QUR'AN -I
KERÎM
III.Bölüm : 10.Yunus, 11.Hud,
12.Yusuf, 13.Ra'd, 14.İbrahim, 15.Hicr, 16.Nahl, 17.İsra, 18.Kehf
sureleri meali.
10-YÛNUS
Bismillâhirrahmânirrahîm
1. Elif. Lâm. Râ. İşte bunlar hikmet dolu Kitâb'ın âyetleridir.
2. İçlerinden bir adama: İnsanları uyar ve iman edenlere, Rableri
katında onlar için yüksek bir doğruluk makamı olduğunu müjdele, diye
vahyetmemiz, insanlar için şaşılacak bir şey mi oldu ki, o kâfirler: Bu
elbette apaçık bir sihirbazdır, dediler?
3. Şüphesiz ki Rabbiniz, gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra da
işleri yerli yerince idare ederek arşa istiva eden Allah'dır. Onun izni
olmadan hiç kimse şefaatçı olamaz. İşte O Rabbiniz Allah'tır. O halde
O'na kulluk edin. Hâla düşünmüyor musunuz!
4. Allah'ın gerçek bir vâdi olarak hepinizin dönüşü ancak O'nadır.
Çünkü O, mahlûkatı önce (yoktan) yaratır, sonra da iman edip iyi işler
yapanlara adaletle mükâfat vermek için (onları huzuruna) geri çevirir.
Kâfir olanlara gelince, inkâr etmekte oldukları şeylerden ötürü onlar
için kaynar sudan bir içki ve elem verici bir azap vardır.
5. Güneşi ışıklı, ayı da parlak kılan, yılların sayısını ve hesabı
bilmeniz için ona (aya) birtakım menziller takdir eden O'dur. Allah
bunları, ancak bir gerçeğe (ve hikmete) binaen yaratmıştır. O, bilen bir
kavme âyetlerini açıklamaktadır.
6. Gece ve gündüzün değişmesinde (uzayıp kısalmasında) Allah'ın
göklerde ve yerde yarattığı şeylerde, (Onu inkâr etmekten) sakınan bir
kavim için elbette nice deliller vardır!
7. Huzurumuza çıkacaklarını beklemeyenler, dünya hayatına razı olup
onunla rahat bulanlar ve âyetlerimizden gafil olanlar da vardır
muhakkak.
8. İşte onların, kazanmakta oldukları (günahlar) yüzünden varacakları
yer, ateştir!
9. İman edip güzel işler yapanlara gelince, imanları sebebiyle
Rableri onları nimet dolu cennetlerde, alt tarafından ırmaklar akan
(saraylara) erdirir.
10. Onların oradaki duası: "Allah'ım! Seni noksan sıfatlardan tenzih
ederiz!" (sözleridir). Orada birbirleriyle karşılaştıkça söyledikleri
ise "selâm" dır. Onların dualarının sonu da şudur: Hamd, âlemlerin Rabbi
Allah'a mahsustur.
11. Eğer Allah insanlara, hayrı çarçabuk istedikleri gibi şerri de
acele verseydi, elbette onların ecelleri bitirilmiş olurdu. Fakat bize
kavuşmayı beklemeyenleri biz, azgınlıkları içinde bocalar bir halde
(kendi başlarına) bırakırız.
12. İnsana bir zarar geldiği zaman, yan yatarak, oturarak veya ayakta
durarak (o zararın giderilmesi için) bize dua eder; fakat biz ondan
sıkıntısını kaldırınca, sanki kendisine dokunan bir sıkıntıdan ötürü
bize dua etmemiş gibi geçip gider. İşte böylece haddi aşanlara yapmakta
oldukları şeyler güzel gösterildi.
l3. Andolsun ki sizden önce, pey gamberleri
kendilerine mûcizeler getirdiği halde (yalanlayıp) zulmettiklerinden
dolayı nice milletleri helâk ettik; zaten onlar iman edecek değillerdi.
İşte biz suçlu kavimleri böyle cezalandırırız.
14. Sonra da, nasıl davranacağınızı görmemiz için onların ardından
sizi yeryüzünde halifeler kıldık (Onların yerine sizi getirdik).
15. Onlara âyetlerimiz açık açık okunduğu zaman (öldükten sonra) bize
kavuşmayı beklemeyenler: Ya bundan başka bir Kur'an getir veya bunu
değiştir! dediler. De ki: Onu kendiliğimden değiştirmem benim için
olacak şey değildir. Ben, bana vahyolunandan başkasına uymam. Çünkü
Rabbime isyan edersem elbette büyük günün azabından korkarım.
16. De ki: Eğer Allah dileseydi onu size okumazdım, Allah da onu size
bildirmezdi. Ben bundan önce bir ömür boyu içinizde durmuştum. Hâla akıl
erdiremiyor musunuz?
17. Öyleyse kim Allah'a karşı yalan uydurandan veya onun âyetlerini
yalanlayandan daha zalimdir! Bilesiniz ki suçlular asla onmazlar!
18. Onlar Allah'ı bırakıp kendilerine ne zarar ne de fayda
verebilecek şeylere tapıyorlar ve: Bunlar, Allah katında bizim
şefaatçılarımızdır, diyorlar. De ki: "Siz Allah'a göklerde ve yerde
bilemeyeceği bir şeyi mi haber veriyorsunuz? Hâşâ! O, onların ortak
koştuklarından uzak ve yücedir."
19. İnsanlar sadece bir tek ümmetti, sonradan ayrılığa düştüler. Eğer
(azabın ertelenmesi ile ilgili) Rabbinden bir söz (ezelî bir takdir)
geçmemiş olsaydı, ayrılığa düştükleri konuda hemen aralarında hüküm
verilirdi (Derhal azap iner ve işleri bitirilirdi).
20. Ona (Muhamm ed'e)
Rabbinden bir mucize indirilse ya! diyorlar. De ki: Gayb ancak
Allah'ındır. Bekleyin (bakalım) ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim.
21. Kendilerine dokunan (kıtlık ve hastalık gibi) bir sıkıntıdan
sonra insanlara bir rahmet (esenlik) tattırdığımız zaman, bir de
bakarsın ki âyetlerimiz hakkında onların bir tuzağı vardır. De ki:
Allah'ın tuzağı daha süratlidir. Şüphesiz elçilerimiz kurduğunuz
tuzakları yazıyorlar.
22. Sizi karada ve denizde gezdiren O'dur. Hatta siz gemilerde
bulunduğunuz, o gemiler de içindekileri tatlı bir rüzgârla alıp
götürdükleri ve (yolcular) bu yüzden neşelendikleri zaman, o gemiye
şiddetli bir fırtına gelip çatar, her yerden onlara dalgalar hücum eder
ve onlar çepeçevre kuşatıldıklarını anlarlar da dini yalnız Allah'a hali s
kılarak: "Andolsun eğer bizi bundan kurtarırsan mutlaka şükredenlerden
olacağız" diye Allah'a yalvarırlar.
23. Fakat Allah onları kurtarınca bir de bakarsın ki onlar, yine
haksız yere taşkınlık ediyorlar. Ey insanlar! Sizin taşkınlığınız ancak
kendi aleyhinizedir; (bununla) sadece fâni dünya hayatının menfaatini
elde edersiniz; sonunda dönüşünüz yine bizedir. O zaman yapmakta
olduklarınızı size haber vereceğiz.
24. Dünya hayatının durumu, gökten indirdiğimiz bir su gibidir ki,
insanların ve hayvanların yiyeceklerinden olan yeryüzü bitkileri o su
sayesinde gürleşip birbirine girer. Nihayet yeryüzü zinetini takınıp,
(rengârenk) süslendiği ve sahipleri de onun üzerinde kudret sahibi
olduklarını sandıkları bir sırada, bir gece veya gündüz ona emrimiz
(âfetim iz)
gelir de onu sanki dün yerinde yokmuş gibi kökünden koparılarak biçilmiş
bir hale getiririz. İşte iyi düşünecek kavimler için âyetlerimizi böyle
açıklıyoruz.
25. Allah kullarını esenlik yurduna çağırıyor ve O, dilediğini doğru
yola iletir.
26. Güzel d avrananlara
daha güzel karşılık, bir de fazlası vardır. Onların yüzlerine ne bir toz
(kara leke) bulaşır ne de bir horluk (gelir). İşte onlar cennet
ehlidirler. Ve onlar orada ebedî kalacaklardır.
27. Kötülük yapanlara gelince, kötülüğün cezası misli iledir. Onları
zillet kaplayacaktır. Onları Allah'a karşı koruyacak hiç kimse yoktur.
Onların yüzleri sanki karanlık geceden bir parçaya bürünmüştür. İşte
onlar da cehennem ehlidir. Onlar orada ebedî kalacaklardır.
28. Onların hepsini biraraya toplayacağımız, sonra da Allah'a ortak
koşanlara: "Siz ve koştuğunuz ortaklar yerinizde bekleyin" diyeceğimiz
gün artık onların (putlarıyla) aralarını tamamen ayırmışızdır. Ve
onların ortakları, (putları) derler ki: "Siz, bize ibadet etmiyordunuz.
29. Bu yüzden bizimle
sizin aranızda şahit olarak Allah yeter. Şüphesiz ki biz sizin (bize)
tapmanızdan tamamen habersizdik."
30. Orada herkes geçmişte yaptıklarını karşısında bulur. Artık onlar
gerçek sahipleri olan Allah'a döndürülmüşlerdir. Uydurmakta oldukları
şeyler (bâtıl tanrıları) da onları terkedip kaybolmuştur.
31. (Resûlüm!) De ki: Size gökten ve yerden kim rızık veriyor? Ya da
kulaklara ve gözlere kim mâlik (ve hakim) bulunuyor? Ölüden diriyi kim
çıkarıyor, diriden ölüyü kim çıkarıyor? (Her türlü) işi kim idare
ediyor? "Allah" diyecekler. De ki: Öyle ise (Ona âsi olmaktan)
sakınmıyor musunuz?
32. İşte O, sizin gerçek Rabbiniz olan Allah'tır. Artık haktan
(ayrıldıktan) sonra sapıklıktan başka ne kalır? O halde nasıl
(sapıklığa) döndürülüyorsunuz?
33. İşte böylece Rabbinin yoldan çıkanlar hakkındaki "Onlar
inanmazlar" sözü gerçekleşmiş oldu.
33. İşte böylece Rabbinin yoldan çıkanlar hakkındaki "Onlar
inanmazlar" sözü gerçekleşmiş oldu.
34. (Resûlüm!) De ki: (Allah'a) ortak koştuklarınız arasında, (birini
yokken) ilk defa yaratacak, arkasından onu (ölümünden sonra hayata)
yeniden döndürecek biri var mı? De ki: Allah ilk defa yaratıp (ölümden
sonra) onu yeniden (hayata) döndürür. O halde nasıl saptırılırsınız!
35. De ki: Ortak koştuklarınızdan hakka iletecek olan var mı? De ki:
"Hakka Allah iletir." Öyle ise hakka ileten mi uyulmaya daha lâyıktır;
yoksa hidayet verilmedikçe kendi kendine doğru yolu bulamayan mı? Size
ne oluyor? Nasıl (böyle yanlış) hükmediyorsunuz?
36. Onların çoğu zandan başka bir şeye uymaz. Şüphesiz zan, haktan
(ilimden) hiçbir şeyin yerini tutmaz. Allah onların yapmakta olduklarını
pek iyi bilendir.
37. Bu Kur'an Allah'tan başkası tarafından uydurulmuş bir şey
değildir. Ancak kendinden öncekini doğrulayan ve o Kitab'ı açıklayandır.
Onda şüphe yok tur, o âlemlerin Rabbindendir.
38. Yoksa, Onu (Muhammed) uydurdu mu diyorlar? De ki: Eğer sizler
doğru iseniz Allah'tan başka, gücünüzün yettiklerini çağırın da (hep
beraber) onun benzeri bir sûre getirin.
39. Bilakis, onlar ilmini kavrayamadıkları ve yorumu kendilerine asla
gelmemiş olan (Kur'an'ı) yalanladılar. Onlardan öncekiler de böyle
yalanlamışlardı. Şimdi bak, zalimlerin sonu nasıl oldu!
40. İçlerinden öylesi var ki ona (Kur'an'a) inanır, yine onlardan
öylesi de var ki ona inanmaz. Rabbin bozguncuları en iyi bilendir.
41. (Resûlüm! ) onlar seni yalanlarlarsa de ki: Benim işim bana,
sizin işiniz de size aittir. Siz benim yaptığımdan uzaksınız, ben de
sizin yaptığınızdan uzağım.
42. Onlardan seni dinleyenler vardır. Fakat sağırlara -üstelik
akılları da ermiyorsa- sen mi duyuracaksın?
43. Onlardan sana bakan da vardır. Fakat -hele (gerçeği)
göremiyorlarsa- körleri sen mi doğru yola ileteceksin?
44. Şüphesiz ki Allah insanlara hiçbir şekilde zulmetmez, fakat
insanlar kendilerine zulmederler.
45. A llah'ın onları,
sanki günün ancak bir saati kadar kaldıklarını zanneder vaziyette
yeniden diriltip toplayacağı gün aralarında birbirleriyle tanışırlar.
Allah'ın huzuruna varmayı yalanlayanlar elbette zarara uğramışlardır.
Zira onlar doğru yola gitmemişlerdi.
46. Eğer onları tehdit ettiğimiz (azabın) bir kısmını sana (dünyada
iken) gösterirsek (ne âlâ); yok eğer (göstermeden) seni vefat ettirirsek
nihayet onların dönüşü de bizedir. (O zaman onlara ne olacağını
göreceksin). Sonra, Allah onların yapmakta olduklarına da şahittir.
47. Her ümmetin bir peygamberi vardır. Peygamberleri geldiği zaman,
aralarında adaletle hükmedilir ve onlara asla zulmedilmez.
48. Doğru iseniz bu vaad (azap) ne zamandır? diyorlar.
49. De ki: "Ben kendime bile Allah'ın dilediğinden başka ne bir zarar
ne de bir menfaat verme gücüne sahibim." Her ümmetin bir eceli vardır.
Ecelleri geldiği zaman artık ne bir saat geri kalırlar ne de ileri
giderler.
50. De ki: (Ey müşrikler!) Ne dersiniz? Allah'ın azabı size geceleyin
veya gündüzün gelirse (ne yaparsınız?). Suçlular ondan hangisini
istemekte acele ediyorlar!
51. Başınıza belâ geldikten sonra mı O'na iman edeceksiniz, şimdi mi?
(Çok geç). Halbuki onu (azabın gelmesini) istemekte acele ediyordunuz?
52. Sonra o (kendilerine) zulmedenlere ,
"Ebedî azabı tadın!" denilecek. Kazanmakta olduğunuzdan başkasının
karşılığını mı bulacaksınız?
53. "O (azap) bir gerçek midir?" diye senden haber istiyorlar. De ki:
Evet, Rabbime andolsun ki o şüphesiz gerçektir ve siz âciz bırakacak
değilsiniz.
54. ( O zaman) zulmeden
herkes yeryüzündeki bütün servete sahip olsa (azaptan kurtulmak için)
elbette onu feda eder. Ve azabı gördükleri zaman için için yanarlar.
Aralarında adaletle hükmolunur ve onlara zulmedilmez.
55. Bilesiniz ki, göklerde ve yerde olan her
şey Allah'ındır. Yine bilesiniz ki, Allah'ın vâdi haktır, fakat onların
çoğu bilmez.
56. O hem diriltir hem de öldürür ve yalnız O'na döndürüleceksiniz.
57. Ey insanlar! Size Rabbinizden bir öğüt, gönüllerdekine bir şifa,
müminler için bir hidayet ve rahmet gelmiştir.
58. De ki: Ancak Allah'ın lütfu ve rahmetiyle, işte bunlarla
sevinsinler. Bu, onların (dünya malı olarak) topladıklarından daha
hayırlıdır.
59. De ki: Allah'ın size indirdiği rızıktan bir kısmını helâl, bir
kısmını da haram bulmanıza ne dersiniz? De ki: Allah mı size izin verdi,
yoksa Allah'a iftira mı ediyorsunuz?
60. Allah'a karşı yalan uyduranların kıyamet günü (âkıbetleri)
hakkındaki kanaatleri nedir? Şüphesiz Allah insanlara karşı lütuf
sahibidir. Fakat onların çoğu şükretmezler.
61 . Ne zaman sen bir
işte bulunsan, ne zaman Kur'an'dan bir şey okusan ve siz ne zaman bir iş
yaparsanız, o işe daldığınız zaman biz mutlaka üstünüzde şahidizdir. Ne
yerde ne gökte zerre ağırlığınca bir şey Rabbinden uzak (ve gizli)
kalmaz. Bundan daha küçüğü ve daha büyüğü yoktur ki apaçık kitapta (levh-i
mahfuzda) bulunmasın.
62. Bilesiniz ki, Allah'ın dostlarına korku yoktur; onlar
üzülmeyecekler de.
63. Onlar, iman edip de takvâya ermiş olanlardır.
64. Dünya hayatında da ahirette de onlara müjde vardır. Allah'ın
sözlerinde asla değişme yoktur. İşte bu, büyük kurtuluşun kendisidir.
65. (Resûlüm) Onların (inkârcıların) sözleri seni üzmesin. Çünkü
bütün izzet (ve üstünlük) Allah'ındır. O, işitendir, bilendir.
66. İyi bilin ki, göklerde ve yerde ne varsa yalnız Allah'ındır. (O
halde) Allah'tan başka ortaklara tapanlar neyin ardına düşüyorlar!
Doğrusu onlar, zandan başka bir şeyin ardına düşmüyorlar ve onlar sadece
yalan söylüyorlar.
67. O (Allah), geceyi içinde dinlenesiniz diye sizin için yaratan,
(çalışıp kazanmanız için de) gündüzü aydınlık kılandır. Şüphesiz bunda
dinleyen bir toplum için ibretler vardır.
68. (Müşrikler:) "Allah çocuk edindi" dediler. Hâşâ! O bundan
münezzehtir. O'nun (çocuğa) ihtiyacı yoktur. Göklerde ve yerde ne varsa
O'nundur. Bu hususta yanınızda herhangi bir delil yoktur. Allah hakkında
bilmediğiniz bir şeyi mi söylüyorsunuz?
69. De ki: Allah hakkında yalan uyduranlar asla kurtuluşa eremezler.
70. Dünyada bir miktar geçim (sağlarlar), sonra dönüşleri bizedir;
sonra da inkâr etmekte oldukları şeylerden ötürü onlara şiddetli azabı
tattırırız.
71. Onlara Nuh'un haberini oku: Hani o kavmine demişti ki: "Ey
kavmim! Eğer benim (aranızda) durmam ve Allah'ın âyetlerini hatırlatmam
size ağır geldi ise, ben yalnız Allah'a dayanıp güvenirim. Siz de
ortaklarınızla beraber toplanıp yapacağınızı kararlaştırın. Sonra işiniz
başınıza dert olmasın. Bundan sonra (vereceğiniz) hükmü, bana uygulayın
ve bana mühlet de vermeyin."
72. "Eğer yüz çeviriyorsanız, zaten ben sizden bir ücret istemedim.
Benim ecrim Allah'tan başkasına ait değildir ve bana müslümanlardan
olmam emrolundu."
73. Yine de onu yalanladılar, biz de hem onu hem de onunla beraber
gemide bulunanları kurtardık ve onları (yeryüzünde) halifeler kıldık;
âyetlerimizi yalanlayanları da (denizde) boğduk. Bak ki uyarılanların
(fakat inanmayanların) sonu nasıl oldu!
74. Sonra onun arkasından birçok peygamberi kendi toplumlarına
gönderdik. Onlara mucizeler getirdiler. Fakat onlar daha önce
yalanladıkları şeye inanacak değillerdi. İşte haddi aşanların kalplerini
biz böyle mühürleriz.
75. Sonra onların ardından da Firavun ve toplumuna Musa ile Harun'u
mucizelerimizle gönderdik, fakat onlar kibirlendiler ve günahkâr bir
toplum oldular.
76. Katımızdan onlara hak (mucize) gelince: "Bu elbette apaçı k
bir sihirdir" dediler.
77. Musa: "Size hak geldiğinde onun için (hep böyle) mi dersiniz? Bu
bir sihir midir? Halbuki sihirbazlar iflâh olmazlar" dedi.
78. Onlar dediler ki: Babalarımızı üzerinde bulduğumuz (dinden) bizi
döndüresin ve yeryüzünde ululuk sizin ikinizin olsun diye mi bize
geldin? Halbuki biz size inanacak değiliz.
79. Firavun dedi ki: Bilgili bütün sihirbazları bana getirin!
80. Sihirbazlar gelince Musa onlara: Atacağınızı atın, dedi.
81. Onlar (iplerini) atınca, Musa dedi ki: "Sizin getirdiğiniz
sihirdir. Allah onu boşa çıkaracaktır. Çünkü Allah bozguncuların işini
düzeltmez."
82. "Suçluların hoşuna gitmese de Allah, sözleriyle gerçeği açığa
çıkaracaktır."
83. Firavun ve kavminin kendilerine işkence etmesinden korkuya
düştükleri için kavminden bir gurup gençten başka kimse Musa'ya iman
etmedi. Çünkü Firavun yeryüzünde ululuk taslayan (bir diktatör) ve haddi
aşanlardan idi.
84. Musa dedi ki: Ey kavmim! Eğer Allah'a inandıysanız ve O'na teslim
olduysanız sadece O'na güvenip dayanın.
85. Onlar da dediler ki:
"Allah'a dayandık. Ey Rabbimiz! Bizi o zalimler topluluğu için deneme
konusu kılma!
86. Ve bizi rahmetinle o kâfirler topluluğundan kurtar!"
87. Biz de Musa ve kardeşine: Kavminiz için Mısır'da evler hazırlayın
ve evlerinizi namaz kılınacak yerler yapın, namazlarınızı da dosdoğru
kılın. (Ey Musa!) Müminleri müjdele! diye vahyettik.
88. Musa dedi ki: Ey Rabbimiz! Gerçekten sen Firavun ve kavmine dünya
hayatında zinet ve nice mallar verdin. Ey Rabbimiz! (Onlara bu
nimetleri), insanları senin yolundan saptırsınlar ve elem verici cezayı
görünceye kadar iman etmesinler, diye mi (verdin)? Ey Rabbimiz! Onların
mallarını yok et, kalplerine sıkıntı ver (ki iman etsinler).
89. (Allah): İkinizin de duası kabul olunmuştur. O halde siz
doğruluğa devam edin ve sakın o bilmezlerin yoluna gitmeyin! dedi.
90. Biz, İsrailoğullarını denizden geçirdik. Ama Firavun ve askerleri
zulmetmek ve saldırmak üzere onları takip etti. Nihayet (denizde)
boğulma haline gelince, (Firavun:) "Gerçekten, İsrailoğullarının
inandığı Tanrı'dan başka tanrı olmadığına ben de iman ettim. Ben de
müslümanlardanım!" dedi.
91. Şimdi mi (iman ettin)! Halbuki daha önce isyan etmiş ve
bozgunculardan olmuştun.
92. (Ey Firavun!) Senden sonra geleceklere ibret olması için, bugün
senin bedenini (cansız olarak) kurtaracağız. İşte insanlardan bir çoğu,
hakikaten âyetlerimizden gafildirler.
93. Andolsun biz İsrailoğullarını güzel bir yurda yerleştirdik ve
onlara temiz nimetlerden rızık verdik. Kendilerine ilim gelinceye kadar
ayrılığa düşmediler. Şüphesiz ki Rabbin, kıyamet günü onların,
aralarında ihtilaf etmekte oldukları şeyler hakkında hükmedecektir.
94. (Resülüm!) Eğer sana indirdiğimizden (bu anlattığımız olaylardan)
kuşkuda isen, senden önce Kitab'ı (Tevrat'ı) okuyanlara sor. Andolsun
ki, Rabbinden sana hak gelmiştir. Sakın şüphecilerden olma!
95. Allah'ın âyetlerini yalanlayanlardan da olma, sonra ziyana
uğrayanlardan olursun.
96. Gerçekten haklarında Rabbinin sözü (hükmü) sabit
olanlar,inanmazlar.
97.Kendilerine (istedikleri)
bütün mucizeler gelmiş olsa bile,
elem verici azabı görünceye kadar inanmayacaklardır.
98. Yunus'un kavmi müstesna, (halkını yok ettiğimiz ülkelerden)
herhangi bir ülke halkı, keşke (kendilerine azap gelmeden) iman etse de
bu imanları kendilerine fayda verseydi! Yunus'un kavmi iman edince,
kendilerinden dünya hayatındaki rüsvaylık azabını kaldırdık ve onları
bir süre (dünya nimetlerinden) faydalandırdık.
99. (Resûlüm!) Eğer Rabbin dileseydi, yeryüzündekilerin hepsi elbette
iman ederlerdi. O halde sen, inanmaları için insanları zorlayacak mısın?
100. Allah'ın izni olmadan hiç kimse inanamaz. O, akıllarını
kullanmayanları murdar (inkârcı) kılar.
101. De ki: "Göklerde ve yerde neler var, bakın (da ibret alın!)"
Fakat inanmayan bir topluma deliller ve uyarılar fayda sağlamaz.
102. Onlar, kendilerinden önce gelip geçmiş toplumların (acıklı)
günlerinin benzerlerinden başkasını mı bekliyorlar? De ki: Haydi
bekleyin! Şüphesiz ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim.
103. Biz, sonra peygamberlerimizi ve aynı şekilde iman edenleri
kurtarırız. İnananları üzerimize bir borç olarak kurtaracağız.
104. De ki: "Ey insanlar! Benim dinimden şüphede iseniz, (bilin ki)
ben Allah'ı bırakıp da sizin taptıklarınıza tapmam, fakat ancak sizi
öldürecek olan Allah'a kulluk ederim . Bana
müminlerden olmam emrolundu."
1O5. "Ve (bana) hanîf (Allah'ın birliğini tanıyıcı) olarak yüzünü
dine çevir; sakın müşriklerden olma, diye (emredildi)."
106. Allah'ı bırakıp da sana fayda veya zarar vermeyecek şeylere
tapma. Eğer bunu yaparsan, o t akdirde sen mutlaka
zalimlerden olursun.
107. Eğer Allah sana bir zarar dokundurursa, onu yine O'ndan başka
giderecek yoktur. Eğer sana bir hayır dilerse, O'nun keremini geri
çevirecek de yoktur. O, hayrını kullarından dilediğine eriştirir. Ve O
bağışlayandır, esirgeyendir.
108. De ki: Ey insanlar! Size Rabbinizden Hak (Kur'an) gelmiştir.
Artık kim doğru yola gelirse, ancak kendisi için gelecektir. Kim de
saparsa, o da ancak kendi aleyhine sapacaktır. Ben sizin üzerinize vekil
değilim. (Sadece tebliğ etme kle memurum).
109. (Resûlüm!) Sen, sana vahyolunana uy ve Allah hükmedinceye kadar
sabret. O hakimlerin en hayırlısıdır.
11-HÛD
Bismillâhirrahmânirrahîm
1. Elif. Lâm. Râ. (Bu sana indirilen), hikmet sahibi (ve) her şeyden
haberdar olan (Allah) tarafından âyetleri sağlamlaştırılmış, sonra da
açıklanmış bir kitaptır.
2. (De ki: Bu Kitap) "Allah'tan başkasına ibadet etmemeniz için
(indirildi). Şüphesiz ki ben, onun tarafından size (gönderilmiş) bir
uyarıcı ve müjdeleyiciyim.
3. Ve Rabbinizden mağfiret dilemeniz, sonra da ona tevbe etmeniz için
(indirildi. Eğer bu emrolunanları yaparsanız), Allah sizi, tayin edilmiş
bir süreye kadar güzel bir şekilde yaşatır, fazlasını yapan herkese de
iyiliğinin karşılığını verir. Eğer yüz çevirirseniz, ben sizin başınıza
gelecek büyük bir günün azabından korkarım."
4. Dönüşünüz yalnız Allah'adır. O, her şeye kadirdir.
5. Bilesiniz ki, onla r
Peygamber'den, (düşmanlıklarını) gizlemeleri için göğüslerini çevirirler
(gönüllerinden geçeni gizlerler). İyi bilin ki, onlar elbiselerine
büründükleri zaman dahi, Allah onların gizlediklerini de, açığa
çıkardıklarını da bilir. Çünkü O, kalplerin özünü
bilendir.
6. Yeryüzünde yürüyen her canlının rızkı, yalnızca Allah'ın
üzerinedir. Allah o canlının durduğu yeri ve sonunda bırakılacağı mekanı
bilir. (Bunların) hepsi açık bir kitapta (levh-i mahfuz'da) dır.
7. O, hanginizin amelinin daha güzel olacağı hususunda sizi imtihan
etmek için, Arş'ı su üzerinde iken, gökleri ve yeri altı günde
yaratandır. Yemin ederim ki, (Resûlüm!): "Ölümden sonra muhakkak
diriltileceksiniz" desen, kâfir olanlar derhal "Bu, açık bir büyüden
başka bir şey değildir" derler.
8. A ndolsun, eğer biz
onlardan azabı sayılı bir süreye kadar ertelesek, mutlaka "Onun
gelmesini engelleyen nedir?" derler. Bilesiniz ki, kendilerine azap
geldiği gün, bir daha onlardan uzaklaştırılacak değildir. Ve alay
etmekte oldukları şey, onları çepeçevre
kuşatacaktır.
9. Eğer insana tarafımızdan bir rahmet (nimet) tattırır da sonra bunu
ondan çekip alırsak, tamamen ümitsiz ve nankör olur.
10. Eğer kendisine dokunan bir zarardan sonra ona bir nimet
tattırırsak, elbette "Kötülükler benden gitti" der. Çünkü o (bunu
derken) şımarıktır, kibirlidir.
11. Ancak (musibetlere) sabredip güzel iş yapanlar böyle değildir.
İşte onlar için bir bağış ve bir büyük mükâfat vardır.
12. Belki de sen (müşriklerin:) "Ona (gökten) bir hazine indirilseydi
veya onunla beraber bir melek gelseydi!" demelerinden ötürü sana
vahyolunan âyetlerin bir kısmını (duyurmayı) terk edeceksin ve bu yüzden
ruhun daralacaktır. (İyi bil ki) sen ancak bir uyarıcısın. Allah ise her
şeye vekîldir.
l3. Yoksa, "Onu (Kur'an'ı) kendisi uydurdu" mu diyorlar? De ki: Eğer
doğru iseniz Allah'tan başka çağırabildiklerinizi (yardıma) çağırın da
siz de onun gibi uydurulmuş on sûre getirin.
14. Eğer (onlar) size cevap veremiyorlarsa, bilin ki, o ancak
Allah'ın ilmiyle indirilmiştir ve O'ndan başka tanrı yoktur. Artık siz
müslüman oluyor musunuz?
15. Kim, (yalnız) dünya hayatını ve zinetini istemekte ise, işlerinin
karşılığını orada onlara tam olarak veririz ve orada onlar hiçbir zarara
uğratılmazlar.
l6. İşte onlar, ahirette kendileri için ateşten başka hiçbir şeyleri
olmayan kimselerdir; (dünyada) yaptıkları da boşa gitmiştir; yapmakta
oldukları şeyler (zaten) bâtıldır.
l7. Rabbin tarafından (gelmiş) açık bir delile dayanan ve kendisini
Rabbinden bir şahidin izlediği, ayrıca kendisinden önce, bir önder ve
bir rahmet olarak Musa'nın Kitab'ı (elinde) bulunan kimse (inkârcılar
gibi) midir? Çünkü bunlar ona (Kur'an'a) inanırlar. Zümrelerden hangisi
onu inkâr ederse işte cehennem ateşi onun varacağı yerdir, bundan şüphen
olmasın; zira bu, senin Rabbin tarafından
bildirilmiş gerçektir; fakat
insanların çoğu inanmazlar.
18. Kim Allah'a karşı yalan uydurandan daha zalim olabilir? Onlar
(kıyamet gününde) Rablerine arz edilecekler, şahitler de: İşte bunlar
Rablerine karşı yalan söyleyenlerdir, diyecekler. Bilin ki, Allah'ın
lâneti zalimlerin üzerinedir!
19. Onlar, (insanları) Allah'ın yolundan alıkoyan ve onu eğri
göstermek isteyenlerdir. Ahireti inkâr edenler de onlardır.
20. Onlar yeryüzünde (Allah'ı) âciz bırakacak değillerdir; onların
Allah'tan başka (yardım isteyecekleri) dostları da yoktur. Onların azabı
kat kat olacaktır. Çünkü onlar (gerçekleri) ne görebiliyorlar ne de
kulak veriyorlardı.
21. İşte onlar kendilerini ziyana uğrattılar. Uydurmakta oldukları
şeyler de kendilerinden kaybolup gitti.
22. Şüphesiz onlar, ahirette en çok ziyana uğrayanlardır.
23. İnanıp da güzel işler yapan ve Rablerine gönülden boyun eğenlere
gelince, işte onlar cennet ehlidir. Onlar orada ebedî kalırlar.
24. Bu iki zümrenin (müminlerle kâfirlerin) durumu, kör ve sağır ile
gören ve işiten kimseler gibidir. Bunların hali hiç eşit olur mu? Hâla
ibret almıyor musunuz?
25. Andolsun, biz Nuh'u kavmine elçi gönderdik. Onlara: "Ben (dedi),
sizin için apaçık bir uyarıcıyım.
26. Allah'tan başkasına tapmayın! Ben, size (gelecek) elem verici bir
günün azabından korkuyorum."
27. Kavminden ileri gelen kâfirler dediler ki: "Biz seni sadece bizim
gibi bir insan olarak görüyoruz. Bizden, basit görüşle hareket eden alt
tabakamızdan başkasının sana uyduğunu görmüyoruz. Ve sizin bize karşı
bir üstünlüğünüzü de görmüyoruz. Bilakis sizin yalancılar olduğunuzu
düşünüyoruz."
28. (Nuh) dedi ki: Ey kavmim! Eğer ben Rabbim tarafından (bildirilen)
açık bir delil üzerinde isem ve O bana kendi katından bir rahmet vermiş
de bu size gizli tutulmuşsa, buna ne dersiniz? Siz onu istemediğiniz
halde biz sizi ona zorlayacak mıyız?
29. Ey kavmim! Allah'ın emirlerini bildirmeye karşılık sizden
herhangi bir mal istemiyorum. Benim mükâfatım ancak Allah'a aittir. Ben
iman edenleri kovacak değilim; çünkü onlar Rablerine kavuşacaklardır.
Fakat ben sizi, bilgisizce davranan bir topluluk olarak görüyorum.
30. Ey kavmim! Ben onları kovarsam, beni Allah'tan (onun azabından)
kim korur? Düşünmüyor musunuz?
31. Ben size: "Allah'ın hazineleri benim yanımdadır" demiyorum, gaybı
da bilmem. "Ben bir meleğim" de demiyorum, sizin gözlerinizin hor
gördüğü kimseler için, "Allah onlara asla bir hayır vermeyecektir"
diyemem. Onların kalplerinde olanı, Allah daha iyi bilir. Onları
kovduğum takdirde ben gerçekten zalimlerden olurum."
32. Dedi ler ki: Ey Nuh!
Bizimle mücadele ettin ve bize karşı mücadelede çok ileri gittin. Eğer
doğrulardan isen, kendisiyle bizi tehdit ettiğini (azabı) bize getir!
33. (Nuh) dedi ki: "Onu size ancak dilerse Allah getirir. Ve siz
(Allah'ı) âciz bırakacak değilsin iz.
34. Eğer Allah sizi azdırmak istiyorsa, ben size öğüt vermek istesem
de, öğüdüm size fayda vermez. (Çünkü) O sizin Rabbinizdir. Ve (nihayet)
O'na döndürüleceksiniz."
35. (Resûlüm!) Yoksa, "Bunu uydurdu" mu diyorlar? De ki: "Eğer onu
uydurduysam günahım bana aittir. Fakat ben sizin işlediğiniz günahtan
uzağım."
36. Nuh'a vahyolundu ki: Kavminden iman etmiş olanlardan başkası
artık (sana) asla inanmayacak. Öyle ise onların işlemekte olduklarından
(günahlardan) dolayı üzülme.
37. Gözlerimizin önünde ve
vahyimiz (emrimiz) uyarınca gemiyi yap ve zulmedenler hakkında bana (bir
şey) söyleme! Onlar mutlaka boğulacaklardır!
38. Nuh gemiyi yapıyor, kavminden ileri gelenler ise, yanına her
uğradıkça onunla alay ediyorlardı. Dedi ki: "Eğer bizimle alay
ediyorsanız, iyi bilin ki siz nasıl alay ediyorsanız biz de sizinle alay
edeceğiz!
39. Kendisini rezil edecek azabın kime geleceğini ve sürekli bir
azabın kimin başına ineceğini yakında bileceksiniz."
40. Nihayet emrimiz gelip de sular coşup yükselmeye başlayınca Nuh'a
dedik ki: "(Canlı çeşitlerinin) her birinden iki eş ile -(boğulacağına
dair) aleyhinde söz geçmiş olanlar dışında- aileni ve iman edenleri
gemiye yükle!" Zaten onunla beraber pek azı iman etmişti.
41. (Nuh) dedi ki: "Gemiye binin! Onun yüzüp gitme si
de, durması da Allah'ın adıyladır. Şüphesiz ki Rabbim çok bağışlayan,
pek esirgeyendir."
42. Gemi, dağlar gibi dalgalar arasında onları götürüyordu. Nuh,
gemiden uzakta bulunan oğluna: Yavrucuğum! (Sen de) bizimle beraber bin,
kâfirlerle beraber olma! diye seslendi.
43. Oğlu: Beni sudan koruyacak bir dağa sığınacağım, dedi. (Nuh):
"Bugün Allah'ın emrinden (azabından), merhamet sahibi Allah'tan başka
koruyacak kimse yoktur" dedi. Aralarına dalga girdi, böylece o da
boğulanlardan oldu.
44. (Nihayet) "Ey yer
suyunu yut! Ve ey gök (suyunu) tut!" denildi. Su çekildi; iş bitirildi;
(gemi de) Cûdî (dağının) üzerine yerleşti. Ve: "O zalimler topluluğunun
canı cehenneme!" denildi.
45. Nuh Rabbine dua edip dedi ki: "Ey Rabbim! Şüphesiz oğlum da
ailemdendir. Senin vâdin ise elbette haktır. Sen hakimler hakimisin."
46. Allah buyurdu ki: Ey Nuh! O asla senin ailenden değildir. Çünkü
onun yaptığı kötü bir iştir. O halde hakkında bilgin olmayan bir şeyi
benden isteme! Ben sana cahillerden olmamanı tavsiye ederim.
4 7. Nuh dedi ki: Ey
Rabbim! Ben senden hakkında bilgim olmayan şeyi istemekten sana
sığınırım. Eğer beni bağışlamaz ve esirgemezsen, ben ziyana
uğrayanlardan olurum!
48. Denildi ki: Ey Nuh! Sana ve seninle beraber olan ümmetlere bizden
selam ve bereketlerl e
(gemiden) in! Kendilerini (dünyada) faydalandıracağımız, sonra da bizden
kendilerine elem verici bir azabın dokunacağı ümmetler de olacaktır.
49. (Resûlüm!) İşte bunlar sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir.
Bundan önce onları ne sen biliyordun ne de kavmin. O halde sabret. Çünkü
iyi sonuç (sabredip) sakınanlarındır.
50. Âd kavmine de kardeşleri Hûd'u (gönderdik). Dedi ki: Ey kavmim!
Allah'a kulluk edin. Sizin O'ndan başka tanrınız yoktur. Siz yalan
uyduranlardan başkası değilsiniz.
51. Ey kavmim! B en, ona
(peygamberliğe) karşılık sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim,
beni yaratandan başkasına ait değildir. Hâla aklınızı kullanmıyor
musunuz?
52. Ey kavmim! Rabbinizden bağış dileyin; sonra da O'na tevbe edin
ki, üzerinize göğü (yağmuru) bol bol göndersin ve kuvvetinize kuvvet
katsın. Günah işleyerek (Allah'tan) yüz çevirmeyin.
53. Dediler ki: Ey Hûd! Sen bize açık bir mucize getirmedin, biz de
senin sözünle tanrılarımızı bırakacak değiliz ve biz sana iman edecek de
değiliz.
54. Biz "Tanrılarımızdan biri seni fena çarpmış!" demekten başka bir
söz söylemeyiz! (Hûd) dedi ki: "Ben Allah'ı şahit tutuyorum; siz de
şahit olun ki ben sizin ortak koştuklarınızdan uzağım."
55. "O'ndan başka (taptıklarınızın hepsinden uzağım). Haydi hepiniz
bana tuzak k urun; sonra da bana mühlet vermeyin!"
56. "Ben, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a dayandım.
Çünkü yürüyen hiçbir varlık yoktur ki, O, onun perçeminden tutmuş
olmasın. Şüphesiz Rabbim dosdoğru yoldadır."
57. "Eğer yüz çevirirseniz şüphesiz ki benimle size gönderileni size
bildirdim. Rabbim (dilerse) sizden başka bir kavmi yerinize getirir de
O'na hiçbir zarar veremezsiniz. Çünkü benim Rabbim her şeyi gözetendir."
58. Emrimiz gelince, Hûd'u ve onunla beraber iman edenleri
tarafımızdan bir rahmetle kurtardık, onları ağır bir azaptan kurtuluşa
erdirdik.
59. İşte Âd (kavmi). Rablerinin âyetlerini inkâr ettiler; O'nun
peygamberlerine âsi oldular ve inatçı her zorbanın emrine uydular.
60. Onlar hem bu dünyada hem de kıyamet gününde lânete tâbi
tutuldular. Biliniz ki, Ad (kavmi) Rablerini inkâr ettiler. (Şunu da)
bilin ki Hûd'un kavmi Âd, Allah'ın rahmetinden uzak kılındı.
61. Semûd kavmine de kardeşleri Sâlih'i (gönderdik). Dedi ki: Ey
kavmim! Allah'a kulluk edin. Sizin O'ndan başka tanrınız yoktur. O sizi
yerden (topraktan) yarattı. Ve sizi orada yaşattı. O halde O'ndan
mağfiret isteyin; sonra da O'na tevbe edin. Çünkü Rabbim (kullarına) çok
yakındır, (dualarını) kabul edendir.
62. Dediler ki: Ey Sâlih! Sen bundan önce içimizde ümit beslenen bir isiydin.
(Şimdi) babalarımızın taptıklarına tapmaktan bizi engelliyor musun?
Doğrusu biz, bizi kendisine (kulluğa) çağırdığın şeyden ciddi bir şüphe
içindeyiz.
63. (Sâlih) dedi ki: Ey kavmim! Eğer ben Rabbimden (verilen) apaçık
bir delil üzerinde isem ve O bana kendinden bir rahmet (peygamberlik)
vermişse, buna ne dersiniz? Bu durum karşısında O'na âsi olursam beni
Allah'tan (O'nun azabından) kim korur? O zaman siz de bana ziyan
vermekten fazla bir şey yapamazsınız.
64. Ey kavmim! İşte size mucize olarak Allah'ın devesi. Onu bırakın,
Allah'ın arzında yesin (içsin). Ona kötülük dokundurmayın; sonra sizi
yakın bir azap yakalar.
65. Fakat Semûd kavmi o deveyi, ayaklarını keserek öldürdüler. Sâlih
dedi ki: "Yurdunuzda üç gün daha yaşayın (sonra helâk olacaksınız)!" Bu
söz, yalanlanamayan bir tehdit idi.
66. Emrimiz gelince, Sâlih'i ve onunla beraber iman edenleri, bizden
bir rahmet olarak (azaptan) ve o günün zilletinden kurtardık. Şüphesiz
Rabbin kuvvetlidir, (her şeye) galip gelendir.
67. Zulmedenleri de o
korkunç ses yakaladı ve yurtlarında diz üstü çökekaldılar.
68. Sanki orada hiç oturmamışlardı. Biliniz ki, Semûd kavmi gerçekten
Rablerini inkâr ettiler. Yine bilesiniz ki, Semûd kavmi (Allah'ın
rahmetinden) uzak kılındı.
69. Andolsun ki elçilerimiz (me lekler)
İbrahim'e müjde getirdiler ve: "Selam (sana)" dediler. O da: "(Size de)
selam" dedi ve hemen kızartılmış bir buzağı getirdi.
70. Ellerini yemeğe uzatmadıklarını görünce, onları yadırgadı ve
onlardan dolayı içine bir korku düştü. Dediler ki: Korkma !
(biz melekleriz). Lût kavmine gönderildik.
71. O esnada hanımı ayakta idi ve (bu sözleri duyunca) güldü. Ona da
İshak'ı, İshak'ın ardından da Ya'kub'u müjdeledik.
72. (İbrahim'in karısı:) Olacak şey değil! Ben bir kocakarı, bu kocam
da bir ihtiyar iken çocuk mu doğuracağım? Bu gerçekten şaşılacak bir
şey! dedi.
73. (Melekler) dediler ki: Allah'ın emrine şaşıyor musun? Ey ev
halkı! Allah'ın rahmeti ve bereketleri sizin üzerinizdedir. Şüphesiz ki
O, övülmeye lâyıktır, iyiliği boldur.
74. İbrahim'den korku gidip kendisine müjde gelince, Lût kavmi
hakkında (adeta) bizimle mücadeleye başladı.
75. İbrahim cidden yumuşak huylu, bağrı yanık, kendisini Allah'a
vermiş biri idi.
76. (Melekler dediler ki): Ey İbrahim! Bundan vazgeç. Çünkü Rabbinin
(azap) emri gelmiştir. Ve onlara, geri çevrilmez bir azap mutlaka
gelecektir!
77. Elçilerimiz Lût'a gelince, (Lût) onların yüzünden üzüldü ve
onlardan dolayı içi daraldı da "Bu, çetin bir gündür" dedi.
78. Lût'un kavmi, koşarak onun yanına geldiler. Daha önce de o kötü
işleri yapmaktaydılar. (Lût): "Ey kavmim! İşte şunlar kızlarımdır
(onlarla evlenin); sizin için onlar daha temizdir. Allah'tan korkun ve
misafirlerimin önünde beni rezil etmeyin! İçinizde aklı başında bir adam
yok mu!" dedi.
79. Dediler ki: Senin kızlarında bizim bir hakkımız olmadığını
biliyorsun. Ve sen bizim ne istediğimizi elbette bilirsin.
80. (Lût:) Keşke benim size karşı (koyacak) bir gücüm olsaydı veya
güçlü bir kaleye sığınabilseydim! dedi.
81. (Melekler) dediler ki: Ey Lût! Biz Rabbinin elçil eriyiz.
Onlar sana asla dokunamazlar. Sen gecenin bir kısmında ailenle (yola
çıkıp) yürü. Karından başka sizden hiçbiri geride kalmasın. Çünkü onlara
gelecek olan (azap) şüphesiz ona da isabet edecektir. Onlara vâdolunan
(helâk) zamanı, sabah vaktidir. Sabah
yakın değil mi?
82. Emrimiz gelince, oranın altını üstüne getirdik ve üzerlerine
(balçıktan) pişirilip istif edilmiş taşlar yağdırdık.
83. (O taşlar:) Rabbin katında işaretlenerek (yağdırılmıştır). Onlar
zalimlerden uzak değildir.
84. Medyen'e de kar deşleri
Şuayb'ı (gönderdik). Dedi ki: Ey kavmim! Allah'a kulluk edin! Sizin için
ondan başka tanrı yoktur. Ölçüyü ve tartıyı eksik yapmayın. Zira ben
sizi hayır (ve bolluk) içinde görüyorum. Ve ben, gerçekten sizin için
kuşatıcı bir günün azabından korkuyorum.
85. Ve ey kavmim! Ölçüyü ve tartıyı adaletle yapın; insanlara
eşyalarını eksik vermeyin; yeryüzünde bozguncular olarak dolaşmayın.
86. Eğer mümin iseniz Allah'ın (helâlinden) bıraktığı (kâr) sizin
için daha hayırlıdır. Ben üzerinize bir bekçi değili m.
87. Dediler ki: Ey Şuayb! Babalarımızın taptıklarını (putları), yahut
mallarımız hususunda dilediğimizi yapmayı terketmemizi sana namazın mı
emrediyor? Oysa sen yumuşak huylu ve çok akıllısın!
88. Dedi ki: Ey kavmim! Eğer benim, Rabbim tarafından (verilmiş)
apaçık bir delilim varsa ve O bana tarafından güzel bir rızık vermişse
buna ne dersiniz? Size yasak ettiğim şeylerin aksini yaparak size aykırı
davranmak istemiyorum. Ben sadece gücümün yettiği kadar ıslah etmek
istiyorum. Fakat başarmam ancak Alla h'ın
yardımı iledir. Yalnız O'na dayandım ve yalnız O'na döneceğim.
89. Ey kavmim! Sakın bana karşı düşmanlığınız, Nuh kavminin veya Hûd
kavminin, yahut Sâlih kavminin başlarına gelenler gibi size de bir
musibet getirmesin! Lût kavmi de sizden uzak değildi r.
90. Rabbinizden bağışlanma dileyin; sonra O'na tevbe edin. Muhakkak
ki Rabbim çok merhametlidir, (müminleri) çok sever.
91. Dediler ki: Ey Şuayb! Söylediklerinin çoğunu anlamıyoruz ve
içimizde seni cidden zayıf (âciz) görüyoruz! Eğer kabilen olmasa, seni
mutlaka taşlayarak öldürürüz. Sen bizden üstün değilsin.
92. (Şuayb:) "Ey kavmim dedi, size göre benim kabilem Allah'tan daha
mı güçlü ve değerli ki, onu (Allah'ın emirlerini) arkanıza atıp
unuttunuz. Şüphesiz ki Rabbim yapmakta olduklarınızı çepeçevre
kuşatıcıdır.
93. Ey kavmim! Elinizden geleni yapın! Ben de yapacağım! Kendisini
rezil edecek azabın geleceği şahsın ve yalancının kim olduğunu yakında
öğreneceksiniz! Bekleyin! Ben de sizinle beraber beklemekteyim."
94. Emrimiz gelince, Şuayb'ı ve onunla beraber iman edenleri
tarafımızdan bir rahmetle kurtardık; zulmedenleri ise korkunç bir
gürültü yakaladı da yurtlarında diz üstü çökekaldılar.
95. Sanki orada hiç barınmamışlardı. Biliniz ki, Semûd kavmi
(Allah'ın rahmetinden) uzak olduğu gibi Medyen k avmi
de uzak oldu.
96. Andolsun ki Musa'yı da mucizelerimizle ve apaçık bir delille
gönderdik.
97. Firavun'a ve onun ileri gelenlerine Fakat onlar Firavun'un emrine
uydular. Oysa Firavun'un emri doğru değildi.
98. Firavun, kıyamet gününde kavminin önüne düşecek ve onları (çekip)
ateşe götürecektir. Varacakları yer ne kötü yerdir!
99. Onlar burada da, kıyamet gününde de lânete uğratıldılar. (Onlara)
verilen bu armağan ne kötü armağandır!
100. (Ey Muhammed!) İşte bu, (halkı helâk olmuş) memleketlerin
haberlerindendir. Biz onu sana anlatıyoruz; onlardan (bugüne kadar
izleri) kalan da vardır, biçilmiş ekin (gibi yok olan) da vardır.
101. Onlara biz zulmetmedik; fakat, onlar kendilerine zulmettiler.
Rabbinin (azap) emri geldiğinde, Allah'ı bırakıp da taptıkları
tanrıları, onlara hiçbir şey sağlamadı, ziyanlarını artırmaktan başka
bir şeye yaramadı.
102. Rabbin, haksızlık eden memleketleri (onların halkını)
yakaladığında, onun yakalayışı işte böyle (şiddetlidir). Şüphesiz onun
yakalaması pek elem vericidir, pek çetindir!
103. İşte bunda, ahiret azabından korkanlar için elbette bir ibret
vardır. O gün bütün insanların bir araya toplandığı bir gündür ve o gün
(bütün mahlûkatın) hazır bulunduğu bir gündür.
104. Biz onu (kıyamet gününü) sadece sayılı bir müddet e
kadar bekletiriz.
105. O geldiği gün Allah'ın izni olmadan hiç kimse konuşamaz.
Onlardan kimi bedbahttır, kimi mutlu.
106. Bedbaht olanlar ateştedirler, orada onların (öyle feci) nefes
alıp vermeleri vardır ki.
l07. Rabbinin dilediği hariç, (onlar) gökler ve yer durdukça o ateşte
ebedî kalacaklardır. Çünkü Rabbin, istediğini hakkıyla yapandır.
108. Mutlu olanlara gelince, onlar da cennettedirler. Rabbinin
dilediği hariç, gökler ve yer durdukça onlar da orada ebedî
kalacaklardır. Bu (nimetler) bitmez, tükenmez bir
lütuftur.
109. O halde onların tapmakta oldukları şeylerden (bu şeylerin onları
azaba götürdüğünden) şüphen olmasın. Çünkü onlar ancak daha önce
babalarının taptığı gibi tapıyorlar. Biz onların (azaptan) nasiplerini
mutlaka eksiksiz olarak vereceğiz.
110. Andolsun biz Musa'ya Kitab'ı verdik; fakat onda ihtilaf edildi.
Eğer Rabbinden bir söz geçmemiş olsaydı, elbette onların arasında hüküm
verilmişti (ve işleri de bitirilmişti). Şüphesiz ki onlar (Mekkeliler)
de Kur'an hakkında derin bir şüphe içindedirler.
111. Şüphesiz Rabbin, onların her birinin amellerinin karşılığını
onlara tam olarak verecektir. Çünkü Rabbin, onların yapmakta
olduklarından haberdardır.
112. O halde seninle beraber tevbe edenlerle birlikte emrolunduğun
gibi dosdoğru ol! Aşırı da gitmeyin. Çünkü O, sizin yaptıklarınızı çok
iyi görendir.
113. Zulmedenlere meyletmeyin; sonra size ateş dokunur (cehennemde
yanarsınız). Sizin Allah'tan başka dostlarınız yoktur. Sonra (O'ndan da)
yardım göremezsiniz!
114. Gündüzün iki ucunda,
gecenin de ilk saatlerinde namaz
kıl. Çünkü iyilikler kötülükleri (günahları) giderir. Bu, öğüt almak
isteyenlere bir hatırlatmadır.
115. (Ey Muhammed!) Sabırlı ol, çünkü Allah güzel iş yapanların
mükâfatını zayi etmez.
116. Sizden önceki asırlarda yeryüzünde (insanları) bozgunculuktan
alıkoyacak faziletli kimseler bulunsaydı ya! Fakat onlardan, kurtuluşa
erdirdiğimiz az bir kısmı müstesnadır (bunlar görevlerini yaptılar).
Zulmedenler ise, kendilerine verilen refahın peşine düştüler. Zaten
günahkâr idile r.
117. Halkı iyi olduğu halde Rabbin, haksızlıkla memleketleri helâk
etmez.
118. Rabbin dileseydi bütün insanları bir tek millet yapardı. (Fakat)
onlar ihtilafa düşmeye devam edecekler.
119. Ancak Rabbinin merhamet ettikleri müstesnadır. Zaten Rabbin
onları bunun için yarattı. Rabbinin, "Andolsun ki cehennemi tümüyle
insanlar ve cinlerle dolduracağım" sözü yerini buldu.
120. Peygamberlerin haberlerinden senin kalbini (tatmin ve) teskin
edeceğimiz her haberi sana anlatıyoruz. Bunda sana gerçeğin bilgisi,
müminlere de bir öğüt ve bir uyarı gelmiştir.
121. İman etmeyenlere de ki: Elinizden geleni yapın! Biz de
(gerekeni) yapmaktayız!
122. Bekleyin! Şüphesiz biz de beklemekteyiz!
123. Göklerin ve yerin gaybı (sırrı) yalnız Allah'a aittir. Her iş
O'na döndürülür. Öyle ise O'na kulluk et ve O'na dayan! Rabbin
yaptıklarınızdan gafil değildir.
12-YÛSUF
Bismillâhirrahmânirrahîm
l. Elif. Lâm. Râ. Bunlar, apaçık Kitab'ın âyetleridir.
2. Anlayasınız diye biz onu Arapça bir Kur'an olarak indirdik.
3. (Ey Muhammed!) Biz, sana bu Kur'an'ı vahyetmekle geçmiş
milletlerin haberlerini sana en güzel bir şekilde anlatıyoruz. Gerçek şu
ki, sen bundan önce (bu haberleri) elbette bilmeyenlerden idin.
4. Bir zamanlar Yusuf, babasına (Ya'kub'a) demişti ki: Babacığım! Ben
(rüyamda) on bir yıldızla güneşi ve ayı gördüm; onları bana secde
ederlerken gördüm.
5. (Babası:) Yavrucuğum!
dedi, rüyanı sakın kardeşlerine anlatma; sonra sana bir tuzak kurarlar!
Çünkü şeytan insana apaçık bir düşmandır.
6. İşte böylece Rabbin seni seçecek, sana (rüyada görülen) olayların
yorumunu öğretecek ve daha önce iki atan İbrahim ve İshak'a nimetini
tamamladığı gibi sana ve Ya'kub soyuna da nimetini tamamlayacaktır.
Çünkü Rabbin çok iyi bilendir, hikmet sahibidir.
7. Andolsun ki Yusuf ve kardeşlerinde, (almak) isteyenler için
ibretler vardır.
8. (Kardeşleri) dediler ki: Yusufla kardeşi (Bünyamin) babamıza
bizden daha sevgilidir. Halbuki biz kalabalık bir cemaatiz. Şüphesiz ki
babamız apaçık bir yanlışlık içindedir.
9. (Aralarında dediler ki:) Yusufu öldürün veya onu (uzak) bir yere
atın ki babanızın teveccühü yalnız size kalsın! O ndan
sonra da (tevbe ederek) sâlih kimseler olursunuz!
10. Onlardan biri: Yusufu öldürmeyin, eğer mutlaka yapacaksanız onu
kuyunun dibine atın da geçen kervanlardan biri onu alsın (götürsün),
dedi.
11. Dediler ki: "Ey babamız! Sana ne oluyor da Yusuf hakkında bize
güvenmiyorsun! Oysa ki biz onun iyiliğini istemekteyiz.
12. Yarın onu bizimle beraber (kıra) gönder de bol bol yesin (içsin),
oynasın. Biz onu mutlaka koruruz."
13. (Babaları) dedi ki: Onu götürmeniz beni mutlaka üzer. Siz ondan
habersizken onu bir kurdun yemesinden korkarım.
14. Dediler ki: Hakikaten biz (kuvvetli) bir topluluk olduğumuz
halde, eğer onu kurt yerse, o zaman biz gerçekten âciz kimseler
sayılırız.
15. Onu götürüp de kuyunun dibine atmaya ittifakla karar verdikleri
zaman, biz Yu sufa: Andolsun
ki sen onların bu işlerini onlar (işin) farkına varmadan, kendilerine
haber vereceksin, diye vahyettik.
16. Akşamleyin ağlayarak babalarına geldiler.
17. Ey babamız! dediler, biz yarışmak üzere uzaklaştık; Yusufu
eşyamızın yanında bırakmıştık. (Ne yazık ki) onu kurt yemiş! Fakat biz
doğru söyleyenler olsak da sen bize inanmazsın.
18. Gömleğinin üstünde sahte bir kan ile geldiler. (Yakub) dedi ki:
Bilakis nefisleriniz size (kötü) bir işi güzel gösterdi. Artık (bana
düşen) hakkıyla sabretmektir. Anlattığınız karşısında (bana) yardım
edecek olan, ancak Allah'tır.
19. Bir kervan geldi ve sucularını (kuyuya) gönderdiler, o da (gidip)
kovasını saldı, (Yusufu görünce) "Müjde! İşte bir oğlan!" dedi. Onu bir
ticaret malı olarak sakladılar. Allah onların yaptıklarını çok iyi
bilir.
20. (Kafile Mısır'a vardığında) onu değersiz bir pahaya, sayılı
birkaç dirheme sattılar. Onlar zaten ona değer vermemişlerdi.
21. Mısır'da onu satın alan adam, karısına dedi ki: "Ona değer ver ve
güzel bak! Umulur ki bize faydası olur. Veya onu evlât ediniriz." İşte
böylece (Mısır da adaletle hükmetmesi) ve kendisine (rüyadaki) olayların
yorumunu öğretmemiz için Yusufu o yere yerleştirdik. Allah, emrini
yerine getirmeye kadirdir. Fakat insanların çoğu (bunu) bilmezler.
2 2. (Yusuf) erginlik
çağına erişince, ona (isabetle) hükmetme (yeteneği) ve ilim verdik. İşte
güzel davrananları biz böyle mükâfatlandırırız.
23. Evinde bulunduğu kadın, onun nefsinden murat almak istedi,
kapıları iyice kapattı ve "Haydi gel!" dedi. O da" (Hâşâ), Allah'a
sığınırım! Zira kocanız benim velinimetimdir, bana güzel davrandı.
Gerçek şu ki, zalimler iflah olmaz!" dedi.
24. Andolsun ki, kadın ona meyletti. Eğer Rabbinin işaret ve ikazını
görmeseydi o da kadına meyletmişti. İşte böylece biz, kötülük ve fuhşu
ondan uzaklaştırmak için (delilimizi gösterdik). Şüphesiz o ihlâslı
kullarımızdandı.
25. İkisi de kapıya doğru koştular. Kadın onun gömleğini arkadan
yırttı. Kapının yanında onun kocasına rastladılar. Kadın dedi ki: Senin
ailene kötülük etmek isteyenin cezası, zindana atılmaktan veya elem
verici bir işkenceden başka ne olabilir!
26. Yusuf: "Asıl kendisi benim nefsimden murat almak istedi" dedi.
Kadının akrabasından biri şöyle şahitlik etti: "Eğer gömleği önden
yırtılmışsa, kadın doğru söylemiştir, bu ise yalancılardandır."
27. "Eğer gömleği arkadan yırtılmışsa, kadın yalan söylemiştir. Bu
ise doğru söyleyenlerdendir."
28. (Kocası, Yusuf'un gömleğinin) arkadan yırtılmış olduğunu görünce,
(kadına): "Şüphesiz, dedi; bu, sizin tuzağınızdır. Sizin tuzağınız
gerçekten büyüktür."
29. "Ey Yusuf! Sen bundan (olanları söylemekten) vazgeç! (Ey kadın!)
Sen de günahının affını dile! Çünkü sen günahkârlardan oldun"
30. Şehirdeki bazı kadınlar dediler ki: Azizin karısı, delikanlısının
nefsinden murat almak istiyormuş; Yusufun sevdası onun kalbine işlemiş!
Biz onu gerçekten açık bir sapıklık içinde görüyoruz.
31. Kadın, onların dedikodusunu duyunca, onlara dâvetçi gönderdi;
onlar için dayanacak yastıklar hazırladı. Herbirine bir bıçak verdi.
(Kadınlar meyveleri soyarken Yusufa): "Çık karşılarına!" dedi. Kadınlar
onu görünce, onun büyüklüğünü anladılar. (Şaşkınlıklarından) ellerini
kestiler ve dediler ki: Hâşâ Rabbimiz! Bu bir beşer değil... Bu ancak
üstün bir melektir!
32. Kadın dedi ki: İşte hakkında beni kınadığınız şahıs budur. Ben
onun nefsinden murat almak istedim. Fakat o, (bundan) şiddetle sakındı.
Andolsun, eğer o kendisine emredeceğimi yapmazsa mutlaka zindana
atılacak ve elbette sürünenlerden olacaktır!
33. (Yusuf:) Rabbim! Bana zindan, bunların benden istediklerinden
daha iyidir! Eğer onların hilelerini benden çevirmezsen, onlara meyleder
ve cahillerden olurum! dedi.
34. Rabbi onun duasını kabul etti ve onların hilesini uzaklaştırdı.
Çünkü O çok iyi işiten, pek iyi bilendir.
35. Sonunda (aziz ve
arkadaşları) kesin delilleri görmelerine rağmen (halkın dedikodusunu
kesmek için yine de) onu bir zamana kadar mutlaka zindana atmaları
kendilerine uygun göründü.
36. Onunla birlikte zindana iki delikanlı daha girdi. Onlardan biri
dedi ki: Ben (rüyada) şarap sıktığımı gördüm. Diğeri de: Ben de başımın
üstünde kuşların yemekte olduğu bir ekmek taşıdığımı gördüm. Bunun
yorumunu bize haber ver. Çünkü biz seni güzel davrananlardan görüyoruz,
dedi.
37. (Yusuf) dedi ki: Size yedirilecek yemek gelmeden önce onun
yorumunu mutlaka size haber vereceğim. Bu, Rabbimin bana
öğrettiklerindendir. Şüphesiz ben Allah'a inanmayan bir kavmin dininden
uzaklaştım. Onlar ahireti inkâr edenlerin kendileridir.
38. Atalarım İbrahim, İshak ve Ya'kub'un dinine uydum. Allah'a
herhangi bir şeyi ortak koşmamız bize yaraşmaz. Bu, Allah'ın bize ve
insanlara olan lütfundandır. Fakat insanların çoğu şükretmezler.
39. Ey zindan arkadaşlarım! Çeşitli tanrılar mı daha iyi, yoksa
gücüne karşı durulamaz olan bir tek Allah mı?
40. Allah'ı bırakıp da taptıklarınız, sizin ve atalarınızın taktığı
birtakım isimlerden başka bir şey değildir. Allah onlar hakkında
herhangi bir delil indirmemiştir. Hüküm sadece Allah'a aittir. O size
kendisinden başkasına ibadet etmemenizi emretmiştir. İşte dosdoğru d in
budur. Fakat insanların çoğu bilmezler.
41. Ey zindan arkadaşlarım ! (Rüyalarınıza gelince), biriniz (daha
önce olduğu gibi) efendisine şarap içirecek; diğeri ise asılacak ve
kuşlar onun başından (beynini) yiyecekler. Yorumunu sorduğunuz iş (bu
şekilde) kesinleşmiştir.
42. Onlardan, kurtulacağını bildiği kimseye dedi ki: Beni efendinin
yanında an, (umulur ki beni çıkarır). Fakat şeytan ona, efendisine
anmayı unutturdu. Dolayısıyla (Yusuf), birkaç sene daha zindanda kaldı.
43. Kral dedi ki: Ben (rüyada)
yedi arık ineğin yediği yedi semiz inek gördüm. Ayrıca, yedi yeşil başak
ve diğerlerini de kuru gördüm. Ey ileri gelenler! Eğer rüya
yorumluyorsanız, benim rüyamı da bana yorumlayınız.
44. (Yorumcular) dediler ki: Bunlar karmakarışık düşlerdir. Biz böyle
düşlerin yorumunu bilenlerden değiliz.
45. (Zindandaki) iki kişiden kurtulmuş olan, uzun bir zaman sonra (Yusufu)
hatırlayarak dedi ki: Ben size onun yorumunu haber veririm, beni hemen
(zindana) gönderin.
46. (Yusufun yanına gelerek dedi ki:) Ey Yusuf, ey doğru sözlü kişi!
(Rüyada görülen) yedi arık ineğin yediği yedi semiz inek ile yedi yeşil
başak ve diğerleri de kuru olan (başaklar) hakkında bize yorum yap. Ümit
ederim ki, insanlara (isabetli yorumunla) dönerim de belki onlar da
doğruyu öğrenirler.
4 7. Yusuf dedi ki: Yedi
sene âdetiniz üzere ekin ekersiniz. Sonra da yiyeceklerinizden az bir
miktar hariç, biçtiklerinizi başağında (stok edip) bırakınız.
48. Sonra bunun ardından, saklayacaklarınızdan az bir miktar
(tohumluk) hariç, o yıllar için biriktirdiklerinizi yeyip bitirecek yedi
kıtlık yılı gelecektir.
49. Sonra bunun ardından da bir yıl gelecek ki, o yılda insanlara
(Allah tarafından) yardım olunacak ve o yılda (meyvesuyu ve yağ)
sıkacaklar.
50. (Adam bu yorumu getirince) kral dedi ki: "Onu ban a
getirin!" Elçi, Yusufa geldiği zaman, (Yusuf) dedi ki: "Efendine dön de
ona: Ellerini kesen o kadınların zoru neydi? diye sor. Şüphesiz benim
Rabbim onların hilesini çok iyi bilir."
51. (Kral kadınlara) dedi ki: Yusufun nefsinden murat almak
istediğiniz zaman durumunuz neydi? Kadınlar, Hâşâ! Allah için, biz ondan
hiçbir kötülük görmedik, dediler. Azizin karısı da dedi ki: "Şimdi
gerçek ortaya çıktı. Ben onun nefsinden murat almak istemiştim. Şüphesiz
ki o doğru söyleyenlerdendir."
52. (Yusuf dedi ki): B u,
azizin yokluğunda ona hainlik etmediğimi ve Allah'ın hainlerin hilesini
başarıya ulaştırmayacağını (herkesin) bilmesi içindir.
53. (Bununla beraber) nefsimi temize çıkarmıyorum. Çünkü nefis aşırı
şekilde kötülüğü emreder; Rabbim acıyıp korumuş başka. Şüphesiz Rabbim
çok bağışlayan, pek esirgeyendir.
54. Kral dedi ki: Onu bana getirin, onu kendime özel danışman
edineyim. Onunla konuşunca: Bugün sen yanımızda yüksek makam sahibi ve
güvenilir birisin, dedi.
55. "Beni ülkenin hazinelerine tayin et! Çünkü
ben (onları) çok iyi korurum ve bu
işi bilirim" dedi.
56. Ve böylece Yusuf'a orada dilediği gibi hareket etmek üzere ülke
içinde yetki verdik. Biz dilediğimiz kimseye rahmetimizi eriştiririz. Ve
güzel davrananların mükâfatını zayi etmeyiz.
57. İman edip de (kötülüklerden) sakınanlar için ahiret mükâfatı daha
hayırlıdır.
58. Yusufun kardeşleri gelip onun huzuruna girdiler, (Yusuf) onları
tanıdı, onlar onu tanımıyorlardı.
59. (Yusuf) onların yüklerini hazırlayınca dedi ki: "Sizin bababir
kardeşinizi de bana getirin. Görmüyor musunuz, ben ölçeği tam
dolduruyorum ve ben misafirperverlerin en iyisiyim.
60. Eğer onu bana getirmezseniz, artık benim yanımda size verilecek
bir ölçek (erzak) yoktur, bana hiç yaklaşmayın!"
61. Dediler ki: Onu babasından istemeye çalışacağız, kuşkusuz bunu
yapacağız.
62. (Yusuf) emrindeki gençlere dedi ki: Sermayelerini yüklerinin
içine koyun. Olur ki ailelerine döndüklerinde bunun farkına varırlar da
belki geri gelirler.
63. Babalarına döndüklerinde dediler ki: Ey babamız! Erzak bize
yasaklandı. Kardeşimizi (Bünyamin'i) bizimle beraber gönder de (onun
sayesinde) ölçüp alalım. Biz onu mutlaka koruyacağız.
64. Ya'kub dedi ki: Daha önce kardeşi (Yusuf) hakkında size ne kadar
güvendiysem, bunun hakkında da size ancak o kadar güvenirim! (Ben onu
sadece Allah'a emanet ediyorum); Allah en hayırlı koruyucudur. O,
acıyanların en merhametlisidir.
65. Eşyalarını açtıklarında sermayelerinin kendilerine geri
verildiğini gördüler. Dediler ki: Ey babamız! Daha ne istiyoruz. İşte
sermâyemiz de bize geri verilmiş. (Onunla yine) ailemize yiyecek
getiririz, kardeşimizi koruruz ve bir deve yükü de fazla alırız. Çünkü
bu (seferki aldığımız) az bir miktardır.
66. (Ya'kub) dedi ki: Kuşatılmanız (ve çaresiz kalma durumunuz)
hariç, onu bana mutlaka getireceğinize dair Allah adına bana sağlam bir
söz vermediğiniz takdirde onu sizinle beraber göndermem!" Ona (istediği
şekilde) teminatlarını verdiklerinde dedi ki: Söylediklerimize Allah
şahittir.
67. Sonra şöyle dedi: Oğullarım! (Şehre) hepiniz bir kapıdan
girmeyin, ayrı ayrı kapılardan girin. Ama Allah'tan (gelecek) hiçbir
şeyi sizden savamam. Hüküm Allah'tan başkasının değildir. (Onun için)
ben yalnız O'na dayandım. Tevekkül edenler yalnız O'na dayansınlar.
68. Babalarının kendilerine emrettiği yerden (çeşitli kapılardan)
girdiklerinde (onun emrini yerine getirdiler. Fakat bu tedbir) Allah'tan
gelecek hiçbir şeyi onlardan savamazdı; ancak Ya'kub içindeki bir dileği
açığa vurmuş oldu. Şüphesiz o, ilim sahibiydi, çünkü ona biz
öğretmiştik. Fakat insanların
çoğu bilmezler.
69. Yusuf'un yanına girdiklerinde öz kardeşini yanına aldı ve
"Bilesin ki ben senin kardeşinim, onların yaptıklarına üzülme" dedi.
70. (Yusuf) onların yükünü hazırladığı zaman maşrabayı kardeşinin
yükü içine koydu! (Kafile hareket ettikten) sonra bir tellal: Ey kafile!
Siz hırsızsınız! diye seslendi.
71. (Yusuf'un kardeşleri) onlara dönerek: Ne arıyorsunuz? dediler.
72. Kralın su kabını arıyoruz; onu getirene bir deve yükü (bahşiş)
var dediler. (İçlerinden biri:) Ben buna kefilim, dedi.
73. Allah'a andolsun ki, bizim yeryüzünde fesat çıkarmak için
gelmediğimizi siz de biliyorsunuz. Biz hırsız da değiliz, dediler.
74. (Yusuf'un adamları) dediler ki: Peki, siz yalancıysanız bunun
cezası nedir?
75. "Onun cezası, kayıp eşya, kimin yükünde bulunursa işte o (şahsa
el koymak) onun cezasıdır. Biz zalimleri böyle cezalandırırız" dediler.
76. Bunun üzerine Yusuf, kardeşinin yükünden önce onların yüklerini
(aramaya) başladı. Sonra da onu, kardeşinin yükünden çıkarttı. İşte biz
Yusufa böyle bir tedbir öğrettik, yoksa kralın kanununa göre kardeşini
tutamayacaktı. Ancak Allah'ın dilemesi hariç. Biz kimi dilersek onu
derecelerle yükseltiriz. Zira her ilim sahibinin üstünde daha iyi bilen
birisi vardır.
77. (Kardeşleri) dediler ki: "Eğer o çaldıysa, daha önce onun bir
kardeşi de çalmıştı." Yusuf bunu içinde sakladı, onlara açmadı. (Kendi
kendine) dedi ki: Siz daha kötü durumdasınız! Allah, sizin anlattığınızı
çok iyi bilir.
78. Dediler ki: Ey aziz! Gerçekten onun çok yaşlı bir babası var.
Onun yerine bizim birimizi alıkoy. Zira biz seni, iyilik edenlerden
görüyoruz.
79. Dedi ki: Eşyamızı yanında bulduğumuz kimseden başkasını
yakalamaktan Allah'a sığınırız, o takdirde biz gerçekten zalimler
oluruz!
80. Ondan ümitlerini kesince, (meseleyi) gizli görüşmek üzere ayrılıp
(bir kenara) çekildiler. Büyükleri dedi ki: "Babanızın sizden Allah
adına söz aldığını, daha önce de Yusuf hakkında işlediğiniz kusuru
bilmiyor musunuz? Babam bana izin verinceye veya benim için Allah
hükmedinceye kadar bu yerden asla ayrı lmayacağım.
O hükmedenlerin en hayırlısıdır.
81. Babanıza dönün ve deyin ki: "Ey babamız! Şüphesiz oğlun hırsızlık
etti. Biz, bildiğimizden başkasına şahitlik etmedik. Biz gaybın
bekçileri değiliz.
82. (İstersen) içinde bulunduğumuz şehire (Mısır halkına) ve
aralarında geldiğimiz kafileye de sor. Biz gerçekten doğru söylüyoruz."
83. (Babaları) dedi ki: "Hayır, nefisleriniz sizi (böyle) bir işe
sürükledi. (Bana düşen) artık, güzel bir sabırdır. Umulur ki, Allah
onların hepsini bana getirir. Çünkü O çok iyi
bilendir, hikmet sahibidir."
84. Onlardan yüz çevirdi, "Ah Yusuf'um ah!" diye sızlandı ve kederini
içine gömmesi yüzünden gözlerine boz geldi.
85. (Oğulları:) "Allah'a andolsun ki sen hâla Yusuf'u anıyorsun.
Sonunda ya hasta olacaksın ya da büsbütün helâk olacaksın!" dediler.
86. (Ya'kub:) Ben sadece gam ve kederimi Allah'a arzediyorum. Ve ben
sizin bilemiyeceğiniz şeyleri Allah tarafından (vahiy ile) biliyorum,
dedi.
87. Ey oğullarım! Gidin de Yusuf'u ve kardeşini iyice araştırın,
Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin. Çünkü kâfirler topluluğundan başkası
Allah'ın rahmetinden ümit kesmez.
88. Yusuf'un yanına girdiklerinde dediler ki: Ey aziz! Bizi ve
ailemizi kıtlık bastı ve biz değersiz bir sermaye ile geldik. Hakkımızı
tam ölçerek ver. Ayrıca bize bağışta da bulun. Şüphesiz Allah sadaka
verenleri mükâfatlandırır.
89. Yusuf dedi ki: Siz, cahilliğiniz yüzünden Yusuf ve kardeşine
yaptıklarınızı biliyor musunuz?
90. Yoksa sen, gerçekten Yusuf musun? dediler. O da: (Evet) ben
Yusufum, bu da kardeşim. (Birbirimize kavuşmayı) Allah bize lütfetti.
Çünkü kim (Allah'tan) korkar ve sabrederse, şüphesiz Allah güzel
davrananların mükâfatını zayi etmez, dedi.
91. (Kardeşleri) dediler ki: Allah'a andolsun, hakikaten Allah seni
bize üstün kılmış. Gerçekten biz hataya düşmüşüz.
92. (Yusuf) dedi ki: "Bugün sizi kınamak yok, Allah sizi affetsin! O,
merhametlilerin en merhametlisidir."
93. "Şu benim gömleğimi götürün de onu babamın yüzüne koyun,
(gözleri) görecek duruma gelir. Ve bütün ailenizi bana getirin."
94. Kafil e (Mısır'dan)
ayrılınca, babaları (yanındakilere): Eğer bana bunamış demezseniz inanın
ben Yusuf'un kokusunu alıyorum! dedi.
95. (Onlar da:) Vallahi sen hâla eski şaşkınlığındasın, dediler.
96. Müjdeci gelince, gömleği onun yüzüne koyar koymaz (Ya'kub) görür
oldu. Ben size: "Allah tarafından (vahiy ile) sizin bilemeyeceğiniz
şeyleri bilirim" demedim mi! dedi.
97. (Oğulları) dediler ki: Ey babamız! (Allah'tan) bizim
günahlarımızın affını dile! Çünkü biz gerçekten günahkârlar idik.
98. (Ya'kub:) Sizin içi n
Rabbimden af dileyeceğim. Çünkü O çok bağışlayan, pek esirgeyendir,
dedi.
99. (Hep beraber Mısır'a gidip) Yusufun yanına girdikleri zaman,
ana-babasını kucakladı, "Güven içinde Allah'ın iradesiyle Mısır'a
girin!" dedi.
100. Ana ve babasını tahtının üstüne çıkartıp oturttu ve hepsi onun
için (ona kavuştukları için) secdeye kapandılar. (Yusuf) dedi ki: "Ey
babacığım! İşte bu, daha önce (gördüğüm) rüyanın yorumudur. Rabbim onu
gerçekleştirdi. Doğrusu Rabbim bana (çok şey) lütfetti. Çünkü beni
zindandan çı kardı
ve şeytan benimle kardeşlerimin arasını bozduktan sonra sizi çölden
getirdi. Şüphesiz ki Rabbim dilediğine lütfedicidir. Kuşkusuz O çok iyi
bilendir, hikmet sahibidir."
101. "Ey Rabbim! Mülkten bana (nasibimi) verdin ve bana (rüyada
görülen) olayların yorumunu da öğrettin. Ey gökleri ve yeri yaratan! Sen
dünyada da ahirette de benim sahibimsin. Beni müslüman olarak öldür ve
beni sâlihler arasına kat!" `
102. İşte bu (Yusuf kıssası) gayb haberlerindendir. Onu sana
vahyediyoruz. Onlar hile yaparak işlerine karar verdikleri zaman sen
onların yanında değildin (ki bunları bilesin).
103. Sen ne kadar üstüne düşsen de insanların çoğu iman edecek
değillerdir.
104. Halbuki sen bunun için (peygamberlik görevini îfa için) onlardan
bir ücret istemiyorsun. Kur'an ,
âlemler için ancak bir öğüttür.
105. Göklerde ve yerde nice deliller vardır ki, onlar bu delillerden
yüzlerini çevirip geçerler.
106. Onların çoğu, ancak ortak koşarak Allah'a iman ederler.
107. Allah tarafından kuşatıcı bir felâket gelmesi veya farkında
olmadan kıyametin ansızın kopması karşısında kendilerini emîn mi
gördüler?
108. (Resûlüm!) De ki: "İşte bu, benim yolumdur. Ben Allah'a
çağırıyorum, ben ve bana uyanlar aydınlık bir yol üzerindeyiz. Allah'ı
(ortaklardan) tenzih ederim! Ve ben ortak koşanlardan değilim."
109. Senden önce de, şehirler halkından kendilerine vahyettiğimiz
erkeklerden başkasını peygamber göndermedik. (Kâfirler) yeryüzünde hiç
gezmediler mi ki, kendilerinden öncekilerin sonunun nasıl olduğunu
görsünler! Sakınanlar için ahiret yurdu elbette daha iyidir. Hâla
aklınızı kullanmıyor musunuz?
110. Nihayet peygamberler ümitlerini yitirip de kendilerinin yalana
çıkarıldıklarını sandıkları sırada onlara yardımımız gelir ve
dilediğimiz kimse kurtuluşa erdirilir. (Fakat) suçlular topluluğundan
azabımız asla geri çevrilmez.
111. Andolsun onların (geçmiş peygamberler ve ümmetlerinin)
kıssalarında akıl sahipleri için pek çok ibretler vardır. (Bu Kur'an)
uydurulabilecek bir söz değildir. Fakat o, kendinden öncekileri tasdik
eden, her şeyi açıklayan (bir kitaptır); iman eden toplum için bir
rahmet ve bir hidayettir.
13-er-RA'D
Bismillâhirrahmânirrahîm
1. Elif. Lâm. Mîm. Râ. Bunlar, Kitab'ın âyetleridir. Sana Rabbinden
indirilen haktır, fakat insanların çoğu inanmazlar.
2. Görmekte olduğunuz gökleri direksiz olarak yükselten, sonra Arş'a
istivâ eden, güneşi ve ayı emrine boyun eğdiren Allah'tır. (Bunların)
her biri muayyen bir vakte kadar akıp gitmektedir. O, Rabbinize
kavuşacağınıza kesin olarak inanmanız için her işi düzenleyip âyetleri
açıklamaktadır.
3. Yeri döşeyen, onda oturaklı dağlar ve ırmaklar yaratan ve orada
bütün meyvelerden çifter çifter yaratan O'dur. Geceyi de gündüzün
üzerine O örtüyor. Şüphesiz bütün bunlarda düşünen bir toplum için
ibretler vardır.
4. Yeryüzünde birbirine komşu kıtalar, üzüm bağları, ekinler, bir
kökten ve çeşitli köklerden dallanmış hurma ağaçları vardır. Bunların
hepsi bir su ile sulanır. (Böyle iken) yemişlerinde onların bir kısmını
bir kısmına üstün kılarız. İşte bunlarda akıllarını kullanan bir toplum
için ibretler vardır.
5. (Resûlüm! Kâfirlerin seni yalanlamalarına) şaşıyorsan, asıl
şaşılacak şey onların: "Biz toprak olduğumuz zaman yeniden mi
yaratılacağız?" demeleridir. İşte onlar, Rablerini inkâr edenlerdir;
işte onlar (kıyamet gününde) boyunlarında tasmalar bulunanlardır. Ve
onlar ateş ehlidir. Onlar, orada ebedî kalaca klardır!
6. (Müşrikler) senden iyilikten önce kötülüğü çabucak istiyorlar.
Halbuki onlardan önce ibret alınacak nice azap örnekleri gelip
geçmiştir. Doğrusu insanlar kötülük ettikleri halde Rabbin onlar için
mağfiret sahibidir. (Bununla beraber) Rabbinin azabı da çok şiddetlidir.
7. Kâfirler diyorlar ki: Ona Rabbinden bir mucize indirilseydi ya!
(Halbuki) sen ancak bir uyarıcısın ve her toplumun bir rehberi vardır.
8. Her dişinin neye gebe kalacağını, rahimlerin neyi eksik, neyi
ziyade edeceğini Allah bilir. Onun katında her şey ölçü iledir.
9. O, görüleni de görülmeyeni de bilir; çok büyüktür, yücedir.
10. Sizden, sözü gizleyenle onu açığa vuran, geceleyin gizlenenle
gündüzün yürüyen (onun ilminde) eşittir.
11. Onun önünde ve arkasında Allah'ın emriyle onu koruyan takipçiler
(melekler) vardır. Bir toplum kendilerindeki özellikleri değiştirinceye
kadar Allah, onlarda bulunanı değiştirmez. Allah bir topluma kötülük
diledi mi, artık onun için geri çevrilme diye bir şey yoktur. Onların
Allah'tan başka yardımcıları da yoktur.
12. O, size korku ve ümit içinde şimşeği gösteren ve (yağmur dolu)
ağır bulutları meydana getirendir.
13. Gök gürültüsü Allah'ı hamd ile tesbih eder. Melekler de O'nun
heybetinden dolayı tesbih ederler. Onlar, Allah hakkında mücâdele edip
dururken O, yıldırımlar gönderip onlarla dilediğini çarpar. Ve O, azabı
pek şiddetli olandır.
14. El açıp yalvarmaya lâyık olan ancak O'dur. O'nun dışında el açıp
dua ettikleri onların isteklerini hiçbir şeyle karşılamazlar. Onlar
ancak ağzına gelsin diye suya doğru iki avucunu açan kimse gibidir.
Halbuki (suyu ağzına götürmedikçe) su onun ağzına girecek değildir.
Kâfirlerin duası kuşkusuz hedefini şaşırmıştır.
15. Göklerde ve yerde bulunanlar da onların gölgeleri de sabah akşam
ister istemez sadece A llah'a secde ederler.
16. (Resûlüm!) De ki: "Göklerin ve yerin Rabbi kimdir?" De ki:
"Allah'tır." O halde de ki: "O'nu bırakıp da kendilerine fayda ya da
zarar verme gücüne sahip olmayan dostlar mı edindiniz?" De ki: "Körle
gören bir olur mu hiç? Ya da karanlıklarla aydınlık eşit olur mu?" Yoksa
O'nun yarattığı gibi yaratan ortaklar buldular da bu yaratma onlarca
birbirine benzer mi göründü? De ki: Allah her şeyi yaratandır. Ve O,
birdir, karşı durulamaz güç sahibidir.
17. O, gökten su indirdi de vâdiler
kendi hacimlerince sel olup aktı.
Bu sel, üste çıkan bir köpüğü yüklenip götürdü. Süs veya (diğer) eşya
yapmak isteyerek ateşte erittikleri şeylerden de buna benzer köpük olur.
İşte Allah hak ile bâtıla böyle misal verir. Köpük atılıp gider.
İnsanlara fayda
veren şeye gelince, o yeryüzünde kalır. İşte Allah böyle misaller
getirir.
18. İşte Rablerinin emrine uyanlar için en güzel (mükâfat) vardır.
Ona uymayanlara gelince, eğer yeryüzünde olanların tümü ile bunun
yanında bir misli daha kendilerinin olsa, (kurtulmak için) onu mutlaka
feda ederler. İşte onlar var ya, hesabın en kötüsü onlaradır.
Varacakları yer de cehennemdir. O ne kötü yataktır!
19. Rabbinden sana indirilenin hak olduğunu bilen kimse, (inkâr eden)
kör kimse gibi olur mu? (Fakat bunu) ancak akıl sahipleri anlar.
20. Onlar, Allah'ın ahdini yerine getirenler ve verdikleri sözü
bozmayanlardır.
21. Onlar Allah'ın gözetilmesini emrettiği şeyleri gözeten,
Rablerinden sakınan ve kötü hesaptan korkan kimselerdir.
22. Yine onlar, Rablerinin rızasını isteyerek sabreden, namazı
dosdoğru kılan, kendilerine verdiğimiz rızıklardan gizli ve açık olarak
(Allah yolunda) harcayan ve kötülüğü iyilikle savan kimselerdir. İşte
onlar var ya, dünya yurdunun (güzel) sonu sadece onlarındır.
23. (O yurt) Adn cennetle ridir;
oraya babalarından, eşlerinden ve çocuklarından sâlih olanlarla beraber
girecekler, melekler de her kapıdan onların yanına varacaklardır.
24. (Melekler:) Sabrettiğinize karşılık size selam olsun! Dünya
yurdunun sonu (cennet) ne güzeldir! (derler).
25. Allah'a verdikleri sözü kuvvetle pekiştirdikten sonra bozanlar,
Allah'ın riayet edilmesini emrettiği şeyleri (akrabalık bağlarını) terk
edenler ve yeryüzünde fesat çıkaranlar; işte lânet onlar içindir. Ve
kötü yurt (cehennem) onlarındır.
26. Allah dil ediğine
rızkını bollaştırır da daraltır da. Onlar dünya hayatıyla şımardılar.
Oysa ahiretin yanında dünya hayatı, geçici bir faydadan başka bir şey
değildir.
27. Kâfir olanlar diyorlar ki: Ona Rabbinden bir mucize indirilmeli
değil miydi? De ki: Kuşkusuz Allah dilediğini saptırır, kendisine
yöneleni de hidayete erdirir.
28. Bunlar, iman edenler ve gönülleri Allah'ın zikriyle sükûnete
erenlerdir. Bilesiniz ki, kalpler ancak Allah'ı anmakla huzur bulur.
29. İman edip iyi işler yapanlara ne mutlu! Varılacak
güzel yurt da onlar içindir.
30. (Ey Muhammed!) Böylece seni, kendilerinden önce nice ümmetlerin
gelip geçtiği bir ümmete gönderdik ki, sana vahyettiğimizi onlara
okuyasın. Onlar Rahman'ı inkâr ediyorlar. De ki: O benim Rabbimdir.
O'ndan başka tanrı yoktur. Sadece O'na tevekkül ettim ve dönüş sadece
O'nadır.
31. Eğer okunan bir Kitapla dağlar yürütülseydi veya onunla yer
parçalansaydı, yahut onunla ölüler konuşturulsaydı (o Kitap yine bu
Kur'an olacaktı). Fakat bütün işler Allah'a aittir. İman edenler hâla
bilmediler mi ki, Allah dileseydi bütün insanları hidayete erdirirdi?
Allah'ın vâdi gelinceye kadar inkâr edenlere, yaptıklarından dolayı ya
ansızın büyük bir belâ gelmeye devam edecek veya o belâ evlerinin
yakınına inecek. Allah, vâdinden asla dönmez.
32. Andolsun, senden önceki peygamberlerle de alay edildi de ben
inkâr edenlere mühlet verdim, sonra da onları yakaladım. (Görseydin ki)
azabım nasılmış!
33. Herkesin kazandığını gözetleyip muhafaza eden, (hiç böyle
yapamayan gibi olur mu?). Onlar Allah'a ortaklar koştular. De ki:
"Onlara ad verin (onlar necidir?). Yoksa siz Allah'a yeryüzünde
bilemeyeceği bir şeyi mi haber veriyorsunuz? Yahut boş laf mı
ediyorsunuz?" Doğrusu inkâr edenlere hileleri süslü gösterildi ve onlar
doğru yoldan alıkonuldular. A llah
kimi saptırırsa artık onu doğru yola iletecek yoktur.
34. Dünya hayatında onlara sadece bir azap vardır. Ahiret azabı ise
daha şiddetlidir. Onları Allah'tan (onun azabından) koruyacak kimse de
yoktur.
35. Takvâ sahiplerine vâdolunan cennetin özelliği (şudur): Onun
zemininden ırmaklar akar. Yemişleri ve gölgesi süreklidir. İşte bu,
(kötülüklerden) sakınanların (mutlu) sonudur. Kâfirlerin sonu ise
ateştir.
36. Kendilerine kitap verdiğimiz kimseler, sana indirilene (Kur'an'a)
sevinirler. Fakat (senin aleyhinde birleşen) guruplardan onun bir
kısmını inkâr eden de vardır. De ki: "Bana, sadece Allah'a kulluk etmem
ve O'na ortak koşmamam emrolundu. Ben yalnız O'na çağırıyorum ve dönüş
de yalnız O'nadır.
37. Ve böylece biz onu Arapça bir hüküm (hikmetli bir
söz) olarak indirdik. Eğer sana
gelen bu ilimden sonra, onların arzularına uyarsan, (işte o zaman) Allah
tarafından senin ne bir dostun ne de koruyucun vardır.
38. Andolsun senden önce de peygamberler gönderdik ve onlara da eşler
ve çocuklar verdik. Allah'ın izni olmadan hiçbir peygamber için mucize
getirme imkânı yoktur. Her müddetin (yazıldığı) bir kitap vardır.
39. Allah dilediğini siler, (dilediğini de) sabit bırakır. Bütün
kitapların aslı onun yanındadır.
40. Biz, onlara vâdettiğimizin (azabın) bir kısmını sana göstersek de
veya (ondan önce) seni öldürürsek de sana ancak (Allah'ın emirlerini)
tebliğ etmek düşer. Hesap yalnız bize aittir.
41. Bizim, yeryüzüne gelip, onu uçlarından eksilttiğimizi görmediler
mi? Allah (dilediği gibi) hükmeder, O'nun hükmünü bozacak kimse yoktur.
Ve O hesabı çabuk görendir.
42. Onlardan öncekiler de (peygamberlerine) tuzak kurmuşlardı;
halbuki bütün tuzaklar Allah'a aittir. Çünkü O, herkesin ne kazanacağını
bilir. Bu yurdun (dünyanın) sonunun kimin olduğunu yakında kâfir ler
bileceklerdir!
43. Kâfir olanlar: Sen resûl olarak gönderilmiş bir kimse değilsin,
derler. De ki: Benimle sizin aranızda şahit olarak Allah ve yanında
Kitab'ın bilgisi olan (Peygamber) yeter.
14-İBRÂHİM
Bismillâhirrahmânirrahîm
1. Elif. Lâm. Râ. (Bu Kur'an), Rablerinin izniyle insanları
karanlıklardan aydınlığa, yani her şeye galip (ve) övgüye lâyık olan
Allah'ın yoluna çıkarman için sana indirdiğimiz bir kitaptır.
2. O Allah ki, göklerde ve
yerde ne varsa hepsi O'nundur. Şiddetli azaptan dolayı kâfirlerin vay
haline!
3. Dünya hayatını ahirete tercih edenler, Allah yolundan alıkoyanlar
ve onun eğriliğini isteyenler var ya, işte onlar (haktan) uzak bir
sapıklık içindedirler.
4. (Allah'ın emirlerini) onlara iyice açıklasın diye her peygamberi
yalnız kendi kavminin diliyle gönderdik. Artık Allah dilediğini
saptırır, dilediğini de doğru yola iletir. Çünkü O, güç ve hikmet
sahibidir.
5. Andolsun ki Musa'yı da: Kavmini karanlıklardan aydınlığa çıkar ve
onlara Allah'ın (geçmiş kavimlerin başına getirdiği felâket) günlerini
hatırlat, diye mucizelerimizle gönderdik. Şüphesiz ki bunda çok sabırlı,
çok şükreden herkes için ibretler vardır.
6. Hani Musa kavmine demişti ki: "Allah'ın üzerinizdeki nimetini
hatırlayın. Çünkü O, sizi işkencenin en kötüsüne sürmekte ve
oğullarınızı kesip, kadınlarınızı (kızlarınızı) bırakmakta olan Firavun
ailesinden kurtardı. İşte bu size anlatılanlarda, Rabbinizden büyük bir
imtihan vardır."
7. "Hatırlayın ki Rabbiniz size: Eğer şükrederseniz, elbette size
(nimetimi) artıracağım ve eğer nankörlük ederseniz hiç şüphesiz azabım
çok şiddetlidir! diye bildirmişti."
8. Musa dedi ki: "Eğer siz ve yeryüzünde olanların hepsi nankörlük
etseniz, bilin ki Allah gerçekten zengindir, hamdedilmeye lâyıktır."
9. Sizden öncekilerin, Nuh, Âd ve Semûd kavimlerinin ve onlardan
sonrakilerin haberleri size gelmedi mi? Onları Allah'tan başkası bilmez.
Peygamberleri kendilerine mucizeler getirdi de onlar, ellerini
peygamberlerinin ağızlarına bastılar ve dediler ki: Biz, size
gönderileni inkâr ettik ve bizi kendisine çağırdığınız şeye karşı derin
bir kuşku içindeyiz.
10. Peygamberleri dedi ki: Gökleri ve yeri yaratan Allah hakkında
şüphe mi var? Halbuki O, sizin günahlarınızdan bir kısmını bağışlamak ve
sizi muayyen bir vakte kadar yaşatmak için sizi (hak dine) çağırıyor.
Onlar dediler ki: Siz de bizim gibi bir insandan başka bir şey
değilsiniz. Siz bizi atalarımızın tapmış olduğu şeylerden döndürmek
istiyorsunuz. Öyleyse bize, apaçık bir delil g etirin!
ll. Peygamberleri onlara dediler ki: "(Evet) biz sizin gibi bir
insandan başkası değiliz. Fakat Allah nimetini kullarından dilediğine
lütfeder. Allah'ın izni olmadan bizim size bir delil getirmemize imkân
yoktur. Müminler ancak Allah'a dayansınlar. "
12. "Hem, bize yollarımızı göstermiş olduğu halde ne diye biz,
Allah'a dayanıp güvenmeyelim? Sizin bize verdiğiniz eziyete elbette
katlanacağız. Tevekkül edenler yalnız Allah'a tevekkülde sebat
etsinler."
13. Kâfir olanlar peygamberlerine dediler ki: " Elbette
sizi ya yurdumuzdan çıkaracağız, ya da mutlaka dinimize döneceksiniz!"
Rableri de onlara: "Zalimleri mutlaka helâk edeceğiz!" diye vahyetti.
14. Ve (ey inananlar!) Onlardan sonra sizi mutlaka o yerde
yerleştireceğiz. İşte bu, makamımdan korkan ve tehdidimden sakınan
kimselere mahsustur.
15. (Peygamberler) fetih istediler (Allah da verdi). Her inatçı zorba
da hüsrana uğradı.
16. Ardından da (o inatçı zorbaya) cehennem vardır; kendisine irinli
su içirilecektir!
17. Onu yudumlamaya çalışacak, fakat boğazından geçiremeyecek ve ona
her yandan ölüm gelecek, oysa o ölecek değildir (ki azaptan kurtulsun).
Bundan ötede şiddetli bir azap da vardır.
18. Rablerini inkâr edenlerin durumu (şudur): Onların amelleri
fırtınalı bir günde rüzgârın, şiddetle savurduğu küle benzer.
Kazandıklarından hiçbir şeyi elde edemezler. İyiden iyiye sapıtma işte
budur.
19. Allah'ın gökleri ve yeri hak ile yarattığını görmedin mi? O
dilerse sizi ortadan kaldırıp yepyeni bir halk getirir.
20. Bu, Allah'a güç değildir.
21. (Kıyamet gününde) hepsi Allah'ın huzuruna çıkacak ve zayıflar o
büyüklük taslayanlara diyecekler ki: "Biz sizin tâbilerinizdik. Şimdi
siz, Allah'ın azabından herhangi bir şeyi bizden savabilir misiniz?"
Onlar da diyecekler ki: "(Ne yapalım) Allah bizi hidayet e
erdirseydi biz de sizi doğru yola iletirdik. Şimdi sızlansak da
sabretsek de birdir. Çünkü bizim için sığınacak bir yer yoktur."
22. (Hesapları görülüp) iş bitirilince, şeytan diyecek ki: "Şüphesiz
Allah size gerçek olanı vâdetti, ben de size vâdettim ama, size yalancı
çıktım. Zaten benim size karşı bir gücüm yoktu. Ben, sadece sizi
(inkâra) çağırdım, siz de benim davetime hemen koştunuz. O halde beni
yermeyin, kendinizi yerin. Ne ben sizi kurtarabilirim, ne de siz beni
kurtarabilirsiniz! Kuşkusuz daha ö nce
ben, beni (Allah'a) ortak koşmanızı reddettim." Şüphesiz zalimler için
elem verici bir azap vardır.
23. İman edip de iyi işler yapanlar, Rablerinin izniyle içinde ebedî
kalacakları ve zemininden ırmaklar akan cennetlere sokulacaklardır.
Orada (birbirleriyle) karşılaştıkça söyledikleri "selam" dır.
24. Görmedin mi Allah nasıl bir misal getirdi: Güzel bir sözü, kökü
(yerde) sabit, dalları gökte olan güzel bir ağaca (benzetti).
25. (O ağaç), Rabbinin izniyle her zaman yemişini verir. Öğüt
alsınlar diye A llah insanlara misaller getirir.
26. Kötü bir sözün misali, gövdesi yerden koparılmış, o yüzden ayakta
durma imkânı olmayan (kötü) bir ağaca benzer.
27. Allah Teâlâ sağlam sözle iman edenleri hem dünya hayatında hem de
ahirette sapasağlam tutar. Zalimleri ise Allah saptırır. Allah
dilediğini yapar.
28. Allah'ın nimetine nankörlükle karşılık veren ve sonunda
kavimlerini helâk yurduna sürükleyenleri görmedin mi?
29. Onlar cehenneme girecekler. O ne kötü karargâhtır!
30. (İnsanları) Allah yolundan saptırmak için O'na ortaklar koştular.
De ki: (İstediğiniz gibi) yaşayın! Çünkü dönüşünüz ateşedir.
31. İman eden kullarıma söyle: Namazlarını dosdoğru kılsınlar,
kendisinde ne alışveriş, ne de dostluk bulunan bir gün gelmeden önce,
kendilerine verdiğimiz rızıklardan (Allah için) gizli-açık harcasınlar.
32. (O öyle lütufkâr) Allah'tır ki, gökleri ve yeri yarattı, gökten
suyu indirip onunla rızık olarak size türlü meyveler çıkardı; izni ile
denizde yüzüp gitmeleri için gemileri emrinize verdi; nehirleri de sizin
(yararlanmanız) için akıttı.
33. Düzenli seyreden güneşi ve ayı size faydalı kıldı; geceyi ve
gündüzü de istifadenize verdi.
34. O size istediğiniz her şeyden verdi. Allah'ın nimetini sayacak
olsanız sayamazsınız. Doğrusu insan çok zalim, çok nankördür!
35. Hatırla ki İbrahim şöyle demişti: "Rabbim! Bu şehri (Mekke'yi)
emniyetli kıl, beni ve oğullarımı putlara tapmaktan uzak tut!"
36. "Çünkü, onlar (putlar), insanlardan birçoğunun sapmasına sebep
oldular, Rabbim. Şimdi kim bana uyarsa o bendendir. Kim de bana karşı
gelirse, artık sen gerçekten çok bağışlayan, pek esirgeyensin."
37. "Ey Rabbimiz! Ey sahibimiz! Namazı dosdoğru kılmaları için ben,
neslimden bir kısmını senin Beyt-i Harem'inin (Kâbe'nin) yanında, ziraat
yapılmayan bir vâdiye yerleştirdim. Artık sen de insanlardan bir
kısmının gönüllerini onlara meyledici kıl ve meyvelerden bunlara rızık
ver! Umulur ki bu nimetlere şükrederler."
38. "Ey Rabbimiz! Şüphesiz ki sen bizim gizleyeceğimizi de
açıklayacağımızı da bilirsin. Çünkü ne yerde ne de gökte hiçbir şey
Allah'a gizli kalmaz."
39. "İhtiyar halimde bana İsmail'i ve İshak'ı lütfeden Allah'a
hamdolsun! Şüphesiz Rabbim duayı işitendir."
40. "Ey Rabbim! Beni ve soyumdan gelecekleri namazı devamlı
kılanlardan eyle; ey Rabbimiz! Duamı kabul et!"
4l . "Ey Rabbimiz!
(Amellerin) hesap olunacağı gün beni, ana-babamı ve müminleri bağışla!"
42. (Resûlüm!) Sakın, Allah'ı zalimlerin yaptıklarından habersiz
sanma! Ancak, Allah onları (cezalandırmayı), korkudan gözlerin dışarı
fırlayacağı bir güne erteliyor.
43. Zihinleri bomboş olarak kendilerine bile dönüp bakamaz durumda,
gözleri göğe dikilmiş bir vaziyette koşarlar.
44. Kendilerine azabın geleceği, bu yüzden zalimlerin: "Ey Rabbimiz!
Yakın bir müddete kadar bize süre ver de senin davetine uyalım ve
peygamberlere tâbi olalım" diyecekleri gün hakkında insanları uyar.
(Onlara denilir ki:) "Daha önce, sizin için bir zevâl olmadığına, yemin
etmemiş miydiniz? "
45. "(Sizden önce) kendilerine zulmedenlerin yurtlarında oturdunuz.
Onlara nasıl muamele ettiğimiz size apaçık belli oldu. Ve size misaller
de verdik."
46. Hilelerinin cezası Allah katında (malum) iken, onlar, tuzaklarını
kurmuşlardı. Halbuki onların hileleriyle dağlar yerinden gidecek
değildi!
47. O halde, sakın Allah'ın peygamberlerine verdiği sözden cayacağını
sanma! Çünkü Allah mutlak üstündür, kimsenin yaptığını yanına bırakmaz.
48. Yer başka bir yer, gökler de (başka gökler) haline getirildiği,
(insanlar) bir ve gücüne karşı durulamaz olan Allah'ın huzuruna
çıktıkları gün (Allah bütün zalimlerin cezasını verecektir).
49. O gün, günahkârların zincire vurulmuş olduğunu görürsün.
50. Onların gömlekleri katrandandır, yüzlerini de ateş bürümektedir.
51. Allah herkese kazandığının karşılığını vermek için (onları
diriltecektir.) Kuşkusuz Allah, hesabı çabuk
görendir.
52. İşte bu (Kur'an), kendisiyle uyarılsınlar, Allah'ın ancak bir tek
Tanrı olduğunu bilsinler ve akıl sahipleri iyice düşünüp öğüt alsınlar
diye insanlara (gönderilmiş) bir bildiridir.
15-HİCR
Bismillâhirrahmânirrahîm
1. Elif. Lâm. Râ. Bunlar Kitab'ın ve apaçık bir Kur'an'ın
âyetleridir.
2. İnkâr edenler zaman zaman, keşke biz de müslüman olsaydık, diye
arzu ederler.
3. Onları bırak; yesinler, eğlensinler ve boş ümit onları
oyalayadursun. (Kötü sonucu) yakında bilecekler!
4. Helâk ettiğimiz hiçbir ülke yoktur ki hakkında (bizce) bilinen bir
yazgı olmasın.
5. Hiçbir millet, ecelinin önüne geçemez, ve onu geciktiremez.
6. Dediler ki: "Ey kendisine Kur'an indirilen (Muhammed)! Sen mutlaka
bir mecnunsun!"
7. "Eğer doğru söyleyenlerden idiysen, bize melekleri getirmeliydin."
8. Biz melekleri ancak hak ile indiririz. O zaman onlara mühlet
verilmez.
9. Kur an'ı kesinlikle biz indirdik; elbette onu yine biz
koruyacağız.
10. Andolsun, senden
önceki milletler arasında da elçiler gönderdik.
11. Onlara bir peygamber gelmeyedursun, hemen onunla alay ederlerdi.
12. İşte böylece biz onu, (inkârcılığı) suçluların kalplerine
sokarız.
13. Öncekilerin başına gelenlerden ders almaları gerekirken onlar
hala buna (Kur'an'a) inanmıyorlar.
14. Onlara gökten bir kapı açsak da oradan yukarı çıksalar,
15. "Gözlerimiz boyandı, daha doğrusu bize büyü yapılmıştır" derler.
16. Andolsun, biz gökte birtakım burçlar yarattık ve seyr edenler
için onu süsle dik.
17. Onları, taşlanmış (kovulmuş) her şeytandan koruduk.
18. Ancak kulak hırsızlığı eden müstesna. Onun da peşine açık bir
alev sütunu düşmüştür.
19. Yeri uzatıp yaydık, orada sabit dağlar yerleştirdik, yine orada
miktarı ve ölçüsü belirli olan şeyl er bitirdik.
20. Orada hem sizin için hem de rızıkları size ait olmayanlar için
(gerekli) geçim vasıtaları yarattık.
21. Her şeyin hazineleri yalnız bizim yanımızdadır. Biz onu ancak
belli bir ölçüyle indiririz.
22. Biz, rüzgârları aşılayıcı olarak gönderdik ve gökten bir su
indirdik de onunla su ihtiyacınızı karşıladık. (Biz bunları yapmasaydık)
siz onu (yeterli) suyu depolayamazdınız.
23. Şüphesiz biz diriltir ve biz öldürürüz! Ve her şeye biz vâris
oluruz.
24. Andolsun biz, sizden önce gelip geçenle ri
de biliriz, geri kalanları da biliriz.
25. Şüphesiz Rabbin onları (kıyamette) toplayacaktır. Çünkü O,
hakîmdir, alîmdir.
26. Andolsun biz insanı, (pişmiş) kuru bir çamurdan, şekillenmiş kara
balçıktan yarattık.
27. Cinleri de daha önce zehirli ateşten yaratmıştık.
28. Hani Rabbin meleklere demişti ki: "Ben kupkuru bir çamurdan,
şekillenmiş kara balçıktan bir insan yaratacağım."
29. "Ona şekil verdiğim ve ona ruhumdan ütlediğim zaman, siz hemen
onun için secdeye kapanın!"
30. Meleklerin hepsi de hemen secde ettiler.
31. Fakat İblis hariç! O, secde edenlerle beraber olmaktan kaçındı.
32. (Allah:) Ey İblis! Secde edenlerle beraber olmayışının sebebi
nedir? dedi.
33. (İblis:) Ben kuru bir çamurdan, şekillenmiş kara balçıktan
yarattığın bir insana secde edecek değilim, dedi.
34. Allah şöyle buyurdu: Öyle ise oradan çık! Artık kovuldun!
35. Muhakkak ki kıyamet gününe kadar lânet senin üzerine olacaktır!
36. (İblis:) Rabbim! Öyle ise, (varlıkların) tekrar dirileceği güne
kadar bana mühlet ver, dedi.
37. Allah buyurdu ki: "Sen mühlet verilenlerdensin"
38. "Allah katında bilinen vaktin gününe kadar..."
39. (İblis) dedi ki: Rabbim! Beni azdırmana karşılık ben de
yeryüzünde onlara (günahları) süsleyeceğim ve onların hepsini mutlaka
azdıracağım!
40. Anc ak onlardan
ihlâslı kulların müstesna.
41. (Allah) şöyle buyurdu: "İşte bana varan dosdoğru yol budur."
42. "Şüphesiz kullarım üzerinde senin bir hakimiyetin yoktur. Ancak
azgınlardan sana uyanlar müstesna."
43. Muhakkak cehennem, onların hepsine vâdolu nan
yerdir.
44. Cehennemin yedi kapısı vardır. Onlardan her kapı için birer gurup
ayrılmıştır.
45. (Allah'ın azabından korkup rahmetine sığınan) takvâ sahipleri,
mutlaka cennetlerde ve pınar başlarında olacaklar.
46. "Oraya emniyet ve selâmetle girin" (denilir, onlara).
47. Biz, onların gönüllerindeki kini söküp attık; onlar artık köşkler
üzerinde karşı karşıya oturan kardeşler olacaklar.
48. Onlara orada hiçbir yorgunluk gelmeyecek ve onlar, oradan
çıkarılmayacaklardır.
49. (Resûlüm!) Kullarıma, benim, çok bağışlayıcı ve pek esirgeyici
olduğumu haber ver.
50. Benim azabımın elem verici bir azap olduğunu da bildir.
51. Onlara İbrahim'in misafirlerinden (meleklerden) de haber ver.
52. Onun yanına girdikleri zaman, "selam" dediler. (İbrahim:) Biz
sizd en çekiniyoruz, dedi.
53. Dediler ki: Korkma; biz sana bilgin bir oğul müjdeliyoruz.
54. (İbrahim:) Bana ihtiyarlık çökmesine rağmen beni müjdeliyor
musunuz? Beni ne ile müjdeliyorsunuz? dedi.
55. Sana gerçeği müjdeledik, sakın ümitsizliğe düşenlerden o lma!
dediler.
56. (İbrahim:) dedi ki: Rabbinin rahmetinden, sapıklardan başka kim
ümit keser?
57. "Ey elçiler! (Başka) ne işiniz var?" dedi.
58. Dediler ki: "Biz, suçlu bir topluma (onları helâk etmeye)
gönderildik."
59. "Ancak Lût ailesi hariç. Onların hepsini kurtaracağız."
60. "(Fakat Lût'un) karısı müstesna; biz onun geri kalanlardan
olmasını takdir ettik."
61. Melek olan elçiler Lût âilesine gelince,
62. Lût onlara: "Hakikaten siz tanınmayan kimselersiniz" dedi.
63. Dediler ki: "Bilakis, biz sa na,
onların şüphe etmekte oldukları şeyi (azabı ve helâkı) getirdik.
64. Sana gerçeği getirdik; biz, hakikaten doğru söyleyenleriz.
65. Gecenin bir bölümünde aile fertlerini yola çıkar, sen de
arkalarından yürü. Sizden hiç kimse, sakın dönüp de ardına bakmasın,
istenen yere gidin."
66. Ona (Lût'a) şu hükmümüzü vahyettik: "Sabaha çıkarlarken mutlaka
onların ardı kesilmiş olacaktır."
67. Şehir halkı, birbirlerini kutlayarak, (meleklerin yanına)
geldiIer.
68. (Lût) onlara "Bunlar benim misafirimdir. Sakın beni utandırmayın;
69. Allah'tan korkun, beni rezil etmeyin!" dedi.
70. "Biz seni, elâlemin işine karışmaktan men etmemiş miydik?"
dediler.
71. (Lût:) İşte kızlarım! (Düşündüğünüzü) yapacaksanız (onlarla
evlenin), dedi.
72. (Resûlüm!) Hayatın hakkı için onlar, sarhoşlukları içinde
bocalıyorlardı.
73. Güneş doğarken onları o korkunç ses yakaladı.
74. Böylece ülkelerinin üstünü altına getirdik. Üzerlerine de
balçıktan pişirilmiş taşlar yağdırdık.
75. İşte bunda ibret alanlar için işaretler vardır.
76. Onlar hâla gözler önünde duran bir yol üzerindedirler.
77. Hakikaten bunda iman edenler için bir ibret vardır.
78. Eyke halkı da gerçekten zalim idiler.
79. Biz onlardan da intikam aldık. İkisi de (Eyke ve Medyen) açık bir
yol üzerindedir.
80. Andols un, Hicr halkı
da peygamberleri yalanlamıştı.
81. Biz onlara mucizelerimizi vermiştik; fakat onlardan yüz
çevirmişlerdi.
82. Onlar, dağlardan emniyet içinde kalacakları evler oyarlardı.
83. Onları da sabaha çıkarlarken o korkunç ses yakaladı.
84. Kazan makta oldukları
şeyler onlardan hiçbir zararı savmadı.
85. Biz gökleri, yeri ve ikisinin arasındakileri ancak hak ile
yarattık. O saat (kıyamet), mutlaka gelecektir. Şimdilik onlara güzel
muamele et.
86. Şüphesiz Rabbin hakkıyla yaratan pek iyi bilendir.
87. Andolsun ki, biz sana tekrarlanan yedi âyeti ve yüce Kur'an'ı
verdik.
88. Sakın onlardan bazı sınıflara verdiğimiz dünya malına göz dikme,
onlardan dolayı üzülme ve müminlere alçak gönüllü ol.
89. De ki: Şüphesiz ben apaçık bir uyarıcıyım.
90. Nit ekim biz, (Kur'an'ı)
kısımlara ayıranlara azabı indirmişizdir.
91. Onlar, Kur'an'ı bölüp ayıranlardır.
92. Rabbin hakkı için, mutlaka onların hepsini sorguya çekeceğiz.
93. Yaptıklarından dolayı.
94. Sana emrolunanı açıkça söyle ve ortak koşanlardan yü z
çevir!
95. (Seninle) alay edenlere karşı biz sana yeteriz.
96. Onlar Allah ile beraber başka bir tanrı edinenlerdir. (Kimin
doğru olduğunu) yakında bilecekler!
97. Onların söyledikleri şeyler yüzünden senin canının sıkıldığını
andolsun biliyoruz.
98. Sen şimdi Rabbini
hamd ile tesbih et ve secde edenlerden ol!
99. Ve sana yakîn (ölüm) gelinceye kadar Rabbine ibadet et.
16-NAHL
Bismillâhirrahmânirrahîm
1. Allah'ın emri gelmiştir. Artık onu istemekte acele etmeyin. Allah,
onların koştukları ortaklardan uzak ve yücedir.
2. Allah kendi emriyle melekleri, kullarından dilediği kimseye vahiy
ile, "Benden başka tanrı olmadığına dair (kullarımı) uyarın ve benden
korkun" diye gönderir.
3. (Allah) gökleri ve yeri hak ile yarattı. O, koştukları ortaklardan
münezzehtir.
4. O, insanı bir damla sudan yarattı. Fakat bakarsın ki (insan)
Rabbine apaçık bir hasım oluvermiştir.
5. H ayvanları da O
yarattı. Onlarda sizin için ısıtıcı (şeyler) ve birçok faydalar vardır.
Onlardan bir kısmını da yersiniz.
6. Sizin için onlardan ayrıca akşamleyin getirirken, sabahleyin
salıverirken bir güzellik (bir zevk) vardır.
7. Bu hayvanlar sizin ağırlıklarınızı, ancak güçlüklere katlanarak
varabileceğiniz bir memlekete taşırlar. Şüphesiz Rabbiniz çok şefkatli,
pek merhametlidir.
8. Atları, katırları ve eşekleri binmeniz ve (gözlere) zinet olsun
diye (yarattı). Allah şu anda bilemeyeceğiniz daha nice (nakil
vasıtaları) yaratır.
9. Yolun doğrusu Allah'ındır. Yolun eğrisi de vardır. Allah dileseydi
hepinizi doğru yola iletirdi.
10. Gökten suyu indiren O'dur. Ondan hem size içecek vardır, hem de
hayvanlarınızı otlatacağınız bitkiler.
11. (Allah) su s ayesinde
sizin için ekinler, zeytinler, hurmalar, üzümler ve diğer meyvelerin
hepsinden bitirir. İşte bunlarda düşünen bir toplum için büyük bir ibret
vardır.
12. O, geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı sizin hizmetinize verdi.
Yıldızlar da Allah'ın emri ile hareket ederler. Şüphesiz ki bunlarda
aklını kullananlar için pek çok deliller vardır.
13. Yeryüzünde sizin için rengârenk yarattıklarında da öğüt alan bir
toplum için gerçek bir ibret vardır.
14. İçinden taze et (balık) yemeniz ve takacağınız bir süs (eşyası)
çıkarmanız için denizi emrinize veren O'dur. Gemilerin denizde (suları)
yara yara gittiklerini de görüyorsun. (Bütün bunlar) onun lütfunu
aramanız ve nimetine şükretmeniz içindir.
15. Sizi sarsmaması için yeryüzünde sağlam dağları, yolunuzu bulmanız
için de ırmakları ve yolları yarattı.
16. Daha nice alâmetler (yarattı). Onlar, yıldızlarla da yollarını
doğrulturlar.
17. O halde, yaratan (Allah), yaratmayan (putlar) gibi olur mu? Hâla
düşünmüyor musunuz?
18. Allah'ın nimetini saymaya kalksanız, onu sayamazsınız. Hakikaten
Allah çok bağışlayan, pek esirgeyendir.
19. Allah, gizlediğinizi de açıkladığınızı da bilir.
20. Allah'ı bırakıp da taptıkları (putlar), hiçbir şey yaratamazlar.
Çünkü onlar kendileri yaratılmışlardır.
21. Onlar diriler değil, öl ülerdir. Ne zaman
diriltileceklerini de bilmezler.
22. İlâhınız bir tek Tanrıdır. Fakat ahirete inanmayanlar var ya,
onların kalpleri inkârcı, kendileri de böbürlenen kimselerdir.
23. Hiç şüphesiz Allah, onların gizleyeceklerini de açıklayacaklarını
da bilir. O, büyüklük taslayanları asla sevmez.
24. Onlara: Rabbiniz ne indirdi? denildiği zaman, "Öncekilerin
masallarını" derler.
25. Kıyamet gününde kendi günahlarını tam olarak taşımaları ve
bilgisizce saptırmakta oldukları kimselerin günahlarından da bir kısmını
yüklenmeleri için (öyle derler). Bak ki yüklenecekleri şey ne kötüdür!
26. Onlardan öncekiler de (peygamberlere) hile yapmışlardı. Sonunda
Allah da onların binalarını temellerinden söktü üstlerindeki tavan da
tepelerine çöktü. Bu azap onlara, farkedemedikleri bir yerden gelmişti.
27. Sonra kıyamet gününde (Allah), onları rezil eder ve der ki:
"Kendileri hakkında (müminlere) düşman kesildiğiniz ortaklarım nerede?"
Kendilerine ilim verilmiş olanlar derler ki: "Şüphesiz bugün rezillik ve
kötülük kâ firleredir."
28. Kendilerine haksızlık ederlerken meleklerin canlarını aldıkları
kimseler: Biz hiçbir kötülük yapmıyorduk, diyerek teslim olurlar.
(Melekler onlara şöyle der:) "Hayır, Allah, sizin yaptıklarınızı elbette
çok iyi bilendir."
29. "O halde, i çinde
ebedî kalacağınız cehennemin kapılarından girin! Kibirlenenlerin yeri ne
kötüdür!"
30. (Kötülüklerden) sakınanlara: Rabbiniz ne indirdi? denildiğinde,
"Hayır (indirdi)" derler. Bu dünyada güzel davrananlara, güzel mükâfat
vardır. Ahiret yurdu ise daha hayırlıdır. Takvâ sahiplerinin yurdu
gerçekten güzeldir!
31. (O yurt,) girecekleri, zemininden ırmaklar akan Adn
cennetleridir. Onlar için orada kendilerine diledikleri her şey vardır.
İşte Allah, takvâ sahiplerini böyle mükâfatlandırır.
32. (Onlar,) meleklerin,
"Size selâm olsun. Yapmış olduğunuz (iyi) işlere karşılık cennete girin"
diyerek tertemiz olarak canlarını aldıkları kimselerdir.
33. (Kâfirler) kendilerine meleklerin gelmesinden veya Rablerinin
emrinin gelmesinden başka bir şey mi bekliyorlar? Onlardan öncekiler de
böyle yapmışlardı. Allah onlara zulmetmedi, fakat onlar kendilerine
zulmediyorlardı.
34. Sonunda yaptıklarının cezası onlara ulaştı ve alay etmekte
oldukları şey onları çepeçevre kuşatıverdi.
35. Ortak koşanlar dediler ki: "Allah dileseydi ne biz ne de
babalarımız ondan başkasına tapardık. Onun emri olmadan hiçbir şeyi de
haram kılmazdık." Onlardan öncekiler de böyle yapmışlardı.
Peygamberlerin üzerine açık seçik tebliğden başka bir şey düşer mi!
36. Andolsun ki biz, "Allah'a kul luk
edin ve Tâğut'tan sakının" diye (emretmeleri için) her ümmete bir
peygamber gönderdik. Allah, onlardan bir kısmını doğru yola iletti.
Onlardan bir kısmı da sapıklığı hak ettiler. Yeryüzünde gezin de görün,
inkâr edenlerin sonu nasıl olmuştur!
37. (Res ûlüm!) Sen,
onların hidayete ermelerine çok düşkünlük göstersen de bil ki Allah,
saptırdığı kimseyi (dilemezse) hidayete erdirmez. Onların yardımcıları
da yoktur.
38. Onlar: "Allah ölen bir kimseyi diriltmez" diye olanca güçleriyle
Allah'a and içtiler. Ak sine,
bu O'nun bizzat kendisine karşı gerçek bir vâdidir. Fakat insanların
çoğu bilmez.
39. Hakkında ihtilaf ettikleri şeyi onlara açıklaması ve kâfir
olanların da kendilerinin yalancılar olduklarını bilmeleri için (Allah
onları diriltecek).
40. Biz, bir şeyin
olmasını istediğimiz zaman, ona (söyleyecek) sözümüz sadece "Ol"
dememizdir. Hemen oluverir.
41. Zulme uğradıktan sonra Allah yolunda hicret edenlere gelince,
onları dünyada güzel bir şekilde yerleştireceğiz. Eğer bilirlerse
ahiretin mükâfatı elbet te daha büyüktür.
42. (Onlar) sadece Rablerine tevekkül ederek sabredenlerdir.
43. Senden önce de, kendilerine vahyettiğimiz kişilerden başkasını
peygamber olarak göndermedik. Eğer bilmiyorsanız, bilenlere sorun.
44. Apaçık mucizeler ve kitaplarla (gönderildiler). İnsanlara,
kendilerine indirileni açıklaman için ve düşünüp anlasınlar diye sana da
bu Kur'an'ı indirdik.
45. Kötülük tuzakları kuranlar, Allah'ın, kendilerini yere
geçirmeyeceğinden veya kendilerine bilemeyecekleri bir yerden azabın
gelmeyeceğinden emin mi oldular?
46. Yahut onlar dönüp dolaşırlarken Allah'ın kendilerini
yakalamayacağından emin mi oldular? Onlar (Allah'ı) âciz bırakacak
değillerdir.
47. Yoksa Allah'ın kendilerini yavaş yavaş tüketerek
cezalandırmayacağından (emin mi oldular)? Kuşkusuz Rabbin çok şefkatli,
pek merhametlidir.
48. Allah'ın yarattığı herhangi bir şeyi görmediler mi? Onun
gölgeleri, küçülerek ve Allah'a secde ederek sağa sola döner.
49. Göklerde bulunanlar, yerdeki canlılar ve bütün melekler, büyüklük
taslamadan Allah'a secde ederler.
50. Onlar, üstlerindeki Rablerinden korkarlar ve kendilerine ne
emrolunursa onu yaparlar.
51. Allah buyurdu ki: İki tanrı edinmeyin! O ancak bir Tan |