|
QUR'AN -I
KERÎM
V.Bölüm : 30.Rum,
31.Lokman, 32.Secde, 33.Ahzab, 34.Sebe, 35.Fatır, 36.Yasin, 37.Saffat,
38.Sad, 39.Zümer, 40.Mu'min, 41.Fussilet, 42.Şura, 43.Zuhruf, 44.Duhan,
45.Casiye, 46.Ahkaf sureleri meali.
30-RÛM
Bismillâhirrahmânirrahîm
1. Elif. Lâm. Mîm.
2. Rumlar, yenildi.
3. Arapların bulunduğu bölgeye en yakın bir yerde onlar, Halbuki
onlar, bu yenilgilerinden sonra birkaç yıl içinde galip geleceklerdir.
4. Onların bu yenilgilerinden önce de sonra da emir Allah'ındır. O
gün müminler de Allah'ın yardımıyla sevineceklerdir.
5. Allah, dilediğine yardım eder,galip kılar. O, mutlak güç
sahibidir, çok esirgeyicidir.
6. (Bu) Allah'ın vâdettiğidir. Allah vâdinden caymaz; fakat
insanların çoğu bilmezler.
7. Onlar, dünya hayatının görünen yüzünü bilirler. Ahiretten ise,
onlar tamamen gafildirler.
8. Kendi kendilerine, Allah'ın, gökleri, yeri ve ikisinin arasında
bulunanları ancak hak olarak ve muayyen bir süre için yarattığını hiç
düşünmediler mi? İnsanların birçoğu, Rablerine kavuşmayı gerçekten
inkâr, etmektedirler.
9. Onlar, yeryüzünde gezip de kendilerinden öncekilerin âkıbetlerinin
nice olduğuna bakmadılar mı? Ki onlar, kendilerinden daha güçlü idiler;
yeryüzünü kazıp altüst etmişler, onu bunların imar ettiklerinden daha
çok imar etmişlerdi. Peygamberleri, onlara da nice açık deliller
getirmişlerdi. Zaten Allah onlara zulmedecek değildi; fakat onlar kendi
kendilerine zulmetmekteydiler.
10. Sonunda, Allah'ın âyetlerini yalan sayarak ve onları alaya alarak
kötülük yapanların âkıbetleri pek fena oldu.
ll. Allah, ilkin mahlûkunu yaratır, (ölümden) sonra da bunu
(yaratmayı), tekrarlar. Sonunda hep O'na döndürüleceksiniz.
12. Kıyametin kopacağı gün, günahkârlar (ümitsizlik içinde)
susacaklardır.
13. (Allah'a koştukları) ortaklarından kendilerine hiçbir şefaatçı
çıkmayacaktır. Zaten onlar, ortaklarını da inkâr edeceklerdir.
14. Kıyamet kopacağı gün, işte o gün (müminlerle inkârcılar)
birbirlerinden ayrılacaklardır.
15. İman edip iyi işler yapanlara gelince, onlar, cennette nimetlere
ve sevince mazhar olacaklardır.
16. İnkâr edenler, âyetlerimizi ve ahiret buluşmasını yalan sayanlar
ise, işte onlar azapla yüzyüze bırakılacaklardır.
17. Haydi siz, akşama ulaştığınızda (akşam ve yatsı vaktinde) sabaha
kavuştuğunuzda, gündüzün sonunda ve öğle vaktine eriştiğinizde Allah'ı
tesbih edin (namaz kılın), ki göklerde ve yerde hamd O'na mahsustur.
18. Haydi siz, akşama ulaştığınızda (akşam ve yatsı vaktinde) sabaha
kavuştuğunuzda, gündüzün sonunda ve öğle vaktine eriştiğinizde Allah'ı
tesbih edin (namaz kılın), ki göklerde ve yerde hamd O'na mahsustur.
19. Ölüden diriyi, diriden de ölüyü O çıkarıyor; yeryüzünü ölümünün
ardından O canlandırıyor. İşte siz de (kabirlerinizden) böyle
çıkarılacaksınız.
20. Sizi topraktan yaratması, O'nun (varlığının) delillerindendir.
Sonra siz, (her tarafa) yayılan insanlar oluverdiniz.
21. Kaynaşmanız için size kendi (cinsi)nizden eşler yaratıp aranızda
sevgi ve merhamet peydâ etmesi de O'nun (varlığının) delillerindendir.
Doğrusu bunda, iyi düşünen bir kavim için ibretler vardır.
22. O'nun delillerinden biri de, gökleri ve yeri yaratması,
lisanlarınızın ve renklerinizin değişik olmasıdır. Şüphesiz bunda
bilenler için (alınacak) dersler vardır.
23. Gece olsun gündüz olsun, uyumanız ve Allah'ın lütfundan
(nasibinizi) aramanız da O'nun (varlığının) delillerindendir. Gerçekten
bunda, işiten bir kavim için ibretler vardır.
24. Yine O'nun delillerindendir ki, size korku ve ümit vermek üzere
şimşeği gösteriyor, gökten su indirip ölümünün ardından arzı onunla
diriltiyor. Doğrusu bunda, aklını kullanan bir kavim için (alınacak)
dersler vardır.
25. Göğün ve yerin O'nun buyruğu ile durması da O'nun (varlığının)
delillerindendir. Sonra sizi topraktan bir çağırdı mı hemen
(kabirlerinizden) çıkıverirsiniz.
26. Göklerde ve yerde olanlar hep O'nundur. Hepsi O'na boyun
eğmiştir.
27. İlkin mahlûkunu yaratıp (ölümden) sonra bunu (yaratmayı)
tekrarlayan O'dur, ki bu, O'nun için pek kolaydır. Göklerde ve yerde
(tecelli eden) en yüce sıfat O'nundur. O, mutlak
güç ve hikmet sahibidir.
28. Allah size kendinizden bir temsil getirmektedir: Mülkiyetiniz
altında bulunan köleler içinde, size verdiğimiz rızıklarda
-birbirinizden çekindiğiniz gibi kendilerinden çekineceğiniz derecede
sizinle eşit (haklara sahip)- ortaklarınız var mı? İşte biz
âyetlerimizi, aklını kullanacak bir kavim için böylece açıklıyoruz.
29. Gel gör ki haksızlık edenler, bilgisizce kötü arzularına uydular.
Allah'ın saptırdığını kim doğru yola eriştirebilir? Onlar için herhangi
bir yardımcı yoktur.
30. (Resûlüm!) Sen yüzünü hanîf olarak dine, Allah insanları hangi
fıtrat üzere yaratmış ise ona çevir. Allah'ın yaratışında değişme
yoktur. İşte dosdoğru din budur; fakat insanların çoğu bilmezler.
31. Hepiniz O'na yönelerek O'na karşı gelmekten sakının, namazı
kılın; müşriklerden olmayın.
32. Dinlerini parçalayan ve bölük bölük olanlardan (olmayın.
Bunlardan) her fırka, kendilerinde olan ile böbürlenmektedir.
33. İnsanların başına bir sıkıntı gelince, Rablerine yönelerek O'na
yalvarırlar. Sonra Allah, katından onlara bir rahmet (nimet ve bolluk)
tattırınca, bakarsınız ki onlardan bir gurup yine Rablerine ortak
koşuyorlar.
34. Kendilerine verdiklerimize nankörlük etsinler bakalım! Haydi sefa
sürün; ama yakında bileceksiniz!
35. Yoksa onlara bir kesin delil indirdik de, o delil, müşrik
olmalarını mı söylüyor?
36. İnsanlara bir rahmet tattırdığımızda ona sevinirler. Şayet
yaptıklarından ötürü başlarına bir fenalık gelse hemen ümitsizlige
düşüverirler.
37. Görmediler mi ki Allah, rızkı dilediğine bol bol vermekte,
dilediğininkini de daraltmaktadır. Şüphesiz imanlı bir kavim için bunda
ibretler vardır.
38. O halde sen, akrabaya, yoksula, yolda kalmışa hakkını ver.
Allah'ın rızasını isteyenler için bu, en iyisidir. İşte onlar kurtuluşa
erenlerdir.
39. İnsanların mallarında artış olsun diye verdiğiniz herhangi bir
faiz, Allah katında artmaz. Allah'ın rızasını isteyerek verdiğiniz
zekâta gelince, işte zekât veren o kimseler, evet onlar (sevaplarını ve
mallarını) kat kat arttıranlardır.
40. Allah , (o yüce
varlıktır) ki sizi yaratmış, sonra rızıklandırmıştır; sonra O,
hayatınızı sona erdirecek, daha sonra da sizi (tekrar) diriltecektir.
Peki sizin (Allah'a eş tuttuğunuz) ortaklarınız içinde bunlardan birini
yapabilecek var mı? Allah onların ortak koştuklarından münezzehtir ve
yücedir.
41. İnsanların bizzat kendi işledikleri yüzünden karada ve denizde
düzen bozuldu, ki Allah yaptıklarının bir kısmını onlara tattırsın;
belki de (tuttukları kötü yoldan) dönerler.
42. (Resûlüm!) De ki: Yeryüzünde gezi p
dolaşın da, daha öncekilerin âkıbetleri nice oldu, görün. Onların çoğu
müşrik idi.
43. Allah katından, dönüşü olmayan bir gün (kıyamet günü) gelmeden
önce yönünü o gerçek dine çevir! O gün (insanlar) bölük bölük
ayrılacaklardır.
44. Kim inkâr ederse, inkârı kendi aleyhine olur. İyi işler yapanlara
gelince, onlar da kendileri için (cennetteki yerlerini) hazırlamış
olurlar.
45. Zira Allah, iman edip iyi işler yapanlara kendi lütfundan
karşılık verecektir. Şüphesiz O, kâfirleri sevmez.
46. Size rahmetind en
tattırsın, emriyle gemiler yüzsün, fazlından (nasibinizi) arayasınız ve
şükredesiniz diye (hayat ve bereket) müjdecileri olarak rüzgârları
göndermesi de Allah'ın (varlık ve kudretinin) delillerindendir.
47. Andolsun ki, biz senden önce kendi kavimlerine nice peygamberler
gönderdik de onlara açık deliller getirdiler. (Onları dinlemeyip) günaha
dalanların ise cezalarını hakkıyla vermişizdir. Müminlere yardım etmek
de bize düşer.
48. Allah O'dur ki, rüzgârları gönderir, bunlar da bulutu kaldırır.
Derken, Allah onu gökte dilediği gibi yayar ve parça parça eder; nihayet
arasından yağmurun çıktığını görürsün. Allah dilediği kullarına yağmuru
nasip edince, onlar seviniverirler.
49. 0ysa onlar, daha önce, üzerlerine yağmur yağdırılmasından iyice
ümitlerini kesmişlerdi.
50. Allah'ın rahmetinin eserlerine bir bak: Arzı, ölümünün ardından
nasıl diriltiyor! Şüphesiz O, ölüleri de mutlaka diriltecektir. O, her
şeye kadirdir.
51. Andolsun ki, bir rüzgâr göndersek de onu (ekini) sararmış
görseler, ardından muhakkak nankörlüğe başlarlar.
52. (Resûlüm!) Elbette sen ölülere duyuramazsın; arkalarını dönüp
giderlerken sağırlara o daveti işittiremezsin.
53. Körleri de sapıklıklarından (vazgeçirip) doğru yola iletemezsin.
Ancak teslimiyet göstererek âyetlerimize iman edenlere duyurabilirsin.
54. Sizi güçsüz yaratan, sonra güçsüzlügün ardından kuvvet veren ve
sonra kuvvetin ardından güçsüzlük ve ihtiyarlık veren, Allah'tır. O,
dilediğini yaratır. O, hakkıyla bilendir, üstün kudret sahibidir.
55. Kıyamet koptuğu gün, günahkârlar, (dünyada) ancak pek kısa bir
süre kaldıklarına yemin ederler. İşte onlar, (dünyada da haktan) böyle
döndürülüyorlardı.
56. Kendilerine ilim ve iman verilenler şöyle derler: Andolsun ki
siz, Allah'ın yazısında (hükmedildiği gibi) yeniden dirilme gününe kadar
kaldınız. İşte bugün yeniden dirilme günüdür; fakat siz onu
tanımıyordunuz.
57. Artık o gün, zulmedenlerin (beyan edecekleri) mazeretleri fayda
vermeyeceği gibi, onlardan Allah'ı hoşnut etmeye çalışmaları da
istenmez.
58. Andolsun ki biz, bu K ur'an'da
insanlar için her çeşit misale yer vermişizdir. Şayet onlara bir mucize
getirsen inkârcılar kesinlikle şöyle diyeceklerdir: Siz ancak bâtıl
şeyler ortaya atmaktasınız.
59. İşte bilmeyenlerin (hakkı tanımayanların) kalplerini Allah
böylece mühürler.
60. (Resûlüm!) Sen şimdi sabret. Bil ki Allah'ın vâdi gerçektir.
(Buna) iyice inanmamış olanlar, sakın seni gevşekliğe sevketmesin.
31-LOKMAN
Bismillâhirrahmânirrahîm
1. Elif. Lâm. Mîm.
2. İşte bu âyetler, hikmet dolu Kitab'ın âyetleridir.
3. Güzel davrananlar için bir hidayet rehberi ve rahmet olmak üzere
(indirilmiştir).
4. O kimseler, namazı kılarlar, zekâtı verirler; onlar ahi rete
de kesin olarak iman ederler.
5. İşte onlar, Rableri tarafından gösterilmiş doğru yol üzeredirler
ve onlar kurtuluşa erenlerdir.
6. İnsanlardan öylesi var ki, herhangi bir ilmî delile dayanmadan
Allah yolundan saptırmak ve sonra da onunla alay etmek için boş lafı
satın alır. İşte onlara rüsvay edici bir azap vardır.
7. Ona âyetlerimiz okunduğu zaman, sanki bunları işitmemiş, sanki
kulaklarında ağırlık varrmış gibi büyüklük taslayarak yüz çevirir. Sen
de ona acıklı bir azabın müjdesini ver!
8. Şüphesiz, iman edip de güzel davranışlarda bulunanlar için,
nimetleri bol cennetler vardır.
9. Orada ebedi kalacaklardır. Bu, Allah'ın verdiği gerçek sözdür. O,
mutlak güç ve hikmet sahibidir.
10. O, gökleri görebildiğiniz bir direk olmaksızın yarattı, sizi
sarsmasın diye yere de ulu dağlar koydu ve orada her çeşit canlıyı
yaydı. Biz gökyüzünden su indirip, orada her faydalı nebattan çift çift
bitirdik.
11. İşte bunlar Allah'ın yarattıklarıdır. Şimdi (ey kâfirler!) O'ndan
başkasının ne yarattığını bana gösterin! Hayır (gösteremezler)! Zalimler
açık bir sapıklık içindedirler.
12. Andolsun biz Lokman'a: Allah'a şükret! diyerek hikmet verdik.
Şükreden ancak kendisi için şükretmiş olur. Nankörlük eden de bilsin ki,
Allah hiçbir şeye muhtaç değildir, her türlü övgüye lâyıktır.
13. Lokman, oğluna öğüt vererek: Yavrucuğum! Allah'a ortak koşma!
Doğrusu şirk, büyük bir zulümdür, demişti.
14. Biz insana, ana-babasına iyi davranmasını tavsiye etmişizdir.
Çünkü anası onu nice sıkıntılara katlanarak taşımıştır. Sütten ayrılması
da iki yıl içinde olur. (İşte bunun için) önce bana, sonra da ana-babana
şükret diye tavsiyede bulunmuşuzdur. Dönüş ancak banadır.
15. Eğer onlar seni, hakkında bilgin olmayan bir şeyi (körü körüne)
bana ortak koşman için zorlarlarsa, onlara itaat etme. Onlarla dünyada
iyi geçin. Bana yönelenlerin yoluna uy. Sonunda dönüşünüz ancak banadır.
O zaman size, yapmış olduklarınızı haber ve ririm.
16. (Lokman, öğütlerine devamla şöyle demişti:) Yavrucuğum! Yaptığın
iş (iyilik veya kötülük), bir hardal tanesi ağırlığında bile olsa ve bu,
bir kayanın içinde veya göklerde yahut yerin derinliklerinde bulunsa,
yine de Allah onu (senin karşına) getirir. Doğrusu Allah, en ince işleri
görüp bilmektedir ve her şeyden haberdardır.
17. Yavrucuğum! Namazı kıl, iyiliği emret, kötülükten vazgeçirmeye
çalış, başına gelenlere sabret. Doğrusu bunlar, azmedilmeye değer
işlerdir.
18. Küçümseyerek insanlardan yüz çevirme ve yeryüzünde böbürlenerek
yürüme. Zira Allah, kendini beğenmiş övünüp duran kimseleri asla sevmez.
19. Yürüyüşünde tabiî
ol, sesini alçalt. Unutma ki, seslerin en çirkini merkeplerin sesidir.
20. Allah'ın, göklerde ve yerdeki (nice varlık ve imkânları) sizin
emrinize verdiğini, nimetlerini açık ve gizli olarak size bolca ihsan
ettiğini görmediniz mi? Yine de, insanlar içinde, -bilgisi, rehberi ve
aydınlatıcı bir kitabı yokken- Allah hakkında tartışan kimseler vardır.
21. Onlara "Allah'ın indirdiğine uyun" dendiğinde: Hayır, biz
babalarımızı üzerinde bulduğumuz yola uyarız, derler. Ya şeytan; onları
alevli ateşin azabına çağırıyor idiyse!
22. İyi davranışlar içinde kendini bütünüyle Allah'a veren kimse,
gerçekten en sağlam kulpa yapışmıştır. Zaten bütün işlerin sonu Allah'a
varır.
23. (Resûlüm!) İnkâr edenin inkârı seni üzmesin. Onların dönüşü ancak
bizedir. İşte o zaman yaptıklarını kendilerine haber veririz. Allah
kalplerde olanı şüphesiz çok iyi bilir.
24. Onları biraz faydalandırır, sonra kendilerini ağır bir azaba
sürükleriz.
25. Andolsun ki onlara, "Gökleri ve yeri kim yarattı?" diye sorsan,
mutlaka "Allah..." derler. De ki: (Öyleyse) övgü de yalnız Allah'a
mahsustur, ama onların çoğu bilmezler.
26. Göklerde ve yerde ne varsa, hepsi Allah'ındır. Bilinmeli ki, asıl
ganî ve övülmeye lâyık olan Allah'tır.
27. Şayet yeryüzündeki ağaçlar kalem, deniz de arkasından yedi deniz
katılarak (mürekkep olsa) yine Allah'ın sözleri (yazmakla) tükenmez.
Şüphe yok ki Allah mutlak galip ve hikmet sahibidir.
28. (İnsanlar!) Sizin yaratılmanız ve diriltilmeniz, ancak tek bir
kişinin yaratılması ve diriltilmesi gibidir. Unutulmasın ki, Allah her
şeyi bilen ve görendir.
29. Bilmez misin ki Allah, geceyi gündüze ve gündüzü geceye
katmaktadır. Güneşi ve ayı da buyruğu altına almıştır. Bunların her biri
belli bir vâdeye kadar hareketine devam eder. Ve Allah, yaptıklarınızdan
tamamen haberdardır.
30. Çünkü Allah, hakkın ta kendisidir; O'ndan başka taptıkları ise
hiç şüphesiz bâtıldır. Gerçekten Allah çok yüce, çok uludur.
31. Size varlığının delillerini göstermesi için, Allah'ın lütfuyla
gemilerin denizde yüzdüğünü görrmedin mi? Şüphesiz bunda, çok sabreden,
çok şükreden herkes için ibretler vardır.
32. Dağlar gibi dalgalar onları kuşattığı zaman, dini tamamen Allah'a
has kılarak (ihlâsla) O'na yalvarırlar. Allah onları karaya çıkararak
kurtardığı vakit içlerinden bir kısmı orta yolu tutar. Zaten bizim
âyetlerimizi, ancak nankör hâinler bilerek inkâr
eder.
33. Ey İnsanlar! Rabbinize karşı gelmekten sakının. Ne babanın
evlâdı, ne evlâdın babası nâmına bir şey ödeyemeyeceği günden çekinin.
Bilin ki, Allah'ın verdiği söz gerçektir. Sakın dünya hayatı sizi
aldatmasın ve şeytan, Allah'ın affına güvendirerek sizi kandırmasın.
34. Kıyamet vakti hakkındaki bilgi, ancak Allah'ın katındadır.
Yağmuru O yağdırır, rahimlerde olanı O bilir. Hiç kimse yarın ne
kazanacağını bilemez. Yine hiç kimse nerede öleceğini bilemez. Şüphesiz
Allah, her şeyi bilendir, herşeyden haberdardır.
32-SECDE
Bismillâhirrahmânirrahîm
1. Elif. Lâm. Mîm.
2. Bu Kitab'ın, âlemlerin Rabbi tarafından indirilmiş olduğunda asla
şüphe yoktur.
3. "Onu Peygamber kendisi uydurdu" diyorlar öyle mi? Hayır! O, senden
önce kendilerine hiçbir uyarıcı (peygamber) gelmemiş bir kavmi uyarman
için -doğru yolu bulalar diye- Rabbinden gönderilen hak (Kitap) tır.
4. Gökleri, yeri ve bunların arasındakileri altı günde (devirde)
yaratan, sonra arşa istivâ eden Allah'tır. O'ndan başka ne bir dost ne
de bir şefaatçınız vardır. Artık düşünüp öğüt almaz mısınız?
5. Allah, gökten yere kadar her işi düzenleyip yönetir. Sonra (bütün
bu işler) sizin sayageldiklerinize göre bin yıl tutan bir günde O'nun
nezdine çıkar.
6. İşte, görülmeyeni de görüleni de bilen, mutlak galip ve me rhamet
sahibi O'dur.
7. O (Allah) ki, yarattığı her şeyi güzel yapmış ve ilk başta insanı
çamurdan yaratmıştır.
8. Sonra onun zürryetini, dayanıksız bir suyun özünden üretmiştir.
9. Sonra onu tamamlayıp şekillendirmiş, ona kendi ruhundan
üflemiştir. Ve sizin için kulaklar, gözler, kalpler yaratmıştır. Ne
kadar az şükrediyorsunuz!
10. "Toprağın içinde kaybolduğumuz zaman, gerçekten (o vakit) biz mi
yeniden yaratılacağız?" derler. Doğrusu onlar Rablerine kavuşmayı inkâr
etmektedirler.
11. De ki: Size vek il
kılınan (bu konuda görevlendirilen) ölüm meleği canınızı alacak, sonra
Rabbinize döndürüleceksiniz.
12. O günahkârların, Rableri huzurunda başlarını öne eğecekleri,
"Rabbimiz! Gördük duyduk, şimdi bizi (dünyaya) geri gönder de, iyi işler
yapalım, artık kesin olarak inandık" diyecekleri zamanı bir görsen!
13. Biz dilesek, elbette herkese hidayetini verirdik. Fakat,
"Cehennemi hem cinlerden hem insanlardan bir kısmıyla dolduracağım" diye
benden kesin söz çıkmıştır.
14. (O gün onlara şöyle diyeceğiz:) Bu güne kavuşmayı unutmanızın
cezasını şimdi tadın bakalım! Doğrusu biz de sizi unuttuk;
yaptıklarınızdan ötürü ebedî azabı tadın!
l5. Bizim âyetlerimize ancak o kimseler inanırlar ki, bunlarla
kendilerine öğüt verildiğinde, büyüklük taslamadan secdeye kapanırlar ve
Rablerini hamd ile tesbih ederler.
l6. Korkuyla ve umutla Rablerine yalvarmak üzere (ibadet ettikleri
için), vücutları yataklardan uzak kalır ve kendilerine verdiğimiz
rızıktan Allah yolunda harcarlar.
17. Yaptıklarına karşılık olarak, onlar için ne mutluluklar
saklandığını hiç kimse bilemez.
18. Öyle ya, mümin olan, yoldan çıkmış kimse gibi midir? Bunlar
elbette bir olamazlar.
19. İman edip de, iyi işler yapanlara gelince, onlar için
yaptıklarına karşılık olarak varıp kalacakları cennet konakları vardır.
20. Yoldan çıkanlar ise, onların varacakları yer ateştir. Oradan her
çıkmak istediklerinde geri çevrilirler ve kendilerine: Yalandır deyip
durduğunuz cehennem azabını tadın! denir.
21. En büyük azaptan önce, onlara mutlaka en yakın azaptan
tattıracağız; olur ki (imana) dönerler.
22. Kendisine Rabbinin âyetleri hatırlatıldıktan sonra onlardan yüz
çevirenden daha zalim kim olabilir! Muhakkak ki biz, günahkârlara, lâyık
oldukları cezayı veririz.
23. Andolsun biz Musa'ya Kitap verdik, -(Resûlüm!) sen ona
kavuşacağından şüphe etme- ve onu İsrailoğullarına hidayet rehberi
kıldık.
24. Sabrettikleri ve âyetlerimize kesinlikle inandıkları zaman,
onların içinden, buyruğumuzla doğru yola ileten rehberler tayin
etmiştik.
25. Muhakkak ki Rabbin, ihtilâ f
etmekte oldukları şeyler hakkında kıyamet günü onların aralarında
hükmedecektir.
26. Halen yurtlarında gezip dolaştıkları kendilerinden önceki nice
nesilleri helâk edişimiz onları doğru yola sevketmedi mi? Bunlarda
elbette ibretler vardır. Hâla kulak vermezler mi?
27. Kupkuru yerlere suyu ulaştırdığımızı, onunla gerek hayvanlarının
gerekse kendilerinin yiyegeldikleri ekini çıkarmakta olduğumuzu da
görmediler mi? Hâla da göremeyecekler mi?
28. Eğer doğru söylüyorsanız, bu fetih (ve hüküm) günü hani ne z aman?
derler.
29. De ki: Fetih (ve hüküm) gününde inkârcılara (o gün ettikleri)
imanları fayda vermeyecek ve kendilerine mühlet de tanınmayacaktır!
30. Artık sen onları bırak ve bekle. Zaten onlar da beklemektedirler.
33-AHZÂB
Bismillâhirrahmânirrahîm
1. Ey Peygamber! Allah'tan kork, kâfirlere ve münafıklara boyun eğme.
Elbette Allah her şeyi bilmekte ve yerli yerince yapmaktadır.
2. Rabbinden sana vahyedilene uy. Şüphesiz Allah, bütün
yaptıklarınızdan haberdardır .
3. Allah'a güven. Vekîl olarak Allah yeter.
4. Allah, bir adamın içinde iki kalp yaratmadığı gibi, "zıhâr"
yaptığınız eşlerinizi de analarınız yerinde tutmadı ve evlâtlıklarınızı
da öz oğullarınız olarak tanımadı. Bunlar sizin ağızlarınıza geliveren
sözlerden ibarettir. Allah ise gerçeği söyler ve doğru yola O eriştirir.
5. Onları (evlât edindiklerinizi) babalarına nisbet ederek çağırın.
Allah yanında en doğrusu budur. Eğer babalarının kim olduğunu
bilmiyorsanız, bu takdirde onları din kardeşleriniz ve görüp
gözettiğiniz kimseler olarak kabul edin. Yanılarak yaptıklarınızda size
vebal yok; fakat kalplerinizin bile bile yöneldiğinde günah vardır.
Allah bağışlayandır, esirgeyendir.
6. Peygamber, müminlere kendi canlarından daha yakındır. Eşleri,
onların analarıdır. Akraba olanlar, Allah'ın Kitabına göre, (mirasçılık
bakımından) birbirlerine diğer müminlerden ve muhacirlerden daha
yakındırlar; ancak, dostlarınıza uygun bir vasiyet yapmanız müstesnadır.
Bunlar Kitap'ta yazılı bulunmaktadır.
7. Hani biz pey gamberlerden
söz almıştık; senden, Nuh'tan, İbrahim'den, Musa'dan ve Meryem oğlu
İsa'dan da. (Evet) biz onlardan pek sağlam bir söz aldık.
8. Allah bu sözü doğruları doğruluklarıyla sorumlu kılmak için aldı.
Kâfirler için de çok acıklı bir azap hazırladı.
9. Ey iman edenler! Allah'ın size olan nimetini hatırlayın; hani size
ordular saldırmıştı da, biz onlara karşı bir rüzgâr ve sizin
görmediğiniz ordular göndermiştik. Allah ne yaptığınızı çok iyi
görmekteydi.
10. Onlar hem yukarınızdan hem aşağı tarafınızdan (vâdinin üstünden
ve alt yanından) üzerinize yürüdükleri zaman; gözler yıldığı, yürekler
gırtlağa geldiği ve siz Allah hakkında türlü türlü şeyler düşündüğünüz
zaman;
11. İşte orada iman sahipleri imtihandan geçirilmiş ve şiddetli bir
sarsıntıya uğratılmışlardı.
12. Ve o zaman, münafıklar ile kalplerinde hastalık (iman zayıflığı)
bulunanlar: Meğer Allah ve Resûlü bize sadece kuru vaadlerde
bulunmuşlar! diyorlardı.
13. Onlardan bir gurup da demişti ki: Ey Yesribliler (Medineliler)!
Artık sizin için durmanın sırası değil, haydi dönün! İçlerinden bir
kısmı ise: Gerçekten evlerimiz emniyette değil, diyerek Peygamber'den
izin istiyordu; oysa evleri tehlikede değildi, sadece kaçmayı
arzuluyorlardı.
14. Medine'nin her yanından üzerlerine saldırılsaydı da, o zaman
savaşmaları istenseydi, şüphesiz hemen savaşa katılırlar ve evlerinde
pek eğlenmezlerdi.
15. Andolsun ki daha önce onlar, sırt çevirip kaçmayacaklarına dair
Allah'a söz vermişlerdi. Allah'a verilen söz mesuliyeti gerektirir!
16. (Resûlüm!) De ki:
Eğer ölümden veya öldürülmekten kaçıyorsanız, kaçmanın size asla faydası
olmaz! (Eceliniz gelmemiş ise) o takdirde de, yaşatılacağınız süre çok
değildir.
17. De ki: Allah size bir kötülük dilerse, O'na karşı sizi kim korur;
ya da size rahmet dilerse (size kim zarar verebilir)? Onlar, kendilerine
Allah'tan başka ne bir dost bulurlar ne de bir yardımcı.
18. Allah, içinizden (savaştan) alıkoyanları ve yandaşlarına: "Bize
katılın" diyenleri gerçekten biliyor. Zaten bunların pek azı savaşa
gelir.
19. (Gelsel er de) size
karşı pek hasistirler. Hele korku gelip çattı mı, üzerine ölüm
baygınlığı çökmüş gibi gözleri dönerek sana baktıklarını görürsün. Korku
gidince ise, mala düşkünlük göstererek sizi sivri dilleri ile
incitirler. Onlar iman etmiş değillerdir; bunun için Allah onların
yaptıklarını boşa çıkarmıştır. Bu, Allah'a göre kolaydır.
20. Bunlar, düşman birliklerinin bozulup gitmedikleri evhamı
içindedirler. Müttefikler ordusu yine gelecek olsa, isterler ki, çölde
göçebe Araplar içinde bulunsunlar da, sizin haberlerinizi (uzaktan)
sorsunlar. Zaten içinizde bulunsalardı dahi pek savaşacak değillerdi.
21. Andolsun ki, Resulullah, sizin için, Allah'a ve ahiret gününe
kavuşmayı umanlar ve Allah'ı çok zikredenler için güzel bir örnektir.
22. Müminler ise, düşman birliklerini gördüklerinde: İşte Allah ve
Resûlü'nün bize vâdettiği! Allah ve Resûlü doğru söylemiştir, dediler.
Bu (orduların gelişi), onların ancak imanlarını ve Allah'a
bağlılıklarını arttırdı.
23. Müminler içinde Allah'a verdikleri sözde duran nice e rler
var. İşte onlardan kimi, sözünü yerine getirip o yolda canını vermiştir;
kimi de (şehitliği) beklemektedir. Onlar hiçbir şekilde (sözlerini)
değiştirmemişlerdir.
24. Çünkü Allah sadâkat gösterenleri sadâkatları sebebiyle
mükâfatlandıracak, münafıklara -dilerse- azap edecek yahut da (tevbe
ederlerse) tevbelerini kabul edecektir. Şüphesiz Allah, bağışlayandır,
esirgeyendir.
25. Allah, o inkâr edenleri hiçbir fayda elde edemeden öfkeleri ile
geri çevirdi. Allah (ın yardımı) savaşta müminlere yetti. Alla h
güçlüdür, mutlak galiptir.
26. Allah, ehl-i kitaptan, onlara (müşrik ordularına) yardım edenleri
kalelerinden indirdi ve kalplerine korku düşürdü; bir kısmını öldürüyor,
bir kısmını da esir alıyordunuz.
27. Allah, onların yerlerine, yurtlarına, mallarına ve ayak
basmadığınız topraklara sizi mirasçı yaptı. Allah'ın her şeye gücü
yeter.
28. Ey Peygamber! Eşlerine şöyle söyle: Eğer dünya dirliğini ve
süsünü (refahını) istiyorsanız, gelin size boşanma bedellerinizi vereyim
de, sizi güzellikle salıvereyim.
29. Eğer Allah'ı, Peygamberini ve ahiret yurdunu diliyorsanız, bilin
ki, Allah, içinizden güzel davrananlar için büyük bir mükâfat
hazırlamıştır.
30. Ey peygamber hanımları! Sizden kim açık bir hayâsızlık yaparsa,
onun azabı iki katına çıkarılır. Bu, Allah'a göre kolaydır.
31. Sizden kim, Allah'a ve Resûlüne itaat eder ve yararlı iş yaparsa
ona mükâfatını iki kat veririz. Ve ona (cennette) bol rızık
hazırlamışızdır.
32. Ey Peygamber hanımları! Siz, kadınlardan herhangi biri gibi
değilsiniz. Eğer (Allah'tan) korkuyorsanız, (yabancı erkeklere karşı)
çekici bir eda ile konuşmayın; sonra kalbinde hastalık bulunan kimse
ümide kapılır. Güzel söz söyleyin.
33. Evlerinizde oturun, eski cahiliye âdetinde olduğu gibi açılıp
saçılmayın. Namazı kılın, zekâtı verin, Allah'a ve Resûlüne itaat edin.
Ey Ehl-i Beyt! Allah sizden, sadece günahı gidermek ve sizi tertemiz
yapmak istiyor.
34. Evlerinizde okunan Allah'ın âyetlerini ve hikmeti hatırlayın.
Şüphesiz Allah, her şeyin iç yüzünü bilendir ve her şeyden haberi
olandır.
35. Müslüman erkekler ve müslüman kadınlar, mümin erkekler ve mümin
kadınlar, taata devam eden erkekler ve taata devam eden kadınlar, doğru
erkekler ve doğru kadınlar, sabreden erkekler ve sabreden kadınlar,
mütevazi erkekler ve mütevazi kadınlar, sadaka veren erkekler ve sadaka
veren kadınlar, oruç tutan erkekler ve oruç tutan kadınlar, ırzlarını
koruyan erkekler ve (ırzlarını) koruyan kadınlar, Allah'ı çok zikreden
erkekler ve zikreden kadınlar var ya; işte Allah, bunlar için bir
mağfiret ve büyük bir mükâfat hazırlamıştır.
36. Allah ve Resûlü bir işe hüküm verdiği zaman, inanmış bir erkek ve
kadına o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Her kim Allah ve
Resûlüne karşı gelirse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur.
37. (Resûlüm!) Hani Allah'ın nimet verdiği, senin de kendisine iyilik
ettiğin kimseye: Eşini yanında tut, Allah'tan kork! diyordun. Allah'ın
açığa vuracağı şeyi, insanlardan çekinerek içinde gizliyordun. Oysa asıl
korkmana lâyık olan Allah'tır. Zeyd, o kadından ilişiğini kesince biz
onu sana nikâhladık ki evlâtlıkları, karılarıyla ilişkilerini
kestiklerinde (o kadınlarla evlenmek isterlerse) müminlere bir güçlük
olmasın. Allah'ın emri yerine getirilmiştir.
38. Allah'ın, kendisine helâl kıldığı şeyde Peygamber'e herhangi bir
vebâl yoktur. Önce gelip geçenler arasında da Allah'ın âdeti böyle idi.
Allah'ın emri mutlaka yerine gelecek, yazılmış bir kaderdir.
39. O peygamberler ki Allah'ın gönderdiği emirleri duyururlar,
Allah'tan korkarlar ve O'ndan başka kimseden korkmazlar. Hesap görüc ü
olarak Allah (herkese) yeter.
40. Muhammed, sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir. Fakat
o, Allah'ın Resûlü ve peygamberlerin sonuncusudur. Allah her şeyi
hakkıyla bilendir.
41. Ey inananlar! Allah'ı çokça zikredin.
42. Ve O'nu sabah-akşam tesbih edin.
43. Sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için üzerinize rahmetini
gönderen O'dur. Melekleri de size istiğfar eder. Allah, müminlere karşı
çok merhametlidir.
44. Kendisine kavuştukları gün, Allah'ın onlara iltifatı, "selâm"
dır. Allah onlara çok değerli mükâfat hazırlamıştır.
45. Ey Peygamber! Biz seni hakikaten bir şahit, bir müjdeleyici ve
bir uyarıcı olarak gönderdik.
46. Allah'ın izniyle, bir davetçi ve nûr saçan bir kandil olarak
(gönderdik).
47. Allah'tan büyük bir lütfa ereceklerini müminlere müjdele.
48. Kâfirlere ve münafıklara boyun eğme. Onların eziyetlerine
aldırma. Allah'a güvenip dayan, vekîl ve destek olarak Allah yeter.
49. Ey iman edenler! Mümin kadınları nikâhlayıp da, henüz zifafa
girmeden onları boşarsanız, onları sayacağınız bir iddet süresince
bekletme hakkınız yoktur. O halde onları (bir bağışla) memnun edin ve
onları güzel bir şekilde serbest bırakın.
50. Ey Peygamber! Mehirlerini verdiğin hanımlarını, Allah'ın sana
ganimet olarak verdiği ve elinin altında bulunan cariyeleri, amcanın,
halanın, dayının ve teyzenin seninle beraber göç eden kızlarını sana
helâl kıldık. Bir de Peygamber kendisiyle evlenmek istediği takdirde,
kendisini peygambere hibe eden mümin kadını, diğer müminlere değil, sırf
sana mahsus olmak üzere (helâl kıldık). Kuşkusuz biz, hanımları ve
ellerinin altında bulunan cariyeleri hakkında müminlere neyi farz
kıldığımızı biliriz. (Bu hususta ne yapmaları lâzım geldiğini onlara
açıkladık) ki, sana bir zorluk olmasın. Allah bağışlayandır, merhamet
edend ir.
51. Onlardan dilediğini geriye bırakır, dilediğini de yanına alırsın.
Boşadığın hanımlarından arzu ettiğini tekrar yanına almanda, senin
üzerine bir günah yoktur. Böyle yapman onların mutlu olmalarına,
üzülmemelerine ve hepsinin, senin verdiklerine razı olmalarına daha
uygundur. Allah, kalplerinizde olanı bilir. Allah hakkıyle bilendir,
halîmdir.
52. Bundan sonra artık başka kadınlarla evlenmen, elinin altında
bulunan cariyeler hariç, güzellikleri hoşuna gitse bile, bunların yerine
başka hanımlar alman sana helâl değildir. Allah her şeyi gözetler.
53. Ey iman edenler! Siz zamanını gözetlemeksizin, bir yemeğe davet
edilmedikçe, Peygamber'in evlerine girmeyin. Ancak davet edildiğiniz
vakit girin. Yemeği yediğinizde hemen dağılın, sohbete dalmayın. Çünkü
bu hareketiniz Peygamber'i üzmekte, fakat o (size bunu söylemekten)
utanmaktadır. Ama Allah, hakkı söylemekten çekinmez. Peygamber'in
hanımlarından bir şey istediğiniz zaman perde arkasından isteyin. Bu,
hem sizin kalpleriniz, hem de onların kalpleri için daha temiz bir
davranıştır. Sizin Allah'ın Resûlünü üzmeniz ve kendisinden sonra onun
hanımlarını nikâhlamanız asla caiz olamaz. Çünkü bu, Allah katında büyük
(bir günah) tır.
54. Bir şeyi açığa vursanız da, gizleseniz de şüphe yok ki Allah, her
şeyi gaye t iyi bilmektedir.
55. Onlara (Peygamber'in hanımlarına), babaları, oğulları,
kardeşleri, kardeşlerinin oğulları, kız kardeşlerinin oğulları,
kadınları (mümin kadınlar) ve ellerinin altında bulunan câriyelerinden
dolayı bir günah yoktur. (Ey Peygamber hanımları!) Allah'tan korkun;
şüphesiz Allah, her şeye şahittir.
56. Allah ve melekleri, Peygamber'e çok salevât getirirler. Ey
müminler! Siz de ona salevât getirin ve tam bir teslimiyetle selam
verin.
57. Allah ve Resûlünü incitenlere Allah, dünyada ve ahi rette
lânet etmiş ve onlar için horlayıcı bir azap hazırlamıştır.
58. Mümin erkeklere ve mümin kadınlara, yapmadıkları bir şeyden
dolayı eziyet edenler, şüphesiz bir iftira ve apaçık bir günah
yüklenmişlerdir.
59. Ey Peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve müminlerin kadınlarına
(bir ihtiyaç için dışarı çıktıkları zaman) dış örtülerini üstlerine
almalarını söyle. Onların tanınması ve incitilmemesi için en elverişli
olan budur. Allah bağışlayandır, esirgeyendir.
60. Andolsun, iki yüzlüler, kalplerinde hastal ık
bulunanlar (fuhuş düşüncesi taşıyanlar), şehirde kötü haber yayanlar (bu
hallerinden) vazgeçmezlerse, seni onlara musallat ederiz (onlarla
savaşmanı ve onları şehirden sürüp çıkarmanı sana emrederiz); sonra
orada, senin yanında ancak az bir zaman kalabilirler.
61. Hepsi de lânetlenmiş olarak nerede ele geçirilirlerse, yakalanır
ve mutlaka öldürülürler.
62. Allah'ın önceden geçenler hakkındaki kanunu budur. Allah'ın
kanununda asla bir değişiklik bulamazsın.
63. İnsanlar sana kıyametin zamanını soruyorlar. De ki: Onun bilgisi
Allah katındadır. Ne bilirsin, belki de zamanı yakındır.
64. Şu muhakkak ki, Allah kâfirleri rahmetinden kovmuş ve onlara
çılgın bir ateş hazırlamıştır.
65. (Onlar) orada ebedî olarak kalacaklar, (kendilerini koruyacak) ne
bir dost ne de bir yardımcı bulacaklardır.
66. Yüzleri ateşte evrilip çevrildiği gün: Eyvah bize! Keşke Allah'a
itaat etseydik, Peygamber'e de itaat etseydik! derler.
67. Ey Rabbimiz! Biz reislerimize ve büyüklerimize uyduk da onlar
bizi yolda saptırdılar, derl er.
68. Rabbimiz! Onlara iki kat azap ver ve onları büyük bir lânetle
rahmetinden kov.
69. Ey iman edenler! Siz de Musa'ya eziyet edenler gibi olmayın.
Nihayet Allah onu, dedikleri şeyden temize çıkardı. O, Allah yanında
şerefli idi.
70. Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve doğru söz söyleyin.
71. (Böyle davranırsanız) Allah işlerinizi düzeltir ve günahlarınızı
bağışlar. Kim Allah ve Resûlüne itaat ederse büyük bir kurtuluşa ermiş
olur.
72. Biz emaneti, göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar bunu
yüklenmekten çekindiler, (sorumluluğundan) korktular. Onu insan
yüklendi. Doğrusu o çok zalim, çok cahildir.
73. (Allah bu emaneti insana vermek sûretiyle), münafık erkeklere ve
münafık kadınlara, müşrik erkeklere ve müşrik kadınlara azap edecek,
inanan erkeklerin ve inanan kadınların da tevbesini kabul buyuracaktır.
Allah bağışlayandır,merhamet edendir.
34-SEBE'
Bismillâhirrahmânirrahîm
1. Hamd, göklerde ve yerde bulunanların hepsinin sahibi olan Allah'a
mahsustur. Ahirette de hamd O'na mahsustur. O, hikmet sahibidir, (her
şeyden) haberi olandır.
2. Yerin içine gireni ve ondan çıkanı; gökten ineni, oraya çıkanı
bilir. O, esirgeyendir, bağışlayandır.
3. İnkârcılar: Kıyamet bize gelmeyecek, dediler. De ki: Hayır! Gaybı
bilen Rabbim hakkı için o, mutlaka size gelecektir. Göklerde ve yerde
zerre miktarı bir şey bile O'ndan gizli kalmaz. Bundan daha küçük ve
daha büyüğü de şüphesiz, apaçık kitaptadır (yazılıdır).
4. Allah, inanıp iyi işler yapanları mükâfatlandırmak için (her şeyi
açık bir kitapta tesbit etmiştir). Onlar için büyük bir mağfiret ve
güzel bir rızık vardır.
5. Âyetlerimizi hükümsüz bırakmak için yarışırcasına uğraşanlar için
de, en kötüsünden, elem verici bir azap vardır.
6. Kendilerine bilgi verilenler, Rabbinden sana indirilenin (Kur'an'ın)
gerçek olduğunu bilir; onun, mutlak galip ve övgüye lâyık olan
(Allah'ın) yoluna ilettiğini görürler.
7. Kâfir olanlar (kendi aralarında) şöyle dediler: Çürüyüp paramparça
olduğunuz vakit yeniden dirileceğinizi söyleyerek haber veren kişiyi
gösterelim mi?
8. "Acaba o, yalan yere Allah'a iftira mı etmiştir? Yoksa onda
delilik mi var?" (dediler). Hayır! Ahirete inanmayanlar azaptadırlar ve
derin bir sapıklık içindedirler.
9. Onlar, gökte ve yerde önlerine ve arkalarına bakmıyorlar mı?
Dilesek onları yere batırırız, ya da üzerlerine gökten parçalar
düşürürüz. Şüphesiz bunda (Rabbine) yönelen her kul için bir ibret
vardır.
10. Andolsun, Davud'a tarafımızdan bir üstünlük verdik. "Ey dağlar ve
kuşlar! Onunla beraber tesbih edin" dedik. Ona demiri yumuşattık.
11. Geniş zırhlar imal et, dokumasını ölçülü yap. (Ey Davud
hanedanı!) İyi işler yapın. Kuşkusuz ben, yaptıklarınızı görmekteyim,
diye (vahyettik).
12. Sabah gidişi bir aylık mesafe, akşam dönüşü yine bir aylık mesafe
olan rüzgârı da Süleyman'a (onun emrine) verdik ve onun için erimiş
bakırı kaynağından sel gibi akıttık. Rabbinin izniyle cinlerden bir
kısmı, onun önünde çalışırdı. Onlardan kim emrimizden sapsa, ona alevli
azabı tattırırdık.
13. Onlar Süleyman'a kalelerden, heykellerden, havuzlar kadar (geniş)
leğenlerden, sabit kazanlardan ne dilerse yaparlardı. Ey Davud ailesi!
Şükredin. Kullarımdan şükreden azdır!
14. Süleyman'ın ölümüne hükmettiğimiz zaman, onun öldüğünü, ancak
değneğini yiyen bir ağaç kurdu gösterdi. (Sonunda yere) yıkılınca
anlaşıldı ki cinler gaybı bilselerdi, o küçük düşürücü azap içinde
kalmazlardı.
15. Andolsun, Sebe' kavmi için oturduğu yerlerde büyük bir ibret
vardır. Biri sağda, diğeri solda iki bahçeleri vardı. (Onlara:)
Rabbinizin rızkından yeyin ve O'na şükredin. İşte güzel bir memleket ve
çok bağışlayan bir Rab!
16. Ama onlar yüz çevirdiler. Bu yüzden üzerlerine Arim sel ini
gönderdik. Onların iki bahçesini, buruk yemişli, acı ılgınlı ve içinde
biraz da sedir ağacı bulunan iki (harap) bahçeye çevirdik.
17. Nankörlük ettikleri için onları böyle cezalandırdık. Biz
nankörden başkasını cezalandırır mıyız!
18. Onların yurdu ile, içlerini bereketlendirdiğimiz memleketler
arasında, kolayca görünen nice kasabalar var ettik ve bunlar arasında
yürümeyi konaklara ayırdık. Oralarda geceleri, gündüzleri korkusuzca
gezin dolaşın, dedik.
19. Bunun üzerine: Ey Rabbimiz! Aralarında yolculuk yaptığımız
şehirlerin arasını uzaklaştır, dediler ve kendilerine yazık ettiler. Biz
de onları, ibret kıssaları haline getirdik ve onları büsbütün
parçaladık. Şüphesiz bunda, çok sabreden ve çok şükreden herkes için
ibretler vardır.
20. Andolsun İblis, onlar hakkındaki tahminini doğruya çıkardı.
İnanan bir zümrenin dışında hepsi ona uydular.
21. Halbuki şeytanın onlar üzerinde hiçbir nüfuzu yoktu. Ancak
ahirete inananı, şüphe içinde kalandan ayırdedip bilelim diye (ona bu
fırsatı verdik). Rabbin gerçekten her şeyi koruyandır.
22. (Müşriklere) de ki: Allah'tan başka tanrı saydığınız şeyleri
çağırın! Onlar ne göklerde ne de yerde zerre ağırlığınca bir şeye
sahiptirler. Onların buralarda hiçbir ortaklığı yoktur, Allah'ın
onlardan bir yardımcısı da yoktu.
23. Allah'ın huzurunda, kendisinin izin verdiği kimselerden
başkasının şefâati fayda vermez. Nihayet onların yüreklerinden korku
giderilince: Rabbiniz ne buyurdu? derler. Onlar da: Hak olanı buyurdu,
derler. O, yücedir, büyüktür.
24. (Resûlüm!) De ki: Gö klerden
ve yerden size rızık veren kimdir? De ki: Allah! O halde biz veya siz,
ikimizden biri, ya doğru yol üzerinde veya açık bir sapıklık içindedir.
25. De ki: Bizim işlediğimiz suçtan siz sorumlu değilsiniz; biz de
sizin işlediğinizden sorulacak değiliz.
26. De ki: Rabbimiz hepimizi bir araya toplayacak, sonra aramızda hak
ile hükmedecektir. O, en âdil hüküm veren, (her şeyi) hakkıyla bilendir.
27. De ki: O'na (Allah'a) kattığınız ortaklarınızı bana gösterin.
Hayır! Bilakis, yegâne galip ve her şeyi hikmetle idare eden ancak
Allah'tır.
28. Biz seni bütün insanlara ancak müjdeleyici ve uyarıcı olarak
gönderdik; fakat insanların çoğu bunu bilmezler.
29. Eğer sözünüzde doğru iseniz bu vâdettiğiniz (kıyamet) ne zaman
kopacak? derler.
30. De ki: Size öyle bir gün vâdedilmiştir ki, ondan ne bir saat geri
kalabilirsiniz, ne de ileri geçebilirsiniz.
31. Kâfir olanlar dediler ki: Biz hiçbir zaman bu Kur'an'a ve bundan
önce gelen kitaplara inanmayacağız. Sen o zalimleri, Rablerinin
huzurunda tutuklanmış, birbirlerine söz atarlarken bir görsen! Zayıf
sayılanlar, büyüklük taslayanlara: Siz olmasaydınız, elbette biz inanan
insanlar olurduk, derler.
32. Büyüklük taslayanlar, zayıf sayılanlara (kıyamet gününde): Size
hidayet geldikten sonra sizi ondan biz mi çevirdik? Bilakis siz suç
işliyordunuz, derler.
33. Zayıf sayılanlar da büyüklük taslayanlara: Hayır! Gece gündüz
(işiniz) tuzak kurmaktı. Çünkü siz daima Allah'ı inkâr etmemizi, O'na
ortaklar koşmamızı bize emrederdiniz, derler. Artık azabı gördüklerinde,
için için yanarlar; biz de o inkâr edenlerin boyunlarına demir halkalar
takarız. Onlar ancak yapmakta oldukları günahları yüzünden
cezalandırılırlar.
34. Biz hangi ülkeye bir uyarıcı göndermişsek mutlaka oranın varlıklı
ve şımarık kişileri: Biz, size gönderilmiş olan şeyi inkâr ediyoruz,
demişlerdir.
35. Ve dediler ki: Biz malca ve evlâtça daha çoğuz, biz azaba
uğratılacak da değiliz.
36. De ki: Rabbim, dilediğine bol rızık verir ve (dilediğinden)
kısar; fakat insanların çoğu bilmezler.
37. Sizi huzurumuza
yaklaştıracak olan ne mallarınızdır ne de evlâtlarınız. İman edip iyi
amelde bulunanlar müstesna; onlara yaptıklarının kat kat fazlası mükâfat
vardır. Onlar (cennet) odalarında güven içindedirler.
38. Ayetlerimizi boşa çıkarmaya çalışanlara gelince, onlar da azapla
yüz yüze bırakılacaklardır.
39. De ki: Rabbim, kullarından dilediğine bol rızık verir ve
(dilediğinden de) kısar. Siz hayıra ne harcarsanız, Allah onun yerine
başkasını verir. O, rızık verenlerin en hayırlısıdır.
40. O gün Allah, onların hepsini toplayacak; sonra meleklere: Size
tapanlar bunlar mıydı? diyecek.
41. (Melekler de:) Sen yücesi, bizim dostumuz onlar değil, sensin.
Belki onlar cinlere tapıyorlardı. Çoğu onlara inanmıştı; diyecekler.
42. Bugün birbirinize ne fayda, ne de zarar vermeye gücünüz yeter.
Biz zalim olanlara, yalanlamakta olduğunuz ateş azabını tadın!
diyeceğiz.
43. Onlara apaçık âyetlerimiz okunduğu zaman demişlerdi ki: Bu, sizi
babalarınızın taptığı (putlardan) çevirmek isteyen bir adamdan başkası
değildir. Ve yine bu (Kur'an) da uydurulmuş bir yalandan başka bir şey
değildir, dediler. Hak kendilerine geldiğinde onu inkâr edenler de: Bu,
apaçık bir büyüden başka bir şey değildir, dediler.
44. Halbuki biz onlara okuyacakları kitaplar vermediğimiz gibi senden
önce onlara bir uyarıcı (peygamber) de göndermemiştik.
45. Onlardan öncekiler de (peygamberlerini) inkâr etmişlerdi. Bunlar,
öncekilere verdiklerimizin onda birine erişmemişlerdi. (Böyle iken),
peygamberimi yalanladılar; ama benim karşılık olarak verdiğim nasıl
olmuş tu!
46. (Resûlüm! Onlara) de ki: Size bir tek öğüt vereceğim: Allah için
ikişer ikişer ve teker teker ayağa kalkın, sonra da düşünün!
Arkadaşınızda (peygamberde) hiçbir delilik yoktur! O ancak şiddetli bir
azap gelip çatmadan evvel sizi uyaran bir peygamberdi r.
47. De ki: Ben sizden bir ücret istemişsem, o sizin olsun. Ücretim
yalnız Allah'a aittir. O, her şeye şahittir.
48. De ki: Kuşkusuz, Rabbim gerçeği ortaya koyar. Çünkü O, gaybı çok
iyi bilendir.
49. De ki: Hak geldi; artık bâtıl ne bir şeyi ortaya çıkarabilir ne
de geri getirebilir.
50. De ki: Eğer (haktan) saparsam, kendi aleyhime sapmış olurum. Eğer
doğru yolu bulursam, bu da Rabbimin bana vahyettiği (Kur'an)
sayesindedir. Şüphesiz O, işitendir, yakındır.
51. (Resûlüm!) Telaşa düştükleri zaman, bir görsen! Artık kurtuluş
yoktur, yakın bir yerden yakalanmışlardır.
52. (İş işten geçtikten sonra:) "Ona inandık" demişlerdir, ama uzak
yerden (dünya hayatı gelip geçtikten sonra) imana kavuşmak onlar için
nasıl mümkün olur?
53. Halbuki daha önce onu
(hakkı) inkâr etmişlerdi. Uzak bir yerden gayb hakkında atıp
tutuyorlardı.
54. Artık, bundan önce benzerlerine yapıldığı gibi, kendileriyle arzu
ettikleri şey arasına perde çekilmiştir. Şüphesiz onlar, kendilerini
endişeye düşüren bir korku içindeydiler.
35-FÂTIR
Bismillâhirrahmânirrahîm
1. Gökleri ve yeri yaratan, melekleri ikişer, üçer, dörder kanatlı
elçiler yapan Allah'a hamdolsun. O, yaratmada dilediği arttırmayı yapar.
Şüphesiz Allah, her şeye gücü yetendir.
2. Allah'ın insanlara açacağı herhangi bir rahmeti tutup hapseden
olamaz. O'nun tuttuğunu O'ndan sonra salıverecek de yoktur. O, üstündür,
hikmet sahibidir.
3. Ey insanlar! Allah'ın size olan nimetini hatırlayın; Allah'tan
başka size gökten ve yerden rızık verecek bir yaratıcı var mı? O'ndan
başka tanrı yoktur. Nasıl oluyor da (tevhidden küfre) çevriliyorsunuz!
4. Eğer seni yalanlıyorlarsa (üzülme); senden önceki peygamberler de
yalanlanmıştır. Bütün işler yalnızca Allah'a döndürülecektir.
5. Ey insanlar! Allah'ın vâdi gerçektir, sakın dünya hayatı sizi
aldatmasın ve o aldatıcı (şeytan) da Allah hakkında sizi kandırmasın!
6. Çünkü şeytan, sizin düşmanınızdır, siz de onu düşman sayın. O,
kendi taraftarlarını ancak ateş ehlinden olmaya çağırır.
7. İnkâr edenler için şüphesiz çetin bir azap var, iman edip iyi
işler yapanlara da mağfiret ve büyük bir mükâfat vardır.
8. Kötü işi kendisine güzel gösterilip de onu güzel gören kimse
(kötülüğü hiç istemeyen kimseye benzer) mi? Allah dilediğini sapıklığa
yöneltir, dilediğini doğru yola iletir. O halde onlar için üzülerek
kendini helak etme. Allah onların ne yaptıklarını biliyor.
9. Rüzgârları gönderip de bulutu harekete geçiren Allah'tır. Biz onu
ölü bir bölgeye göndeririz de ölümünden sonra toprağa onunla hayat
veririz. Ölülerin yeniden dirilmesi de böyle olacaktır.
lO.Kim izzet ve şeref istiyor idiyse, bilsin ki, izzet ve şerefin
hepsi Allah'ındır. O'na ancak güzel sözler yükselir (ulaşır). Onları da
Allah'a amel-i sâlih ulaştırır. Kötülüklerle tuzak kuranlara gelince,
onlar için çetin bir azap vardır ve onların tuzağı bozulur.
11. Allah sizi (önce) topraktan, sonra meniden yarattı. Sonra sizi
çiftler (erkek-dişi) kıldı. O'nun bilgisi olmadan hiç bir dişi ne gebe
kalır ne de doğurur. Bir canlıya ömür verilmesi de, onun ömründen
azaltılması da mutlaka bir kitaptadır. Şüphesiz bunlar, Allah'a
kolaydır.
12. İki deniz birbirine eşit olmaz. Bu tatlıdır, susuzluğu keser,
içilmesi kolaydır. Şu da tuzludur, acıdır (boğazı yakar). Hepsinden de
taze et (balık) yersiniz ve giyeceğiniz süs eşyası çıkarırsınız.
Allah'ın lütfundan (nasibinizi) arayıp da şükretmeniz için gemilerin,
denizi yarıp gittiğini görürsün.
13. Allah, geceyi gündüzün içine sokar, gündüzü de gecenin içine
sokar; güneş ve ayı emri altına almıştır. Her biri belirtilmiş bir
süreye kadar akıp gider. İşte (bütün bunları yapan) Rabbiniz Allah'tır.
Mülk O'nundur. O'nu bırakıp da kendilerine taptıklarınız ise, bir
çekirdek kabuğuna bile sahip değillerdir.
14. Eğer onları (putları) çağırırsanız, sizin çağırmanızı işitmezler.
Faraza işitseler bile, size cevap veremezler. Kıyamet günü de sizin
ortak koşmanızı reddederler. (Bu gerçeği) sana, her şeyden haberi olan
(Allah) gibi hiç kimse haber veremez.
15. Ey insanlar! Allah'a muhtaç olan sizsiniz. Zengin ve övülmeye
lâyık olan ancak O'dur.
16. Allah dilerse sizi yok eder ve yerinize yeni bir halk getirir.
17. Bu da Allah'a güç bir şey değildir.
18. Hiçbir günahkâr başkasının günahını yüklenmez. Yükü (günahı) ağır
gelen kimse onu taşımak için (başkasını) çağırsa, bu çağırdığı akrabası
da olsa, onun yükünden bir şey yüklenmez. Sen ancak görmeden Rablerinden
korkanları ve namazı kılanları uyarabilirsin. Kim temizlenirse o, kendi
menfaatine temizlenmiş olur. Dönüş Allah'adır.
19. Körle, gören bir olmaz.
20. Karanlıkla aydınlık da bir olmaz.
21. Gölge ile sıcak da bir olmaz.
22. Dirilerle ölüler de bir olmaz. Şüphesiz Allah, dilediğine
işittirir. Sen kabirlerdekilere işittiremezsin!
23. Sen sadece bir uyarıcısın.
24. Biz seni müjdeleyici ve uyarıcı olarak hak ile gönderdik. Her
millet için mutlaka bir uyarıcı (peygamber) bulunmuştur.
25. Eğer seni yalanlıyorlarsa (üzülme), onlardan öncekiler de
yalanlamışlardı. (Oysa ki) peygamberleri onlara açık âyetler
(mucizeler), sahifeler ve aydınlatıcı kitap getirmişlerdi.
26. Sonra ben, o inkâr edenleri yakaladım. (Bak ki) cezam nasıl oldu!
27. Görmedin mi Allah gökten su indirdi. Onunla renkleri çeşit çeşit
meyveler çıkardık. Dağlardan (geçen) beyaz, kırmızı, degişik renklerde
ve simsiyah yollar (yaptık).
28. İnsanlardan, hayvanlardan ve davarlardan da yine böyle türlü
renkte olanlar var. Kulları içinden ancak âlimler, Allah'tan (gereğince)
korkar. Şüphesiz Allah, daima üstündür, çok bağışlayandır.
29. Allah'ın kitabını okuyanlar, namazı kılanlar ve kendilerine
verdiğimiz rızıktan (Allah için) gizli ve açık sarfedenler, asla zarara
uğramayacak bir kazanç umabilirler.
30. Çünkü Allah, onların mükâfatlarını tam öder ve lütfundan onlara
fazlasını da verir. Şüphesiz O, çok bağışlayan, şükrün karşılığını bol
bol verendir.
31. Sana vahyettiğimiz kitap, kendinden öncekini (semavi kitapları)
doğrulayıcı olarak gelen gerçektir. Allah, kullarının (her halinden)
haberdardır, görendir.
32. Sonra Kitab'ı, kullarımız arasından seçtiklerimize verdik.
Onlardan (insanlardan) kimi kendisine zulmeder, kimi ortadadır, kimi de
Allah'ın izniyle hayırlarda öne geçmek için yarışır. İşte büyük fazilet
budur.
33. (Onların mükâfatı), içine girecekleri Adn cennetleridir. Orada
altın bilezikler ve incilerle süslenirler. Orada giyecekleri elbiseleri
de ipektir.
34. (Cennette şöyle) derler: Bizden tasayı gideren Allah'a hamdolsun.
Doğrusu Rabbimiz çok bağışlayan, çok nimet verendir.
35. O (Rab) ki lütfuyla bizi asıl oturulacak yurda (cennete)
yerleştirdi. Artık orada bize ne bir yorgunluk dokunacak ne de orada
bize bir usanç gelecektir.
36. İnkâr edenlere de cehennem ateşi vardır. Öldürülmezler ki
ölsünler, cehennem azabı da onlara biraz olsun hafifletilmez. İşte biz,
küfürde ileri giden her nankörü böyle cezalandırırız.
37. Onlar orada: Rabbimiz! Bizi çıkar, (önce) yaptığımızın yerine iyi
işler yapalım! diye feryad ederler. Size düşünecek kimsenin
düşünebileceği kadar bir ömür vermedik mi? Size uyarıcı da gelmedi mi?
(Niçin inanmadınız?) Şimdi tadın (azabı)! Zalimlerin yardımcısı yoktur.
38. Allah, göklerin ve yerin gaybını bilir. O, kalplerin içinde ne
varsa onu da hakkıyla bilendir.
39. Sizi yeryüzünde halifeler yapan O'dur. Onun için kim inkâr
ederse, inkârı kendi zararınadır. Kâfirlerin küfrü, Rableri katında
kendileri için ancak gazabı arttırır. Kâfirlerin küfrü, kendilerine
ziyandan başka bir şey getirmez.
40. De ki: Allah'ı bırakıp da taptığınız, ortaklarınızı gördünüz mü?
Gösterin bana! Onlar yerdeki hangi şeyi yarattılar! Yoksa onların
göklerde mi bir ortaklıkları var! Yahut biz onlara, (bu hususta) bir
kitap mı verdik de onlar, o kitaptaki bir delile dayanıyorlar? Hayır! O
zalimler birbirlerine, aldatmadan başka bir şey vâdetmiyorlar.
41. Şüphesiz Allah gökleri ve yeri, nizamları bozulmasın diye
tutuyor. Andolsun ki onların nizamı eğer bir bozulursa, kendisinden
başka hiç kimse onları tutamaz. Şüphesiz O, halîmdir, çok
bağışlayıcıdır.
42. Kendilerine bir uyarıcı (peygamber) gelirse, herhangi bir
milletten daha çok doğru yolda olacaklarına dair bütün güçleriyle
Allah'a yemin etmişlerdi. Fakat onlara uyarıcı (Muhammed) gelince, bu,
onların haktan uzaklaşmalarından başka bir şeyi arttırmadı.
43. Çünkü onlar yeryüzünde büyüklük taslıyor ve kötü tuzaklar
kuruyorlardı. Halbuki kişi kazdığı kuyuya kendi düşer. Onlar öncekilerin
kanunundan (onlara uygulanandan) başkasını mı bekliyorlar? Allah'ın
kanununda asla bir değişme bulamazsın, Allah'ın kanununda kesinlikle bir
sapma da bulamazsın.
44. Bunlar yeryüzünde gezip de kendilerinden öncekilerin sonunun
nasıl olduğunu görmediler mi? Halbuki onlar, bunlardan daha güçlü
idiler. Ne göklerde ne de yerde Allah'ı âciz bırakacak bir güç vardır.
O, bilendir, güçlüdür.
45. Eğer Allah, yaptıkları yüzünden insanları (hemen)
cezalandırsaydı, yeryüzünde hiçbir canlı yaratık bırakmazdı. Fakat
Allah, onları belirtilmiş bir süreye kadar erteliyor. Vakitleri gelince
(gerekeni yapar). Kuşkusuz Allah , kullarını görmektedir.
36-YÂSÎN
Bismillâhirrahmânirrahîm
1. Yâsîn,
2. Hikmet dolu Kur'an hakkı için,
3. Sen şüphesiz peygamberlerdensin.
4. Doğru yol üzerindesin.
5. (Bu Kur'an) üstün ve çok merhametli Allah tarafından
indirilmiştir.
6. Ataları uyarılmamış, bu yüzden kendileri de gaflet içinde kalmış
bir toplumu uyarman için indirilmiştir.
7. Andolsun ki onların çoğu gafletlerinin cezasını hak etmişlerdir.
Çünkü onlar iman etmiyorlar.
8. Biz, onların boyunlarına halkalar geçirdik. O halkalar çenelere
kadar dayanmaktadır. Bu yüzden kafaları yukarı kalkıktır.
9. Önlerinden bir set ve arkalarından bir set çektik de onları
kapattık, artık göremezler.
10. Onları uyarsan da uyarmasan da onlar için birdir, inanmazlar.
11. Sen ancak zikre (Kur'an'a) uyan ve görmeden Rahmân'dan
korkan kimseyi uyarabilirsin. İşte böylesini, bir mağfiret ve güzel bir
mükâfatla müjdele.
12. Şüphesiz ölüleri ancak biz diriltiriz. Onların yaptıkları her
işi, bıraktıkları her izi yazarız. Biz, her şeyi apaçık bir kitapta (levh-i
mahfuz'da) sayıp yazmışızdır.
13. Onlara, şu şehir halkını misal getir: Hani onlara elçiler
gelmişti.
14. İşte o zaman biz, onlara iki elçi göndermiştik. Onları
yalanladılar. Bunun üzerine üçüncü bir elçi gönderdik. Onlar: Biz size
gönderilmiş Allah elçileriyiz! dediler.
15 . Elçilere dediler ki:
Siz de ancak bizim gibi birer insansınız. Rahmân, herhangi bir şey
indirmedi. Siz ancak yalan söylüyorsunuz.
16. (Elçiler) dediler ki: Rabbimiz biliyor; biz gerçekten size
gönderilmiş elçileriz.
17. "Bizim vazifemiz, açık bir şekilde Allah'ın buyruklarını size
tebliğ etmekten başka bir şey değildir" dediler.
18. (Bunun üzerine onlar:) Doğrusu siz bize uğursuz geldiniz. Eğer bu
işten vazgeçmezseniz, andolsun sizi taşlarız. Ve bizden size mutlaka
fena bir kötülük dokunur, dediler.
1 9. Elçiler şöyle cevap
verdi: Sizin uğursuzluğunuz sizinle beraberdir. Size nasihat ediliyorsa
bu uğursuzluk mudur? Bilakis, siz aşırı giden bir milletsiniz.
20. Derken şehrin öbür ucundan bir adam koşarak geldi. "Ey kavmim!
dedi, bu elçilere uyunuz!"
21. "Sizden herhangi bir ücret istemeyen bu kimselere tâbi olun,
çünkü onlar hidayete ermiş kimselerdir."
22. "Bana ne olmuş ki, beni yaratana ibadet etmeyecekmişim! Halbuki,
hepiniz O'na döndürüleceksiniz."
23. "O'ndan başka tanrılar mı edineyim? O çok esirgeyici Allah, eğer
bana bir zarar dilerse onların (putların) şefâati bana hiçbir fayda
vermez, beni kurtaramazlar."
24. "İşte o zaman ben apaçık bir sapıklığın içine gömülmüş olurum."
25. "Şüphesiz ben, Rabbinize inandım, beni dinleyin."
26. Ona: Cennete gir" denilince. "Keşke, dedi, kavmim bilseydi!"
27. "Rabbimin beni bağışladığını ve beni ikrama mazhar olanlardan
kıldığını !"
28. Biz ondan sonra, onun milletini helâk etmek için üzerlerine
gökten herhangi bir ordu indirmedik ve indirecek de değildi k.
29. (Onları helâk eden) korkunç sesten başka bir şey değildi.
Birdenbire sönüverdiler.
30. Ne yazık şu kullara! Onlara bir peygamber gelmeyegörsün, ille de
onunla alay etmeye kalkışırlar.
31. Müşrikler görmüyorlar mı ki, onlardan önce nice kavimler helâk
ettik. Onlar tekrar dönüp de bunlara gelmezler.
32. Elbette onların hepsi (kıyamet gününde) karşımızda hazır
bulunacaklar.
33. (Bu hususta) ölü toprak onlar için mühim bir delildir. Biz ona
yağmurla hayat verdik ve ondan dane çıkardık. İşte onlar bu ndan
yerler.
34. Biz, yeryüzünde nice nice hurma bahçeleri, üzüm bağları yarattık
ve oralarda birçok pınarlar fışkırttık.
35. Ta ki, onların meyvelerinden ve elleriyle bunlardan imal
ettiklerinden yesinler. Hâla şükretmeyecekler mi?
36. Yerin bitirdiklerinden, insanların kendilerinden ve henüz
mahiyetini bilmedikleri şeylerden bütün çiftleri yaratan Allah'ı tesbih
ve takdis ederim.
37. Gece de onlar için bir ibret alâmetidir. Biz ondan gündüzü
sıyırıp çekeriz de onlar karanlıklara gömülürler.
38. Güneş, kendisi için belirlenen yerde akar (döner). İşte bu, azîz
ve alîm olan Allah'ın takdiridir.
39. Ay için de birtakım menziller (yörüngeler) tayin ettik. Nihayet
o, eğri hurma dalı gibi (hilâl) olur da geri döner.
40. Ne güneş aya yetişebilir, ne de gece gündüzü geçebilir. Her biri
bir yörüngede yüzerler.
41. Onların zürriyetlerini dopdolu bir gemide taşımamız da onlar için
büyük bir ibrettir.
42. Onlar için, bunun gibi binecekleri başka şeyler de yarattık.
43. Dilesek onları suda boğarız. O zaman ne onların imdadına koşan
olur, ne de onlar kurtarılırlar.
44. Ancak bizim tarafımızdan bir rahmet ve belli bir zamana kadar
dünyadan faydalandırmamız müstesnadır.
45. Onlara yapmakta olduğunuz ve yapıp arkada bıraktığınız işlerde
Allah'tan korkun; umulur ki size merhamet olunur denildiğinde
(aldırmazlar).
46. Onlara Rablerinin âyetlerinden bir âyet gelmeyedursun, ille de
ondan yüz çevirmişlerdir.
47. Allah'ın size rızık olarak verdiklerinden hayra sarfediniz,
denildiğinde, kâfirler müminlere dediler ki: Allah'ın dilediği takdirde
doyuracağı kimseleri biz mi doyuracağız? Siz gerçekten apaçık bir
sapıklık içindesiniz.
48. Onlar: Eğer gerçekten doğru söylüyorsanız, bu tehdit ne zaman
gerçekleşecektir? derler.
49. Onlar, birbirleriyle çekişip dururken kendilerini ansızın
yakalayacak korkunç bir sesi bekliyorlar.
50. İşte o anda onlar ne bir vasiyyette bulunabilirler, ne de
ailelerine dönebilirler.
51. Nihayet Sûr'a üfürülecek. Bir de bakarsın ki onlar kabirlerinden
kalkıp koşarak Rablerine giderler.
52. (İşte o zaman:) Eyvah, eyvah! Bizi kabrimizden kim kaldırdı? Bu,
Rahmân'ın vâdettiğidir. Peygamberler gerçekten doğru söylemişler!
derler.
53. Olan müthiş bir sesten ibarettir. Bunun üzerine onların hepsi
hemen huzurumuzda hazır bulunurlar.
54. O gün hiçbir kimse en ufak bir haksızlığa uğramaz. Siz orada
ancak yaptıklarınızın karşılığını alırsınız.
55. O gün cennetlikler, gerçekten nimetler içinde safa sürerler.
56. Onlar ve eşleri gölgeler altında tahtlara kurulurlar.
57. Orada onlar için her çeşit meyve vardır. Bütün arzuları yerine
getirilir.
58. Onlara merhametli Rabb'in söylediği selam vardır.
59. "Ayrılın bir tarafa bugün, ey günahkârlar!"
60. "Ey Adem oğulları! Size şeytana tapmayın, çünkü o sizin apaçık
bir düşmanınızdır" demedim mi?
61. "Ve bana kulluk ediniz, doğru yol budur" demedim mi?
62. Şeytan sizden pek çok milleti kandırıp saptırdı. Hâla akıl
erdiremiyor musunuz?
63. İşte, bu size vâdedilen cehennemdir.
64. İnkârınız sebebiyle bugün oraya girin!
65. O gün onların ağızlarını mühürleriz; yaptıklarını bize elleri
anlatır, ayakları da şahitlik eder.
66. Dilesek onların gözlerini büsbütün kör ederdik. O zaman doğru
yolu bulmaya koşuşurlar, ama nasıl göreceklerdi?
67. Eğer dilesek oldukları yerde onların şekillerini değiştirirdik de
ne ileriye gitmeye güçleri yeterdi ne de geri gelmeye!
68. Kime uzun ömür verirsek biz onun gelişmesini tersine çeviririz.
Hiç düşünmüyorlar mı?
69. Biz ona (Peygamber'e) şiir öğretmedik. Zaten ona yaraşmazdı da.
Onun söyledikleri, ancak Allah'tan gelmiş bir öğüt ve apaçık bir
Kur'an'dır.
70. Diri olanları uyarsın ve kâfirler cezayı hak etsinler diye.
71. Görmüyorlar mı ki, biz kudretimizin eseri olmak üzere onlar için
birçok hayvan yarattık. Bu sayede onlar bunlara sahip olmuşlardır.
72. Bu hayvanları onların emrine verdik. Onların bazısını binek
olarak kullanırlar, bazısını besin olarak yerler.
73. Bu hayvanlarda onlar için nice faydalar ve içilecek sütler
vardır. Hâla şükretmezler mi?
74. Onlar, yardım göreceklerini umarak Allah'tan başka ilâhlar edind iler.
75. Halbuki ilâhların onlara yardım etmeye güçleri yetmez. Aksine
kendileri bunlar için yardıma hazır askerlerdir.
76. (Resûlüm!) O halde onların sözleri sakın seni üzmesin. Kuşkusuz
biz, onların gizlemekte olduklarını da, açığa vurduklarını da biliyoruz.
77. İnsan görmez mi ki, biz onu meniden yarattık. Bir de bakıyorsun
ki, apaçık düşman kesilmiş.
78. Kendi yaratılışını unutarak bize karşı misal getirmeye kalkışıyor
ve: "Şu çürümüş kemikleri kim diriltecek?" diyor.
79. De ki: Onları ilk defa yaratmış olan diriltecek. Çünkü O, her
türlü yaratmayı gayet iyi bilir.
80. Yeşil ağaçtan sizin için ateş çıkaran O'dur. İşte siz ateşi ondan
yakıyorsunuz.
81. Gökleri ve yeri yaratan, onların benzerlerini yaratmaya kadir
değil midir? Evet! Elbette kadirdir. O, her şeyi hakkıyla bilen
yaratıcıdır.
82. Bir şey yaratmak istediği zaman Onun yaptığı "Ol" demekten
ibarettir. Hemen oluverir.
83. Her şeyin mülkü kendi elinde olan Allah’ın şanı ne kadar
yücedir!Siz de O’na döneceksiniz.
37-es-SÂFFÂT
Bismillâhirrahmânirrahîm
1. Saf saf dizilenlere,
2. O haykırıp sürenlere,
3. Ve o zikir okuyanlara,
4. Yemin ederim ki, ilâhınız birdir.
5. O, hem göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbi, hem de
doğuların Rabbidir.
6. Biz yakın göğü, bir süsle, yıldızlarla süsledik.
7. Ve (gökyüzünü) itaat dışına çıkan her şeytandan koruduk.
8. Onlar, artık mele-i a'lâ'ya (yüce topluluğa) kulak veremezler. Her
taraftan taşlanırlar.
9. Kovulup atılırlar. Ve onlar için sürekli bir azap vardır.
10. Ancak (meleklerin konuşmalarından) bir söz kapan olursa, onu da
delip geçen bir parlak ışık takip eder.
11. Şimdi sor onlara! Yaratma bakımından onlar mı daha zor, yoksa
bizim yarattığımız (insanlar) mı? Şüphesiz biz kendilerini yapışkan bir
çamurdan yarattık.
12. Hayır, sen şaşıyorsun. Halbuki onlar alay ediyorlar.
13. Kendilerine öğüt verildiği vakit öğüt almazlar.
14. Bir mucize görseler alay ederler.
15. Bu ancak açık bir büyüdür, derler.
16. "Gerçekten biz öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuz zaman mı,
diriltileceğiz?"
17. "İlk atalarımızda mı (diriltilecek)?"
18. De ki: Evet, hem de hor ve hakir olarak (diriltileceksiniz).
19. O (diriltme) korkunç. bir sesten ibaret olacak, o anda hemen
onların gözleri açılıp etrafa bakacaklar.
20. (Durumu gören kâfirler:) Eyvah bize! Bu ceza günüdür, derler.
21. İşte bu; yalanlamış olduğunuz hüküm günüdür.
22. (Allah, meleklerine emreder:) ''Zalimleri, onların aynı yoldaki
arkadaşlarını ve tapmış olduklarını toplayın''.
23.''Allah'tan başka . Onlara cehennemin yolunu gösterin''.
24.''Onları tutuklayın, çünkü onlar sorguya çekilecekler!
25. Size ne oldu ki birbirinize yardım etmiyorsunuz?
26. Evet, onlar o gün zilletle boyun eğeceklerdir.
27. (İşte bu duruma düştükleri vakit) onlardan bir kısmı, diğerlerine
yönelir, birbirlerini sorumlu tutmaya çalışırlar.
28. (Uyanlar, uydukları adamlara:) Siz bize sağdan gelirdiniz (sûreti
haktan görünürdünüz) derler.
29. (Ötekiler de:) "Bilâkis, derler, siz inanan kimseler değildiniz".
30. "Bizim sizi zorlayacak bir gücümüz yoktu. Fakat siz kendiniz
azgın bir toplum idiniz."
31. "Onun için Rabbimizin hükmü bize hak oldu. Biz (hak ettiğimiz
cezayı) mutlaka tadacağız."
32. "Biz sizi azdırdık. Çünkü kendimiz de azmıştık."
33. Şüphesiz o gün onlar azapta ortaktırla r.
34. İşte biz, suçlulara böyle yaparız.
35. Çünkü onlara: Allah'tan başka tanrı yoktur, denildiği zaman
kibirle direnirlerdi.
36. "Mecnun bir şair için biz tanrılarımızı bırakacak mıyız?"
derlerdi.
37. Hayır! O, gerçeği getirdi ve peygamberleri de doğruladı.
38. Kuşkusuz siz acı azabı tadacaksınız.
39. Çekeceğiniz ceza yapmakta olduğunuzdan başka bir şeyin cezası
değildir.
40. (Bu azaptan) Ancak Allah'ın hâlis kulları istisnâ edilecek.
41. Bunlar için bilinen bir rızık vardır.
42. (Türlü türlü) m eyveler
vardır. Ve onlar ağırlanırlar.
43. Naîm cennetlerinde .
44. Tahtlar üzerinde karşılıklı otururlar.
45. Onlara pınardan (doldurulmuş) kadehler dolaştırılır.
46. Berraktır, içenlere lezzet verir.
47. O içkide ne sersemletme vardır ne de onunla sarhoş olurlar.
48. Yanlarında güzel bakışlarını yalnız onlara tahsis etmiş, iri
gözlü eşler vardır.
49. Onlar, gün yüzü görmemiş yumurta gibi bembeyazdır.
50. İşte o zaman, birbirlerine dönerek (dünyadaki hallerini)
soracaklar.
51. İçlerinden biri: "Benim, bir arkadaşım vardı" der.
52. Derdi ki: Sen de (dirilmeye) inananlardan mısın?
53. Biz ölüp kemik, sonra da toprak haline geldiğimiz zaman
(diriltilip) cezalanacak mıyız?
54. (O zât, dünyâda geçmiş olan hâdiseyi bu şekilde anlattıktan sonra
Allah Teâlâ orada bulunanlara:) Siz işin gerçeğine vâkıf mısınız? dedi.
55. ( İşte o zaman konuşan baktı, arkadaşını cehennemin ortasında
gördü.
56. "Yemin ederim ki, sen az daha beni de helâk edecektin.
57. Rabbimin nimeti olmasaydı, şimdi ben de (cehenneme)
getirilenlerden olurdum" dedi.
58. Birinci ölümümüz hariç, bir daha biz ölmeyecek miyiz?
59. Yalnız ilk ölümümüz, başka ölüm yok ve biz azâba da
uğratılmayacağız ha?!"
60. Şüphesiz bu, büyük kurtuluştur.
61. Çalışanlar, böylesi bir kurtuluş için çalışsınlar.
62. Şimdi ziyafet olarak, cennet ehli için anılan bu nimetler mi daha
hayırlı, yoksa zakkum ağacı mı?.
63. Biz onu (zakkumu) zalimler için bir fitne (imtihan) kıldık.
64. Zira o, cehennemin dibinde bitip yetişen bir ağaçtır.
65. Tomurcukları sanki şeytanların başları gibidir.
66. (Cehennemdekiler) ondan yerler ve karınlarını ondan doldururlar.
67. Sonra zakkum yemeğinin üzerine onlar için, kaynar su
karıştırılmış bir içki vardır.
68. Sonra kesinlikle onların dönüşü, çılgın ateşe olacaktır.
69. Kuşkusuz onlar atalarını dalâlette buldular .
70. Şimdi de kendileri onların peşlerinden koşturuyorlar.
71. Andolsun ki, onlardan önce eski milletlerin çoğu dalâlete düştü.
72. Kuşkusuz, biz onlara uyarıcılar göndermiştik.
73. Uyarılanların âkıbetinin ne olduğuna bir bak!
74. Allah'ın ihlâslı kulları müstesna.
75. Andolsun, Nuh bize yalvarıp yakardı. Biz de duayı ne güzel kabul
ederiz!
76. Kendisini ve ailesini büyük felâketten kurtardık.
77. Biz yalnız Nuh'un soyunu kalıcı kıldık.
78. Sonradan gelenler içinde ona iyi bir nam bıraktık
79. Bütün âlemlerden Nuh'a selam olsun!
80. İşte biz iyileri böyle mükâfatlandırırız.
81. Zira o, bizim inanmış kullarımızdan idi.
82. Nihayet ötekileri (inanmayanları) suda boğduk.
83. Şüphesiz İbrahim de onun (Nuh'un)
milletinden idi.
84. Çünkü Rabbine kalb-i selîm ile geldi.
85. Hani o, babasına ve kavmine: Siz kime kulluk ediyorsunuz?
demişti.
86. "Allah'tan başka bir takım uydurma ilâhlar mı istiyorsunuz?"
87. "O halde âlemlerin Rabbi hakkındaki görüşünüz nedir?"
88. Bunun üzerine İbrahim yıldızlara şöyle bir baktı.
89. Ben hastayım, dedi.
90. Ona arkalarını dönüp gittiler.
91. Yavaşça putlarının yanına vardı. (Oraya konmuş yemekleri
görünce:) Yemiyor musunuz?
92. Neden konuşmuyorsunuz? dedi.
93. Bu nun üzerine,
yanlarına gelip sağ eliyle vurdu (kırıp geçirdi.)
94. (Putperestler) koşarak İbrahim'e geldiler.
95. İbrahim: Yonttuğunuz şeylere mi ibadet edersiniz!
96. Oysa ki sizi ve yapmakta olduklarınızı Allah yarattı, dedi.
97. Onun için bir bina yapın ve derhal onu ateşe atın! dediler.
98. Böylece ona bir tuzak kurmayı istediler. Fakat biz onları
alçaklardan kıldık.
99. (Oradan kurtulan İbrahim:) "Ben Rabbime gidiyorum. O bana doğru
yolu gösterecek".
100. O : "Rabbim! Bana sâlihlerden olacak bir evlat ver", dedi.
101. İşte o zaman biz onu uslu bir oğul ile müjdeledik.
102. Babasıyla beraber yürüyüp gezecek çağa erişince: Yavrucuğum!
Rüyada seni boğazladığımı görüyorum; bir düşün, ne dersin? dedi. O da
cevaben: Babacığım! Emrolunduğun şeyi yap. İnşallah beni sabredenlerden
bulursun, dedi.
103. Her ikisi de teslim olup, onu alnı üzerine yatırınca:
104.Biz ona: " Ey İbrahim!" diye seslendik.
105. Rüyayı gerçekleştirdin.Biz iyileri böyle mükâfatlandırırız.
106. Bu, gerçekten, çok açık bir imtihandır.
107. Biz, oğluna bedel ona büyük bir kurban verdik.
108. Geriden gelecekler arasında ona (iyi birnam) bıraktık:
109. İbrahim'e selam! dedik.
110. Biz iyileri böyle mükâfatlandırırız.
111. Çünkü o, bizim mümin kullarımızdandır.
112. Sâlihlerden bir peygamber olarak O'na (İbrahim'e) İshak'ı
müjdeledik.
113. Kendisini ve İshak'ı mübarek (kutlu ve bereketli) eyledik. Lâkin
her ikisinin neslinden iyi kimseler olacağı gibi, kendine açıktan açığa
kötülük edenler de olacak.
114. Andolsun biz Musa'ya da Harun'a da nimetler verdik.
115. Onları ve kavimlerini o büyük sıkıntıdan kurtardık.
116. Kendilerine yardım ettik de galip gelen onlar oldu.
117. Her ikisine de apaçık anlaşılan bir kitabı (Tevrat'ı) verdik.
118. Her ikisini de doğru yola ilettik.
119. Sonra gelenler içinde, namlarına şunu bıraktık.
120. Musa ve Harun'a selam olsun.
121. Doğrusu biz, iyileri böylece mükâfatlandırırız.
122. Şüphesiz, ikisi de mümin kullarımızdandı.
123. İlyas da şüphe yok ki, peygamberlerdendi.
124. (İlyas) milletine: (Allah'a karşı gelmekten) sakınmaz mısınız?
125.Yaratanların en iyisini bırakıp da Ba'l'e mi taparsınız? demişti.
126. "Sizin de Rabbiniz, sizden önce gelen atalarınızın da Rabbi olan
Allah'ı?"
127. Bunun üzerine İlyas'ı yalanladılar. Onun için onların hepsi
(cehenneme) götürüleceklerdir.
128. Ancak Allah'ın ihlâslı kulları müstesna.
129. Sonra gelenler içinde, kendisine bir ün bıraktık,
130. "İlyas'a selâm!" dedik.
131. Şüphesiz biz, iyileri işte böyle mükâfatlandırırız.
132. Çünkü o, bizim
mümin kullarımızdandı.
133. Lût da elbette peygamberlerdendi.
134. Hani biz Lût'u ve ailesinin hepsini kurtardık.
135. Ancak geridekiler arasında kalan yaşlı bir kadın dışında,
136. Sonra diğerlerini yok ettik.
137. (Ey insanlar!) Siz onların yanlarından geçip
gidiyorsunuz:sabahleyin
138. Ve geceleyin. Hâla akıllanmayacak mısınız?
139. Doğrusu Yunus da gönderilen peygamberlerdendi.
140. Hani o, dolu bir gemiye binip kaçmıştı.
141. Gemide olanlarla karşılıklı kur'a çektiler de kaybedenlerden
oldu.
142. Yunus kendini kınayıp dururken onu bir balık yuttu.
143. Eğer Allah'ı tesbih edenlerden olmasaydı,
144. Tekrar diriltilecekleri güne kadar onun karnında kalırdı.
145. Halsiz bir vaziyette kendisini dışarı çıkardık.
146. Ve üstüne (gölge yapması için) kabak türünden geniş yapraklı bir
nebat bitirdik.
147. Onu, yüz bin veya daha çok kişiye peygamber olarak gönderdik.
148. Sonunda ona iman ettiler, bunun üzerine biz de onları bir süreye
kadar yaşattık.
149. Putperestlere sor: Kızlar Rabbinin de erkekler onların mı?
150. Yoksa biz melekleri onların gözü önünde kız olarak mı yarattık?
151. Dikkat edin, kesinlikle yalan uydurup söylüyorlar ki;
152. "Allah doğurdu" diyorlar. Onlar şüphesiz yalancıdırlar.
153. Allah, kızları oğullara tercih mi etmiş!
154. Ne oluyor size? Nasıl hükmediyorsunuz?
155. Hiç düşünmüyor musunuz?
156. Yoksa sizin açık bir deliliniz mi var?
157. Doğru sözlülerden iseniz, kitabınızı getirin!
158. Allah ile cinler arasında da bir soy birliği uydurdular.
Andolsun, cinler de kendilerinin hesap yerine
götürüleceklerini bilirler.
159. Allah, onların isnat edegeldiklerinden yücedir, münezzehtir.
160. Allah'ın ihlâsa erdirilmiş kulları müstesnadır (onlar azap
görmeyeceklerdir).
161. Sizler ve taptığınız şeyler!
162. Hiçbiriniz, Allah'a karşı azdırıp saptıramazsınız.
163. Cehenneme girecek kimseden başkasını.
164. "(Melekler şöyle derler:) Bizim her birimiz için, bilinen bir
makam vardır."
165. " Şüphesiz biz,orada sıra sıra dururuz."
166. "Ve şüphesiz Allah'ı tesbih ederiz. "
l67. "Putperestler şöyle diyorlardı".
l68. "Eğer öncekilere verilenlerden bizde de bir kitap olsaydı",
l69. "Mutlaka Allah'ın ihlâslı kulları olurduk!" .
170. İşte şimdi onu inkâr ettiler. Ama ileride bileceklerdir!
171. Andolsun ki, peygamber kullarımıza söz vermişizdir:
172. Onlar mutlaka zafere ulaşacaklardır.
173. Bizim ordumuz şüphesiz üstün gelecektir.
174. Onun için sen bir süreye kadar onlara aldırma.
175. Onların halini gör, onlar da görecekler.
176. Azabımızı acele mi istiyorlar?
177. Azap yurtlarına
indiğinde, uyarılanların (fakat yola gelmeyenlerin) sabahı ne kötü olur!
178. Sen bir zamana kadar onlara aldırma.
179. Onların halini gör, onlar da göreceklerdir.
180. Senin izzet sahibi Rabbin, onların isnat etmekte oldukları
vasıflardan yücedir, münezzehtir.
181. Gönderilen bütün peygamberlere selam olsun!
182. Alemlerin Rabbi olan Allah'a da hamd olsun!
38-SÂD
Bismillâhirrahmânirrahîm
1. Sâd. Öğüt veren Kur'an'a yemin ederim ki,
2. Küfredenler, (iddia ettiklerinin) aksine, birgurur ve tefrika
içindedirler.
3. Onlardan önce nice nesilleri helâk ettik. O zaman feryat ettiler.
Halbuki artık kurtulma zamanı değildi.
4. Aralarından kendilerine bir uyarıcının gelmesine şaştılar ve
kâfirler: Bu pek yalancı bir sihirbazdır!
5. Tanrıları, tek tanrı mı yaptı? Doğrusu bu tuhaf bir şeydir!
dediler.
6. Onlardan ileri gelenler: Yürüyün, tanrılarınıza bağlılıkta
direnin, sizden istenen şüphesiz budur.
7. Son dinde de bunu işitmedik. Bu, ancak bir uydurmadır.
8. Kur'an aramızdan Muhammed'e mi indirildi? diyerek kalkıp
yürüdüler. Belki, bunlar Kur'an'ım hakkında şüphe içine düştüler. Hayır!
Azabımı henüz tatmadılar .
9. Yoksa azîz ve lütufkâr olan Rabbinin rahmet hazineleri onların
yanında mıdır!
10. Yahut göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların hükümranlığı
onların elinde midir? Öyleyse (göklerin) yollarında yükselsinler
(görelim)!
11. Onlar, çeşitli guruplardan oluşmuş bir ordudur; işte şurada
bozguna uğratılacaklardır.
12. Onlardan önce Nuh kavmi, Âd kavmi, kazıklar sahibi Firavun da,
yalanladılar.
13. Semûd, Lût kavmi ve Eyke halkı da (peygamberleri) yalanladılar.
İşte bunlar da (peygamberlere karşı) birleşen topluluklardır.
14. Onların her biri gönderilen peygamberleri yalanladılar da bu
yüzden (kendilerine) azabım hak oldu.
15. Bunlar da ancak, bir an gecikmesi olmayan korkunç bir ses
beklemektedirler.
16. Rabbimiz! Bizim payımızı hesap gününden önce ver, dediler.
17. (Resûlüm!) Onların söylediklerine sabret, kulumuz Davud'u, o
kuvvet sahibi zatı hatırla. O, hep Allah'a yönelirdi.
18. Biz, dağları onun emrine vermiştik.Akşam sabah onunla beraber
tesbih ederlerdi.
19. Kuşları da toplu halde onun emri altına vermiştik. Hepsi de ona
uyarak zikir ve tesbih ederlerdi.
20. Onun hükümranlığını kuvvetlendirmiş; ona hikmet ve güzel konuşma
vermiştik.
21. (Ey Muhammed!), Sana davacıların haberi ulaştı mı? Mâbedin
duvarına tırmanmışlardı.
22.Davud'un yanına girmişlerdi de Dâvud onlardan korkmuştu. "Korkma!
Biz birbirine hasım iki davacıyız, aramızda adaletle hükmet, haksızlık
etme; bize doğru yolu göster" dediler.
23. (Onlardan biri şöyle dedi:) Bu, kardeşimdir. Onun doksan dokuz
koyunu var. Benimse bir tek koyunum var. Böyle iken "Onu da bana ver"
dedi ve tartışmada beni yendi.
24. Davud: Andolsun ki, senin koyununu kendi koyunlarına katmak
istemekle sana haksızlıkta bulunmuştur. Doğrusu ortakçıların çoğu,
birbirlerinin haklarına tecâvüz ederler. Yalnız iman edip de iyi işler
yapanlar müstesna. Bunlar da ne kadar az! dedi. Davud, kendisini
denediğimizi sandı ve Rabbinden mağfiret dileyerek eğilip secdeye
kapandı, tevbe edip Allah'a yöneldi.
25. Sonra bu tutumundan dolayı onu bağışladık. Kuşkusuz yanımızda
onun yüksek bir makamı ve güzel bir geleceği vardır.
26. Ey Davud! Biz seni yeryüzünde halife yaptık. O halde insanlar
arasında adaletle hükmet. Hevâ ve hevese uyma, sonra bu seni Allah'ın
yolundan saptırır. Doğrusu Allah'ın yolundan sapanlara, hesap gününü
unutmalarına karşılık çetin bir azap vardır.
27. Göğü, yeri ve ikisi arasındakileri biz boş yere yaratmadık. Bu,
inkâr edenlerin zannıdır. Vay o inkâr edenlerin ateşteki haline!
28. Yoksa biz, iman edip de iyi işler yapanları, yeryüzünde
bozgunculuk yapanlar gibi mi tutacağız? Veya (Allah'tan) korkanları
yoldan çıkanlar gibi mi sayacağız?
29. (Resûlüm!) Sana bu mübarek Kitab'ı, âyetlerini düşünsünler ve
aklı olanlar öğüt alsınlar diye indirdik.
30. Biz Davud'a Süleyman'ı verdik. Süleyman ne güzel bir kuldu!
Doğrusu o, daima Allah'a yönelirdi.
31. Akşama doğru kendisine, üç ayağının üzerine durup bir ayağını
tırnağının üzerine diken çalımlı ve safkan koşu atları sunulmuştu.
32. Süleyman: Gerçekten ben mal sevgisini, Rabbimi anmak için
istedim, dedi . Nihayet
güneş battı. (O zaman:) Onları (atları) tekrar bana getirin, dedi.
Bacaklarını ve boyunlarını sıvazlamaya başladı.
33. Süleyman: Gerçekten ben mal sevgisini, Rabbimi anmak için
istedim, dedi. Nihayet güneş battı. (O zaman:) Onları (atları) tekrar
bana getirin, dedi. Bacaklarını ve boyunlarını sıvazlamaya başladı.
34. Andolsun biz Süleyman'ı imtihan ettik. Tahtının üstüne bir ceset
bırakıverdik, sonra o, yine eski haline döndü.
35. Süleyman: Rabbim! Beni bağışla; bana, benden sonra kimsenin
ulaşamayacağı bir hükümranlık ver. Şüphesiz sen, daima bağışta
bulunansın, dedi.
36. Bunun üzerine biz rüzgarı onun emrine verdik.Onun emriyle
istediği yere yumuşacık akardı.
37.Dalgıç ve yapı ustası şeytanları da.
38.Ve daha diğerlerini de zincirlerde bağlı olarak (Onun emrine
verdik.)
39. "İşte bu bizim bağışımızdır. İster ver, ister (elinde) tut;
hesapsızdır" dedik.
40. Doğrusu onun, bizim katımızda büyük bir değeri ve güzel bir yeri
vardır.
41. (Resûlüm!) Kulumuz Eyyub'u da an. O, Rabbine: Doğrusu şeytan bana
bir yorgunluk ve eziyet verdi, diye seslenmişti.
42. Ayağını yere vur! İşte yıkanacak ve içilecek soğuk bir su
(dedik).
43. Bizden bir rahmet ve olgun akıl sahipleri için de bir ibret olmak
üzere ona hem ailesini hem de onlarla beraber bir mislini bağışladık.
44. Eline bir demet sap al da onunla vur, yeminini böyle yerine
getir. Gerçekten biz Eyyub'u sabırlı (bir kul) bulmuştuk. O, ne iyi
kuldu! Daima Allah'a yönelirdi.
45. (Ey Muhammed!), Kuvvetli ve basiretli kullarımız İbrahim, İshak
ve Ya'k ub'u da an.
46. Biz onları özellikle ahiret yurdunu düşünen ihlâslı kimseler
kıldık.
47. Doğrusu onlar bizim katımızda seçkin iyi kimselerdendir.
48. İsmail'i, Elyesa'yı, Zülkifl'i de an. Hepsi de iyilerdendir.
49. İşte bu, bir hatırlatmadır. Doğrusu Allah'a karşı gelmekten
sakınanlara güzel bir gelecek vardır.
50. Kapıları yalnızca kendilerine açılmış Adn cennetleri vardır.
51. Onlar koltuklara yaslanıp kurularak orada bir çok meyveler ve
içecekler isterler.
52. Yanlarında, eşlerinden başkasına bakmayan, kendilerine yaşıt
güzeller vardır.
53. İşte, hesap günü için size vâdolunan şeyler bunlardır.
54. Şüphesiz bu, bizim verdiğimiz rızıktır. Ona bitmek ve tükenmek
yoktur.
55. Bu böyle; ama azgınlara kötü bir gelecek vardır.
56. Onlar cehenneme girecekler. Orası ne kötü bir kalma yeridir.
57.İşte bu; kaynar su ve irindir. Onu tatsınlar
58. Buna benzer daha türlü türlü başkaları da vardır.
59. (İnkârcıların liderlerine:) İşte bu sizinle beraber cehenneme
girecek topluluktur (denildiğin de, liderler:) Onlar rahat yüzü görmesin
(derler) Onlar mutlaka ateşe gireceklerdir.
60 . (Liderlere uyanlar ise:) Hayır, asıl siz rahat yüzü görmeyin!
Onu bize siz sundunuz! Ne kötü bir yerdir! derler.
61. Yine onlar: Rabbimiz! Bunu bizim önümüze kim getirdiyse onun
ateşteki azabını iki kat artır! derler.
62. (İnkârcılar) derler ki: Kendilerini dünyada iken kötülerden
saydığımız kimseleri burada niçin görmüyoruz?
63. Alaya aldığımız onlar değil miydi? Yoksa (buradalar da) onları
gözden mi kaçırdık?
64. İşte bu, cehennem ehlinin tartışması, şüphesiz bir gerçektir.
65. (Resûlüm!) De ki: Ben sadece bir uyarıcıyım. Tek ve kahhâr olan
Allah'tan başka bir tanrı yoktur.
66. Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbi (olan Allah)
üstündür, çok bağışlayıcıdır.
67. De ki: "Bu büyük bir haberdir."
68. "Ama siz ondan yüz çeviriyorsunuz."
69. Onlar orada tartışırken benim mele-i a'lâ hakkında hiçbir bilgim
yoktu.
70. Ben ancak apaçık bir uyarıcı olduğum için bana vahyolunuyor.
71. Rabbin meleklere demişti ki: Ben muhakkak çamurdan bir insan
yaratacağım.
72. Onu tamamlayıp, içine de ruhumdan üfürdüğüm zaman, derhal ona
secdeye kapanın!
73. Bütün melekler toptan secde ettiler.
74. Yalnız İblis secde etmedi. O büyüklük tasladı ve kâfirlerden
oldu.
75. Allah! Ey İblis! İki elimle yarattığıma secde etmekten seni
meneden nedir? Böbürlendin mi, yoksa yücelerden misin? dedi.
76. İblis: Ben ondan hayırlıyım! Beni ateşten yarattın, onu çamurdan
yarattın, dedi.
77. Allah: Çık oradan (cennetten)! Sen artık kovulmuş bir isin.
78. VE ceza gününe kadar lânetim senin üzerindedir! buyurdu.
79. İblis: Ey Rabbim! O halde tekrar diriltilecekleri güne kadar bana
mühlet ver, dedi.
80. Allah: "Haydi, sen mühlet verilenlerdensin.''
81. "O bilinen güne kadar" buyurdu.
82. İblis: Senin mutlak kudretine andolsun ki, onların hepsini
mutlaka azdıracağım."
83."Ancak onlardan ihlâslı kulların hariç" dedi.
84. Allah buyurdu ki, "O doğru ben hep doğruyu söylerim."
85. "Mutlaka sen ve sana uyanların hepsiyle cehennemi dolduracağım!."
86. (Resûlüm!) De ki: Buna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum.
Ve ben olduğundan başka türlü görünenlerden de değilim.
87.Bu Kur'an, ancak âlemler için bir öğüttür.
88. Onun verdiği haberin doğruluğunu bir zaman sonra çok iyi
öğreneceksiniz.
39-ZÜMER
Bismillâhirrahmânirrahîm
1. Bu Kitap izzet ve hikmet sahibi Allah katından indirilmiştir.
2. (Resûlüm!) Şüphesiz ki Kitab'ı sana hak olarak indirdik. O halde
sen de dini Allah'a has kılarak (ihlâs ile) kulluk et.
3. Dikkat et, hâlis din yal nız
Allah'ındır. O'nu bırakıp kendilerine bir takım dostlar edinenler:
Onlara, bizi sadece Allah'a yaklaştırsınlar diye kulluk ediyoruz,
derler. Doğrusu Allah, ayrılığa düştükleri şeylerde aralarında hüküm
verecektir. Şüphesiz Allah, yalancı ve inkârcı kimseyi doğru yola
iletmez.
4. Eğer Allah bir evlât edinmek isteseydi, elbette yarattıklarından
dilediğini seçerdi. O yücedir. O, tek ve kahhâr olan Allah'tır.
5. Allah, gökleri ve yeri hak ile yarattı. Geceyi gündüzün üzerine
örtüyor, gündüzü de gecenin üzerine sarıyor. Güneşi ve ayı emri altına
almıştır. Her biri belli bir süreye kadar akıp gider. Dikkat et! O,
azîzdir, ve çok bağışlayandır.
6. Allah sizi bir tek nefisten (Âdem'den) yarattı, sonra ondan da
eşini yarattı. Sizin için hayvanlardan sekiz eş meydana getirdi. Sizi de
annelerinizin karınlarında üç katlı karanlık içinde çeşitli safhalardan
geçirerek yaratıyor. İşte bu yaratıcı, Rabbiniz Allah'tır. Mülk
O'nundur. O'ndan başka tanrı yoktur. Öyleyken nasıl oluyor da (O'na
kulluktan) çevriliyorsunuz?
7. Eğer inkâr ederseniz, şüphesiz Allah, size muhtaç değildir.
Bununla beraber O, kullarının küfrüne razı olmaz. Eğer şükrederseniz
sizden bunu kabul eder. Hiçbir günahkâr diğerinin günahını çekmez.
Nihayet hepinizin dönüp gidişi, Rabbinizedir. Yaptıklarınızı O size
haber verir. Çünkü O, kalplerde olan herşeyi hakkıyla bilendir.
8. İnsanın başına bir sıkıntı gelince, Rabbine yönelerek O'na
yalvarır. Sonra Allah kendisinden ona bir nimet verince, önceden
yalvarmış olduğunu unutur. Allah'ın yolundan saptırmak için O'na eşler
koşar. (Ey Muhammed!) De ki: Küfrünle biraz eğlenedur; çünkü sen,
muhakkak cehennem ehlindensin!
9. Yoksa geceleyin secde ederek ve kıyamda durarak ibadet eden,
ahiretten çekinen ve Rabbinin rahmetini dileyen kimse (o inkarcı gibi)
midir? (Resûlüm!) De ki: Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Doğrusu
ancak akıl sahipleri bunları hakkıyla düşünür.
10. (Resûlüm!) Söyle: Ey inanan kullarım! Rabbinize karşı gelmekten
sakının. Bu dünyada iyilik yapanlara iyilik vardır. Allah'ın (yarattığı)
yeryüzü geniştir. Yalnız sabredenlere, mükâfatları hesapsız ödenecektir.
11. De ki: Bana, dini Allah'a hâlis kılarak O'na kulluk etmem
emrolundu.
12. Bana müslümanların ilki olmam emrolundu.
13. De ki: Rabbime karşı gelirsem, doğrusu büyük günün azabından
korkarım.
14. De ki: Ben dinimde ihlâs ile ancak Allah'a ibadet ederim.
15. (Ey Allah'a eş koşanlar!): Siz de O'ndan başka dilediğinize
tapın! De ki: Gerçekten hüsrana uğrayanlar, kıyamet günü hem
kendilerini, hem de ailelerini ziyana sokanlardır. Bilesiniz ki, bu
apaçık hüsrandır.
16. Onların üstlerinde ateşten tabakalar, altlarında da (öyle)
tabakalar var. İşte Allah kullarını bununla korkutuyor. Ey kullarım!
Yalnızca benden korkun.
17. Tâğut'a kulluk etmekten kaçınıp, Allah'a yönelenlere müjde
vardır. Kullarımı müjdele:
18. O kullarımı ki, onlar sözü dinlerler,sonra da en güzeline
uyarlar. İşte onlar, Allah'ın doğru yola ilettiği kimselerdir. Gerçek
akıl sahipleri de onlardır.
19. (Resûlüm!) Hakkında azap hükmü gerçekleşmiş kimseyi ve ateşte
olanı sen mi kurtaracaksın!
20. Fakat Rablerinden sakınanlara, üstüste yapılmış, altlarından
ırmaklar akan köşkler vardır. Bu, Allah'ın verdiği sözdür. Allah,
verdiği sözden caymaz.
21. Görmedin mi? Allah gökten bir su indirdi, onu yerdeki kaynaklara
yerleştirdi, sonra onunla türlü türlü renklerde ekinler yetiştiriyor.
Sonra onlar kurur da sapsarı olduklarını görürsün. Sonra da onu kuru bir
kırıntı yapar. Şüphesiz bunlarda akıl sahipleri için bir öğüt vardır.
22. Allah kimin gönlünü İslâm'a açmışsa o, Rabbinden bir nûr üzerinde
değil midir? Allah'ı anmak hususunda kalpleri katılaşmış olanlara
yazıklar olsun! İşte bunlar apaçık bir sapıklık içindedirler.
23. Allah sözün en güzelini, birbiriyle uyumlu ve bıkılmadan tekrar
tekrar okunan bir kitap olarak indirdi. Rablerinden korkanların, bu
Kitab'ın etkisinden tüyleri ürperir, derken hem bedenleri ve hem de
gönülleri Allah'ın zikrine ısınıp yumuşar. İşte bu Kitap, Allah'ın,
dilediğini kendisiyle doğru yola ilettiği hidayet rehberidir. Allah kimi
de saptırırsa artık ona yol gösteren olmaz.
24. Kıyamet gününde yüzünü azabın şiddetinden korumaya çalışan kimse
(kendini ondan emin kılan gibi) midir? Zalimlere "Kazandığınızı tadın!"
denilir.
25. Onlardan öncekiler (peygamberleri) yalanladılar da farkına
varmadıkları bir yerden onlara azap çattı.
26. Bu suretle Allah, dünya hayatında onlara rezilliği tattırdı.
Ahiret azabı daha büyüktür. Keşke bunu bilselerdi!
27. Andolsun ki biz, öğüt alsınlar diye, bu Kur'an'da insanlara. her
türlü misali verdik.
28. Korunsunlar diye, pürüzsüz Arapça bir Kur'an indirdik.
29. Allah, çekişip duran birçok ortakların sahip olduğu bir adam
(köle) ile yalnız bir kişiye bağlı olan bir adamı misal olarak verir. Bu
ikisi eşit midir? Hamd Allah'a mahsustur. Fakat onların çoğu bilmezler.
30. Muhakkak sen de öleceksin, onlar da ölecekler.
31. Sonra şüphesiz, siz de kıyamet günü, Rabbinizin huzurunda
davalaşacaksınız.
32. Allah'a karşı yalan uyduran, kendisine gelen gerçeği (Kur'an'ı)
yalan sayandan daha zalim kimdir? Kâfirlerin yeri cehennemde değil mi?
33. Doğruyu getiren ve onu tasdik edenler var ya, işte kötülükten
sakınanlar onlardır.
34. Onlar için Rableri yanında diledikleri her şey vardır. İşte bu,
iyilik edenlerin mükâfatıdır.
35. Böylece Allah, onların geçmişte yaptıkları en kötü hareketleri
bile örtecek ve yaptıklarının en güzeline denk olarak mükâfatlarını
verecektir.
36. Allah kuluna kâfi değil midir? Seni O'ndan başkalarıyla
korkutuyorlar. Allah, kimi saptırırsa artık onun yolunu doğrultacak biri
yoktur.
37. Allah kime de h idayet
ederse, artık onu saptıracak yoktur. Allah, mutlak güç sahibi ve intikam
alıcı değil midir?
38. Andolsun ki onlara: Gökleri ve yeri kim yarattı? diye sorsan,
elbette "Allah'tır" derler. De ki: Öyleyse bana söyler misiniz? Allah
bana bir zarar vermek isterse, Allah'ı bırakıp da taptıklarınız, O'nun
verdiği zararı giderebilir mi? Yahut Allah, bana bir rahmet dilerse,
onlar O'nun bu rahmetini önleyebilirler mi? De ki: Bana Allah yeter.
Tevekkül edenler, ancak O'na güvenip dayanırlar.
39. De ki: "Ey ka vmim!
Elinizden geleni yapın; doğrusu ben de yapacağım! Artık yakında
bileceksiniz!".
40. "Kendisini rezil edecek azap kime geleceğini, ve sürekli bir
azabın kimin üzerine konacaını."
41. (Resûlüm)! Şüphesiz biz bu Kitab'ı sana, insanlar için hak olarak
indirdik. Artık kim doğru yolu seçerse kendi lehinedir; kim de saparsa
ancak kendi aleyhine sapmış olur. Sen onların üzerinde vekil değilsin.
42. Allah, ölenin ölüm zamanı gelince, ölmeyenin de uykusunda iken
canlarını alır da ölümüne hükmettiği canı alır, ötekini muayyen bir
vakte kadar bırakır. Şüphe yok ki, bunda iyi düşünecek bir kavim için
ibretler vardır.
43. Yoksa onlar Allah'tan başkasını şefaatçılar mı edindiler? De ki:
Onlar hiçbir şeye güç yetiremezler ve akıl erdiremezlerse de mi (Şefaatçı
edineceksiniz)?
44. De ki: Bütün şefâat Allah'ındır. Göklerin ve yerin hükümranlığı
O'nundur. Sonra O'na döndürüleceksiniz.
45. Allah, tek olarak anıldığı zaman, ahirete inanmayanların içlerine
sıkıntı basar. Ama Allah'tan başkası anıldığı zaman hemen yüzle ri
güler.
46. De ki: Ey gökleri ve yeri yaratan, gizliyi de aşikârı da bilen
Allah! Kullarının arasında, ayrılığa düştükleri şeyin hükmünü ancak sen
vereceksin.
47. Eğer yerde ne varsa hepsi ve onunla birlikte bir misli daha o
zulmedenlerin olsaydı, kıyamet gününde azabın fenalığından (kurtulmak
için) elbette bunları fedâ ederlerdi. Halbuki (o gün) onlar için, Âllah
tarafından, hiç hesaba katmadıkları şeyler ortaya çıkmıştır.
48. Onların kazandıkları kötülükler (o gün) açığa çıkmış, alaya
aldıkları şey, kendilerini sarmıştır.
49. İnsana bir zarar dokunduğu zaman bize yalvarır. Sonra, kendisine
tarafımızdan bir nimet verdiğimiz vakit, "Bu bana ancak bilgimden dolayı
verilmiştir" der. Hayır o, bir imtihandır, fakat çokları bilmezler.
50. Bunu onlardan öncekiler de söylemişti; ama kazandıkları şeyler
onlara fayda vermedi.
51. Bunun için yaptıkları kötülüklerin vebali onları yakaladı.
Bunlardan da zulmedenlerin işledikleri kötülükler, başlarına gelecektir.
Bu hususta Allah'ı âciz bırakamazlar.
52. Bilmiyor lar mı ki
Allah, rızkı dilediğine bol bol verir, dilediğinden de kısar. Şüphesiz
bunda inanan bir kavim için ibretler vardır.
53. De ki: Ey kendi nefisleri aleyhine haddi aşan kullarım! Allah'ın
rahmetinden ümit kesmeyin! Çünkü Allah bütün günahları bağışlar.
Şüphesiz ki O, çok bağışlayan, çok esirgeyendir.
54. Size azap gelip çatmadan önce Rabbinize dönün, O'na teslim olun,
sonra size yardım edilmez.
55. Siz farkında olmadan, ansızın başınıza azap gelmezden önce,
Rabbinizden size indirilenin en güzeline (Kur'an'a)
tâbi olun.
56. Kişinin: Allah'a karşı aşırı gitmemden dolayı bana yazıklar
olsun! Gerçekten ben alay edenlerdendim (diyeceği günden sakının)!
57. Yahut şöyle diyecektir:" Allah bana hidayet verseydi, elbette
sakınanlardan olurdum".
58. Veya azabı gördüğünde: Keşke benim için bir kez (dönmeye) imkân
bulunsa da iyilerden olsam!" demesinden.
59. Hayır (dönemeyeceksin)! Âyetlerim sana gelmişti de sen onları
yalanlamış, büyüklük taslamış ve inkârcılardan olmuştun.
60. Kıyamet gününde Allah hakkında yalan söyleyenlerin yüzlerinin
kapkara olduğunu görürsün. Kibirlenenlerin kalacağı yer cehennemde değil
midir?
61. Allah, takvâ sahiplerini kurtuluşa erdirir. Onlara hiçbir fenalık
dokunmaz. Onlar mahzun da olmazlar.
62. Allah her şeyin yaratıcısıdır. O, her şeye vekîldir.
63. Göklerin ve yerin anahtarları (mutlak hükümranlığı) O'nundur.
Allah'ın âyetlerini inkâr edenler var ya, işte onlar hüsrana
uğrayanlardır.
64. De ki: Ey cahiller! Bana Allah'tan başkasına kulluk etmemi mi
emrediyorsunuz?
65. ( Resûlüm!) Şüphesiz
sana da senden öncekilere de şöyle vahyolunmuştur ki: Andolsun (bilfarz)
Allah'a ortak koşarsan, işlerin mutlaka boşa gider ve hüsranda
kalanlardan olursun!
66. Hayır! Yalnız Allah'a kulluk et ve şükredenlerden ol.
67. Onlar Allah'ı hakkıyla tanıyıp bilemediler. Kıyamet günü bütün
yeryüzü O'nun tasarrufundadır. Gökler O'nun kudret eliyle dürülmüş
olacaktır. O, müşriklerin ortak koşmalarından yüce ve münezzehtir.
68. Sûr'a üflenince, Allah'ın diledikleri müstesna olmak üzere
göklerde ve yerde ne varsa hepsi ölecektir. Sonra ona bir daha
üflenince, bir de ne göresin, onlar ayağa kalkmış bakıyorlar!
69. Yeryüzü, Rabbinin nûru ile aydınlanır, kitap konulur,
peygamberler ve şahitler getirilir ve aralarında hakkaniyetle hüküm
verilir. Onlara asla zulmedilmez.
70. Herkes ne yaptıysa, karşılığı tastamam verilir. Allah, onların
yaptıklarını en iyi bilendir.
71. O küfredenler, bölük halinde cehenneme sürülür. Nihayet oraya
geldikleri zaman kapıları açılır, bekçileri onlara: Size, içinizden
Rabbinizin âyetlerini okuyan ve bugüne kavuşacağınızı ihtar eden
peygamberler gelmedi mi? derler. "Evet geldi" derler ama, azap sözü
kâfirlerin üzerine hak olmuştur.
72. Onlara: İçinde ebedî kalacağınız cehennemin kapılarından girin;
kibirlenenlerin yeri ne kötü! denilir.
73. Rablerine karşı gelmekten sakınanlar ise, bölük bölük cennete
sevk edilir, oraya varıp da kapıları açıldığında bekçileri onlara: Selam
size! Tertemiz geldiniz. Artık ebedî kalmak üzere girin buraya, derler.
74.Onlar: Bize verdiği sözde sadık olan ve bizi, dilediğimiz yerinde
oturacağımız bu cennet yurduna vâris kılan Allah'a hamdolsun. İyi amelde
bulunanların mükâfatı ne güzelmiş! derler.
75. Melekleri görürsün ki, Rablerine hamd ile tesbih ederek Arş'ın
etrafını kuşatmışlardır. Artık aralarında adaletle hükmolunmuş ve
"alemlerin Rabbi olan Allah'a hamdolsun" denilmiştir.
40-el-MÜ'MİN
Bismillâhirrahmânirrahîm
1. Hâ. Mîm.
2. Bu Kitap mutlak galip, hakkıyla bilen, lütuf sahibi Allah
tarafından indirilmiştir.
3. O, günahı bağışlayan, tevbeyi kabul eden, azabı çetin,lütuf sahibi
Allah'tandır ki. O'ndan başka hiçbir ilâh yoktur, dönüş ancak O'nadır.
4. İnkâr edenler müstesna, hiç kimse Allah'ın âyetleri hakkında
tartışmaz. Onların şehirlerde (rahatlıkla) gezip dolaşması seni
aldatmasın.
5. Onlardan önce Nuh kavmi ve bunlardan sonraki topluluklar da
(peygamberlerini) engellemeye, her ümmet kendi peygamberini yakalamaya
azmetmişti. Bâtılı hakkın yerine koymak için mücadele etmişlerdi. Bunun
üzerine ben onları kıskıvrak yakaladım. İşte, cezalandırmamın nasıl
olduğunu gör!
6. İnkâr edenlerin cehennem ehli olduklarına dair Rabbinin sözü
böylece gerçekleşti.
7. Arş'ı yüklenen ve bir de onun çevresinde bulunanlar (melekler),
Rablerini hamd ile tesbih ederler, O'na iman ederler. Müminlerin de
bağışlanmasını isterler: Ey Rabbimiz! Senin rahmet ve ilmin her şeyi
kuşatmıştır. O halde tevbe eden ve senin yoluna gidenleri bağışla,
onları cehennem azabından koru! (derler).
8. Rabbimiz! Onları da, onların atalarından, zevcelerinden,
nesillerinden iyi olanları da kendilerine vâdettiğin Adn cennetlerine
koy. Şüphesiz azîz ve hakîm olan sens in!
9. Bir de onları, her türlü kötülüklerden koru. O gün sen kimi
kötülüklerden korursan muhakkak ki onu rahmetine mazhar etmiş olursun.
Bu en büyük kurtuluştur.
10. İnkâr edenlere şöyle seslenilir: Allah'ın gazabı, sizin kendinize
olan kötülüğünüzden elbette daha büyüktür. Zira siz imana davet
ediliyorsunuz, fakat inkâr ediyorsunuz.
11. Onlar: Rabbimiz, bizi iki defa öldürdün, iki defa dirilttin. Biz
de günahlarımızı itiraf ettik. Bir daha (bu ateşten) çıkmaya yol var
mıdır? derler.
12. (Onlara denir ki:)
İşte bunun sebebi şudur: Tek Allah'a ibadete çağrıldığı zaman inkâr
edersiniz. O'na ortak koşulunca (bunu) tasdik edersiniz. Artık hüküm,
yücelerin yücesi Allah'ındır.
13. Size âyetlerini gösteren, sizin için gökten rızık indiren O'dur.
Allah'a yönelenden başkası ibret almaz.
14. Haydi, kâfirlerin hoşuna gitmese de Allah'a, Allah için dindar ve
ihlâslı olarak dua edin!
15. Dereceleri yükselten, Arş'ın sahibi Allah, kavuşma günüyle
korkutmak için kullarından dilediğine iradesiyle ilgili vahyi indirir .
16. O gün onlar (kabirlerinden) meydana çıkarlar. Onların hiçbir şeyi
Allah'a gizli kalmaz. Bugün hükümranlık kimindir? Kahhâr olan tek
Allah'ındır.
17. Bugün herkese kazandığının karşılığı verilir. Bugün haksızlık
yoktur. Şüphesiz Allah, hesabı çarçabuk görendir.
18. Yaklaşan gün hususunda onları uyar! Çünkü o onda dehşet içinde
yutkunurken yürekleri ağızlarına gelmiştir. Zalimlerin ne dostu ne de
sözü dinlenir şefaatçısı vardır.
19. Allah, gözlerin hain bakışını ve kalplerin gizlediğini bilir.
20. Allah, adaletle
hükmeder. O'nu bırakıp taptıkları ise, hiçbir şeye hükmedemezler.
Şüphesiz Allah, hakkıyla işiten ve görendir.
21. Onlar, yeryüzünde gezip dolaşmadılar mı ki, kendilerinden
öncekilerin âkıbetinin nasıl olduğunu görsünler! Onlar, kuvvet ve
yeryüzündeki eserleri yönünden bunlardan daha da üstündüler. Böyleyken
Allah onları günahları yüzünden yakaladı. Onları Allah'ın gazabından
koruyan da olmadı.
22. Bunun sebebi, peygamberleri kendilerine apaçık mucizeler
getirdikleri halde, inkâr etmeleri idi. Allah da kendilerini tutup
yakalayıverdi. Doğrusu O, kuvvetlidir; azabı da pek çetindir.
23. Andolsun ki biz Musa'yı mucizelerimiz ve apaçık hüccetle,
gönderdik.
24. Firavun'a,Hâmân'a ve Karun'a da onlar: "Bu, çok yalancı bir
sihirbazdır! "dediler.
25. İşte o (Musa), tarafımızdan kendilerine hakkı getirince: Onunla
beraber iman edenlerin oğullarını öldürün, kadınları sağ bırakın!
dediler. Ama kâfirlerin tuzağı elbette boşa çıkar.
26. Firavun: Bırakın beni, dedi. Musa'yı öldüreyim; (Kurtarabilirse)
Rabbine yalvarsın! Çünkü ben onun, dininizi değiştireceğinden, yahut
yeryüzünde fesat çıkaracağından korkuyorum.
27. Musa da: Ben, hesap gününe inanmayan her kibirliden, benim de
Rabbim, sizin de Rabbinize sığındım, dedi.
28. Firavun ailesinden olup, imanını gizleyen bir mümin adam şöyle
dedi: Siz bir adamı "Rabbim Allah'tır" diyor diye öldürecek misiniz?
Halbuki o, size Rabbinizden apaçık mucizeler getirmiştir. Eğer o yalancı
ise yalanı kendisinedir. Eğer doğru söylüyorsa sizi tehdit ettiğinin
(azâbın), bir kısmı olsun gelip size çatar. Şüphesiz Allah, haddi aşan,
yalancı kimseyi doğru yola eriştirmez.
29. Ey kavmim! Bugün, yeryüzüne hakim kimseler olarak hükümranlık
sizindir. Ama Allah'ın azabı bize gelip çatarsa, kim bize yardım eder?
Firavun: Ben size kendi görüşümü söylüyorum ve yine size ancak doğru
yolu gösteriyorum dedi.
30. İman etmiş olan dedi ki : "Ey kavmim! Doğrusu ben ben üzerinize
önceki toplulukların günü gibi, bir günün gelmesinden korkuyorum."
31. "Nuh kavminin, Âd, Semud ve onlardan so nra
gelenlerin durumu gibi, Allah, kullarına bir zulüm dileyecek değildir."
32. "Ey kavmim! Gerçekten sizin için o bağrışıp çağrışma gününden,
korkuyorum.
33. "O gün arkanıza dönüp kaçacaksınız.Fakat sizi Allah'tan (O'nun
azabından) kurtaracak kimse yoktur. Allah kimi saptırırsa, artık onu
doğru yola iletecek de yoktur."
34. Andolsun ki, (Musa'dan) önce Yusuf da size açık deliller
getirmişti ve onun size getirdi |