|
QUR'AN -I
KERÎM
II.Bölüm : 5.Maide, 6.En'am,
7.A'raf, 8.Enfal, 9.Tevbe sureleri meali.
5-MÂİDE
Bismillâhirrahmânirrahîm
1. Ey iman edenler! Akitleri(n gereğini) yerine getiriniz. İhramlı
iken avlanmayı helal saymamak üzere (aşağıda) size okunacaklar dışında
kalan hayvanlar, sizin için helâl kılındı. Allah dilediğine hükmeder.
2. Ey ima n edenler!
Allah'ın (koyduğu, dinî) işaretlerine, haram aya, (Allah'a hediye
edilmiş) kurbana, (ondaki) gerdanlıklara, Rablerinin lütuf ve rızasını
arayarak Beyt-i Haram'a yönelmiş kimselere (tecavüz ve) saygısızlık
etmeyin. İhramdan çıkınca avlanabilirsiniz.
Mescid-i Haram'a girmenizi önledikleri için bir topluma karşı
beslediğiniz kin sizi tecavüze sevketmesin! İyilik ve (Allah'ın
yasaklarından) sakınma üzerinde yardımlaşın, günah ve düşmanlık üzerine
yardımlaşmayın. Allah'tan korkun; çünkü Allah'ın cezası
çetindir.
3. Leş, kan, domuz eti, Allah'tan başkası adına boğazlanan, boğulmuş,
(taş, ağaç vb. ile) vurulup öldürülmüş, yukarıdan yuvarlanıp ölmüş,
boynuzlanıp ölmüş (hayvanlar ile) canavarların yediği hayvanlar -ölmeden
yetişip kestikleriniz müstesna- dikili taşlar (putlar) üzerine
boğazlanmış hayvanlar ve fal oklarıyle kısmet aramanız size haram
kılındı. Bunlar yoldan çıkmaktır. Bugün kâfirler, sizin dininizden (onu
yok etmekten) ümit kesmişlerdir. Artık onlardan korkmayın, benden
korkun. Bugün size d ininizi
ikmal ettim, üzerinize nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak
İslâm'ı beğendim. Kim, gönülden günaha yönelmiş olmamak üzere açlık
halinde dara düşerse (haram etlerden yiyebilir). Çünkü Allah çok
bağışlayıcı ve esirgeyicidir.
4. Kendileri için
nelerin helâl kılındığını sana soruyorlar; de ki: Bütün iyi ve temiz
şeyler size helâl kılınmıştır. Allah'ın size öğrettiğinden öğretip avcı
hale getirdiğiniz hayvanların sizin için yakaladıklarından da yeyin ve
üzerine Allah'ın adını anın (besmele çekin).
Allah'tan korkun. Allah'ın hesabı pek çabuktur.
5. Bugün size temiz ve iyi şeyler helâl kılınmıştır. Kendilerine
kitap verilenlerin (yahudi, hıristiyan vb. nin) yiyeceği size helâldir,
sizin yiyeceğiniz de onlara helâldir. Mümin kadınlardan iffetli olanlar
ile daha önce kendilerine kitap verilenlerden iffetli kadınlar da,
mehirlerini vermeniz şartıyla, namuslu olmak, zina etmemek ve gizli dost
tutmamak üzere size helâldir. Kim (İslâmî hükümlere) inanmayı kabul
etmezse onun ameli boşa gitmiştir. O, ahire tte
de ziyana uğrayanlardandır.
6. Ey iman edenler! Namaz kılmaya kalktığınız zaman yüzlerinizi,
dirseklerinize kadar ellerinizi, başlarınızı meshedip, topuklara kadar
ayaklarınızı yıkayın. Eğer cünüp oldunuz ise, boy abdesti alın. Hasta,
yahut yolculuk halinde bulunursanız, yahut biriniz tuvaletten gelirse,
yahut da kadınlara dokunmuşsanız (cinsî birleşme yapmışsanız) ve bu
hallerde su bulamamışsanız temiz toprakla teyemmüm edin de yüzünüzü ve
(dirseklere kadar) ellerinizi onunla meshedin. Allah size herh angi
bir güçlük çıkarmak istemez; fakat sizi tertemiz kılmak ve size (ihsan
ettiği) nimetini tamamlamak ister; umulur ki şükredersiniz.
7. Allah'ın size olan nimetini, "Duyduk ve kabul ettik" dediğiniz
zaman sizi bununla bağladığı (O'na verdiğiniz) sözü hatırlayın ve
Allah'tan korkun. Şüphesiz Allah, kalblerin içindekini bilmektedir.
8. Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutan, adaletle şahitlik
eden kimseler olun. Bir topluluğa duyduğunuz kin, sizi âdil davranmamaya
itmesin. Adaletli olun; bu, Allah korkusuna daha çok yakışan (bir
davranış) tır. Allah'a isyandan sakının. Allah yaptıklarınızı hakkıyle
bilmektedir.
9. Allah, iman eden ve iyi şeyler yapanlara söz vermiştir; onlara
bağışlama ve büyük mükâfat vardır.
10. İnkâr eden ve âyetlerimizi yalan layanlara
gelince onlar cehennemliklerdir.
11. Ey iman edenler! Allah'ın size olan nimetini unutmayın; hani bir
topluluk size el uzatmaya yeltenmişti de Allah, onların ellerini sizden
çekmişti. Allah'tan korkun ve müminler yalnızca Allah'a güvensinler.
1 2. Andolsun ki Allah,
İsrailoğullarından söz almıştı. (Kefil olarak) içlerinden on iki de
başkan göndermiştik. Allah onlara şöyle demişti: Ben sizinle beraberim.
Eğer namazı dosdoğru kılar, zekâtı verir, peygamberlerime inanır, onları
desteklerseniz ve Allah'a
güzel borç verirseniz (ihtiyacı olanlara Allah rızası için faizsiz borç
verirseniz) andolsun ki sizin günahlarınızı örterim ve sizi, zemininden
ırmaklar akan cennetlere sokarım. Bundan sonra sizden kim inkâr yolunu
tutarsa doğru yoldan sapmış olur.
1 3. Sözlerini bozmaları
sebebiyle onları lânetledik ve kalplerini katılaştırdık. Onlar
kelimelerin yerlerini değiştirirler (kitaplarını tahrif ederler).
Kendilerine öğretilen ahkâmın (Tevrat'ın) önemli bir bölümünü de
unuttular. İçlerinden pek azı hariç, onlardan
daima bir hainlik görürsün. Yine de sen onları affet ve aldırış etme.
Şüphesiz Allah iyilik edenleri sever.
14. "Biz hıristiyanlarız" diyenlerden de kesin sözlerini almıştık ama
onlar da kendilerine zikredilen (verilen öğütlerin veya Kitab'ın) önemli
bir bölümünü unuttular. Bu sebeple kıyamete kadar aralarına düşmanlık ve
kin saldık. Yakında Allah onlara yaptıklarını haber verecektir.
15. Ey ehl-i kitap ! Resûlümüz size Kitap'tan gizlemekte olduğunuz
birçok şeyi açıklamak üzere geldi; birçok (kusurunuzu) da affediyor.
Gerçekten size Allah'tan bir nur, apaçık bir kitap geldi.
16. Rızasını arayanı Allah onunla kurtuluş yollarına götürür ve
onları iradesiyle karanlıklardan aydınlığa çıkarır, dosdoğru bir yola
iletir.
17. "Şüphesiz Allah, Meryem oğlu Mesîh'dir" diyenler andolsun ki
kâfir olmuşlardır. De ki: Öyleyse Allah, Meryem oğlu Mesîh'i, anasını ve
yeryüzündekilerin hepsini imha etmek isterse Allah'a kim bir şey
yapabilecektir (O'na kim bir şeyle engel olabilecektir)! Göklerde, yerde
ve ikisi ara sında
ne varsa hepsinin mülkiyeti Allah'a aittir. O dilediğini yaratır ve
Allah her şeye tam manasıyle kadirdir.
18. Yahudiler ve hıristiyanlar "Biz Allah'ın oğulları ve
sevgilileriyiz" dediler. De ki: Öyleyse günahlarınızdan dolayı size
niçin azap ediyor? Doğrusu siz de O'nun yarattığı insanlardansınız. O,
dilediğini bağışlar ve dilediğine azap eder. Göklerde, yerde ve ikisinin
arasında ne varsa mülkiyeti Allah'a aittir. Sonunda dönüş de ancak
O'nadır.
19. Ey ehl-i kitap! Peygamberlerin arası kesildiği bir sırada size
elçimiz geldi. Gerçekleri size açıklıyor ki (kıyamette): "Bize bir
müjdeleyici ve uyarıcı gelmedi" demiyesiniz. İşte size müjdeleyici ve
uyarıcı gelmiştir. Allah her şeye hakkıyle kadirdir.
20. Bir zamanlar Musa, kavmine şöyle demişti: Ey kavmim! Allah'ın
size (lütfettiği) nimetini hatırlayın; zira O, içinizden peygamberler
çıkardı ve sizi hükümdarlar kıldı. Alemlerde hiçbir kimseye vermediğini
size verdi.
21. Ey kavmim ! Allah'ın size (vatan olarak) yazdığı mukaddes toprağa
girin ve arkanıza dönmeyin, yoksa kaybederek dönmüş olursunuz.
22. Onlar şu cevabı verdiler: Yâ Musa! Orada zorba bir toplum var;
onlar oradan çıkmadıkça biz oraya asla girmeyeceğiz. Eğer oradan
çıkarlarsa biz de hemen gireriz.
23. Korkanların içinden Allah'ın kendilerine lütufda bulunduğu iki
kişi şöyle dedi: Onların üzerine kapıdan girin; oraya bir girdiniz mi
artık siz zaferi kazanmışsınızdır. Eğer müminler iseniz ancak Allah'a
güvenin.
24. "Ey Musa! Onlar orada bulundukları müddetçe biz oraya asla
girmeyiz; şu halde, sen ve Rabbin gidin savaşın; biz burada oturacağız"
dediler.
25. Musa: "Rabbim! Ben kendimden ve kardeşimden başkasına hakim
olamıyorum; bizimle, bu yoldan çıkmış toplumun arasını ayır" dedi.
26. Allah, "Öyleyse orası (arz-ı mukaddes) onlara kırk yıl
yasaklanmıştır; (bu müddet içinde) yeryüzünde şaşkın şaşkın
dolaşacaklar. Artık sen, yoldan çıkmış toplum için üzülme" dedi.
27. Onlara, Adem'in iki oğlunun haberini gerçek olarak anlat: Hani
birer kurban takdim etmişlerdi de birisinden kabul edilmiş, diğerinden
ise kabul edilmemişti. (Kurbanı kabul edilmeyen kardeş, kıskançlık
yüzünden), "Andolsun seni öldüreceğim" dedi. Diğeri de "Allah ancak
takvâ sahiplerinden kabul eder" dedi (ve ekledi:)
28. "Andolsun ki sen, öldürmek için bana elini uzatsan (bile) b en
sana, öldürmek için el uzatacak değilim. Ben, âlemlerin Rabbi olan
Allah'tan korkarım."
29. "Ben istiyorum ki, sen, hem benim günahımı hem de kendi günahını
yüklenip ateşe atılacaklardan olasın; zalimlerin cezası işte budur."
30. Nihayet nefsi onu, ka rdeşini
öldürmeye itti ve onu öldürdü: bu yüzden de kaybedenlerden oldu.
31. Derken Allah, kardeşinin cesedini nasıl gömeceğini ona göstermek
için yeri eşeleyen bir karga gönderdi. (Katil kardeş) "Yazıklar olsun
bana! Şu karga kadar da olamadım mı ki, kardeşimin cesedini gömeyim"
dedi ve ettiğine yananlardan oldu.
32. İşte bu yüzdendir ki İsrailoğulları'na şöyle yazmıştık: Kim, bir
cana veya yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya karşılık olmaksızın (haksız
yere) bir cana kıyarsa bütün insanları öldürmüş gibi olur. Her kim bir
canı kurtarırsa bütün insanları kurtarmış gibi olur. Peygamberlerimiz
onlara apaçık deliller getirdiler; ama bundan sonra da onlardan çoğu
yine yeryüzünde aşırı gitmektedirler.
33. Allah ve Resûlüne karşı savaşanların ve yeryüzünde (hak) düzeni
bozmaya çalışanların cezası ancak ya (acımadan) öldürülmeleri, ya
asılmaları, yahut el ve ayaklarının çaprazlama kesilmesi, yahut da
bulundukları yerden sürülmeleridir. Bu onların dünyadaki rüsvaylığıdır.
Onlar için ahirette de büyük azap vardır.
3 4. Ancak, siz
kendilerini yenip ele geçirmeden önce tevbe edenler müstesna; biliniz ki
Allah çok bağışlayıcı ve esirgeyicidir.
35. Ey iman edenler! Allah'tan korkun. O'na yaklaşmaya yol arayın ve
yolunda cihad edin ki kurtuluşa eresiniz.
36. Şüphe yok ki kâfir olanlar, yer yüzündeki her şey ve bunun
yanında da bir o kadarı kendilerinin olsa da kıyamet gününün azabından
kurtulmak için onu fidye verseler onlardan asla kabul edilmez; onlar
için acı bir azap vardır.
37. Ateşten çıkmak isterler, fakat onlar oradan çıkacak değillerdir.
Onlar için devamlı bir azap vardır.
38. Hırsızlık eden erkek ve kadının, yaptıklarına karşılık bir ceza
ve Allah'tan bir ibret olmak üzere ellerini kesin. Allah izzet ve hikmet
sahibidir.
39. Kim (bu) haksız davranışından sonra tevbe eder ve durumunu
düzeltirse şüphesiz Allah onun tevbesini kabul eder. Allah çok
bağışlayıcı ve esirgeyicidir.
40. Bilmez misin ki, göklerde ve yerde ne varsa hepsinin mülkiyeti
Allah'a aittir; dilediğine azap eder ve dilediğini bağışlar. Allah her
şeye hakkıyle kadirdir.
41. Ey Resûl! Kalpleri iman etmediği halde ağızlarıyle "inandık"
diyen kimselerden ve yahudilerden küfür içinde koşuşanlar(ın hali) seni
üzmesin. Onlar durmadan yalana kulak verirler, ve sana gelmeyen (bazı)
kimselere kulak verirler; kelimeleri yerlerinden kaydırıp değiştirirler.
"Eğer size şu verilirse hemen alın, o verilmezse sakının!" derler. Allah
bir kimseyi şaşkınlığa (fitneye) düşürmek isterse, sen Allah'a karşı,
onun lehine hiçbir şey yapamazsın. Onlar, Allah'ın kalplerini
temizlemek
istemediği kimselerdir. Onlar için dünyada rezillik vardır ve ahirette
onlara mahsus büyük bir azap vardır.
42. Hep yalana kulak verir, durmadan haram yerler. Sana gelirlerse,
ister aralarında hüküm ver, ister onlardan yüz çevir. Eğer onlardan yüz
çevirirsen sana hiçbir zarar veremezler. Ve eğer hüküm verirsen,
aralarında adaletle hükmet. Allah âdil olanları sever.
43. İçinde Allah'ın hükmü bulunan Tevrat yanlarında olduğu halde
nasıl seni hakem kılıyorlar da sonra, bunun arkasından yüz çevirip
gidiyorlar? Onlar inanmış kimseler değildir.
44. Biz, içinde doğruya rehberlik ve nur olduğu halde Tevrat'ı
indirdik. Kendilerini (Allah'a) vermiş peygamberler onunla yahudilere
hükmederlerdi. Allah'ın Kitab'ını korumaları kendilerinden istendiği
için Rablerine teslim olmuş zâhidler ve bilginler de (onunla
hükmederlerdi). Hepsi ona (hak olduğuna) şahitlerdi. Şu halde (Ey
yahudiler ve hakimler!) İnsanlardan korkmayın, benden korkun. Ayetlerimi
az bir bedel karşılığında satmayın. Kim Allah'ın indirdiği (hük ümler)
ile hükmetmezse işte onlar kâfirlerin ta kendileridir.
45. Tevrat'ta onlara şöyle yazdık: Cana can, göze göz, buruna burun,
kulağa kulak, dişe diş (karşılık ve cezadır). Yaralar da kısastır (Her
yaralama misli ile cezalandırılır). Kim bunu (kısası) bağışlarsa kendisi
için o keffâret olur. Kim Allah'ın indirdiği ile hükmetmezse işte onlar
zalimlerdir.
46. Kendinden önce gelen Tevrat'ı doğrulayıcı olarak peygamberlerin
izleri üzerine, Meryem oğlu İsa'yı arkalarından gönderdik. Ve ona,
içinde doğruya rehberlik ve nûr bulunmak, önündeki Tevrat'ı tasdik
etmek, sakınanlara bir hidayet ve öğüt olmak üzere İncil'i verdik.
47. İncil'e inananlar, Allah'ın onda indirdiği (hükümler) ile
hükmetsinler. Kim Allah'ın indirdiği ile hükmetmezse işte onlar
fâsıklardır .
48. Sana da, daha önceki kitabı doğrulamak ve onu korumak üzere hak
olarak Kitab'ı (Kur'an'ı) gönderdik. Artık aralarında Allah'ın indirdiği
ile hükmet; sana gelen gerçeği bırakıp da onların arzularına uyma. (Ey
ümmetler!) Her birinize bir şerîat ve bir yol verdik. Allah dileseydi
sizleri bir tek ümmet yapardı; fakat size verdiğinde (yol ve şerîatlerde)
sizi denemek için (böyle yaptı). Öyleyse iyi işlerde birbirinizle
yarışın. Hepinizin dönüşü Allah'adır. Artık size, üzerinde ayrılığa
düştüğünüz şeyleri (n
gerçek tarafını) O haber verecektir.
49. (Sana şu talîmatı verdik): Aralarında Allah'ın indirdiği ile
hükmet ve onların arzularına uyma. Allah'ın sana indirdiği hükümlerin
bir kısmından seni saptırmamalarına dikkat et. Eğer (hükümden) yüz
çevirirlerse bil ki (bununla) Allah ancak, günahlarının bir kısmını
onların başına belâ etmek ister. İnsanların birçoğu da zaten yoldan
çıkmışlardır.
50. Yoksa onlar (İslâm öncesi) cahiliye idaresini mi arıyorlar? İyi
anlayan bir topluma göre, hükümranlığı Allah'tan daha güzel kim vardır?
51. Ey iman edenler! Yahudileri ve hıristiyanları dost edinmeyin.
Zira onlar birbirinin dostudurlar (birbirinin tarafını tutarlar).
İçinizden onları dost tutanlar, onlardandır. Şüphesiz Allah, zalimler
topluluğuna yol göstermez.
52. Kalblerinde hastalık
bulunanların: "Başımıza bir felâketin gelmesinden korkuyoruz" diyerek
onların arasına koşuştuklarını görürsün. Umulur ki Allah bir fetih,
yahut katından bir emir getirecek de onlar, içlerinde gizledikleri
şeyden dolayı pişman olacaklardır.
53. (O zaman) iman edenler: "Bunlar mıdır sizinle beraber olduklarına
bütün güçleriyle yemin edenler?" diyeceklerdir. Onların bütün yaptıkları
boşa gitmiştir de kaybedenlerden olmuşlardır.
54. Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse (bilsin ki)
Allah, sevdiği ve kendisini seven müminlere karşı alçak gönüllü
(şefkatli), kâfirlere karşı onurlu ve zorlu bir toplum getirecektir.
(Bunlar) Allah yolunda cihad ederler ve hiçbir kınayanın kınamasından
korkmazlar (hiçbir kimsenin kınamasına aldırmazlar).
Bu, Allah'ın, dilediğine verdiği lütfudur. Allah'ın lütfu ve ilmi
geniştir.
55. Sizin dostunuz (veliniz) ancak Allah'tır, Resulüdür, iman
edenlerdir; onlar ki Allah'ın emirlerine boyun eğerek namazı kılar,
zekâtı verirler.
56. Kim Allah'ı, Resûlünü ve iman edenleri dost edinirse (bilsin ki)
üstün gelecek olanlar şüphesiz Allah'ın tarafını tutanlardır.
57. Ey iman edenler! Sizden önce kendilerine Kitap verilenlerden
dininizi alay ve oyun konusu edinenleri ve kâfirleri dost edinmeyin.
Allah'tan korkun; eğ er müminler iseniz.
58. Namaza çağırdığınız zaman onu alay ve eğlence konusu yaparlar. Bu
davranış, onların düşünemeyen bir toplum olmalarındandır.
59. (Onlara) şöyle de: Ey kitap ehli! Yalnızca Allah'a, bize
indirilene ve daha önce indirilene inandığımız için mi bizden
hoşlanmıyorsunuz? Oysa çoğunuz yoldan çıkmış kimselersiniz.
60. De ki: Allah katında yeri bundan daha kötü olanı size haber
vereyim mi? Allah'ın lânetlediği ve gazap ettiği, aralarından maymunlar,
domuzlar ve tâğuta tapanlar çıkardığı kimseler. İşte bunlar, yeri
(durumu) daha kötü olan ve doğru yoldan daha ziyade sapmış
bulunanlardır.
61. Yanınıza inkârla girip yine inkârla çıktıkları halde size
geldiklerinde "inandık" derler. Allah gizlediklerini daha iyi
bilmektedir.
62. Onlardan birço ğunun
günah, düşmanlık ve haram yemede yarıştıklarını görürsün. Yaptıkları ne
kadar kötüdür!
63. Din adamları ve âlimleri onları, günah olan sözleri söylemekten
ve haram yemekten menetselerdi ya! İşledikleri (fiiller) ne kötüdür!
64. Yahudiler, Allah'ın eli bağlıdır (sıkdır), dediler. Hay dedikleri
yüzünden elleri bağlanası ve lânet olasılar! Bilâkis, Allah'ın elleri
açıktır, dilediği gibi verir. Andolsun ki sana Rabbinden indirilen,
onlardan çoğunun azgınlığını ve küfrünü arttırır. Aralarına, kıyamete k adar
(sürecek) düşmanlık ve kin soktuk. Ne zaman savaş için bir ateş
yakmışlarsa (fitneyi uyandırmışlarsa) Allah onu söndürmüştür. Onlar
yeryüzünde bozgunculuğa koşarlar; Allah ise bozguncuları sevmez.
65. Eğer ehl-i kitap iman edip (kötülüklerden) sakınsalardı, herhalde
(geçmiş) kötülüklerini örter ve onları nimeti bol cennetlere sokardık.
66. Eğer onlar Tevrat'ı, İncil'i ve Rablerinden onlara indirileni (Kur'an'ı)
doğru dürüst uygulasalardı, şüphesiz hem üstlerinden, hem de ayaklarının
altından yerlerdi (yeraltı ve yerüstü servetlerinden istifade ederek
refah içinde yaşarlardı). - Onlardan aşırılığa kaçmayan (iktisatlı,
mutedil) bir zümre vardır; fakat çoğunun yaptıkları ne kötüdür!
67. Ey Resûl! Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer bunu
yapmazsan O'nun elçiliğini yapmamış olursun. Allah seni insanlardan
koruyacaktır. Doğrusu Allah, kâfirler topluluğuna rehberlik etmez.
68. "Ey Kitap ehli! Siz, Tevrat'ı, İncil'i ve Rabbinizden size
indirileni hakkıyle uygulamadıkça, (doğru) bir şey (yol) üzerinde
değilsinizdir" de. Rabbinden sana indirilen, onlardan çoğunun küfür ve
azgınlığını elbette artıracaktır. Kâfirler topluluğuna üzülme.
69. İman edenler ile yahudiler, sâbiîler ve hıristiyanlardan Allah'a
ve ahiret gününe (gerçekten) inanıp iyi amel işleyenler üzerine asla
korku yoktur; onlar üzülecek de değillerdir.
70. Andolsun ki İsrailoğullarının sağlam sözünü aldık ve onlara
peygamberler gönderdik. Ne zaman bir peygamber onlara nefislerinin arzu
etmediğini (ilâhî hükümleri) getirdi ise bir kısmını yalanladılar, bir
kısmını da öldürdüler.
71. Bir belâ olmayacak zannettiler de kör ve sağır kesildiler. Sonra
Allah tevbelerini kabul etti. Sonra içlerinden çoğu yine kör ve sağır
oldu. Allah onların yaptıklarını görmektedir.
72. Andolsun ki "Allah, kesinlikle
Meryem oğlu Mesîh'tir" diyenler kâfir olmuşlardır. Halbuki Mesîh "Ey
İsrailoğulları! Rabbim ve Rabbiniz olan Allah'a kulluk ediniz. Biliniz
ki kim Allah'a ortak koşarsa muhakkak Allah ona cenneti haram kılar;
artık onun yeri ateştir ve zalimler için yardımcılar yoktur" demişti.
73. Andolsun "Allah, üçün üçüncüsüdür" diyenler de kâfir olmuşlardır.
Halbuki bir tek Allah'dan başka hiçbir tanrı yoktur. Eğer diye
geldiklerinden vazgeçmezlerse, içlerinden kâfir olanlara acı bir azap
isabet edecektir.
74. Hâla Allah'a tevbe
edip O'ndan bağışlanmayı dilemiyecekler mi? Allah çok yarlığayıcı, çok
esirgeyicidir.
75. Meryem oğlu Mesîh ancak bir resûldür. Ondan önce de (birçok)
resûller gelip geçmiştir. Anası da çok doğru bir kadındır. Her ikisi de
yemek yerlerdi. Bak, onlara delilleri nasıl açıklıyoruz, sonra bak nasıl
(haktan) yüz çeviriyorlar.
76. De ki: Allah'ı bırakıp da sizin için fayda ve zarara gücü
yetmeyen şeylere mi tapıyorsunuz? Hakkıyla işiten ve bilen yalnız
Allah'tır.
77. De ki: Ey Kitap ehli! Dininiz de
haksız yere haddi aşmayın. Daha önceden sapan, birçoklarını saptıran ve
yolun doğrusundan uzaklaşan bir topluma uymayın.
78. İsrailoğullarından kâfir olanlar, Davud ve Meryem oğlu İsa
diliyle lânetlenmişlerdir. Bunun sebebi, söz dinlememeleri ve sınırı
aşmalarıdır.
79. Onlar, işledikleri kötülükten, birbirini vazgeçirmeye
çalışmazlardı. Andolsun yaptıkları ne kötüdür!
80. Onlardan çoğunun, inkâr edenlerle dostluk ettiklerini görürsün.
Nefislerinin onlar için (ahiret hayatları için) önceden hazırladığı şey
ne kötüdür: Allah onlara gazabetmiştir ve onlar azap içinde devamlı
kalıcıdırlar!
81. Eğer onlar Allah'a, Peygamber'e ve ona indirilene iman etmiş
olsalardı onları (müşrikleri) dost edinmezlerdi; fakat onların çoğu
yoldan çıkmışlardır.
82. İnsanlar içerisinde iman edenlere düşmanlık bakımından en
şiddetli olarak yahudiler ile, şirk koşanları bulacaksın. Onlar içinde
iman edenlere sevgi bakımından en yakın olarak da "Biz hıristiyanlarız"
diyenleri bulacaksın. Çünkü onların içinde keşişler ve râhipler
vardır ve onlar büyüklük
taslamazlar.
83. Resûle indirileni duydukları zaman, tanış çıktıkları gerçekten
dolayı gözlerinden yaşlar boşandığını görürsün. Derler ki: "Rabbimiz!
İman ettik, bizi (hakka) şahit olanlarla beraber yaz."
84. "Rabbimizin bizi iyi ler
arasına katmasını umup dururken niçin Allah'a ve bize gelen gerçeğe iman
etmeyelim?"
85. Söyledikleri (bu) sözden dolayı Allah onlara, içinde devamlı
kalmak üzere, zemininden ırmaklar akan cennetleri mükâfat olarak verdi.
İyi hareket edenlerin mükâfatı işte budur.
86. İnkâr eden ve âyetlerimizi yalanlayanlara gelince işte onlar
cehennemliklerdir.
87. Ey iman edenler! Allah'ın size helâl kıldığı iyi ve temiz şeyleri
(siz kendinize) haram kılmayın ve sınırı aşmayın. Allah sınırı aşanları
sevmez.
88. A llah'ın size helâl
ve temiz olarak verdiği rızıklardan yeyin ve kendisine iman etmiş
olduğunuz Allah'tan korkun.
89. Allah, kasıtsız olarak ağzınızdan çıkıveren yeminlerinizden
dolayı sizi sorumlu tutmaz, fakat bilerek yaptığınız yeminlerden dolayı
sizi sorumlu tutar. Bunun da keffâreti, ailenize yedirdiğiniz yemeğin
orta hallisinden on fakire yedirmek, yahut onları giydirmek, yahut da
bir köle azat etmektir. Bunları bulamıyan üç gün oruç tutmalıdır. Yemin
ettiğiniz takdirde yeminlerinizin keffâreti işte budur.
Yeminlerinizi koruyun (onlara riayet edin). Allah size âyetlerini
açıklıyor; umulur ki şükredersiniz!
90. Ey iman edenler! Şarap, kumar, dikili taşlar (putlar), fal ve
şans okları birer şeytan işi pisliktir; bunlardan uzak durun ki
kurtuluşa eresini z.
91. Şeytan içki ve kumar yoluyla ancak aranıza düşmanlık ve kin
sokmak; sizi, Allah'ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık
(bunlardan) vazgeçtiniz değil mi?
92. Allah'a itaat edin, Resûle de itaat edin ve (kötülüklerden)
sakının. Eğer (itaatten) yüz çevirirseniz bilin ki Resûlümüzün vazifesi
apaçık duyurmak ve bildirmektir.
93. İman eden ve iyi işler yapanlara, hakkıyle sakınıp iman ettikleri
ve iyi işler yaptıkları, sonra yine hakkıyle sakınıp iman ettikleri,
sonra da hakkıyle sakınıp yaptıklarını, ellerinden geldiğince güzel
yaptıkları takdirde (haram kılınmadan önce) tattıklarından dolayı günah
yoktur. (Önemli olan inandıktan sonra iman ve iyi amelde sebattır).
Allah iyi ve güzel yapanları sever.
94. Ey iman edenler! Allah sizi ellerinizin v e
mızraklarınızın erişeceği bir avlanma ile (onu yasak ederek) dener ki
gizlide (kimsenin görmediği yerde, gerçekten) kendisinden kimin korktuğu
ortaya çıksın. Kim bundan sonra sınırı aşarsa onun için acı bir azap
vardır.
95. Ey iman edenler! İhramlı iken avı öldürmeyin. İçinizden kim onu
kasten öldürürse öldürdüğü hayvanın dengi (ona) cezadır. (Buna) Kâbe'ye
varacak bir kurban olmak üzere içinizden adalet sahibi iki kişi hükmeder
(öldürülen avın dengini takdir eder). Yahut (avlanmanın cezası),
fakirleri doyurmaktan
ibaret bir keffârettir, yahut onun dengi oruç tutmaktır. Ta ki (yasak av
yapan) işinin cezasını tatmış olsun. Allah geçmişi affetmiştir. Kim bu
suçu tekrar işlerse Allah da ondan karşılığını alır. Allah daima
galiptir, öç alandır.
96. Hem size hem de
yolculara fayda olmak üzere (faydalanmanız için) deniz avı yapmak ve onu
yemek size helâl kılındı. İhramlı olduğunuz müddetçe kara avı size haram
kılındı. Huzuruna toplanacağınız Allah'tan korkun.
97. Allah, Kâbe'yi, o saygıya lâyık evi, haram ayı, hac kurbanını ve
(kurbanın boynuna asılan) gerdanlıkları (maddi ve manevi yönlerden)
insanların belini doğrultmaya sebep kıldı. Bu da Allah'ın, göklerde ve
yerde ne varsa hepsini bildiğini ve Allah'ın her şeyi bilici olduğunu
(sizin de anlayıp) bilmeniz içindir.
98. Biliniz ki Allah'ın cezalandırması çetindir ve yine Allah'ın
bağışlaması ve esirgemesi sınırsızdır.
99. Resûle düşen (vazife), ancak duyurmadır. Allah açıkladığınızı da
gizlediğinizi de bilir.
100. De ki: Pis ve kötü ile temiz ve iyi bir değildir; pis ve kötünün
çokluğu tuhafına gitse (yahut hoşuna gitse) de (bu böyledir). Öyleyse ey
akıl sahipleri! Allah'tan korkunuz ki kurtuluşa eresiniz.
101. Ey iman edenler! Açıklanırsa hoşunuza gitmeyecek olan şeyleri
sormayın. Eğer Kur'an indirilirken onları sorarsanız size açıklanır.
(Açıklanmadığına göre) Allah onları affetmiştir. (Siz sorup da başınıza
iş çıkarmayın). Allah çok bağışlayıcıdır, aceleci değildir.
102. Sizden önce de bir toplum onları sormuş, sonra da bunları inkâr
eder olmuştu.
103. Allah bahîra, sâibe,
vasîle ve hâm diye bir şey (meşru) kılmamıştır. Fakat kâfirler, yalan
yere Allah'a iftira etmektedirler ve onların çoğunun da kafaları
çalışmaz.
104. Onlara, "Allah'ın indirdiğine ve Resûl'e gelin" denildiği vakit,
"Babalarımızı üzerinde bulduğumuz (yol) bize yeter" derler. Ataları
hiçbir şey bilmiyor ve doğru yol üzerinde bulunmuyor iseler de mi?
l05. Ey iman edenler! Siz kendinize bakın. Siz doğru yolda olunca
sapan kimse size zarar veremez. Hepinizin dönüşü Allah'adır. Artık O,
size yaptıklarınızı bildirecektir.
106. Ey iman edenler! Birinize ölüm gelip çatınca vasiyet esnasında
içinizden iki adalet sahibi kişi aranızda şahitlik etsin. Yahut seferde
iken başınıza ölüm musibeti gelmişse sizden olmayan, başka iki kişi
(şahit olsun). Eğer şüpheye düşerseniz o iki şahidi namazdan sonra
alıkor, "Bu vasiyet karşılığında hiçbir şeyi satın almayacağız, akraba
(menfaatine) de olsa; Allah (için yaptığımız) şahitliği gizlemiyeceğiz,
(aksini yaparsak) bu takdirde biz elbette günahkârlardan olu ruz"
diye Allah üzerine yemin ettirirsiniz.
107. Bu şahitlerin (sonradan yalan söyleyerek) bir günah kazandıkları
anlaşılırsa, (şahitlerin) haklarına tecavüz ettiği ölüye daha yakın olan
(mirasçılardan) iki kişi onların yerini alır ve "Andolsun ki bizim
şahitliğimiz onların şahitliğinden daha gerçektir ve biz (kimsenin
hakkına) tecavüz etmedik, aksi takdirde biz, elbette zalimlerden oluruz"
diye Allah'a yemin ederler.
108. Bu (usul), şahitliği gerektiği şekilde yapmaya, yahut
yeminlerinden sonra, yeminlerin (mirasçılar tarafından) reddedilmesinden
korkmalarına (çekinmelerine çare olarak) daha uygundur. Allah'tan korkun
ve (O'nu) dinleyin. Allah, yoldan çıkmışlar topluluğuna rehberlik etmez.
109. Allah'ın peygamberleri toplayıp da "Size ne cevap verildi"
dediği gün, "Bizim hiçbir bilgimiz yok, şüphesiz gizlilikleri hakkıyle
bilen ancak sensin" diyeceklerdir.
110. Allah o zaman şöyle diyecek: "Ey Meryem oğlu İsa! Sana ve annene
(verdiğim) nimetimi hatırla! Hani seni mukaddes ruh (Cebrail) ile
desteklemiştim; (bu sayede) sen beşikte iken de yetişkin çağında da
insanlarla konuşuyordun. Sana kitabı (okuyup yazmayı), hikmeti, Tevrat
ve İncil'i öğretmiştim. Benim iznimle çamurdan, kuş şeklinde bir şey
yapıyordun da ona üflüyordun, hemen benim iznimle o bir kuş ol uyordu.
Yine benim iznimle anadan doğma körü ve alacalıyı iyileştiriyordun.
Ölüleri benim iznimle (hayata) çıkarıyordun. Hani İsrailoğullarını (seni
öldürmekten) engellemiştim; kendilerine apaçık deliller (mucizeler)
getirdiğin zaman içlerinden inkâr edenler,
"Bu, apaçık bir sihirden başka bir şey değildir" demişlerdi.
111. Hani havârîlere, "Bana ve peygamberime iman edin" diye ilham
etmiştim. Onlar (da), "İman ettik, bizim Allah'a teslim olmuş kimseler (müslümanlar)
olduğumuza sen de şahit ol" demişlerdi.
112. Hani havârîler "Ey Meryem oğlu İsa, Rabbin bize gökten,
donatılmış bir sofra indirebilir mi?" demişlerdi. O, "İman etmiş
kimseler iseniz Allah'tan korkun" cevabını verınişti.
113. Onlar "Ondan yiyelim, kalplerimiz mutmain olsun, bize doğru
söylediğini (kesin olarak) bilelim ve ona gözleriyle görmüş şahitler
olalım istiyoruz" demişlerdi.
114. Meryem oğlu İsa şöyle dedi: Ey Rabbimiz! Bize gökten bir sofra
indir ki, bizim için, geçmiş ve geleceklerimiz için bayram ve senden bir
âyet (mucize) olsun. Bizi rızıklandır; zaten sen, rızık verenlerin en
hayırlısısın.
115. Allah da şöyle buyurdu: Ben onu size şüphesiz indireceğim; ama
bundan sonra içinizden kim inkâr ederse, kâinatta hiç bir kimseye
etmediğim azabı ona edeceğim!
116. Allah: Ey Meryem oğlu İsa! İnsanlara, "Beni ve anamı, Allah'tan
başka iki tanrı bilin" diye sen mi dedin, buyurduğu zaman o, "Hâşâ! Seni
tenzih ederim; hakkım olmayan şeyi söylemek bana yakışmaz. Hem ben
söyleseydim sen onu şüphesiz bilirdin. Sen benim içimdekini bilirsin,
halbuk i
ben senin zâtında olanı bilmem. Gizlilikleri eksiksiz bilen yalnızca
sensin.
117. Ben onlara, ancak bana emrettiğini söyledim: Benim de Rabbim,
sizin de Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin, dedim. İçlerinde bulunduğum
müddetçe onlar üzerine kontrolcü idim. Beni vefat ettirince artık onlar
üzerine gözetleyici yalnız sen oldun. Sen her şeyi hakkıyle görensin.
118. Eğer kendilerine azap edersen şüphesiz onlar senin kullarındır
(dilediğini yaparsın). Eğer onları bağışlarsan şüphesiz sen izzet ve
hikmet sahibis in" dedi.
119. (Bu konuşmadan sonra) Allah şöyle buyuracaktır: Bu, doğrulara,
doğruluklarının fayda vereceği gündür. Onlara, içinde ebedî kalacakları,
zemininden ırmaklar akan cennetler vardır. Allah onlardan razı olmuştur,
onlar da O'ndan razı olmuşlardır. İşte büyük kurtuluş ve kazanç budur.
120. Göklerin, yerin ve içlerindeki her şeyin mülkiyeti Allah'ındır,
O, her şeye hakkıyle kadirdir.
6-EN'ÂM
Bismillâhirrahmânirrahîm
1. Hamd, gökleri ve yeri yaratan, karanlıkları ve aydınlığı var eden
Allah'a mahsustur. (Bunca âyet ve delillerden) sonra kâfir olanlar (hâla
putları) Rab'leri ile denk tutuyorlar.
2. Sizi bir çamurdan yaratan, sonra
ölüm zamanını takdir eden ancak
O'dur. Bir de O'nun katında muayyen bir ecel (kıyamet günü) vardır. Siz
hâla şüphe ediyorsunuz.
3. O, göklerde ve yerde tek Allah'tır. Gizlinizi, açığınızı bilir.
(Hayır ve şerden) ne kazanacağınızı da bilir.
4. Rablerinin âyetlerinden onlara (kâfirlere) bir âyet gelmeyedursun,
o âyetlerden ille de yüz çevirirler.
5. Gerçekten onlar, kendilerine Hak geldiğinde onu yalanlamışlardı.
Fakat yakında onlara alay ettikleri şeyin haberleri gelecektir.
6. Görmediler mi ki, onlardan
önce yeryüzünde size vermediğimiz bütün imkânları kendilerine
verdiğimiz, gökten üzerlerine bol bol yağmurlar indirip evlerinin
altından ırmaklar akıttığımız nice nesilleri helâk ettik. Biz onları,
günahları sebebiyle helâk ettik ve onların ardından başka
nesiller yarattık.
7. Eğer sana kâğıt üzerine yazılmış bir kitap indirseydik de onlar
elleriyle onu tutmuş olsalardı, yine de inkâr ediciler: Bu, apaçık
büyüden başka bir şey değildir, derlerdi.
8. Muhammed'e (görebileceğimiz) bir melek indirilseydi ya! dediler.
Eğer biz öyle bir melek indirseydik elbette iş bitirilmiş olur, artık
kendilerine göz bile açtırılmazdı.
9. Eğer peygamberi bir melek kılsaydık muhakkak ki onu insan sûretine
sokar onları yine düşmekte oldukları kuşkuya düşürürdük.
10. Senden önceki
peygamberlerle de alay edilmiş, bu yüzden onlarla alay edenleri alay
ettikleri şey (azap) kuşatıvermişti.
11. De ki: Yeryüzünde dolaşın, sonra (peygamberleri) yalanlayanların
sonunun nasıl olduğuna bakın!
12. (Onlara) Göklerde ve yerde olanlar kimindir?
diye sor. "Allah'ındır" de. O, merhamet etmeyi kendi zatına farz kıldı.
Sizi, varlığında şüphe olmayan kıyamet gününde elbette toplayacaktır.
Kendilerini ziyana sokanlar var ya işte onlar inanmazlar.
13. Gecede ve gündüzde barınan her şey O'nundur. O her şeyi
işitendir, bilendir.
14. De ki: Gökleri ve yeri yoktan var eden, yedirdiği halde
yedirilmeyen Allah'tan başkasını mı dost edineceğim! De ki: Bana
müslüman olanların ilki olmam emredildi ve sakın müşriklerden olma!
(denildi).
15. De ki: Ben, Rabbim'e
isyan edersem gerçekten büyük bir günün (kıyametin) azabından korkarım.
16. O gün kim azaptan kurtarılırsa, gerçekten Allah onu esirgemiştir.
İşte apaçık kurtuluş budur.
17. Eğer Allah seni bir zarara uğratırsa, onu kendisinden başka
giderecek yoktur. Ve eğer sana bir hayır verirse, (bunu da geri alacak
yoktur). Şüphesiz O herşeye kadirdir.
18. O, kullarının üstünde her türlü tasarrufa sahiptir. O, hüküm ve
hikmet sahibidir, herşeyden haberdardır.
19. De ki: Hangi şey şahadetçe en büyüktür? De ki: (Hak peygamber
olduğuma dair) benimle sizin aranızda Allah şahittir. Bu Kur'an bana,
kendisiyle sizi ve ulaştığı herkesi uyarmam için vahyolundu. Yoksa siz,
Allah ile beraber başka tanrılar olduğuna şahitlik mi ediyorsunuz? De
ki: "Ben buna şahitlik etmem."
"O ancak bir tek Allah'tır, ben sizin ortak koştuğunuz şeylerden
kesinlikle uzağım" de.
20. Kendilerine kitap verdiklerimiz onu (Resûlullah'ı) kendi
oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Kendilerini ziyan edenler var ya,
işte onlar inanmazlar.
21. Yalan sözlerle
Allah'a iftira edenden veya O'nun âyetlerini yalanlayandan daha zalim
kimdir! Şüphe yok ki, zalimler kurtuluşa ermezler!
22. Unutma o günü ki- onları hep birden toplayacağız; sonra da,
Allah'a ortak koşanlara: Nerede boş yere davasını güttüğünüz
ortaklarınız? diyeceğiz.
23. Sonra onların mazeretleri, "Rabbimiz Allah hakkı için biz ortak
koşanlar olmadık!" demekten başka bir şey olmadı.
24. Gör ki, kendi aleyhlerine nasıl yalan söylediler ve (tanrı diye)
uydurdukları şeyler kendilerinden nasıl kaybolup gitti!
25. Onlardan seni (okuduğun Kur'an'ı) dinleyenler de vardır. Fakat
onu anlamalarına engel olmak için kalplerinin üstüne perdeler,
kulaklarına da ağırlık verdik. Onlar her türlü mucizeyi görseler bile
yine de ona inanmazlar. Hatta o kâfirler sana geldiklerinde: "Bu Kur'an
eskilerin masallarından başka bir şey değildir" diyerek seninle
tartışırlar.
26. Onlar, hem insanları Peygamber'e yaklaşmaktan vazgeçirmeye
çalışırlar, hem de kendileri ondan uzaklaşırlar. Oysa onlar farkında
olmadan ancak kendilerini helak ederler.
27. Onların ateşin karşısında durdurulup "Ah, keşke dünyaya geri
gönderilsek de bir daha Rabbimizin âyetlerini yalanlamasak ve
inananlardan olsak!" dediklerini bir görsen !..
28. Hayır! Daha önce gizlemekte oldukları şeyler (günahlar)
kendilerine göründü. Eğer (dünyaya) geri gönderilseler yine kendilerine
yasak edilen şeylere döneceklerdir. Zira onlar gerçekten yalancıdırlar.
29. Onlar, hayat ancak bu dünyadaki hayatımızdan ibarettir; biz, bir
daha da diriltilecek değiliz, demişlerdi.
30. Rablerinin huzuruna getirildikleri zaman sen onları bir görsen!
Allah: Bu (yeniden dirilme olayı), hak değil miymiş? diyecek. Onlar da
"Rabbimize andolsun ki evet!" diyecekler. Allah da, Öyle ise inkâr
ettiğinizden dolayı azabı tadın! diyecek.
3l. Allah'ın huzuruna çıkmayı yalanlayanlar gerçekten ziyana
uğramıştır. Nihayet onlara Kıyamet vakti ansızın gelip çatınca, onlar,
günahlarını sırtlarına yüklenerek diyecekler ki: "Dünyada iyi amelleri
terketmemizden dolayı vah bize!" Dikkat edin, yüklendikleri şey ne
kötüdür!
32. Dünya hayatı bir oyun ve eğlenceden başka bir şey değildir.
Müttakî olanlar için ahiret yurdu muhakkak ki daha hayırlıdır. Hâla akıl
erdiremiyor musunuz?
33. Onların söylediklerinin hakikaten seni üzmekte olduğunu
biliyoruz. Aslında onlar seni yalanlamıyorlar, fakat o zalimler açıkça
Allah'ın âyetlerini inkâr ediyorlar.
34. Andolsun ki senden önceki peygamberler de yalanlanmıştı. Onlar,
yalanlanmalarına ve eziyet edilmelerine rağmen sabrettiler, sonunda
yardımımız onlara yetişti. Allah'ın kelimelerini (kanunlarını)
değiştirebilecek hiçbir kimse yoktur. Muhakkak ki peygamberlerin
haberlerinden bazısı sana da geldi.
35. Eğer onların yüz çevirmesi sana ağır geldi ise, yapabilirsen
yerin içine inebileceğin bir tünel ya da göğe çıkabileceğin bir merdiven
ara ki onlara bir mucize getiresin! Allah dileseydi, elbette onları
hidayet üzerinde toplayıp birleştirirdi, o halde sakın cahillerden olma!
36. Ancak (samimiyetle) dinleyenler daveti kabul eder. Ölülere
gelince, Allah onları diriltecek, sonra da O'na
döndürülecekler.
37. O'na Rabbinden bir mucize indirilseydi ya! dediler. De ki:
Şüphesiz Allah mucize indirmeye kadirdir. Fakat onların çoğu bilmezler.
38. Yeryüzünde yürüyen hayvanlar ve (gökyüzünde) iki kanadıyla uçan
kuşlardan ne varsa hepsi ancak sizin gibi topluluklardır. Biz o kitapta
hiçbir şeyi eksik bırakmadık. Nihayet (hepsi) toplanıp Rablerinin
huzuruna getirilecekler.
39. Ayetlerimizi yalanlayanlar karanlıklar içinde kalmış sağır ve
dilsizlerdir. Allah kimi dilerse onu şaşırtır, dilediği kimseyi de doğru
yola iletir.
40. De ki: Ne dersiniz; size Allah'ın azabı gelse veya o kıyamet
gelip çatıverse size, Allah'tan başkasına mı yalvarırsınız? Doğru sözlü
iseniz (söyleyin bakalım)!
41. Bilâkis yalnız Allah'a yalvarırsınız. O da (kaldırılması için)
kendisine yalvardığınız belâyı dilerse kaldırır; ve siz ortak koştuğunuz
şeyleri unutursunuz.
42. Andolsun ki, senden önceki ümmetlere de elçiler gönderdik.
Ardından boyun eğsinler diye onları darlık ve hastalıklara uğrattık.
43. Hiç olmazsa, onlara bu şekilde azabımız geldiği zaman boyun
eğselerdi! Fakat kalpleri iyice katılaştı ve şeytan da onlara
yaptıklarını câzip gösterdi.
44. Kendilerine yapılan uyarıları unuttuklarında, (indirmiş olduğumuz
sıkıntı ve musibetleri kaldırıp) üzerlerine her şeyin kapılarını açtık.
Nihayet kendilerine verilenler yüzünden şımardıkları zaman onları
ansızın yakaladık, birdenbire onlar bütün ümitlerini yitirdiler.
45. Böylece zulmeden toplumun kökü kesildi. Hamd, âlemlerin Rabbi
Allah'a mahsustur.
(Allah'ın verdiği nimete şükredecekleri yerde nankörlük ettiler, böylece
kendilerine zulmettiler. Yüce Allah da yeryüzünü onların zulüm ve
küfürlerinden temizlemek için onları helâk etti.)
46. De ki: Ne dersiniz; eğer Allah kulaklarınızı sağır, gözlerinizi
kör eder, kalplerinizi de mühürlerse bunları size Allah'tan başka hangi
tanrı geri verebilir! Bak, delilleri nasıl açıklıyoruz. Onlar hâla yüz
çeviriyorlar!
47. De ki: Söyler misiniz; size Allah'ın azabı ansızın veya açıkça
gelirse, zalim toplumdan başkası mı helâk olur?
48. Biz, peygamberleri ancak müjdeleyiciler ve uyarıcılar olarak
göndeririz. Kim iman eder ve kendini düzeltirse onlara korku yoktur.
Onlar üzüntü de çekmeyecekler.
49. Âyetlerimizi yalanlayanlara gelince, yoldan çıkmalarından dolayı
onlar azap çekeceklerdir.
50. De ki: Ben size, Allah'ın hazineleri benim yanımdadır, demiyorum.
Ben gaybı da bilmem. Size, ben bir meleğim de demiyorum. Ben, sadece
bana vahyolunana uyarım. De ki: Kör ile gören hiç bir olur mu? Hiç
düşünmez misiniz?
51. Rablerinin huzurunda
toplanacaklarından korkanları onunla (Kur'an ile) uyar. Onlar için
Rablerinden başka ne bir dost, ne de bir aracı vardır; belki sakınırlar.
52. Rablerinin rızasını isteyerek sabah akşam O'na yalvaranları
kovma! Onların hesabından sana bir sorumluluk; senin hesabından da
onlara herhangi bir sorumluluk yoktur ki onları kovup ta zalimlerden
olasın!
53. "Aramızdan Allah'ın kendilerine lütuf ve ihsanda bulunduğu
kimseler de bunlar mı!" demeleri için onların bir kısmını diğerleri ile
işte böyle imtihan ettik. Allah şükredenleri daha iyi bilmez mi?
54. Ayetlerimize inananlar sana geldiğinde onlara de ki: Selâm size!
Rabbiniz merhamet etmeyi kendisine yazdı. Gerçek şu ki: Sizden kim,
bilmeyerek bir kötülük yapar, sonra ardından tevbe edip de kendini ıslah
ederse, bilsin ki Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir.
55. Böylece suçluların yolu belli olsun diye âyetleri iyice
açıklıyoruz.
56. De ki: Allah'ın dışında taptığınız şeylere tapmak bana yasak
edildi. De ki: Ben sizin arzularınıza uymam, aksi halde sapıtırım da
hidayete erenlerden olmam.
57. De ki: Şüphesiz ben Rabbimden gelen apaçık bir delile
dayanıyorum. Siz ise onu yalanladınız. Çabucak gelmesini istediğiniz
(azap) benim yanımda değildir. Hüküm ancak Allah'ındır. O hakkı anlatır
ve O, doğru hüküm verenlerin en hayırlısıdır.
58. De ki : Acele istediğiniz şey benim elimde olsaydı, elbette
benimle sizin aranızda iş bitirilmişti. Allah zalimleri daha iyi bilir.
59. Gaybın anahtarları Allah'ın yanındadır; onları O'ndan başkası
bilmez. O, karada ve denizde ne varsa bilir; O'nun ilmi dışında bir
yaprak bile düşmez. O yerin karanlıkları içindeki tek bir taneyi dahi
bilir. Yaş ve kuru ne varsa hepsi apaçık bir kitaptadır.
60. Geceleyin sizi öldüren (öldürür gibi uyutan), gündüzün de ne
işlediğinizi bilen; sonra belirlenmiş ecel tamamlansın diye gündüzün
sizi dirilten (uyandıran) O'dur. Sonra dönüşünüz yine O'nadır. Sonunda
O, yaptıklarınızı size haber verecektir.
61. O, kullarının üstünde yegâne kudret ve tasarruf sahibidir. Size
koruyucular gönderir. Nihayet birinize ölüm geldi mi elçilerimiz
(görevli melekler) onun canını alırlar. Onlar vazifede kusur etmezler.
62. Sonra insanlar gerçek sahipleri olan Allah'a döndürülürler.
Bilesiniz ki hüküm yalnız O'nundur ve O hesap görenlerin en çabuğudur.
63. De ki: Karanın ve denizin karanlıklarından (tehlikelerinden) sizi
kim kurtarır ki? (O zaman) O'na gizli gizli yalvararak "Eğer bizi bundan
kurtarırsan andolsun şükredenlerden olacağız" diye dua edersiniz.
64. De ki: Ondan ve bütün sıkıntılardan sizi Allah kurtarır. Sonra
siz yine O'na ortak koşarsınız.
65. De ki: "Allah'ın size üstünüzden (gökten) veya ayaklarınızın
altından (yerden) bir azap göndermeğe ya da birbirinize düşürüp kiminize
kiminizin hıncını tattırmaya gücü yeter." Bak, anlasınlar diye
âyetlerimizi nasıl açıklıyoruz!
66. Kur'an hak olduğu halde kavmin onu yalanladı. De ki: Ben size
vekil (kefil) değilim.
67. Her haberin gerçekleşeceği bir zaman vardır. Yakında siz de
gerçeği bileceksiniz.
68. Ayetlerimiz hakkında ileri geri konuşmaya dalanları gördüğünde,
onlar başka bir söze geçinceye kadar onlardan uzak dur. Eğer şeytan sana
unutturursa, hatırladıktan sonra artık o zalimler topluluğu ile oturma.
69. Takvâ sahiplerine, inanmayanların hesabından herhangi bir
sorumluluk yoktur. Fakat belki korunurlar diye hatırlatmak gerekir.
70. Dinlerini bir oyuncak ve bir eğlence edinen ve dünya hayatının
aldattığı kimseleri (bir tarafa) bırak! Kazandıkları sebebiyle hiçbir
nefsin felâkete dûçar olmaması için Kur'an ile nasihat et. O nefis için
Allah'tan başka ne dost vardır, ne de şefaatçı. O, bütün varını fidye
olarak verse, yine de ondan kabul edilmez. Onlar kazandıkları (günahlar)
yüzünden helâke sürüklenmiş kimselerdir. İnkâr ettiklerinden dolayı
onlar için kaynar sudan ibaret bir içecek
ve elem verici bir azap vardır.
71. De ki: Allah'ı bırakıp da bize fayda veya zarar veremeyecek olan
şeylere mi tapalım? Allah bizi doğru yola ilettikten sonra şeytanların
saptırıp şaşkın olarak çöle düşürmek istedikleri, arkadaşlarının ise:
"Bize gel! " diye doğru yola çağırdıkları şaşkın kimse gibi gerisin geri
(inkârcılığa) mı döndürüleceğiz? De ki: Allah'ın hidayeti doğru yolun ta
kendisidir. Bize âlemlerin Rabbine teslim olmamız emredilmiştir.
72. "Namazı dosdoğru kılın ve Allah'tan korkun" (diye de emredildik).
O, huzuruna varıp toplanacağınız Allah'tır.
73. O, gökleri ve yeri hak (ve hikmet) ile yaratandır. "Ol!" dediği
gün herşey oluverir. O'nun sözü gerçektir. Sûr'a üflendiği gün de
hükümranlık O'nundur. Gizliyi ve açığı bilendir ve O, hikmet sahibidir,
her şeyden haberdardır.
74. İbrahim, babası Âzer'e: Birtakım putları tanrılar mı ediniyorsun?
Doğrusu ben seni de kavmini de apaçık bir sapıklık içinde görüyorum,
demişti.
75. Böylece biz, kesin iman edenlerden olması için İbrahim'e göklerin
ve yerin melekûtunu gösteriyorduk.
76. Gecenin karanlığı onu kaplayınca bir yıldız gördü, Rabbim budur,
dedi. Yıldız batınca, batanları sevmem, dedi.
77. Ay'ı doğarken görünce, Rabbim budur, dedi. O da batınca, Rabbim
bana doğru yolu göstermezse elbette yoldan sapan
topluluklardan olurum, dedi.
78. Güneşi doğarken görünce de, Rabbim budur, zira bu daha büyük,
dedi. O da batınca, dedi ki: Ey kavmim! Ben sizin (Allah'a) ortak
koştuğunuz şeylerden uzağım.
79. Ben hanîf olarak, yüzümü gökleri ve yeri yoktan yaratan
Allah'a çevirdim ve ben müşriklerden değilim.
80. Kavmi onunla tartışmaya girişti. Onlara dedi ki: Beni doğru yola
iletmişken, Allah hakkında benimle tartışıyor musunuz? Ben sizin O'na
ortak koştuğunuz şeylerden korkmam. Ancak, Rabbim'in bir şey dilemesi
hariç. Rabbimin ilmi herşeyi kuşatmıştır. Hâla ibret almıyor musunuz?
81. Siz, Allah'ın size haklarında hiçbir hüküm indirmediği şeyleri
O'na ortak koşmaktan korkmazken, ben sizin ortak koştuğunuz şeylerden
nasıl korkarım! Şimdi biliyorsanız (söyleyin), iki guruptan hangisi
güvende olmaya daha lâyıktır?"
82. İnanıp da imanlarına herhangi bir haksızlık bulaştırmayanlar var
ya, işte güven onlarındır ve onlar doğru yolu bulanlardır.
83. İşte bu, kavmine karşı İbrahim'e verdiğimiz delillerimizdir. Biz
dilediğimiz kimselerin derecelerini yükseltiriz. Şüphesiz ki senin
Rabbin hikmet sahibidir, hakkıyle bilendir.
84. Biz O'na İshak ve (İshak'ın oğlu) Yakub'u da armağan ettik;
hepsini de doğru yola ilettik. Daha önce de Nuh'u ve O'nun soyundan
Davud'u, Süleyman'ı, Eyyub'u, Yusuf'u, Musa'yı ve Harun'u doğru yola
iletmiştik; Biz iyi davrananları işte böyle mükâfatlandırırız.
85. Zekeriyya, Yahya, İsa ve İlyas'ı da (doğru yola iletmiştik).
Hepsi de iyilerden idi.
86. İsmail, Elyesa', Yunus ve Lût'u da (hidayete erdirdik). Hepsini
âlemlere üstün kıldık.
87. Onların babalarından, çocuklarından ve kardeşlerinden bazılarına
da (üstün meziyetler verdik). Onları seçkin kıldık ve doğru yola
ilettik.
88. İşte bu, Allah'ın hidayetidir, kullarından dilediğini ona iletir.
Eğer onlar da Allah'a ortak koşsalardı yapmakta oldukları amelleri
elbette boşa giderdi.
89. İşte onlar, kendilerine kitap, hikmet ve peygamberlik verdiğimiz
kimselerdir. Eğer onlar (kâfirler) bunları inkâr ederse şüphesiz
yerlerine bunları inkâr etmeyecek bir toplum
getiririz.
90. İşte o peygamberler Allah'ın hidayet ettiği kimselerdir. Sen de
onların yoluna uy. De ki: Ben buna (peygamberlik görevime) karşılık
sizden bir ücret istemiyorum. Bu (Kur'an) âlemler için ancak bir
öğüttür.
91. (Yahudiler) Allah'ı
gereği gibi tanımadılar. Çünkü "Allah hiçbir beşere bir şey indirmedi"
dediler. De ki: Öyle ise Musa'nın insanlara bir nûr ve hidayet olarak
getirdiği Kitab'ı kim indirdi? Siz onu kâğıtlara yazıp (istediğinizi)
açıklıyor, çoğunu da gizliyorsunuz.
Sizin de atalarınızın da
bilemediği şeyler (Kur'an'da) size öğretilmiştir. (Resûlüm) sen "Allah"
de, sonra onlan bırak, daldıkları bataklıkta oynayadursunlar!
92. Bu (Kur'an), Ümmü'l-kurâ (Mekke) ve çevresindekileri uyarman için
sana indirdiğimiz ve kendinden öncekileri doğrulayıcı mübarek bir
kitaptır. Âhirete inananlar buna da inanırlar ve onlar namazlarını
hakkıyla kılmaya devam ederler.
93. Allah'a karşı yalan uydurandan yahut kendisine hiçbir şey
vahyedilmemişken "Bana da vahyolundu" diyenden ve "Ben de Allah'ın
indirdiği âyetlerin benzerini indireceğim" diyenden daha zalim kim
vardır! O zalimler, ölümün (boğucu) dalgaları içinde, melekler de
pençelerini uzatmış, onlara: "Haydi canlarınızı kurtarın! Allah'a karşı
gerçek olmayanı söylemenizden ve O'nun
âyetlerine karşı kibirlilik taslamış olmanızdan ötürü, bugün alçaklık
azabı ile cezalandırılacaksınız!" derken onların halini bir görsen!
94. Andolsun ki, sizi ilk defa yarattığımız gibi teker teker bize
geleceksiniz ve (dünyada) size verdiğimiz şeyleri arkanızda
bırakacaksınız. Yaratılışınızda ortaklarımız sandığınız şefaatçılarınızı
da yanınızda göremeyeceğiz. Andolsun, aranız açılmış ve (tanrı)
sandığınız şeyler sizden kaybolup gitmiştir.
95. Şüphesiz Allah, tohumu ve çekirdeği çatlatandır, ölüden diriyi
çıkaran, diriden de ölüyü çıkarandır. İşte Allah budur. O halde (haktan)
nasıl dönersiniz!
96. O, sabahı aydınlatandır. O, geceyi dinlenme zamanı, güneş ve ayı
(vakitlerin tayini için) birer hesap ölçüsü kılmıştır. İşte bu, azîz
olan (ve her şeyi) pek iyi bilen Allah'ın takdiridir.
97. O, kara ve denizin karanlıklarında kendileri ile yol bulasınız
diye sizin için yıldızları yaratandır. Gerçekten biz, bilen bir toplum
için âyetleri geniş geniş açıkladık.
98. O, sizi bir tek nefisten (Âdem'den) yaratandır.
(Sizin için) bir kalma yeri, bir de emanet olarak konulacağınız yer
vardır. Anlayan bir toplum için âyetleri ayrıntılı bir şekilde
açıkladık.
99. O, gökten su indirendir. İşte biz her çeşit bitkiyi onunla
bitirdik. O bitkiden de kendisinde üstüste binmiş taneler bitireceğimiz
bir yeşillik; hurmanın tomurcuğundan sarkan salkımlar; üzüm bağları; bir
kısmı birbirine benzeyen, bir kısmı da benzemeyen zeytin ve nar
bahçeleri meydana getirdik. Meyve verirken ve olgunlaştığı zaman her
birinin meyvesine bakın!
Kuşkusuz bütün bunlarda inanan bir toplum için ibretler vardır.
100. Cinleri Allah'a ortak koştular. Oysa ki onları da Allah
yaratmıştı. Bilgisizce O'na oğullar ve kızlar yakıştırdılar. Hâşâ! O,
onların ileri sürdüğü vasıflardan uzak ve yücedir.
101. O, göklerin ve
yerin eşsiz yaratıcısıdır. O'nun eşi olmadığı halde nasıl çocuğu
olabilir! Her şeyi O yaratmıştır ve her şeyi hakkıyla bilen O'dur.
102. İşte Rabbiniz Allah O'dur. O'ndan başka tanrı yoktur. O, her
şeyin yaratıcısıdır. Öyle ise O'na kulluk edin, O her şeye vekildir
(güvenilip dayanılacak tek varlık O'dur).
103. Gözler O'nu göremez; halbuki O, gözleri görür. O, eşyayı pek iyi
bilen, her şeyden haberdar olandır.
104. (Doğrusu) size Rabbiniz tarafından basiretler (idrak kabiliyeti)
verilmiştir. Artık kim hakkı görürse faydası kendisine, kim de kör
olursa zararı kendinedir. Ben üzerinize bekçi değilim.
105. Böylece biz âyetleri geniş geniş açıklıyoruz ki, "Sen ders
almışsın" desinler de biz de anlayan toplum için Kur'an'ı iyice
açıklayalım.
106. Rabbinden sana
vahyolunana uy. O'ndan başka tanrı yoktur. Müşriklerden yüz çevir.
107. Allah dileseydi, onlar ortak koşmazlardı. Biz seni onların
üzerine bir bekçi kılmadık. Sen onların vekili de değilsin.
108. Allah'tan başkasına tapanlara (ve putlarına) sövmeyin; sonra
onlar da bilmeyerek Allah'a söverler. Böylece biz her ümmete kendi
işlerini câzip gösterdik. Sonunda dönüşleri Rablerinedir. Artık O ne
yaptıklarını kendilerine bildirecektir.
109. Kendilerine bir mucize gelirse ona mutlaka inanacaklarına
dair kuvvetli bir şekilde Allah'a andiçtiler. De ki: Mucizeler ancak
Allah katındandır. Ama mucize geldiğinde de inanmayacaklarının farkında
mısınız?
110. Yine O'na iman etmedikleri ilk durumdaki gibi onların
gönüllerini ve gözlerini ters çeviririz. Ve onları şaşkın olarak
azgınlıkları içerisinde bırakırız.
111. Eğer biz onlara melekleri indirseydik, ölüler de onlarla
konuşsaydı ve her şeyi toplayıp karşılarına getirseydik, Allah
dilemedikçe yine de inanacak değillerdi; fakat çokları bunu bilmezler.
112. Böylece biz, her peygambere insan ve cin şeytanlarını düşman
kıldık. (Bunlar), aldatmak için birbirlerine yaldızlı sözler
fısıldarlar. Rabbin dileseydi onu da yapamazlardı. Artık onları
uydurdukları şeylerle başbaşa bırak.
113. Ahirete inanmayanların kalpleri ona (yaldızlı söze) kansın,
ondan hoşlansınlar ve işledikleri suçu işlemeye devam etsinler diye
(böyle yaparlar).
114. (De ki): Allah'dan başka bir hakem mi arayacağım? Halbuki size
Kitab'ı açık olarak indiren O'dur. Kendilerine kitap verdiğimiz
kimseler, Kur'an'ın gerçekten Rabbin tarafından indirilmiş olduğunu
bilirler. Sakın şüpheye düşenlerden olma!
115. Rabbinin sözü, doğruluk ve adalet bakımından tamamlanmıştır.
O'nun sözlerini değiştirecek kimse yoktur. O işitendir, bilendir.
116. Yeryüzünde
bulunanların çoğuna uyacak olursan, seni Allah'ın yolundan saptırırlar.
Onlar zandan başka bir şeye tâbi olmaz, yalandan başka söz de
söylemezler.
117. Muhakkak ki senin Rabbin, evet O, kendi yolundan sapanı en iyi
bilendir. O, doğru yolda gidenleri de iyi
bilendir.
118. Allah'ın âyetlerine inanıyorsanız, üzerine O'nun adı anılarak
kesilenlerden yeyin.
119. Üzerine Allah'ın adı anılıp kesilenden yememenize sebep ne? Oysa
Allah, çaresiz yemek zorunda kaldığınız dışında, haram kıldığı şeyleri
size açıklamıştır. Doğrusu bir çokları bilgisizce kendi kötü arzularına
uyarak saptırıyorlar. Muhakkak ki Rabbin haddi aşanları çok iyi bilir.
120. Günahın açığını da gizlisini de bırakın! Çünkü günah işleyenler,
yaptıklarının cezasını mutlaka çekeceklerdir.
121. Üzerine Allah'ın
adı anılmadan kesilen hayvanlardan yemeyin. Kuşkusuz bu büyük günahtır.
Gerçekten şeytanlar dostlarına, sizinle mücadele etmeleri için telkinde
bulunurlar. Eğer onlara uyarsanız şüphesiz siz de Allah'a ortak koşanlar
olursunuz.
122. Ölü iken
dirilttiğimiz ve kendisine insanlar arasında yürüyebileceği bir ışık
verdiğimiz kimse, karanlıklar içinde kalıp ondan hiç çıkamayacak
durumdaki kimse gibi olur mu! İşte kâfirlere yaptıkları böyle süslü
gösterilmiştir.
123. Böylece biz, her kasabada,
oralarda bozgunculuk yapmaları için, günahkârlarını liderler yaptık.
Onlar yalnız kendilerini aldatırlar, ama farkında olmazlar.
124. Onlara bir âyet geldiğinde, Allah'ın elçilerine verilenin
benzeri bize de verilmedikçe kesinlikle inanmayız, dediler. Allah,
peygamberliğini kime vereceğini daha iyi bilir. Suç işleyenlere,
yapmakta oldukları hilelere karşılık Allah tarafından aşağılık ve çetin
bir azap erişecektir.
125. Allah kimi doğru yola iletmek isterse onun kalbini İslâm'a açar;
kimi de saptırmak isterse göğe çıkıyormuş gibi kalbini iyice daraltır.
Allah inanmayanların üstüne işte böyle murdarlık verir.
126. Bu (din), Rabbinin dosdoğru yoludur. Biz, öğüt alacak bir kavim
için âyetleri ayrıntılı olarak açıkladık.
127. Rableri katında onlara esenlik yurdu (cennet) vardır.Ve yapmakta
oldukları (güzel) işler sebebiyle Allah onların dostudur.
128. Allah, onların hepsini bir araya topladığı gün, "Ey cinler
(şeytanlar) topluluğu! Siz insanlarla çok uğraştınız" der. Onların,
insanlardan olan dostları ise: "Ey Rabbimiz! (Biz) birbirimizden
yararlandık ve bize verdiğin sürenin sonuna ulaştık" derler. Allah da
buyurur ki: Allah'ın dilediği hariç, içinde ebedî kalacağınız yer
ateştir. Şüphesiz Rabbin hikmet sahibidir, bilendir.
129. İşte böylece işledikleri günahlardan ötürü zalimlerin bir
kısmını diğer bir kısmının peşine takarız.
130. Ey cin ve insan topluluğu! İçinizden size âyetlerimi anlatan ve
bu günle karşılaşacağınıza dair sizi uyaran peygamberler gelmedi mi!
Derler ki: "Kendi aleyhimize şahitlik ederiz." Dünya hayatı onları
aldattı ve kâfir olduklarına dair kendi aleyhlerine şahitlik ettiler.
131. Gerçek şu ki: Halkı habersizken, Rabbin haksızlık ile ülkeleri
helâk edici değildir.
132. Herkesin yaptıkları işlere göre dereceleri vardır. Rabbin
onların yaptıklarından habersiz değildir.
133. Rabbin zengindir, rahmet sahibidir. Dilerse sizi yok eder ve
sizi başka bir kavmin zürriyetinden yarattığı gibi sizden sonra yerinize
dilediği bir kavmi yaratır.
134. Size vadedilen mutlaka gelecektir; siz bunu önleyemezsiniz.
135. De ki: Ey kavmim! Elinizden geleni yapın! Ben de yapacağım!
Yurdun (dünyanın) sonunun kimin lehine olduğunu yakında bileceksiniz.
Gerçek şu ki, zalimler iflah olmazlar.
136. Allah'ın yarattığı ekinlerle hayvanlardan Allah'a pay ayırıp
zanlarınca, bu Allah'a, bu da ortaklarımıza (putlarımıza) dediler.
Ortakları için ayrılan Allah'a ulaşmıyor, fakat Allah için ayrılan
ortaklarına ulaşıyor! Ne kötü hüküm veriyorlar?
137. Bunun gibi ortakları, müşriklerden çoğuna çocuklarını
(kızlarını) öldürmeyi hoş gösterdi ki, hem kendilerini mahvetsinler hem
de dinlerini karıştırıp bozsunlar! Allah dileseydi bunu yapamazlardı.
Öyle ise onları uydurdukları ile başbaşa bırak!
l38. Onlar saçma düşüncelerine göre dediler ki: "Bu (tanrılar için
ayrılan) hayvanlarla ekinler haramdır. Bunları bizim dilediğimizden
başkası yiyemez. Bunlar da binilmesi yasaklanmış hayvanlardır." Birtakım
hayvanlar da vardır ki, (Allah böyle emrediyor diye) O'na iftira ederek
üzerlerine Allah'ın adını anmazlar. Yapmakta oldukları
iftiraları
yüzünden Allah onları cezalandıracaktır.
139. Dediler ki: "Şu hayvanların karınlarında olanlar yalnız
erkeklerimize aittir, kadınlarımıza ise haram kılınmıştır. Şayet (yavru)
ölü doğarsa, o zaman (kadın erkek) hepsi onda ortaktır." Allah bu
değerlendirmelerinin cezasını verecektir. Şüphesiz ki O hikmet
sahibidir, hakkıyla bilendir.
140. Bilgisizlikleri yüzünden beyinsizce çocuklarını öldürenler ve
Allah'ın kendilerine verdiği rızkı, Allah'a iftira ederek (kadınlara)
haram kılanlar, muhakkak ki ziyana uğramışlardır. Onlar gerçekten
sapmışlardır ve doğru yolu bulacak da değillerdir.
141. Çardaklı ve çardaksız (üzüm) bahçeleri, ürünleri çeşit çeşit
hurmaları, ekinleri, birbirine benzer ve benzemez biçimde zeytin ve
narları yaratan O'dur. Herbiri meyve verdiği zaman meyvesinden yeyin.
Devşirilip toplandığı gün de hakkını (zekât ve sadakasını) verin, fakat
israf etmeyin; çünkü Allah israf edenleri sevmez.
142. Hayvanlardan yük taşıyanı ve tüyünden döşek yapılanları yaratan
O'dur. Allah'ın size verdiği rızıktan yeyin, şeytanın ardına düşmeyin;
şüphesiz o sizin için apaçık bir düşmandır.
143. (Dişi ve erkek olarak) sekiz eş yarattı: Koyundan iki, keçiden
iki... De ki: O, bunların erkeklerini mi, dişilerini mi, yoksa bu iki
dişinin rahimlerinde bulunan yavruları mı haram etti? Eğer doğru iseniz
bana ilimle söyleyin.
144. Deveden de iki, sığırdan da iki (yarattı.) De ki: O bunların
erkeklerini mi, dişilerini mi, yoksa bu iki dişinin rahimlerinde bulunan
yavruları mı haram kıldı? Yoksa Allah'ın size böyle vasiyet ettiğine
şahit mi oldunuz? Bilgisizce insanları saptırmak için Allah'a karşı
yalan uydurandan kim daha zalimdir! Şüphesiz Allah o zalimler
topluluğunu doğru yola iletmez.
145. De ki: Bana vahyolunanda, leş veya akıtılmış kan yahut domuz eti
-ki pisliğin kendisidir- ya da günah işlenerek Allah'tan başkası adına
kesilmiş bir hayvandan başka, yiyecek kimseye haram kılınmış birşey
bulamıyorum. Başkasına zarar vermemek ve sınırı aşmamak üzere kim
(bunlardan) yemek zorunda kalırsa bilsin ki Rabbin bağışlayan
ve esirgeyendir.
146. Yahudilere bütün tırnaklı hayvanları haram kıldık. Sırtlarında
yahut bağırsaklarında taşıdıkları ya da kemiğe karışan yağlar hariç
olmak üzere sığır ve koyunun iç yağlarını da onlara haram kıldık. Bu,
zulümleri yüzünden onlara verdiğimiz cezâdır. Biz elbette doğru
söyleyeniz.
147. Eğer seni yalanlarlarsa de ki: Rabbiniz geniş bir rahmet
sahibidir. Bununla beraber O'nun azabı, suçlular topluluğundan
uzaklaştırılamaz.
148. Putperestler diyecekler ki: "Allah dileseydi ne biz ortak
koşardık ne de atalarımız. Hiçbir şeyi de haram kılmazdık." Onlardan
öncekiler de aynı şekilde (peygamberleri) yalanladılar ve sonunda
azabımızı tattılar. De ki: Yanınızda bize açıklayacağınız bir bilgi var
mı? Siz zandan başka bir şeye uymuyorsunuz ve siz
sadece yalan söylüyorsunuz.
149. De ki: Kesin delil, ancak Allah'ındır. Allah dileseydi elbette
hepinizi doğru yola iletirdi.
150. De ki: Allah şunu yasak etti, diye şehadet edecek şahitlerinizi
getirin! Eğer onlar şahitlik ederlerse, sen onlarla beraber şahitlik
etme; âyetlerimizi yalanlayanların ve ahiret gününe inanmayanların
arzularına uyma. Onlar, Rablerine eş tutuyorlar.
151. De ki: Gelin Rabbinizin size neleri haram kıldığını okuyayım:
O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın, ana-babaya iyilik edin, fakirlik
korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin -sizin de onların da rızkını biz
veririz-; kötülüklerin açığına da gizlisine de yaklaşmayın ve Allah'ın
yasakladığı cana haksız yere kıymayın! İşte bunlar Allah'ın size
emrettikleridir. Umulur ki düşünüp anlarsınız.
152. Rüşd çağına erişinceye kadar, yetimin malına, sadece en iyi
tutumla yaklaşın; ölçü ve tartıyı adaletle yapın. Biz herkese ancak
gücünün yettiği kadarını yükleriz. Söz söylediğiniz zaman, yakınlarınız
dahi olsa adaletli olun, Allah'a verdiğiniz sözü tutun. İşte Allah size,
iyice düşünesiniz diye bunları emretti.
153. Şüphesiz bu, benim dosdoğru yolumdur. Buna uyun. (Başka) yollara
uymayın. Zira o yollar sizi Allah'ın yolundan ayırır. İşte sakınmanız
için Allah size bunları emretti.
154. Sonra iyilik
edenlere nimetimizi tamamlamak, her şeyi açıklamak, hidayete erdirmek ve
rahmet etmek maksadıyla Musa'ya da Kitab'ı (Tevrat'ı) verdik. Umulur ki,
Rablerinin huzuruna varacaklarına iman ederler.
155. İşte bu (Kur'an), bizim indirdiğimiz mübarek bir kitaptır. Buna
uyun ve Allah'tan korkun ki size merhamet edilsin.
156. "Kitap, yalnız bizden önceki iki topluluğa (hıristiyanlara ve
yahudilere) indirildi, biz ise onların okumasından gerçekten
habersizdik" demeyesiniz diye;
157. Yahut "Bize de kitap indirilseydi,
biz onlardan daha çok doğru yolda olurduk" demeyesiniz diye (Kur'an'ı
indirdik). İşte size de Rabbinizden açık bir delil, hidayet ve rahmet
geldi. Kim, Allah'ın âyetlerini yalanlayıp onlardan yüz çevirenden daha
zalimdir! Âyetlerimizden yüz çevirenleri,
yüz çevirmelerinden ötürü azabın en kötüsüyle cezalandıracağız.
158. Onlar ancak kendilerine meleklerin gelmesini veya Rabbinin
gelmesini yahut Rabbinin bazı alâmetlerinin gelmesini bekliyorlar.
Rabbinin bazı alâmetleri geldiği gün, önceden inanmamış ya da imanında
bir hayır kazanmamış olan kimseye artık imanı bir fayda sağlamaz. De ki:
Bekleyin, şüphesiz biz de beklemekteyiz!
159. Dinlerini parça parça edip guruplara ayrılanlar var ya, senin
onlarla hiçbir ilişkin yoktur. Onların işi ancak Allah'a kalmıştır.
Sonra Allah onlara yaptıklarını bildirecektir.
160. Kim (Allah huzuruna) iyilikle gelirse ona getirdiğinin on katı
vardır. Kim de kötülükle gelirse o sadece getirdiğinin dengiyle
cezalandırılır. Onlar haksızlığa uğratılmazlar.
161. De ki: Şüphesiz Rabbim beni doğru yola, dosdoğru dine, Allah'ı
birleyen İbrahim'in dinine iletti. O, ortak koşanlardan değildi.
162. De ki: Şüphesiz benim namazım, kurbanım, hayatım ve ölümüm hepsi
âlemlerin Rabbi Allah içindir.
163. O'nun ortağı yoktur. Bana sadece bu emrolundu ve ben
müslümanların ilkiyim.
164. De ki: Allah her şeyin Rabbi iken ben ondan başka Rab mı
arayacağım? Herkesin kazanacağı yalnız kendisine aittir. Hiçbir suçlu
başkasının suçunu yüklenmez. Sonunda dönüşünüz Rabbinizedir. Ve O,
uyuşmazlığa düştüğünüz gerçeği size haber verecektir.
165. Sizi yeryüzünün halifeleri kılan, size verdiği (nimetler)
hususunda sizi denemek için kiminizi kiminizden derecelerle üstün kılan
O'dur. Şüphesiz Rabbin, cezası çabuk olandır ve gerçekten O, bağışlayan
merhamet edendir.
7-A'RÂF
Bismillâhirrahmânirrahîm
1. Elif. Lâm. Mîm. Sâd.
2. (Bu), kendisiyle insanları uyarman, inananlara öğüt vermen için
sana indirilen bir kitaptır. Artık bu hususta kalbinde bir şüphe
olmasın.
3. Rabbinizden size indirilene (Kur'an'a) uyun. O'nu
bırakıp da başka dostların peşlerinden gitmeyin. Ne kadar da az öğüt
alıyorsunuz!
4. Nice memleketler var ki biz onları helâk ettik. Azabımız onlara
geceleyin yahut gündüz istirahat ederlerken geldi.
5. Azabımız onlara geldiğinde çağırışları, "Biz gerçekten zalim
kişilermişiz" demelerinden başka bir şey olmadı.
6. Elbette kendilerine peygamber gönderilen kimseleri de, gönderilen
peygamberleri de mutlaka sorguya çekeceğiz!
7. Ve onlara (olup bitenleri) tam bir bilgi ile mutlaka anlatacağız.
Biz, onlardan uzak değiliz.
8. O gün tartı haktır. Kimin (sevap) tartıları ağır gelirse, işte
onlar kurtuluşa erenlerdir.
9. Kimin de tartıları hafif gelirse, işte onlar, âyetlerimize karşı
haksızlık ettiklerinden dolayı kendilerini ziyana sokanlardır.
10. Doğrusu biz sizi yeryüzüne yerleştirdik ve orada size geçim
vasıtaları verdik. Ne kadar da az şükrediyorsunuz!
11. Andolsun sizi yarattık, sonra size şekil verdik, sonra da
meleklere, Âdem'e secde edin! diye emrettik. İblis'in dışındakiler secde
ettiler. O secde edenlerden olmadı.
12. Allah buyurdu: Ben sana emretmişken seni secde etmekten alıkoyan
nedir? (İblis): Ben ondan daha üstünüm. Çünkü beni ateşten yarattın, onu
çamurdan yarattın, dedi.
13. Allah: Öyle ise, "İn oradan!" Orada büyüklük taslamak senin
haddin değildir. Çık! çünkü sen aşağılıklardansın! buyurdu.
14. İblis: Bana, (insanların) tekrar dirilecekleri güne kadar mühlet
ver, dedi.
15. Allah: Haydi, sen mühlet verilenlerdensin, buyurdu.
16. İblis dedi ki: Öyle ise beni azdırmana karşılık, and içerim ki,
ben de onları saptırmak için senin doğru yolunun üstüne oturacağım.
17. "Sonra elbette onlara önlerinden, arkalarından, sağlarından,
sollarından sokulacağım ve sen, onların çoklarını şükredenlerden
bulmayacaksın!" dedi.
18. Allah buyurdu: Haydi,
yerilmiş ve kovulmuş olarak oradan
çık! Andolsun ki, onlardan kim sana uyarsa, sizin hepinizi cehenneme
dolduracağım!
19. (Allah buyurdu ki) : Ey Adem! Sen ve eşin cennette yerleşip
dilediğiniz yerden yeyin. Ancak şu ağaca yaklaşmayın! Sonra zalimlerden
olursunuz.
20. Derken şeytan, birbirine kapalı ayıp yerlerini kendilerine
göstermek için onlara vesvese verdi ve: Rabbiniz size bu ağacı sırf
melek olursunuz veya ebedî kalanlardan olursunuz diye yasakladı, dedi.
21. Ve onlara: Ben gerçekten size öğüt verenlerdenim,
diye yemin etti.
22. Böylece onları hile ile aldattı. Ağacın meyvesini tattıklarında
ayıp yerleri kendilerine göründü. Ve cennet yapraklarından üzerlerini
örtmeye başladılar. Rableri onlara: Ben size o ağacı yasaklamadım mı ve
şeytan size apaçık bir düşmandır, demedim mi? diye nidâ etti.
23. (Adem ile eşi) dediler ki: Ey Rabbimiz! Biz kendimize zulmettik.
Eğer bizi bağışlamaz ve bize acımazsan mutlaka ziyan edenlerden oluruz.
24. Allah: Birbirinize düşman olarak inin! Sizin için yeryüzünde bir
süreye kadar yerleşme ve faydalanma vardır, buyurdu.
25. "Orada yaşayacaksınız, orada öleceksiniz ve orada (diriltilip)
çıkarılacaksınız" dedi.
26. Ey Adem oğulları! Size ayıp yerlerinizi örtecek giysi, süslenecek
elbise yarattık. Takvâ elbisesi... İşte o daha hayırlıdır. Bunlar
Allah'ın âyetlerindendir. Belki düşünüp öğüt alırlar (diye onları
indirdi).
27. Ey Âdem oğulları! Şeytan, ana-babanızı, ayıp yerlerini
kendilerine göstermek için elbiselerini soyarak cennetten çıkardığı gibi
sizi de aldatmasın. Çünkü o ve yandaşları, sizin onları göremeyeceğiniz
yerden sizi görürler. Şüphesiz biz şeytanları, inanmayanların dostları
kıldık.
28. Onlar bir kötülük yaptıkları zaman: "Babalarımızı bu yolda
bulduk. Allah da bize bunu emretti" derler. De ki: Allah kötülüğü
emretmez. Allah'a karşı bilmediğiniz şeyleri mi söylüyorsunuz?
29. De ki: Rabbim adaleti emretti. Her secde ettiğinizde yüzlerinizi
O'na çevirin ve dini yalnız Allah'a has kılarak O'na yalvarın. İlkin
sizi yarattığı gibi (yine O'na) döneceksiniz.
30. O, bir gurubu doğru
yola iletti, bir guruba da sapıklık müstehak oldu. Çünkü onlar Allah'ı
bırakıp şeytanları kendilerine dost edindiler. Böyle iken kendilerinin
doğru yolda olduklarını sanıyorlar.
31. Ey Adem oğulları! Her secde edişinizde güzel elbiselerinizi
giyin; yeyin, için, fakat israf etmeyin; çünkü Allah israf edenleri
sevmez.
32. De ki: Allah'ın kulları için yarattığı süsü ve temiz rızıkları
kim haram kıldı? De ki: Onlar, dünya hayatında, özellikle kıyamet
gününde müminlerindir. İşte bilen bir topluluk için âyetleri böyle
açıklıyoruz.
33. De ki: Rabbim ancak açık ve gizli kötülükleri, günahı ve haksız
yere sınırı aşmayı, hakkında hiçbir delil indirmediği bir şeyi, Allah'a
ortak koşmanızı ve Allah hakkında bilmediğiniz şeyleri söylemenizi haram
kılmıştır.
34. Her ümmetin bir eceli vardır. Ecelleri gelince ne bir an geri
kalırlar ne de bir an ileri gidebilirler.
35. Ey Adem oğulları! Size kendi içinizden âyetlerimi anlatacak
peygamberler gelir de kim (onlara karşı gelmekten) sakınır ve kendini
ıslah ederse, onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.
36. Ayetlerimizi yalanlayanlar ve büyüklenip onlardan yüz çevirenler
var ya, işte onlar ateş ehlidir. Onlar orada ebedî kalacaklardır.
37. Allah'a iftira eden ya da O'nun âyetlerini yalanlayandan
daha zalim kimdir! Onların kitaptaki nasipleri kendilerine erişecektir.
Sonunda elçilerimiz (melekler) gelip canlarını alırken "Allah'ı bırakıp
da tapmakta olduğunuz tanrılar nerede?" derler. (Onlar da) "Bizden
sıvışıp gittiler" derler. Ve kâfir olduklarına
dair kendi aleyhlerine şahitlik ederler.
38. Allah buyuracak ki: "Sizden önce geçmiş cin ve insan toplulukları
arasında siz de ateşe girin!" Her ümmet girdikçe yoldaşlarına lânet
edecekler. Hepsi birbiri ardından orada (cehennemde) toplanınca,
sonrakiler öncekiler için, "Ey Rabbimiz! Bizi işte bunlar saptırdılar!
Onun için onlara ateşten bir kat daha fazla azap ver!" diyecekler. Allah
da: Zaten herkes için bir kat daha fazla azap vardır, fakat siz
bilmezsiniz, diyecektir.
39. Öncekiler de sonrakilere
derler ki: Sizin bize bir üstünlüğünüz yok. O halde siz de
yaptıklarınıza karşılık azabı tadın!
40. Bizim âyetlerimizi yalanlayıp da onlara karşı kibirlenmek
isteyenler var ya, işte onlara gök kapıları açılmayacak ve onlar, deve
iğne deliğine girinceye kadar cennete giremiyeceklerdir! Suçluları işte
böyle cezalandırırız!
41. Onlar için cehennem ateşinden döşekler, üstlerine de örtüler
vardır. İşte zalimleri böyle cezalandırırız!
42. İnanıp da iyi işler yapanlara gelince -ki hiç kimseye gücünün
üstünde bir vazife yüklemeyiz- işte onlar, cennet ehlidir. Orada onlar
ebedî kalacaklar.
43. (Cennette) onların altlarından ırmaklar akarken, kalplerinde
kinden ne varsa hepsini çıkarıp atarız. Ve onlar derler ki: "Hidayetiyle
bizi (bu nimete) kavuşturan Allah'a hamdolsun! Allah bizi doğru yola
iletmeseydi kendiliğimizden doğru yolu bulacak değildik. Hakikaten
Rabbimizin elçileri gerçeği getirmişler." Onlara: İşte size cennet;
yapmış olduğunuz iyi amellere karşılık ona vâris kılındınız diye
seslenilir.
44. Cennet ehli cehennem
ehline: Biz Rabbimizin bize vadettiğini gerçek bulduk, siz de Rabbinizin
size vadettiğini gerçek buldunuz mu? diye seslenir. "Evet!" derler. Ve
aralarından bir çağrıcı, Allah'ın lâneti zalimlerin üzerine olsun! diye
bağırır.
45. Onlar, Allah
yolundan alıkoyan ve onu eğip bükmek isteyen zalimlerdir. Onlar ahireti
de inkâr edenlerdir.
46. İki taraf (cennetlikler ve cehennemlikler) arasında bir perde ve
A'râf üzerinde de herkesi simalarından tanıyan adamlar vardır ki, bunlar
henüz cennete giremedikleri halde (girmeyi) umarak
cennet ehline: "Selâm size!" diye seslenirler.
47. Gözleri cehennem ehli tarafına döndürülünce de: Ey Rabbimiz! Bizi
zalimler topluluğu ile beraber bulundurma! derler.
48. (Yine) A'râf ehli simalarından tanıdıkları birtakım adamlara
seslenerek derler ki: "Ne çokluğunuz ne de taslamakta olduğunuz büyüklük
size hiçbir yarar sağlamadı.
49. Allah'ın, kendilerini hiçbir rahmete erdirmeyeceğine dair yemin
ettiğiniz kimseler bunlar mı?" (ve cennet ehline dönerek): "Girin
cennete; artık size korku yoktur ve siz üzülecek de değilsiniz"
(derler).
50. Cehennem ehli, cennet ehline: Suyunuzdan veya Allah'ın size
verdiği rızıktan biraz da bize verin! diye seslenirler. Onlar da: Allah
bunları kâfirlere haram kılmıştır, derler.
51. O kâfirler ki,
dinlerini bir eğlence ve oyun edindiler de dünya hayatı onları aldattı.
Onlar, bu günleri ile karşılaşacaklarını unuttukları ve âyetlerimizi
bile bile inkâr ettikleri gibi biz de bugün onları unuturuz.
52. Gerçekten onlara, inanan bir toplum için
yol gösterici ve rahmet olarak, ilim üzere açıkladığımız bir kitap
getirdik.
53. (Fakat onlar), Onun tevilinden başka bir şey beklemiyorlar.
Tevili geldiği (haber verdiği şeyler ortaya çıktığı) gün, önceden onu
unutmuş olanlar derler ki: Doğrusu Rabbimizin elçileri gerçeği
getirmişler. Şimdi bizim şefaatçılarımız var mı ki bize şefaat etsinler
veya (dünyaya) geri döndürülmemiz mümkün mü ki, yapmış olduğumuz
amellerden başkasını yapalım? Onlar cidden kendilerine yazık ettiler ve
uydurdukları şeyler (putlar) da kendilerinden
kaybolup gitti.
54. Şüphesiz ki Rabbiniz, gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra
Arş'a istivâ eden, geceyi, durmadan kendisini kovalayan gündüze bürüyüp
örten; güneşi, ayı ve yıldızları emrine boyun eğmiş durumda yaratan
Allah'tır. Bilesiniz ki, yaratmak da emretmek de
O'na mahsustur. Alemlerin Rabbi Allah ne yücedir!
55. Rabbinize yalvara yakara ve gizlice dua edin. Bilesiniz ki O,
haddi aşanları sevmez.
56. Islah edilmesinden sonra yeryüzünde bozgunculuk yapmayın. Allah'a
korkarak ve (rahmetini) umarak dua edin. Muhakkak ki iyilik edenlere
Allah'ın rahmeti çok yakındır.
57. Rüzgârları rahmetinin önünde müjde olarak gönderen O'dur. Sonunda
onlar (o rüzgârlar), ağır bulutları yüklenince onu ölü bir memlekete
sevkederiz. Orada suyu indirir ve onunla türlü türlü meyveler çıkarırız.
İşte ölüleri de böyle çıkaracağız. Her halde bundan ibret alırsınız.
58. Rabbinin izniyle güzel memleketin bitkisi (güzel) çıkar; kötü
olandan ise faydasız bitkiden başka birşey çıkmaz. İşte biz, şükreden
bir kavim için âyetleri böyle açıklıyoruz.
59. Andolsun ki Nuh'u elçi olarak kavmine gönderdik. Dedi ki: Ey
kavmim! Allah'a kulluk edin, sizin ondan başka tanrınız yoktur. Doğrusu
ben, üstünüze gelecek büyük bir günün azabından korkuyorum.
60. Kavminden ileri
gelenler dediler ki: Biz seni gerçekten apaçık bir sapıklık içinde
görüyoruz!
61. Dedi ki: "Ey kavmim! Bende herhangi bir sapıklık yoktur; fakat
ben, âlemlerin Rabbi tarafından gönderilmiş bir elçiyim.
62.Size Rabbimin vahyettiklerini duyuruyorum,
size öğüt veriyorum ve ben sizin bilmediklerinizi Allah'tan (gelen vahiy
ile) biliyorum.
63. (Allah'ın azabından) sakınıp da rahmete nâil olmanız ümidiyle,
içinizden sizi uyaracak bir adam vasıtasıyla size bir zikir (kitap)
gelmesine şaştınız mı?"
64. Onu yalanladılar,
biz de onu ve onunla beraber gemide bulunanları kurtardık, âyetlerimizi
yalanlayanları da suda boğduk! Çünkü onlar kör bir kavim idiler.
65. Ad kavmine de kardeşleri Hûd'u (gönderdik). O dedi ki: "Ey
kavmim! Allah'a kulluk edin; sizin O'ndan başka tanrınız yoktur. Hâla
sakınmayacak mısınız?"
66. Kavminden ileri gelen kâfirler dediler ki: Biz seni kesinlikle
bir beyinsizlik içinde görüyoruz ve gerçekten seni yalancılardan
sanıyoruz.
67. "Ey kavmim! dedi, ben beyinsiz değilim; fakat ben âlemlerin
Rabbinin gönderdiği bir elçiyim.
68. Size Rabbimin vahyettiklerini duyuruyorum ve ben sizin için
güvenilir bir öğütçüyüm.
69. Sizi uyarmak için içinizden bir adam vasıtasıyla Rabbinizden size
bir zikir (kitap) gelmesine şaştınız mı? Düşünün ki O sizi, Nuh
kavminden sonra onların yerine getirdi ve yaratılışta sizi onlardan
üstün kıldı. O halde Allah'ın nimetlerini hatırlayın ki kurtuluşa
eresiniz."
70. Dediler ki: Sen bize tek Allah'a kulluk etmemiz ve atalarımızın
tapmakta olduklarını bırakmamız için mi geldin? Eğer doğrulardan isen,
bizi tehdit ettiğini (azabı) bize getir.
71. (Hûd) dedi ki: "Üzerinize Rabbinizden bir azap ve bir hışım
inmiştir. Haklarında Allah'ın hiçbir delil indirmediği, sadece sizin ve
atalarınızın taktığı kuru isimler hususunda benimle tartışıyor musunuz?
Bekleyin öyleyse, şüphesiz ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim!"
72. Onu ve onunla beraber olanları rahmetimizle kurtardık ve
âyetlerimizi yalanlayıp da iman etmeyenlerin kökünü kestik.
73. Semûd kavmine de kardeşleri Salih'i (gönderdik). Dedi ki: Ey
kavmim! Allah'a kulluk edin; sizin O'ndan başka tanrınız yoktur. Size
Rabbinizden açık bir delil gelmiştir. O da, size bir mucize olarak
Allah'ın şu devesidir. Onu bırakın, Allah'ın arzında yesin, (içsin); ona
kötülük etmeyin; sonra sizi elem verici bir azap
yakalar.
74. Düşünün ki, (Allah) Âd kavminden sonra yerlerine sizi getirdi. Ve
yeryüzünde sizi yerleştirdi: Onun düzlüklerinde saraylar yapıyorsunuz,
dağlarında evler yontuyorsunuz. Artık Allah'ın nimetlerini hatırlayın da
yeryüzünde fesatçılar olarak karışıklık çıkarmayın.
75. Kavminin ileri gelenlerinden büyüklük taslayanlar, içlerinden
zayıf görülen inananlara dediler ki: Siz Salih'in, Rabbi tarafından
gönderildiğini biliyor musunuz? Onlar da Şüphesiz biz onunla ne
gönderilmişse ona inananlarız, dediler.
76. Büyüklük taslayanlar dediler ki: "Biz de sizin inandığınızı inkâr
edenleriz."
77. Derken o dişi deveyi ayaklarını keserek öldürdüler ve Rablerinin
emrinden dışarı çıktılar da: Ey Salih! Eğer sen gerçekten
peygamberlerdensen bizi tehdit ettiğin azabı bize getir, dediler.
78. Bunun üzerine onlarrı o (gürültülü) sarsıntı yakaladı da
yurtlarında diz üstü dona kaldılar.
79. Salih o zaman onlardan yüz çevirdi ve şöyle dedi: Ey kavmim!
Andolsun ki ben size Rabbimin vahyettiklerini tebliğ ettim ve size öğüt
verdim; fakat siz öğüt verenleri sevmiyorsunuz.
80. Lût'u da (peygamber gönderdik). Kavmine dedi ki: "Sizden önceki
milletlerden hiçbirinin yapmadığı fuhuşu mu yapıyorsunuz?
81. Çünkü siz, şehveti tatmin için kadınları bırakıp da şehvetle
erkeklere yanaşıyorsunuz. Doğrusu siz taşkın bir milletsiniz."
82. Kavminin cevabı: Onları (Lût'u ve taraftarlarını) memleketinizden
çıkarın; çünkü onlar fazla temizlenen insanlarmış! demelerinden başka
bir şey olmadı.
83. Biz de onu ve
karısından başka aile efradını kurtardık; çünkü karısı geride
kalanlardan (kâfirlerden) idi.
84. Ve üzerlerine (taş) yağmuru yağdırdık. Bak ki günahkârların sonu
nasıl oldu!
85. Medyen'e de kardeşleri Şuayb'ı (gönderdik). Dedi ki: Ey kavmim!
Allah'a kulluk edin, sizin ondan başka tanrınız yoktur. Size Rabbinizden
açık bir delil gelmiştir; artık ölçüyü, tartıyı tam yapın, insanların
eşyalarını eksik vermeyin. Düzeltilmesinden sonra yeryüzünde bozgunculuk
yapmayın. Eğer inananlar iseniz bunlar sizin
için daha hayırlıdır.
86. Tehdit ederek, inananları Allah yolundan alıkoyarak ve o yolu
eğip bükmek isteyerek öyle her yolun başında oturmayın. Düşünün ki siz
az idiniz de O sizi çoğalttı. Bakın ki, bozguncuların sonu nasıl
olmuştur!
87. Eğer içinizden bir gurup benimle gönderilene inanır, bir gurup da
inanmazsa, Allah aranızda hükmedinceye kadar bekleyin. O hakimlerin en
iyisidir.
88. Kavminden ileri gelen kibirliler dediler ki: "Ey Şuayb! Seni ve
seninle beraber inananları memleketimizden kesinlikle çıkaracağız veya
dinimize döneceksiniz" (Şuayb): İstemesek de mi? dedi.
89. Doğrusu Allah bizi ondan kurtardıktan sonra tekrar sizin dininize
dönersek Allah'a karşı yalan uydurmuş oluruz. Rabbimiz Allah dilemiş
başka, yoksa ona geri dönmemiz bizim için olacak şey değildir.
Rabbimizin ilmi her şeyi kuşatmıştır. Biz sadece Allah'a dayanırız.
Rabbimiz! Bizimle kavmimiz arasında adaletle hükmet! Sen hükmedenlerin
en hayırlısısın.
90. Kavminden ileri gelen kâfirler dediler ki: Eğer Şuayb'e uyarsanız
o takdirde siz mutlaka ziyana uğrarsınız.
91. Derken o şiddetli deprem onları yakalayıverdi de yurtlarında diz
üstü donakaldılar.
92. Şuayb'ı yalanlayanlar sanki yurtlarında hiç oturmamış gibiydiler.
Asıl ziyana uğrayanlar Şuayb'ı yalanlayanların kendileridir.
93. (Şuayb), onlardan
yüz çevirdi ve (içinden) dedi ki: "Ey kavmim! Ben size Rabbimin
gönderdiği gerçekleri duyurdum ve size öğüt verdim. Artık kâfir bir
kavme nasıl acırım!"
94. Biz hangi ülkeye bir peygamber gönderdiysek, ora halkını,
(peygambere baş kaldırdıklarından ötürü bize) yalvarıp yakarsınlar diye
mutlaka yoksulluk ve darlıkla sıkmışızdır.
95. Sonra kötülüğü (darlığı) değiştirip yerine iyilik (bolluk)
getirdik. Nihayet çoğaldılar ve: "Atalarımız da böyle sıkıntı ve sevinç
yaşamışlardı" dediler. Biz de onları, kendileri farkına varmadan ansızın
yakaladık.
96. O (peygamberlerin gönderildiği) ülkelerin halkı inansalar ve
(günahtan) sakınsalardı, elbette onların üstüne gökten ve yerden nice
bereket kapıları açardık, fakat yalanladılar, biz de ettikleri yüzünden
onları yakalayıverdik.
97. Yoksa o ülkelerin halkı geceleyin uyurlarken kendilerine
azabımızın gelmeyeceğinden emin mi oldular?
98. Ya da o ülkelerin halkı kuşluk vakti eğlenirlerken kendilerine
azabımızın gelmeyeceğinden emin mi oldular?
99. Allah'ın azabından
emin mi oldular? Fakat ziyana uğrayan topluluktan başkası, Allah'ın
(böyle) mühlet vermesinden emin olamaz.
100. Önceki sahiplerinden sonra yeryüzüne vâris olanlara hâla şu
gerçek belli olmadı mı ki: Eğer biz dileseydik onları da günahlarından
dolayı musibetlere uğratırdık! Biz onların kalplerini mühürleriz de
onlar (gerçekleri) işitmezler.
101. İşte o ülkeler... Onların haberlerinden bir kısmını sana
anlatıyoruz. Andolsun ki, peygamberleri onlara apaçık deliller
getirmişlerdi. Fakat önceden yalanladıkları gerçeklere iman edecek
değillerdi. İşte kâfirlerin kalplerini Allah böyle mühürler.
102. Onların çoğunda, sözünde durma diye bir şey bulamadık. Gerçek şu
ki, onların çoğunu yoldan çıkmış bulduk.
l03. Sonra onların ardından Musa'yı mucizelerimizle Firavun ve
kavmine gönderdik de o mucizeleri inkâr ettiler; ama, bak ki,
fesatçıların sonu ne oldu!
104. Musa dedi ki : "Ey Firavun! Ben âlemlerin Rabbi tarafından
gönderilmiş bir peygamberim.
105. Allah hakkında gerçekten başkasını söylememek benim üzerime
borçtur. Size Rabbinizden açık bir delil getirdim; artık
İsrailoğullarını benimle bırak!"
106. (Firavun) dedi ki: Eğer bir mucize getirdiysen ve gerçekten
doğru söylüyorsan onu göster bakalım.
107. Bunun üzerine Musa asasını yere attı. O hemen apaçık bir ejderha
oluverdi!
108. Ve elini (cebinden) çıkardı. Birdenbire o da seyredenlere
bembeyaz görünüverdi.
109. Firavun'un kavminden ileri gelenler dediler ki: Bu çok bilgili
bir sihirbazdır.
110. O,sizi yurdunuzdan çıkarmak istiyor. Ne
buyurursunuz?
111. Dediler ki: Onu da kardeşini de beklet; şehirlere toplayıcılar
(memurlar) yolla.
112. Bütün bilgili sihirbazları sana getirsinler.
113. Sihirbazlar Firavun'a geldi ve: Eğer üstün gelen biz olursak,
bize kesin bir mükâfat var mı? dediler.
114. (Firavun): Evet hem de siz mutlaka yakınlarımdan olacaksınız,
dedi.
115. (Sihirbazlar), Ey Musa sen mi (önce) atacaksın, yoksa atanlar
biz mi olalım? dediler.
116. "Siz atın" dedi. Onlar atınca, insanların gözlerini büyülediler,
onları korkuttular ve büyük bir sihir gösterdiler.
117. Biz de Musa'ya, "Asanı at!" diye vahyettik. Bir de baktılar ki
bu, onların uydurduklarını yakalayıp yutuyor.
118. Böylece gerçek ortaya çıktı ve onların yapmakta oldukları yok
olup gitti.
119. İşte Firavun ve kavmi, orada yenildi ve küçük düşerek geri
döndüler.
120. Sihirbazlar ise secdeye kapandılar.
121."Âlemlerin Rabbine iman ettik" dediler.
122. "Musa'nın ve Harun'un Rabb'ine " dediler.
123. Firavun dedi ki: "Ben size izin vermeden ona iman mı ettiniz?
Bu, hiç şüphesiz şehirde, halkını oradan çıkarmak için kurduğunuz bir
tuzaktır. Ama yakında (başınıza gelecekleri) göreceksiniz!
124. Mutlaka ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim, sonra
da hepinizi asacağım!"
125. Onlar da : ''Biz zaten Rabbimize
döneceğiz".dediler.
126. Sen sadece Rabbimizin âyetleri bize geldiğinde onlara
inandığımız için bizden intikam alıyorsun. Ey Rabbimiz! Bize bol bol
sabır ver, müslüman olarak canımızı al, dediler.
127. Firavun'un kavminden ileri gelenler dediler ki: Musa'yı
ve kavmini, seni ve tanrılarını bırakıp yeryüzünde bozgunculuk
çıkarsınlar diye mi bırakacaksınız? (Firavun): "Biz onların oğullarını
öldürüp, kadınlarını sağ bırakacağız. Elbette biz onları ezecek
üstünlükteyiz" dedi.
128. Musa kavmine dedi ki: "Allah'tan
yardım isteyin ve sabredin. Şüphesiz ki yeryüzü Allah'ındır. Kullarından
dilediğini ona vâris kılar. Sonuç (Allah'tan korkup günahtan)
sakınanlarındır."
129. Onlar da, sen bize (peygamber olarak) gelmeden önce de geldikten
sonra da bize işkence edildi, dediler. (Musa), "Umulur ki Rabbiniz
düşmanınızı helâk eder ve onların yerine sizi yer yüzüne hakim kılar da
nasıl hareket edeceğinize bakar" dedi.
130. Andolsun ki, biz de Firavun'a uyanları ders alsınlar diye
yıllarca kuraklık ve mahsül kıtlığı ile cezalandırdık.
131. Onlara bir iyilik (bolluk) gelince, "Bu bizim hakkımızdır"
derler; eğer kendilerine bir fenalık gelirse Musa ve onunla beraber
olanları uğursuz sayarlardı. Bilesiniz ki, onlara gelen uğursuzluk Allah
katındandır, fakat onların çoğu bunu bilmezler.
132. Ve dediler ki: "Bizi sihirlemek için ne mucize getirirsen getir,
biz sana inanacak değiliz."
133. Biz de ayrı ayrı mucizeler olarak onların üzerine tufan,
çekirge, haşere, kurbağalar ve kan gönderdik; yine de büyüklük
tasladılar ve günahkâr bir kavim oldular.
134. Azap üzerlerine çökünce, "Ey Musa! sana verdiği söz hürmetine,
bizim için Rabbine dua et; eğer bizden azabı kaldırırsan, mutlaka sana
inanacağız ve muhakkak İsrailoğullarını seninle göndereceğiz" dediler.
135. Biz, ulaşacakları bir müddete kadar onlardan azabı kaldırınca
hemen sözlerinden dönüverdiler.
136. Biz de âyetlerimizi yalanlamaları ve onlardan gafil kalmaları
sebebiyle kendilerinden intikam aldık ve onları denizde boğduk.
137. Hor görülüp ezilmekte olan o kavmi (yahudileri)
de, içini bereketle doldurduğumuz yerin doğu taraflarına ve batı
taraflarına mirasçı kıldık. Sabırlarına karşılık Rabbinin
İsrailoğullarına verdiği güzel söz yerine geldi. Firavun ve kavminin
yapmakta olduklarını ve yetiştirdikleri bahçeleri helâk
ettik.
138. İsrailoğullarını denizden geçirdik, orada kendilerine mahsus
birtakım putlara tapan bir kavme rastladılar. Bunun üzerine: Ey Musa!
Onların tanrıları olduğu gibi, sen de bizim için bir tanrı yap! dediler.
Musa: Gerçekten siz cahil bir toplumsunuz, dedi.
139. Şüphesiz bunların içinde bulundukları (din) yıkılmıştır,
yapmakta oldukları da bâtıldır.
140. Musa dedi ki: Allah sizi âlemlere üstün kılmışken ben size
Allah'tan başka bir tanrı mı arayayım?
141. Hatırlayın ki, size işkencenin en kötüsünü yapan Firavun'un
adamlarından sizi kurtardık. Onlar oğullarınızı öldürüyorlar,
kadınlarınızı sağ bırakıyorlardı. İşte bunda size Rabbiniz tarafından
büyük bir imtihan vardır.
142. (Bana ibadet etmesi için) Musa'ya otuz gece vade verdik ve ona
on gece daha ilâve ettik;
böylece Rabbinin tayin ettiği vakit kırk geceyi buldu. Musa, kardeşi
Harun'a dedi ki: Kavmimin içinde benim yerime geç, onları ıslah et,
bozguncuların yoluna uyma.
143. Musa tayin ettiğimiz vakitte (Tûr'a) gelip de Rabbi onunla
konuşunca "Rabbim! Bana (kendini) göster; seni göreyim!" dedi. (Rabbi):
"Sen beni asla göremezsin. Fakat şu dağa bak, eğer o yerinde durabilirse
sen de beni göreceksin!" buyurdu. Rabbi o dağa tecelli edince onu
paramparça etti, Musa da baygın düştü. Ayılınca dedi
ki: Seni noksan sıfatlardan
tenzih ederim, sana tevbe ettim. Ben inananların ilkiyim.
144. (Allah) Ey Musa! dedi, ben risaletlerimle (sana verdiğim
görevlerle) ve sözlerimle seni insanların başına seçtim. Sana verdiğimi
al ve şükredenlerden ol.
145. Nasihat ve her
şeyin açıklamasına dair ne varsa hepsini Musa için levhalarda yazdık.
(Ve dedik ki): Bunları kuvvetle tut, kavmine de onun en güzelini
almalarını emret. Yakında size, yoldan çıkmışların yurdunu göstereceğim.
146. Yeryüzünde haksız yere böbürlenenleri âyetlerimden
uzaklaştıracağım. Onlar bütün mucizeleri görseler de iman etmezler.
Doğru yolu görseler onu yol edinmezler. Fakat azgınlık yolunu
görürlerse, hemen ona saparlar. Bu durum, onların âyetlerimizi
yalanlamalarından ve onlardan gafil olmalarından
ileri gelmektedir.
147. Halbuki âyetlerimizi ve ahirete kavuşmayı yalanlayanların
amelleri boşa çıkmıştır. Onlar, yapmakta oldukları amellerden başka bir
şey için mi cezalandırılırlar!
148. (Tûr'a giden) Musa'nın arkasından kavmi, zinet takımlarından,
böğürebilen bir buzağı heykelini (tanrı) edindiler. Görmediler mi ki o,
onlarla ne konuşuyor ne de onlara yol gösteriyor? Onu (tanrı olarak)
benimsediler ve zalimler oldular.
149. Pişman olup da kendilerinin gerçekten sapmış olduklarını görünce
dediler ki: Eğer Rabbimiz bize acımaz ve bizi bağışlamazsa mutlaka
ziyana uğrayanlardan olacağız!
150. Musa, kızgın ve üzgün bir halde kavmine dönünce: "Benden sonra
arkamdan ne kötü işler yapmışsınız! Rabbinizin emrini (beklemeyip) acele
mi ettiniz?" dedi. Tevrat levhalarını yere attı ve kardeşinin (Harun'un)
başını tutup kendine doğru çekmeye başladı. (Kardeşi): "Anam oğlu! Bu
kavim beni cidden zayıf gördüler ve nerede ise beni öldüreceklerdi. Sen
de düşmanları bana güldürme ve beni bu zalim kavimle beraber tutma!"
dedi.
151. (Musa da) Ey Rabbim, beni ve kardeşimi bağışla, bizi rahmetine
kabul et. Zira sen merhametlilerin en merhametlisisin! dedi.
152. Buzağıyı (tanrı) edinenler var ya, işte onlara mutlaka
Rablerinden bir gazap ve dünya hayatında bir alçaklık erişecektir. Biz
iftiracıları böyle cezalandırırız.
153. Kötülükler yaptıktan sonra ardından tevbe edip de iman edenlere
gelince, şüphesiz ki o tevbe ve imandan sonra, Rabbin elbette bağışlayan
ve esirgeyendir.
154. Musa'nın öfkesi dinince levhaları aldı. Onlardaki yazıda
Rablerinden korkanlar için hidayet ve rahmet (haberi) vardı.
155. Musa tayin ettiğimiz vakitte kavminden yetmiş adam seçti. Onları
o müthiş deprem yakalayınca Musa dedi ki: "Ey Rabbim! Dileseydin onları
da beni de daha önce helâk ederdin. İçimizden birtakım beyinsizlerin
işlediği (günah) yüzünden hepimizi helâk edecek misin? Bu iş, senin
imtihanından başka bir şey değildir. Onunla dilediğini saptırırsın,
dilediğini de doğru yola iletirsin. Sen bizim sahibimizsin, bizi bağışla
ve bize acı!
Sen bağışlayanların en iyisisin! (Hz. Musa'nın, kavmini temsilen seçip
Al lah'ın huzuruna getirdiği kimseler, Allah ile kendi arasındaki
konuşmayı işitince, onunla yetinmediler ve: ""Ey Musa, Allah'ı açıkca
görmedikçe sana asla inanmayacağız"" dediler.
Bunun üzerine orada
şiddetli bir deprem oldu ve bayılıp düştüler. Hz. Musa, Allah'a yalvardı
da bu afet kaldırıldı.)
156. Bize, bu dünyada da iyilik yaz ahirette de. Şüphesiz biz sana
döndük." Allah buyurdu ki: Kimi dilersem onu azabıma uğratırım; rahmetim
ise her şeyi kuşatır. Onu, sakınanlara, zekâtı verenlere ve âyetlerimize
inananlara yazacağım.
157. Yanlarındaki Tevrat ve İncil'de yazılı buldukları o elçiye, o
ümmî Peygamber'e uyanlar (var ya), işte o Peygamber onlara iyiliği
emreder, onları kötülükten meneder, onlara temiz şeyleri helâl, pis
şeyleri haram kılar. Ağırlıklarını ve üzerlerindeki zincirleri indirir.
O Peygamber'e inanıp ona saygı gösteren, ona yardım eden ve onunla
birlikte gönderilen nûr'a (Kur'an'a) uyanlar var ya, işte kurtuluşa erenler
onlardır.
158. De ki: Ey insanlar! Gerçekten ben sizin hepinize, göklerin ve
yerin sahibi olan Allah'ın elçisiyim. Ondan başka tanrı yoktur, O
diriltir ve öldürür. Öyle ise Allah`a ve ümmî Peygamber olan Resûlüne
-ki o, Allah'a ve onun sözlerine inanır iman edin ve O'na uyun ki doğru
yolu bulasınız.
159. Musa'nın kavminden hak ile doğru yolu bulan ve onun sayesinde
âdil davranan bir topluluk vardır.
160. Biz İsrailoğullarını oymaklar halinde oniki kabileye ayırdık.
Kavmi kendisinden su isteyince, Musa'ya, "Asanı taşa vur!" diye
vahyettik. Derhal ondan oniki pınar fışkırdı. Her kabile içeceği yeri
belledi. Sonra üzerlerine bulutla gölge yaptık, onlara kudret helvası ve
bıldırcın eti indirdik. (Onlara dedik ki) "Size verdiğimiz rızıkların
temizlerinden yeyin.
"Ama onlar (emirlerimizi dinlememekle) bize değil kendilerine
zulmediyorlardı.
161. Onlara denildi ki : Şu şehirde (Kudüs'te) yerleşin, ondan
(nimetlerinden) dilediğiniz gibi yeyin, "bağışlanmak istiyoruz" deyin ve
kapıdan eğilerek girin ki hatalarınızı bağışlayalım. İyilik yapanlara
ileride ihsanımızı daha da artıracağız.
162. Fakat onlardan zalim olanlar, sözü, kendilerine söylenenden
başkasıyla değiştirdiler. Biz de zulmetmelerinden ötürü üzerlerine
gökten bir azap gönderdik.
163. Onlara, deniz
kıyısında bulunan şehir halkının durumunu sor. Hani onlar cumartesi
gününe saygısızlık gösterip haddi aşıyorlardı. Çünkü cumartesi tatili
yaptıkları gün, balıklar meydana çıkarak akın akın onlara gelirdi,
cumartesi tatili yapmadıkları gün de gelmezlerdi. İşte böylece biz,
yoldan çıkmalarından dolayı onları imtihan ediyorduk.
164. İçlerinden bir topluluk: "Allah'ın helâk edeceği yahut şiddetli
bir şekilde azap edeceği bir kavme ne diye öğüt veriyorsunuz?" dedi.
(Öğüt verenler) dediler ki: Rabbinize mazeret beyan edelim diye bir de
sakınırlar ümidiyle (öğüt veriyoruz).
165. Onlar kendilerine yapılan uyarıları unutunca, biz de kötülükten
men edenleri kurtardık, zulmedenleri de yapmakta oldukları kötülüklerden
ötürü şiddetli bir azap ile yakaladık.
166. Kibirlenip de
kendilerine yasak edilen şeylerden vazgeçmeyince onlara: Aşağılık
maymunlar olun! dedik.
167. Rabbin, elbette kıyamet gününe kadar onlara en kötü eziyeti
yapacak kimseler göndereceğini ilân etti. Şüphesiz Rabbin cezayı çabuk
verendir. Ve O çok bağışlayan, pek esirgeyendir.
168. Onları (yahudileri) gurup gurup yeryüzüne dağıttık. Onlardan iyi
kimseler vardır, yine onlardan bundan aşağıda olanları da vardır.
(Kötülüklerinden) belki dönerler diye onları iyilik ve kötülüklerle
imtihan ettik.
169. Onların ardından da
(âyetleri tahrif karşılığında) şu değersiz dünya malını alıp, nasıl olsa
bağışlanacağız, diyerek Kitab'a vâris olan birtakım kötü kimseler geldi.
Onlara, ona benzer bir menfaat daha gelse onu da alırlar. Peki, Kitap'ta
Allah hakkında gerçekten
başka bir şey söylemeyeceklerine dair onlardan söz alınmamış mıydı ve
onlar Kitap'takini okumamışlar mıydı? Âhiret yurdu sakınanlar için daha
hayırlıdır. Hâla aklınız ermiyor mu?
170. Kitab'a sımsıkı sarılıp namazı dosdoğru kılanlar var ya, işte
biz böyle iyiliğe çalışanların ecrini zayi etmeyiz.
171. Bir zamanlar dağı İsrailoğullarının üzerine gölge gibi kaldırdık
da üstlerine düşecek sandılar. "Size verdiğimi (Kitab'ı) kuvvetle tutun
ve içinde olanı hatırlayın ki korunasınız" dedik.
172. Kıyamet gününde, biz bundan habersizdik demeyesiniz diye Rabbin
Adem oğullarından, onların bellerinden zürriyetlerini çıkardı, onları
kendilerine şahit tuttu ve dedi ki: Ben sizin Rabbiniz değil miyim?
(Onlar da), Evet (buna) şâhit olduk, dediler.
173. Yahut "Daha önce
babalarımız Allah'a ortak koştu, biz de onlardan sonra gelen bir
nesildik (onların izinden gittik). Bâtıl işleyenlerin yüzünden bizi
helâk edecek misin?" dememeniz için (böyle yaptık).
174. Belki inkârdan dönerler diye âyetleri böyle ayrıntılı bir
şekilde açıklıyoruz.
175. Onlara (yahudilere), kendisine âyetlerimizden verdiğimiz ve
fakat onlardan sıyrılıp çıkan, o yüzden de şeytanın takibine uğrayan ve
sonunda azgınlardan olan kimsenin haberini oku.
176. Dileseydik elbette onu bu âyetler sayesinde
yükseltirdik. Fakat o, dünyaya saplandı ve hevesinin peşine düştü. Onun
durumu tıpkı köpeğin durumuna benzer: Üstüne varsan da dilini çıkarıp
solur, bıraksan da dilini sarkıtıp solur. İşte âyetlerimizi yalanlayan
kavmin durumu böyledir. Kıssayı anlat; belki
düşünürler.
177. Âyetlerimizi yalanlayan ve kendilerine zulmetmiş olan kavmin
durumu ne kötüdür!
178. Allah kimi hidayete erdirirse, doğru yolu bulan odur. Kimi de
şaşırtırsa, işte asıl ziyana uğrayanlar onlardır.
179. Andolsun, biz cinler ve insanlardan
birçoğunu cehennem için yaratmışızdır. Onların kalpleri vardır, onlarla
kavramazlar; gözleri vardır, onlarla görmezler; kulakları vardır,
onlarla işitmezler. İşte onlar hayvanlar gibidir; hatta daha da
şaşkındırlar. İşte asıl gafiller onlardır.
180. En güzel isimler
(el-esmâü'l-hüsnâ) Allah'ındır. O halde O'na o güzel isimlerle dua edin.
Onun isimleri hakkında eğri yola gidenleri bırakın. Onlar yapmakta
olduklarının cezasına çarptırılacaklardır.
181. Yarattıklarımızdan, daima hakka ileten ve adaleti
hak ile yerine getiren bir millet bulunur.
182. Âyetlerimizi yalanlayanları, hiç bilmeyecekleri yerden yavaş
yavaş helâke götüreceğiz.
183. Onlara mühlet veririm; (ama) benim cezam çetindir.
184. Düşünmediler mi ki, arkadaşlarında (Muhammed'de) delilik yoktur?
O, ancak apaçık bir uyarıcıdır.
185. Göklerin ve yerin hükümranlığına, Allah'ın yarattığı her şeye ve
ecellerinin yaklaşmış olabileceğine bakmadılar mı? O halde Kur'an'dan
sonra hangi söze inanacaklar?
186. Allah kimi şaşırtırsa, artık onun için yol gösteren yoktur. Ve
onları azgınlıkları içinde şaşkın olarak bırakır.
187. Sana kıyameti, ne zaman gelip çatacağını soruyorlar. De ki: Onun
ilmi ancak Rabbimin katındadır. Onun vaktini O'ndan başkası açıklayamaz.
O göklere de yere de ağır gelmiştir. O size ansızın gelecektir. Sanki
sen onu biliyormuşsun gibi sana soruyorlar. De ki: Onun bilgisi ancak
Allah'ın katındadır; ama insanların çoğu bilmezler.
188. De ki: "Ben, Allah'ın dilediğinden başka kendime herhangi bir
fayda veya zarar verecek güce sahip değilim. Eğer ben gaybı bilseydim
elbette daha çok hayır yapmak isterdim ve bana hiçbir fenalık
dokunmazdı. Ben sadece inanan bir kavim için bir uyarıcı ve
müjdeleyiciyim."
189. Sizi bir tek candan (Âdem'den) yaratan, ondan da yanında huzur
bulsun diye eşini (Havva'yı) yaratan O'dur. Eşi ile (birleşince) eşi
hafif bir yük yüklendi (hamile kaldı). Onu bir müddet taşıdı. Hamileliği
ağırlaşınca, Rableri Allah'a: Andolsun bize kusursuz bir çocuk verirsen
muhakkak şükredenlerden olacağız, diye dua ettiler.
190. Fakat (Allah)
onlara kusursuz bir çocuk verince, kendilerine verdiği bu çocuk hakkında
(sonradan insanlar) Allah'a ortak koştular. Allah ise onların ortak
koştuğu şeyden yücedir.
191. Kendileri yaratıldığı halde hiçbir şeyi yaratamayan varlıkları
(Allah'a) ortak mı koşuyorlar?
192. Halbuki (putlar) ne onlara bir yardım edebilirler ne de
kendilerine bir yardımları olur.
193. Onları doğru yola çağırırsanız size uymazlar; onları çağırsanız
da, sukût etseniz de sizin için birdir.
194. (Ey kâfirler!) Allah'ı
bırakıp da taptıklarınız sizler gibi kullardır. (Onların tanrılığı
hakkında iddianızda) doğru iseniz, onları çağırın da size cevap
versinler!
195. Onların yürüyecekleri ayakları mı var, yoksa tutacakları elleri
mi var veya görecekleri gözleri mi var yahut işitecekleri kulakları mı
var (neleri var)? De ki: "Ortaklarınızı çağırın, sonra bana
(istediğiniz) tuzağı kurun ve bana göz bile açtırmayın!"
196. Şüphesiz ki, benim koruyanım Kitab'ı indiren Allah'tır. Ve O
bütün salih kullarını görüp gözetir.
197. Allah'ın dışında
taptıklarınızın ne size yardıma güçleri yeter ne de kendilerine yardım
edebilirler.
198. Onları doğru yola çağırmış olsanız işitmezler. Ve onları sana
bakar görürsün, oysa onlar görmezler.
199. (Resûlüm!) Sen afyolunu tut, iyiliği emret
ve cahillerden yüz çevir.
200. Eğer şeytanın fitlemesi seni dürterse hemen Allah'a sığın. Çünkü
O, işitendir, bilendir.
201. Takvâya erenler var ya, onlara şeytan tarafından bir vesvese
dokunduğunda (Allah'ın emir ve yasaklarını) hatırlayıp hemen gerçeği
görürler.
202. (Şeytanların) dostlarına gelince, şeytanlar onları azgınlığa
sürüklerler. Sonra da yakalarını bırakmazlar.
203. Onlara bir mucize getirmediğin zaman, (ötekiler gibi) onu da
derleyip getirseydin ya! derler. De ki: Ben ancak Rabbimden bana
vahyolunana uyarım. Bu (Kur'an), Rabbinizden gelen basîretlerdir (kalp
gözlerini açan beyanlardır); inanan bir kavim için hidayet ve rahmettir.
204. Kur'an okunduğu zaman onu dinleyin ve susun ki size merhamet
edilsin.
205. Kendi kendine, yalvararak ve
ürpererek, yüksek olmayan bir sesle sabah akşam Rabbini an. Gafillerden
olma.
206. Kuşkusuz Rabbin katındakiler O'na kulluk etmekten
kibirlenmezler, O'nu tesbih eder ve yalnız O'na secde ederler.
8-ENFÂL
Bismillâhirrahmânirrahîm
1. Sana savaş ganimetlerini soruyorlar. De ki: Ganimetler Allah ve
Peygamber'e aittir. O halde siz (gerçek) müminler iseniz Allah'tan
korkun, aranızı düzeltin, Allah ve Resûlüne itaat edin.
2. Müminler ancak, Allah anıldığı
zaman yürekleri titreyen, kendilerine Allah'ın âyetleri okunduğunda
imanlarını artıran ve yalnız Rablerine dayanıp güvenen kimselerdir.
3. Onlar namazlarını dosdoğru kılan ve kendilerine rızık olarak
verdiğimizden (Allah yolunda) harcayan kimselerdir.
4. İşte onlar gerçek müminlerdir. Onlar için Rableri katında nice
dereceler, bağışlanma ve tükenmez bir rızık vardır.
5. (Onların bu hali,) müminlerden bir gurup kesinlikle istemediği
halde, Rabbinin seni evinden hak uğruna çıkardığı (zamanki halleri)
gibidir.
6. Hak ortaya çıktıktan sonra sanki gözleri göre göre ölüme
sürükleniyorlarmış gibi (cihad hususunda) seninle tartışıyorlardı.
7. Hatırlayın ki, Allah size, iki taifeden (kervan veya Kureyş
ordusundan) birinin sizin olduğunu vadediyordu; siz de kuvvetsiz olanın
(kervanın) sizin olmasını istiyordunuz. Oysa Allah, sözleriyle hakkı
gerçekleştirmek ve (Kureyş ordusunu yok ederek) kâfirlerin ardını kesmek
istiyordu.
8. (Bunlar,) günahkârlar istemese de hakkı gerçekleştirmek ve bâtılı
ortadan kaldırmak içindi.
9. Hatırlayın ki, siz Rabbinizden yardım istiyordunuz. O da, ben
peşpeşe gelen bin melek ile size yardım edeceğim, diyerek duanızı kabul
buyurdu.
10. Allah bunu (meleklerle yardımı) sadece müjde olsun ve onunla
kalbiniz yatışsın diye yapmıştı. Zaten yardım yalnız Allah
tarafındandır. Çünkü Allah mutlak galiptir, yegâne hüküm ve hikmet
sahibidir.
11. O zaman katından bir güven olmak üzere sizi hafif bir uykuya
daldırıyordu; sizi temizlemek, şeytanın pisliğini (verdiği vesveseyi)
sizden gidermek, kalplerinizi birbirine bağlamak ve savaşta sebat
ettirmek için üzerinize gökten bir su (yağmur) indiriyordu.
l2. Hani Rabbin meleklere: "Muhakkak ben sizinle beraberim; haydi
iman edenlere destek olun; Ben kâfirlerin yüreğine korku salacağım;
vurun boyunlarına! Vurun onların bütün parmaklarına! diye vahyediyordu.
l3. Bu söylenenler, onların Allah'a ve Resûlüne karşı gelmelerinden
ötürüdür. Kim Allah ve Resûlüne karşı gelirse, bilsin ki Allah, azabı
şiddetli olandır.
14. İşte bu yenilgi size Allah'ın azabı! Şimdilik onu tadın!
Kâfirlere bir de cehennem ateşinin azabı vardır.
15. Ey müminler! Toplu halde kâfirlerle karşılaştığınız zaman onlara
arkanızı dönmeyin. (Korkup kaçmayın).
16. Tekrar savaşmak için bir tarafa çekilme veya diğer bölüğe ulaşıp
mevzi tutma durumu dışında, kim öyle bir günde onlara arka çevirirse
muhakkak ki o, Allah'ın gazabını hak etmiş olarak döner. Onun yeri de
cehennemdir. Orası, varılacak ne kötü yerdir!
17. (Savaşta) onları siz öldürmediniz, fakat Allah öldürdü onları;
attığın zaman da sen atmadın, fakat Allah attı (onu). Ve bunu, müminleri
güzel bir imtihanla denemek için (yaptı). Şüphesiz Allah işitendir,
bilendir.
18. Bu böyledir. Şüphesiz Allah, kâfirlerin tuzağını bozar.
19. (Ey kâfirler!) Eğer siz fetih istiyorsanız, işte size fetih
geldi! (Yenelim derken yenildiniz.) Ve eğer (inkardan) vazgeçerseniz bu
sizin için daha iyidir. Yine (Peygamber'e düşmanlığa) dönerseniz, biz de
(ona) yardıma döneriz. Topluluğunuz çok bile olsa, sizden hiçbir şeyi
savamaz. Çünkü Allah müminlerle beraberdir.
20. Ey iman edenler! Allah'a ve Resûlüne itaat edin, işittiğiniz
halde O'ndan yüz çevirmeyin.
21. İşitmedikleri halde işittik diyenler gibi olmayın.
22. Şüphesiz Allah katında hayvanların en kötüsü, düşünmeyen sağırlar
ve dilsizlerdir.
23. Allah onlarda bir hayır görseydi elbette onlara işittirirdi.
Fakat işittirseydi bile yine onlar yüz çevirerek dönerlerdi.
24. Ey inananlar! Hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah
ve Resûlüne uyun. Ve bilin ki, Allah kişi ile onun kalbi arasına girer
ve siz mutlaka onun huzurunda toplanacaksınız.
25. Bir de öyle bir fitneden sakının ki o, içinizden sadece
zulmedenlere erişmekle kalmaz (umuma sirayet ve hepsini perişan eder).
Biliniz ki, Allah'ın azabı şiddetlidir.
26. Hatırlayın ki, bir zaman siz yeryüzünde âciz tanınan az (bir
toplum) idiniz; insanların sizi kapıp götürmesinden korkuyordunuz da
şükredesiniz diye Allah size yer yurt verdi; yardımıyla sizi destekledi
ve size temizinden rızıklar verdi.
27. Ey iman edenler! Allah'a ve Peygamber
e hainlik etmeyin; (sonra) bile bile kendi emanetlerinize hainlik etmiş
olursunuz.
28. Biliniz ki, mallarınız ve çocuklarınız birer imtihan sebebidir ve
büyük mükâfat Allah'ın katındadır.
29. Ey iman edenler! Eğer Allah'tan korkarsanız O, size iyi ile
kötüyü ayırdedecek bir anlayış verir, suçlarınızı örter ve sizi
bağışlar. Çünkü Allah büyük lütuf sahibidir.
30. Hatırla ki, kâfirler seni tutup bağlamaları veya öldürmeleri
yahut seni (yurdundan) çıkarmaları için sana tuzak kuruyorlardı. Onlar
(sana) tuzak kurarlarken Allah da (onlara) tuzak kuruyordu. Çünkü Allah
tuzak kuranların en iyisidir.
31. Onlara âyetlerimiz okunduğu zaman dediler ki: "(Evet) işittik,
istesek biz de bunun benzerini elbette söyleyebiliriz. Bu öncekilerin
masallarından başka bir şey değildir."
32. Hani (o kâfirler) bir zaman da: Ey Allah'ım! Eğer bu Kitap senin
katından gelmiş bir gerçekse üzerimize gökten taş yağdır, yahut bize
elem verici bir azap getir! demişlerdi.
33. Halbuki sen onların içinde iken Allah, onlara azap edecek
değildir. Ve onlar mağfiret dilerlerken de Allah onlara azap edici
değildir.
34. Onlar Mescid-i Haram'ın mütevellîleri olmadıkları halde
(müminleri) oradan geri çevirirlerken Allah onlara ne diye azap
etmeyecek? Oranın mütevellîleri takvâ sahiplerinden başkaları değildir.
Fakat onların çoğu bunu bilmez.
35. Onların Beytullah yanındaki duaları da ıslık çalmak ve el
çırpmaktan başka bir şey değildir. (Ey kâfirler!) İnkâr etmekte
olduğunuz şeylerden ötürü şimdi azabı tadın!
36. Şüphesiz ki inkâr edenler mallarını, (insanları) Allah yolundan
alıkoymak için harcıyorlar. Daha da harcayacaklar. Ama sonunda bu,
onlara yürek acısı olacak ve en sonunda mağlûp olacaklardır. Kâfirlikte
ısrar edenler ise cehenneme toplanacaklardır.
37. (Bu toplama) Allah'ın murdarı temizden ayıklaması (mümini
kâfirden ayırması) ve bütün murdarların bir kısmını diğer bir kısmının
üstüne koyup hepsini yığarak cehenneme atması içindir. İşte onlar ziyana
uğrayanların kendileridir.
38. İnkâr edenlere, (sana düşmanlıktan) vazgeçerlerse, geçmiş
günahlarının bağışlanacağını söyle. Yok geri dönerlerse kendilerinden
öncekilerin hali gözlerinin önündedir!
39. Fitne ortadan kalkıncaya ve din tamamen Allah'ın oluncaya kadar
onlarla savaşın! (İnkâra) son verirlerse şüphesiz ki Allah onların
yaptıklarını çok iyi görür.
40. Eğer (imandan) yüz çevirirlerse, bilin ki Allah sizin
sahibinizdir. O ne güzel sahip ve ne güzel yardımcıdır!.
4l. Eğer Allah'a ve hak ile bâtılın ayrıldığı gün, iki ordunun
birbiri ile karşılaştığı gün (Bedir savaşında) kulumuza indirdiğimize
inanmışsanız, bilin ki, ganimet olarak aldığınız herhangi bir şeyin
beşte biri Allah'a, Resulüne, onun akrabalarına yetimlere, yoksullara ve
yolcuya aittir. Allah her şeye hakkıyla kadirdir.
42. Hatırlayın ki, (Bedir savaşında) siz vâdinin yakın kenarında
(Medine tarafında) idiniz, onlar da uzak kenarında (Mekke tarafında)
idiler. Kervan da sizden daha aşağıda (deniz sahilinde) idi. Eğer (savaş
için) sözleşmiş olsaydınız, sözleştiğiniz vakit hususunda ihtilâfa
düşerdiniz. Fakat Allah, gerekli
olan emri yerine getirmesi, helâk olanın açık bir delille (gözüyle
gördükten sonra) helâk olması, yaşayanın da açık bir delille yaşaması
için (böyle yaptı). Çünkü Allah hakkıyla işitendir, bilendir.
43. Hatırla ki, Allah, uykunda sana onları az gösterdi. Eğer onları
sana çok gösterseydi, elbette çekinecek ve bu iş hakkında münakaşaya
girişecektiniz. Fakat Allah (sizi bundan) kurtardı. Şüphesiz O,
kalplerin özünü bilir.
44. Allah, olacak bir işi yerine getirmek için (savaş alanında)
karşılaştığınız zaman onları sizin gözlerinizde az gösteriyor, sizi de
onların gözlerinde azaltıyordu. Bütün işler Allah'a döner.
45. Ey iman edenler! Herhangi bir topluluk ile karşılaştığınız zaman
sebat edin ve Allah'ı çok anın ki başarıya erişesiniz.
46. Allah ve Resûlüne
itaat edin, birbirinizle çekişmeyin; sonra korkuya kapılırsınız da
kuvvetiniz gider. Bir de sabredin. Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.
47. Çalım satmak, insanlara gösteriş yapmak ve (insanları) Allah
yolundan alıkoymak için yurtlarından çıkanlar (kâfirler) gibi olmayın.
Allah onların yaptıklarını çepeçevre kuşatmıştır.
48. Hani şeytan onlara yaptıklarını güzel gösterdi de: Bugün
insanlardan size galip gelecek kimse yoktur, şüphesiz ben de sizin
yardımcınızım, dedi. Fakat iki ordu birbirini görünce ardına döndü ve:
Ben sizden uzağım, ben sizin göremediklerinizi (melekleri) görüyorum,
ben Allah'tan korkuyorum; Allah'ın azabı şiddetlidir, dedi.
49. O zaman münafıklarla kalplerinde hastalık bulunanlar, (sizin
için), "Bunları, dinleri aldatmış" diyorlardı. Halbuki kim Allah'a
dayanırsa, bilsin ki Allah mutlak galiptir, hikmet sahibidir. (Kendisine
güveneni üstün ve galip kılacak O'dur. Yoksa orduların sayı ve techizat
üstünlüğü değildir).
50. Melekler yüzlerine ve arkalarına vurarak ve "Tadın yakıcı
cehennem azabını" (diyerek) o kâfirlerin canlarını alırken onları bir
görseydin!
51. İşte bu, ellerinizle yaptığınız yüzündendir, yoksa Allah kullara
zulmedici değildir.
52. (Bunların gidişatı) tıpkı Firavun ailesi ve onlardan öncekilerin
gidişatı gibidir. (Onlar da) Allah'ın âyetlerini inkâr etmişlerdi de
Allah onları günahları sebebiyle yakalamıştı. Allah güçlüdür. O'nun
cezası şiddetlidir.
53. Bu da, bir millet kendilerinde bulunanı (güzel ahlâk ve
meziyetleri) değiştirinceye kadar Allah'ın onlara verdiği nimeti
değiştirmeyeceğinden dolayıdır. Gerçekten Allah işitendir, bilendir.
54. (Evet bunların durumu), Firavun ailesi ve onlardan öncekilerin
durumuna benzer. Onlar Rablerinin âyetlerini yalanlamışlardı; biz de
onları günahlarından ötürü helâk etmiştik ve Firavun ailesini (denizde)
boğmuştuk. Hepsi de zalimler idiler.
55. Allah katında, yürüyen canlıların en kötüsü kâfir olanlardır.
Çünkü onlar iman etmezler.
56. Onlar, kendileriyle antlaşma yaptığın, sonra her defasında hiç
çekinmeden ahidlerini bozan kimselerdir.
57. Eğer savaşta onları yakalarsan, ibret almaları için onlar ile
(onlara vereceğin ceza ile) arkalarında bulunan kimseleri de dağıt.
58. (Antlaşma yaptığın) bir kavmin hainlik yapmasından korkarsan, sen
de (onlarla yaptığın ahdi) aynı şekilde bozduğunu kendilerine bildir.
Çünkü Allah, hainleri sevmez.
59. İnkâr edenler yakayı kurtardıklarını sanmasınlar. Çünkü onlar
(bizi) âciz bırakamazlar.
60. Onlara (düşmanlara) karşı gücünüz yettiği kadar kuvvet ve cihad
için bağlanıp beslenen atlar hazırlayın, onunla Allah'ın düşmanını,
sizin düşmanınızı ve onlardan başka sizin bilmediğiniz, Allah'ın bildiği
(düşman) kimseleri korkutursunuz. Allah yolunda ne harcarsanız size
eksiksiz ödenir, siz asla haksızlığa uğratılmazsınız.
61. Eğer onlar barışa yanaşırlarsa sen de ona yanaş ve Allah'a
tevekkül et, çünkü O işitendir, bilendir.
62. Eğer sana hile yapmak isterlerse, şunu bil ki, Allah sana
kâfidir. O, seni yardımıyla ve müminlerle destekleyendir.
63. Ve (Allah), onların kalplerini birleştirmiştir. Sen yeryüzünde
bulunan her şeyi verseydin, yine onların gönüllerini birleştiremezdin,
fakat Allah onların aralarını bulup kaynaştırdı. Çünkü O, mutlak
galiptir, hikmet sahibidir.
64. Ey Peygamber! Sana ve sana uyan müminlere Allah yeter.
65. Ey Peygamber!
Müminleri savaşa teşvik et. Eğer sizden sabırlı yirmi kişi bulunursa,
iki yüze (kâfire) galip gelirler. Eğer sizden yüz kişi olursa, kâfir
olanlardan bin kişiye galip gelirler. Çünkü onlar anlamayan bir
topluluktur.
66. Şimdi Allah, yükünüzü hafifletti; sizde zayıflık olduğunu bildi.
O halde sizden sabırlı yüz kişi bulunursa, (onlardan) ikiyüz kişiye
galip gelir. Ve eğer sizden bin kişi olursa, Allah'ın izniyle (onlardan)
ikibin kişiye galip gelirler. Allah sabredenlerle beraberdir.
67. Yeryüzünde ağır basıncaya (küfrün belini kırıncaya) kadar, hiçbir
peygambere esirleri bulunması yaraşmaz. Siz geçici dünya malını
istiyorsunuz, halbuki Allah (sizin için) ahireti istiyor. Allah
güçlüdür, hikmet sahibidir.
68. Allah tarafından önceden verilmiş bir hüküm olmasaydı, aldığınız
fidyeden ötürü size mutlaka büyük bir azap dokunurdu.
69. Artık elde ettiğiniz ganimetten helâl ve temiz olarak yeyin. Ve
Allah'tan korkun. Şüphesiz ki Allah bağışlayan, merhamet edendir.
70. Ey Peygamber! Elinizdeki esirlere de ki:
Eğer Allah kalplerinizde hayır olduğunu bilirse, sizden alınandan
(fidyeden) daha hayırlısını size verir ve sizi bağışlar. Çünkü Allah
bağışlayandır, esirgeyendir.
71. Eğer sana hainlik etmek isterlerse (üzülme, çünkü) daha önce
Allah'a da hainlik etmişlerdi de Allah onlara karşı sana imkân ve kudret
vermişti. Allah bilendir, hikmet sahibidir.
72. İman edip de hicret edenler, Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla
cihad edenler ve (muhacirleri) barındırıp yardım edenler var ya, işte
onların bir kısmı diğer bir kısmının dostlarıdır. İman edip de hicret
etmeyenlere gelince, onlar hicret edinceye kadar size onların mirasından
hiçbir pay yoktur. Eğer onlar din hususunda sizden yardım isterlerse,
sizinle aralarında sözleşme bulunan bir kavim aleyhine olmaksızın
(o müslümanlara) yardım etmek üzerinize borçtur. Allah yapacaklarınızı
hakkıyla görmektedir.
73. Kâfir olanlar da birbirlerinin yardımcılarıdır. Eğer siz onu
(Allah'ın emirlerini) yerine getirmezseniz yeryüzünde bir fitne ve büyük
bir fesat olur.
74. İman edip de Allah yolunda hicret ve cihad edenler, (muhacirleri)
barındıran ve yardım edenler var ya, işte gerçek müminler onlardır.
Onlar için mağfiret ve bol rızık vardır.
75. Sonradan iman eden ve hicret edip de sizinle beraber cihad
edenler de sizdendir.
Allah'ın kitabına göre yakın akrabalar birbirlerine (vâris olmağa) daha
uygundur. Şüphesiz ki Allah her şeyi bilendir.
9.TEVBE
Eûzübillâhimineşşeytânirracîm
1. Allah ve Resûlünden kendileriyle antlaşma yapmış olduğunuz
müşriklere bir ihtar!
2. (Ey müşrikler!) Yeryüzünde dört ay daha dolaşın. İyi bilin ki siz
Allah'ı âciz bırakacak değilsiniz; Allah ise kâfirleri rezil (ve
perişan) edecektir.
3. Hacc-ı ekber (en büyük hac) gününde Allah ve Resûlünden insanlara
bir bildiridir: Allah ve Resûlü müşriklerden uzaktır. Eğer tevbe
ederseniz, bu sizin için daha hayırlıdır. Ve eğer yüz çevirirseniz bilin
ki, siz Allah'ı âciz bırakacak değilsiniz. (Ey Muhammed)! o kâfirlere
elem verici bir azabı müjdele!
4. Ancak kendileriyle antlaşma yaptığınız müşriklerden (antlaşma
şartlarına uyan) hiçbir şeyi size eksik bırakmayan ve sizin aleyhinize
herhangi bir kimseye arka çıkmayanlar (bu hükmün) dışındadır. Onların
antlaşmalarını, süreleri bitinceye kadar tamamlayınız. Allah
(haksızlıktan) sakınanları sever.
5. Haram aylar çıkınca müşrikleri bulduğunuz yerde öldürün; onları
yakalayın, onları hapsedin ve onları her gözetleme yerinde oturup
bekleyin. Eğer tevbe eder, namazı dosdoğru kılar, zekâtı da verirlerse
artık yollarını serbest bırakın. Allah yarlığayan, esirgeyendir.
6. Ve eğer müşriklerden biri senden aman dilerse, Allah'ın kelâmını
işitip dinleyinceye kadar ona aman ver, sonra (müslüman olmazsa) onu
güven içinde bulunacağı bir yere ulaştır. İşte bu (müsamaha), onların,
bilmeyen bir kavim olmalarından dolayıdır.
7. Mescid-i Haram'ın yanında kendileriyle antlaşma yaptıklarınızın
dışında müşriklerin Allah ve Resûlü yanında nasıl (muteber) bir ahdi
olabilir? Onlar size karşı dürüst davrandıkları müddetçe siz de onlara
dürüst davranın. Çünkü Allah (ahdi bozmaktan) sakınanları sever.
8. Nasıl olabilir ki! Onlar size galip gelselerdi, sizin hakkınızda
ne ahit, ne de antlaşma gözetirlerdi. Onlar ağızlarıyla sizi razı
ediyorlar, halbuki kalpleri (buna) karşı çıkıyor. Çünkü onların çoğu
yoldan çıkmışlardır.
9. Allah'ın âyetlerine karşılık az bir değeri (dünya malını ve
nefsânî istekleri) satın aldılar da (insanları) O'nun yolundan
alıkoydular. Gerçekten onların yapmakta oldukları şeyler ne kötüdür!
10. Bir mümin hakkında ne ahit tanırlar ne de antlaşma. Çünkü onlar
saldırganların kendileridir.
11. Fakat tevbe eder, namaz kılar ve zekât verirlerse, artık onlar
dinde kardeşlerinizdir. Biz, bilen bir kavme âyetlerimizi böyle
açıklıyoruz.
12. Eğer antlaşmalarından sonra yeminlerini bozarlar, ve dininize
saldırırlarsa, küfrün önderlerine karşı savaşın. Çünkü onlar yeminleri
olmayan adamlardır. (Onlara karşı savaşırsanız) umulur ki küfre son verirler.
13. (Ey müminler!) verdikleri sözü bozan, Peygamber'i (yurdundan)
çıkarmaya kalkışan ve ilk önce size karşı savaşa başlamış olan bir kavme
karşı savaşmayacak mısınız; yoksa onlardan korkuyor musunuz? Eğer
(gerçek) müminler iseniz, bilin ki, Allah, kendisinden korkmanıza daha
lâyıktır.
14. Onlarla savaşın ki, Allah sizin ellerinizle onları cezalandırsın;
onları rezil etsin; sizi onlara galip kılsın ve mümin toplumun
kalplerini ferahlatsın.
15. Ve onların (müminlerin) kalplerinden öfkeyi gidersin. Allah
dilediğinin tevbesini kabul eder. Allah bilendir, hikmet sahibidir.
16. Yoksa, Allah, sizden, cihad edip Allah, peygamber ve müminlerden
başkasını kendilerine sırdaş edinmeyenleri ortaya çıkarmadan
bırakılacağınızı mı sandınız? Allah yaptıklarınızdan haberdardır.
17. Allah'a ortak koşanlar, kendilerinin kâfirliğine bizzat kendileri
şahitlik ederlerken, Allah'ın mescitlerini imar etme selâhiyetleri
yoktur. Onların bütün işleri boşa gitmiştir. Ve onlar ateşte ebedî
kalacaklardır.
18. Allah'ın mescitlerini ancak Allah'a ve ahiret gününe iman eden,
namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren ve Allah'tan başkasından korkmayan
kimseler imar eder. İşte doğru yola ermişlerden olmaları umulanlar
bunlardır.
19. (Ey müşrikler!) Siz hacılara su vermeyi ve Mescid-i Haram'ı
onarmayı, Allah'a ve ahiret gününe iman edip de Allah yolunda cihad
edenlerin imanı ile bir mi tutuyorsunuz? Halbuki onlar Allah katında
eşit değillerdir. Allah zalimler topluluğunu hidayete erdirmez.
20. İman edip de hicret edenler ve Allah yolunda mallarıyla,
canlarıyla cihad edenler, rütbe bakımından Allah katında daha
üstündürler. Kurtuluşa erenler de işte onlardır.
21. Rableri onlara, tarafından bir rahmet ve hoşnutluk ile, kendileri
için, içinde tükenmez nimetler bulunan cennetler müjdeler.
22. Onlar orada ebedî kalacaklardır. Şüphesiz ki Allah katında büyük
mükâfat vardır.
23. Ey iman edenler! Eğer küfrü imana tercih ediyorlarsa,
babalarınızı ve kardeşlerinizi (bile) veli edinmeyin. Sizden kim onları
dost edinirse, işte onlar zalimlerin kendileridir.
24. De ki: Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz,
hısım akrabanız kazandığınız mallar, kesada uğramasından korktuğunuz
ticaret, hoşlandığınız meskenler size Allah'tan, Resûlünden ve Allah
yolunda cihad etmekten daha sevgili ise, artık Allah emrini getirinceye
kadar bekleyin. Allah fâsıklar topluluğunu hidayete erdirmez.
25. Andolsun ki Allah, birçok yerde (savaş alanlarında) ve Huneyn
savaşında size yardım etmişti. Hani çokluğunuz size kendinizi
beğendirmiş, fakat sizi hezimete uğramaktan kurtaramamıştı. Yeryüzü
bütün genişliğine rağmen size dar gelmişti, sonunda (bozularak) gerisin
geri dönmüştünüz.
26.Sonra Allah, Resûl'ü ile müminler üzerine sekînetini (sükûnet ve
huzur duygusu) indirdi, sizin görmediğiniz ordular (melekler) indirdi de
kâfirlere azap etti. İşte bu, o kâfirlerin cezasıdır.
27. Sonra Allah, bunun ardından yine dilediğinin tevbesini kabul
eder. Zira Allah bağışlayan, esirgeyendir.
28. Ey iman edenler! Müşrikler ancak bir pisliktir. Onun için bu
yıllarından sonra Mescid-i Haram'a yaklaşmasınlar. Eğer yoksulluktan
korkarsanız, (biliniz ki) Allah dilerse sizi kendi lütfundan zengin
edecektir. Şüphesiz Allah iyi bilendir, hikmet sahibidir.
29. Kendilerine Kitap verilenlerden Allah'a ve ahiret gününe
inanmayan, Allah ve
Resûlünün haram kıldığını haram saymayan ve hak dini kendine din
edinmeyen kimselerle, küçülerek elleriyle cizye verinceye kadar savaşın.
30. Yahudiler, Uzeyr Allah'ın oğludur, dediler. Hıristiyanlar da,
Mesîh (İsa) Allah'ın oğludur dediler. Bu onların ağızlarıyla
geveledikleri sözlerdir. (Sözlerini) daha önce kâfir olmuş kimselerin
sözlerine benzetiyorlar. Allah onları kahretsin! Nasıl da (haktan
bâtıla) döndürülüyorlar!
31. (Yahudiler) Allah'ı bırakıp bilginlerini (hahamlarını); (hıristiyanlar)
da rahiplerini ve Meryem oğlu Mesîh'i (İsa'yı) rabler edindiler. Halbuki
onlara ancak tek ilâha kulluk etmeleri emrolundu. O'ndan başka tanrı
yoktur. O, bunların ortak koştukları şeylerden uzaktır.
32. Allah'ın nûrunu ağızlarıyla (üfleyip) söndürmek istiyorlar.
Halbuki kâfirler hoşlanmasalar da Allah nûrunu tamamlamaktan asla
vazgeçmez.
33. O (Allah), müşrikler hoşlanmasalar da (kendi) dinini bütün
dinlere üstün kılmak için Resûlünü hidayet ve Hak Din ile gönderendir.
34. Ey iman edenler! (Biliniz ki), hahamlardan
ve râhiplerden birçoğu insanların mallarını haksız yollardan yerler ve
(insanları) Allah yolundan engellerler. Altın ve gümüşü yığıp da onları
Allah yolunda harcamayanlar yok mu, işte onlara elem verici bir azabı
müjdele!
35. (Bu paralar) cehennem
ateşinde kızdırılıp bunlarla onların alınları, yanları ve sırtları
dağlanacağı gün (onlara denilir ki): "İşte bu kendiniz için
biriktirdiğiniz servettir. Artık yığmakta olduğunuz şeylerin (azabını)
tadın!"
36. Gökleri ve yeri yarattığı günde Allah'ın yazısına göre Allah
katında ayların sayısı on iki olup, bunlardan dördü haram aylarıdır.
İşte bu doğru hesaptır. O aylar içinde (Allah'ın koyduğu yasağı
çiğneyerek) kendinize zulmetmeyin ve müşrikler nasıl sizinle topyekün
savaşıyorlarsa siz de onlara karşı topyekün savaşın ve bilin ki Allah
(kötülükten) sakınanlarla beraberdir.
37. (Haram ayları) ertelemek, sadece kâfirlikte ileri gitmektir.
Çünkü onunla, kâfir olanlar saptırılır. Allah'ın haram kıldığının
sayısını bozmak ve O'nun haram kıldığını helâl kılmak için (haram ayını)
bir yıl helâl sayarlar, biryıl da haram sayarlar. (Böylece) onların kötü
işleri kendilerine güzel gösterilmiştir. Allah kâfirler topluluğunu
hidayete erdirmez.
38. Ey iman edenler! Size ne oldu ki, "Allah yolunda savaşa çıkın!"
denildiği zaman yere çakılıp kalıyorsunuz? Dünya hayatını ahirete tercih
mi ediyorsunuz? Fakat dünya hayatının faydası ahiretin yanında pek
azdır.
39. Eğer (gerektiğinde savaşa) çıkmazsanız, (Allah) sizi pek elem
verici bir azap ile cezalandırır ve yerinize sizden başka bir kavim
getirir; siz (savaşa çıkmamakla) O'na hiçbir zarar veremezsiniz. Allah
her şeye kadirdir.
40. Eğer siz ona (Resûlullah'a) yardım etmezseniz (bu önemli değil);
ona Allah yardım etmiştir: Hani, kâfirler onu, iki kişiden biri olarak (Ebu
Bekir ile birlikte Mekke'den) çıkarmışlardı; hani onlar mağaradaydı; o,
arkadaşına. Üzülme, çünkü Allah bizimle beraberdir, diyordu. Bunun
üzerine Allah ona (sükûnet sağlayan) emniyetini indirdi, onu sizin
görmediğiniz bir ordu ile destekledi ve kâfir olanların
sözünü alçalttı. Allah'ın sözü ise zaten yücedir. Çünkü Allah üstündür,
hikmet sahibidir.
41. (Ey müminler!) Gerek hafif, gerek ağır olarak savaşa çıkın,
mallarınızla ve canlarınızla Allah yolunda cihad edin. Eğer bilirseniz,
bu sizin için daha hayırlıdır.
42. Eğer yakın bir dünya malı ve kolay bir yolculuk olsaydı (o
münafıklar) mutlaka sana uyup peşinden gelirlerdi. Fakat meşakkatli yol
onlara uzak geldi. Gerçi onlar, "Gücümüz yetseydi mutlaka sizinle
beraber çıkardık" diye kendilerini helâk edercesine Allah'a yemin
edecekler. Halbuki Allah onların mutlaka yalancı olduklarını biliyor.
43. Allah seni affetti. Fakat doğru söyleyenler sana iyice belli
olup, sen yalancıları bilinceye kadar onlara niçin izin verdin?
44. Allah'a ve ahiret gününe iman
edenler, mallarıyla canlarıyla
savaşmaktan (geri kalmak için) senden izin istemezler. Allah takvâ
sahiplerini pek iyi bilir.
45. Ancak Allah'a ve ahiret gününe inanmayan, kalpleri şüpheye düşüp,
kuşkuları içinde bocalayanlar senden izin isterler.
46. Eğer onlar (savaşa) çıkmak isteselerdi elbette bunun için bir
hazırlık yaparlardı. Fakat Allah onların davranışlarını çirkin gördü ve
onları geri koydu; onlara "Oturanlarla (kadın ve çocuklarla) beraber
oturun!" denildi.
47. Eğer içinizde (onlar da savaşa) çıksalardı, size bozgunculuktan
başka bir katkıları olmazdı ve mutlaka fitne çıkarmak isteyerek aranızda
koşarlardı. İçinizde, onlara iyice kulak verecekler de vardır. Allah
zalimleri gayet iyi bilir.
48. Andolsun onlar önceden de fitne çıkarmak istemişler ve sana nice
işler çevirmişlerdi. Nihayet hak geldi ve onlar istemedikleri halde
Allah'ın emri yerini buldu.
49. Onlardan öylesi de var ki: "Bana izin ver, beni fitneye düşürme"
der. Bilesiniz ki onlar zaten fitneye düşmüşlerdir. Cehennem, kâfirleri
mutlaka kuşatacaktır.
50. Eğer sana bir iyilik erişirse, bu onları üzer. Ve eğer başına bir
musibet gelirse, "İyi ki biz daha önce tedbirimizi almışız" derler ve
böbürlenerek dönüp giderler.
51. De ki: Allah'ın bizim için yazdığından başkası bize asla erişmez.
O bizim mevlâmızdır. Onun için müminler yalnız Allah'a dayanıp
güvensinler.
52. De ki: Siz bizim için ancak iki iyilikten birini beklemektesiniz.
Biz de, Allah'ın, ya kendi katından veya bizim elimizle size bir azap
vermesini bekliyoruz. Haydi bekleyin; şüphesiz biz de sizinle beraber
beklemekteyiz.
53. De ki: İster gönüllü verin ister gönülsüz, sizden (sadaka) asla
kabul olunmayacaktır. Çünkü siz yoldan çıkan bir topluluk oldunuz.
54. Onların harcamalarının kabul edilmesini engelleyen, onların Allah
ve Resûlünü inkâr etmeleri, namaza ancak üşenerek gelmeleri ve
istemeyerek harcamalarından başka bir şey değildir.
55. (Ey Muhammed!) Onların malları ve çocukları seni imrendirmesin.
Çünkü Allah bunlarla, ancak dünya hayatında onların azaplarını
çoğaltmayı ve onların kâfir olarak canlarının çıkmasını istiyor.
56. (0 münafıklar) mutlaka sizden olduklarına dair Allah'a yemin
ederler. Halbuki onlar sizden değillerdir, fakat onlar (kılıçlarınızdan)
korkan bir toplumdur.
57. Eğer sığınacak bir yer yahut (barınabilecek) mağaralar veya
(sokulabilecek) bir delik bulsalardı, koşarak o tarafa yönelip
giderlerdi.
58. Onlardan sadakaların (taksimi) hususunda seni ayıplayanlar da
vardır. Sadakalardan onlara da (bir pay) verilirse razı olurlar, şayet
onlara sadakalardan verilmezse hemen kızarlar.
59. Eğer onlar Allah ve Resûlünün kendilerine verdiğine razı olup,
"Allah bize yeter, yakında bize Allah da lütfundan verecek, Resûlü de.
Biz yalnız Allah'a rağbet edenleriz" deselerdi (daha iyi olurdu).
60. Sadakalar (zekâtlar)
Allah'tan bir farz olarak ancak, yoksullara, düşkünlere, (zekât
toplayan) memurlara, gönülleri (İslâm'a) ısındırılacak olanlara,
(hürriyetlerini satın almaya çalışan) kölelere, borçlulara, Allah
yolunda çalışıp cihad edenlere, yolcuya mahsustur. Allah
pek iyi bilendir, hikmet sahibidir.
61. (Yine o münafıklardan:) O (Peygamber, her söyleneni dinleyen) bir
kulaktır, diyerek peygamberi incitenler de vardır. De ki: O, sizin için
bir hayır kulağıdır. Çünkü o Allah'a inanır, müminlere güvenir ve o,
sizden iman edenler için de bir rahmettir. Allah'ın Resûlüne eziyet
edenler için mutlaka elem verici bir azap vardır.
62. Rızanızı almak için size (gelip) Allah'a and içerler. Eğer mümin
iseler Allah ve Resûlünü razı etmeleri daha doğrudur.
63. (Hâla) bilmediler mi
ki, kim Allah ve Resûlüne karşı koyarsa elbette onun için, içinde ebedî
kalacağı cehennem ateşi vardır. İşte bu büyük rüsvaylıktır.
64. Münafıklar, kalplerinde olanı kendilerine haber verecek bir
sûrenin müminlere indirilmesinden çekinirler. De ki: Siz alay edin!
Allah o çekindiğiniz şeyi ortaya çıkaracaktır.
65. Eğer onlara, (niçin alay ettiklerini) sorarsan, elbette, biz
sadece lafa dalmış şakalaşıyorduk, derler. De ki: Allah ile, O'nun
âyetleriyle ve O'nun peygamberi ile mi alay ediyordunuz?
66. (Boşuna) özür
dilemeyin; çünkü siz iman ettikten sonra tekrar kâfir oldunuz. Sizden (tevbe
eden) bir gurubu bağışlasak bile, bir guruba da suçlu olduklarından
dolayı azap edeceğiz.
67. Münafık erkekler ve münafık kadınlar (sizden değil),
birbirlerindendir. Onlar kötülüğü emreder, iyilikten alıkor ve cimrilik
ederler. Onlar Allah'ı unuttular. Allah da onları unuttu! Çünkü
münafıklar fâsıkların kendileridir.
68. Allah erkek münafıklara da kadın münafıklara da kâfirlere de
içinde ebedî kalacakları cehennem ateşini vâdetti. O, onlara yeter.
Allah onlara lânet etmiştir! Onlar için devamlı bir azap vardır.
69. (Ey münafıklar! Siz de) sizden öncekiler gibi (yaptınız). Onlar
sizden kuvvetçe daha üstün, mal ve evlâtça daha çok idiler. Onlar (dünya
malından) paylarına düşenden faydalandılar. İşte sizden öncekiler nasıl
paylarına düşenden faydalandıysalar, siz de payınıza düşenden
faydalandınız ve (bâtıla) dalanlar gibi siz de daldınız. İşte onların
amelleri dünyada da ahirette de boşa gitmiştir. Ve onlar ziyana uğrayanların
kendileridir.
70. Onlara kendilerinden evvelkilerin, Nuh, Âd ve Semûd kavimlerinin,
İbrahim kavminin, Medyen halkının ve altüst olan şehirlerin haberi
ulaşmadı mı? Peygamberi onlara apaçık mucizeler getirmişti. Demek ki,
Allah onlara zulmedecek değildi, fakat onlar kendi kendilerine
zulmetmekte idiler.
71. Mümin erkeklerle mümin kadınlar da birbirlerinin velileridir.
Onlar iyiliği emreder, kötülükten alıkorlar, namazı dosdoğru kılarlar,
zekâtı verirler, Allah ve Resûlüne itaat ederler. İşte onlara Allah
rahmet edecektir. Şüphesiz Allah azîzdir, hikmet sahibidir.
72. Allah, mümin erkeklere ve mümin kadınlara, içinde ebedî kalmak
üzere altından ırmaklar akan cennetler ve Adn cennetlerinde güzel
meskenler vâdetti. Allah'ın rızası ise hepsinden büyüktür. İşte büyük
kurtuluş da budur.
73. Ey Peygamber! Kâfirlere ve münafıklara karşı cihad et, onlara
karşı sert davran. Onların varacakları yer cehennemdir. O ne kötü bir
varış yeridir!
74. (Ey Muhammed! O sözleri) söylemediklerine dair Allah'a yemin ediyorlar.
Halbuki o küfür sözünü elbette söylediler ve müslüman olduktan sonra
kâfir oldular. Başaramadıkları bir şeye (Peygambere suikast yapmaya) de
yeltendiler. Ve sırf Allah ve Resûlü kendi lütuflarından onları
zenginleştirdiği için öç almaya kalkıştılar.
Eğer tevbe ederlerse onlar için daha hayırlı olur. Yüz çevirirlerse
Allah onları dünyada da, ahirette de elem verici bir azaba
çarptıracaktır. Yeryüzünde onların ne dostu ne de yardımcısı vardır.
75. Onlardan kimi de, Eğer Allah lütuf ve kereminden bize verirse,
mutlaka sadaka vereceğiz ve elbette biz sâlihlerden olacağız! diye
Allah'a and içti.
76. Fakat Allah lütfundan onlara (zenginlik) verince, onda cimrilik
edip (Allah'ın emrinden) yüz çevirerek sözlerinden döndüler.
77. Nihayet, Allah'a verdikleri
sözden döndüklerinden ve yalan söylediklerinden dolayı Allah, kendisiyle
karşılaşacakları güne kadar onların kalbine nifak (iki yüzlülük) soktu.
78. (Münafıklar), Allah'ın, onların sırrını da fısıltılarını da
bildiğini ve gaybları (gizli şeyleri) çok iyi bilen olduğunu hâla
anlamadılar mı?
79. Sadakalar hususunda, müminlerden gönüllü verenleri ve güçlerinin
yettiğinden başkasını bulamayanları çekiştirip onlarla alay edenler var
ya, Allah işte onları maskaraya çevirmiştir. Ve onlar için elem verici
azap vardır.
80. (Ey Muhammed!) Onlar için ister af dile, ister dileme; onlar için
yetmiş kez af dilesen de Allah onları asla affetmeyecek. Bu, onların
Allah ve Resûlünü inkâr etmelerinden ötürüdür. Allah fâsıklar
topluluğunu hidayete erdirmez.
81. Allah'ın Resûlüne muhalefet etmek için geri kalanlar (sefere
çıkmayıp) oturmaları ile sevindiler; mallarıyla, canlarıyla Allah
yolunda cihad etmeyi çirkin gördüler; "bu sıcakta sefere çıkmayın"
dediler. De ki: "Cehennem ateşi daha sıcaktır!" Keşke anlasalardı!
82. Artık kazanmakta
olduklarının cezası olarak az gülsünler, çok ağlasınlar!
83. Eğer Allah seni onlardan bir gurubun yanına döndürür de (Tebük
seferinden Medine'ye döner de başka bir savaşa seninle beraber) çıkmak
için senden izin isterlerse, de ki: Benimle beraber asla çıkmayacaksınız
ve düşmana karşı benimle beraber asla savaşmayacaksınız! Çünkü siz
birinci defa (Tebük seferinde) yerinizde kalmaya razı oldunuz. Şimdi de
geri kalanlarla (kadın ve çocuklarla) beraber oturun!
84. Onlardan ölmüş olan hiçbirine asla namaz kılma; onun kabri
başında da durma! Çünkü onlar, Allah ve Resûlünü inkâr ettiler ve fâsık
olarak öldüler.
85. Onların malları ve çocukları seni imrendirmesin. Çünkü Allah,
bunlarla ancak dünyada onların azaplarını çoğaltmayı ve onların kâfir
olarak canlarının güçlükle çıkmasını istiyor.
86. "Allah'a inanın, Resûlü ile beraber cihad edin" diye bir sûre
indirildiği zaman, onlardan servet sahibi olanlar, senden izin istediler
ve: Bizi bırak (evlerinde) oturanlarla beraber olalım, dediler.
87. Geride kalan
kadınlarla beraber olmaya razı oldular, onların kalplerine mühür
vuruldu. Bu yüzden onlar anlamazlar.
88. Fakat Peygamber ve onunla beraber inananlar, mallarıyla,
canlarıyla cihad ettiler. İşte bütün hayırlar onlarındır ve onlar
kurtuluşa erenlerin kendileridir.
89. Allah, onlara içinde ebedî kalacakları ve zemininden ırmaklar
akan cennetler hazırlamıştır. İşte büyük kazanç budur.
90. Bedevîlerden, (mazeretleri olduğunu) iddia edenler, kendilerine
izin verilsin diye geldiler. Allah ve Resûlüne yalan söyleyenler de
oturup kaldılar. Onlardan kâfir olanlara elem verici bir azap
erişecektir.
91. Allah ve Resûlü için (insanlara) öğüt verdikleri takdirde,
zayıflara, hastalara ve (savaşta) harcayacak bir şey bulamayanlara günah
yoktur. Zira iyilik edenlerin aleyhine bir yol (sorumluluk) yoktur.
Allah çok bağışlayan ve çok esirgeyendir.
92. Kendilerine binek sağlaman için sana geldiklerinde: Sizi
bindirecek bir binek bulamıyorum, deyince, harcayacak bir şey
bulamadıklarından dolayı üzüntüden gözleri yaş dökerek dönen kimselere
de (sorumluluk yoktur).
93. Sorumluluk ancak, zengin oldukları halde senden izin
isteyenleredir. Çünkü onlar geri kalan kadınlarla beraber olmaya râzı
oldular. Allah da onların kalplerini mühürledi, artık onlar (neyin doğru
olduğunu) bilmezler.
94. (Seferden) onlara döndüğünüz zaman size özür beyan edecekler. De
ki: (Boşuna) özür dilemeyin! Size asla inanmayız; çünkü Allah,
haberlerinizi bize bildirmiştir. (Bundan sonraki) amelinizi Allah da
görecektir, Resûlü de. Sonra görüleni ve görülmeyeni bilene
döndürüleceksiniz de yapmakta olduklarınızı size haber verecektir.
95. Onların yanına döndüğünüz zaman size, kendilerinden (onları
cezalandırmaktan) vazgeçmeniz için Allah adına and içecekler. Artık
onlardan yüz çevirin. Çünkü onlar murdardır. Kazanmakta olduklarına
(kötü işlerine) karşılık ceza olarak varacakları yer cehennemdir.
96. Onlardan razı olasınız diye size yemin edecekler. Fakat siz
onlardan razı olsanız bile Allah fâsıklar topluluğundan asla razı olmaz.
97. Bedevîler, kâfirlik
ve münafıklık bakımından hem daha beter, hem de Allah'ın Resûlüne
indirdiği kanunları tanımamaya daha yatkındır. Allah çok iyi bilendir,
hikmet sahibidir.
98. Bedevîlerden öylesi vardır ki (Allah yolunda) harcayacağını
angarya sayar ve sizin başınıza belâlar gelmesini bekler. (Bekledikleri)
o kötü belâ kendi başlarına gelmiştir. Allah pek iyi işiten, çok iyi
bilendir.
99. Bedevîlerden öylesi de vardır ki, Allah'a ve ahiret gününe
inanır, (hayır için) harcayacağını Allah katında yakınlığa ve
Peygamber'in dualarını almaya vesile edinir. Bilesiniz ki o
(harcadıkları mal, Allah katında) onlar için bir yakınlıktır. Allah
onları rahmetine (cennetine) koyacaktır. Şüphesiz Allah bağışlayan,
esirgeyendir.
100. (İslâm dinine girme hususunda) öne geçen ilk muhacirler ve ensar
ile onlara güzellikle tabi olanlar var ya, işte Allah onlardan razı
olmuştur, onlar da Allah'tan razı olmuşlardır. Allah onlara, içinde
ebedî kalacakları, zemininden ırmaklar akan cennetler hazırlamıştır.
İşte bu büyük kurtuluştur.
101. Çevrenizdeki bedevî
Araplardan ve Medine halkından birtakım münafıklar vardır ki,
münafıklıkta maharet kazanmışlardır. Sen onları bilmezsin, biz biliriz
onları. Onlara iki kez azap edeceğiz, sonra da onlar büyük bir azaba
itileceklerdir.
102. Diğerleri ise günahlarını itiraf ettiler, iyi bir ameli diğer
kötü bir amelle karıştırdılar. (Tevbe ederlerse) umulur ki Allah onların
tevbesini kabul eder. Çünkü Allah çok bağışlayan, pek esirgeyendir.
103. Onların mallarından sadaka al; bununla onları (günahlardan)
temizlersin, onları arıtıp yüceltirsin. Ve onlar için dua et. Çünkü
senin duan onlar için sükûnettir (onları yatıştırır). Allah işitendir,
bilendir.
104. Allah'ın, kullarının tevbesini kabul edeceğini, sadakaları geri
çevirmeyeceğini ve Allah'ın tevbeyi çok kabul eden ve pek esirgeyen
olduğunu hâla bilmezler mi?
105. De ki: (Yapacağınızı) yapın! Amelinizi Allah da Resûlü de
müminler de görecektir. Sonra görüleni ve görülmeyeni bilen Allah'a
döndürüleceksiniz de O size yapmakta olduklarınızı haber verecektir.
106. (Sefere katılmayanlardan) diğer bir gurup da Allah'ın emrine
bırakılmışlardır. O, bunlara ya azap eder veya tevbelerini kabul eder.
Allah çok bilendir, hikmet sahibidir.
107. (Münafıklar arasında) bir de (müminlere) zarar vermek, (hakkı)
inkâr etmek, müminlerin arasına ayrılık sokmak ve daha önce Allah ve
Resûlüne karşı savaşmış olan adamı beklemek için bir mescid kuranlar ve:
(Bununla) iyilikten başka birşey istemedik, diye mutlaka yemin edecek
olanlar da vardır. Halbuki Allah onların kesinlikle
yalancı olduklarına şahitlik eder.
108. Onun içinde asla namaz kılma! İlk günden takvâ üzerine kurulan
mescit (Kuba Mescidi) içinde namaz kılman elbette daha doğrudur. Onda
temizlenmeyi seven adamlar vardır. Allah da çok temizlenenleri sever.
109. Binasını Allah
korkusu ve rızası üzerine kuran kimse mi daha hayırlıdır, yoksa yapısını
yıkılacak bir yarın kenarına kurup, onunla beraber kendisi de çöküp
cehennem ateşine giden kimse mi? Allah zalimler topluluğunu doğru yola
iletmez.
110. Yaptıkları bina, (ölüp de) kalpleri parçalanıncaya kadar
yüreklerine devamlı olarak bir kuşku (sebebi) olacaktır. Allah çok iyi
bilendir, hikmet sahibidir.
111. Allah müminlerden, mallarını ve canlarını, kendilerine
(verilecek) cennet karşılığında satın almıştır. Çünkü onlar Allah
yolunda savaşırlar, öldürürler, ölürler. (Bu), Tevrat'ta, İncil'de ve
Kur'an'da Allah üzerine hak bir vaaddir. Allah'tan daha çok sözünü
yerine getiren kim vardır! O halde O'nunla yapmış olduğunuz bu alış
verişinizden dolayı sevinin. İşte bu, (gerçekten)
büyük kazançtır.
112. (Bu alış verişi yapanlar), tevbe edenler, ibadet edenler,
hamdedenler, oruç tutanlar, rükû edenler, secde edenler, iyiliği emredip
kötülükten alıkoyanlar ve Allah'ın sınırlarını koruyanlardır. O
müminleri müjdele!
113. (Kâfir olarak ölüp)
cehennem ehli oldukları onlara açıkça belli olduktan sonra, akraba dahi
olsalar, (Allah'a) ortak koşanlar için af dilemek ne peygambere yaraşır
ne de inananlara.
114. İbrahim'in babası için af dilemesi, sadece ona verdiği sözden
dolayı idi. Ne var ki, onun Allah'ın düşmanı olduğu kendisine belli
olunca, ondan uzaklaştı. Şüphesiz ki İbrahim çok yumuşak huylu ve pek
sabırlı idi.
115. Allah bir topluluğu doğru yola ilettikten sonra, sakınacakları
şeyleri kendilerine açıklayıncaya kadar onları saptıracak değildir.
Allah her şeyi çok iyi bilendir.
116. Göklerin ve yerin mülkü yalnız Allah'ındır. O diriltir ve
öldürür. Sizin için Allah'tan başka ne bir dost ne de bir yardımcı
vardır.
117. Andolsun ki Allah, müslümanlardan bir gurubun kalpleri eğrilmeye
yüz tuttuktan sonra, Peygamberi ve güçlük zamanında ona uyan
muhacirlerle ensarı affetti. Sonra da onların tevbelerini kabul etti.
Çünkü O, onlara karşı çok şefkatli, pek merhametlidir.
118. Ve (seferden) geri bırakılan üç kişinin de (tevbelerini kabul
etti). Yeryüzü, genişliğine rağmen onlara dar gelmiş, vicdanları
kendilerini sıktıkça sıkmıştı. Nihayet Allah'tan (O'nun azabından) yine
Allah'a sığınmaktan başka çare olmadığını anlamışlardı. Sonra (eski
hallerine) dönmeleri için Allah onların tevbesini
kabul etti. Çünkü Allah tevbeyi çok kabul eden, pek esirgeyendir.
119. Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve doğrularla beraber olun.
120. Medine halkına ve onların çevresinde bulunan bedevî Araplara
Allah'ın Resûlünden geri kalmaları ve onun canından önce kendi canlarını
düşünmeleri yakışmaz. İşte onların Allah yolunda bir susuzluğa, bir
yorgunluğa ve bir açlığa dûçar olmaları, kâfirleri öfkelendirecek bir
yere (ayak) basmaları ve düşmana karşı bir başarı kazanmaları, ancak
bunların karşılığında kendilerine
salih bir amel yazılması içindir. Çünkü Allah iyilik yapanların
mükâfatını zayi etmez.
121. Allah onları, yapmakta olduklarının en güzeli ile
mükâfatlandırmak için küçük büyük yaptıkları her masraf, geçtikleri her
vâdi mutlaka onların lehine yazılır.
122. Müminlerin hepsinin toptan sefere çıkmaları doğru değildir.
Onların her kesiminde bir gurup dinde (dinî ilimlerde) geniş bilgi elde
etmek ve kavimleri (savaştan) döndüklerinde onları ikaz etmek için
geride kalmalıdır. Umulur ki sakınırlar.
123. Ey iman edenler!
Kâfirlerden yakınınızda olanlara karşı savaşın ve onlar (savaş anında)
sizde bir sertlik bulsunlar. Bilin ki, Allah sakınanlarla beraberdir.
124. Herhangi bir sûre indirildiği zaman onlardan bir kısmı der ki:
"Bu sizin hanginizin imanını artırdı?" İman edenlere gelince (bu sûre)
onların imanlarını artırır ve onlar sevinirler.
125. Kalplerinde hastalık (kâfirlik ve münafıklık) olanlara gelince,
onların da inkârlarını büsbütün artırır ve onlar artık kâfir olarak
ölürler.
126. Onlar, her yıl bir veya iki kez (çeşitli belâlarla) imtihan
edildiklerıni görmüyorlar mı? Sonra da ne tevbe ediyorlar ne de ibret
alıyorlar.
127. Bir sûre indirildiği zaman, (göz kırpıp alay ederek)
birbirlerine bakar (ve): (Çevreden) sizi birisi görüyor mu? diye
sorarlar, sonra da (sıvışıp) giderler. Anlamayan bir kavim oldukları
için Allah onların kalplerini (imandan) çevirmiştir.
128. Andolsun size kendinizden öyle bir Peygamber gelmiştir ki, sizin
sıkıntıya uğramanız ona çok ağır gelir. O, size çok düşkün, müminlere
karşı çok şefkatlidir, merhametlidir.
129. (Ey Muhammed!) Yüz çevirirlerse de ki: Allah bana yeter. O'ndan
başka ilâh yoktur. Ben sadece O'na güvenip dayanırım. O yüce Arş'ın
sahibidir.
|