gerçekten işiteceklerdir. İşte bu, çıkış
günüdür.
43. Şüphesiz biz diriltir ve öldürürüz. Dönüş de ancak bizedir.
44. O gün yer yarılır, onların üzerinden süratle yarılıp açılır. Bu,
bize göre kolay olan bir haşirdir.
45. Biz onların dediklerini çok iyi biliriz. Sen onların üzerinde bir
zorlayıcı değilsin. Tehdidimden korkanlara Kur’an’la öğüt ver.
51-ez-ZÂRİYÂT
Bismillâhirrahmânirrahîm
1. Tozdurup savuranlara,
2.Yükünü yüklenenlere,
3.Kolayca süzülenlere,
4.İşleri ayıranlara andolsun ki,
5.Size vâdedilen, kesinlikle doğrudur.
6.Ve ceza mutlaka vuku bulacaktır.
7. İçinde yörüngeleri olan göğe andolsun ki,
8.Siz çelişkili sözler söylüyorsunuz.
9.Ondan (Kur'an'dan veya imandan) dönen döndürülür (engellenmez).
10. Kahrolsun o koyu yalancılar!
11. Onlar koyu bir cehalet içerisinde kalmış gafillerdir.
12. Ceza gününün ne zaman olduğunu sorarlar.
13. O gün onlar ateşe sokulacaklardır.
14. Azabınızı tadın! Acele gelmesini beklediğiniz şey budur işte!
(denir.)
15. Şüphesiz ki Allah'a isyandan sakınanlar, cennetlerde ve pınar
başlarında bulunacaklar.
16. Rablerinin kendilerine verdiğini alarak . Kuşkusuz onlar, bundan
önce dünyada güzel davrananlardı.
17. Geceleri pek az uyurlardı.
18. Seher vakitlerinde de istiğfar ederlerdi.
19. Mallarında, muhtaç ve yoksullar için bir hak vardı.
20. Kesin olarak inananlar için yeryüzünde âyetler vardır.
21. Kendi nefislerinizde de öyle. Görmüyor musunuz?
22. Semada da rızkınız ve size vâdedilen başka şeyler vardır.
23. Göğün ve yerin Rabbine andolsun ki bu vaad, sizin konuşmanız gibi
kesin ve gerçektir.
24. İbrahim'in ağırlanan misafirlerinin haberi sa na
geldi mi? (Bunlar meleklerdi.)
25. Onlar İbrahim'in yanına girmişler, selam vermişlerdi. İbrahim de
selamı almış, içinden, "Bunlar, yabancılar" demişti.
26. Hemen ailesinin yanına giderek semiz bir dana (kebabını)
getirmiş,
27. Onların önüne koyup "Yemez misiniz?" demişti.
28. Derken onlardan korkmaya başladı. "Korkma" dediler ve ona bilgin
bir oğlan çocuğu müjdelediler.
29. Karısı çığlık atarak geldi. Elini yüzüne çarparak: "Ben kısır bir
kocakarıyım!" dedi.
30. Onlar: "Bu böyledir. Rabbin söylemi ştir.
O, hikmet sahibidir, bilendir" dediler.
31. (İbrahim:) O halde işiniz nedir, ey elçiler? dedi.
32. "Biz, dediler, suçlu bir kavme gönderildik."
33. "Üzerlerine çamurdan taş yağdırmaya (geldik)."
34. (Bu taşlar,) aşırı gidenler için Rabbinin katında işaretlenmiş
(taşlardır).
35. Bunun üzerine orada bulunan müminleri çıkardık.
36. Zaten orada müslümanlardan, bir ev halkından başka kimse
bulmadık.
37. Acı azaptan korkanlar için orada bir işaret bıraktık.
38. Musa'da da (ibretler vardır). Onu apaçık bir delil ile Firavun'a
göndermiştik.
39. Firavun ordusuyla birlikte yüz çevirmiş: "O, bir büyücüdür veya
bir delidir" demişti.
40. Nihayet onu da ordularını da yakalayıp denize attık, bu sırada
kendini kınayıp duruyordu.
41. Ad kavminde de (ibretler vardır). Onlara kasıp kavuran rüzgârı
göndermiştik.
42. Üzerinden geçtiği şeyi canlı bırakmıyor, onu kül edip
savuruyordu.
43. Semûd kavminde de (ibretler vardır). Onlara: Bir süreye kadar
faydalanın, denmişti.
44. Rablerinin emrine karşı geldiler. Bu yüzden, bakıp dururlarken
onları yıldırım çarpıverdi.
45. Ayağa kalkacak güçleri kalmamış, yardım edenleri de olmamıştı.
46. Bunlardan önce de Nuh kavmini helâk etmiştik. Çünkü onlar yoldan
çıkmış bir toplum idiler.
47. Göğü kendi ellerimizle biz kurduk ve biz (onu) elbette
genişleticiyiz.
48. Yeri de döşedik. (Bak) ne güzel döşeyiciyiz!
49. Her şeyden de çift çift yarattık ki, düşünüp öğüt alasınız.
50. O halde Allah'a koşun. Çünkü ben, size O'nun katından (gelmiş)
açık bir uyarıcıyım.
51. Allah ile beraber
başka bir tanrı edinmeyin. Zira ben size O'nun tarafından (gelmiş) açık
bir uyarıcıyım.
52. İşte böylece, onlardan öncekilere her hangi bir peygamber
geldiğinde hemen: O, bir büyücüdür veya delidir, dediler.
53. Bunu (nesilden nesile) birbirlerine vasiyet mi ettiler? Doğrusu
onlar azgın bir topluluktur.
54. Artık onlara aldırma. (Davete uymamalarından dolayı) sen
kınanacak değilsin.
55. Sen yine de öğüt ver. Çünkü öğüt müminlere fayda verir.
56. Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye
yarattım.
57. Ben onlardan rızık istemiyorum. Beni doyurmalarını da
istemiyorum.
58. Şüphesiz rızık veren, güç ve kuvvet sahibi olan ancak Allah'tır.
59. Muhakkak ki bu zulmedenlerin de, geçmişlerinin payı gibi
(azaptan) bir payları vardır! O halde acele etmesinler!
60. Başlarına gelecek (acı) günlerinden dolayı vay o kâfirlerin
haline!
52-TÛR
Bismillâhirrahmânirrahîm
1.Tûr'a, andolsun ki,
2.Satır satır yazılmış Kitab'a,
3.Yayılmış ince deri üzerine,
4 Beyt-i Ma'mûr'a,
5.Yükseltilmiş tavana(göğe),
6.Kaynatılmış denize (bunlara andolsun ki),
7.Rabbinin azabı mutlaka vuku bulacaktır.
8.Ona engel olacak hiçbir şey yoktur.
9.O gün gök sallanıp çalkalanır.
10.Dağlar yürüdükçe yürür.
11.Yalanlayanların vay haline o gün!
12.Ki onlar daldıkları bâtıl içinde oyalanıp duranlardır.
13.O gün cehennem ateşine itilip atılırlar :
14. "İşte yalanlayıp durduğunuz ateş budur!" denilir.
15. Bir büyü müdür bu, yoksa görmüyor musunuz?
16. Girin oraya, sabretseniz de sabretmeseniz de artık sizin için
birdir. Siz ancak yaptıklarınızın karşılığına çarptırılacaksınız.
17. Şüphesiz (kötülüklerde n) korunanlar
cennetlerde ve nimet içindedirler.
18. Rablerinin kendilerine verdikleriyle sefâ sürerler, (Zira)
Rableri onları, cehennem azabından korumuştur.
19. Onlara: Yaptıklarınıza karşılık âfiyetle yeyin,için (denilir).
20." Sıra sıra dizilmiş koltuklara yaslanarak"Onları,ceylan gözlü
hûrilerle evlendirmişizdir:
21. İman eden ve soylarından gelenlerde, imanda kendilerine tâbi
olanlar (var ya)! İşte biz, onların nesillerini de kendilerine kattık.
Onların amellerinden de bir şey eksiltmedik. Herkes kazandıklarına karşı
bir rehindir.
22. Onlara canlarının istediği meyve ve etten bol bol verdik.
23. Orada karşılıklı kadeh tokuştururlar, ama burada (içki yüzünden)
ne saçmalama vardır ne de günaha girme.
24. Hizmetlerine verilmiş, (kabuğunda) saklı inci gibi gençler
etraflarında dönüp dolaşırlar.
25. Cennettekiler birbirlerine dönüp sorarlar:
26. Derler ki: "Daha önce biz, aile çevremiz içinde bile (ilâhî
azaptan) korkardık."
27. "Allah bize lütfetti de bizi vücudun içine işleyen azaptan
korudu."
2 8. "Gerçekten biz
bundan önce O'na yalvarıyorduk. Çünkü iyilik eden, esirgeyen ancak
O'dur."
29. (Resûlüm!) Sen öğüt ver. Rabbinin lütfuyla sen ne bir kâhinsin,
ne de bir deli.
30. Yoksa onlar: (O,) bir şairdir; onun, zamanın felâketlerine
uğramasını bekliyoruz mu diyorlar?
31. De ki: Bekleyin. Ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim.
32. Onlara akılları mı bunu emreder, yoksa onlar, azgın bir topluluk
mudur?
33. Yahut "Onu kendisi uydurdu!" mu diyorlar? Hayır, onlar iman
etmezler.
34. Eğer doğru isel er onun benzeri bir söz
getirsinler.
35. Acaba onlar herhangi bir yaratıcı olmadan mı yaratıldılar? Yoksa
kendileri mi yaratıcıdırlar?
36. Yoksa gökleri ve yeri onlar mı yarattılar? Hayır! Onlar bir türlü
anlayıp inanmazlar.
37. Yahut Rabbinin hazineleri onların yanında mıdır? Ya da her şeye
hakim olan kendileri midir?
38. Yoksa onların, üzerine çıkıp gizli sırları dinledikleri bir
merdivenleri mi var? Öyleyse dinleyenleri, açık bir delil getirsinler.
39. Yoksa kızlar O'nun, oğullar da sizin mi?
40. Y oksa sen
kendilerinden bir ücret istiyorsun da, bu yüzden onlar ağır bir borç
altında eziliyorlar mı?
41. Yoksa gayba ait bilgiler kendi yanlarında da, onlar mı
yazıyorlar?
42. Yahut bir tuzak mı kurmak istiyorlar? Asıl tuzağa düşecek
olanlar, inkâr edenlerdir.
43. Veya onların Allah'tan başka bir tanrısı mı var? Allah, onların
ortak koştukları şeylerden uzaktır.
44. Gökten düşen bir kütle görseler "Üst üste yığılmış bulutlardır"
derler.
45. Artık çarpılacakları günlerine kavuşuncaya kadar onları kendi
hallerine bırak.
46. O gün planları kendilerine hiçbir fayda vermez ve yardım da
görmezler.
47. Şüphesiz zulmedenlere, ondan başka da azap vardır. Fakat çokları
bilmezler.
48.Rabbinin hükmüne sabret. Çünkü sen gözlerimizin önündesin.
Kalktığın zaman da Rabbini hamd ile tesbih et.
49. Gecenin bir kısmında ve yıldızların batışından sonra da O'nu
tesbih et.
53-NECM
Bismillâhirrahmânirrahîm
1. Battığı zaman yıldıza andolsun ki;
2.Arkadaşınız (Muhammed) sapmadı ve bâtıla inanmadı.
3.O,arzusuna göre de konuşmaz.
4. O (bildirdikleri) vahyedilenden başkası değildir.
5. Çünkü onu güçlü kuvvetli biri (Cebra il)
öğretti.
6. Ve üstün yaratılışlı(melek), doğruldu:
7. Kendisi en yüksek ufukta iken.
8. Sonra (Muhammed'e) yaklaştı,(yere doğru)sarktı.
9. O kadar ki (birleştirilmiş) iki yay arası kadar, hatta daha da
yakın oldu.
10.Bunun üzerine Allah, kuluna vahyini bildirdi.
11.(Gözleriyle) gördüğünü kalbi yalanlamadı.
12. Onun gördükleri hakkında şimdi kendisi ile tartışacak mısınız?
13. Andolsun onu, önceden bir defa daha görmüştü,
14.Sidretü'l-Müntehâ'nın yanında .
15. Cennetü'l-Me'vâ da onun yanındadır .
16. Sidre'yi kaplayan kaplamıştı.
17. Gözü kaymadı ve sınırı aşmadı.
18. Andolsun o, Rabbinin en büyük âyetlerinden bir kısmını gördü.
19. Gördünüz mü o Lât ve Uzzâ'yı?
20. Ve üçüncüleri olan ötekini, Menât'ı.
21. Demek erkek size, dişi O'na öyle mi?
22. O zaman bu, insafsızca bir taksim!
23. Bunlar (putlar), sizin ve atalarınızın taktığı isimlerden başka
bir şey değildir. Allah onlar hakkında hiçbir delil indirmemiştir. Onlar
ancak zanna ve nefislerinin arzusuna uyuyorlar. Halbuki kendilerine
Rableri tarafından yol gösterici gelmiştir.
24. Yoksa insan, her arzu ettiği şeye sahip mi olacaktır?
25. Ahiret de dünya da Allah'ındır.
26. Göklerde nice melek var ki onların şefaatleri, dilediği ve hoşnut
olduğu kimse için Allah'ın izin vermesi dışında, bir işe yaramaz.
27. Ahirete inanmayanlar, meleklere dişilerin adlarını takıyorlar.
28. Halbuki onların bu hususta hiç bilgileri yoktur. Sadece zanna
uyuyorlar. Zan ise hiç şüphesiz hakikat bakımından bir şey ifade etmez.
29. Onun için sen bizi anmakta n
yüz çeviren ve dünya hayatından başka bir şey istemeyen kimselere yüz
verme.
30. İşte onların erişebilecekleri bilgi budur. Şüphesiz ki senin
Rabbin, evet O, yolundan sapanı daha iyi bilir; O, hidayette olanı da
çok iyi bilir.
31. Göklerde ve yerde bulunanlar hep Allah'ındır. Bu, Allah'ın,
kötülük edenleri yaptıklarıyla cezalandırması, güzel davrananları da
daha güzeliyle mükâfatlandırması içindir.
32. Ufak tefek kusurları dışında, büyük günahlardan ve
edepsizliklerden kaçınanlara gelince, bil ki Rabbin, affı bol olandır.
O, sizi daha topraktan yarattığı zaman ve siz annelerinizin karınlarında
bulunduğunuz sırada (bile), sizi en iyi bilendir. Bunun için kendinizi
temize çıkarmayın. Çünkü O, kötülükten sakınanı daha iyi bilir.
33. Gördün mü arkasını döneni?
34. Azıcık verip sonra vermemekte direneni?
35. Acaba gaybın bilgisi kendi yanındadır da o görüyor mu?
36. Yoksa kendisine haber verilmedi mi? Musa'nın sahifelerinde
bulunan,
37.Ve ahdine vefa gösteren İbrahim'in( sahifelerinde bulunan şu
gerçekle r):
38. Gerçekten hiçbir günahkâr, başkasının günah yükünü yüklenemez.
39. Bilsin ki insan için kendi çalışmasından başka bir şey yoktur.
40. Ve çalışması da ileride görülecektir.
41. Sonra ona karşılığı tastamam verilecektir.
42. Ve şüphesiz en son varış Rabbinedir.
43. Doğrusu güldüren de ağlatan da O'dur.
44. Öldüren de dirilten de O'dur.
45. Şurası muhakkak ki erkek ve dişiden ibaret olan iki çifti O
yarattı.
46.(Rahime) atıldığı zaman nutfeden.
47. Şüphesiz tekrar diriltmek de O'na aittir.
4 8. Zengin eden de
yoksul kılan da O'dur.
49. Doğrusu Şi'râ yıldızının Rabbi de O'dur.
50. Ve şüphesiz ki önceki Âd kavmini O helâk etti.
51. Semûd'u da (O helâk etti) ve geriye hiçbir şey bırakmadı.
52. Daha önce de çok zalim ve pek azgın, olan Nuh kavmini (helâk
etmişti).
53. Altüst olan şehirleri de o böyle yaptı.
54. Onların başına getireceğini getirdi!
55. Şimdi Rabbinin nimetlerinin hangisinde şüpheye düşersin.
56. İşte bu ilk uyarıcılardan bir uyarıcıdır.
57. Yaklaşan yaklaştı.
58. Onu (vakt ini)
Allah'tan başka açığa çıkaracak yoktur.
59. Şimdi siz bu söze (Kur'an'a) mı şaşıyorsunuz?
60.Gülüyorsunuz da ağlamıyorsunuz!
61. Ve siz gaflet içinde oyalanmaktasınız!
62. Haydi Allah'a secde edip O'na kulluk edin!
54-el-KAMER
Bismillâhirrahmânirrahîm
1. Kıyamet yaklaştı ve ay yarıldı.
2. Onlar bir mucize görürlerse hemen yüz çevirirler ve: Eskiden beri
devam edegelen bir büyüdür, derler.
3. Yalanladılar ve kendi heveslerine uydular. Halbuki her işin
ulaşacağı yeri vardır.
4. Andolsun onlara, kötülükten önleyecek nice önemli haberler
gelmiştir.
5. Bu büyük bir hikmettir. Fakat (yüz çevirene) uyarılar ne fayda
verir!
6. Çağıranın görülmemiş bir şeye çağırdığı gün, sen de onlardan yüz
çevir.
7. Sanki etrafa yayılmış çekirge sürüsü gibi bakışları perişan
(utançtan yere bakar) bir halde kabirlerden çıkarlar.
8.Dâvetçiye koşarlarken o esnada kâfirler: Bu, çok çetin bir gündür!
derler.
9. Onlardan önce Nuh'un kavmi de yalanladı, hem de kulumuzun yalancı
olduğunda ısrar ederek: O, delirdi, dediler. Ve (Nuh, davetten
vazgeçmeye) zorlandı.
10. Bunun üzerine, Rabbine: Ben yenik düştüm, bana yardım et! diyerek
yalvardı.
11. Biz de derhal nehir gibi devamlı akan bir su ile göğün kapılarını
açtık.
12. Yeryüzünde kaynaklar fışkırttık. (Her iki) su, takdir edilmiş bir
işin olması için birleşmişti.
13. Nuh'u da tahtalardan yapılmış, çivilerle çakılmış gemiye
bindirdik.
14. İnkâr edilmiş olana (Nuh'a) bir mükâfat olmak üzere gemi,
gözlerimizin önünde akıp gidiyordu.
15. A ndolsun ki onu bir
ibret olarak bıraktık, ibret alan yok mudur?
16. Benim azabım ve uyarılarım nasılmış!
17. Andolsun biz Kur'an'ı öğüt alınsın diye kolaylaştırdık. (Ondan)
öğüt alan yok mu?
18. Ad kavmi (Peygamberleri Hûd'u) yalanladı da azabım ve tehdidim
nasılmış (gördüler).
19. Biz onların üstüne, uğursuzluğu devamlı bir günde dondurucu bir
rüzgâr gönderdik.
20. O rüzgâr, insanları, sökülmüş hurma kütükleri gibi yere
seriyordu.
21. Nasılmış benim azabım ve uyarılarım!
22. Andolsun biz Kur'an'ı düşünüp öğüt alınsın diye kolaylaştırdık.
Öğüt alan yok mu?
23. Semûd kavmi de uyarıcıları yalanladı.
24. "Aramızdan bir beşere mi uyacağız? O takdirde biz apaçık bir
sapıklık ve çılgınlık etmiş oluruz" dediler.
25. "Vahiy, aramızda ona mı verildi? Hayır o, yalancı ve şımarığın
biridir" (dediler.)
26. Yarın onlar, yalancı ve şımarığın kim olduğunu bileceklerdir.
27. Gerçekten onları imtihan etmek için dişi deveyi gönderen biziz.
Sen onları gözetle ve sabret.
28. Onlara, suyun aralarında paylaştırıldığını haber ver. Her biri
kendi içme sırasında gelsin.
29. Arkadaşlarını çağırdılar, o da (bundan cür'et alarak) kılıcını
kaptı ve deveyi kesti.
30. (Bu azgınlara) azabım ve uyarılarım nasıl oldu!
31. Biz onların üzerlerine korkunç bir ses gönderdik. Hemen hayvan
ağılına konan kuru ot gibi oluverdiler.
32. Andolsun biz Kur'an'ı, anlaşılıp öğüt alınması için
kolaylaştırdık. O halde düşünüp öğüt alan yok mu?
33. Lût'un kavmi de uyarıcı peygamberleri yalanladı.
34. Biz de üstlerine taş (yağdıran bir fırtına) gönderdik. Ancak Lût
ailesini seher vakti kurtardık.
35.Katımızdan bir nimet olarak. Biz şükredeni işte böyle
mükâfatlandırırız.
36. Andolsun ki, Lût onları bizim şiddetli azabımızla uyardı. Fakat
onlar bu tehditleri kuşkuyla karşıladılar.
37. Onlar Lût'un misafirlerine karşı kötülük yapmayı planlamışlardı.
Hemen biz onların gözlerini silme kör ettik. "Haydi azabımı ve
uyarılarımı tadın!" (dedik).
38. Bir sabah kendilerine, yakalarını bir daha bırakmayacak olan bir
azap gelip çattı.
39. İşte azabımı ve uyanlarımı tadın! (denildi).
40. Andolsun biz Kur'an'ı, öğüt almak için kolaylaştırdık. O halde
düşünüp ibret alan yok mu?
41. Şüphesiz Firavun'un kavmine de uyarıcılar gelmişti.
42. Lâkin onlar bütün âyetlerimizi yalanladılar. Biz de onları güç ve
kudretimize lâyık bir şekilde yakaladık.
43. Şimdi sizin kâfirleriniz, onlardan daha mı iyidirler? Yoksa
kitaplarda sizin için bir berât mı var?
44. Yoksa "Biz, intikam almağa gücü yeten bir topluluğuz" mu
diyorlar?
45. O topluluk yakında bozulacak ve onlar arkalarını dönüp
kaçacaklardır.
46. Bilakis kıyamet onlara vâdedilen asıl saattir ve o saat daha
belâlı ve daha acıdır.
47. Şüphesiz suçlular sapıklık ve çılgınlık içindedirler.
48. O gün yüzüstü ateşe sürüklendiklerinde "Cehennemin elemini
tadın!" denir.
49. Biz, her şeyi bir ölçüye göre yarattık.
50. Bizim buyruğumuz, bir anlık bakış gibi, bir tek sözden başka bir
şey değildir.
51. Andolsun biz, sizin benzerlerinizi hep helâk ettik. Düşünüp ibret
alan yok mu?
52. Yaptıkları her şey kitaplarda (a mel
defterlerinde) mevcuttur.
53. Küçük büyük her şey satır satır yazılmıştır.
54. Takvâ sahipleri cennetlerde ve ırmakların kenarlarındadır.
55 Güçlü ve Yüce Allah'ın huzurunda hak meclisindedirler.
55-er-RAHMÂN
Bismillâhirrahmânirrahîm
1. Çok merhametli(Allah)
2. Kur'an'ı öğretti.
3. İnsanı yarattı.
4. Ona açıklamayı öğretti.
5. Güneş ve ay bir hesaba göre (hareket etmekte) dir.
6. Bitkiler ve ağaçlar secde ederler.
7. Göğü Allah yükseltti ve mîzanı (dengeyi) O koydu.
8. Sakın dengeyi bozmayın.
9. Ölçüyü adaletle tutun ve eksik tartmayın.
10. Allah, yeri canlılar için yaratmıştır.
11. Orada meyveler ve salkımlı hurma ağaçları vardır.
12. Yapraklı daneler ve hoş kokulu bitkiler vardır.
13. O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?
14. Allah insanı, pişmiş çamura benzeyen bir balçıktan yarattı.
15. Cinleri öz ateşten yarattı.
l6. O halde, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?
17. (O,) iki doğunun ve iki batının Rabbidir.
18. Öyleyse Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
19. İki denizi birbirine kavuşmak üzere salıvermiştir.
20. Aralarında bir engel vardır, birbirine geçip karışmazlar.
21. O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?
22. İkisinden de inci ve mercan çıkar.
23. Şimdi Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?
24. Denizde yüce dağlar gibi yükselen gemiler de O'nundur.
25. Öyleyken Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?
26. Yer yüzünde bulunan her canlı yok olacak.
27. Ancak azamet ve ikram sahibi Rabbinin zâtı bâki kalacak.
28. Öyleyken Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
29. Göklerde ve yerde bulunan herkes, O'ndan ister. O, her an yaratma
halindedir.
30. O halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
31. Ey insan ve cin! Sizin de hesabınızı ele alacağız.
32. Hal bu iken Rabbinizin nimetlerinden hangisini
yalanlayabilirsiniz?
33. Ey cin ve insan toplulukları! Göklerin ve yerin çerçevesinden
çıkıp gitmeye gücünüz yetiyorsa geçin. Ancak büyük bir güçle çıkıp
gidebilirsiniz.
34. Öyleyse Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
35. Üzerinize ateşten alev ve duman gönderilir de birbirinizi
kurtaramaz ve yardımlaşamazsınız.
36. Öyleyken Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
37. Gök yarılıp da kızarmış yağ renginde gül gibi olduğu zaman,
38. Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
39. İşte o gün insana da cine de günahı sorulmaz.
40. O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?
41. Suçlular, simalarından tanınır, perçemlerinden ve ayaklarından
yakalanırlar.
42. Öyleyken Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
43. İşte bu, suçluların yalanladıkları cehennemdir.
44. Onlar, cehennemle kaynar su arasında dolaşır dururlar.
45. Şimdi Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?
46. Rabbinin huzurunda durmaktan korkan kimselere iki cennet vardır.
47. Öyleyken Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?
48. İki cennet de çeşit çeşit ağaçlarla doludur.
49. Öyleyse Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
50. İkisinde de akıp giden iki kaynak vardır.
51. Öyleyken Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
52. İkisinde de her türlü meyveden çift çift vardır.
53. Öyleyken Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
54. Hepsi de örtüleri atlastan minderlere yaslanırlar. İki cennetin
de meyvesinin devşirilmesi yakındır.
55. Öyleyken Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
56. Or alarda gözlerini
yalnız eşlerine çevirmiş güzeller var ki, bunlardan önce onlara ne insan
ne de cin dokunmuştur.
57. Öyleyken Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
58. Sanki onlar yakut ve mercandırlar.
59. Öyleyken Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
60. İyiliğin karşılığı iyilikten başka bir şey midir?
61. Öyleyken Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
62. Bu ikisinden başka iki cennet daha vardır.
63. Öyleyken Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
64. Bu cennetler koyu yeşildirler.
65. Öyleyken Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
66. İkisinde de durmadan fışkıran iki kaynak vardır.
67. Öyleyken Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
68. İkisinde de her türlü meyveler, hurma ve nar vardır.
69. Öyleyken Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
70. İçlerinde huyu güzel yüzü güzel kadınlar vardır.
71. Öyleyken Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
72. Otağlar içinde sahiplerine tahsis edilmiş hûriler vardır.
73. Öyleyken Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
74. Bunlara onlardan önce ne bir insan ne bir cin dokunmuştur.
75. Öyleyken Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
76. Yeşil yastıklara ve hârikulâde güzel döşemelere yaslanırlar.
77.Öyleyken Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
78.Büyüklülk ve ikram sahibi Rabbinin adı yücelerden yücedir.
56-el-VÂKIA
Bismillâhirrahmânirrahîm
l. Kıyamet koptuğu zaman,
2. Ki onun oluşunu yalanlayacak hiçbir kimse yoktur;
3. O, alçaltıcı, yükselticidir.
4. Yer şiddetle sarsıldığı,
5. Dağlar parçalandığı,
6. Dağılıp toz duman haline geldiği,
7. Ve sizle r de üç sınıf
olduğunuz zaman,
8. Sağdakiler, ne mutlu o sağdakilere!
9. Soldakiler, ne bahtsızdırlar onlar!
10. (Hayırda) önde olanlar, (ecirde de) öndedirler.
11. İşte bunlar, (Allah'a) en yakın olanlardır,
12. Naîm cennetlerinde .
13. (Onların) çoğu önceki ümmetlerden,
14. Birazı da sonrakilerdendir.
15. Cevherlerle işlenmiş tahtlar üzerindedirler,
16. Onların üzerlerinde karşılıklı olarak oturup yaslanırlar.
17. Çevrelerinde, (hizmet için) ölümsüz gençler dolaşır;
18. Maîn çeşmesinden doldurulmuş testiler, ibrikler ve kadehlerle.
19. Bu şaraptan ne başları ağrıtılır, ne de akılları giderilir.
20. (Onlara) beğendikleri meyveler,
21. Canlarının çektiği kuş etleri,
22. İri gözlü hûriler,
23. Saklı inciler gibi.
24. Yaptıklarına karşılık olarak (verilir).
25. Orada boş bir söz ve günaha sokan bir laf işitmezler.
26. Söylenen, yalnızca "selâm, selâm" dır.
27. Sağdakiler, ne mutlu o sağdakilere!
28. Düzgün kiraz ağacı,
29. Meyveleri salkım salkım dizili muz ağaçları,
30. Uzamış gölgeler,
31. Çağlayarak akan sular,
32. Sayısız meyveler içindedirler;
33. Tükenmeyen ve yasaklanmayan.
34. Ve kabartılmış döşekler üstündedirler.
35. Gerçekten biz hûrileri apayrı biçimde yeni yarattık.
36. Onları, bâkireler kıldık.
37. Eşlerine düşkün ve yaşıt.
38. Bütün bunlar sağdakiler içindir..
39. Bunların birçoğu önceki ümmetlerdendir.
40. Birçoğu da sonrakilerdendir.
41. Soldakiler; ne yazık o soldakilere!
42. İçlerine işleyen bir ateş ve kaynar su içinde,
43. Kapkara dumandan bir gölge altındadırlar;
44. Serin ve hoş olmayan.
45. Çünkü onlar bundan önce varlık içinde sefahete dalmışlardı.
46. Büyük günahı işlemekte direnir dururlardı.
47. Ve diyorlardı ki: Biz öldükten, toprak ve kemik yığını haline
geldikten sonra, biz mi bir daha diriltileceğiz?
48. Önceki atalarımız da mı?
49. De ki: Hem öncekiler hem de sonrakiler,
50. Belli bir günün belli vaktinde mutlaka toplanacaklardır!
51. Sonra siz ey sapıklar, yalancılar!
52. Elbette bir ağaçtan, zakkum ağacından yiyeceksiniz.
53. Karınlarınızı ondan dolduracaksınız.
54. Üstüne de kaynar sudan içeceksiniz.
55. Susamış develerin suya saldırışı gibi içeceksiniz.
56. İşte ceza gününde onlara sunulacak ziyafet budur!
57. Sizi biz yarattık. Tasdik etmeniz gerekmez mi?
58. Söyleyin öyleyse, (rahimlere) döktüğünüz meni nedir?
59. Onu siz mi yaratıyorsunuz yoksa yaratan biz miyiz?
60. Aranızda ölümü takdir eden biziz. Ve biz, önüne
geçilebileceklerden değiliz.
61. Böylece sizin yerinize benzerlerinizi getirelim ve sizi
bilmediğiniz bir âlemde tekrar var edelim diye
(ölümü takdir ettik).
62. Andolsun, ilk yaratılışı bildiniz. Düşünüp ibret almanız gerekmez
mi?
63. Şimdi bana, ektiğinizi haber verin.
64. Onu siz mi bitiriyorsunuz, yoksa bitiren biz miyiz?
65. Dileseydik onu kuru bir çöp yapardık da şaşar kalırdınız.
66. "Doğrusu borç altına girdik.
67. Daha doğrusu, biz yoksul kaldık" (derdiniz).
68. Ya içtiğiniz suya ne dersiniz?
69. Buluttan onu siz mi indirdiniz, yoksa indiren biz miyiz?
70. Dileseydik onu tuzlu yapardık. Şükretmeniz
gerekmez mi?
71. Söyleyin şimdi bana, tutuşturmakta olduğunuz ateşi,
72. Onun ağacını siz mi yarattınız, yoksa yaratan biz miyiz?
73. Biz onu bir ibret ve çölden gelip geçenlerin istifadesi için
yarattık.
74. Öyleyse ulu Rabbinin adını tesbih et.
75. Hayır! Yıldızların yerlerine yemin ederim ki,
76. Bilirseniz, gerçekten bu, büyük bir yemindir.
77. Şüphesiz bu, değerli bir Kur'an'dır,
78.Korunmuş bir kitaptır.
79. Ona ancak temizlenenler dokunabilir.
80. O, âlemlerin Rabbinden indirilmiştir.
81. Şimdi siz, bu sözü
mü küçümsüyorsunuz?
82. Allah'ın verdiği rızka karşı şükrü, onu yalanlamakla mı yerine
getiriyorsunuz?
83. Hele can boğaza dayandığı zaman,
84. O vakit siz bakar durursunuz.
85. (O anda) biz ona sizden daha yakınız, ama göremezsiniz.
86. Madem ki ceza görmeyecekmişsiniz,
87. Onu (canı) geri çevirsenize, şayet iddianızda doğru iseniz!
88. Fakat (ölen kişi Allah'a) yakın olanlardan ise,
89. Ona rahatlık, güzel rızık ve Naîm cenneti vardır.
90. Eğer o sağdakilerden ise,
91. "Ey sağ daki! Sana selam olsun!"
92. Ama yalanlayıcı sapıklardan ise,
93.İşte ona da kaynar sudan bir ziyafet vardır!
94. Ve (onun sonu) cehenneme atılmaktır.
95. Şüphesiz ki bu, kesin gerçektir.
96. Öyleyse ulu Rabbinin adını tenzih ile an.
57-el-HADÎD
Bismillâhirrahmânirrahîm
1. Göklerde ve yerde bulunan her şey Allah'ı tesbih etmektedir. O,
azîzdir, hakîmdir.
2. Göklerin ve yerin mülkü O'nundur. O, diriltir, öldürür. O, her
şeye gücü yetendir.
3. O ilktir, sondur, zahirdir, batındır. O, her şeyi bilendir.
4. O, gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra Arş'ın üzerine istivâ
edendir. Yere gireni ve ondan çıkanı, gökten ineni ve oraya yükseleni
bilir. Nerede olsanız, O sizinle beraberdir. Allah yaptıklarınızı görür.
5. Göklerin ve yerin mülkü O'nundur. Bütün işler ancak O'na
döndürülür.
6. Geceyi gündüze katar, gündüzü de geceye katar. O, kalplerde olanı
bilir.
7. Allah'a ve Resûlü'ne iman edin. Sizi, üzerinde tasarrufa yetkili
kıldığı şeylerden harcayın. Sizden iman edip de (Allah rızası için)
harcayan kimselere büyük mükâfat vardır.
8. Peygamber sizi, Rabbinize iman etmeye çağırdığı halde niçin
Allah'a inanmıyorsunuz? Halbuki O, sizden kesin söz de almıştı. Eğer
inanırsanız.
9. Sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için kuluna apaçık âyetler
indiren O'dur. Şüphesiz Allah, size karşı çok şefkatli, çok
merhametlidir.
10. Ne oluyor size ki, Allah yolunda harcamıyorsunuz? Halbuki
göklerin ve yerin mirası Allah'ındır. Elbette içinizden, fetihten önce
harcayan ve savaşanlar, daha sonra harcayıp savaşanlara eşit değildir.
Onların derecesi, sonradan infak eden ve savaşanlardan daha yüksektir.
Bununla beraber Allah hepsine de en güzel olanı vâdetmiştir. Allah'ın
yaptıklarınızdan haberi vardır.
11. Kim Allah'a güzel bir ödünç verecek olursa, Allah da onun
karşılığını kat kat verir ve ayrıca onun çok değerli bir mükâfatı da
vardır.
l2. Mümin erkeklerle mümin kadınları, önlerinden ve sağlarından,
(amellerinin) nurları aydınlatıp giderken gördüğün günde, (onlara):
Bugün müjdeniz, zemininden ırmaklar akan ve içlerinde ebedî kalacağınız
cennetlerdir, denilir. İşte büyük kurtuluş budur.
13. Münafık erkeklerle münafık kadınların, müminlere: Bizi bekleyin,
nurunuzdan bir parça ışık alalım, diyeceği günde kendilerine: Arkanıza
dönün de bir ışık arayın! denilir. Nihayet onların arasına, içinde
rahmet, dışında azap bulunan kapılı bir sur çeki lir.
14. Münafıklar onlara: Biz sizinle beraber değil miydik? diye
seslenirler. (Müminler de) derler ki: Evet ama, siz kendi başınızı
belaya soktunuz; fırsat beklediniz; şüpheye düştünüz ve kuruntular sizi
aldattı. O çok aldatan (şeytan) sizi, Allah hakkında bile aldattı.
Nihayet Allah'ın emri gelip çattı!
15. Bugün artık ne sizden ne de inkâr edenlerden bedel kabul edilir,
varacağınız yer ateştir. Size yaraşan odur. Ne kötü bir dönüş yeridir!
16. İman edenlerin Allah'ı anma ve O'ndan inen Kur'an sebebiyle
kalplerinin ürpermesi zamanı daha gelmedi mi? Onlar daha önce
kendilerine kitap verilenler gibi olmasınlar. Onların üzerinden uzun
zaman geçti de kalpleri katılaştı. Onlardan bir çoğu yoldan çıkmış
kimselerdir.
17. Bilin ki Allah, ölümünden sonra yeryüzünü canlandırıyor.
Düşünesiniz diye gerçekten, size âyetleri açıkladık.
18. Sadaka veren erkeklere ve sadaka veren kadınlara ve Allah'a güzel
bir ödünç verenlere, verdiklerinin karşılığı kat kat ödenir ve onlara
değerli bir mükâfat vardır.
l9. Allah'a ve peygamberlerine iman edenler, (evet) işte onlar,
Rableri yanında sözü özü doğru olanlar ve şehitlik mertebesine
erenlerdir. Onların mükâfatları ve nûrları vardır. İnkâr edip de
âyetlerimizi yalanlayanlara gelince, onlar da cehennemin adamlarıdır.
20. Bilin ki dünya hayatı ancak bir oyun, eğlence, bir süs, aranızda
bir övünme ve daha çok mal ve evlât sahibi olma isteğinden ibarettir.
Tıpkı bir yağmur gibidir ki, bitirdiği ziraatçilerin hoşuna gider. Sonra
kurur da sen onun sapsarı olduğunu görürsün; sonra da çer çöp olur.
Ahirette ise çetin bir azap vardır. Yine orada Allah'ın mağfireti ve
rızası vardır. Dünya hayatı aldatıcı bir geçimlikten başka bir şey
değildir.
21. Rabbinizden bir mağfirete; Allah'a ve peygamberlerine inananlar
için hazırlanmış olup genişliği gökle yerin genişliği kadar olan cennete
koşuşun. İşte bu, Allah'ın lütfudur ki onu dilediğine verir. Allah büyük
lütuf sahibidir.
22. Yeryüzünde vuku bulan ve sizin başınıza gelen herhangi bir
musibet yoktur ki, biz onu yaratmadan önce, bir kitapta yazılmış
olmasın. Şüphesiz bu, Allah'a göre kolaydır.
23. (Allah bunu) elinizden çıkana üzülmeyesiniz ve Allah'ın size
verdiği nimetlerle şımarmayasınız diye açıklamaktadır. Çünkü Allah,
kendini beğenip böbürlenen kimseleri sevmez.
24. Onlar cimrilik edip insanlara da cimriliği emrederler. Kim yüz
çevirirse şüphesiz ki Allah zengindir, hamde lâyıktır.
25. Andolsun biz peygamberlerimizi açık delillerle gönderdik ve
insanların adaleti yerine getirmeleri için beraberlerinde kitabı ve
mizanı indirdik. Biz demiri de indirdik ki onda büyük bir kuvvet ve
insanlar için faydalar vardır. Bu, Allah'ın, dinine ve peygamberlerine
gayba inanarak yardım edenleri belirlemesi içindir. Şüphesiz Allah
kuvvetlidir, daima üstündür.
26. Andolsun ki biz, Nuh'u ve İbrahim'i gönderdik, peygamberliği de
kitabı da onların soyuna verdik. Onlardan (insanlardan) kimi doğru
yoldadır; içlerinden birçoğu da yoldan çıkmışlardır.
27. Sonra bunların izinden ardarda peygamberlerimizi gönderdik.
Meryem oğlu İsa'yı da arkalarından gönderdik, ona İncil'i verdik; ona
uyanların kalplerine şefkat ve merhamet vermiştik. Uydurdukları
ruhbanlığa gelince, onu biz yazmadık. Fakat kendileri Allah rızasını
kazanmak için yaptılar. Ama buna da gereği gibi uymadılar. Biz de
onlardan iman edenlere mükâfatlarını verdik. İçlerinden çoğu da yoldan
çıkmışlardır.
28.Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve Peygamberine inanın ki O,
size rahmetinden iki kat versin ve size ışığında yürüyeceğiniz bir nûr
lütfetsin; sizi bağışlasın. Allah, çok bağışlayan, çok esirgeyendir.
29. Böylece kitap ehli, Allah'ın lütfundan hiçbir şey elde
edemeyeceklerini bilsinler. Lütuf bütünüyle Allah'ın elindedir, onu
dilediğine bahşeder. Allah, büyük lütuf sahibidir.
58-el-MÜCÂDELE
Bismillâhirrahmânirrahîm
1. Kocası hakkında seninle tartışan ve Allah'a şikâyette bulunan
kadının sözünü Allah işitmiştir. Allah, sizin konuşmanızı işitir. Çünkü
Allah işitendir, bilendir.
2. İçinizden zıhâr yapanların kadınları, onların anaları değildir.
Onların anaları ancak kendilerini doğuran kadınlardır. Şüphesiz onlar
çirkin bir laf ve yalan söylüyorlar. Kuşkusuz Allah, affedicidir,
bağışlayıcıdır.
3. Kadınlardan zıhâr ile ayrılmak isteyip de sonra söylediklerinden
dönenlerin karılarıyla temas etmeden önce bir köleyi hürriyete
kavuşturmaları gerekir. Size öğütlenen budur. Allah, yaptıklarınızdan
haberi olandır.
4. (Buna imkân) bulamayan kimse, hanımıyla temas etmeden önce ardarda
iki ay oruç tutar. Buna da gücü yetmeyen, altmış fakiri doyurur. Bu
(hafifletme), Allah'a ve Resûlüne inanmanızdan dolayıdır. Bunlar
Allah'ın hükümleridir. Kâfirler için acı bir azap vardır.
5. Allah'a ve Resûlüne karşı gelenler, kendilerinden öncekilerin
alçaltıldığı gibi alçaltılacaklardır. Biz apaçık âyetler indirmişizdir.
Kâfirler için küçük düşürücü bir azap vardır.
6. O gün Allah onların hepsini diriltecek ve yaptıklarını kendilerine
haber verecektir. Allah onları bir bir saymıştır. Onlar ise
unutmuşlardır. Allah her şeye şahittir.
7. Göklerde ve yer de
olanları Allah'ın bildiğini görmüyor musun? Üç kişinin gizli konuştuğu
yerde dördüncüsü mutlaka O'dur. Beş kişinin gizli konuştuğu yerde
altıncısı mutlaka O'dur. Bunlardan az veya çok olsunlar ve nerede
bulunurlarsa bulunsunlar mutlaka O, onlarla beraberdir. Sonra kıyamet
günü onlara yaptıklarını haber verecektir. Doğrusu Allah, her şeyi
bilendir.
8. Gizli konuşmaktan menedildikten sonra yine o yasaklananı yapmaya
kalkışarak günah, düşmanlık ve Peygamber'e karşı gelmek hususunda
gizlice konuşanları görmedin mi? Onlar sana geldikleri zaman seni,
Allah'ın selamlamadığı bir şekilde selamlıyorlar. Kendi içlerinden de:
Bu söylediklerimiz yüzünden Allah'ın bize azap etmesi gerekmez miydi?
derler. Cehennem onlara yeter. Oraya gireceklerdir. Ne kötü dönüş
yeridir orası!
9. Ey iman edenler! Aranızda gizli konuşacağınız zaman günahı,
düşmanlığı ve Peygamber'e karşı gelmeyi fısıldamayın. İyilik ve takvâyı
konuşun. Huzuruna toplanacağınız Allah'tan korkun.
10. Gizli konuşmalar şeytandandır. Bu, iman edenleri üzmek içindir.
Oysa şeytan, Allah'ın izni olmadıkça, müminlere hiçbir zarar veremez.
Müminler Allah'a dayanıp güvensinler.
11. Ey iman edenler! Size "Meclislerde yer açın" denilince yer açın
ki Allah da size genişlik versin. Size "Kalkın" denilince de kalkın ki
Allah sizden inananları ve kendilerine ilim verilenleri derecelerle
yükseltsin. Allah yaptıklarınızdan haberdardır.
12. Ey iman edenler! Peygamber ile gizli bir şey konuşacağınız zaman
bu konuşmanızdan önce bir sadaka veriniz. Bu sizin için daha hayırlı ve
daha temizdir. Şayet bir şey bulamazsanız, bilin ki Allah bağışlayandır,
esirgeyendir.
13. Gizli bir şey konuşmanızdan önce sadakalar vermekten çekindiniz
mi? Bunu yapmadığınıza ve Allah da sizi affettiğine göre artık namazı
kılın, zekâtı verin Allah'a ve Resûlüne itaat edin. Allah
yaptıklarınızdan haberdardır.
14. Allah'ın kendilerine gazap ettiği bir topluluğu dost edinenleri
görmedin mi? Onlar ne sizdendirler ne de onlardan. Bilerek yalan yere
yemin ediyorlar.
15. Allah onlara çetin bir azap hazırlamıştır. Gerçekten onların
yaptıkları şey çok kötüdür!
16. Onlar yeminlerini kalkan yapıp Allah'ın yolundan alıkoydular. Bu
yüzden onlara küçük düşürücü bir azap vardır.
17. Onların malları da oğulları da Allah'a karşı kendilerine bir
fayda vermez. Onlar cehennem ehlidirler. Orada ebedî kalacaklardır.
18. O gün Allah onların hepsini yeniden diriltecek, onlar da dünyada
size yemin ettikleri gibi, O'na yemin edeceklerdir. Kendilerinin bir şey
(hakikat) üzerinde olduklarını sanırlar. İyi bilin ki onlar gerçekten
yalancıdırlar.
19. Şeytan onları etkisi altına aldı da kendilerine Allah'ı anmayı
unutturdu. İşte onlar şeytanın yandaşlarıdır. İyi bilin ki şeytanın
yandaşları hep kayıptadırlar.
20. Allah'a ve Peygamberine düşman olanlar, işte onlar en aşağıların
arasındadırlar.
21. Allah: Elbette ben ve elçilerim galip geleceğiz, diye yazmıştır.
Şüphesiz Allah güçlüdür, galiptir.
22. Allah'a ve ahiret gününe inanan bir toplumun -babaları, oğulları,
kardeşleri, yahut akrabaları da olsa- Allah'a ve Resûlüne düşman
olanlarla dostluk ettiğini göremezsin. İşte onların kalbine Allah, iman
yazmış ve katından bir ruh ile onları desteklemiştir. Onları içlerinden
ırmaklar akan cennetlere sokacak, orada ebedî kalacaklardır. Allah
onlardan razı olmuş, onlar da Allah'tan hoşnut olmuşlardır. İşte onlar,
Allah'ın tarafında olanlardır. İyi bilin ki, kurtuluşa erecekler de
sadece Allah'ın tarafında olanlardır.
59-el-HAŞR
Bismillâhirrahmânirrahîm
1. Göklerde ve yerde olanların hepsi Allah'ı tesbih etmektedir. O,
üstündür, hikmet sahibidir.
2. Ehl-i kitaptan inkâr edenleri, ilk sürgünde yurtlarından çıkaran
O'dur. Siz onların çıkacaklarını sanmamıştınız. Onlar da kalelerinin,
kendilerini Allah'tan koruyacağını sanmışlardı. Ama Allah (O'nun azabı),
onlara beklemedikleri yerden geliverdi. O, yüreklerine korku düşürdü;
öyle ki evlerini hem kendi elleriyle, hem de müminlerin elleriyle harap
ediyorlardı. Ey akıl sahipleri! İbret alın.
3. Eğer Allah onlara sürgünü yazmamış olsaydı, elbette onları dünyada
(başka şekilde) cezalandıracaktı. Ahirette de onlar için cehennem azabı
vardır.
4. Bu, onların Allah'a ve Peygamberine karşı gelmelerinden dolayıdır.
Kim Allah'a karşı gelirse bilsin ki Allah'ın cezalandırması çetindir.
5. Hurma ağaçlarından, herhangi birini kesmeniz veya olduğu gibi
bırakmanız hep Allah'ın izniyledir ve O'nun yoldan çıkanları rezil
etmesi içindir.
6. Allah'ın, onlardan (mallarından) Peygamberine verdiği ganimetler
için siz at ve deve koşturmuş değilsiniz. Fakat Allah, peygamberlerini
dilediği kimselere karşı üstün kılar. Allah her şeye kadirdir.
7. Allah'ın, (fethedilen) ülkeler halkından Peygamberine verdiği
ganimetler, Allah, Peygamber, yakınları, yetimler, yoksullar ve yolda
kalmışlar içindir. Böylece o mallar, içinizden yalnız zenginler arasında
dolaşan bir devlet olmaz. Peygamber size ne verdiyse onu alın, size ne
yasakladıysa ondan da sakının. Allah'tan korkun. Çünkü Allah'ın azabı
çetindir.
8. (Allah'ın verdiği bu ganimet malları,) yurtlarından ve mallarından
uzaklaştırılmış olan, Allah'tan bir lütuf ve rıza dileyen, Allah'ın
dinine ve Peygamberine yardım eden fakir muhacirlerindir. İşte doğru
olanlar bunlardır.
9. Daha önceden Medine'yi yur t
edinmiş ve gönüllerine imanı yerleştirmiş olan kimseler, kendilerine göç
edip gelenleri severler ve onlara verilenlerden dolayı içlerinde bir
rahatsızlık hissetmezler. Kendileri zaruret içinde bulunsalar bile
onları kendilerine tercih ederler. Kim nefsinin cimriliğinden korunursa,
işte onlar kurtuluşa erenlerdir.
10. Bunların arkasından gelenler şöyle derler: Rabbimiz! Bizi ve
bizden önce gelip geçmiş imanlı kardeşlerimizi bağışla; kalplerimizde,
iman edenlere karşı hiçbir kin bırakma! Rabbimiz! Şüphesiz ki sen çok
şefkatli, çok merhametlisin!
11. Münafıkların, kitap ehlinden inkâr eden dostlarına: Eğer siz
yurdunuzdan çıkarılırsanız, mutlaka biz de sizinle beraber çıkarız;
sizin aleyhinizde kimseye asla uymayız. Eğer savaşa tutuşursanız,
mutlaka yardım ederiz, dediklerini görmedin mi? Allah, onların yalancı
olduklarına şahitlik eder.
12. Andolsun, eğer onlar çıkarılsalar, onlarla beraber çıkmazlar;
savaşa tutuşmuş olsalar, onlara yardım etmezler; yardım etseler bile
arkalarını dönüp kaçarlar, sonra kendilerine de yardım edilmez.
13. Onların içlerinde size karşı duydukları korku, Allah'a olan
korkularından daha şiddetlidir. Böyledir, çünkü onlar anlamayan bir
topluluktur.
14. Onlar müstahkem şehirlerde veya siperler arkasında bulunmaksızın
sizinle toplu halde savaşamazlar. Kendi aralarındaki savaşları ise
çetindir. Sen onları derli toplu sanırsın, halbuki kalpleri
darmadağınıktır. Böyledir, çünkü onlar aklını kullanmayan b ir
topluluktur.
15. (Onların durumu) kendilerinden az önce geçmiş ve yaptıklarının
cezasını tatmış olanların durumu gibidir. Onlara acıklı bir azap vardır.
16. Münafıkların durumu tıpkı şeytanın durumu gibidir. Çünkü şeytan
insana "İnkâr et" der. İnsan inkâr edince de: Ben senden uzağım, çünkü
ben âlemlerin Rabbi olan Allah'tan korkarım, der.
17. Nihayet ikisinin de sonu, içinde ebedî kalacakları ateş
olacaktır. İşte bu, zalimlerin cezasıdır.
18. Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve herkes, yarına ne
hazırladığına baksın. Allah'tan korkun, çünkü Allah, yaptıklarınızdan
haberdardır.
1 9. Allah'ı unutan ve bu
yüzden Allah'ın da onlara kendilerini unutturduğu kimseler gibi olmayın.
Onlar yoldan çıkan kimselerdir.
20. Cehennem ehliyle cennet ehli bir olmaz. Cennet ehli, isteklerine
erişenlerdir.
21. Eğer biz bu Kur'an'ı bir dağa indirseydik, muhakkak ki onu, Allah
korkusundan baş eğerek, parça parça olmuş görürdün. Bu misalleri
insanlara düşünsünler diye veriyoruz.
22. O, öyle Allah'tır ki, O'ndan başka tanrı yoktur. Görülmeyeni ve
görüleni bilendir. O, esirgeyendir, bağışlayandır.
23. O, öyle Allah'tır
ki, kendisinden başka hiçbir tanrı yoktur. O, mülkün sahibidir,
eksiklikten münezzehtir, selâmet verendir, emniyete kavuşturandır,
gözetip koruyandır, üstündür, istediğini zorla yaptıran, büyüklükte eşi
olmayandır. Allah, müşriklerin ortak koştukları şeylerden münezzehtir.
24. O, yaratan, var eden, şekil veren Allah'tır. En güzel isimler
O'nundur. Göklerde ve yerde olanlar O'nun şânını yüceltmektedirler. O,
galiptir, hikmet sahibidir.
60-el-MÜMTEHINE
Bismillâhirrahmânirrahîm
1. Ey iman edenler! Eğer benim yolumda savaşmak ve rızamı kazanmak
için çıkmışsanız, benim de düşmanım, sizin de düşmanınız olanlara sevgi
göstererek, gizli muhabbet besleyerek onları dost edinmeyin. Oysa onlar,
size gelen gerçeği inkâr etmişlerdir. Rabbiniz Allah'a inandığınızdan
dolayı Peygamber'i de sizi de yurdunuzdan çıkarıyorlar. Ben, sizin saklı
tuttuğunuzu da, açığa vurduğunuzu da en iyi bilenim. Sizden kim bunu
yaparsa (onları dost edinirse) doğru yoldan sapmış olur.
2. Şayet onlar sizi ele geçirirlerse, size düşman kesilecekler, size
ellerini ve dillerini kötülükle uzatacaklardır. Zaten inkâr edivermenizi
istemektedirler.
3. Kıyamet günü yakınlarınız ve çocuklarınız size fayda vermezler.
Çünkü Allah aranızı ayırır. Allah, yaptıklarınızı görendir.
4. İbrahim'de ve onunla beraber olanlarda, sizin için gerçekten güzel
bir örnek vardır. Onlar kavimlerine demişlerdi ki: "Biz sizden ve
Allah'ı bırakıp taptıklarınızdan uzağız. Sizi tanımıyoruz. Siz bir tek
Allah'a inanıncaya kadar, sizinle bizim aramızda sürekli bir düşmanlık
ve öfke belirmiştir." Şu kadar var ki, İbrahim babasına: "Andolsun senin
için mağfiret dileyeceğim. Fakat Allah'tan sana gelecek herhangi bir
şeyi önlemeye gücüm yetmez" demişti. (O müminler şöyle dediler:)
Rabbimiz! Ancak sana dayandık, sana yöneldik. Dönüş de ancak sanadır.
5. Rabbimiz! Bizi, inkâr edenler için deneme konusu kılma, bizi
bağışla! Ey Rabbimiz! Yegâne galip ve hikmet sahibi, ancak sensin.
6. Andolsun, onlar sizin için, Allah'ı ve ahiret gününü arzu edenler
için güzel bir örnektir. Kim yüz çevirirse şüphesiz Allah, zengindir,
hamde lâyık olandır.
7. Olur ki Allah sizinle düşman olduklarınız arasında yakında bir
dostluk meydana getirir. Allah gücü yetendir. Allah çok bağışlay an,
çok esirgeyendir.
8. Allah, sizinle din uğrunda savaşmayan ve sizi yurtlarınızdan
çıkarmayanlara iyilik yapmanızı ve onlara âdil davranmanızı yasaklamaz.
Çünkü Allah, adaletli olanları sever.
9. Allah, yalnız sizinle din uğrunda savaşanları, sizi yurtlarınızdan
çıkaranları ve çıkarılmanız için onlara yardım edenleri dost edinmenizi
yasaklar. Kim onlarla dost olursa işte zalimler onlardır.
10. Ey iman edenler! Mümin kadınlar hicret ederek size geldiği zaman,
onları, imtihan edin. Allah onların imanlarını daha iyi bilir. Eğer siz
de onların inanmış kadınlar olduklarını öğrenirseniz onları kâfirlere
geri göndermeyin. Bunlar onlara helâl değildir. Onlar da bunlara helâl
olmazlar. Onların (kocalarının) sarfettiklerini (mehirleri) geri verin.
Mehirlerini kendilerine verdiğiniz zaman onlarla evlenmenizde size bir
günah yoktur. Kâfir kadınları nikâhınızda tutmayın, sarfettiğinizi
isteyin. Onlar da sarfettiklerini istesinler. Allah'ın hükmü budur.
Aranızda O hükmeder. Allah bilendir, hikmet sahibidir.
11. Eğer eşlerinizden biri, sizi bırakıp kâfirlere kaçar, siz de
(onlarla savaşıp) galip gelirseniz, eşleri gitmiş olanlara (ganimetten),
harcadıkları kadar verin. İnandığınız Allah'a karşı gelmekten sakının.
12. Ey Peygamber! İnanmış kadınlar, Allah'a hiçbir şeyi ortak
koşmamak, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, çocuklarını öldürmemek,
elleriyle ayakları arasında bir iftira uydurup getirmemek, iyi işi
işlemekte sana karşı gelmemek hususunda sana biat etmeye geldikleri
zaman, biatlarını kabul et ve onlar için Allah'tan mağfiret dile.
Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.
13. Ey iman edenler! Kendilerine Allah'ın gazap ettiği bir kavmi dost
edinmeyin. Zira onlar, kâfirlerin kabirlerdekilerden (onların
dirilmesinden) ümit kestikleri gibi ahiretten ümit kesmişlerdir.
61-es-SAFF
Bismillâhirrahmânirrahîm
1. Göklerde ve yerdekilerin hepsi Allah'ı tesbih eder. O, üstündür,
hikmet sahibidir.
2. Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz?
3. Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz, Allah katında büyük bir
nefretle karşılanır.
4. Allah, kendi yolunda kenetlenmiş bir yapı gibi saf bağlayarak
savaşanları sever.
5. Bir zaman Musa kavmine: Ey kavmim! Benim, Allah'ın size gönderdiği
elçisi olduğumu bildiğiniz halde niçin beni incitiyorsunuz? demişti.
Onlar yoldan sapınca, Allah da kalplerini saptırmıştı. Allah, fâsıklar
topluluğunu doğru yola iletmez.
6. Hatırla ki, Meryem oğlu İsa: Ey İsrailoğulları! Ben size Allah'ın
elçisiyim, benden önce gelen Tevrat'ı doğrulayıcı ve benden sonra
gelecek Ahmed adında bir peygamberi de müjdeleyici olarak geldim,
demişti. Fakat o, kendilerine açık deliller getirince: Bu apaçık bir
büyüdür, dediler.
7. İslâm'a çağırıldığı halde Allah'a karşı yalan uydurandan daha
zalim kim olabilir! Allah, zalimler topluluğunu doğru yola erdirmez.
8. Onlar ağızlarıyla Allah'ın nûrunu söndürmek istiyorlar. Halbuki
kâfirler istemeseler de Allah nûrunu tamamlayacaktır.
9. Müşrikler istemeseler de dinini bütün dinlere üstün kılmak için
Peygamberini hidayet ve hak ile gönderen O'dur.
10. Ey iman eden ler!
Sizi acı bir azaptan kurtaracak ticareti size göstereyim mi?
11. Allah'a ve Resûlüne inanır, mallarınızla ve canlarınızla Allah
yolunda cihad edersiniz. Eğer bilirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır.
12. İşte bu takdirde O, sizin günahlarınızı bağışlar, sizi zemininden
ırmaklar akan cennetlere, Adn cennetlerindeki güzel meskenlere koyar.
İşte en büyük kurtuluş budur.
13. Seveceğiniz başka bir şey daha var: Allah'tan yardım ve yakın bir
fetih. Müminleri (bunlarla) müjdele.
14. Ey iman edenler! Alla h'ın
yardımcıları olun. Nitekim Meryem oğlu İsa havârîlere: Allah'a (giden
yolda) benim yardımcılarım kimdir? demişti. Havârîler de: Allah
(yolunun) yardımcıları biziz, demişlerdi. İsrailoğullarından bir zümre
inanmış, bir zümre de inkâr etmişti. Nihayet biz inananları,
düşmanlarına karşı destekledik. Böylece üstün geldiler.
62-el-CUM'A
Bismillâhirrahmânirrahîm
1. Göklerde ve yerde olanların hepsi, mülkün sahibi, eksiklikten
münezzeh, azîz ve hakîm olan Allah'ı tesbih eder.
2. Çünkü ümmîlere içlerinden, kendilerine âyetlerini okuyan, onları
temizleyen, onlara Kitab'ı ve hikmeti öğreten bir peygamber gönderen
O'dur. Kuşkusuz onlar önceden apaçık bir sapıklık içindeydiler.
3. (Peygamberi) müminlerden henüz kendilerine katılmamış bulunan
diğer insanlara da göndermiştir. O, azîzdir, hakîmdir.
4. Bu, Allah'ın lütfudur. Onu dilediğine verir. Allah büyük lütuf
sahibidir.
5. Tevrat'la yükümlü tutulup da onunla amel etmeyenlerin durumu,
ciltlerce kitap taşıyan merkebin durumu gibidir. Allah'ın âyetlerini
yalanlamış olan kavmin durumu ne kötüdür! Allah, zalimler topluluğunu
doğru yo la iletmez.
6. De ki: Ey yahudiler! Bütün insanlar değil de, yalnız, kendinizin
Allah'ın dostları olduğunuzu iddia ediyorsanız, bunda da samimi iseniz,
haydi ölümü temenni edin (bakalım)!
7. Ama onlar, önceden yaptıklarından dolayı ölümü asla temenni
etmezler. Allah, zalimleri çok iyi bilir.
8. De ki: Sizin kendisinden kaçtığınız ölüm, muhakkak sizi
bulacaktır. Sonra da görüleni ve görülmeyeni bilen Allah'a
döndürüleceksiniz de O size bütün yaptıklarınızı haber verecektir.
9. Ey iman edenler! Cuma günü
namaza çağırıldığı (ezan okunduğu)
zaman, hemen Allah'ı anmaya koşun ve alış verişi bırakın. Eğer bilmiş
olsanız, elbette bu, sizin için daha hayırlıdır.
10. Namaz kılınınca artık yeryüzüne dağılın ve Allah'ın lütfundan
isteyin. Allah'ı çok zikredin; umulur ki kurtuluşa erersiniz.
11. Onlar bir ticaret ve eğlence gördükleri zaman hemen dağılıp ona
giderler ve seni ayakta bırakırlar. De ki: Allah'ın yanında bulunan,
eğlenceden ve ticaretten daha yararlıdır. Allah, rızık verenlerin en
hayırlısıdır.
63-el-MÜNÂFİKÛN
Bismillâhirrahmânirrahîm
l. Münafıklar sana geldiklerinde: Şahitlik ederiz ki sen Allah'ın
Peygamberisin, derler. Allah da bilir ki sen elbette, O'nun
Peygamberisin. Allah, münafıkların kesinlikle yalancı olduklarını
bilmektedir.
2. Yemi nlerini kalkan
yapıp Allah yolundan yan çizdiler. Gerçekten onların yaptıkları ne
kötüdür!
3. Bunun sebebi, onların önce iman edip sonra inkâr etmeleridir. Bu
yüzden kalpleri mühürlenmiştir. Artık onlar hiç anlamazlar.
4. Onları gördüğün zaman kalıpları hoşuna gider, konuşurlarsa
sözlerini dinlersin. Onlar sanki duvara dayanmış kütükler gibidir. Her
gürültüyü kendi aleyhlerine sanırlar. Düşman onlardır. Onlardan sakın.
Allah onların canlarını alsın. Nasıl bu hale geliyo rlar?
5. Onlara: Gelin, Allah'ın Peygamberi sizin için mağfiret dilesin,
denildiği zaman başlarını çevirirler ve sen onların, büyüklük taslayarak
uzaklaştıklarını görürsün.
6. Onlara mağfiret dilesen de, dilemesen de birdir. Allah onları
kesinlikle bağışlamayacaktır. Çünkü Allah, yoldan çıkmış topluluğu doğru
yola iletmez.
7. Onlar: Allah'ın elçisinin yanında bulunanlar için hiçbir şey
harcamayın ki dağılıp gitsinler, diyenlerdir. Oysa göklerin ve yerin
hazineleri Allah'ındır. Fakat münafıklar bunu anlamazlar.
8. Onlar: Andolsun, eğer Medine'ye dönersek, üstün olan, zayıf olanı
oradan mutlaka çıkaracaktır, diyorlardı. Halbuki asıl üstünlük, ancak
Allah'ın, Peygamberinin ve müminlerindir. Fakat münafıklar bunu
bilmezler.
9. Ey iman edenler! Mallarınız ve çocuklarınız sizi Allah'ı anmaktan
alıkoymasın. Kim bunu yaparsa işte onlar ziyana uğrayanlardır.
10. Herhangi birinize ölüm gelip de: Rabbim! Beni yakın bir süreye
kadar geciktirsen de sadaka verip iyilerden olsam! demesinden önce, size
verdiğimiz rızıktan harcayın.
11. Allah, eceli geld iğinde
hiç kimseyi (ölümünü) ertelemez. Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.
64-et-TEĞÂBÜN
Bismillâhirrahmânirrahîm
1. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah'ı tesbih eder. Mülk
O'nundur, hamd O'nadır. O her şeye kadirdir.
2. Sizi yaratan O'dur. Böyle iken kiminiz kâfir, kiminiz mümindir.
Allah yaptıklarınızı görendir.
3. Gökle ri ve yeri yerli
yerince yarattı. Sizi şekillendirdi ve şekillerinizi de güzel yaptı.
Dönüş ancak O'nadır.
4. Göklerde ve yerde olanları bilir. Gizlediklerinizi ve açığa
vurduklarınızı da bilir. Allah kalplerde olanı bilendir.
5. Daha önce inkâr edenlerin haberi size ulaşmadı mı? İşte onlar
(dünyada) yaptıklarının cezasını tattılar. Onlar için acı bir azap da
vardır.
6. (O azabın sebebi) şu ki, onlara peygamberleri apaçık deliller
getirmişlerdi, fakat onlar: Bir beşer mi bizi doğru yola götürecekmiş?
dediler, inkâr ettiler ve yüz çevirdiler. Allah da hiçbir şeye muhtaç
olmadığını gösterdi. Allah zengindir, hamde lâyıktır.
7. İnkâr edenler, kesinlikle diriltilmeyeceklerini ileri sürdüler. De
ki: Hayır! Rabbime andolsun ki mutlaka diriltileceksiniz, sonra
yaptıklarınız size haber verilecektir. Bu, Allah'a göre kolaydır.
8. Onun için Allah'a, Peygamberine ve indirdiğimiz o nûra (Kur'an'a)
inanın. Allah yaptıklarınızdan haberdardır.
9. Mahşer vaktinde sizi toplayacağı gün, işte o zarar günüdür.
(Ancak) kim Allah'a inanır ve yararlı iş yaparsa, Allah onun
kötülüklerini örter, onu (ve benzerlerini), içinde ebedî kalacakları,
altlarından ırmaklar akan cennetlere sokar. İşte büyük kurtuluş budur.
10. İnkâr eden ve âyetlerimizi yalanlayanlara gelince, işte onlar
cehennem ehlidirler. Orada ebedî kalacaklardır. Ne kötü gidilecek yerdir
orası!
11. Allah'ın izni olmaksızın hiçbir musibet isabet etmez. Kim Allah'a
inanırsa, Allah onun kalbini doğruya götürür. Allah her şeyi bilendir.
12. Allah'a itaat edin, Peygambe r'e
de itaat edin. Yüz çevirirseniz bilin ki, elçimize düşen apaçık bir
duyurmadır.
13. Allah; O'ndan başka hiçbir ilâh yoktur. Müminler yalnız Allah'a
dayanıp güvensinler.
14. Ey iman edenler! Eşlerinizden ve çocuklarınızdan size düşman
olanlar da vardır. Onlardan sakının. Ama affeder, kusurlarını başlarına
kakmaz, kusurlarını örterseniz, bilin ki, Allah çok bağışlayan, çok
esirgeyendir.
15. Doğrusu mallarınız ve çocuklarınız sizin için bir imtihandır:
Büyük mükâfat ise Allah'ın yanındadır.
16. O halde gücünüz
yettiğince Allah'a isyandan kaçının. Dinleyin, itaat edin, kendi
iyiliğinize olarak harcayın. Kim nefsinin cimriliğinden korunursa işte
onlar kurtuluşa erenlerdir.
17. Eğer Allah'a (rızası uğruna) ödünç verirseniz, Allah onu sizin
için kat kat arttırır ve sizi bağışlar. Allah çok mükâfat verendir, ceza
vermekte acele etmeyendir.
18. Görülmeyeni ve görüleni bilendir. Üstündür, hikmet sahibidir.
65-et-TALÂK
Bismillâhirrahmânirrahîm
1. Ey Peygamber! Kadınları boşayacağınızda, onları iddetlerini
gözeterek boşayın ve iddeti de sayın. Rabbiniz Allah'tan korkun. Apaçık
bir hayasızlık yapmaları hali bir yana, onları evlerinden çıkarmayın,
kendileri de çıkmasınlar. Bunlar Allah'ın sınırlarıdır. Kim Allah'ın
sınırlarını aşarsa, şüphesiz kendine zulmetmiş olur. Bilemezsin, olur ki
Allah, bundan sonra bir durum ortaya çıkarıverir.
2. İddet müddetlerini doldurduklarında onları ya meşru ölçüler
içerisinde (nikâhınız altında) tutun veya onlardan meşru ölçülere göre
ayrılın. İçinizden adalet sahibi iki kişiyi de şahit tutun. Şahitliği
Allah için yapın. İşte bu, Allah'a ve ahiret gününe inananlara verilen
öğüttür. Kim Allah'tan korkarsa, Allah ona bir çıkış yol u
ihsan eder.
3.Ve ona beklemediği yerden rızık verir. Kim Allah'a güvenirse O, ona
yeter. Şüphesiz Allah, emrini yerine getirendir. Allah her şey için bir
ölçü koymuştur.
4. Kadınlarınız içinden âdetten kesilmiş olanlarla, âdet görmeyenler
hususunda tereddüt ederseniz, onların bekleme süresi üç aydır. Gebe
olanların bekleme süresi ise, yüklerini bırakmaları (doğum
yapmaları)dır. Kim Allah'tan korkarsa, Allah ona işinde bir kolaylık
verir.
5. İşte bu, Allah'ın size indirdiği buyruğudur. Kim Allah'tan
korkarsa Allah onun kötülüklerini örter ve onun mükâfatını arttırır.
6. Onları gücünüz ölçüsünde oturduğunuz yerin bir bölümünde oturtun,
onları sıkıştırıp (gitmelerini sağlamak için) kendilerine zarar vermeye
kalkışmayın. Eğer hâmile iseler, doğum yapıncaya kadar nafakalarını
verin. Sizin için çocuğu emzirirlerse onlara ücretlerini verin, aranızda
uygun bir şekilde anlaşın. Eğer anlaşamazsanız çocuğu, başka bir kadın
emzirecektir.
7. İmkânı geniş olan, nafakayı imkânlarına göre versin; rızkı
daralmış bulunan da Allah'ın kendisine verdiği kadarından nafaka ödesin.
Allah hiç kimseyi verdiği imkândan fazlasıyla yükümlü kılmaz. Allah, bir
güçlükten sonra bir kolaylık yaratacaktır.
8. Rabbinin ve O'nun elçilerinin emrinden uzaklaşıp azmış nice
memleketler vardır ki, biz onları (ahalisini) çetin bir hesaba çekmiş ve
onları görülmemiş azaba çarptırmışızdır.
9. Böylece onlar da yaptıklarının karşılığını tatmışlar ve işlerinin
sonu tam bir hüsran olmuştur.
10. Allah onlara şiddetli bir azap hazırlamıştır. Ey inanan akıl
sahipleri! Allah'tan korkun. Allah size gerçekten bir uyarıcı (kitap)
indirmiştir.
11. İman edip sâlih amel işleyenleri, karanlıklardan aydınlığa
çıkarmak için size Allah'ın apaçık âyetlerini okuyan bir Peygamber
göndermiştir. Kim Allah'a inanır ve faydalı iş yaparsa Allah onu,
altlarından ırmaklar akan, içinde ebedî kalacakları cennetlere sokar.
Allah o kimse için gerçekten güzel bir rızık vermiştir.
12. Allah, yedi kat göğü ve yerden bir o kadarını yaratandır. Ferman
bunlar arasından inip durmaktadır ki, böylece Allah'ın her şeye kadir
olduğunu ve her şeyi ilmiyle kuşattığını bilesiniz.
66-et-TAHRÎM
Bismillâhirrahmânirrahîm
1. Ey Peygamber! Eşlerinin rızasını gözeterek Allah'ın sana helâl
kıldığı şeyi niçin kendine haram ediyorsun? Allah çok bağışlayan, çok
esirgeyendir.
2. Allah, (gerektiğinde) yeminlerinizi bozmanızı size meşru
kılmıştır. Sizin yardımcınız Allah'tır. O, bilendir, hikmet sahibidir.
3. Peygamber, eşlerinden birine gizlice bir söz söylemişti. Fakat
eşi, o sözü başkalarına haber verip Allah da bunu Peygamber'e
açıklayınca, Peygamber bir kısmını bildirmiş, bir kısmından da
vazgeçmişti. Peygamber bunu ona haber verince eşi: Bunu sana kim
bildirdi? dedi. Peygamber: Bilen, her şeyden haberdar olan Allah bana
haber verdi, dedi.
4. Eğer ikiniz de Allah'a tevbe ederseniz, (yerinde olur). Çünkü
kalpleriniz sapmıştı. Ve eğer Peygamber'e karşı birbirinize arka
verirseniz bilesiniz ki onun dostu ve yardımcısı Allah, Cebrail ve
müminlerin iyileridir. Bunların ardından melekler de (ona) yardımcıdır.
5. Eğer o sizi boşarsa Rabbi ona, sizden daha iyi kendini Allah a
veren, inanan, sebatla itaat eden, tevbe eden, ibadef eden, oruç tutan,
dul ve bâkire eşler verebilir.
6. Ey inananlar! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar
olan ateşten koruyun. Onun başında, acımasız, güçlü, Allah'ın
kendilerine buyurduğuna karşı gelmeyen ve emredildiklerini yapan
melekler vardır.
7. Ey kâfirler! Bugün özür dilemeyin! Siz ancak işlediklerinizin
cezasını çekeceksiniz, (denilir).
8. Ey iman edenler! Samimi bir tevbe ile Allah'a dönün. Umulur ki
Rabbiniz sizin kötülüklerinizi örter. Peygamberi ve Onunla birlikte iman
edenleri utandırmayacağı günde Allah sizi, içlerinden ırmaklar akan
cennetlere sokar. Onların önlerinden ve sağlarından (amellerinin)
nûrları aydınlatıp gider de, "Ey Rabbimiz! Nûrumuzu bizim için tamamla,
bizi bağışla; çünkü sen her şeye kadirsin" derler.
9. Ey Peygamber! Kâfirlere ve münafıklara karşı cihad et, onlara
karşı sert davran. Onların varacağı yer cehennemdir. O gidilecek yer ne
de kötüdür!
10. Allah, inkâr edenlere, Nuh'un karısı ile Lût'un karısını misal
verdi. Bu ikisi, kullarımızdan iki sâlih kişinin nikâhları altında iken
onlara hainlik ettiler. Kocaları Allah'tan gelen hiçbir şeyi onlardan
savamadı. Onlara: Haydi, ateşe girenlerle bera ber
siz de girin! denildi.
11. Allah, inananlara da Firavun'un karısını misal gösterdi. O:
Rabbim! Bana katında, cennette bir ev yap; beni Firavun'dan ve onun
(kötü) işinden koru ve beni zalimler topluluğundan kurtar! demişti.
12. İffetini korumuş olan, İmran kızı Meryem'i de (Allah örnek
gösterdi). Biz, ona ruhumuzdan üfledik ve Rabbinin sözlerini ve
kitaplarını tasdik etti. O gönülden itaat edenlerdendi.
67-el-MÜLK
Bismillâhirrahmânirrahîm
1. Mutlak hükümranlık elinde olan Allah, yüceler yücesidir ve O'nun
her şeye gücü yeter.
2. O ki, hanginizin daha güzel davranacağını sınamak için ölümü ve
hayatı yaratmıştır. O, mutlak galiptir, çok bağışlayıcıdır.
3. O ki, birbiri ile âhenktar yedi göğü yaratmıştır. Rahmân olan
Allah'ın yaratışında hiçbir uygunsuzluk göremezsin. Gözünü çevir de bir
bak, bir bozukluk görebiliyor musun?
4. Sonra gözünü, tekrar tekrar çevir bak; göz (aradığı bozukluğu
bulmaktan) âciz ve bitkin halde sana dönecektir.
5. Andolsun ki biz, (dünyaya) en yakın olan göğü kandillerle
donattık. Bunları şeytanlara atış taneleri yaptık ve onlara alevli ateş
azabını hazırladık.
6. Rablerini inkâr edenler için cehennem azabı vardır. O, ne kötü
dönüştür!
7. Oraya atıldıklarında, onun kaynarken çıkardığı uğultuyu işitirler.
8. Neredeyse cehennem öfkesinden çatlayacak! Her ne zaman oraya bir
topluluk atılsa, onun bekçileri onlara: Size, (bu azap ile) korkutucu
bir peygamber gelmemiş miydi? diye sorarlar.
9. Onlar şöyle cevap verirler: Evet, doğrusu bize, (bu azap ile)
korkutan bir peygamber gelmişti; fakat biz (onu) yalan saymış ve:
Allah'ın bir şey gönderdiği yok; siz olsa olsa büyük bir sapıklık
içindesiniz! demiştik.
10. Ve: Şayet kulak vermiş veya aklımızı kullanmış olsaydık, (şimdi)
şu alevli cehennemin mahkûmları arasında olmazdık! diye ilâve ederler.
11. Böylece günahlarını itiraf ederler. Artık (Allah'ın rahmetinden)
uzak olsun, o alevli cehennemin mahkûmları!
12. Fakat daha görmeden Rablerinden (azabından) korkanlara gelince,
onlar için gerçekten hem bağışlanma hem de büyük mükâfat vardır.
13. Sözünüzü ister gizleyin, ister açığa vurun; bilin ki O, kalplerin
içindekini bilmektedir.
14. Hiç yaratan bilmez mi? O, en ince işleri görüp bilmektedir ve her
şeyden haberdardır.
15. Yeryüzünü size boyun eğdiren O'dur. Şu halde yerin omuzlarında
(üzerinde) dolaşın ve Allah'ın rızkından yeyin. Dönüş ancak O'nadır.
16. Gökte olanın, sizi yere batırıvermeyeceğinden emin misiniz? O
zaman yer sarsıldıkça sarsılır.
17. Yahut gökte olanın üzerinize taş yağdıran (bir fırtına)
göndermeyeceğinden emin misiniz? İşte (bu) tehdidimin ne demek olduğunu
yakında bileceksiniz!
18. Andolsun ki, onlardan öncekiler de (bunu) yalan saymışlardı; ama
benim karşılık olarak verdiğim azap nasıl olmuştu!
19. Üstlerinde kanatlarını aça-kapata uçan kuşları (hiç) görmediler
mi? Onları (havada) rahmân olan Allah'tan başkası tutmuyor. Şüphesiz O
her şeyi görmektedir.
20. Rahmân olan Allah'a karşı şu size yardım edecek askerleriniz hani
kimlerdir? İnkârcılar ancak derin bir gaflet içinde bulunmaktadırlar.
21. Allah size verdiği rızkı kesiverse, size rızık verebilecek olan
kimdir? Hayır, onlar azgınlık ve nefrette direnip durmaktadırlar.
22. Şimdi (düşünün bakalım), yüz üstü kapanarak yürüyen mi
(varılacak) yere daha iyi erişir, yoksa doğru yolda düzgün yürüyen mi?
23. (Resûlüm!) De ki: Sizi yaratan, size işitme duyusu, gözler ve
kalpler veren O'dur. Ne az şükrediyorsunuz!
24. De ki: Sizi yeryüzünde çoğaltıp yayan O'dur; ancak O'nun huzuruna
gelip toplanacaksınız.
25. "Doğru sözlü iseniz (söyleyin), bu tehdit hani ne zaman
(gerçekleşecek)?" derler.
26. De ki: O bilgi, ancak Allah'a mahsustur. Ben ise sadece apaçık
bir uyarıcıyım.
27. Ama onu (azabı) yakından gördükleri zaman, inkâr edenlerin
yüzleri kararacak ve (kendilerine): İşte sizin isteyip durduğunuz budur!
denecektir.
28. De ki: Allah beni ve beraberimdekileri (sizin istediğiniz üzere)
yok etse veya (öyle olmayıp da) bizi esirgese, (söyleyin bakalım)
inkârcıları yakıcı azaptan kurtaracak kimdir?
29. De ki: (Sizi imana davet ettiğimiz) O (Allah) çok esirgeyicidir;
biz O'na iman etmiş ve sırf O'na güvenip dayanmışızdır. Siz kimin apaçık
bir sapıklık içinde olduğunu yakında öğreneceksiniz!
30. De ki: Suyunuz çekiliver se,
söyleyin bakalım, size kim bir akar su getirebilir?
68-el-KALEM
Bismillâhirrahmânirrahîm
1. Nûn. Kaleme ve (kalem tutanların) yazdıklarına andolsun ki,
2.Sen -Rabbinin nimeti sayesinde- mecnun değilsin.
3. Hiç şüphesiz senin için bitip tükenmeyen bir mükâfat vardır.
4. Ve sen elbette yüce bir ahlâk üzeresin.
5. (Sen de) göreceksin, onlar da görecekler,
6. Hanginizde delilik olduğunu yakında .
7. Doğrusu Rabbin, kendi yolundan sapan kişiyi en iyi bilendir,
hidayete erenleri de en iyi bilen O'dur.
8. O halde, (hakikati) yalan sayanlara boyun eğme!
9. Onlar isterler ki, sen yumuşak davranasın da onlar da sana yumuşak
davransınlar.
10.Şunların hiçbirine itâat etme :yemin edip duran,aşağılık,
11.(Herkesi) kötüleğen,söz götürüp getiren,
12. Hayra engel olan, mütecâviz ve saldırgan günahkar,
13.Kaba ve kötülükle
damgalı,
14.Mal ve oğullar sahibi olmuş diye (böyle yolunu şaşırmış)
15. Ona âyetlerimiz okunduğu zaman o, "Öncekilerin masalları!" der.
16. Biz yakında onun burnuna damga vuracağız (kibirini kırıp rezil
edeceğiz).
17. Biz, vaktiyle "bahçe sahipleri" ne belâ verdiğimiz gibi, onlara
da belâ verdik. Hani onlar (bahçe sahipleri), sabah olurken (kimse
görmeden) onu (mahsullerini) devşireceklerine yemin etmişlerdi.
18 Onlar istisna da etmiyorlardı.
19. Fakat onlar daha uykudayken Rabbinin katından (gönderilen)
kuşatıcı bir âfet (ateş) bahçeyi sarıverdi de,
20.Bahçe kapkara kesildi.
21.Sabah olurken birbirlerine seslendiler.
22. "Madem devşireceksiniz, hadi erkenden mahsülünüzün başına gidin!"
diye.
23. Derken yürüyorlardı; fısıldaşıyorlardı.
24. "Sakın bugün hiçbir yoksul bahçeye girip yanınıza sokulmasın"diye.
25.(Evet yoksullara yardıma) güçleri yettiği halde, onları yardımdan
mahrum etmek niyet ve azmi ile erkenden yola düştüler.
26. Fakat bahçeyi gördüklerinde: Mutlaka yolumuzu şaşırmış olmalıyız!
dediler.
27. Yok yok, doğrusu biz mahrum bırakılmışız!
28. İçlerinden en makul olanı şöyle dedi: Ben size "Rabbinizi tesbih
etsenize" dememiş miydim?
29. Rabbimizi tesbih ederiz; doğrusu biz (kendi kendimize) yazık
etmişiz, dediler.
30. Ardından, kabahati birbirlerine yüklemeye başladılar.
31. (Nihayet) şöyle dediler: Yazıklar olsun bize! Gerçekten biz azgın
kişilermişiz.
32. Belki Rabbimiz bize bunun yerine daha iyisini verir. Çünkü biz
(artık) Rabbimizi(O'nun hoşnutluğunu) arzuluyoruz.
33. İşte azap böyledir. Ahiret azabı ise elbette daha büyüktür. Keşke
bilselerdi!
34. Şu da muhakkak ki, takvâ sahipleri için Rableri katında nimetleri
bol cennetler vardır.
35. Öyle ya, (Allah'a) teslimiyet gösterenleri, (o) günahkârlar gibi
tutar mıyız hiç?
36. Size ne oluyor? Ne biçim hüküm veriyorsunuz?
37. Yoksa size ait bir kitap var da, (bu bâtıl inanışları) onda mı
okuyorsunuz?
38. Onda, beğendiğiniz her şey sizin için mutlaka vardır (diye mi
yazılı)?
39. Yoksa, "Ne hükmederseniz mutlaka sizin dir"
diye sizin lehinize olarak tarafımızdan verilmiş, kıyamet gününe kadar
geçerli kesin sözler mi var?
40. Sor onlara: Bu iddiayı onların hangisi savunacak?
41. Yoksa ortakları mı var onların? Sözlerinde doğru iseler, hadi
getirsinler ortaklarını!
42. O gün incikten açılır ve secdeye davet edilirler; fakat güç
getiremezler.
43. Gözleri horluktan aşağı düşmüş bir halde kendilerini zillet
bürür. Halbuki onlar, sapasağlam iken de secdeye davet ediliyorlardı
(fakat yine secde etmiyorlardı).
44. (Resûlüm! ) Sen bu
sözü (Kur'an'ı) yalan sayanı bana bırak (kendini üzme). Biz onları,
bilmedikleri bir yönden yavaş yavaş azaba yaklaştırıyoruz.
45. Onlara mühlet veriyorum. Doğrusu benim fendim çok sağlamdır!
46. Yoksa sen onlardan bir ücret istiyorsun da bu yüzden onlar ağır
bir borç altında mı kalıyorlar?
47. Yahut gaybın bilgisi onların nezdinde de, onlar mı (istedikleri
gibi) yazıyorlar?
48. Sen Rabbinin hükmünü sabırla bekle. Balık sahibi (Yunus) gibi
olma. Hani o, dertli dertli Rabbine niyaz etmişti.
49. Şayet Rabbinden ona
bir nimet yetişmemiş olsaydı o, mutlaka, kınanacak bir halde ıssız bir
diyara atılacaktı.
50. Fakat ardından, Rabbi onu seçti (vahiy verdi) ve onu sâlihlerden
kıldı.
51. O inkâr edenler Zikr'i (Kur'an'ı) işittikleri zaman, neredeyse
seni gözleriyle devirivereceklerdi. Hâla da (kin ve hasetlerinden:) "Hiç
şüphe yok o bir delidir" derler.
52. Oysa o (Kur’an) , âlemler için ancak bir öğüttür.
69-el-HÂKKA
Bismillâhirrahmânirrahîm
1. Gerçekleşecek olan;
2. (Evet) nedir o gerçekleşecek olan?
3. Gerçekleşecek olanın (kıyametin) ne olduğunu sen nereden
bileceksin?
4. Semûd ve Ad kavimleri, kapılarını çalacak felâketi (kıyameti)
yalan saymışlardı.
5. Semûd'a gelince: Onlar pek zorlu (bir sarsıntı) ile helâk
edildiler.
6. Ad kavmi ise, uğultulu, kasıp kavuran bir fırtına ile
mahvedildiler.
7. Allah onu, ardarda yedi gece, sekiz gün onların üzerine musallat
etti. Öyle ki (eğer orada olsaydın), o kavmi, içi boş hurma kütükleri
gibi oracıkta yere serilmiş halde görürdün.
8. Şimdi onlardan arda kalan bir şey görüyor musun?
9. Firavun, ondan öncekiler ve altı üstüne getirilen beldeler halkı (Lût
kavmi) hep o günahı (şirki) işlediler.
10. Böylece R ablerinin
peygamberlerine karşı geldiler, O da onları pek şiddetli bir şekilde
yakalayıverdi.
11. Şüphesiz, su bastığı vakit sizi gemide biz taşıdık;
12. Onu sizin için bir ibret ve öğüt yapalım ve belleyici kulaklar
onu bellesin diye.
13. Artık Sûr'a bir tek defa üflendiği,
14. Yeryüzü ve dağlar kaldırılıp birbirine tek çarpışla çarpılıp
darmadağın edildiği zaman,
15. işte o gün olacak olur (kıyamet kopar).
16. Gök de yarılır ve artık o gün o, çökmeye yüz tutar.
17. Melekler onun (göğün) etrafındadır. O gün Rabbinin arşını,
bunların da üstünde sekiz (melek) yüklenir.
18. (Ey insanlar! ) O gün (hesap için) huzura alınırsınız; size ait
hiçbir sır gizli kalmaz.
19. Kitabı sağ tarafından verilen:" Alın, kitabımı okuyun" der.
20." Doğrusu ben, hesabımla karşılaşacağımı zaten biliyordum."
21. Artık o, hoşnut kalacağı bir hayat içindedir,
22. Yüce bir cennette,
23. Meyveleri sarkmış halde.
24. (Onlara denir ki:) Geçmiş günlerde işlediklerinize (iyi
amellerinize) karşılık, âfiyetle yeyin, için.
25. Ki tabı sol
tarafından verilene gelince,der ki:" Keşke, bana kitabım verilmeseydi!"
26."Şu hesabımın ne olduğunu bilmeseydim!"
27. Keşke onunla (ölümümle) her iş olup bitseydi!
28. Malım bana hiç fayda sağlamadı;
29. Saltanatım da benden (koptu), yok olup gitti.
30. Onu yakalayın da, (ellerini boynuna) bağlayın;
31. Sonra alevli ateşe atın onu!
32. Sonra da onu yetmiş arşın uzunluğunda bir zincir içinde oraya
sokun!
33. Çünkü o, ulu Allah'a iman etmezdi,
34. Yoksulu doyurmaya teşvik etmezdi.
35. Bu sebeple, bugün burada onun candan bir dostu yoktur.
36. İrinden başka yiyecek de yoktur.
37. Onu (bile bile )hata işleyenlerden başkası yemez.
38. Görebildikleriniz üzerine yemin ederim,
39. Ve göremediklerinize ki,
40. Hiç şüphesiz o (Kur'an), çok şerefli bir elçinin sözüdür.
41. Ve o, bir şair sözü değildir. Ne de az iman ediyorsunuz!
42. Bir kâhin sözü de değildir (o). Ne de az düşünüyorsunuz!
43. (O), âlemlerin Rabbi tarafından indirilmiştir.
44. Eğer (Peygamber) bize atfen bazı sözler uydurmuş olsaydı,
45. Elbette onu kıskıvrak yakalardık.
46. Sonra onun can damarını koparırdık (onu yaşatmazdık).
47. Hiçbiriniz buna mâni de olamazdınız.
48. Doğrusu o (Kur'an), takvâ sahipleri için bir öğüttür.
49. İçinizde (onu) yalan sayanlar bulunduğunu şüphesiz bilmekteyiz.
50. Muhakkak o, kâfirler için bir iç yarasıdır.
51. Ve o, gerçekten kat'î bilginin ta kendisidir.
52. O halde, ulu Rabbinin adını yüceltip noksanlıklardan tenzih et.
70-el-MEÂRİC
Bismillâhirrahmânirrahîm
l. Bir soran inecek azabı sordu:
2.İnkârcılar için;ki onu savacak yoktur,
3. Yükselme derecelerinin sahibi olan Allah katından.
4. Melekler ve Rûh (Cebrail), oraya, miktarı (dünya senesi ile)
ellibin yıl olan bir günde yükselip çıkar.
5. (Resûlüm!) Şimdi sen güzelce sabret.
6. Doğrusu onlar, o azabı (ihtimalden) uzak görüyorlar.
7. Biz ise onu yakın g |