QUR'AN -I
KERÎM
IV.Bölüm : 19.Meryem, 20.Taha,
21.Enbiya, 22.Hacc, 23.Mu'minun, 24.Nur, 25.Furkan, 26.Şuara, 27.Neml,
28.Kasas, 29.Ankebut sureleri meali.
19-MERYEM
Bismillâhirrahmânirrahîm
l. Kâf. Hâ. Yâ. Ayn. Sâd.
2. (Bu,) Rabbinin, Zekeriyya kuluna rahmetinin anılmasıdır.
3. Hani o, gizli bir sesle Rabbine niyaz etmişti:
4. Rabbim! dedi, benden (vücudumdan), kemiklerim zayıfladı, saçım
başım ağardı. Ve ben, Rabbim, sana (ettiğim) dua sayesinde hiç bedbaht
olmadım.
5. Doğrusu ben, arkamdan iş başına geçecek olan yakınlarımdan endişe
ediyorum. Karım da kısırdır. Tarafından bana bir veli (oğul) ver.
6. Ki o bana vâris olsun; Ya'kub hanedanına da vâris olsun. Rabbim,
onu rızana lâyık kıl!
7. (Allah şöyle buyurdu:) Ey Zekeriyya! Biz sana bir oğul müjdeleriz
ki, onun adı Yahya'dır. Daha önce ona kimseyi adaş yapmadık.
8. Zekeriyya: Rabbim! dedi, karım kısır olduğu, ben de ihtiyarlığın
son sınırına vardığım halde, benim nasıl oğlum olabilir?
9. Allah: Öyledir, dedi; Rabbin: O bana kolaydır. Daha önce, sen
hiçbir şey değilken seni de yaratmıştım, buyurdu.
- O: Rabbim! dedi, (çocuğum olacağına dair) bana bir işaret ver.
Allah: Sana işaret, sapasağlam olduğun halde üç gün insanlarla
konuşamamandır, buyurdu.
11. Bunun üzerine Zekeriyya, mâbetten kavminin karşısına çıkarak
onlara: "Sabah akşam tesbihte bulunun" diye işaret verdi.
12. "Ey Yahya! Kitab'a (Tevrat'a) vargücünle sarıl!" (dedik) ve henüz
sabi iken on a (ilim ve) hikmet verdik.
13. Tarafımızdan ona kalp yumuşaklığı ve temizlik de (verdik). O, çok
sakınan bir kimse idi.
14. Ana-babasına çok iyi davranırdı; o, isyankâr bir zorba değildi.
15. Doğduğu gün, öleceği gün ve diri olarak kabirden kaldırılacağı
gün ona selam olsun!
16. (Resûlüm! ) Kitap'ta Meryem'i de an. Hani o, ailesinden ayrılarak
doğu tarafında bir yere çekilmişti.
17. Meryem, onlarla kendi arasına bir perde çekmişti. Derken, biz ona
ruhumuzu gönderdik de o, kendisine tastamam bir insan ş eklinde
göründü.
18. Meryem dedi ki: Senden, çok esirgeyici olan Allah'a sığınırım!
Eğer Allah'tan sakınan bir kimse isen (bana dokunma).
19. Melek: Ben, yalnızca, sana tertemiz bir erkek çocuk bağışlamam
için Rabbinin bir elçisiyim, dedi.
- Meryem: Bana bir insan eli değmediği, iffetsiz de olmadığım halde
benim nasıl çocuğum olabilir? dedi.
21. Melek: Öyledir, dedi; (zira) Rabbin buyurdu ki: Bu bana kolaydır.
Çünkü biz, onu insanlara bir delil ve kendimizden bir rahmet kılacağız.
Bu, hüküm ve karara bağlanmış (ezelde olup bitmiş) bir iş idi.
22. Meryem ona hamile kaldı. Bunun üzerine onunla (karnındaki
çocukla) uzak bir yere çekildi.
23. Doğum sancısı onu bir hurma ağacına (dayanmaya) sevketti. "Keşke,
dedi, bundan önce ölseydim de unutulup gitseydim!"
24. Aşağısından (İsa yahut melek) ona şöyle seslendi: "Tasalanma!
Rabbin senin alt yanında bir su arkı vücuda getirmiştir."
25. "Hurma dalını kendine doğru silkele ki, üzerine taze, olgun hurma
dökülsün."
26. "Ye, iç. Gözün aydın olsun! Eğer insanlardan birini görürsen de
ki: Ben, çok merhametli olan Allah'a oruç adadım; artık bugün hiçbir
insanla konuşmayacağım."
27. Nihayet onu (kucağında) taşıyarak kavmine getirdi. Dediler ki: Ey
Meryem! Hakikaten sen iğrenç bir şey yaptın!
28. Ey Harun'un kız kardeşi! Senin baban kötü bir insan değildi;
annen de iffetsiz değildi.
29. Bunun üzerine Meryem çocuğu gösterdi. "Biz, dediler, beşikteki
bir sabî ile nasıl konuşuruz?"
- Çocuk şöyle dedi: "Ben, Allah'ın kuluyum. O, bana Kitab'ı verdi ve
beni peygamber yaptı.”
31. "Nerede olursam olayım, O beni mübarek kıldı; yaşadığım sürece
bana namazı ve zekâtı emretti."
32. "Beni anneme saygılı kıldı; beni bedbaht bir zorba yapmadı."
33. "Doğduğum gün, öleceğim gün ve diri olarak kabirden
kaldırılacağım gün esenlik banadır."
34. İşte, hakkında şüphe ettikleri Meryem oğlu İsa -hak söz olarak-
budur.
35. Allah'ın bir evlât edinmesi, olur şey değildir. O, bundan
münezzehtir. Bir işe hükmettiği zaman, ona sadece "Ol!" der ve hemen
olur.
36. (İsa şunu da söyledi:) Muhakkak ki Allah, benim de Rabbim, sizin
de Rabbinizdir. Öyle ise O'na kulluk ediniz. İşte doğru yol budur.
37. Sonra guruplar kendi aralarında ayrılığa düştüler. Büyük güne
şahit olunduğu zamanda vay o kâfirlerin haline!
38. Onlar, bizim huzurumuza çıkacakları gün (başlarına gelecek
olanları) ne iyi duyarlar ve ne iyi görürler (bir görsen)! Fakat o
zalimler bugün açık bir sapıklık içindedirler.
39. (Resûlüm!) Sen onları pişmanlık ve üzüntü günü hakkında uyar.
Çünkü onlar bir gafletin içine dalmış oldukları halde ve henüz iman
etmemişken (bakarsın) iş olup bitmiştir.
40. Yeryüzüne ve onun üzerindekilere ancak biz vâris oluruz (her şey
gider, biz kalırız) ve onlar ancak bize döndürülürler.
41. Kitap'ta İbrahim'i an. Zira o, sıdkı bütün bir peygamberdi.
- Bir zaman o babasına dedi ki: Babacığım! Duymayan, görmeyen ve
sana hiçbir fayda sağlamayan bir şeye niçin taparsın?
43. Babacığım! Hakikaten sana gelmeyen bir ilim bana geldi. Öyle ise
bana uy ki, seni düz yola çıkarayım.
44. Babacığım! Şeytana kulluk etme! Çünkü şeytan, çok merhametli olan
Allah'a âsi oldu.
45. Babacığım! Allah tarafından sana azap dokunup da şeytanın yakını
olmandan korkuyorum.
46. (Babası:) Ey İbrahim! dedi, sen benim tanrılarımdan yüz mü
çeviriyorsun? Eğer vazgeçmezsen, andolsun seni taşlarım! Uzun bir zaman
benden uzak dur!
47. İbrahim: Selâm sana (esen kal) dedi, Rabbimden senin için
mağfiret dileyeceğim. Çünkü O bana karşı çok lütufkârdır.
- Sizden de, Allah'ın dışında taptığınız şeylerden de uzaklaşıyor ve
Rabbime yalvarıyorum. Umulur ki (senin için) Rabbime dua etmemle
bedbaht (emeği boşa gitmiş) olmam.
49. Nihayet İbrahim onlardan ve Allah'tan başka taptıkları şeylerden
uzaklaşıp bir tarafa çekildiği zaman biz ona İshak ve Yâ'kub'u
bağışladık ve her birini peygamber yaptık.
50. Onlara rahmetimizden bağışta bulunduk; kendilerine haklı ve
yüksek bir şöhret nasip ettik.
51. (Resûlüm!) Kitap'ta Musa'yı da an. Gerçekten o ihlâs sahibi idi
ve hem resûl, hem de nebî idi.
52. Ona Tûr'un sağ tarafından seslendik ve onu, fısıldaşan kimse
kadar (kendimize) yaklaştırdık.
53. Rahmetimizin bir sonucu olarak ona kardeşi Harun'u bir peygamber
olarak armağan ettik.
54. (Resûlüm!) Kitap'ta İsmail'i de an. Gerçekten o, sözüne sâdıktı,
resûl ve nebî idi.
55. Halkına namazı ve zekâtı emrederdi; Rabbi nezdinde de hoşnutluk
kazanmış bir kimse idi.
- Kitapta İdris'i de an. Hakikaten o, pek doğru bir insan, bir
peygamberdi.
57. Onu üstün bir makama yücelttik.
58. İşte bunlar, Allah'ın kendilerine nimetler verdiği
peygamberlerden, Âdem'in soyundan, Nuh ile birlikte (gemide)
taşıdıklarımızdan, İbrahim ve İsrail (Ya'kub) 'in soyundan, doğruya
ulaştırdığımız ve seçkin kıldığımız kimselerdendir. Onlara, çok
merhametli olan Allah'ın âyetleri okunduğunda ağlayarak secdeye
kapanırlardı.
59. Nihayet onların peşinden öyle bir nesil geldi ki, bunlar namazı
bıraktılar; nefislerinin arzularına uydular. Bu yüzden ileride
sapıklıklarının cezasını çekecekler.
60. Ancak tevbe edip, iman eden ve iyi davranışta bulunan kimseler
hariçtir. Bunlar, cennete, girecekler. Ve hiç bir haksığlağa
uğratılmayacaklardır.
61. O cennet, çok merhametli olan Allah'ın, kullarına gıyaben
vâdettiği Adn cennetleridir. Şüphesiz O'nun vâdi yerini bulacaktır.
62. Orada boş söz değil, hoş söz duyarlar. Ve orada, sabah-akşam
kendilerine ait rızıkları vardır.
- Kullarımızdan, takvâ sahibi kimselere verdiğimiz cennet işte
budur.
64. Biz ancak Rabbinin emri ile ineriz. Önümüzde, arkamızda ve bunlar
arasında olan her şey O'na aittir. Senin Rabbin unutkan değildir.
65. (O) göklerin, yerin ve ikisi arasındaki şeylerin Rabbidir. Şu
halde O'na kulluk et; O'na kulluk etmek için sabırlı ve metânetli ol.
O'nun bir adaşı (benzeri) olduğunu biliyor musun? (Asla benzeri yoktur).
66. İnsan der ki: "Öldüğüm zaman sahi diri olarak (kabrimden)
çıkarılacak mıyım?"
67. İnsan düşünmez mi ki, daha önce o hiçbir şey olmadığı halde biz
kendisini yaratmışızdır?
68. Öyle ise, Rabbine andolsun ki, muhakkak surette onları
şeytanlarla birlikte mahşerde toplayacağız; sonra onları diz üstü çökmüş
vaziyette cehennemin çevresinde hazır bulunduracağız.
69. Sonra her milletten, rahman olan Allah'a en çok âsi olanlar
hangileri ise çekip ayıracağız.
70. Sonra, orayı boylamaya daha çok müstahak olanları elbette biz
daha iyi biliriz.
71. İçinizden, oraya uğramayacak hiçbir kimse yoktur. Bu, Rabbin için
kesinleşmiş bir hükümdür.
72. Sonra biz, Allah'tan sakınanları kurtarırız; zalimleri de diz
üstü çökmüş olarak orada bırakırız.
73. Kendilerine âyetlerimiz ayan beyan okunduğu zaman inkâr edenler,
iman edenlere: İki topluluktan hangisinin (hangimizin) mevki ve makamı
daha iyi, meclis ve topluluğu daha güzeldir? dediler.
- Onlardan önce de, eşya ve görünüş bakımından daha güzel olan nice
nesiller helâk ettik.
75. De ki: Kim sapıklıkta ise, çok merhametli olan Allah ona mühlet
versin! Nihayet kendilerine vâdolunan şeyi -ya azabı (müminler
karşısında yenilgiyi), veya kıyameti- gördükleri zaman, mevki ve makamı
daha kötü ve askeri daha zayıf olanın kim olduğunu öğreneceklerdir.
76. Allah, doğru yola gidenlerin hidayetini artırır. Sürekli kalan
iyi işler, Rabbinin nezdinde hem mükâfat bakımından daha hayırlı, hem de
âkıbetçe daha iyidir.
77. (Resûlüm!) Âyetlerimizi inkâr eden ve "Muhakkak surette bana mal
ve evlât verilecek" diyen adamı gördün mü?
78. O, gaybı mı bildi, yoksa Allah'ın katından bir söz mü aldı?
79. Kesinlikle hayır! Biz onun söylediğini yazacağız ve azabını
uzattıkça uzatacağız.
80. Onun dediğine biz vâris oluruz, (malı ve evlâdı bize kalır);
kendisi de bize yapayalnız gelir.
81. Onlar, kendilerine bir itibar ve kuvvet (vesilesi)
olsun diye Allah'tan başka tanrılar edindiler.
82. Hayır, hayır! (Taptıkları), onların ibadetlerini tanımayacaklar
ve onlara hasım olacaklar.
83.(Resûlüm!) Görmedin
mi? Biz, kâfirlerin üzerine, kendilerini iyice (isyankârlığa) sevkeden
şeytanları gönderdik.
84. Öyle ise onlar hakkında acele etme. Biz onlar için (günlerini)
teker teker sayıyoruz.
85. Takvâ sahiplerini heyet halinde çok merhametli olan Allah'ın
huzurunda toplayacağımız gün.
86. Günahkârları da susuz olarak cehenneme süreceyiz.
87. O gün Rahmân (olan
Allah)'ın nezdinde söz ve izin alandan başkalarının şefâata güçleri
yetmeyecektir.
88. "Rahmân çocuk edindi" dediler.
89. Hakikaten siz, pek çirkin bir şey ortaya attınız.
90. Bundan dolayı, neredeyse gökler çatlayacak, yer yarılacak, dağlar
yıkılıp düşecektir!
91. Rahmân'a çocuk isnadında bulunmaları yüzünden.
92.Halbuki çocuk edinmek
Rahmân'ın şanına yakışmaz.
93. Göklerde ve yerde olan herkes istisnasız, kul olarak Rahmân'a
gelecektir.
94. O, bunların hepsini kuşatmış ve sayılarını tesbit etmiştir.
95. Bunların hepsi de kıyamet gününde O'nun huzuruna tek başına
(yapayalnız) gelecektir.
96. İman edip de iyi davranışlarda bulunanlara gelince, onlar için
çok merhametli olan Allah, (gönüllerde) bir sevgi yaratacaktır.
97. (Resûlüm!) Biz Kur'an'ı, sadece, onunla Allah'tan sakınanları
müjdeleyesin ve şiddetle karşı çıkan bir topluluğu uyarasın diye senin
dilinle (indirilip okutarak) kolaylaştırdık.
98. Biz, onlardan önce nice nesilleri helâk ettik. Sen, onlardan
herhangi birinden (bir varlık emâresi) hissediyor veya onlara ait cılız
bir ses işitiyor musun?
20-TÂ HÂ
Bismillâhirrahmânirrahîm
1. Tâ. Hâ.
2. Biz, Kur'an'ı sana, güçlük çekesin diye değil, ancak Allah'tan
korkanlara bir öğüt olsun diye indirdik.
3. Biz, Kur'an'ı sana, güçlük çekesin diye değil, ancak Allah'tan
korkanlara bir öğüt olsun diye ind irdik.
4. (Kur'an) yeri ve yüce gökleri yaratan Allah tarafından peyderpey
indirilmiştir.
5. Rahmân, Arş'a istivâ etmiştir.
6. Göklerde, yerde ve ikisi arasında bulunan şeyler ile toprağın
altında olanlar hep O'nundur.
7. Eğer sen, sözü açıktan söylersen, bilesin ki O, gizliyi de,
gizlinin gizlisini de bilir.
8. Allah, kendisinden başka ilâh olmayandır. En güzel isimler O'na
mahsustur.
9. (Resûlüm!) Musa (olayının) haberi sana ulaştı mı?
10. Hani o, bir ateş görmüş ve ailesine: Bekleyin! Eminim ki bir ateş
gördüm. Belki ondan size bir meş'ale getiririm veya ateşin yanında bir
rehber bulurum, demişti.
11. Oraya vardığında kendisine (tarafımızdan): Ey Musa! diye
seslenildi:
12. Muhakkak ki ben, evet ben senin Rabbinim! Hemen pabuçlarını
çıkar! Çünkü sen kutsal vâdi Tuvâ'dasın!
13. Ben seni seçtim. Şimdi vahyedilene kulak ver.
14.Muhakkak ki ben, yalnızca ben Allah'ım. Benden başka ilâh yoktur.
Bana kulluk et; beni anmak için namaz kıl.
15. Kıyamet günü mutlaka gelecektir. Herkes peşine koştuğu şeyin
karşılığını bulsun diye neredeyse onu (kendimden) gizleyeceğim.
16. Ona inanmayan ve nefsinin arzularına uyan kimseler sakın seni
ondan (kıyamete inanmaktan) alıkoymasın; sonra mahvolursun!
17. Şu sağ elindeki nedir, ey Musa?
18. O, benim asamdır, dedi, ona dayanırım, onunla davarlarıma yaprak
silkelerim; benim ona başkaca ihtiyaçlarım da vardır.
19. Allah: Yere at onu, ey Musa! dedi.
20. Onu hemen yere attı. Bir de ne görsün, hızla sürünen bir yılan
değil mi!
21. Allah buyurdu: Al onu! Korkma! Biz onu şimdi ilk haline
sokacağız.
22. Bir de elini koltuğunun altına sok ki, bir başka mucize olmak
üzere o, kusursuz ve lekesiz beyazlıkta çıksın.
23. Ta ki, sana, (böylece) en büyük âyetlerimizden bazılarını
gösterelim.
24. Firavun'a git. Çünkü o iyice azdı.
25. Musa: Rabbim! dedi, yüreğime genişlik ver.
26. İşimi bana kolaylaştır.
27. Dilimden (şu) bağı çöz.
28.Ki sözümü anlasınlar.
29. Bana ailemden bir de vezir (yardımcı) ver,
30. Kardeşim Harun'u.
31. Onun sayesinde arkamı kuvvetlendir.
32. Ve onu işime ortak kıl.
33. Böylece seni bol bol tesbih edelim.
34. Ve çok çok analım seni.
35. Şüphesiz sen bizi görmektesin.
36. Allah: Ey Musa! dedi, istediğin sana verildi.
37. Andolsun biz sana bir defa daha lütufta bulunmuştuk.
38.Bir zaman, vahyedilecek şeyi annene (şöyle) vahyetmiştik:
39. Musa'yı sandığa koy; sonra onu denize (Nil'e) bırak; deniz onu
kıyıya atsın da, benim düşmanım ve onun düşmanı olan biri onu alsın. (Ey
Musa! Sevilmen) ve benim nezaretimde yetiştirilmen için sana kendimden
sevgi verdim.
40. Hani, kız kardeşin gidip "Ona bakacak birini size bulayım mı?"
diyordu. Böylece seni, gözü gönlü mutluluk dolsun ve üzülmesin diye
annene geri verdik. Ve sen, birini öldürdün de seni endişeden kurtardık.
Seni iyiden iyiye denemeden geçirdik. Bunun için yıllarca Medyen halkı
arasında kaldın. Sonra takdire göre (bu makama) geldin ey Musa!
41.Seni, kendim için elçi seçtim.
42. Sen ve kardeşin birlikte âyetlerimi götürün. Beni anmayı ihmal
etmeyin.
43. Firavun'a gidin. Çünkü o, iyiden iyiye azdı.
44. Ona yumuşak söz
söyleyin. Belki o, aklını başına alır veya korkar.
45. Dediler ki: Rabbimiz! Doğrusu biz, onun bize aşırı derecede kötü
davranmasından yahut iyice azmasından endişe ediyoruz.
46. Buyurdu ki: Korkmayın, çünkü ben sizinle beraberim; işitir ve
görürüm.
47. Haydi, ona gidin de deyin ki: Biz, senin Rabbinin elçileriyiz.
İsrailoğullarını hemen bizimle birlikte gönder; onlara eziyet etme! Biz,
senin Rabbinden bir âyet getirdik. Kurtuluş, hidayete uyanlarındır.
48. Hakikaten bize vahyolundu ki: (Peygamberleri) yalanlayan ve yüz
çevirenlere azap edilecektir.
49.Firavun:
Rabbiniz de kimmiş, ey Musa? dedi.
50. O da: Bizim Rabbimiz, her şeye hılkatini (varlık ve özelliğini)
veren, sonra da doğru yolu gösterendir, dedi.
51. Firavun: Öyle ise, önceki milletlerin hali ne olacak? dedi.
52. Musa: Onlar hakkındaki bilgi, Rabbimin yanında bir kitapta
bulunur. Rabbim, ne yanılır ne de unutur, dedi.
53. O, yeri size beşik yapan ve onda size yollar açan, gökten de su
indirendir. Onunla biz çeşitli bitkilerden çiftler çıkardık.
54. Yeyiniz; hayvanlarınızı otlatınız. Şüphesiz bunda akıl sahipleri
için (Allah'ın kudretine) işaretler vardır.
55. Sizi ondan (topraktan) yarattık; yine sizi oraya döndüreceğiz ve
bir kez daha sizi ondan çıkaracağız.
56. Andolsun biz ona (Firavun'a) bütün (bu) delillerimizi gösterdik;
yine de yalanladı ve diretti.
57. Dedi ki: Bizi, yaptığın büyü ile yurdumuzdan çıkarasın diye mi
geldin, ey Musa?
58. Öyle ise, muhakkak surette biz de sana, aynen onun gibi bir büyü
getireceğiz. Şimdi sen, seninle bizim aramızda, ne senin, ne de bizim
muhalefet etmeyeceğimiz uygun bir yerde buluşma zamanı ayarla.
59. Musa: Buluşma zamanınız, bayram günü, kuşluk vaktinde insanların
toplanma zamanı olsun, dedi.
60.Bunun üzerine Firavun dönüp gitti. Hilesini (sihirbazlarını)
topladı; sonra geri geldi.
6l. Musa onlara: Yazık size! dedi, Allah hakkında yalan uydurmayın!
Sonra O, bir azap ile kökünüzü keser! İftira eden, muhakkak perişan
olur.
62. Bunun üzerine onlar, durumlarını aralarında tartıştılar; gizli
gizli fısıldaştılar.
63. Şöyle dediler: "Bu ikisi, muhakkak ki, sihirleriyle sizi
yurdunuzdan çıkarmak ve sizin örnek yolunuzu ortadan kaldırmak isteyen
iki sihirbazdırlar sadece."
64. "Öyle ise hilenizi kurun; sonra sıra halinde gelin! Muhakkak ki
bugün, üstün gelen kazanmıştır."
65. Dediler ki: Ey Musa! Ya sen at veya önce atan biz olalım.
66. Hayır, siz atın, dedi. Bir de baktı ki, büyüleri sayesinde ipleri
ve sopaları, kendisine gerçekten koşuyor gibi görünüyor.
67. Musa, birden içinde bir korku duydu.
68. "Korkma! dedik, üstün gelecek olan kesinlikle sensin."
69. "Sağ elindekini at da, onların yaptıklarını yutsun. Yaptıkları,
sadece bir büyücü hilesidir. Büyücü ise, nereye varsa (ne yapsa) iflah
olmaz."
70. Bunun üzerine sihirbazlar secdeye kapandılar; "Harun'un ve
Musa'nın Rabbine iman ettik" dediler.
71. (Firavun) Şöyle dedi : Ben size izin vermeden önce ona inandınız
öyle mi! Hakikat şu ki o, size büyü öğreten ulunuzdur. Şimdi elleriniz
ile ayaklarınızı tereddüt etmeden çaprazlama keseceğim ve sizi hurma
dallarına asacağım! Böylece, hangimizin azabının daha şiddetli ve
sürekli olduğunu iyice anlayacaksınız.
72. Dediler ki: "Seni, bize gelen açık açık mucizelere ve bizi
yaratana tercih edemeyiz. Öyle ise yapacağını yap! Sen, ancak bu dünya
hayatında hükmünü geçirebilirsin."
73. "Bize, hatalarımızı ve senin bize zorla yaptırdığın büyüyü
bağışlaması için Rabbimize iman ettik. Allah, (mükâfatı) en hayırlı ve
(cezası) en sürekli olandır."
74.Şurası muhakkak ki, kim Rabbine günahkâr olarak varırsa, cehennem
sırf onun içindir. O ise orada ne ölür ne de yaşar!
75. Kim de iyi davranışlarda bulunmuş bir mümin olarak O'na varırsa,
üstün dereceler işte sırf bunlar içindir.
76. İçinde ebedî kalacakları, zemininden ırmaklar akan Adn
cennetleri! İşte arınanların mükâfatı budur.
77. Andolsun ki biz Musa'ya: Kullarımla birlikte geceleyin yola çık
da (size) yetişilmesinden korkmaksızın ve (boğulmaktan) endişe
etmeksizin onlara denizde kuru bir yol aç, diye vahyetmiştik.
78. Bunun üzerine o, askerleri ile birlikte
onların peşine düştü. Deniz onları gömüp boğuverdi.
79. Firavun, kavmini saptırdı, doğru yola sevketmedi.
80. Ey İsrailoğulları! Sizi düşmanınızdan kurtardık; Tûr'un sağ
tarafına (gelmeniz için) size vâde tanıdık ve size kudret helvası ile
bıldırcın eti lütfettik.
81. Size rızık olarak verdiklerimizin temiz olanlarından yeyiniz, bu
hususta taşkınlık ve nankörlük de etmeyiniz; sonra sizi gazabım çarpar.
Her kim ki kendisini gazabım çarparsa, hakikaten o, yıkılıp gitmiştir.
82.Şu da muhakkak ki ben, tevbe eden, inanan ve yararlı iş yapan,
sonra (böylece) doğru yolda giden kimseyi bağışlarım.
83. Seni acele ile kavminden ayrılmaya sevkeden nedir, ey Musa!
84. Musa: İşte, dedi, onlar da benim peşimdeler. Ben, memnun olasın
diye sana acele ile geldim Rabbim.
85. Allah buyurdu: Senden sonra biz, kavmini (Harun ile kalan
İsrailoğullarını) imtihan ettik ve Sâmirî onları yoldan çıkardı.
86. Bunun üzerine Musa, öfkeli ve üzüntülü olarak kavmine döndü. Ey
kavmim! dedi, Rabbiniz size güzel bir vaadde bulunmamış mıydı? Şu halde
size zaman mı çok uzun geldi, yoksa üstünüze Rabbinizin gazabının
inmesini mi istediniz ki, bana olan vâdinizden döndünüz?
87. Dediler ki: Biz sana olan vâdimizden, kendi kudret ve irademizle
dönmedik. Fakat biz, o kavmin (Mısır'lıların) zinet eşyasından bir takım
ağırlıklar yüklenmiş, sonra da onları atmıştık; aynı şekilde Sâmirî de
atmıştı.
88. Bu adam, onlar için, böğürebilen bir buzağı heykeli icat etti.
Bunun üzerine: İşte, dediler, bu, sizin de, Musa'nın da tanrısıdır.
Fakat onu unuttu.
89. O şeyin, kendilerine hiçbir sözle mukabele edemeyeceğini,
kendilerine ne bir zarar ne de bir fayda vermek gücünde olmadığını
görmezler mi?
90. Hakikaten Harun, onlara daha önce: Ey kavmim! demişti, siz bunun
yüzünden sadece fitneye uğradınız. Sizin Rabbiniz şüphesiz çok
merhametli olan Allah'tır. Şu halde bana uyunuz ve emrime itaat ediniz.
91. Onlar: Biz, dediler, Musa aramıza dönünceye kadar buna tapmaktan
asla vazgeçmeyeceğiz!
92. (Musa, döndüğünde)Dedi: Ey Harun! bunların dalâlete düştüklerini
gördüğün vakit seni engelleğen ne oldu.
93. (Neden) benim yolumu takip etmedin? Emrime âsi mi oldun?
94. (Harun:) Ey annemin oğlu! dedi, saçımı sakalımı, yolma! Ben,
senin: "İsrailoğullarının arasına ayrılık düşürdün; sözümü tutmadın!"
demenden korktum.
95.Musa: Ya senin zorun nedir, ey Sâmirî? dedi.
96. O da: Ben, onların görmediklerini gördüm. Zira, o elçinin izinden
bir avuç (toprak) alıp onu (erimiş mücevheratın içine) attım. Bunu böyle
nefsim bana hoş gösterdi, dedi.
97. Musa: Defol! dedi, artık hayatın boyunca sen: "Bana dokunmayın!"
diyeceksin. Ayrıca senin için, kurtulamayacağın bir ceza günü var.
Tapmakta olduğun tanrına da bak! Yemin ederim, biz onu yakacağız; sonra
da onu parça parça edip denize savuracağız!
98. Sizin ilâhınız, yalnızca, kendisinden başka ilâh olmayan
Allah'tır. O'nun ilmi her şeyi kuşatmıştır.
99.(Resûlüm!) İşte böylece geçmiştekilerin haberlerinden bir kısmını
sana anlatıyoruz. Şüphesiz ki, tarafımızdan sana bir zikir verdik.
100. Kim ondan yüz çevirirse, şüphesiz ki kıyamet gününde o, ağır bir
günah yükünü yüklenecektir.
101. Bu kimseler, onda (o günah yükünün altında) ebedî kalırlar.
Onlar için kıyamet gününde bu ne kötü bir yüktür!
102. O günde Sûr'a üflenir ve biz o zaman günahkârları, gözleri
(korkudan) gömgök bir halde mahşerde toplarız.
103. Aralarında birbirlerine gizli gizli şöyle derler: "Dünyada
sadece on gün kaldınız."
104. Aralarında konuştukları konuyu biz daha iyi biliriz. Onların en
olgun ve akıllı olanı o zaman: "Bir günden fazla kalmadınız" der.
105. (Resûlüm! ) Sana
dağlar hakkında sorarlar. De ki: Rabbim onları ufalayıp savuracak.
106. Böylece yerlerini dümdüz, bomboş bırakacaktır.
107. Orada ne bir iniş, ne de bir yokuş görebileceksin.
108. O gün insanlar, dâvetçiye (İsrafil'e) uyacaklar. Ona karşı yan
çizmek yoktur. Artık, çok esirgeyici Allah hürmetine sesler kısılmıştır.
Bu yüzden, fısıltıdan başka bir ses işitemezsin.
109. O gün, Rahmân'ın izin verdiği ve sözünden hoşlandığından
başkasının şefaati fayda vermez.
110. O, insanların geleceklerini de geçmişlerini de bilir. Onların
ilmi ise bunu kapsayamaz:
111. Bütün yüzler (insanlar), diri ve her şeye hakim olan Allah için
eğilip boyun bükmüştür. Zulüm yüklenen ise, gerçekten perişan olmuştur.
112. Her kim, mümin olarak iyi olan işlerden yaparsa, artık o, ne
zulümden ne de hakkının çiğnenmesinden korkar.
113. (Resûlüm!) Biz onu böylece Arapça bir Kur'an olarak indirdik ve
onda ikazları tekrar tekrar açıkladık. Umulur ki onlar (bu sayede
günahtan) korunurlar; yahut da o (Kur'an) kendileri için bir ibret
ortaya koyar.
114. Gerçek hükümdar olan Allah, yücedir. Sana O'nun vahyi
tamamlanmazdan önce Kur'an'ı (okumakta) acele etme ve "Rabbim, benim
ilmimi artır" de.
115.Andolsun biz, daha önce de Âdem'e ahit (emir ve vahiy) vermiştik.
Ne var ki o, (ahdi) unuttu. Onda azim de bulmadık.
116. Bir zaman biz meleklere: Âdem'e secde edin! demiştik. Onlar
hemen secde ettiler; yalnız İblis hariç. O, diretti.
117. Bunun üzerine: Ey Âdem! dedik, bu, hem senin için hem de eşin
için büyük bir düşmandır. Sakın sizi cennetten çıkarmasın; sonra
yorulur, sıkıntı çekersin!
118. Şimdi burada senin için ne acıkmak vardır, ne de çıplak kalmak.
119. Yine burada sen, susuzluk çekmeyecek, sıcaktan da
bunalmayacaksın.
120. Derken şeytan onun aklını karıştırıp "Ey Adem! dedi, sana
ebedîlik ağacını ve sonu gelmez bir saltanatı göstereyim mi?"
121. Nihayet ondan yediler. Bunun üzerine kendilerine ayıp yerleri
göründü. Üstlerini cennet yaprağı ile örtmeye çalıştılar. (Bu suretle)
Âdem Rabbine âsi olup yolunu şaşırdı.
122. Sonra Rabbi onu
seçkin kıldı; tevbesini kabul etti ve doğru yola yöneltti.
123.Dedi ki: Birbirinize düşman olarak hepiniz oradan (cennetten)
inin! Artık benden size hidayet geldiğinde, kim benim hidayetime uyarsa
o sapmaz ve bedbaht olmaz.
124. Kim de beni anmaktan yüz çevirirse şüphesiz onun sıkıntılı bir
hayatı olacak ve biz onu, kıyamet günü kör olarak haşredeceğiz.
125. O: Rabbim! Beni niçin kör olarak haşrettin? Oysa ben, hakikaten
görür idim!, der.
126. (Allah) buyurur ki: İşte böyle. Çünkü sana âyetlerimiz geldi;
ama sen onları unuttun. Bugün de aynı şekilde sen unutuluyorsun!
127. Doğru yoldan sapanı ve Rabbinin âyetlerine inanmayanı işte böyle
cezalandırırız. Ahiret azabı, elbette daha şiddetli ve daha süreklidir.
128. Bizim, onlardan önce nice nesilleri helâk etmiş olmamız
kendilerini yola getirmedi mi? Halbuki onların yurtlarında gezip
dolaşırlar. Bunda, elbette ki akıl sahipleri için nice ibretler vardır.
129. Eğer Rabbinden, daha önce sâdır olmuş bir söz ve tayin edilmiş
bir vâde olmasaydı, (ceza onlar için de dünyada) kaçınılmaz olurdu.
130. (Resûlüm!) Sen, onların söylediklerine sabret. Güneşin
doğmasından önce de batmasından önce de Rabbini övgü ile tesbih et;
gecenin bir kısım saatleri ile gündüzün etrafında (iki ucunda) da tesbih
et ki, sen, Allah'tan hoşnut olasın, (Allah da senden! ).
131. Sakın, kendilerini denemek için onlardan bir kesimi
faydalandırdığımız dünya hayatının çekiciliğine gözlerini dikme!
Rabbinin nimeti hem daha hayırlı, hem de daha süreklidir.
132. Ailene namazı emret; kendin de ona sabırla devam et. Senden
rızık istemiyoruz; (aksine) biz seni rızıklandırıyoruz. Güzel sonuç,
takvâ iledir.
133. Onlar: (Muhammed) bize Rabbinden bir mucize getirmeli değil
miydi? dediler. Önce gelen kitaplardakinin apaçık delili (Kur'an) onlara
gelmedi mi?
134. Eğer biz, bundan (Kur'an'dan) önce onları bir azapla helâk
etseydik, muhakkak ki şöyle diyeceklerdi: Ya Rabbi! Bize bir elçi
gönderseydin de, şu aşağılığa ve rüsvaylığa düşmeden önce âyetlerine
uysaydık!
135. De ki: Herkes beklemektedir: Öyle ise
siz de bekleyin. Yakında anlayacaksınız; doğru düzgün yolun yolcuları
kimmiş ve hidayette olan kimmiş!
21-ENBİYÂ
Bismillâhirrahmânirrahîm
1. İnsanların hesaba çekilecekleri (gün) yaklaştı. Hal böyle iken
onlar, gaflet içinde yüz çevirdiler.
2. Rablerinden kendilerine ne zaman yeni bir ihtar gelse, onlar bunu,
hep alaya alarak dinlerler.
3.Kalpleri he p
eğlencede(gaflette),hem o zalimler şu gizli fısıltıyı yaptılar: Bu
(Muhammed), sizin gibi bir beşer olmaktan başka nedir ki! Siz şimdi
gözünüz göre göre büyüye mi kapılıyorsunuz?
4. (Peygamber) dedi ki: Rabbim, yerde ve gökte (söylenmiş) her sözü
bilir. O, hakkıyla işiten ve bilendir.
5. "Hayır, dediler, (bunlar) saçma sapan rüyalardır; bilakis onu
kendisi uydurmuştur; belki de o, şairdir. (Eğer öyle değilse) bize
hemen, öncekilere gönderilenin benzeri bir âyet getirsin."
6. Bunlardan önce helâk ettiğimiz hiçbir belde iman etmemişti; şimdi
bunlar mı iman edecekler?
7. Biz, senden önce de, kendilerine vahiy verdiğimiz kişilerden
başkasını peygamber olarak göndermedik. Eğer bilmiyorsanız bilenlerden
sorunuz.
8. Biz onları (peygamberleri), yemek yemez birer (cansız) ceset
olarak yaratmadık. Onlar (bu dünyada) ebedî de değillerdir.
9. Sonra onlara (verdiğimiz) sözü yerine getirdik; böylece, hem
onları hem de dilediğimiz (başka) kimseleri kurtuluşa erdirdik;
müsrifleri de helâk ettik.
10. Andolsun, size i çinde
sizin için öğüt bulunan bir kitap indirdik. Hâla akıllanmaz mısınız?
11. Zalim olan nice beldeyi kırıp geçirdik; arkasından da nice başka
topluluklar vücuda getirdik.
12. Azabımızı hissettiklerinde bir de bakarsın ki oralardan (azap
bölgesinden) kaçıyorlar!
13. "Kaçmayın! İçinde bulunduğunuz refaha ve yurtlarınıza dönün!
Çünkü size sorular sorulacak!"
14. "Vay başımıza gelenlere! dediler; gerçekten biz zalim
insanlarmışız."
15. Biz kendilerini, kuruyup biçilmiş ekine, sönmüş ateşe çevirinceye
kadar bu feryatları sürüp gider.
16. Biz, göğü, yeri ve bunlar arasındakileri, oyuncular (işi,
eğlencesi) olarak yaratmadık.
17. Eğer bir eğlence edinmek isteseydik, onu kendi tarafımızdan
edinirdik. (Bu irademizin eseri olurdu. Ama) biz (bunu) yapanlardan
değiliz.
18. Bilakis biz, hakkı bâtılın tepesine bindiririz de o, bâtılın
işini bitirir. Bir de bakarsınız ki, bâtıl yok olup gitmiştir. (Allah'a)
yakıştırdığınız sıfatlardan dolayı yazıklar olsun size!
19. Göklerde ve yerde kimler varsa O'na aittir. O'nun huzurunda
bulunanlar, O'na ibadet hususunda kibirlenmezler ve yorulmazlar.
20. Onlar, bıkıp usanmaksızın gece gündüz (Allah'ı) tesbih ederler.
21. Yoksa (o müşrikler), yerden birtakım tanrılar edindiler de,
(ölüleri) onlar mı diriltecekler?
22. Eğer yerde ve gökte Allah'tan başka tanrılar bulunsaydı, yer ve
gök, (bunların nizamı) kesinlikle bozulup gitmişti. Demek ki Arş'ın
Rabbi olan Allah, onların yakıştırdıkları sıfatlardan münezzehtir.
23. Allah, yaptığından sorumlu tutulamaz; onlar ise sorguya ç ekileceklerdir.
24. Yoksa O'ndan başka birtakım tanrılar mı edindiler? De ki: Haydi
delillerinizi getirin! İşte benimle beraber olanların Kitab'ı ve benden
öncekilerin Kitab'ı. Hayır, onların çoğu hakkı bilmezler; bu yüzden de
yüz çevirirler.
25. Senden önce hiçbir resûl göndermedik ki ona: "Benden başka İlâh
yoktur; şu halde bana kulluk edin" diye vahyetmiş olmayalım.
26. Rahmân (olan Allah, melekleri) evlât edindi, dediler. Hâşâ! O,
bundan münezzehtir. Bilakis (melekler), lütuf ve ihsana mazhar olmuş
kullardır.
27. O'ndan (emir almazdan) önce konuşmazlar; onlar, sadece O'nun emri
ile hareket ederler.
28. Allah, onların önlerindekini de, arkalarındakini de (yaptıklarını
da, yapacaklarını da) bilir. Allah rızasına ulaşmış olanlardan başkasına
şefaat etmezler. Onlar, Allah korkusundan titrerler!
29. Onlardan her kim: "Tanrı O değil, benim!" derse, biz onu
cehennemle cezalandırırız. İşte biz, zalimlere böyle ceza veririz!
30. İnkâr edenler, göklerle yer bitişik bir halde iken bizim, onları
birbirinden kopardığımızı ve her canlı şeyi sudan yarattığımızı görüp
düşünmediler mi? Yine de inanmazlar mı?
31. Onları sarsmasın diye yeryüzünde bir takım dağlar diktik. Orada
geniş geniş yollar açtık; ta ki maksatlarına ulaşsınlar.
32. Biz, gökyüzünü korunmuş bir tavan gibi yaptık. Onlar ise,
gökyüzünün âyetlerinden yüz çevirirler.
33. O, geceyi, gündüzü, güneşi, ayı... yaratandır. Her biri bir
yörüngede yüzmektedirler.
34. Biz, senden önce de hiçbir beşere ebedîlik vermedik. Şimdi sen
ölürsen, sanki onlar ebedî m i kalacaklar?
35. Her canlı, ölümü tadar. Bir deneme olarak sizi hayırla da, şerle
de imtihan ederiz. Ve siz, ancak bize döndürüleceksiniz.
36. (Resûlüm!) Kâfirler seni gördükleri zaman: "Sizin ilâhlarınızı
diline dolayan bu mu?" diyerek seni hep alaya alırlar. Halbuki onlar,
çok esirgeyici Allah'ın Kitabını inkâr edenlerin ta kendileridir.
37. İnsan, aceleci (bir tabiatta) yaratılmıştır. Size âyetlerimi
göstereceğim; benden acele istemeyin.
38. "Eğer, diyorlar, doğru iseniz, ne zaman (gerçekleşecek) bu
tehdit?"
39. İnkâr edenler, yüzlerinden ve sırtlarından (saran) ateşi
savamayacakları, kendilerine yardım dahi edilmeyeceği zamanı bir
bilselerdi!
40. Bilâkis kendilerine o (kıyamet) öyle âni gelir ki, onları
şaşırtır. Artık, ne reddedebilirler onu, ne de kendilerine mühlet
verilir.
41. Andolsun, senden önceki peygamberlerle de alay edildi; ama onları
alaya alanları, o alay konusu ettikleri şey kuşatıverdi.
42. De ki: Allah'a karşı sizi gece gündüz kim koruyacak? Buna rağmen
onlar Rablerini anmaktan yü z çevirirler.
43. Yoksa kendilerini bize karşı savunacak birtakım ilâhları mı var?
(O ilâh dedikleri şeyler) kendilerine bile yardım edecek güçte
değildirler. Onlar bizden de alâka ve destek görmezler.
44. Evet, onları da, atalarını da barındırdık. Nihayet ömür
kendilerine (hiç bitmeyecek gibi) uzun geldi. Oysa onlar, bizim gelip
(kâfirlere ait) araziyi çevresinden eksilteceğimizi görmezler mi? Şu
halde, üstün gelen onlar mı?
45. De ki: Ben, sadece, vahiy ile sizi ikaz ediyorum. Fakat, sağır
olanlar, ikaz edildikleri zaman bu çağrıyı duymazlar.
46. Andolsun, onlara Rabbinin azabından ufak bir esinti dokunsa, hiç
şüphesiz, "Vah bize! Hakikaten biz zalim kimselermişiz!" derler.
47. Biz, kıyamet günü için adalet terazileri kurarız. Artık kimseye,
hiçbir şekilde haksızlık edilmez. (Yapılan iş,) bir hardal tanesi kadar
dahi olsa, onu (adalet terazisine) getiririz. Hesap gören olarak biz
(herkese) yeteriz.
48. Andolsun biz, Musa ve Harun'a, takvâ sahipleri için bir ışık, bir
öğüt ve Furkan'ı verdik.
49. (O t akvâ sahipleri
ki) onlar, görmedikleri halde Rablerine candan saygı gösterirler. Yine
onlar, kıyametten korkan kimselerdir.
50. İşte bu (Kur'an) da, bizim indirdiğimiz hayırlı ve faydalı bir
öğüttür. Şimdi onu inkâr mı ediyorsunuz?
51. Andolsun biz İbrahim'e daha önce rüşdünü vermiştik. Biz onu iyi
tanırdık.
52. O, babasına ve kavmine: Şu karşısına geçip tapmakta olduğunuz
heykeller de ne oluyor? demişti.
53. Dediler ki: Biz, babalarımızı bunlara tapar kimseler bulduk.
54. Doğrusu, siz de, babalarınız da açık bir sapıklık içindesiniz,
dedi.
55. Dediler ki: Bize gerçeği mi getirdin, yoksa sen oyunbazlardan
biri misin?
56. Hayır, dedi, sizin Rabbiniz, yarattığı göklerin ve yerin de
Rabbidir ve ben buna şahitlik edenlerdenim.
57. Allah'a yemin ederim ki, siz ayrılıp gittikten sonra putlarınıza
bir oyun oynayacağım!
58. Sonunda İbrahim onları paramparça etti. Yalnız onların büyüğünü
bıraktı; belki ona müracaat ederler diye.
59. Bunu tanrılarımıza kim yaptı? Muhakkak o, zalimlerden biridir,
dediler.
60. (Bir kısmı:) Bunları
diline dolayan bir genç duyduk; kendisine İbrahim denilirmiş, dediler.
61. O halde, dediler, onu hemen insanların gözü önüne getirin. Belki
şahitlik ederler.
62. Bunu ilâhlarımıza sen mi yaptın ey İbrahim? dediler.
63. Belki de bu işi şu büyükleri yapmıştır. Hadi onlara sorun; eğer
konuşuyorlarsa! dedi.
64. Bunun üzerine, kendi vicdanlarına dönüp (kendi kendilerine)
"Zalimler sizlersiniz, sizler!" dediler.
65. Sonra tekrar eski inanç ve tartışmalarına döndüler: Sen bunların
konuşmadığını pek âlâ biliyorsun, dediler.
66. İbrahim: Öyleyse, dedi, Allah'ı bırakıp da, size hiçbir fayda ve
zarar vermeyen bir şeye hâla tapacak mısınız?
67. Size de, Allah'ı bırakıp tapmakta olduğunuz şeylere de yuh olsun!
Siz akıllanmaz mısınız?
68. (Bir kısmı:) Eğer iş yapacaksanız, yakın onu da tanrılarınıza
yardım edin! dediler.
69. "Ey ateş! İbrahim için serinlik ve esenlik ol!" dedik.
70. Böylece ona bir tuzak kurmak istediler; fakat biz onları, daha
çok hüsrana uğrayanlar durumuna soktuk.
71. Bi z, onu ve Lût'u
kurtararak, içinde cümle âleme bereketler verdiğimiz ülkeye ulaştırdık.
72. Ona (İbrahim'e), İshak'ı ve fazladan bir bağış olmak üzere
Ya'kub'u lütfettik; herbirini sâlih insanlar yaptık.
73. Onları, emrimiz uyarınca doğru yolu gösteren önderler yaptık ve
kendilerine hayırlı işler yapmayı, namaz kılmayı, zekât vermeyi
vahyettik. Onlar, daima bize ibadet eden kimselerdi.
74. Lût'a gelince, ona da hüküm (hakimlik, peygamberlik, hükümdarlık)
ve ilim verdik; onu, çirkin işler yapmakta olan memleketten kurtardık.
Zira onlar (o memleketin halkı), gerçekten fena işler yapan kötü bir
kavimdi.
75. Onu (Lût'u) rahmetimize kabul ettik; çünkü o, sâlihlerden idi.
76. Daha önce Nuh da dua etmiş, biz onun duasını kabul etmiştik.
Böylece, kendisini ve (iman eden) yakınlarını büyük sıkıntıdan
kurtarmıştık.
77. Onu, âyetlerimizi inkâr eden kavimden koruduk. Gerçekten onlar,
fena bir kavim idi; bu yüzden topunu birden (suya) gömdük.
78. Davud ve Süleyman'ı da (an). Bir zaman, bir ekin konusunda hüküm
veriyorlardı: bir gurup insanın koyun sürüsü, geceleyin başıboş bir
vaziyette bu ekinin içine dağılıp ziyan vermişti. Biz onların hükmünü
görüp bilmekte idik.
79. Böylece bunu (bu fetvayı) Süleyman'a biz anlatmıştık. Biz,
onların her birine hüküm (hükümdarlık, peygamberlik) ve ilim verdik.
Kuşları ve tesbih eden dağları da Davud'a boyun eğdirdik. (Bunları) biz
yapmaktayız.
80. Ona, savaş sıkıntılarınızdan sizi koruması için zırh yapmayı
öğrettik. Artık şükredecek misiniz?
81. Süleyman'ın emrine de kasırga (gibi esen) rüzgârı verdik; onun
emriyle içinde bereketler yarattığımız yere doğru eserdi. Biz herşeyi
biliriz.
82. Şeytanlar arasından da, onun için dalgıçlık eden (ve inciler
çıkaran) ve bundan başka işler görenler vardı. Biz onları gözetim
altında tutuyorduk.
83. Eyyub'u da (an). Hani Rabbine: "Başıma bu dert geldi. Sen,
merhametlilerin en merhametlisisin" diye niyaz etmişti.
84. Bunun üzerine biz, tarafımızdan bir rahmet ve kulluk edenler için
bir hatıra olmak üzere onun duasını kabul ettik; kendisinde dert ve
sıkıntı olarak ne varsa giderdik ve ona aile efradını, ayrıca bunlarla
birlikte bir mislini daha verdik.
85. İsmail'i, İdris'i ve Zülkifi de (yâdet). Hepsi de sabreden
kimselerdendi.
86. Onları rahmetimize kabul ettik. Onlar hakikaten iyi
kimselerdendi.
87. Zünnûn'u da (Yunus'u da zikret). O öfkeli bir halde geçip
gitmişti; bizim kendisini asla sıkıştırmayacağımızı zannetmişti. Nihayet
karanlıklar içinde: "Senden başka hiçbir tanrı yoktur. Seni tenzih
ederim. Gerçekten ben zalimlerden oldum!" di ye
niyaz etti.
88. Bunun üzerine onun duasını kabul ettik ve onu kederden kurtardık.
İşte biz müminleri böyle kurtarırız.
89. Zekeriyya'yı da (an). Hani o, Rabbine şöyle niyaz etmişti:
Rabbim! Beni yalnız bırakma! Sen, vârislerin en hayırlısısın, (her şey
sonunda senindir).
90. Biz onun da duasını kabul ettik ve ona Yahya'yı verdik; eşini de
kendisi için (çocuk doğurmaya) elverişli kıldık. Onlar (bütün bu
peygamberler), hayır işlerinde koşuşurlar, umarak ve korkarak bize
yalvarırlardı; onlar, bize karşı derin saygı içindeydiler.
91. Irzını iffetle korumuş olanı (Meryem'i de an.) Biz ona ruhumuzdan
üfledik; onu ve oğlunu cümle âlem için bir ibret kıldık.
92. Hakikaten bu (bütün peygamberler ve onlara iman edenler) bir tek
ümmet olarak sizin ümmetinizdir. Ben de sizin Rabbinizim. Öyle ise bana
kulluk edin.
93. (İnsanlar) kendi aralarında (din ve devlet) işlerinin birliğini
bozdular. Halbuki hepsi bize döneceklerdir.
94. Bu durumda her kim mümin olarak iyi davranışlar yaparsa onun
çabasını görmezlikten gelmek olmaz. Zira biz onu yazmaktayız.
95. Helâk ettiğimiz bir belde için artık (yeniden mâmur olmak)
imkânsızdır; çünkü onlar geri dönemeyeceklerdir.
96. Nihayet Ye'cûc ve Me'cûc (sedleri) açıldığı ve onlar her tepeden
akın ettiği zaman;
97. Ve gerçek vaad (ölüm, kıyamet) yaklaşınca, birden, inkâr
edenlerin gözleri donakalır! "Yazıklar olsun bize! (derler), gerçekten
biz, bu durumdan habersizmişiz; hatta biz zalim kimselermişiz."
98. Siz ve Allah'ın dışında taptığınız şeyler cehennem yakıtısınız.
Siz or aya gireceksiniz.
99. Eğer onlar birer tanrı olsalardı oraya (cehenneme) girmezlerdi.
Halbuki hepsi (tapanlar da tapılanlar da) orada ebedî kalacaklardır.
100. Orada onlara inim inim inlemek düşer. Yine onlar orada (hiçbir
iyi haber) duymazlar.
101. Tarafımızdan kendilerine güzel âkıbet takdir edilmiş olanlara
gelince, işte bunlar cehennemden uzak tutulurlar.
102. Bunlar onun uğultusunu duymazlar; gönüllerinin dilediği nimetler
içinde ebedî kalırlar.
103. En büyük dehşet dahi onları tasalandırmaz. Melekler kendilerini
şöyle karşılar: İşte bu size vâdedilmiş olan (mutlu) gününüzdür.
104. (Düşün o) günü ki, yazılı kâğıtların tomarını dürer gibi göğü
toplayıp düreriz. Tıpkı ilk yaratmaya başladığımız gibi onu tekrar o
hale getiririz. (Bu,) üzerimize aldığımız bir vaad oldu. Biz, (vâdettiğimizi)
yaparız.
105. Andolsun Zikir'den sonra Zebur'da da: "Yeryüzüne iyi kullarım
vâris olacaktır" diye yazmıştık.
106. İşte bunda, (bize) kulluk eden bir kavim için bir mesaj vardır.
107. (Resûlüm!) Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.
108. De ki: Bana sadece, sizin ilâhınızın ancak bir tek Allah olduğu
vahyedildi. Hâla müslüman olmayacak mısınız?
109. Eğer yüz çevirirlerse de ki: (Bana emrolunanı) hepinize
açıkladım. Artık size vâdolunan şey (mahşerde toplanma zamanınız) yakın
mı uzak mı, bilmiyorum.
110. Şüphesiz Allah sözün açığını da bilir, gizli tuttuklarınızı da
bilir.
111.Bilmiyorum, belki de o (azabın ertelenmesi), sizi denemek ve bir
zamana kadar sizi (imkânlardan) faydalandırmak içindir.
112. (Muh ammed:) Rabbim!
(Onlar hakkında) adaletinle hükmünü ver. Bizim Rabbimiz Rahmân'dır.
Sizin anlattıklarınıza karşı yardımı umulandır, dedi.
22-HACC
Bismillâhirrahmânirrahîm
l. Ey insanlar! Rabbinizden korkun! Çünkü kıyamet vaktinin depremi
müthiş bir şeydir!
2. Onu gördüğünüz gün, her emzikli kadın emzirdiği çocuğu unutur, her
gebe kadın çocuğunu düşürür. İnsanları da sarhoş bir halde görürsün.
Oysa onlar sarhoş değillerdir; fakat Allah'ın azabı çok dehşetlidir!
3. İnsanlardan, bilgisi olmaksızın Allah hakkında tartışmaya giren ve
her inatçı şeytana uyan birtakım kimseler vardır.
4. Onun (şeytan) hakkında şöyle yazılmıştır: Kim onu yoldaş edinirse
bilsin ki (şeytan) kendisini saptıracak ve alevli ateşin azabına
sürükleyecektir.
5. Ey insanlar! Eğer yeniden dirilmekten şüphede iseniz, şunu bilin
ki, biz sizi topraktan, sonra nutfeden, sonra alakadan (aşılanmış
yumurtadan), sonra uzuvları (önce) belirsiz, (sonra) belirlenmiş canlı
et parçasından (uzuvları zamanla oluşan ceninden) yarattık ki size
(kudretimizi) gösterelim. Ve dilediğimizi, belirlenmiş bir süreye kadar
rahimlerde bekletiriz; sonra sizi bir bebek olarak dışarı çıkarırız.
Sonra güçlü çağınıza ulaşmanız için (sizi büyütürüz). İçinizden kimi
vefat eder; yine içinizden kimi de ömrün en verimsiz çağına kadar
götürülür; ta ki bilen bir kimse olduktan sonra bir şey bilmez hale
gelsin. Sen, yeryüzünü de kupkuru ve ölü bir halde görü rsün;
fakat biz, üzerine yağmur indirdiğimizde o, kıpırdanır, kabarır ve her
çeşitten (veya çiftten) iç açıcı bitkiler verir.
6. Çünkü Allah hakkın ta kendisidir; O, ölüleri diriltir; yine O, her
şeye hakkıyla kadirdir.
7. Kıyamet vakti de gelecektir; bunda şüphe yoktur. Ve Allah
kabirlerdeki kimseleri diriltip kaldıracaktır.
8. İnsanlardan bazısı, bir bilgisi, bir rehberi ve (vahye dayanan)
aydınlatıcı bir kitaba dayanmaksızın, Allah hakkında tartışır.
9. Allah yolundan saptırmak için yanını eğip bükerek (kibir ve azamet
içinde) Allah hakkında tartışmaya kalkar. Onun için dünyada bir rezillik
vardır; kıyamet gününde ise ona yakıcı azabı tattıracağız.
10. İşte bu, önceden yapıp ettiklerin yüzündendir (denilir). Elbette
Allah kullarına haksızlık edici değildir.
11. İnsanlardan kimi Allah'a yalnız bir yönden kulluk eder. Şöyle ki:
Kendisine bir iyilik dokunursa buna pek memnun olur, bir de musibete
uğrarsa çehresi değişir (dinden yüz çevirir). O, dünyasını da, ahiretini
de kaybetmiştir. İşte bu, apaçık ziyanın ta kendisidir.
12. O, Allah'ı bırakıp, kendisine ne faydası, ne de zararı dokunacak
olan şeylere yalvarır. Bu, (haktan) büsbütün uzak olan sapıklığın ta
kendisidir.
13. O, zararı faydasından daha (akla) yakın olan bir varlığa
yalvarır. O (yalvardığı), ne kötü bir yardımcı, ne kötü bir dosttur!
14. Muhakkak ki Allah, iman edip iyi davranışlarda bulunan kimseleri,
zemininden ırmaklar akan cennetlere kabul eder. Şüphesiz Allah dilediği
şeyi yapar.
15. Her kim, Allah'ın, dünya ve ahirette ona (Resûlüne) asla yardım
etmeyeceğini zannetmekte ise, (Allah ona yardım ettiğine göre) artık o
kimse tavana bir ip atsın; (boğazına geçirsin); sonra da (ayağını
yerden) kessin! Şimdi bu kimse baksın! Acaba, hilesi (bu yaptığı), öfke
duyduğu şeyi (Allah'ın Peygamber'e yardımını) gerçekten engelleyecek mi?
16. İşte böylece biz o Kur'an'ı açık seçik âyetler halinde indirdik.
Gerçek şu ki Allah dilediği kimseyi doğru yola sevkeder.
17. Mümin olanlar, yahudi olanlar, sâbiîler, hıristiyanlar, mecûsîler
ve müşrik olanlara gelince, muhakkak ki Allah, bunlar arasında kıyamet
gününde (ayrı ayrı) hükmünü verir. Çünkü Allah her şeyi hakkıyla
bilendir.
18. Görmez misin ki, göklerde olanlar ve yerde olanlar, güneş, ay,
yıldızlar, dağlar, ağaçlar, hayvanlar ve insanların birçoğu Allah'a
secde ediyor; birçoğunun üzerine de azap hak olmuştur. Allah kimi hor ve
hakir kılarsa, artık onu değerli kılacak bir kimse yoktur. Şüphesiz
Allah dilediğini yapar.
19. Şu iki gurup, Rableri hakkında çekişen iki hasımdır: İmdi, inkâr
edenler için ateşten bir elbise biçilmiştir. Onların başlarının üstünden
kaynar su dökülecektir!
20. Bununla, karınlarının içindeki (organlar) ve derileri
eritilecektir!
21. Bir de onlar için demir kamçılar vardır!
22. Izdıraptan dolayı oradan her çıkmak istediklerinde, oraya geri
döndürülürler ve: "Tadın bu yakıcı azabı!" (denilir).
23. Muhakkak ki Allah, iman edip iyi davranışlarda bulunanları,
zemininden ırmaklar akan cennetlere kabul eder. Bunlar orada altın
bileziklerle ve incilerle bezenirler. Orada giyecekleri
ise ipektir.
24. Ve onlar, sözün en güzeline yöneltilmişler, övgüye lâyık olan
Allah'ın yoluna iletilmişlerdir.
25. İnkâr edenler, Allah'ın yolundan ve -yerli, taşralı- bütün
insanlara eşit (kıble veya mâbed) kıldığımız Mescid-i Harâm'dan
(insanları) alıkoymaya kalkanlar (şunu bilmeliler ki) kim orada (böyle)
zulüm ile haktan sapmak isterse ona acı azaptan tattırırız.
26. Bir zamanlar İbrahim'e Beytullah'ın yerini hazırlamış ve (ona
şöyle demiştik): Bana hiçbir şeyi eş tutma; tavaf edenler, ayakta ibade t
edenler, rükû ve secdeye varanlar için evimi temiz tut.
27. İnsanlar arasında haccı ilân et ki,gerek yaya olarak, gerekse
nice uzak yoldan gelen argın develer üzerinde sana gelsinler.
28. Ta ki kendilerine ait bir takım yararları yakînen görmeleri,
Allah'ın kendilerine rızık olarak verdiği kurbanlık hayvanlar üzerine
belli günler de Allah'ın ismini ansanlar . Artık ondan hem kendiniz
yeyin,hem de yoksula, fakire yedirin.
29. Sonra kirlerini gidersinler; adaklarını yerine getirsinler ve o
Eski Ev'i (Kâb e'yi) tavaf etsinler.
30. Durum böyle. Her kim, Allah'ın emir ve yasaklarına saygı
gösterirse, bu, Rabbinin katında kendisi için daha hayırlıdır. (Haram
olduğu) size okunanların dışında kalan hayvanlar size helâl kılındı. O
halde, pislikten, putlardan sakının; yalan sözden sakının.
31. Kendisine ortak koşmaksızın Allah'ın hanifleri (O'nun birliğini
tanıyan müminler olun). Kim Allah'a ortak koşarsa sanki o, gökten düşüp
parçalanmış da kendisini kuşlar kapmış, yahut rüzgâr onu uzak bir yere
sürüklemiş (bir nesne) gibidir.
32. Durum öyledir. Her kim Allah'ın hükümlerine saygı gösterirse,
şüphesiz bu, kalplerin takvâsındandır.
33. Onlarda (kurbanlık hayvanlarda veya hac fiillerinde) sizin için
belli bir süreye kadar birtakım yararlar vardır. Sonra bunların
varacakları (biteceği) yer, Eski Ev'e (Kâbe'ye) kadardır.
34. Biz, her ümmete -(Kurban kesmeye uygun) hayvan cinsinden
kendilerine rızık olarak verdiklerimiz üzerine Allah'ın adını ansınlar
diye- kurban kesmeyi gerekli kıldık. İmdi, İlâhınız, bir tek İlah'tır.
Öyle ise, O'na teslim olun. (Ey Muhammed!) O ihlâslı ve mütevazi
insanları müjdele!
35. Onlar öyle kimseler ki, Allah anıldığı zaman kalpleri titrer;
başlarına gelene sabrederler, namaz kılarlar ve kendilerine rızık olarak
verdiğimiz şeylerden (Allah için) harcarlar.
36. Biz, büyük baş hayvanları da sizin için Allah'ın (dininin)
işaretlerinden (kurban) kıldık. Onlarda sizin için hayır vardır. Şu
halde onlar, ayakları üzerine dururken üzerlerine Allah'ın ismini anınız
(ve kurban ediniz). Yan üstü yere düştüklerinde ise, artık (canı
çıktığında) onlardan hem kendiniz yeyin, hem de ihtiyacını
gizleyen-gizlemeyen fakirlere yedirin. İşte bu hayvanları biz,
şükredesiniz diye sizin istifadenize verdik.
37. Onların ne etleri ne de kanları Allah'a ulaşır; fakat O'na sadece
sizin takvânız ulaşır. Sizi hidayete erdirdiğinden dolayı Allah'ı büyük
tanıyasınız diye O, bu hayvanları böylece sizin istifadenize verdi. (Ey
Muhammed!) Güzel davrananları müjdele!
38. Allah, iman edenleri korur. Şu da muhakkak ki Allah, h ain
ve nankör olan herkesi sevgisinden mahrum eder.
39. Kendileriyle savaşılanlara (müminlere), zulme uğramış olmaları
sebebiyle, (savaş konusunda) izin verildi. Şüphe yok ki Allah, onlara
yardıma mutlak surette kadirdir.
40. Onlar, başka değil, sırf "Rabbimiz Allah'tır" dedikleri için
haksız yere yurtlarından çıkarılmış kimselerdir. Eğer Allah, bir kısım
insanları (kötülüklerini) diğer bir kısmı ile defedip önlemeseydi,
mutlak surette, içlerinde Allah'ın ismi bol bol anılan manastırlar,
kiliseler, havralar ve mescidler yıkılır giderdi. Allah, kendisine
(kendi dinine) yardım edenlere muhakkak surette yardım eder. Hiç
şüphesiz Allah, güçlüdür, galiptir.
41. Onlar (o müminler) ki, eğer kendilerine yeryüzünde iktidar
verirsek namazı kılar, zekâtı verirler, iyiliği emreder ve kötülükten
nehyederler. İşlerin sonu Allah'a varır.
42. (Resûlüm!) Eğer onlar (inkârcılar) seni yalanlıyorlarsa, (şunu
bil ki) onlardan önce Nuh'un kavmi, Ad, Semûd(kavimleri de kendi
peygamberlerini) yalanladılar
43. İbrahim'in kavmi de, Lût'un kavmi de (peygamberlerini)
yalanladılar.
44.(Şuayb'ın kavmi olan) Medyen halkı da(Şûayb'ı) yalanladılar. Musa
da yalanlanmıştı. İşte ben o kâfirlere süre tanıdım, sonra onları
yakaladım. Nasıl oldu benim onları reddim (cezalandırmam)!
45. Nitekim, birçok memleket vardı ki, o memleket (halkı) zulmetmekte
iken, biz onları helâk ettik. Şimdi o ülkelerde duvarlar, (çökmüş)
tavanların üzerine yıkılmıştır. Nice kullanılmaz hale gelmiş kuyular ve
(ıssız kalmış) ulu saraylar vardır.
46. (Sana karşı çıkanlar) hiç yeryüzünde dolaşmadılar mı? Zira
dolaşsalardı elbette düşünecek kalpleri ve işitecek kulakları olurdu.
Ama gerçek şu ki, gözler kör olmaz; lâkin göğüsler içindeki kalpler kör
olur.
47. (Resûlüm!) Onlar senden azabın çabuk gelmesini istiyorlar. Allah
vâdinden asla dönmez. Muhakkak ki, Rabbinin nezdinde bir gün sizin
saymakta olduklarınızdan bin yıl gibidir.
48. Nice ülkeler var ki, zulmedip dururlarken onlara mühlet verdim.
Sonunda onları yakaladım. Dönüş yalnız banadır.
49. De ki: Ey insanlar!
Ben ancak sizin için apaçık bir uyarıcıyım.
50. İman edip sâlih ameller işleyen kimseler için mağfiret ve bol
rızık vardır.
51. Ayetlerimiz hakkında (onları tesirsiz kılmak için) birbirlerini
geri bırakırcasına yarışanlara gelince, işte bunlar, cehennemliklerdir.
52. (Ey Muhammed!) Biz, senden önce hiçbir resûl ve nebî göndermedik
ki, o, bir temennide bulunduğunda, şeytan onun dileğine ille de (beşerî
arzular) katmaya kalkışmasın. Ne var ki Allah, şeytanın katacağı şeyi
iptal eder. Sonra Allah, kendi âyetlerini (lafız ve mana bakımından)
sağlam olarak yerleştirir. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet
sahibidir.
53. (Allah, şeytanın böyle yapmasına müsaade eder ki) kalplerinde
hastalık olanlar ve kalpleri katılaşanlar için, şeytanın kattığı şeyi
bir deneme (vesilesi) yapsın. Zalimler, gerçekten (haktan) oldukça uzak
bir ayrılık içindedirler.
54. Bir de, kendilerine ilim verilenler., onun (Kur'an'ın) hakikaten
Rabbin tarafından gelmiş bir gerçek olduğunu bilsinler de ona
inansınlar, bu sayede kalpleri huzur ve tatmine kavuşsun. Şüphesiz ki
Allah, iman edenleri, kesinlikle dosdoğru bir yola yöneltir.
55. İnkâr edenler, kendilerine o saat ansızın gelinceye, yahut da
(kendileri için hayır yönünden) kısır bir günün azabı gelinceye kadar
onun (Kur'an) hakkında hep şüphe içindedirler.
56. O gün, mülk Allah'ındır. İnsanlar arasında hüküm verir. (Bu hüküm
gereği) iman edip iyi davranışlarda bulunanlar Naîm cennetlerinin
içindedirler.
57. İnkâr edip âyetlerimizi yalanlayanlara gelince, işte onlar için
alçaltıcı bir azap vardır.
58. Allah yolunda hicret edip sonra öldürülen yahut ölenleri hiç
şüphesiz Allah güzel bir rızıkla rızıklandıracaktır. Şüphesiz Allah,
evet O, rızık verenlerin en hayırlısıdır.
59. Allah onları, herhalde memnun kalacakları bir girilecek yere
sokacaktır. Allah, kesinlikle tam bir bilgi sahibidir, halîmdir.
60. İşte böyle. Her kim, kendisine verilen eziyetin dengi ile
karşılık verir de, bundan sonra kendisine yine bir tecavüz ve zulüm vaki
olursa, emin olmalıdır ki, Allah ona mutlaka yardım edecektir. Hakikaten
Allah çok bağışlayıcı ve mağfiret edicidir.
61. Böylece (Allah, haksızlığa uğrayana yardım edecektir ve buna
kadirdir). Çünkü Allah, geceyi gündüze katar, gündüzü geceye katar. Şu
da muhakkak ki Allah, hakkıyla işiten ve görendir.
62. Böyledir. Çünkü Allah, hakkın ta kendisidir. O'nun dışındaki
taptıkları ise bâtılın ta kendisidir. Gerçek şu ki Allah, evet O,
uludur, büyüktür.
63. Görmedin mi, Allah, gökten yağnmur indirdi de bu sayede yeryüzü
yeşeriyor. Gerçekten Allah çok lütufkârdır. (her şeyden) haberdardır.
64. Göklerde ve yerde ne varsa O'nundur. Hakikaten Allah, yalnız O
zengindir, övgüye değerdir.
65. Görmedin mi, Allah, yerdeki eşyayı ve emri uyarınca denizde yüzen
gemileri sizin hizmetinize verdi. Göğü de, kendi izni olmadıkça yer
üzerine düşmekten korur. Çünkü Allah, insanlara çok şefkatli ve çok
merhametlidir.
66. O, (önce) size hayat veren, sonra sizi öldürecek, sonra yine
diriltecek olandır. Gerçekten insan, çok nankördür.
67. Biz, her ümmete, uygulamakta oldukla rı
bir ibadet tarzı gösterdik. Öyle ise onlar (ehl-i kitap) bu işte seninle
çekişmesinler. Sen, Rabbine davet et. Zira sen, hakikaten dosdoğru bir
yoldasın.
68. Eğer seninle münakaşa ve mücâdeleye girişirlerse: "Allah
yaptığınızı çok iyi bilmektedir" de.
69. Allah kıyamet gününde, ihtilâf etmekte olduğunuz konulara dair
aranızda hüküm verecektir.
70. Bilmez misin ki, Allah, yerde ve gökte ne varsa bilir? Bu, bir
kitapta (levh-i mahfuzda) mevcuttur. Bu (eşya ve olayların bilgisine
sahip olmak), Allah için çok kolaydır.
71. Onlar, Allah'ı bırakıp, Allah'ın kendisine hiçbir delil
indirmediği, kendilerinin dahi hakkında bilgi sahibi olmadıkları şeylere
tapıyorlar. Zalimlerin hiç yardımcısı yoktur.
72. Âyetlerimiz açık açık kendilerine okunduğunda, kâfirlerin
suratlarında hoşnutsuzluk sezersin. Onlar, kendilerine âyetlerimizi
okuyanların neredeyse üzerlerine saldırırlar. De ki: Size bundan (bu
öfke ve huzursuzluğunuzdan) daha kötüsünü bildireyim mi?
Cehennem! Allah, onu kâfirlere (ceza olarak) bildirdi. O, ne kötü
sondur!
73. Ey insanlar! (Size) bir misal verildi; şimdi onu dinleyin:
Allah'ı bırakıp da yalvardıklarınız (taptıklarınız) bunun için bir araya
gelseler bile bir sineği dahi yaratamazlar. Sinek onlardan bir şey
kapsa, bunu ondan geri de alamazlar. İsteyen de âciz ,
kendinden istenen de!
74. Onlar, (Bu âciz putları Allah'a ortak koşmak suretiyle) Allah'ın
kadrini hakkıyla bilemediler. Hiç şüphesiz Allah, çok kuvvetlidir, çok
üstündür.
75. Allah meleklerden de elçiler seçer, insanlardan da. Şüphesiz
Allah işitendir, görendir.
76. Onların önlerindekini de, arkalarındakini de (yaptıklarını da,
yapacaklarını da) bilir. Bütün işler Allah'a döndürülür.
77. Ey iman edenler! Rükû edin; secdeye kapanın; Rabbinize ibadet
edin; hayır işleyin ki kurtuluşa eresiniz.
78. Allah uğrunda, hakkını vererek cihad edin. O, sizi seçti; din
hususunda üzerinize hiçbir zorluk yüklemedi; babanız İbrahim'in dininde
(de böyleydi). Peygamberin size şahit olması, sizin de insanlara şahit
olmanız için, O, gerek daha önce (gelmiş kitaplarda), gerekse bunda (Kur'an'da)
size "müslümanlar" adını verdi. Öyle ise namazı kılın; zekâtı verin ve
Allah'a sımsıkı adını verdi. Öyle ise namazı kılın; zekâtı verin ve
Allah'a sımsıkı sarılın. O, sizin mevlânızdır. Ne güzel mevlâdır, ne
güzel yardımcıdır!
23-MÜ'MİNÛN
Bismillâhirrahmânirrahîm
1. Gerçekten müminler kurtuluşa ermiştir;
2. Onlar ki, namazlarında huşû içindedirler;
3. Onlar ki, boş ve yararsız şeylerden yüz çevirirler;
4. Onlar ki, zekâtı verirler;
5. Ve onlar ki, iffetlerini korurlar;
6. Ancak eşleri ve ellerinin sahip olduğu (câriyeleri) hariç.
(Bunlarla ilişkilerden dolayı) kınanmış değillerdir.
7. Şu halde, kim bunun ötesine gitmek isterse, işte bunlar, haddi
aşan kimselerdir.
8. Yine onlar (o müminler) ki, emanetlerine ve ahidlerine riayet
ederler;
9. Ve onlar ki, namazlarına devam ederler.
10. İşte, asıl bunlar vâris olacaklardır;
11. (Evet) Firdevs'e vâris olan bu kimseler, orada ebedî
kalıcıdırlar.
12. Andolsun biz insanı, çamurdan (süzülüp çıkarılmış) bir özden
yarattık.
13. Sonra onu sağlam bir karargâhta nutfe haline getirdik.
14. Sonra nutfeyi alaka (aşılanmış yumurta) yaptık. Peşinden,
alakayı, bir parçacık et haline soktuk; bu bir parçacık eti kemiklere
(iskelete) çevirdik; bu kemikleri etle kapladık. Sonra onu başka bir
yaratışla insan haline getirdik. Yapıpyaratanların en
güzeli olan Allah pek yücedir.
15. Sonra, muhakkak ki siz, bunun ardından elbet öleceksiniz.
16. Sonra da şüphesiz, sizler kıyamet gününde tekrar
diriltileceksiniz.
17. Andolsun biz, sizin üstün üzde
yedi yol yarattık. Biz yaratmaktan habersiz değiliz.
18. Gökten uygun bir ölçüde yağmur indirip onu arzda durdurduk. Bizim
onu gidermeye de elbet gücümüz yeter.
19. Böylece onun (yağmurun) sayesinde sizin yararınıza hurma
bahçeleri ve üzüm bağları meydana getirdik. Bunlarda sizin için birçok
meyveler vardır ve siz onlardan yersiniz.
20. Tûr-i Sînâ'da da yetişen bir ağaç daha meydana getirdik ki, bu
ağaç hem yağ hem de yiyenlerin ekmeğine katık edecekleri (zeytin) verir.
21. Hayvanlarda sizin için e lbette
ibretler vardır. Onların karınlarındakinden (sütlerinden) size içiririz.
Onlarda sizin için birçok faydalar daha vardır; etlerinden de yersiniz.
22. Onların üzerinde ve gemilerde taşınırsınız.
23. Andolsun ki, Nuh'u kavmine gönderdik ve o: Ey kavmim! Allah'a
kulluk edin. Sizin için O'ndan başka bir tanrı yoktur. Hâla sakınmaz
mısınız? dedi.
24. Bunun üzerine, kavminin inkarcı ileri gelenleri şöyle dediler:
"Bu, tıpkı sizin gibi bir beşer olmaktan başka bir şey değildir. Size
üstün ve hâkim olmak istiyor. Eğer Allah (peygamber göndermek)
isteseydi, muhakkak ki melekler gönderirdi. Biz geçmişteki atalarımızdan
böyle bir şey duymadık."
25. "Bu, yalnızca kendisinde delilik bulunan bir kimsedir. Öyle ise,
bir süreye kadar ona katlanıp bekleyin bakalım."
26. (Nuh), Rabbim! dedi, beni yalanlamalarına karşı bana yardım et!
27. Bunun üzerine ona şöyle vahyettik: Gözlerimizin önünde
(muhafazamız altında) ve bildirdiğimiz şekilde gemiyi yap. Bizim emrimiz
gelip de sular coşup yükselmeye başlayınca her cinsten eşler halinde iki
tane ve bir de, içlerinden, daha önce kendisi aleyhinde hüküm verilmiş
olanların dışındaki aileni gemiye al. Zulmetmiş olanlar konusunda bana
hiç yalvarma! Zira onlar kesinlikle boğulacaklardır.
28. Sen, yanındakilerle birlikte gemiye yerleştiğinde: "Bizi zalimler
topluluğundan kurtaran Allah'a hamdolsun" de.
29. Ve de ki: Rabbim! Beni bereketli bir yere indir. Sen, iskân
edenlerin en hayırlısısın.
30. Şüphesiz bunda (Nuh ve kavminin başından geçenlerde) birtakım
ibretler vardır. Hakikaten biz (kullarımızı böyle) deneriz.
31. Sonra onların ardından bir başka nesil meydana getirdik.
32. Onlar arasından kendilerine: "Allah'a kulluk edin. Sizin O'ndan
başka bir tanrınız yoktur. Hâla Allah'tan korkmaz mısınız?" (mesajını
ileten) bir peygamber gönderdik.
33. Onun kavminden, kâfir olup ahirete ulaşmayı inkâr eden ve dünya
hayatında kendilerine refah verdiğimiz varlıklı kişiler: "Bu, dediler,
sadece sizin gibi bir insandır; sizin yediğinizden yer, sizin
içtiğinizden içer."
34. "Gerçekten, sizin
gibi bir beşere itaat ederseniz, herhalde ziyan edersiniz."
35. "Size, öldüğünüz, toprak ve kemik yığını haline geldiğinizde,
mutlak surette sizin (kabirden) çıkarılacağınızı mı vâdediyor?"
36. "Bu size vâdedilen (öldükten sonra yeniden dirilmek, gerçek
olmaktan) çok uzak!"
37. "Hayat, şu dünya hayatımızdan ibarettir. (Kimimiz) ölürüz,
(kimimiz) yaşarız; bir daha diriltilecek de değiliz."
38. "Bu adam, sadece Allah hakkında yalan uyduran bir kimsedir; biz
ona inanmıyoruz."
39. O peygamber: Rabbi m!
dedi, beni yalanlamalarına karşılık bana yardımcı ol!
40. Allah şöyle buyurdu: Pek yakında onlar mutlaka pişman olacaklar!
41. Nitekim, vukuu kaçınılmaz olan korkunç bir ses yakalayıverdi
onları! Kendilerini hemen sel süprüntüsüne çevirdik. Zalimler
topluluğunun canı cehenneme!
42. Sonra onların ardından başka nesiller getirdik.
43. Hiçbir ümmet, ecelini ne öne alabilir, ne de erteleyebilir.
44. Sonra biz peyderpey peygamberlerimizi gönderdik. Herhangi bir
ümmete peygamberlerinin geldiği her defasında, onlar bu peygamberi
yalanladılar; biz de onları birbiri ardından yok ettik ve onları ibret
hikâyelerine dönüştürdük. Artık iman etmeyen kavmin canı cehenneme!
45. Sonra âyetlerimizle ve apaçık bir fermanla Musa ve kardeşi
Harun'u gönderdik.
46. Firavun'a ve ileri gelenlerine de(gönderdik). Onlar ise kibire
kapıldılar ve ululuk taslayan bir kavim oldular.
47. Bu yüzden dediler ki: Kavimleri bize kölelik ederken, bizim gibi
olan bu iki adama inanır mıyız?
48. Böylece onları yalanladılar ve bu sebeple
helâk edilenlerden oldular.
49. Andolsun biz Musa'ya, belki onlar yola gelirler diye, Kitab'ı
verdik.
50. Meryem oğlunu ve annesini de (kudretimize) bir alâmet kıldık;
onları, yerleşmeye elverişli, suyu bulunan bir tepeye yerleştirdik.
51. "Ey Peygamber! Temiz olan şeylerden yeyin; güzel işler yapın. Ben
sizin yaptıklarınızı hakkıyle bilmekteyim."
52. "Şüphesiz bu (insanlar) bir tek ümmet olarak sizin ümmetinizdir;
ben de sizin Rabbinizim. Öyle ise benden sakının" (denildi).
53. Ne var ki insanlar kend i
aralarındaki işlerini parça parça böldüler. Her gurup kendilerinde
bulunan (fikir ve davranış) ile sevinip böbürlenmektedirler.
54. Şimdi sen onları bir zamana kadar gaflet ve sapıklıkları ile
başbaşa bırak!
55. Sanıyorlar mı ki, onlara verdiğimiz servet ve oğullar ile.
56. Kendilerine faydalar sağlamak için can atıyoruz? Hayır, onlar
işin farkına varamıyorlar.
57. Rablerine olan saygıdan dolayı kötülükten sakınanlar;
58. Rablerinin âyetlerine inananlar;
59. Rablerine ortak tanımayanlar;
60. Ve Rab lerine
dönecekleri için yapmakta oldukları işleri kalpleri çarparak yapanlar;
61. İşte onlar, iyiliklere koşuşurlar ve iyilik için yarışırlar.
62. Biz hiç kimseyi gücünün yettiğinden başkası ile yükümlü kılmayız.
Nezdimizde hakkı söyleyen bir kitap vardır ve onlar haksızlığa
uğratılmazlar.
63. Hayır, onların (o inkârcıların) kalpleri bu hususta cehâlet
içindedir. Ayrıca onların bundan (bu şirk ve inkârcılıklarından) öte
birtakım (kötü) işleri vardır ki, onlar bu işleri yapar dururlar.
64. En nihayet, re fah ve
bolluk içinde olanlarını sıkıntıya (veya azaba) uğrattığımızda, bakarsın
ki onlar feryadı basarlar.
65. Boşuna sızlanmayın bugün! Zira bizden yardım göremeyeceksiniz!
66. Çünkü âyetlerim size okunurdu da, siz, buna karşı kibirlenerek
arkanızı döner, geceleyin (Kâbe'nin etrafında toplanarak) hezeyanlar
savururdunuz.
67. Çünkü âyetlerim size okunurdu da, siz, buna karşı kibirlenerek
arkanızı döner, geceleyin (Kâbe'nin etrafında toplanarak) hezeyanlar
savururdunuz.
68. Onlar bu sözü (Kur'an'ı) hiç düşünmediler mi? Yoksa kendilerine,
daha önce geçmişteki atalarına gelmeyen bir şey mi geldi?
69. Yoksa Peygamberlerini henüz tanımadılar da bu yüzden mi onu inkâr
ediyorlar?
70. Yoksa onda bir cinnet olduğunu mu söylüyorlar? Hayır; o,
kendilerine hakkı getirmiştir. Onların çoğu ise haktan
hoşlanmamaktadırlar.
71. Eğer hak, onların kötü arzu ve isteklerine uysaydı, mutlaka
gökler ve yer ile bunlarda bulunanlar bozulur giderdi. Hayır, biz onlara
şan ve şereflerini getirdik; fakat onlar kendi şereflerine sı rt
çevirdiIer.
72. (Resûlüm!) Yoksa sen onlardan bir karşılık mı istiyorsun?
Rabbinin vereceği daha hayırlıdır. O, rızık verenlerin en hayırlısıdır.
73. Gerçek şu ki sen onları doğru bir yola çağırıyorsun.
74. Ahirete inanmayanlar ise, ısrarla yoldan çıkmaktadırlar.
75. Eğer onlara acıyıp da içinde bulundukları sıkıntıyı giderseydik,
iyice körleşerek azgınlıklarında direnirlerdi.
76. Andolsun, biz onları sıkıntıya düşürdük de yine Rablerine boyun
eğmediler, tazarru ve niyazda da bulunmuyorlar.
77. En nihayet
üzerlerine, azabı çok şiddetli bir kapı açtığımız zaman, bir de bakarsın
ki onlar orada şaşkın ve ümitsiz kalmışlardır!
78. O, sizin için kulakları, gözleri ve gönülleri yaratandır. Ne de
az şükrediyorsunuz!
79. Ve O, sizi yeryüzünde yaratıp türetendir. Sırf O'nun huzurunda
toplanacaksınız.
80. Ve O, yaşatan ve öldürendir; gecenin ve gündüzün değişmesi O'nun
eseridir. Hâla aklınızı kullanmaz mısınız!
81. Buna rağmen onlar, öncekilerin dedikleri gibi dediler.
82. Dediler ki: Sahi biz, ölüp de bi r
toprak ve kemik yığını haline gelmişken, mutlaka yeniden diriltileceğiz
öyle mi?
83. Hakikaten, gerek bize, gerekse daha önce atalarımıza böyle bir
vaadde bulunuldu; (fakat) bu geçmiştekilerin masallarından başka bir şey
değildir!
84. (Resûlüm!) de ki: Eğer biliyorsanız (söyleyin bakalım), bu dünya
ve onda bulunanlar kime aittir?
85. "Allah'a aittir" diyecekler. Öyle ise siz hiç düşünüp taşınmaz
mısınız! de.
86. Yedi kat göklerin Rabbi, azametli Arş'ın Rabbi kimdir? diye sor.
87. "(Bunlar da) Allah'ındır" diyecekler. Şu halde siz Allah'tan
korkmaz mısınız! de.
88. Eğer biliyorsanız (söyleyin), her şeyin melekûtu (mülkiyeti ve
yönetimi) kendisinin elinde olan, kendisi her şeyi koruyup kollayan,
fakat kendisi korunmayan (buna muhtaç olmayan) kimdir? diye sor.
89. "(Bunların hepsi) Allah'ındır" diyecekler. Öyle ise nasıl olup da
büyüye kapılıyorsunuz? de.
90. Doğrusu biz onlara gerçeği getirdik; onlar ise hakikaten
yalancılardır.
91. Allah evlât edinmemiştir; O'nunla beraber hiçbir tanrı da yoktur.
Aksi takdirde her tanrı kendi yarattığını sevk ve idare eder ve mutlaka
onlardan biri diğerine galebe çalardı. Allah, onların (müşriklerin)
yakıştırdıkları şeylerden münezzehtir.
92. Allah, gaybı da şehâdeti de bilendir. O, müşriklerin ortak
koştukları şeylerden çok yüce ve münezzehtir.
93. (Resûlüm!) De ki: "Rabbim! Eğer onlara yöneltilen tehdidi
(dünyevî sıkıntıyı ve uhrevî azabı) mutlaka bana göstereceksen.
94. Bu durumda beni zalimler topluluğunun içinde bulundurma, Rabbim!"
95. Biz, onlara yönelttiği miz tehdidi sana
göstermeye elbette ki kadiriz.
96. Sen, kötülüğü en güzel bir tutumla sav. Biz onların yakıştırmakta
oldukları şeyi çok iyi bilmekteyiz.
97. Ve de ki: Rabbim! Şeytanların kışkırtmalarından sana sığınırım!
98. Onların yanımda bulunmalarından da sana sığınırım, Rabbim!
99. Nihayet onlardan (müşriklerden) birine ölüm gelip çattığında:
"Rabbim! der, beni geri gönder;"
100. "Ta ki boşa geçirdiğim dünyada iyi iş (ve hareketler) yapayım."
Hayır! Onun söylediği bu söz (boş) laftan ibarettir. Onların gerisinde
ise, yeniden dirilecekleri güne kadar (süren) bir berzah vardır.
101. Sûra üflendiği zaman artık aralarında akrabalık bağları
kalmamıştır; birbirlerini de arayıp sormazlar.
102. Artık kimlerin (sevap) tartılan ağır basarsa, işte asıl bunlar
kurtuluşa erenlerdir.
103. Kimlerin de tartıları hafif gelirse, artık bunlar da kendilerine
yazık etmişlerdir; (çünkü onlar) ebedî cehennemdedirler.
104. Ateş yüzlerini yakar; orada suratları çirkin ve gülünç bir halde
bulunurlar.
105. Size âyetleri m
okunurdu da, siz onları yalanlardınız değil mi?
106. Derler ki: Rabbimiz! Azgınlığımız bizi altetti; biz, bir
sapıklar topluluğu idik.
107. Rabbimiz! Bizi buradan çıkar. Eğer bir daha (ettiklerimize)
dönersek, artık belli ki biz zalim insanlarız.
108. Buyurur ki: Alçaldıkça alçalın orada! Bana karşı konuşmayın
artık!
109. Zira kullarımdan bir zümre: Rabbimiz! Biz iman ettik; öyle ise
bizi affet; bize acı! Sen, merhametlilerin en iyisisin, demişlerdi.
110. İşte siz onları alaya aldınız; sonunda onlar
(ile alay etmeniz) size beni yâdetmeyi unutturdu, siz
onlara gülüyordunuz.
111. Bugün ben onlara, sabrettiklerinin karşılığını verdim; onlar,
hakikaten muratlarına erenlerdir.
112. (Allah inkârcılara) "Yeryüzünde kaç yıl kaldınız?" diye sorar.
113. "Bir gün veya günün bir kısmı kadar kaldık. İşte sayanlara sor"
derler.
114. Buyurur: Sadece az bir süre kaldınız; keşke siz (bunu) bilmiş
olsaydınız!
115. Sizi sadece boş yere yarattığımızı ve sizin hakikaten huzurumuza
geri getirilmeyeceğinizi mi sandınız?
116.Mutlak hakim ve hak olan Allah, çok yücedir. O'ndan başka tanrı
yoktur, O, yüce Arş'ın sahibidir.
117. Her kim Allah ile birlikte diğer bir tanrıya taparsa, -ki bu
hususla ilgili hiçbir delili yoktur- o kimsenin hesabı ancak Rabbinin
nezdindedir. Şurası muhakkak ki kâfirler iflah olmaz.
118. (Resûlüm!) De ki: Bağışla ve merhamet et Rabbim! Sen
merhametlilerin en iyisisin.
24-en-NÛR
Bismillâhirrahmânirrahîm
1. (Bu) Bizim inzâl ettiğimiz ve (hükümlerini üzerinize) farz
kıldığımız bir sûredir. Belki düşünüp öğüt alırsınız diye onda açık
seçik âyetler indirdik.
2. Zina eden kadın ve zina eden erkekten her birine yüz sopa vurun;
Allah'a ve ahiret gününe inanıyorsanız, Allah'ın dininde (hükümlerini
uygularken) onlara acıyacağınız tutmasın. Müminlerden bir gurup da
onlara uygulanan cezaya şahit olsun.
3. Zina eden erkek, zina eden veya müşrik olan bir kadından başkası
ile evlenmez; zina eden kadınla da ancak zina eden veya müşrik olan
erkek evlenir. Bu, müminlere haram kılınmıştır.
4. Namuslu kadınlara zina isnadında bulunup, sonra (bunu isbat için)
dört şahit getiremeyenlere seksener sopa vurun ve artık onların
şahitliğini hiçbir zaman kabul etmeyin. Onlar tamamen günahkârdırlar.
5. Ancak bundan sonra tevbe edip ıslah olanlar müstesnadır. Allah çok
bağışlayıcı ve merhametlidir.
6. Eşlerine zina isnadında bulunup da kendilerinden başka şahitleri
olmayanlara gelince, onların her birinin şahitliği, kendisinin doğru
söyleyenlerden olduğuna dair dört defa Allah adına yemin ederek şahitlik
etmesidir.
7. Beşinci defa da: eğer yalan söyleyenlerden ise Allah'ın lânetinin
kendi üzerine olmasını dilemesidir.
8. Kadının, kocasının yalan söyleyenlerden olduğuna dair dört defa
Allah adına yemin ve şahitlik etmesi,kendisinden cezayı kaldırır.
9. Beşinci defa da, eğer (kocası) doğru söyleyenlerden ise Allah'ın
gazabının kendi üzerine olmasını diler.
10. Ya Allah'ın size bol lütfu ve merhameti bulunmasaydı ve Allah,
tevbeleri kabul eden hüküm ve hikmet sahibi olmasaydı (haliniz nice
olurdu)!
11. (Peygamber'in eşine) bu ağır iftirayı uyduranlar şüphesiz sizin
içinizden bir guruptur. Bunu kendiniz için bir kötülük sanmayın, aksine
o, sizin için bir iyiliktir. Onlardan her bir kişiye, günah olarak ne
işlemişse (onun karşılığı ceza) vardır. Onlardan (elebaşlık yapıp) bu
günahın büyüklüğünü yüklenen kimse için de çok büyük bir azap vardır.
12. Bu iftirayı işittiğinizde erkek ve kadın müminlerin, kendi
vicdanları ile hüsnüzanda bulunup da: "Bu, apaçık bir iftiradır"
demeleri gerekmez miydi?
13. Onların (iftiracıların) da bu konuda dört şahit getirmeleri
gerekmez miydi? Mademki şahitler getiremediler, öyle ise onlar Allah
nezdinde yalancıların ta kendisidirler.
14. Eğer dünyada ve ahirette Allah'ın lütuf ve merhameti üstünüzde
olmasaydı, içine daldığınız bu iftiradan dolayı size mutlaka büyük bir
azap isabet ederdi.
15. Çünkü siz bu iftirayı, dilden dile birbirinize aktarıyor,
hakkında bilgi sahibi olmadığınız şeyi ağızlarınızda geveleyip
duruyorsunuz. Bunun önemsiz olduğunu sanıyorsunuz. Halbuki bu, Allah
katında çok büyük (bir suç) tur.
16. Onu duyduğunuzda: "Bunu konuşup yaymamız bize yakışmaz. Hâşâ! Bu,
çok büyük bir iftiradır" demeli değil m iydiniz?
17. Eğer inanmış insanlarsanız, Allah, bir daha buna benzer tutumu
tekrarlamaktan sizi sakındırıp uyarır.
18. Ve Allah âyetleri size açıklıyor. Allah, (işin iç yüzünü) çok iyi
bilir, hüküm ve hikmet sahibidir.
19. İnananlar arasında çirkin şeylerin yayılmasını arzulayan kimseler
için dünyada da ahirette de çetin bir ceza vardır. Allah bilir, siz
bilmezsiniz.
20. Ya sizin üstünüze Allah'ın lütuf ve merhameti olmasaydı, Allah
çok şefkatli ve merhametli olmasaydı (haliniz nice olurdu)!
21. Ey ima n edenler!
Şeytanın adımlarını takip etmeyin. Kim şeytanın adımlarını takip ederse,
muhakkak ki o, edepsizliği (yüzkızartıcı suçları) ve kötülüğü emreder.
Eğer üstünüzde Allah'ın lütuf ve merhameti olmasaydı, içinizden hiçbir
kimse asla temize çıkamazdı. Fakat Allah dilediğini arındırır. Allah
işitir ve bilir.
22. İçinizden faziletli ve servet sahibi kimseler akrabaya,
yoksullara, Allah yolunda göç edenlere (mallarından) vermeyeceklerine
yemin etmesinler; bağışlasınlar; feragat göstersinler. Allah'ın sizi
bağışlamasını arzulamaz mısınız? Allah çok bağışlayandır, çok
merhametlidir.
23. Namuslu, kötülüklerden habersiz mümin kadınlara zina isnadında
bulunanlar, dünya ve ahirette lânetlenmişlerdir. Onlar için çok büyük
bir azap vardır.
24. O gün dilleri,elleri ve ayakları, yapmış olduklarından dolayı
aleyhlerinde şahitlik edecektir.
25. O gün Allah onlara gerçek cezalarını tastamam verecek ve onlar
Allah'ın apaçık gerçek olduğunu anlayacaklardır.
26. Kötü kadınlar kötü erkeklere, kötü erkekler ise kötü kadınlara;
temiz kadınlar temiz erkeklere, temiz erkekler de temiz kadınlara
yaraşır. Bu sonuncular, (iftiracıların) söylediklerinden çok uzaktırlar.
Kendileri için bağışlanma ve güzel bir rızık vardır.
27. Ey iman edenler! Kendi evinizden başka evlere, geldiğinizi
farkettirip (izin alıp) ev halkına selâm vermedikçe girmeyin. Bu sizin
için daha iyidir; herhalde (bunu) düşünüp anlarsınız.
28. Orada hiçbir kimse bulamadınızsa, size izin verilinceye kadar
oraya girmeyin. Eğer size, "Geri dönün!" denilirse, hemen dönün. Çünkü
bu, sizin için daha nezih bir davranıştır. Allah, yaptığınızı bilir.
29. İçinde kendinize ait eşyanın bulunduğu oturulmayan evlere
girmenizde herhangi bir sakınca yoktur. Allah, sizin açığa
vurduklarınızı da, gizlediklerinizi de bilir.
30. (Resûlüm!) Mümin erkeklere, gözlerini (harama) dikmemelerini,
ırzlarını da korumalarını söyle. Çünkü bu, kendileri için daha temiz bir
davranıştır. Şüphesiz Allah, onların yapmakta olduklarından haberdardır.
31. Mümin kadınlara da söyle: Gözlerini (harama bakmaktan)
korusunlar; namus ve iffetlerini esirgesinler. Görünen kısımları
müstesna olmak üzere, zinetlerini teşhir etmesinler. Baş örtülerini,
yakalarının üzerine (kadar) örtsünler. Kocaları, babaları, kocalarının
babaları, kendi oğulları, kocalarının oğulları, erkek kardeşleri, erkek
kardeşlerinin oğulları, kız kardeşlerinin oğulları, kendi kadınları
(mümin kadınlar), ellerinin altında bulunanlar (köleleri), erkeklerden,
ailenin kadınına şehvet duymayan hizmetçi vb. tâbi kimseler, yahut henüz
kadınları n
gizli kadınlık hususiyetlerinin
farkında olmayan çocuklardan başkasına zinetlerini göstermesinler.
Gizlemekte oldukları zinetleri anlaşılsın diye ayaklarını yere
vurmasınlar (Dikkatleri üzerine çekecek tarzda yürümesinler). Ey
müminler! Hep birden Allah'a tevbe ediniz ki kurtuluşa eresiniz.
32. Aranızdaki bekârları, kölelerinizden ve cariyelerinizden
elverişli olanları evlendirin. Eğer bunlar fakir iseler, Allah kendi
lütfu ile onları zenginleştirir. Allah, (lütfu) geniş olan ve (her şeyi)
bilendir.
33. E vlenme imkânını
bulamayanlar ise; Allah, lütfu ile kendilerini varlıklı kılıncaya kadar
iffetlerini korusunlar. Ellerinizin altında bulunanlardan (köleler ve
câriyelerden) mükâtebe yapmak isteyenlerle, eğer kendilerinde bir hayır
(kabiliyet ve güvenilirlik). görüyorsanız, hemen mükâtebe yapın.
Allah'ın size vermiş olduğu malından siz de onlara verin. Dünya
hayatının geçici menfaatlerini elde edeceksiniz diye, namuslu kalmak
isteyen câriyelerinizi fuhşa zorlamayın. Kim onları zor altında
bırakırsa, bilinmelidir
ki zorlanmalarından sonra Allah (onlar için) çok bağışlayıcı ve
merhametlidir.
34. Andolsun ki biz size (gerekeni) açık açık bildiren âyetler,
sizden önce yaşayıp gitmiş olanlardan örnekler ve takvâya ulaşmış
kimseler için öğütler indirdik.
35. Allah, göklerin ve yerin nûrudur. O'nun nûrunun temsili, içinde
lamba bulunan bir kandillik gibidir. O lamba kristal bir fanus
içindedir; o fanus da sanki inciye benzer bir yıldız gibidir ki, doğuya
da, batıya da nisbet edilemeyen mübarek bir ağaçtan,
yani zeytinden (çıkan
yağdan) tutuşturulur. Onun yağı, neredeyse, kendisine ateş değmese dahi
ışık verir. (Bu,) nûr üstüne nûrdur. Allah dilediği kimseyi nûruna
eriştirir. Allah insanlara (işte böyle) temsiller getirir. Allah her
şeyi bilir.
36. (Bu kandil) birtakım evlerdedir ki, Allah (o evlerin) yücelmesine
ve içlerinde isminin anılmasına izin vermiştir. Orada sabah akşam O'nu
(öyle kimseler) tesbih eder ki;
37. Onlar, ne ticaret ne de alış-verişin kendilerini Allah'ı
anmaktan, namaz kılmaktan ve zekât vermekten alıkoyamadığı insanlardır.
Onlar, kalplerin ve gözlerin allak bullak olduğu bir günden korkarlar.
38. Çünkü (o günde) Allah, onları yaptıklarının en güzeli ile
mükâfatlandıracak ve lütfundan onlara fazlasıyla verecektir. Allah,
dilediğini hesapsız rızıklandırır.
39. İnkâr edenlere gelince, onların amelleri, ıssız çöllerdeki serap
gibidir ki susayan onu su zanneder; nihayet ona vardığında orada
herhangi bir şey bulamamış, üstelik yanıbaşında da (inanmadığı,
kendisinden sakınmadığı) Allah'ı bulmuştur; Allah ise, onun hesabını
tastamam görmüştür. Allah hesabı çok çabuk görür.
40. Yahut (o kâfirlerin duygu, düşünce ve davranışları) engin bir
denizdeki yoğun karanlıklar gibidir; (öyle bir deniz) ki, onu dalga
üstüne dalga kaplıyor; üstünde de bulut... Birbiri üstüne karanlıklar...
İnsan, elini çıkarıp uzatsa, neredeyse onu dahi göremez. Bir kimseye
Allah nûr vermemişse, artık o kimsenin aydınlıktan nasibi yoktur.
41. Göklerde ve yerde bulunanlarla dizi dizi kuşların Allah'ı tesbih
ettiklerini görmez misin? Her biri kendi duasını ve tesbihini (öğrenmiş)
bilmiştir. Allah, onların yapmakta olduklarını hakkıyle bilir.
42. Göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır; dönüş de ancak O'nadır.
43. Görmez misin ki Allah bir takım bulutları (çıkarıp) sürüyor;
sonra onları bir araya getirip üstüste yığıyor. İşte görüyorsun ki
bunlar arasından yağmur çıkıyor. O, gökten, oradaki dağlardan (dağlar
büyüklüğünde bulutlardan) dolu indirir. Artık onu dilediğine isabet
ettirir; dilediğinden de onu uzak tutar; (bu bulutların) şimşeğinin
parıltısı neredeyse gözleri alır!
44. Allah, gece ile gündüzü birbirine çeviriyor. Şüphesiz bunda
basiret sahipleri için mutlak bir ibret vardır.
45. Allah, her canlıyı sudan yarattı. İşte bunlardan kimi karnı
üstünde sürünür, kimi iki ayağı üstünde yürür, kimi dört ayağı üstünde
yürür... Allah dilediğini yaratır; şüphesiz Allah her şeye kadirdir.
46. Andolsun biz (bilmediklerinizi size) açık seçik bildiren âyetler
indirdik. Allah, dilediğini doğru yola iletir.
47. (Bazı insanlar:) "Allah'a ve Peygamber'e inandık ve itaat ettik"
diyorlar; ondan sonra da içlerinden bir gurup yüz çeviriyor. Bunlar
inanmış değillerdir.
48. Onlar, aralarında hüküm vermesi için Allah'a ve Peygamber'e
çağırıldıklarında, bakarsın ki içlerinden bir kısmı yüz çevirip
dönerler.
49. Ama, eğer (Allah ve Resûlünün hükmettiği) hak kendi lehlerine
ise, ona boyun eğip gelirler.
50. Kalplerinde bir hastalık mı var; yoksa şüphe içinde midirler,
yahut Allah ve Resûlünün kendilerine zulüm ve haksızlık edeceğinden mi
korkuyorlar? Hayır, asıl zalimler kendileridir!
51. Aralarında hüküm vermesi için Allah'a ve Resûlüne davet
edildiklerinde, müminlerin sözü ancak "İşittik ve itaat ettik"
demeleridir. İşte asıl bunlar kurtuluşa erenlerdir.
52. Her kim Allah'a ve Resûlüne itaat eder, Allah'a saygı duyar ve
O'ndan sakınırsa, işte asıl bunlar mutluluğa erenlerdir.
53. (Münafıklar), sen hakikaten kendilerine emrettiğin takdirde
mutlaka (savaşa) çıkacaklarına dair, en ağır yeminleri ile Allah'a yemin
ettiler. De ki: Yemin etmeyin. İtaatiniz malûmdur! Bilin ki Allah,
yaptıklarınızdan haberdardır.
54. De ki: Allah'a itaat edin; Peygamber'e de itaat edin. Eğer yüz
çevirirseniz şunu bilin ki, Peygamber'in sorumluluğu kendisine yüklenen
(tebliğ görevini yapmak), sizin sorumluluğunuz da size yüklenen
(görevleri yerine getirmeniz)dir. Eğer ona itaat ederseniz, doğru yolu
bulmuş olursunuz. Peygamber'e düşen, sadece açık-seçik duyurmaktır.
55. Allah, sizlerden iman edip iyi davranışlarda bulunanlara,
kendilerinden öncekileri sahip ve hakim kıldığı gibi onları da yeryüzüne
sahip ve hakim kılacağını, onlar için beğenip seçtiği dini (İslâm'ı)
onların iyiliğine yerleştirip koruyacağını ve (geçirdikleri) korku
döneminden sonra, bunun yerine onlara güven sağlayacağını vâdetti. Çünkü
onlar bana kulluk ederler; hiçbir şeyi bana eş tutmazlar. Artık bundan
sonra kim inkâr ederse, işte bunlar asıl büyük günahkârlardır.
56. Namazı kılın; zekâtı verin; Peygamber'e itaat edin ki merhamet
göresiniz.
57. İnkâr edenlerin, yeryüzünde (Allah'ı) âciz bırakacaklarını
sanmayasın! Onların varacağı yer cehennemdir. Ne kötü varış yeri!
58. Ey müminler! Ellerinizin altında bulunan (köle ve cariyeleriniz)
ve içinizden henüz ergenlik çağına girmemiş olanlar, sabah namazından
önce, öğleyin soyunduğunuz vakit ve yatsı namazından sonra (yanınıza
gireceklerinde) sizden üç defa izin istesinler. Bunlar, mahrem
(kapanmamış) halde bulunabileceğiniz üç vakittir. Bu vakitlerin dışında
ne sizin için ne de onlar için bir mahzur yoktur. Birbirinizin yanına
girip çıkabilirsiniz. İşte Allah âyetleri size böyle açıklar. Allah,
(her şeyi) bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
59. Çocuklarınız ergenlik çağına girdiklerinde, kendilerinden
öncekiler (büyükleri) izin istedikleri gibi onlar da izin istesinler.
İşte Allah, âyetlerini size böyle açıklar. Allah alîmdir, hakîmdir.
60. Bir nikâh ümidi beslemeyen, çocuktan kesilmiş yaşlı kadınların,
zinetleri (yabancı erkeklere) teşhir etmeksizin (bazı) elbiselerini
çıkarmalarında kendilerine bir vebal yoktur. İffetli davranmaları
kendileri için daha hayırlıdır. Allah işitendir, bilendir.
61. Âmâya güçlük yoktur; topala güçlük yoktur; hastaya da güçlük
yoktur. (Bunlara yapamayacakları görev yüklenmez; yapamadıklarından
dolayı günahkâr olmazlar.) Sizin için de, gerek kendi evlerinizden,
gerekse babalarınızın evlerinden, annelerinizin evlerinden, erkek
kardeşlerinizin evlerinden, kız kardeşlerinizin evlerinden,
amcalarınızın evlerinden, halalarınızın evlerinden, dayılarınızın
evlerinden, teyzelerinizin evlerinden, veya anahtarlarını uhdenizde
bulundurduğunuz yerlerden, yahut dostlarınızın evlerinden yemenizde bir
sakınca yoktur. Toplu halde veya ayrı ayrı yemenizde de bir sakınca
yoktur. Evlere girdiğiniz zaman, Allah tarafından mübarek ve pek güzel
bir yaşama dileği olarak kendinize (birbirinize) selâm verin. İşte
Allah, düşünüp anlayasınız diye size âyetleri böyle açıklar.
62. Müminler, ancak Allah'a ve Resûlüne gönülden inanmış kimselerdir.
Onlar, o Peygamber ile ortak bir iş üzerindeyken ondan izin istemedikçe
bırakıp gitmezler. (Resûlüm!) Şu senden izin isteyenler, hakikaten
Allah'a ve Resûlüne iman etmiş kimselerdir. Öyle ise, bazı işleri için
senden izin istediklerinde, sen de onlardan dilediğine izin ver; onlar
için Allah'tan bağış dile; Allah mağfiret edicidir, merhametlidir.
63. (Ey müminler!) Peygamber'i, kendi aranızda birbirinizi çağırır
gibi çağırmayın. İçinizden, birini siper edinerek sıvışıp gidenleri
muhakkak ki Allah bilmektedir. Bu sebeple, onun emrine aykırı
davrananlar, başlarına bir belâ gelmesinden veya kendileri ne
çok elemli bir azap isabet etmesinden
sakınsınlar.
64. Bilmiş olun ki, göklerde ve yerde ne varsa Allah'ındır. O, sizin
ne yolda olduğunuzu iyi bilir. İnsanlar O'nun huzuruna döndürüldükleri
gün yapmış olduklarını onlara hemen bildirir. Allah, her şeyi hakkıyla
bilendir.
25-FURKÂN
Bismillâhirrahmânirrahîm
1. Âlemlere uyarıcı olsun diye kulu Muhammed'e Furkan'ı indiren,
Allah, yüceler yücesidir.
2. Göklerin ve yerin mülkü O'nundur.O bir çocuk edinmemiştir,mülkünde
ortağı yoktur .Her şeyi yaratmış, ona ölçü , biçim ve düzen vermiştir.
3. (Kâfirler) O'nu (Allah'ı) bırakıp, hiçbir şey yaratamayan, bilakis
kendileri yaratılmış olan, kendilerine bile ne zarar ne de fayda
verebilen, öldürmeye, hayat vermeye ve ölüleri yeniden diriltip kabirden
çıkarmaya güçleri yetmeyen tanrılar edindiler.
4. İnkâr edenler: Bu (Kur'an), olsa olsa onun (Muhammed'in) uydurduğu
biryalandır. Başka bir zümre de bu hususta kendisine yardım etmiştir,
dediler. Böylece onlar hiç şüphesiz haksızlığa ve iftiraya
başvurmuşlardır.
5. Yine onlar dediler
ki: (Bu âyetler), onun, başkasına yazdırıp da kendisine sabah-akşam
okunmakta olan, öncekilere ait masallardır.
6. (Resûlüm!) De ki: Onu göklerde ve yerdeki gizlilikleri bilen Allah
indirdi. Şüphesiz O, çok bağışlayıcıdır, engin merhamet sahibidir.
7. Onlar (bir de) şöyle dediler: Bu ne biçim peygamber; (bizler gibi)
yemek yiyor, çarşılarda dolaşıyor! Ona bir melek indirilmeli, kendisiyle
birlikte o da uyarıcı olmalıydı!
8. Yahut kendisine bir hazine verilmeli veya içinden yeyip
(meşakkatsizce geçimini sağlayacağı) bir bahçesi olmalıydı. (Ayrıca) o
zalimler (müminlere): Siz, ancak büyüye tutulmuş bir adama uymaktasınız!
dediler.
9. (Resûlüm!) Senin hakkında bak ne biçim temsiller getirdiler! Artık
onlar sapmışlardır ve (hidayete) hiçbir yol da bulamazlar.
10. Dilerse sana bunlardan daha iyisini, altlarından ırmaklar akan
cennetleri verecek ve sana saraylar ihsan edecek olan Allah'ın şanı
yücedir.
11. Onlar üstelik kıyameti de yalan saydılar. Biz ise, kıyameti inkâr
edenler için alevli bir ateş hazırladık.
12. Cehennem ateşi uzak bir mesafeden kendilerini görünce, onun
öfkelenişini (müthiş kaynamasını) ve uğultusunu işitirler.
13. Elleri boyunlarına bağlı olarak onun (cehennemin) dar bir yerine
atıldıkları zaman, oracıkta yokoluvermeyi isterler.
14. (Onlara şöyle denir:) Bugün (yalnız) bir defa yok olmayı
istemeyin; aksine birçok defalar yok olmayı isteyin!
15. De ki: Bu mu daha iyi, yoksa takvâ sahiplerine vâdedilen ebedilik
cenneti mi? Orası, onlar için bir mükâfat ve (huzura kavuşacakları) bir
varış yeridir.
16. Onlar için orada ebedî kalmak üzere diledikleri her şey vardır.
İşte bu, Rabbinin üzerine (aldığı ve yerine getirilmesi) istenen bir
vaaddir.
17. O gün Rabbin onları ve Allah'tan başka taptıkları şeyleri toplar
da, der ki: Şu kullarımı siz mi saptırdınız, yoksa kendileri mi yoldan
çıktılar?
18. Onlar: Seni tenzih ederiz. Seni bırakıp da başka dostlar edinmek
bize yaraşmaz; fakat sen onlara ve atalarına o kadar bol nimet verdin
ki, sonunda (seni) anmayı unuttular ve helâki hak eden bir kavi m
oldular, derler.
19. (Bunun üzerine ötekilere hitaben şöyle denir:) İşte
(taptıklarınız), söylediklerinizde sizi yalancı çıkardılar. Artık ne
(azabınızı) geri çevirebilir, ne de bir yardım temin edebilirsiniz.
İçinizden zulmedenlere büyük bir azap tattıracağız!
20. (Resûlüm!) Senden önce gönderdiğimiz bütün peygamberler de hiç
şüphesiz yemek yerler, çarşılarda dolaşırlardı. (Ey insanlar!) Sizin bir
kısmınızı diğer bir kısmınıza imtihan (vesilesi) kıldık; (bakalım)
sabredecek misiniz? Rabbin her şeyi hakkıyla görmektedir.
2l. Bizimle karşılaşmayı (bir gün huzurumuza geleceklerini)
ummayanlar: Bize ya melekler indirilmeliydi ya da Rabbimizi görmeliydik,
dediler. Andolsun ki onlar kendileri hakkında kibire kapılmışlar ve
azgınlıkta pek ileri gitmişlerdir.
22. (Fakat) melekleri görecekleri gün, günahkârlara o gün hiçbir
sevinç haberi yoktur ve: (Size, sevinmek) yasaktır, yasak!
diyeceklerdir.
23. Onların yaptıkları her bir (iyi) işi ele alırız, onu saçılmış
zerreler haline getiririz (değersiz kılarız).
24 . O gün cennetliklerin
kalacakları yer çok huzurlu ve dinlenecekleri yer pek güzeldir.
25. O gün gökyüzü beyaz bulutlar ile yarılacak ve melekler bölük
bölük indirileceklerdir.
26. İşte o gün, gerçek mülk (hükümranlık) çok merhametli olan
Allah'ındır. Kâfirler için de pek çetin bir gündür o.
27. O gün, zalim kimse (pişmanlıktan) ellerini ısırıp şöyle der:
Keşke o peygamberle birlikte bir yol tutsaydım!
28. Yazık bana! Keşke falancayı (bâtıl yolcusunu) dost edinmeseydim!
29. Çünkü zikir (Kur'an) bana ge lmişken
o, hakikaten beni ondan saptırdı. Şeytan insanı (uçuruma sürükleyip
sonra) yüzüstü bırakıp rezil rüsvay eder.
30. Peygamber der ki: Ey Rabbim! Kavmim bu Kur'an'ı büsbütün
terkettiler.
31. (Resûlüm!) İşte biz böylece her peygamber için suçlulardan
düşmanlar peydâ ettik. Hidayet verici ve yardımcı olarak Rabbin yeter.
32. İnkâr edenler: Kur'an ona bir defada topluca indirilmeli değil
miydi? dediler. Biz onu senin kalbine iyice yerleştirmek için böyle
yaptık (parça parça indirdik) ve onu tane tane (ayırarak) okuduk.
33. Onların sana getirdikleri hiçbir temsil yoktur ki, (onun
karşılığında) sana doğrusunu ve daha açığını getirmeyelim.
34. Yüzükoyun cehenneme (sürülüp) toplanacak olanlar; işte onlar,
yerleri en kötü, yolları en sapık olanlardır.
35. Andolsun biz Musa'ya Kitab'ı verdik, kardeşi Harun'u da ona
yardımcı yaptık.
36. "Ayetlerimizi yalan sayan kavme gidin" dedik. Sonunda, (yola
gelmediklerinden) onları yerle bir ediverdik.
37. Nuh kavmine gelince, peygamberleri yalancılıkla itham
ettiklerinde onları, suda boğduk ve kendilerini insanlar için bir ibret
yaptık. Zalimler için acıklı bir azap hazırladık.
38. Ad'ı, Semûd'u, Ress halkını ve bunlar arasında daha birçok
nesilleri de (inkârcılıklarından ötürü helâk ettik).
39. Onların her birine (uymaları için) misaller getirdik; (ama öğüt
almadıkları için) hepsini kırdık geçirdik.
40. (Resûlüm!) Andolsun (bu Mekkeli putperestler), belâ ve felâket
yağmuruna tutulmuş olan o beldeye uğramışlardır. Peki onu görmmüyorlar
mıydı? Hayır, onlar öldükten sonra dirilmeyi ummamaktadırlar.
41. Seni gördükleri zaman: "Bu mu Allah'ın peygamber olarak
gönderdiği!" diyerek hep seni alaya alıyorlar.
42. "Şayet tanrılarımıza inanmakta sebat göstermeseydik, gerçekten
bizi neredeyse tanrılarımızdan saptıracaktı" diyorlar. Azabı gördükleri
zaman, asıl kimin yolunun sapık olduğunu bilecekler!
43. Kötü duygularını kendisine tanrı edinen kimseyi gördün mü? Sen
(Resûlüm!) ona koruyucu olabilir misin?
44. Yoksa sen, onların çoğunun gerçekten (söz) dinleyeceğini yahut
düşüneceğini mi sanıyorsun? Hayır, onlar hayvanlar gibidir, hatta onlar
yolca daha da sapıktırlar.
45. Rabbinin gölgeyi nasıl uzattığını görmedin mi? Eğer dileseydi,
onu elbet hareketsiz kılardı. Sonra biz güneşi, ona delil kıldık.
46. Sonra onu (uzayan gölgeyi) yavaş yavaş kendimize çektik
(kısalttık).
47. Sizin için geceyi örtü, uykuyu istirahat kılan, gündüzü de
dağılıp çalışma (zamanı) yapan, O'dur.
48. Rüzgârları rahmetinin önünde müjdeci olarak gönderen O'dur. Biz,
ölü toprağa can vermek, yarattığımız nice hayvanlara ve nice insanlara
su vermek için gökten tertemiz su indirdik.
49. Rüzgârları rahmetinin önünde müjdeci olarak gönderen O'dur. Biz,
ölü toprağa can vermek, yarattığımız nice hayvanlara ve nice insanlara
su vermek için gökten tertemiz su indirdik.
50. Andolsun bunu, insanların öğüt almaları için, aralarında çeşitli
şekillerde anlatmışızdır; ama insanların çoğu ille nankörlük edip
diretmiştir.
51. (Resûlüm!) Şayet dileseydik, elbet her ülkeye bir uyarıcı
(peygamber) gönderirdik.
52. (Fak at evrensel
uyarıcılık görevini sana verdik..) O halde, kâfirlere boyun eğme ve
bununla (Kur'an ile) onlara karşı olanca gücünle büyük bir savaş ver!
53. Birinin suyu tatlı ve susuzluğu giderici, diğerininki tuzlu ve
acı iki denizi salıveren ve aralarına bir engel, aşılmaz bir sınır koyan
O'dur.
54. Sudan (meniden) bir insan yaratıp onu nesep ve sıhriyet (kan ve
evlilik bağından doğan) yakınlığa dönüştüren O'dur. Rabbinin her şeye
gücü yeter.
55. (Böyle iken inkârcılar) Allah'ı bırakıp kendilerine ne fayda ne
de zarar verebilen şeylere kulluk ediyorlar. İnkârcı da Rabbine karşı
uğraşıp durmaktadır.
56. (Resûlüm!) Biz seni ancak müjdeleyici ve uyarıcı olarak
gönderdik.
57. De ki: Buna karşılık, sizden, Rabbine doğru bir yol tutmayı
dileyen kimseler (olmanız) dışında herhangi bir ücret istemiyorum.
58. Ölümsüz ve daima diri olan Allah'a güvenip dayan. O'nu hamd ile
tesbih et. Kullarının günahlarını O'nun bilmesi yeter.
59. Gökleri, yeri ve ikisinin arasındakileri altı günde yaratan,
sonra Arş'a istivâ eden (ona hükmeden) Rahmân'dır. Bunu bir bilene sor.
60. Onlara: Rahmân'a secde edin! denildiği zaman: "Rahmân da neymiş!
Bize emrettiğin şeye secde eder miyiz hiç!" derler ve bu emir onların
nefretini arttırır.
61. Gökte burçları var eden, onların içinde bir çerağ (güneş) ve
nurlu bir ay barındıran Allah, yüceler yücesidir.
62. İbret almak veya şükretmek dileyen kimseler için gece ile gündüzü
birbiri ardınca getiren de O'dur.
63. Rahmân'ın(has) kulları onlardır ki, yeryüzünde tevazu ile
yürürler ve kendini bilmez kimseler onlara laf attığında (incitmeksizin)
"Selam!" derler (geçerler);
64. Gecelerini Rablerine secde ederek ve kıyam durarak geçirirler.
65. Ve şöyle derler: Rabbimiz! Cehennem azabını üzerimizden sav.
Doğrusu onun azabı gelip geçici değil, devamlıdır.
66. Orası cidden ne kötü bir yerleşme ve ikamet yeridir!
67. (O kullar), harcadıklarında ne israf ne de cimrilik ederler;
ikisi arasında orta bir yol tutarlar.
68. Yine onlar ki, Allah ile beraber (tuttukları) başka bir tanrıya
yalvarmazlar, Allah'ın haram kıldığı cana haksız yere kıymazlar ve zina
etmezler. Bunları yapan, günahı (nın cezasını) bulur;
69. Kıyamet günü azabı kat kat arttırılır ve onda (azapta)
alçaltılmış olarak devamlı kalır.
70. Ancak tevbe ve iman edip iyi davranışta bulunanlar başkadır;
Allahı onların kötülüklerini iyiliklere çevirir. Allah çok
bağışlayıcıdır, engin merhamet sahibidir.
71. Kim tevbe edip iyi davranış gösterirse, şüphesiz o, tevbesi kabul
edilmiş olarak Allah'a döner.
72. (O kullar), yalan yere şahitlik etmezler, boş sözlerle
karşılaştıklarında vakar ile (oradan) geçip giderler.
73. Kendilerine Rablerinin âyetleri hatırlatıldığında ise, onlara
karşı sağır ve kör davranmazlar;
74. (Ve o kullar): Rabbimiz! Bize gözümüzü aydınlatacak eşler ve
zürriyetler bağışla ve bizi takvâ sahiplerine önder kıl! derler.
75. İşte onlara, sabretmelerine karşılık cennetin en yüksek makamı
verilecek, orada hürmet ve selamla karşılanacaklardır.
76. Orada ebedî kalacaklardır. Orası ne güzel bir yerleşme ve ikamet
yeridir.
77. (Resûlüm!) De ki: (Kulluk ve) yalvarmanız olmasa, Rabbim size ne
diye değer versin? (Ey inkârcılar! Size Resûl'ün bildirdiklerini)
kesinkes yalan saydınız; onun için azap yakanızı bırakmayacaktır!
26-ŞUARÂ
Bismillâhirrahmânirrahîm
1. Tâ. Sîn. Mîm.
2. Bunlar, apaçık Kitab'ın âyetleridir.
3. (Resûlüm!) Onlar iman etmiyorlar diye neredeyse kendine
kıyacaksın!
4. Biz dilesek, onların üzerine gökten bir mucize indiririz de, ona
boyunları eğilip kalır.
5. Kendilerine, o çok esirgeyici Allah'tan hiçbir yeni öğüt gelmez
ki, ondan yüz çevirmesinler.
6. Üstelik (ona) "yalandır" derler; fakat alay edip durdukları
şeylerin haberleri yakında onlara gelecektir.
7. Yeryüzüne bir bakmazlar mı! Orada her güzel çiftten nice bitkiler
yetiştirdik.
8. Şüphesiz bunlarda (Allah'ın kudretine) bir nişâne vardır; ama çoğu
iman etmezler.
9. Şüphe yok ki Rabbin, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.
10. Hani Rabbin Musa'ya: O zalimler güruhuna, Firavun'un kavmi ne
git. Hâla (başlarına gelecekten) sakınmayacaklar mı onlar? diye
seslenmişti.
11. Hani Rabbin Musa'ya: O zalimler güruhuna, Firavun'un kavmine git.
Hâla (başlarına gelecekten) sakınmayacaklar mı onlar? diye seslenmişti.
12. Musa şöyle dedi: Rabbim! Doğrusu, beni yalancılıkla
suçlamalarından korkuyorum.
13. (Bu durumda) içim daralır, dilim dönmez; onun için Harun'a da
elçilik ver.
14. Onların bana isnad ettikleri bir suç da var. Bundan ötürü beni
öldürmelerinden korkuyorum.
15. Allah buyurdu: Hayır (seni asla öldüremezler)! İkiniz
mucizelerimizle gidin. Şüphesiz ki, biz sizinle beraberiz, (her şeyi)
işitmekteyiz.
16. Haydi Firavun'a gidip deyin ki: Gerçekten biz, âlemlerin
Rabbi'nin elçisiyiz;
17. İsrailoğullarını bizimle beraber gönder.
18. (Kendisine Allah'ın emri tebliğ edilince Firavun) dedi ki: Biz
seni çocukken himayemize alıp büyütmedik mi? Hayatının birçok yıllarını
aramızda geçirmedin mi?
19. Sonunda o yaptığın (kötü) işi de yaptın. Sen nankörün birisin!
20. Musa: Ben, dedi, o işi o anda sonunun ne olacağını bilmeyerek
yaptım.
21. Sizden korkunca da hemen aranızdan kaçtım. Sonra Rabbim bana
hikmet bahşetti ve beni peygamberlerden kıldı.
22. O nimet diye başıma kaktığın ise, (aslında) İsrailoğullarını
kendine kul köle etmendir.
23. Firavun şöyle dedi: Âlemlerin Rabbi dediğin de nedir?
24. Musa cevap verdi: Eğer işin gerçeğini düşünüp anlayan kişiler
olsanız, (itiraf edersiniz ki) O, göklerin, yerin ve ikisi arasında
bulunan her şeyin Rabbidir.
25. (Firavun) etrafında bulunanlara: İşitiyo r
musunuz? dedi.
26. Musa dedi ki: O, sizin de Rabbiniz, daha önceki atalarınızın da
Rabbidir.
27. Firavun: Size gönderilen bu elçiniz mutlaka delidir, dedi.
28. Musa devamla şunu söyledi: Şayet aklınızı kullansanız (anlarsınız
ki), O, doğunun, batının ve ikisinin arasında bulunanların Rabbidir.
29. Firavun: Benden başkasını tanrı edinirsen, andolsun ki seni
zindanlıklardan ederim! dedi.
30. Musa: Sana apaçık bir şey getirmiş olsam da mı? dedi.
31. Firavun: Doğru söyleyenlerden isen, haydi getir onu! diye
karşılık verdi.
32. Bunun üzerine Musa asâsını atıverdi; bir de ne görsünler, asâ
apaçık koca bir yılan (oluvermiş)!
33. Elini de (koynundan) çıkardı; o da seyredenlere bembeyaz görünen
(nur saçan bir şey oluvermiş)!
34. Firavun, çevresindeki ileri gelenlere: Bu, dedi, doğrusu çok
bilgili bir sihirbaz!
35. Sizi sihiriyle yurdunuzdan çıkarmak istiyor. Şimdi ne
buyurursunuz?
36. Dediler ki: Onu ve kardeşini eğle ve şehirlere toplayıcı
görevliler gönder;
37. Ne kadar bilgisi derin sihirbaz varsa sana getirsinler.
38. Böylece sihirbazlar belli bir günün tayin edilen vaktinde
biraraya getirildi.
39. Halka: Siz de toplanıyor musunuz (haydi hemen toplanın), denildi.
40. (Firavun'un adamları:) Eğer üstün gelirlerse, herhalde
sihirbazlara uyarız, dediler.
41. Sihirbazlar geldiklerinde Firavun'a: Şayet biz üstün gelirsek,
muhakkak bize bir ücret vardır değil mi? dediler.
42. Firavun cevap verdi: Evet, o takdirde hiç şüphe etmeyin, gözde
kimselerden de olacaksınız.
43. Musa onlara: Ne atacaksanız atın! dedi.
44. Bunun üzerine iplerini ve değneklerini attılar ve: Firavun'un
kudreti hakkı için elbette bizler galip geleceğiz, dediler.
45. Sonra Musa asâsını attı; bir de ne görsünler, onların
uydurduklarını yutuveriyor!
46. (Bunu görünce) sihirbazlar derhal secdeye kapandılar.
47. "Alemlerin Rabbine, iman ettik" dediler.
48. "Musa ve Harun'un Rabbine iman ettik" .
49. Firavun, (kızgınlık içinde) dedi ki: Ben size izin vermeden ona
iman ettiniz ha! Demek ki size sihiri öğreten büyüğünüzmüş o! Ama şimdi
(size yapacağımı görecek ve) bileceksiniz: Andolsun, ellerinizi ve
ayaklarınızı çaprazlama kestireceğim, hepinizi astıracağım!
50. "Zararı yok, dediler, (nasıl olsa) biz şüphesiz Rabbimize
döneceğiz."
51. "Biz, ilk iman edenler olduğumuz için Rabbimizin hatalarımızı
bağışlayacağını umarız."
52. Musa'ya: Kullarımı geceleyin yola çıkar; çünkü takip
edileceksiniz, diye vahyettik.
53. Firavun da şehirlere (asker) toplayıcılar gönderdi:
54. "Esasen bunlar, sayıları az, bölük pörçük bir cemaattır."
55. "(Böy le iken)
kesinkes bizi öfkelendirmişlerdir."
56. "Biz ise, elbette uyanık (ve yekvücut) bir cemaatız." (diyor ve
dedirtiyordu).
57. Ama (sonunda) biz onları (Firavun ve kavmini), bahçelerden,
pınarlardan, çıkardık.
58. Hazinelerden ve değerli bir yerlerden.
59. Böylece, bunlara İsrailoğullarını mirasçı yaptık.
60. Derken (Firavun ve adamları) gün doğumunda onların ardına
düştüler.
61. İki topluluk birbirini görünce, Musa'nın adamları: İşte
yakalandık! dediler.
62. Musa: Asla! dedi, Rabbim şüphesiz be nimledir,
bana yol gösterecektir.
63. Bunun üzerine Musa'ya: Asân ile denize vur! diye vahyettik.
(Vurunca deniz) derhal yarıldı (on iki yol açıldı), her bölük koca bir
dağ gibi oldu.
64. Ötekilerini de oraya yaklaştırdık.
65. Musa ve beraberinde bulunanların hepsini kurtardık.
66. Sonra ötekilerini suda boğduk.
67. Şüphesiz bunda bir ibret vardır; ama çokları iman etmiş
değillerdir.
68. Şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet
sahibidir.
69. (Resûlüm!) Onlara İbrahim'in haberini de na klet.
70. Hani o, babasına ve kavmine: Neye tapıyorsunuz? demişti.
71. "Putlara tapıyoruz ve onlara tapmaya devam edeceğiz" diye cevap
verdiler.
72. İbrahim: Peki, dedi, yalvardığınızda onlar sizi işitiyorlar mı?
73. Yahut size fayda ya da zarar verebiliyorlar mı?
74. Şöyle cevap verdiler: Hayır, ama biz babalarımızı böyle yapar
bulduk.
75. İbrahim dedi ki: İyi ama, neye taptığınızı (biraz olsun)
düşündünüz mü?
76. ''İster siz , ister eski atalarınız''
77. İyi bilin ki onlar benim düşmanımdır; ancak
âlemlerin Rabbi (benim dostumdur);
78. Beni yaratan ve bana doğru yolu gösteren O'dur.
79. Beni yediren, içiren O'dur.
80. Hastalandığım zaman bana şifa veren O'dur.
81. Benim canımı alacak, sonra beni diriltecek O'dur.
82. Ve hesap günü hatalarımı bağışlayacağını umduğum O'dur.
83. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat.
84. Bana, sonra gelecekler içinde, iyilikle anılmak nasip eyle!
85. Beni, Naîm cennetinin vârislerinden kıl.
86. Babamı da bağışla (ona tevbe ve iman nasip et). Çünkü o
sapıklardandır.
87. (İnsanların) dirilecekleri gün, beni mahcup etme.
88. O gün, ne mal fayda verir ne de evlât.
89. Ancak Allah'a kalb-i selîm (temiz bir kalp) ile gelenler (o günde
fayda bulur).
90. (O gün) cennet, takvâ sahiplerine yaklaştırılır.
91. Cehennem de azgınlara apaçık gösterilir.
92. Onlara: Allah'tan gayrı taptıklarınız hani nerede? denilir.
93. Size yardım edebiliyorlar mı veya kendilerine (olsun) yardımları
dokunuyor mu? .
94. Onlar ve azgınlar oraya tepetaklak (cehenneme) atılır lar.
95. İblis bütün orduları da.
96. Orada birbirleriyle çekişerek şöyle derler:
97. Vallahi, biz gerçekten apaçık bir sapıklık içindeymişiz.
98. Çünkü biz sizi âlemlerin Rabbi ile eşit tutuyorduk.
99. Bizi ancak o günahkârlar saptırdı.
100. ''Şimdi artık bizim ne şefaatçilerimiz var''.
101. ''Ne de yakın bir dostumuz''.
102. Ah keşke bizim için (dünyaya) bir dönüş daha olsa da,
müminlerden olsak!
103. Bunda elbet (alınacak) büyük bir ders vardır; ama çokları iman
etmezler.
104. Şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet
sahibidir.
105. Nuh kavmi de peygamberleri yalancılıkla suçladılar.
106. Kardeşleri Nuh onlara şöyle demişti: (Allah'a karşı gelmekten)
sakınmaz mısınız?
107. Bilin ki ben, size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim.
108. Artık Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.
109. Buna karşı sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ecrimi verecek
olan, ancak âlemlerin Rabbidir.
110. Onun için, Allah'tan korkun ve bana itaat edin.
111. Onlar şöyle cevap verdiler: Sana düşük seviyeli kimseler tâbi
olup dururken, biz sana iman eder miyiz hiç!
112. Nuh dedi ki: Onların yaptıkları hakkında bilgim yoktur.
113. Onların hesabı ancak Rabbime aittir. Bir düşünseniz!
114. Ben iman eden kimseleri kovacak değilim.
115. Ben ancak apaçık bir uyarıcıyım.
116. Dediler ki: Ey Nuh! (Bu davadan) vazgeçmezsen, iyi bil ki,
taşlanmışlardan olacaksın!
117. Nuh: Rabbim! dedi, kavmim beni yalancılıkla suçladı.
118. Artık benimle onların arasında sen hükmünü ver. Beni ve
beraberimdeki m üminleri kurtar.
119. Bunun üzerine biz onu ve beraberindekileri, o dolu geminin
içinde (taşıyarak) kurtardık.
120. Sonra da geri kalanları suda boğduk.
121. Doğrusu bunda büyük bir ders vardır; ama çokları iman etmezler.
122. Şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet
sahibidir.
123. Âd (kavmi) de peygamberleri yalancılıkla suçladı.
124. Kardeşleri Hûd onlara şöyle demişti: (Allah'a karşı gelmekten)
sakınmaz mısınız?
125. Bilin ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim.
126. Artık Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.
127. Buna karşı sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ecrimi verecek
olan, ancak âlemlerin Rabbidir.
128. Siz her yüksek yere bir alâmet dikerek eğleniyor musunuz?
129. Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı ediniyorsunuz?
130. Yakaladığınız zaman, zorbalar gibi mi yakalıyorsunuz?
131. Artık Allah'tan korkun ve bana itaat edin.
132. Bildiğiniz şeyleri size bol bol veren, Allah'dan korkun.
133. ''O size verdi : davarlar, oğullar".
134. "Bah çeler
çeşmeler." (Allah'a karşı gelmek) den sakının.
135. Doğrusu sizin hakkınızda muazzam bir günün azabından endişe
ediyorum.
136. (Onlar) şöyle dediler: Sen öğüt versen de, vermesen de bizce
birdir.
137. Bu, öncekilerin geleneğinden başka bir şey değildir.
138. Biz azaba uğratılacak da değiliz.
139. Böylece onu yalancılıkla suçladılar; biz de kendilerini helâk
ettik. Doğrusu bunda büyük bir ibret vardır; ama çokları iman etmezler.
140. Şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibid ir.
141. Semûd (kavmi) de peygamberleri yalancılıkla suçladı.
142. Kardeşleri Sâlih onlara şöyle demişti: (Allah'a karşı gelmekten)
sakınmaz mısınız?
143. Bilin ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim.
144. Artık Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.
145. Buna karşı sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ecrimi verecek
olan, ancak âlemlerin Rabbidir.
146. Siz burada, güven içinde bırakılacak mısınız (sanırsınız)?
147. "Böyle bahçelerde, çeşme başlarında ?"
148. "Ekinlerin, salkımları sarkmış hurmalıkların arasında?"
149. (Böyle sanıp) dağlardan ustaca evler yontuyorsunuz (oyup
yapıyorsunuz).
150. Artık Allah'tan korkun ve bana itaat edin.
151. "O aşırıların emrine uymayın."
152. "Yeryüzünde bozgunculuk yapıp dirlik düzenlik vermeyenler(in
sözüyle hareket etmeyin).
153. Dediler ki: Sen, olsa olsa iyice büyülenmiş birisin!
154. Sen de ancak bizim gibi bir insansın. Eğer doğru söyleyenlerden
isen, haydi bize bir mucize getir.
155. Salih: İşte (mucize) bu dişi devedir; onun bir su içme hakkı
vardır, belli bir günün içme hakkı da sizindir, dedi.
156. Ona bir kötülükle ilişmeyin, yoksa sizi muazzam bir günün azabı
yakalayıverir.
157. Buna rağmen onlar deveyi kestiler; ama pişman da oldular.
158. Bunun üzerine onları azap yakaladı. Doğrusu bunda, büyük bir
ders vardır; ama çokları iman etmezler.
159. Şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet
sahibidir.
160. Lût kavmi de peygamberleri yalancılıkla suçladı.
161. Kardeşleri Lût onlara şöyle demişti: (Allah'a karşı gelmekten)
sakınmaz mısınız?
162. Bilin ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim.
163. Artık Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.
164. Buna karşı sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ecrimi verecek
olan, ancak âlemlerin Rabbidir.
165. Rabbinizin sizler için yarattığı eşlerinizi bırakıp da, insanlar
içinden erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Doğrusu siz sınırı aşmış (sapık)
bir kavimsiniz!
166. Rabbinizin sizler için yarattığı eşlerinizi bırakıp da, insanlar
içinden erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Doğrusu siz sınırı aşmış (sapık)
bir kavimsiniz!
167. Onlar şöyle dediler: Ey Lût! (Bu davadan) vazgeçmezsen, iyi bil
ki, sürgün edilmişlerden olacaksın!
168. Lût: Doğrusu, dedi, ben sizin bu işinizden tiksinmekteyim!
169. Rabbim! Beni ve ailemi, onların yapageldiklerinden (vebalinden)
kurtar.
170. Bunun üzerine onu ve bütün ailesini kurtardık.
171. Ancak bir kocakarı müstesna. O, geride kalanlardan (oldu).
172. Sonra diğerlerini helâk ettik.
173. Üzerlerine öyle bir yağmur yağdırdık ki... Uyarılanların (fakat
yola gelmeyenlerin) yağmuru ne de kötü!
174. Elbet bunda büyük bir ibret vardır; fakat çokları iman etmezler.
175. Şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet
sahibidir.
176. Eyke halkı da peygamberleri yalancılıkla suçladı.
177. Şuayb onlara şöyle demişti: (Allah'a karşı gelmekten) sakınmaz
mısınız?
178. Bilin ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim.
179. Artık Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.
180. Buna karşı sizden hiçbir ücret istemiyorum.
Benim ücretimi verecek olan, ancak âlemlerin Rabbidir.
181. Ölçüyü tastamam yapın, (insanların hakkını) eksik verenlerden
olmayın.
182. Doğru terazi ile tartın.
183. İnsanların hakkı olan şeyleri kısmayın. Yeryüzünde bozgunculuk
yaparak karışıklık çıkarmayın.
184. Sizi ve önceki nesilleri yaratan (Allah) dan korkun.
185. Onlar şöyle dediler: Sen, olsa olsa iyice büyülenmiş birisin!
186. Sen de, ancak bizim gibi bir beşersin. Bilki, biz seni ancak
yalancılardan biri sayıyoruz.
187. Şayet doğru sözlülerden isen, üstümüze gökten azap yağdır.
188. Şuayb: Rabbim yaptıklarınızı en iyi bilendir, dedi.
189. Velhasıl onu yalancı saydılar da, kendilerini o gölge gününün
azabı yakalayıverdi. Gerçekten o, muazzam bir günün azabı idi!
190. Doğrusu bunda büyük bir ders vardır; ama çokları iman etmezler.
191. Şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet
sahibidir.
192. Muhakkak ki o (Kur'an) âlemlerin Rabbinin indirmesidir.
193. (Resûlüm!) Onu Rûhu'l-emîn (Cebrail) indirdi.
194.Senin kalbine; uyarıcılardan olman için,
195. Apaçık Arapça bir dille.
196. O, şüphesiz daha öncekilerin kitaplarında da vardır.
197. Benî İsrail bilginlerinin onu bilmesi, onlar için bir delil
değil midir?
198. Biz onu Arapça bilmeyenlerden birine indirseydik de,
199. Bunu onlara o okusaydı, yine ona iman etmezlerdi.
200. Onu günahkârların kalplerine böyle soktuk.
201. Onun için, acıklı azabı görünceye kadar ona iman etmezler.
202. İşte bu (azap) onlara, kendileri farkında olmadan, ansızın
geliverecektir.
203. O zaman: Bize (iman etmemiz için) mühlet verilir mi acaba?
diyeceklerdir.
204. (Durmadan mucize talebiyle) onlar bizim azabımızı mı çarçabuk
istiyorlardı?
205. Ne dersin! Eğer biz onları yıllarca yaşatsak.
206.Sonra tehdit edilmekte oldukları (azap) başlarına gelse!
207. Faydalandırıldıkları nimetler onlara hiç yarar sağlamayacaktır.
208. Bununla birlikte hangi memleketi, helak ettikse muhakkak onu
uyarıcı (peygamberleri) olmuştur.
209. (Onlar)ihtar edilmiştir ve biz zülmetmiş değilizdir.
210. O'nu (Kur'an 'ı)
şeytanlar indirmedi.
211. Bu onlara düşmez; zaten güçleri de yetmez.
212. Şüphesiz onlar, vahyi işitmekten uzak tutulmuşlardır.
213. O halde sakın Allah ile beraber başka tanrıya kulluk edip
yalvarma, sonra azap edilenlerden olursun!
214. (Önce) en yakın akrabanı uyar.
215. Sana uyan müminlere (merhamet) kanadını indir.
216. Şayet sana karşı gelirlerse de ki: Ben sizin yaptıklarınızdan
muhakkak ki uzağım.
217. Sen O mutlak galip ve engin merhamet sahibine güvenip dayan.
218. O ki, (gece namaza)
kalktığın zaman seni görüyor.
219. Secde edenler arasında dolaşmanı da (görüyor).
220. Çünkü her şeyi işiten, her şeyi bilen O'dur.
221. Şeytanların ise kime ineceğini size haber vereyim mi?
222. Onlar, günaha, iftiraya düşkün olan herkesin üstüne inerler.
223. Bunlar, (şeytanlara) kulak verirler ve onların çoğu
yalancıdırlar.
224. Şairler(e gelince), onlara da sapıklar uyarlar.
225. Baksana onlar her vâdide şaşkın şaşkın dolaşırlar.
226.Ve onlar yapamayacakları şeyleri söylerler.
227. Ancak iman edip iyi
işler yapanlar, Allah'ı çok çok ananlar ve haksızlığa uğratıldıklarında
kendilerini savunanlar başkadır. Haksızlık edenler, hangi dönüşe (hangi
akıbete) döndürüleceklerini yakında bileceklerdir.
27-NEML
Bismillâhirrahmânirrahîm
1. Tâ. Sîn. Bunlar Kur'an'ın, (gerçekleri) açıklayan Kitab'ın
âyetleridir.
2.İman eden müminler için bir hidayet rehberi ve bir müjdedir.
3. Onlar ki, namazı kılarlar, zekâtı verirler ve ahirete de kesin
olarak inanı rlar.
4. Şüphesiz biz, ahirete inanmayanların işlerini kendilerine süslü
gösterdik; o yüzden bocalar dururlar.
5. İşte bunlar, azabı en ağır olanlardır; ahirette en çok ziyana
uğrayacaklar da onlardır.
6. (Resûlüm!) Şüphesiz ki bu Kur'an, hikmet sahibi ve her şeyi bilen
Allah tarafından sana verilmektedir.
7. Hani Musa, ailesine şöyle demişti: Gerçekten ben bir ateş gördüm.
(Gidip) size oradan bir haber getireceğim, yahut bir ateş parçası
getireceğim, umarım ki ısınırsınız!
8. Oraya geldiğinde şöyle seslenildi: Ateşin bulunduğu yerdeki ve
çevresindekiler mübarek kılınmıştır! Âlemlerin Rabbi olan Allah,
eksikliklerden münezzehtir!
9. Ey Musa! İyi bil ki, ben, mutlak galip ve hikmet sahibi olan
Allah'ım!
10. Asânı at! Musa (asâyı atıp) onu yılan gibi deprenir görünce dönüp
arkasına bakmadan kaçtı. (Kendisine dedik ki): Ey Musa! Korkma; çünkü
benim huzurumda peygamberler korkmaz.
11. Ancak, kim haksızlık eder, sonra, işlediği kötülük yerine iyilik
yaparsa, bilsin ki ben (ona karşı da) çok bağışlayıcıyım,
çok merhamet sahibiyim.
12. Elini koynuna sok da kusursuz bembeyaz çıksın. Dokuz mucize ile
Firavun ve kavmine (git). Çünkü onlar artık yoldan çıkmış bir kavim
olmuşlardır.
13. Mucizelerimiz onların gözleri önüne serilince: "Bu, apaçık bir
büyüdür" dediler.
14. Kendileri de bunlara yakînen inandıkları halde, zulüm ve
kibirlerinden ötürü onları inkâr ettiler. Bozguncuların sonunun nice
olduğuna bir bak!
15. Andolsun ki biz, Davud'a ve Süleyman'a ilim verdik. Onlar: Bizi,
mümin kullarının birçoğundan üstün kılan Allah'a hamd olsun, dediler.
16. Süleyman Davud'a vâris oldu ve dedi ki: Ey insanlar! Bize kuş
dili öğretildi ve bize her şeyden (nasip) verildi. Doğrusu bu apaçık bir
lütuftur.
17. Süleyman'ın, cinlerden, insanlardan ve kuşlardan müteşekkil
orduları toplandı; hepsi birarada (onun tarafından) düzenli olarak
sevkediliyordu.
18. Nihayet Karınca vâdisine geldikleri zaman, bir karınca: Ey
karıncalar! Yuvalarınıza girin; Süleyman ve ordusu farkına varmadan sizi
ezmesin! dedi.
19. (Süleyman) onun söz ünden
dolayı gülümsedi ve dedi ki: Ey Rabbim! Beni, gerek bana gerekse
ana-babama verdiğin nimete şükretmeye ve hoşnut olacağın iyi işler
yapmaya muvaffak kıl. Rahmetinle, beni iyi kulların arasına kat.
20. (Süleyman) kuşları gözden geçirdi ve şöyle dedi: Hüdhüd'ü niçin
göremiyorum? Yoksa kayıplara mı karıştı?
21. Ya bana (mazeretini gösteren) apaçık bir delil getirecek ya da
onun canını iyice yakacağım yahut onu boğazlayacağım!
22. Çok geçmeden (Hüdhüd) gelip: Ben, dedi, senin bilmediğin bir şeyi
öğrendim. Sebe'den sana çok doğru (ve önemli) bir haber getirdim.
23. Gerçekten, onlara (Sebe'lilere) hükümdarlık eden, kendisine her
şey verilmiş ve büyük bir tahtı olan bir kadınla karşılaştım.
24. Onun ve kavminin, Allah'ı bırakıp güneşe secde ettiklerini
gördüm. Şeytan, kendilerine yaptıklarını süslü göstermiş de onları doğru
yoldan alıkoymuş. Bunun için doğru yolu bulamıyorlar.
25. (Şeytan böyle yapmış ki) göklerde ve yerde gizleneni açığa
çıkaran, gizlediğinizi ve açıkladığınızı bilen Allah'a secde etmes inler.
26. (Halbuki) büyük Arş'ın sahibi olan Allah'tan başka tanrı yoktur.
27. (Süleyman Hüdhüd'e) dedi ki: Doğru mu söyledin, yoksa
yalancılardan mısın, bakacağız.
28. Şu mektubumu götür, onu kendilerine ver, sonra onlardan biraz
çekil de, ne sonuca varacaklarına bak.
29. (Süleyman'ın mektubunu alan Sebe'melikesi,) "Beyler, ulular! Bana
çok önemli bir mektup bırakıldı" dedi.
30. "Mektup Süleyman'dandır, rahmân ve rahîm olan Allah'ın adıyla
(başlamakta) dır."
31. "Bana baş kaldırmayın, teslimiyet gösterip bana gelin, diye
(yazmaktadır)".
32. (Sonra Melike) dedi ki: Beyler, ulular! Bu işimde bana bir fikir
verin. (Bilirsiniz) siz yanımda olmadan (size danışmadan) hiçbir işi
kestirip atmam.
33. Onlar, şu cevabı verdiler: Biz güçlü kuvvetli kimseleriz, zorlu
savaş erbabıyız; buyruk ise senindir; artık ne buyuracağını sen düşün.
34. Melike: Hükümdarlar bir memlekete girdiler mi, orayı perişan
ederler ve halkının ulularını alçaltırlar. (Herhalde) onlar da böyle
yapacaklardır, dedi.
35. Ben (şimdi) onlara bir hediye göndereyim de, bakayım elçiler ne
(gibi bir sonuç) ile dönecekler.
36. (Elçiler, hediyelerle) Süleyman'a gelince şöyle dedi: Siz bana
mal ile yardım mı ediyorsunuz? Allah'ın bana verdiği, size verdiğinden
daha iyidir. Hediyenizle (ben değil) siz sevinirsiniz.
37. (Ey elçi!) Onlara dön; iyi bilsinler ki, kendilerine asla karşı
koyamıyacakları ordularla gelir, onları muhakkak surette hor ve hakir
halde oradan çıkarırız!
38. (Sonra Süleyman müşavirlerine) dedi ki: Ey ulular! Onlar
teslimiyet gösterip bana gelmeden önce, hanginiz o melikenin tahtını
bana getirebilir?
39. Cinlerden bir ifrit: Sen makamından kalkmadan ben onu sana
getiririm. Gerçekten bu işe gücüm yeter ve bana güvenebilirsiniz, dedi.
40. Kitaptan (Allah tarafından verilmiş) bir ilmi olan kimse ise:
Gözünü açıp kapamadan ben onu sana getiririm, dedi. (Süleyman) onu
(melikenin tahtını) yanıbaşına yerleşmiş olarak görünce: Bu, dedi, şükür
mü edeceğim, yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni sınamak üzere
Rabbimin (gösterdiği) lütfundandır. Şükreden ancak kendisi için
şükretmiş olur, nankörlük edene gelince, o bilsin ki, Rabbimin hiçbir
şeye ihtiyacı yoktur, çok kerem sahibidir.
41. (Süleyman devamla) dedi ki: Onun tahtını bilemeyeceği bir hale
getirin; bakalım tanıyacak mı, yoksa tanıyamayanlar arasında mı olacak.
42. Melike gelince: Senin tahtın da böyle mi? dendi. O şöyle cevap
verdi: Tıpkı o! (Süleyman şöyle dedi): Bize daha önce (Allah'tan) bilgi
verilmiş ve biz müslüman olmuştuk.
43. Onu, Allah'tan başka taptığı şeyler (o zamana kadar tevhid dinine
girmekten) alıkoymuştu. Çünkü kendisi inkârcı bir kavimdendi.
44. Ona: Köşke gir! dendi. Melike onu görünce derin bir su sandı ve
eteğini yukarı çekti. Süleyman: Bu, billûrdan yapılmış, şeffaf bir
zemindir, dedi. Melike de di ki: Rabbim! Ben gerçekten kendime yazık
etmişim. Süleymanla beraber âlemlerin Rabbi olan Al lah'a
teslim oldum.
45. Andolsun ki, "Allah'a kulluk edin!" (demesi için) Semûd kavmine
kardeşleri Sâlih'i gönderdik. Hemen birbiriyle çekişen iki zümre
oluverdiler.
46. S âlih dedi ki: Ey
kavmim! İyilik dururken niçin kötülüğe koşuyorsunuz? Allah'tan mağfiret
dileseniz olmaz mı? Belki size merhamet edilir.
47. Şöyle dediler: Senin ve beraberindekilerin yüzünden uğursuzluğa
uğradık. Sâlih: Size çöken uğursuzluk (sebebi), Allah katında (yazılı)
dır. Hayır, siz imtihana çekilen bir kavimsiniz, dedi.
48. O şehirde dokuz kişi (elebaşı) vardı ki, bunlar yeryüzünde
bozgunculuk yapıyorlar, iyilik tarafına hiç yanaşmıyorlardı.
49. Allah'a and içerek birbirlerine şöyle dediler: Gece ona ve
ailesine baskın yapalım (hepsini öldürelim); sonra da velisine: "Biz
(Sâlih) ailesinin yok edilişi sırasında orada değildik, inanın ki doğru
söylüyoruz" diyelim.
50. Onlar böyle bir tuzak kurdular. Biz de kendileri farkında
olmadan, onların planlarını altüst ettik.
51. Bak işte, tuzaklarının âkıbeti nice oldu: Onları da; (kendilerine
uyan) kavimlerini de (nasıl) toptan helâk ettik!
52. İşte haksızlıkları yüzünden çökmüş evleri! Anlayan bir kavim için
elbette bunda bir ibret vardır.
53. İman edip Allah'a karşı gelmekten sakınanları ise kurtardık.
54. Lût'u da (peygamber olarak kavmine gönderdik.) Kavmine şöyle
demişti: Göz göre göre hâla o hayâsızlığı yapacak mısınız?
55. (Bu ilâhî ikazdan sonra hâla) siz, ille de kadınları bırakıp
şehvetle erkeklere yaklaşacak mısınız? Doğrusu siz, beyinsizlikte devam
edegelen bir kavimsiniz!
56. Kavminin cevabı sadece: "Lût ailesini memleketinizden çıkarın;
çünkü onlar (bizim yaptıklarımızdan) uzak kalmak isteyen insanlarmış!"
demelerinden ibaret oldu.
57. B unun üzerine onu ve
ailesini kurtardık. Yalnız karısı müstesna; onun geride (azaba
uğrayanların içinde) kalmasını takdir ettik.
58.Onların üzerlerine müthiş bir yağmur indirdik. Bu sebeple,
uyarılan (fakat aldırmayan) ların yağmuru ne kötü olmuştur!
59. (Resûlüm!) De ki: Hamd olsun Allah'a, selam olsun seçkin kıldığı
kullarına. Allah mı daha hayırlı, yoksa O'na koştukları ortaklar mı?
60. (Onlar mı hayırlı) yoksa gökleri ve yeri yaratan, gökten size su
indiren mi? O suyla, bir ağacını bile bitirmeye gücünüzün yetmediği
güzel güzel bahçeler bitirdik. Allah'tan başka bir tanrı mı var! Doğrusu
onlar sapıklıkta devam eden bir güruhtur.
61. (Onlar mı hayırlı) yoksa yeryüzünü oturmaya elverişli kılan,
aralarından (yer altından ve üstünden) nehirler akıtan, arz için sabit
dağlar yaratan, iki deniz arasına engel koyan mı? Allah'tan başka bir
tanrı mı var! Doğrusu onların çoğu (hakikatleri)
bilmiyorlar.
62. (Onlar mı hayırlı) yoksa darda kalana kendine yalvardığı zaman
karşılık veren ve (başındaki) sıkıntıyı gideren, sizi yeryüzünün
hakimleri kılan mı? Allah'tan başka bir tanrı mı var! Ne kadar da kıt
düşünüyorsunuz!
63. (Onlar mı hayırlı) yoksa karanın ve denizin karanlıkları içinde
size yolu bulduran, rahmetinin (yağmurun) önünde rüzgârları müjdeci
olarak gönderen mi? Allah'tan başka bir tanrı mı var! Allah, onların
koştukları ortaklardan çok yücedir, münezzehtir.
64. (Onlar mı hayırlı) yoksa ilk baştan yaratan, sonra yaratmayı
tekrar eden ve sizi hem gökten hem yerden rızıklandıran mı? Allah'tan
başka bir tanrı mı var! De ki: Eğer doğru söylüyorsanız siz kesin
delilinizi getirin!
65. De ki: Göklerde ve yerde, Allah'tan başka kimse gaybı bilmez. Ve
onlar ne zaman diriltileceklerini de bilmezler.
66. Hayır; onların ahiret hakkındaki bilgileri yetersiz kalmıştır.
Dahası, bu hususta şüphe içindedirler. Bunun da ötesinde, onlar
ahiretten yana kördürler.
67. İnkârcılar dediler ki: Sahi, biz ve atalarımız, toprak olduktan
sonra, gerçekten (diriltilip) çıkarılacak mıyız?
68. Andolsun ki, bu tehdit bize yapıldığı gibi, daha önce atalarımıza
da yapılmıştır. Bu, öncekilerin masallarından başka bir şey değildir.
69. De ki: Yeryüzünde gezin de, günahkârların âkıbeti nice oldu,
görün!
70. (Resûlüm!) Onların yüzünden tasalanma, kurmakta oldukları
tuzaklardan ötürü sıkıntı duyma.
71. Onlar: Eğer doğru sözlü iseniz (söyleyin bakalım) bu tehdit ne
zaman gerçekleşecek? derler.
72. De ki: Çabucak gelmesini istediğiniz şeyin (azabın) bir kısmı
herhalde yakında başınıza gelecektir.
73. Şüphesiz Rabbin, insanlara karşı lütuf sahibidir; fakat
insanların çoğu şükretmezler.
74. Rabbin elbette onların kalplerinin gizlediklerini de, açığa
vurduklarını da bilir.
75. Gökte ve yerde göze görünmeyen hiçbir şey yoktur ki, apaçık bir
kitapta (levhi mahfuzda) bulunmasın.
76. Doğrusu bu Kur'an, İsrailoğullarına, hakkında ihtilâf
edegeldikleri şeylerin pek çoğunu anlatmaktadır.
77. Ve o, müminler için gerçekten bir hidayet rehberi ve rahmettir.
78. Rabbin şüphesiz, onlar arasında hükmünü verecektir. O, mutlak
galiptir, her şeyi bilendir.
79 . O halde sen Allah'a
güvenip dayan. Çünkü sen apaçık hakikat üzeresin.
80. Bil ki sen ölülere işittiremezsin, arkalarını dönüp giderlerken
sağırlara da dâveti duyuramazsın.
81. Sen körleri sapıklıklarından çevirip doğru yola getiremezsin.
Ancak âyetlerimize inanıp da teslim olanlara duyurabilirsin.
82. O söz başlarına geldiği (kıyamet yaklaştığı) zaman, onlara yerden
bir dâbbe (mahlûk) çıkarırız da, bu onlara insanların âyetlerimize kesin
bir iman getirmemiş olduklarını söyler.
83. O gün, her ümmet içi nden
âyetlerimizi yalan sayanlardan bir cemaat toplarız da onlar toplu olarak
(hesap yerine) sevkedilirler.
84. Nihayet, (hesap yerine) geldikleri zaman Allah buyurur: Siz benim
âyetlerimi, ne olduğunu kavramadan yalan saydınız öyle mi? Değilse
yaptığınız neydi?
85. Yaptıkları haksızlıktan ötürü, (azaba uğrayacaklarını bildiren) o
söz gerçekleşmiştir; artık onlar konuşamazlar.
86. Dinlensinler diye geceyi (karanlık) ve (çalışsınlar diye) gündüzü
aydınlık kıldığımızı görmediler mi? İman eden bir kavim için elbette
bunda birçok ibretler vardır.
87. Sûr'a üfürüldüğü gün, -Allah'ın diledikleri müstesna-, göklerde
ve yerde bulunanlar hep dehşete kapılır. Hepsi boyunları bükük olarak
O'na gelirler.
88. Sen dağları görürsün de, onları yerinde durur sanırsın. Oysa
onlar bulutların yürümesi gibi yürümektedirler. (Bu,) her şeyi
sapasağlam yapan Allah'ın sanatıdır. Şüphesiz ki O, yaptıklarınızdan
tamamıyla haberdardır.
89. Kim iyilikle (ilâhî huzura) gelirse, ona daha iyisi verilir. Ve
onlar o gün korkudan emin ka lırlar.
90. (Rablerinin huzuruna) kötülükle gelen kimseler ise yüzükoyun
cehenneme atılırlar. (Onlara) "Ancak yaptıklarınızın karşılığını
görmektesiniz!" (denir).
91. (De ki:) Ben ancak, bu şehrin (Mekke'nin) Rabbine -ki O burayı
dokunulmaz kılmıştır- kulluk etmekle emrolundum. Her şey de zaten O'na
aittir. Bana müslümanlardan olmam " emredildi.
92. "Ve Kur'an'ı okumam (emredildi). Artık kim doğru yola gelirse,
yalnız kendisi için gelmiş olur; kim de saparsa ona de ki: Ben sadece
uyarıcılardanım.
93. Ve şöyle de: Hamd
Allah'a mahsustur. O, âyetlerini size gösterecek, siz de onları görüp
tanıyacaksınız (ama artık faydası olmayacaktır). Rabbin,
yaptıklarınızdan habersiz değildir.
28-el-KASAS
Bismillâhirrahmânirrahîm
1. Tâ. Sîn. Mîm.
2. Bunlar, apaçık Kitab'ın âyetleridir.
3. İman eden bir kavim için (faydalı olmak üzere) Musa ile Firavun'un
haberlerinden bir kısmını sana gerçek şekliyle nakledeceğiz.
4. Firavun, (Mısır) toprağında gerçekten azmış, halkını çeşitli
zümrelere bölmüştü. Onlardan bir zümreyi güçsüz buluyor, bunların
oğullarını boğazlıyor, kızlarını ise sağ bırakıyordu. Çünkü o
bozgunculardandı.
5. Biz ise, o yerde güçsüz düşürülenlere lütufta bulunmak, onları
önderler yapmak ve onları (mukaddes topraklara) vâris kılmak istiyorduk.
6. Ve o yerde onları hakim kılmak; Firavun ile Hâmân'a ve ordularına,
onlardan (İsrailoğullarından gelecek diye) korktukları şeyi göstermek
(istiyorduk).
7. Musa'nın anasına: Onu emzir, kendisine zarar geleceğinden
endişelendiğinde onu denize (Nil nehrine) bırakıver, hiç korkup
kaygılanma, çünkü biz onu sana geri vereceğiz ve onu peygamberlerden
biri yapacağız, diye bildirdik.
8. Nihayet Firavun ailesi onu yitik çocuk olarak (nehirden) aldı. O,
sonunda kendileri için bir düşman ve bir tasa olacaktı. Şüphesiz Firavun
ile Hâmân ve askerleri yanlış yolda idiler.
9. Firavun'un karısı (sepetin içinden erkek çocuk çıkınca kocasına:)
Benim ve senin için göz aydınlığıdır! Onu öldürmeyin, belki bize faydası
dokunur, ya da onu evlât ediniriz, dedi. Halbuki onlar (işin sonunu)
sezemiyorlardı.
10. Musa'nın anasının yüreğinde yalnızca çocuğunun tasası kaldı. Eğer
biz, (vâdimize) inananlardan olması için onun kalbini pekiştirmemiş
olsaydık, neredeyse işi meydana çıkaracaktı.
11. Annesi Musa'nın ablasına: Onun izini takip et, dedi. O da, onlar
farkına varmadan uzaktan kardeşini gözetledi.
12. Biz daha önceden (annesine geri verilinceye kadar) onun süt
analarını kabulüne (emmesine) müsaade etmedik. Bunun üzerine ablası:
Size, onun bakımını namınıza üstlenecek, hem de ona iyi davranacak bir
aile göstereyim mi? dedi.
13. Böylelikle biz onu, anasına, gözü aydın olsun, gam çekmesin ve
Allah'ın vâdinin gerçek olduğunu bilsin diye geri verdik. Fakat yine de
pek çoğu (bunu) bilmezler.
14. Musa yiğitlik çağına erip olgunlaşınca, biz ona hikmet ve ilim
verdik. İşte güzel davrananları biz böylece mükâfatlandırırız.
15. Musa, ahalisinin habersiz olduğu bir sırada şehre girdi. Orada,
biri kendi tarafından, diğeri düşman tarafından olan iki adamı
birbiriyle döğüşür buldu. Kendi tarafından olanı, düşmana karşı ondan
yardım diledi. Musa da ötekine bir yumruk vurup ölümüne sebep oldu.
(Bunun üzerine:) Bu şeytan işidir. O, gerçekten saptırıcı, apaçık bir
düşman, dedi.
16. Musa: Rabbim! Doğrusu kendime zulmettim (başıma iş açtım). Beni
bağışla dedi, Allah da onu bağışladı. Çünkü, çok bağışlayıcı, çok
esirgeyici olan ancak O'dur.
17. Musa: Rabbim! Bana lütfettiğin nimetlere andolsun ki, artık
suçlulara (ve suça itenlere) asla arka çıkmayacağım, dedi.
18. Şehirde korku içinde, (etrafı) gözetleyerek sabahladı. Bir de ne
görsün, dün kendisinden yardım isteyen kimse, feryat ederek yine ondan
imdat istiyor. Musa ona (yardım isteyene) dedi ki: Doğrusu sen, besbelli
bir azgınsın!
19. Musa, ikisinin de düşmanı olan adamı yakalamak isteyince, o adam
dedi ki: Ey Musa! Dün bir cana kıydığın gibi, bana da mı kıymak
istiyorsun? Demek, düzelticilerden olmak istemiyor da, bu yerde ille
yaman bir zorba olmayı arzuluyorsun sen!
20. Şehrin öbür ucundan bir adam koşarak geldi: Ey Musa! İleri
gelenler seni öldürmek için hakkında müzakere ediyorlar. Derhal
(buradan) çık! İnan ki ben senin iyiliğini isteyenlerdenim, dedi.
21. Musa korka korka, (etrafı) gözetleyerek oradan çıktı. "Rabbim!
Beni zalimler güruhundan kurtar" dedi.
22. Medyen'e doğru yöneldiğinde: Umarım, Rabbim beni doğru yola
iletir, dedi.
23. Musa, Medyen suyuna varınca, orada (hayvanlarını) sulayan bir çok
insan buldu. Onların gerisinde de, (hayvanlarını) engelleyen iki kadın
gördü. Onlara: Derdiniz nedir? dedi. Şöyle cevap verdiler: Çobanlar
sulayıp çekilmeden biz (onların içine sokulup hayvanlarımızı) sulamayız;
babamız da çok yaşlıdır.
24. Bunun üzerine Musa, onların yerine (davarlarını) sulayıverdi.
Sonra gölgeye çekildi ve: Rabbim! Doğrusu bana indireceğin her hayra
(lütfuna) muhtacım, dedi.
25. Derken, o iki kadından biri utana utana yürüyerek ona geldi:
Babam, dedi, bizim yerimize (hayvanları) sulamanın karşılığını ödemek
için seni çağırıyor. Musa, ona (Hz. Şuayb'a) gelip başından geçeni
anlatınca o: Korkma, o zalim kavimden kurtuldun, dedi.
26. (Şuayb'ın) iki kızından biri: Babacığım! Onu ücretle (çoban) tut.
Çünkü ücretle istihdam edeceğin en iyi kimse, güçlü ve güvenilir
olandır, dedi.
27. (Şuayb) dedi ki: Bana sekiz yıl çalışmana karşılık şu iki
kızımdan birini sana nikâhlamak istiyorum. Eğer on yıla tamamlarsan
artık o kendinden; yoksa sana ağırlık vermek istemem. İnşallah beni iyi
kimselerden (işverenlerden) bulacaksın.
28. Musa şöyle cevap verdi: Bu seninle benim aramdadır. Bu iki
süreden hangisini doldurursam doldurayım, demek ki bana karşı husumet
yok. Söylediklerimize Allah vekîldir.
29. Sonunda Musa süreyi doldurup ailesiyle yola çıkınca, Tûr
tarafından bir ateş gördü. Ailesine: Siz (burada) bekleyin; ben bir ateş
gördüm, belki oradan size bir haber yahut ısınmanız için bir ateş
parçası getiririm, dedi.
30. Oraya gelince, o mübarek yerdeki vâdinin sağ kıyısından,
(oradaki) ağaç tarafından kendisine şöyle seslenildi: Ey Musa! Bil ki
ben, bütün âlemlerin Rabbi olan Allah'ım.
31. Ve "Asânı at!" (denildi). Musa (attığı) asâyı yılan gibi deprenir
görünce, dönüp arkasına bakmadan kaçtı. "Ey Musa! Beri gel, korkma.
Çünkü sen emniyette olanlardansın" (buyuruldu).
32. "Elini koynuna sok; kusursuz, bembeyaz çıkacaktır. Korkudan
(açılan) kollarını kendine çek. İşte bu ikisi Firavun ve onun adamlarına
karşı Rabbin tarafından iki kesin delildir. Çünkü onlar, yoldan çıkan
bir kavim olmuşlardır" (diye seslenildi).
33. Musa dedi ki: Rabbim! Ben onlardan birini öldürmüştü m,
beni öldürmelerinden korkuyorum.
34. Kardeşim Harun'un dili benimkinden daha düzgündür. Onu da beni
doğrulayan bir yardımcı olarak benimle birlikte gönder. Zira bana
yalancılık ithamında bulunmalarından endişe ediyorum.
35. Allah buyurdu: Seni kardeşinle destekleyeceğiz ve size öyle bir
kudret vereceğiz ki, âyetlerimiz (mucize yardımlarımız) sayesinde onlar
size erişemiyecekler. Siz ve size tâbi olanlar üstün geleceksiniz.
36. Musa onlara apaçık âyetlerimizi getirince: Bu, olsa olsa
uydurulmuş bir sihirdir. Biz önceki atalarımızdan böylesini
işitmemiştik, dediler.
37. Musa şöyle dedi: Rabbim, kendi katından kimin hidayet (hakka
rehberlik) getirdiğini ve hayırlı âkıbetin kime nasip olacağını en iyi
bilendir. Muhakkak ki, zalimler iflâh olmazlar.
38. Firavun: Ey ileri gelenler! Sizin için benden başka bir ilâh
tanımıyorum. Ey Hâmân! Haydi benim için çamur üzerine ateş yak (ve tuğla
imal et), bana bir kule yap ki Musa'nın tanrısına çıkayım; ama
sanıyorum, o mutlaka yalan söyleyenlerdendir, dedi.
39. O v e askerleri,
yeryüzünde haksız yere büyüklük tasladılar ve gerçekten bize
döndürülmeyeceklerini sandılar.
40. Biz de onu ve askerlerini yakalayıp denize atıverdik. Bak işte,
zalimlerin sonu nice oldu!
41. Onları, (insanları) ateşe çağıran öncüler kıldık. Kıyamet günü
onlar yardım görmeyeceklerdir.
42. Bu dünyada arkalarına lânet taktık. Onlar, kıyamet gününde de
kötülenmişler arasındadır.
43. Andolsun biz, ilk nesilleri yok ettikten sonra Musa'ya, -düşünüp
öğüt alsınlar diye- insanlar için apaçık deliller, hidayet rehberi ve
rahmet olarak o Kitab'ı (Tevrat'ı) vermişizdir.
44. (Resûlüm!) Musa'ya emrimizi vahyettiğimiz sırada, sen batı
yönünde bulunmuyordun ve (o hadiseyi) görenlerden de değildin.
45. Bilakis biz nice nesiller var ettik de, onların üzerinden uzun
zamanlar geçti. Sen, âyetlerimizi kendilerinden okuyarak öğrenmek üzere
Medyen halkı arasında oturmuş da değilsin; aksine (onları sana) gönderen
biziz.
46. (Musa'ya) seslendiğimiz zaman da, sen Tûr'un yanında değildin.
Bilakis, senden önce kendilerıne uyarıcı (peygamber) gelmeyen bir kavmi
uyarman için Rabbinden bir rahmet olarak (orada geçenleri sana
bildirdik); ola ki düşünüp öğüt alırlar.
47. Bizzat kendi yaptıklarından dolayı başlarına bir musibet
geldiğinde: Rabbimiz! Ne olurdu bize bir peygamber gönderseydin de,
âyetlerine uysak ve müminlerden olsaydık! diyecek olmasalardı (seni
göndermezdik).
48. Fakat onlara tarafımızdan o hak (Peygamber) gelince: "Musa'ya
verilen (mucizeler) gibi ona da verilmeli değil miydi?" dediler. Peki,
daha önce Musa'ya verileni de inkâr etmemişler miydi? "Birbirini
destekleyen iki sihir!" demişler ve şunu söylemişlerdi: Doğrusu biz
hiçbirine inanmıyoruz.
49. (Resûlüm!) De ki: Eğer doğru sözlüler iseniz, Allah katından bu
ikisinden (bana ve Musa'ya inen kitaplardan) daha doğru bir kitap
getirin de ben ona uyayım!
50. Eğer sana cevap veremezlerse, bil ki onlar, sırf heveslerine
uymaktadırlar. Allah'tan bir yol gösterici olmaksızın kendi hevesine
uyandan daha sapık kim olabilir! Elbette Allah zalim kavmi doğru yola
iletmez.
51. Andolsun ki biz, düşünüp öğüt alsınlar diye, sözü (vahyi) birbiri
ardınca yetiştirmişizdir (aralıksız vahiylerimizi göndermişizdir).
52. Ondan (Kur an'dan) önce kendilerine kitap verdiklerimiz, ona da
iman ederler.
53. Onlara (Kur'an) okunduğu zaman: Ona iman ettik. Çünkü o
Rabbimizden gelmiş hakikattir. Esasen biz daha önce de müslüman idik,
derler.
54. İşte onlara, sabretmelerinden ötürü, mükâfatları iki defa
verilecektir. Bunlar kötülüğü iyilikle savarlar, kendilerine verdiğimiz
rızıktan da Allah rızası için harcarlar.
55. Onlar, boş söz işittikleri zaman ondan yüz çevirirler ve: Bizim
işlerimiz bize, sizin işleriniz size. Size selam olsun. Biz kendini
bilmezleri (arkadaş edinmek) istemeyiz, derler.
56. (Resûlüm!) Sen sevdiğini hidayete erdiremezsin; bilakis, Allah
dilediğine hidayet verir ve hidayete girecek olanları en iyi O bilir.
57. "Biz seninle beraber doğru yola uyarsak, yurdumuzdan atılırız"
dediler. Biz onları, kendi katımızdan bir rızık olarak her şeyin
ürünlerinin toplanıp getirildiği, güvenli, dokunulmaz bir yere (Mekke-i
Mükerreme'ye) yerleştirmedik mi? Fakat onların çoğu bilmezler.
58. Biz, refahından şımarmış nice memleketi helâk etmişizdir. İşte
yerleri! Kendilerinden sonra oralarda pek az oturulabilmiştir. Onlara
biz vâris olmuşuzdur.
59. Rabbin, kendilerine âyetlerimizi okuyan bir peygamberi
memleketlerin ana merkezine göndermedikçe, o memleketleri helâk edici
değildir. Zaten biz ancak halkı zalim olan memleketleri helâk
etmişizdir.
60. Size verilen şeyler, dünya hayatının geçim vasıtası ve süsüdür.
Allah katında olanlar ise, daha hayırlı ve daha kalıcıdır. Hâla buna
aklınız ermeyecek mi?
61. Şu halde, kendisine güzel bir vaadde bulunduğumuz ve ardından ona
kavuşan kimse, (sırf) dünya hayatının geçici menfaat ve zevkini
yaşattığımız, sonra kıyamet gününde (azap için) huzurumuza getirilenler
arasında bulunan kimse gibi midir?
62. O gün Allah onları çağırarak: Benim ortaklarım olduklarını iddia
ettikleriniz hani nerede? diyecektir.
63. (O gün) aleyhlerine söz (hüküm) g erçekleşmiş
olanlar: Rabbimiz! Şunlar azdırdığımız kimselerdir. Biz nasıl azmışsak
onları da öylece azdırdık (yoksa onları zorlayan bir gücümüz yoktu.
Onların suçlarından) berî olduğumuzu sana arzederiz. Zaten onlar aslında
bize tapmıyorlardı (kendi arzularına tapıyorlardı), derler.
64. "(Allah'a koştuğunuz) ortaklarınızı çağırın!" denir, onlar da
çağırırlar; fakat kendilerine cevap vermezler ve (karşılarında) azabı
görürler. Ne olurdu (dünyada iken) doğru yola girselerdi!
65. O gün Allah onları çağırarak : Peygamberlere
ne cevap verdiniz? diyecektir.
66. İşte o gün onlara bütün haberler körleşmiştir (delilleri
tükenmiş, söyleyecek sözleri kalmamıştır); onlar birbirlerine de
soramayacaklardır.
67. Fakat tevbe eden, iman edip iyi işler yapan kimseye gelince, onun
kurtuluşa erenler arasında olması umulur.
68. Rabbin, dilediğini yaratır ve seçer. Onların seçim hakkı yoktur.
Allah, onların ortak koştuklarından münezzehtir ve şânı yücedir.
69. Rabbin, onların, sînelerinde gizlediklerini de, açığa
vurduklarını da bilir.
70. İşte O, Allah'tır. O'ndan başka tanrı yoktur. Önünde de, sonunda
da hamd O'nundur, hüküm O'nundur. Ve ancak O'na döndürüleceksiniz.
71. (Resûlüm!) De ki: Düşündünüz mü hiç, eğer Allah üzerinizde geceyi
ta kıyamet gününe kadar aralıksız devam ettirse, Allah'tan başka size
bir ışık getirecek tanrı kimdir? Hâla işitmeyecek misiniz?
72. De ki: Söyleyin bakalım, eğer Allah üzerinizde gündüzü ta kıyamet
gününe kadar aralıksız devam ettirse, Allah'tan başka, istirahat
edeceğiniz geceyi size getirecek tanrı kimdir? Hâla görmeyecek misiniz?
73. Rahmetinden ötürü Allah, geceyi ve gündüzü yarattı ki geceleyin
dinlenesiniz, (gündüzün) O'nun fazlu kereminden (rızkınızı) arayasınız
ve şükredesiniz.
74. O gün Allah onları çağırarak: Benim ortaklarım olduklarını iddia
ettikleriniz hani nerede? diyecektir.
75.(O gün) her ümmetten bir şahit çıkarır, (kâfirlere): Kesin
delilinizi getirin! deriz. O zaman bilirler ki hakikat Allah'a aittir ve
uydurageldikleri şeyler (putlar) da kendilerinden ayrılıp
kaybolmuşlardır.
76. Karun, Musa'nın kavminden idi de, onlara karşı azgınlık etmişti.
Biz ona öyle hazineler vermiştik ki, anahtarlarını güçlükuvvetli bir
topluluk zor taşırdı. Kavmi ona şöyle demişti: Şımarma! Bil ki Allah
şımarıkları sevmez.
77. Allah'ın sana verdiğinden (O'nun yolunda harcayarak) ahiret
yurdunu iste; ama dünyadan da nasibini unutma. Allah sana ihsan ettiği
gibi, sen de (insanlara) iyilik et. Yeryüzünde bozgunculuğu arzulama.
Şüphesiz ki Allah, bozguncuları sevmez.
78. Karun ise: O (servet) bana ancak kendimdeki bilgi sayesinde
verildi, demişti. Bilmiyor muydu ki Allah, kendinden önceki nesillerden,
ondan daha güçlü, ondan daha çok taraftarı olan kimseleri helâk etmişti.
Günahkârlardan günahları sorulmaz (Allah onların hepsini bilir).
79. Derken, Karun, ihtişamı içinde kavminin karşısına çıktı. Dünya
hayatını arzulayanlar: Keşke Karun'a verilenin benzeri bizim de olsaydı;
doğrusu o çok şanslı! dediler.
80. Kendilerine ilim verilmiş olanlar ise şöyle dediler: Yazıklar
olsun size! İman edip iyi işler yapanlara göre Allah'ın mükâfatı daha
üstündür. Ona da ancak sabredenler kavuşabilir.
81. Nihayet biz, onu da, sarayını da yerin dibine geçirdik. Artık
Allah'a karşı kendisine yardım edecek avanesi olmadığı gibi, o, kendini
savunup kurtarabilecek kimselerden de değildi.
82. Daha dün onun yerinde olmayı isteyenler: Demek ki, Allah rızkı,
kullarından dilediğine bol veriyor, dilediğine de az. Şayet Allah bize
lütufta bulunmuş olmasaydı, bizi de yerin dibine geçirirdi. Vay! Demek
ki inkârcılar iflâh olmazmış! demeye başladılar.
83. İşte ahiret yurdu! Biz onu yeryüzünde böbürlenmeyi ve
bozgunculuğu arzulamayan kimselere veririz. (En güzel) âkıbet, takvâ
sahiplerinindir.
84. Kim bir iyilik getirirse ona bundan daha hayırlı karşılık vardır.
Kim bir kötülük getirirse, o kötülükleri işleyenler, ancak yaptıkları
kadar ceza görürler.
85. (Resûlüm!) Kur'an'ı (okumayı, tebliğ etmeyi ve ona uymayı) sana
farz kılan Allah, elbette seni (yine) dönülecek yere döndürecektir. De
ki: Rabbim, kimin hidayeti getirdiğini ve kimin apaçık bir sapıklık
içinde olduğunu en iyi bilendir.
86. Sen, bu Kitab'ın sana vahyolunacağını ummuyordun. (Bu) ancak
Rabbinden bir rahmet (olarak gelmiş) tir. O halde sakın kâfirlere arka
çıkma!
87. Allah'ın âyetleri sana indirildikten sonra, artık sakın onlar
seni bu âyetlerden alıkoymasınlar. Rabbine davet et. Asla müşriklerden
olma!
88. Allah ile birlikte başka bir tanrıya tapıp yalvarma! O'ndan başka
tanrı yoktur. O'nun zâtından başka her şey yok olacaktır. Hüküm O'nundur
ve siz ancak O'na döndürüleceksiniz.
29-ANKEBÛT
Bismillâhirrahmânirrahîm
1. Elif. Lâm. Mîm.
2. İnsanlar, imtihandan geçirilmeden, sadece "İman ettik" demeleriyle
bırakılıvereceklerini mi sandılar?
3. Andolsun ki, biz onlardan öncekileri de imtihandan geçirmişizdir.
Elbette Allah, doğruları ortaya çıkaracak, yalancıları da mutlaka ortaya
koyacaktır.
4. Yoksa kötülükleri yapanlar bizden kaçabileceklerini mi sandılar?
Ne kadar kötü (ne yanlış) hüküm veriyorlar!
5. Kim Allah'a kavuşmayı umuyorsa, bilsin ki Allah'ın tayin ettiği o
vakit elbet gelecektir. O, her şeyi işiten ve bilendir.
6. Cihad eden, ancak kendisi için cihad etmiş olur. Şüphesiz Allah,
âlemlerden müstağnîdir. (O'nun hiçbir şeye ihtiyacı yoktur).
7. İman edip iyi işler yapanların (geçmiş) kötülüklerini elbette
örteriz ve onlara, yaptıklarının daha güzeli ile karşılık veririz.
8. Biz, insana, ana-babasına iyi davranmasını tavsiye etmişizdir.
Eğer onlar, seni, hakkında bilgin olmayan bir şeyi (körü körüne) bana
ortak koşman için zorlarlarsa, onlara itaat etme. Dönüşünüz ancak
banadır. O zaman size yapmış olduklarınızı haber vereceğim.
9. İman edip iyi işler yapanları, muhakkak sâlihler (zümresi) içine
katarız.
10. İnsanlardan kimi vardır ki: "Allah'a inandık" der; fakat Allah
uğrunda eziyete uğratıldığı zaman, insanların işkencesini Allah'ın azabı
gibi tutar. Halbuki Rabbinden bir nusret gelecek olsa, mutlaka, "Doğrusu
biz de sizinle beraberdik" derler. İyi de, Allah, herkesin
kalbindekileri en iyi bilen değil midir?
11. Allah, elbette (O'na gönülden) iman edenleri de bilir, iki
yüzlüleri de bilir (ortaya çıkaracaktır).
12. Kâfirler, iman edenlere: Bizim yolumuza uyun, sizin günahlannızı
biz yüklenelim, derler. Halbuki onların hiçbir günahını yüklenecek
değillerdir. Gerçekte onlar, kesinlikle yalan söylemektedirler.
13. (F akat gerçek şu ki)
elbette kendi yüklerini (veballerini), kendi yükleriyle birlikte nice
yükleri taşıyacaklar ve uydurup durdukları şeylerden kıyamet günü
mutlaka sorguya çekileceklerdir.
14. Andolsun ki biz Nuh'u kendi kavmine gönderdik de o bin yıldan
elli yıl eksik bir süre onların arasında kaldı. Sonunda onlar
zulümlerini sürdürürken tufan kendilerini yakalayıverdi.
15. Fakat biz onu ve gemidekileri kurtardık ve bunu âlemlere bir
ibret yaptık.
16. İbrahim'i de gönderdik. O kavmine şöyle demişti: Allah'a kulluk
edin. O'na karşı gelmekten sakının. Eğer bilmiş olsanız bu sizin için
daha hayırlıdır.
17. Siz Allah'ı bırakıp birtakım putlara tapıyor, asılsız sözler
uyduruyorsunuz. Bilmelisiniz ki, Allah'ı bırakıp da taptıklarınız, size
rızık veremezler. O halde rızkı Allah katında arayın. O'na kulluk edin
ve O'na şükredin. Ancak O'na döndürüleceksiniz.
18. Eğer (size tebliğ edileni) yalan sayarsanız, bilin ki sizden
önceki birçok milletler de (kendilerine tebliğ edileni) yalan
saymışlardır. Peygamber'e düşen, yalnız açık bir tebliğdir.
19. Allah'ın, yaratılanı ilk baştan nasıl yarattığını, (ölümden)
sonra bunu(nasıl) tekrarladığını görmediler mi? Şüphesiz bu, Allah'a
göre kolaydır.
20. De ki: Yeryüzünde gezip dolaşın da, Allah ilk baştan nasıl
yaratmış bir bakın. İşte Allah bundan sonra (aynı şekilde) ahiret
hayatını da yaratacaktır. Gerçekten Allah her şeye kadirdir.
21. O, dilediğine azabeder, dilediğini esirger. Ancak O'na
döndürüleceksiniz.
22. Siz ne yeryüzünde ne de gökte (Allah'ı) âciz bırakamazsınız.
Allah'tan başka bir dost ve yardımcı da bulamazsınız.
23. Allah'ın âyetlerini ve O'na kavuşmayı inkâr edenler -işte onlar-
benim rahmetimden ümitlerini kesmişlerdir ve onlar için acıklı bir azap
vardır.
24. Kavminin (İbrahim'e) cevabı ise: "Onu öldürün yahut yakın!"
demelerinden ibaret oldu. Ama Allah onu ateşten kurtardı. Doğrusu bunda,
iman eden bir kavim için ibretler vardır.
25. (İbrahim onlara) dedi ki: Siz, sırf aranızdaki dünya hayatına has
muhabbet uğruna Allah'ı bırakıp birtakım putlar edindiniz. Sonra kıyamet
günü (gelip çattığında ise) birbirinizi tanımazlıktan gelecek ve
birbirinize lânet okuyacaksınız. Varacağınız yer cehennemdir ve hiç
yardımcınız da yoktur.
26. Bunun üzerine Lût ona iman etti ve (İbrahim): Doğrusu ben
Rabbim'e(emrettiği yere) hicret ediyorum. Şüphesiz O, mutlak güç ve
hikmet sahibidir, dedi.
27. Ona İshak ve Ya'kub'u bağışladık. Peygamberliği ve kitapları,
onun soyundan gelenlere verdik. Ona dünyada mükâfatını verdik. Şüphesiz
o, ahirette de sâlihler (zümresin) dendir .
28. Lût'u da (gönderdik). O, kavmine demişti ki: Gerçekten siz, daha
önce hiçbir milletin yapmadığı bir hayâsızlığı yapıyorsunuz!
29. (Bu ilâhî ikazdan sonra hâla) siz, ille de erkeklere yaklaşacak,
yol kesecek ve toplantılarınızda edepsizlikler yapacak mısınız! Kavminin
cevabı ise, şöyle demelerinden ibaret oldu: (Yaptıklarımızın kötülüğü ve
azaba uğrayacağımız konusunda) doğru söyleyenlerden isen, Allah'ın
azabını getir bize!
30. (Lût:) Şu fesatçılar güruhuna karşı bana yardım eyle Rabbim!
dedi.
31. Elçilerimiz
İbrahim'e (iki oğul ihsan edeceğimize dair) müjdeyi getirdiklerinde
şöyle dediler: Biz bu memleket halkını helâk edeceğiz. Çünkü oranın
halkı zalim kimselerdir.
32. (İbrahim) dedi ki: Ama orada Lût var! Şöyle cevap verdiler: Biz
orada kimlerin bulunduğunu çok iyi biliyoruz. Onu ve ailesini elbette
kurtaracağız. Yalnız karısı müstesna; o, (azapta) kalacaklar
arasındadır.
33. Elçilerimiz Lût'a gelince, Lût onlar hakkında tasalandı ve
(onları korumak için) ne yapacağını bilemedi. Ona: Korkma, tasalanma!
Çünkü biz seni de aileni de kurtaracağız. Yalnız, (azapta) kalacaklar
arasında bulunan karın müstesna, dediler.
34. "Biz, şüphesiz, bu memleket halkının üzerine, yoldan çıkmalarına
karşılık gökten (feci) bir azap indireceğiz."
35. Andolsun ki, biz, aklını kullanacak bir kavim için oradan apaçık
bir ibret nişânesi bırakmışızdır.
36. Medyen'e de kardeşleri Şuayb'ı gönderdik ve Şuayb: Ey kavmim!
Allah'a kulluk edin, ahiret gününe umut bağlayın, yeryüzünde bozgunculuk
yaparak karışıklık çıkarmayın! dedi.
37. Fakat onu yalancılıkla itham ettiler. Derken, kendilerini bir
sarsıntı yakalayıverdi ve yurtlarında diz üstü çöke kaldılar.
38. Âd ve Semûd'u da (helâk ettik). Sizin için, (onların başına
nelerin geldiği) oturdukları yerlerden apaçık anlaşılmaktadır. Şeytan
onlara yaptıkları işleri güzel gösterip onları doğru yoldan çıkardı.
Oysa bakıp görebilecek durumdaydılar.
39. Karun'u, Firavun'u ve Hâmân'ı da (helâk ettik). Andolsun ki, Musa
onlara apaçık deliller getirmişti de onlar yeryüzünde büyüklük
taslamışlardı. Halbuki (azabımızı aşıp) geçebilecek değillerdi.
40. Nitekim, onlardan her birini günahı sebebiyle cezalandırdık.
Kiminin üzerine taşlar savuran rüzgârlar gönderdik, kimini korkunç bir
ses yakaladı, kimini yerin dibine geçirdik, kimini de suda boğduk. Allah
onlara zulmetmiyor, asıl onlar kendilerine zulmediyorlardı.
41. Allah'tan başka dostlar edinenlerin durumu, örümceğin durumu
gibidir. Örümcek bir yuva edinir; halbuki yuvaların en çürüğü şüphesiz
örümcek yuvasıdır. Keşke bilselerdi!
42. Allah, onlar'ın
kendisini bırakıp da hangi şeye yalvardıklarını şüphesiz bilir. O,
mutlak güç ve hikmet sahibidir.
43. İşte biz, bu temsilleri insanlar için getiriyoruz; fakat onları
ancak bilenler düşünüp anlayabilir.
44. Allah, gökleri ve yeri hak olarak (yerli yerince) yarattı.
Şüphesiz bunda, iman edenler için (Allah'ın varlık ve kudretine) bir
nişâne bulunmaktadır.
45. (Resûlüm!) Sana vahyedilen Kitab'ı oku ve namazı kıl. Muhakkak
ki, namaz, hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Allah'ı anmak elbette
(ibadetlerin) en büyüğüdür. Allah yaptıklarınızı bilir.
46. İçlerinden zulmedenleri bir yana, ehl-i kitapla ancak en güzel
yoldan mücadele edin ve deyin ki: Bize indirilene de, size indirilene de
iman ettik. Bizim Tanrımız da sizin Tanrınız da birdir ve biz O'na
teslim olmuşuzdur.
47. (Resûlüm!) İşte böylece sana (önceki kitapları tasdik eden) bu
Kitab'ı indirdik. Onun için, kendilerine kitap verdiklerimiz ona iman
ediyorlar. Şunlardan (Araplardan) da ona iman eden nice kimseler vardır.
Âyetlerimizi, ancak kâfirler (inatları yüzünden) bile bile inkâr eder.
48. Sen bundan önce ne bir yazı okur, ne de elinle onu yazardın. Öyle
olsaydı, bâtıla uyanlar kuşku duyarlardı.
49. Hayır, o (Kur'an), kendilerine ilim verilenlerin sînelerinde (yer
eden) apaçık âyetlerdir. Âyetlerimizi, ancak zalimler bile bile inkâr
eder.
50. "Ona Rabbinden (başkaca) mucizeler indirilmeli değil miydi?"
derler. De ki: Mucizeler ancak Allah'ın katındadır. Ben ise sadece
apaçık bir uyarıcıyım.
51. Kendilerine okunmakta olan Kitab'ı sana indirmemiz onlara
yetmemiş mi? Elbette iman eden bir kavim için onda rahmet ve ibret
vardır.
52. De ki: Benimle sizin aranızda şahit olarak Allah yeter. O,
göklerde ve yerde ne varsa bilir. Bâtıla inanıp Allah'ı inkâr edenler
(var ya), işte ziyana uğrayacaklar onlardır.
53. Senden, azabı çarçabuk (getirmeni) istiyorlar. Eğer önceden tayin
edilmiş bir vade olmasaydı, azap elbette onlara gelip çatmıştı. Fakat
onlar farkında değilken, o ansızın kendilerine geliverecektir.
54. (Evet) senden azabı çarçabuk (getirmeni) istiyorlar. Hiç
şüpheleri olmasın, cehennem kâfirleri çepeçevre kuşatacaktır.
55. O günde azap, onları hem üstlerinden hem ayaklarının altından
saracak ve Allah (onlara): "Yaptıklarınızı (cezasını) tadın!"
diyecektir.
56. Ey iman eden kullarım! Şüphesiz, benim arzım geniştir. O halde
(nerede güven içinde olacaksanız orada) yalnız bana kulluk edin.
57. Her can ölümü tadacaktır. Sonunda bize döndürüleceksiniz.
58. İman edip güzel işler yapanları, (evet) muhakkak ki onları,
içinde ebedî kalmak üzere altlarından ırmaklar akan cennet köşklerine
yerleştireceğiz. (Böyle iyi) işler yapanların mükâfatı ne güzeldir!
59. Onlar, sabreden kimselerdir ve yalnız Rablerine güvenip
dayanmaktadırlar.
60. Nice canlı var ki, rızkını (yanında) taşımıyor. Onlara da size de
rızık veren Allah'tır. O, her şeyi işitir ve bilir.
61. Andolsun ki onlara: "Gökleri ve yeri yaratan, güneşi ve ayı
buyruğu altında tutan kimdir?" diye sorsan, mutlaka, "Allah" derler. O
halde nasıl (haktan) çevrilip döndürülüyorlar?
62. Al lah rızkı
kullarından dilediğine bol bol verir, dilediğine de kısar. Şüphesiz
Allah her şeyi hakkıyla bilendir.
63. Andolsun ki onlara: "Gökten su indirip onunla ölümünün ardından
yeryüzünü canlandıran kimdir?" diye sorsan, mutlaka, "Allah" derler. De
ki: (Öyleyse) hamd da Allah'a mahsustur. Fakat onların çoğu
(söyledikleri üzerinde) düşünmezler.
64. Bu dünya hayatı sadece bir eğlenceden, bir oyundan ibarettir.
Ahiret yurduna (oradaki hayata) gelince, işte asıl yaşama odur. Keşke
bilmiş olsalardı!
65. Ge miye bindikleri
zaman, dini yalnız O'na has kılarak (ihlâsla) Allah'a yalvarırlar. Fakat
onları sâlimen karaya çıkarınca, bir bakarsın ki, (Allah'a) ortak
koşmaktadırlar.
66. Kendilerine verdiklerimize karşı nankörlük etsinler ve sefa
sürsünler bakalım! Ama yakında bilecekler!
67. Çevrelerinde insanlar kapılıp götürülürken, bizim (Mekke'yi)
güven içinde kudsî bir yer yaptığımızı görmediler mi? Hâla bâtıla inanıp
Allah'ın nimetine nankörlük mü ediyorlar?
68. Allah'a karşı yalan uyduran yahut kendisine hak gelmişken onu
yalan sayandan daha zalimi kimdir? Cehennemde kâfirlere yer mi yok!
69. Ama bizim uğrumuzda cihad edenleri elbette kendi yollarımıza
eriştireceğiz.Hiç şüphe yok ki Allah iyi davrananlarla beraberdir.
|