QUR'AN -I
KERÎM
I.Bölüm : 1.Fatiha, 2.Bakara, 3.Al-i
İmran, 4.Nisa sureleri meali.
FÂTİHA
Eûzübillâhimineşşeytânirracîm
1. Rahmân ve rahîm olan Allah'ın adıyla.
2. Hamd (övme ve övülme), âlemlerin Rabbi Allah'a mahsustur.
3. O, rahmândır ve rahîmdir.
4. Ceza gününün mâlikidir.
5. (Rabbimiz!) Ancak sana kulluk ederiz ve yalnız senden medet
umarız.
6. Bize doğru yolu göster.
7. Kendilerine lütuf ve ikramda bulunduğun kimselerin yolunu; gazaba
uğramışların ve sapmışların yolunu değil!…
2-BAKARA
Bismillâhirrahmânirrahîm
1. Elif. Lâm. MÎm.
2. O kitap (Kur'an); onda asla şüphe yoktur. O, müttakîler
(sakınanlar ve arınmak isteyenler) için bir yol göstericidir.
3. Onlar gayba inanırlar, namaz kılarlar, kendilerine verdiğimiz
mallardan Al lah yolunda harcarlar.
4. Yine onlar, sana indirilene ve senden önce indirilene iman
ederler; ahiret gününe de kesinkes inanırlar.
5. İşte onlar, Rablerinden gelen bir hidayet üzeredirler ve kurtuluşa
erenler de ancak onlardır.
6. Gerçek şu ki, kâfir olanları (azap ile) korkutsan da korkutmasan
da onlar için birdir; iman etmezler.
7. Allah onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir. Onların
gözlerine de bir çeşit perde gerilmiştir ve onlar için (dünya ve
ahirette) büyük bir azap vardır.
8. İnsanlardan bazıları da vardır ki, inanmadıkları halde "Allah'a ve
ahiret gününe inandık" derler.
9. Onlar (kendi akıllarınca) güya Allah'ı ve müminleri aldatırlar.
Halbuki onlar ancak kendilerini aldatırlar ve bunun farkında
değillerdir.
10. Onların kalblerinde bir hastalık vardır. Allah da onların
hastalığını çoğaltmıştır. Söylemekte oldukları yalanlar sebebiyle de
onlar için elîm bir azap vardır.
11. Onlara: Yeryüzünde fesat çıkarmayın, denildiği zaman, "Biz ancak
ıslah edicileriz" derler.
12. Şunu bilin ki, onlar bozguncuların ta kendileridir, lâkin
anlamazlar.
13. Onlara: İnsanların iman ettiği gibi siz de iman edin, denildiği
vakit "Biz hiç, sefihlerin (akılsız ve ahmak kişilerin) iman ettikleri
gibi iman eder miyiz!" derler. Biliniz ki, sefihler ancak k endileridir,
fakat bunu bilmezler (veya bilmezlikten gelirler).
14. (Bu münafıklar) müminlerle karşılaştıkları vakit "(Biz de) iman
ettik" derler. (Kendilerini saptıran) şeytanları ile başbaşa
kaldıklarında ise: Biz sizinle beraberiz, biz onlarla (müminle rle)
sadece alay ediyoruz, derler.
15. Gerçekte, Allah onlarla istihza (alay) eder de azgınlıklarında
onlara fırsat verir, bu yüzden onlar bir müddet başıboş dolaşırlar.
16. İşte onlar, hidayete karşılık dalâleti satın alanlardır. Ancak
onların bu ticareti kazançlı olmamış ve kendileri de doğru yola
girememişlerdir.
17. Onların (münafıkların) durumu, (karanlık gecede) bir ateş yakan
kimse misalidir. O ateş yanıp da etrafını aydınlattığı anda Allah, hemen
onların aydınlığını giderir ve onları karanlıklar içinde bırakır; (artık
hiçbir şeyi) görmezler.
18. Onlar sağırlar, dilsizler ve körlerdir. Bu sebeple onlar geri
dönemezler.
19. Yahut (onların durumu), gökten sağanak halinde boşanan, içinde
yoğun karanlıklar, gürültü ve yıldırımlar bulunan yağmur(a tutulmuş
kimselerin durumu) gibidir. O münafıklar yıldırımlardan gelecek ölüm
korkusuyla parmaklarını kulaklarına tıkarlar. Halbuki Allah, kâfirleri
çepeçevre kuşatmıştır.
20. (O esnada) şimşek sanki gözlerini çıkaracakmış gibi çakar, onlar
için etrafı aydınlatınca orada birazcık yürürler, karanlık üzerlerine
çökünce de oldukları yerde kalırlar. Allah dileseydi elbette onların
kulaklarını sağır, gözlerini kör ederdi. Allah şüphesiz her şeye
kadirdir.
21. Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbini ze
kulluk ediniz. Umulur ki, böylece korunmuş (Allah'ın azabından kendinizi
kurtarmış) olursunuz.
22. O Rab ki, yeri sizin için bir döşek, göğü de (kubbemsi) bir tavan
yaptı. Gökten su indirerek onunla, size besin olsun diye (yerden)
çeşitli ürünler çıkardı. Artık bunu bile bile Allah'a şirk koşmayın.
23. Eğer kulumuza indirdiklerimizden herhangi bir şüpheye
düşüyorsanız, haydi onun benzeri bir sûre getirin, eğer iddianızda doğru
iseniz Allah'tan gayri şahitlerinizi (yardımcılarınızı) da çağırın.
24. Bun u yapamazsanız
-ki elbette yapamayacaksınız- yakıtı, insan ve taş olan cehennem
ateşinden sakının. Çünkü o ateş kâfirler için hazırlanmıştır.
25. İman edip iyi davranışlarda bulunanlara, içinden ırmaklar akan
cennetler olduğunu müjdele! O cennetlerdeki bir meyveden kendilerine
rızık olarak yedirildikçe: Bundan önce dünyada bize verilenlerdendir bu,
derler. Bu rızıklar onlara (bazı yönlerden dünyadakine) benzer olarak
verilmiştir. Onlar için cennette tertemiz eşler de vardır. Ve onlar
orada ebedî kalıcılar dır.
26. Şüphesiz Allah (hakkı açıklamak için) sivrisinek ve onun da
ötesinde bir varlığı misal getirmekten çekinmez. İman etmişlere gelince,
onlar böyle misallerin Rablerinden gelen hak ve gerçek olduğunu
bilirler. Kâfir olanlara gelince: Allah böyle misal vermekle ne murat
eder? derler. Allah onunla birçok kimseyi saptırır, birçoklarını da
doğru yola yöneltir. Verdiği misallerle Allah ancak fâsıkları saptırır
(çünkü bunlar birer imtihandır).
27. Onlar öyle (fâsıklar) ki, kesin söz verdikten sonra sözlerinden
dönerler. Allah'ın ziyaret edilip hal ve hatırının sorulmasını istediği
kimseleri ziyaretten vazgeçerler ve yeryüzünde fitne ve fesat
çıkarırlar. İşte onlar gerçekten zarara uğrayanlardır.
28. Ey kâfirler! Siz ölü iken sizi dirilten (dünyaya getirip
hayat veren) Allah'ı nasıl inkâr
ediyorsunuz? Sonra sizi öldürecek, tekrar sizi diriltecek ve sonunda
O'na döndürüleceksiniz.
29. O, yerde ne varsa hepsini sizin için yarattı. Sonra (kendine has
bir şekilde) semaya yöneldi, onu yedi kat olarak yaratıp düzenledi
(tanzim etti). O, her şeyi hakkıyla bilendir.
30. Hatırla ki Rabbin meleklere: Ben yeryüzünde bir halife
yaratacağım, dedi. Onlar: Bizler hamdinle seni tesbih ve seni takdis
edip dururken, yeryüzünde fesat çıkaracak, orada kan dökecek insanı mı
halife kılıyorsun? dediler. Allah da onlara: Sizin bilemiyeceğinizi
herhalde ben bilirim, dedi.
31. Allah Adem'e bütün isimleri, öğretti. Sonra onları önce meleklere
arzedip: Eğer siz sözünüzde sadık iseniz, şunların isimlerini bana
bildirin, dedi.
32. Mele kler: Yâ Rab!
Seni noksan sıfatlardan tenzih ederiz, senin bize öğrettiklerinden başka
bizim bilgimiz yoktur. Şüphesiz alîm ve hakîm olan ancak sensin,
dediler.
33. (Bunun üzerine: ) Ey Âdem ! Eşyanın isimlerini meleklere anlat,
dedi. Adem onların isimlerini onlara anlatınca: Ben size, muhakkak
semâvat ve arzda görülmeyenleri (oralardaki sırları) bilirim. Bundan da
öte, gizli ve açık yapmakta olduklarınızı da bilirim, dememiş miydim?
dedi.
34. Hani biz meleklere (ve cinlere): Âdem'e secde edin, demiştik.
İblis hariç hepsi secde ettiler. O yüz çevirdi ve büyüklük tasladı,
böylece kâfirlerden oldu.
35. Biz: Ey Âdem! Sen ve eşin (Havva) beraberce cennete yerleşin;
orada kolaylıkla istediğiniz zaman her yerde cennet nimetlerinden yeyin;
sadece şu ağaca yaklaşmayın. Eğer bu ağaçtan yerseniz her ikiniz de
kendine kötülük eden zalimlerden olursunuz, dedik.
36. Şeytan onların ayaklarını kaydırıp haddi tecavüz ettirdi ve
içinde bulundukları (cennetten) onları çıkardı. Bunun üzerine: Bir
kısmınız diğerine düşman olarak ininiz, sizin için yeryüzünde barınak ve
belli bir zamana dek yaşamak vardır, dedik.
37. Bu durum devam ederken Âdem, Rabbinden bir takım ilhamlar aldı ve
derhal tevbe etti. Çünkü Allah tevbeleri kabul eden ve merhameti bol
olandır.
38. Dedik ki: He piniz
cennetten inin! Eğer benden size bir hidayet gelir de her kim hidayetime
tâbi olursa onlar için herhangi bir korku yoktur ve onlar üzüntü
çekmezler.
39. İnkâr edip âyetlerimizi yalanlayanlara gelince, onlar
cehennemliktir, onlar orada ebedî kalırlar .
40. Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimetlerimi hatırlayın, bana
verdiğiniz sözü yerine getirin ki, ben de size vâdettiklerimi vereyim.
Yalnızca benden korkun.
41. Elinizdekini (Tevrat'ın aslını) tasdik edici olarak indirdiğime (Kur'an'a)
iman edin. Sakın onu inkâr edenlerin ilki olmayın! Âyetlerimi az bir
karşılık ile satmayın, yalnız benden (benim azabımdan) korkun.
42. Bilerek hakkı bâtıl ile karıştırmayın, hakkı gizlemeyin.
43. Namazı tam kılın, zekâtı hakkıyla verin, rükû edenlerle beraber
rükû edin.
44. (Ey bilginler!) Sizler Kitab'ı (Tevrat'ı) okuduğunuz (gerçekleri
bildiğiniz) halde, insanlara iyiliği emredip kendinizi unutuyor musunuz?
Aklınızı kullanmıyor musunuz?
45. Sabır ve namaz ile Allah'tan yardım isteyin. Şüphesiz o (sabır ve
namaz), Allah'a saygıdan kalbi ürperenler dışında herkese zor ve ağır
gelen bir görevdir.
46. Onlar, kesinlikle Rablerine kavuşacaklarını ve O'na döneceklerini
düşünen ve bunu kabullenen kimselerdir.
47. Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimetimi ve sizi (bir zamanlar)
cümle âleme üstün kıldığımı hatırlayın.
48. Öyle bir günden korkun ki, o günde hiç kimse başkası için
herhangi bir ödemede bulunamaz; hiç kimseden (Allah izin vermedikçe)
şefaat kabul olunmaz, fidye alınmaz; onlara asla yardım da yapılmaz.
49. H atırlayın ki, sizi,
Firavun taraftarlarından kurtardık. Çünkü onlar size azabın en kötüsünü
reva görüyorlar, yeni doğan erkek çocuklarınızı kesiyorlar, (fenalık
için) kızlarınızı hayatta bırakıyorlardı. Aslında o size reva
görülenlerde Rabbinizden büyük bir
imtihan vardı.
50. Bir zamanlar biz sizin için denizi yardık, sizi kurtardık,
Firavun'un taraftarlarını da, siz bakıp dururken denizde boğduk.
51. Musa'ya kırk gece (vahyetmek üzere) söz vermiştik. Sonra
haksızlık ederek buzağıyı (tanrı) edindiniz.
52 . O davranışlarınızdan
sonra (akıllanıp) şükredersiniz diye sizi affettik.
53. Doğru yolu bulasınız diye Musa'ya Kitab'ı ve hak ile bâtılı
ayıran hükümleri verdik.
54. Musa kavmine demişti ki: Ey kavmim! Şüphesiz siz, buzağıyı
(tanrı) edinmekle kendinize kötülük ettiniz. Onun için Yaradanınıza
tevbe edin de nefislerinizi (kötü duygularınızı) öldürün. Öyle yapmanız
Yaratıcınızın katında sizin için daha iyidir. Böylece Allah tevbenizi
kabul etmiş olur. Çünkü acıyıp tevbeleri kabul eden ancak O'dur.
55. Bir zamanlar: Ey
Musa! Biz Allah'ı açıkça görmedikçe asla sana inanmayız, demiştiniz de
bakıp durur olduğunuz halde hemen sizi yıldırım çarpmıştı.
56. Sonra ölümünüzün ardından sizi dirilttik ki şükredesiniz.
57. Ve sizi bulutla gölgeledik, size kudret helv ası
ve bıldırcın gönderdik ve "Verdiğimiz güzel nimetlerden yeyiniz"
(dedik). Hakikatta onlar bize değil sadece kendilerine kötülük
ediyorlardı.
58. (İsrailoğullarına:) Bu kasabaya girin, orada bulunanlardan
dilediğiniz şekilde bol bol yeyin, kapısından eğilerek girin, (girerken)
"Hıtta!" (Yâ Rabbi bizi affet) deyin ki, sizin hatalarınızı
bağışlayalım; zira biz, iyi davrananlara (karşılığını) fazlasıyla
vereceğiz, demiştik.
59. Fakat zalimler, kendilerine söylenenleri başka sözlerle
değiştirdiler. Bunun üzerine biz, yapmakta oldukları kötülükler
sebebiyle zalimlerin üzerine gökten acı bir azap indirdik.
60. Musa (çölde) kavmi için su istemişti de biz ona: Değneğinle taşa
vur! demiştik. Derhal (taştan) oniki kaynak fışkırdı. Her bölük, içeceği
kaynağı bildi. (Onlara:) Allah'ın rızkından yeyin, için, sakın
yeryüzünde bozgunculuk etmeyin, dedik.
61. Hani siz (verilen nimetlere karşılık): Ey Musa! Bir tek yemekle
yetinemeyiz; bizim için Rabbine dua et de yerin bitirdiği şeylerden;
sebzesinden, hıyarından, sarımsağından, mercimeğinden, soğanından bize
çıkarsın, dediniz. Musa ise: Daha iyiyi daha kötü ile değiştirmek mi
istiyorsunuz? O halde şehre inin. Zira istedikleriniz sizin için orada
var, dedi. İşte (bu hadiseden sonra) üzerlerine aşağılık ve yoksulluk da mgası
vuruldu. Allah'ın gazabına uğradılar. Bu musibetler (onların başına),
Allah'ın âyetlerini inkâra devam etmeleri, haksız olarak peygamberleri
öldürmeleri sebebiyle geldi. Bunların hepsi, sadece isyanları ve
taşkınlıkları sebebiyledir.
62. Şüphesiz iman edenler; yani yahudilerden, hıristiyanlardan ve
sâbiîlerden Allah'a ve ahiret gününe hakkıyla inanıp sâlih amel
işleyenler için Rableri katında mükâfatlar vardır. Onlar için herhangi
bir korku yoktur. Onlar üzüntü çekmeyeceklerdir.
63. Sizden sağlam bir söz almış, Tûr dağının altında, size
verdiğimizi kuvvetle tutun, onda bulunanları daima hatırlayın, umulur
ki, korunursunuz (demiştik de);
64. Ondan sonra sözünüzden dönmüştünüz. Eğer sizin üzerinizde
Allah'ın ihsanı ve rahmeti olmasaydı, muhakkak zarara uğrayanlardan
olurdunuz.
65. İçinizden cumartesi günü azgınlık edip de, bu yüzden kendilerine:
Aşağılık maymunlar olun! dediklerimizi elbette bilmektesiniz.
66. Biz bunu (maymunlaşmış insanları), hadiseyi bizzat görenlere ve
sonradan gelenlere bir ibret dersi, müttakîler için de bir öğüt vesilesi
kıldık.
67. Musa, kavmine: Allah bir sığır kesmenizi emrediyor, demişti de:
Bizimle alay mı ediyorsun? demişlerdi. O da: Cahillerden olmaktan
Allah'a sığınırım, demişti.
68. "Bizim adımıza Rabbine dua et, bize onun ne olduğunu açıklasın"
dediler. Musa: Allah diyor ki: "O, ne yaşlı ne de körpe; ikisi arasında
bir inek." Size emredileni hemen yapın, dedi.
69. Bu defa: Bizim için Rabbine dua et, bize onun rengini açıklasın,
dediler. "O diyor ki: Sarı renkli, parlak tüylü, bakanların içini açan
bir inektir" dedi.
70. "(Ey Musa!) Bizim için, Rabbine dua et de onun nasıl bir sığır
olduğunu bize açıklasın, nasıl bir inek keseceğimizi anlayamadık. Biz,
inşaallah emredileni yapma yolunu buluruz" dediler. c
71. (Musa) dedi ki:
Allah şöyle buyuruyor: O, henüz boyunduruk altına alınmayan, yer
sürmeyen, ekin sulamayan, serbest dolaşan (salma), renginde hiç alacası
bulunmayan bir inektir. "İşte şimdi gerçeği anlattın" dediler ve bunun
üzerine (onu bulup) kestiler, ama az kalsın
kesmeyeceklerdi.
72. Hani siz bir adam öldürmüştünüz de onun hakkında birbirinizle
atışmıştınız. Halbuki Allah gizlemekte olduğunuzu ortaya çıkaracaktır.
73. "Haydi, şimdi (öldürülen) adama, (kesilen ineğin) bir parçasıyla
vurun" dedik. Böylece Allah ölüleri diriltir ve düşünesiniz diye size
âyetlerini (Peygamberine verdiği mucizelerini) gösterir.
74. (Ne var ki) bunlardan sonra yine kalpleriniz katılaştı. Artık
kalpleriniz taş gibi yahut daha da katıdır. Çünkü taşlardan öylesi var
ki, içinden ırmaklar kaynar. Öylesi de var ki, çatlar da ondan su
fışkırır. Taşlardan bir kısmı da Allah korkusuyla yukardan aşağı
yuvarlanır. Allah yapmakta olduklarınızdan gafil değildir.
75. Şimdi (ey müminler!) onların size inanacaklarını mı umuyorsunuz?
Oysa ki onlardan bir zümre, Allah'ın kelâmını işitirler de iyice
anladıktan sonra, bile bile onu tahrif ederlerdi.
76. (Münafıklar) inananlarla karşılaştıklarında "İman ettik" derler.
Birbirleriyle başbaşa kaldıkları vakit ise: Allah'ın size açtıklarını
(Tevrat'taki bilgileri), Rabbiniz katında sizin aleyhinize hüccet
getirmeleri için mi onlara anlatıyorsunuz; bunları düşünemiyor musunuz?
derler.
77. Onlar bilmezler mi ki, gizlediklerini de açıkça yaptıklarını da
Allah bilmektedir.
78. İçlerinde bir takım ümmîler vardır ki, Kitab'ı (Tevrat'ı)
bilmezler. Bütün bildikleri kulaktan dolma şeylerdir. Onlar sadece zan
ve tahminde bulunuyorlar.
79. Elleriyle (bir) Kitap yazıp sonra onu az bir bedel karşılığında
satmak için "Bu Allah katındandır" diyenlere yazıklar olsun! Elleriyle
yazdıklarından ötürü vay haline onların! Ve kazandıklarından ötürü vay
haline onların!
80. İsrailoğulları: Sayılı birkaç gün müstesna, bize ateş
dokunmayacaktır, dediler. De ki (onlara): Siz Allah katından bir söz mü
aldınız -ki Allah sözünden caymaz-, yoksa Allah hakkında bilmediğiniz
şeyleri mi söylüyorsunuz?
81. Hayır! Kim bir kötülük eder de kötülüğü kendisini çepeçevre
kuşatırsa işte o kimseler cehennemliktirler. Onlar orada devamlı
kalırlar.
82. İman edip yararlı iş yapanlara gelince onlar da cennetliktirler.
Onlar orada devamlı kalırlar.
83. Vaktiyle biz, İsrailoğullarından: Yalnızca Allah'a kulluk
edeceksiniz, ana-babaya, yakın akrabaya, yetimlere, yoksullara iyilik
edeceksiniz diye söz almış ve "İnsanlara güzel söz söyleyin, namazı
kılın, zekâtı verin" diye de emretmiştik. Sonunda azınız müstesna, yüz
çevirerek dönüp gittiniz.
84. (Ey İsrailoğulları!) Birbirinizin kanını dökmeyeceğinize,
birbirinizi yurtlarınızdan çıkarmayacağınıza dair sizden söz almıştık.
Her şeyi görerek sonunda bunları kabul etmiştiniz.
85. Bu misakı kabul eden sizler, (verdiğiniz sözün tersine)
birbirinizi öldürüyor, aranızdan bir zümreyi yurtlarından çıkarıyor,
kötülük ve düşmanlıkta onlara karşı birleşiyorsunuz. Onları yurtlarından
çıkarmak size haram olduğu halde (hem çıkarıyor hem de) size esirler
olarak geldiklerinde fidye verip onları kurtarıyorsunuz. Yoksa siz
Kitab'ın bir kısmına inanıp bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz? Sizden
öyle davrananların cezası dünya hayatında ancak rüsvaylık; kıyamet
gününde ise en şiddetli azaba itilmektir. Allah sizin yapmakta
olduklarınızdan asla gafil değildir.
86. İşte onlar, ahirete karşılık dünya hayatını satın alan
kimselerdir. Bu yüzden ne azapları hafifletilecek ne de kendilerine
yardım edilecektir.
87. Andolsun biz Musa'y a
Kitab'ı verdik. Ondan sonra ardarda peygamberler gönderdik. Meryem oğlu
İsa'ya da mucizeler verdik. Ve onu, Rûhu'l-Kudüs (Cebrail) ile
destekledik. (Ne var ki) gönlünüzün arzulamadığı şeyleri söyleyen bir
elçi geldikçe ona karşı büyüklük tasladınız. (Size
gelen) peygamberlerden bir kısmını yalanladınız, bir kısmını da
öldürdünüz.
88. (Yahudiler peygamberlerle alay ederek) "Kalplerimiz perdelidir"
dediler. Hayır; küfür ve isyanları sebebiyle Allah onlara lânet
etmiştir. O yüzden çok az inanırlar.
89. Dah a önce kâfirlere
karşı zafer isterlerken kendilerine Allah katından ellerindeki
(Tevrat'ı) doğrulayan bir kitap gelip de (Tevrat'tan) bilip öğrendikleri
gerçekler karşılarına dikilince onu inkâr ettiler. İşte Allah'ın lâneti
böyle inkârcılaradır.
90. Alla h'ın kullarından
dilediğine peygamberlik ihsan etmesini kıskandıkları için Allah'ın
indirdiğini (Kur'an'ı) inkâr ederek kendilerini harcamaları ne kötü bir
şeydir! Böylece onlar, gazap üstüne gazaba uğradılar. Ayrıca kâfirler
için alçaltıcı bir azap vardır.
91. Kendilerine: Allah'ın indirdiğine iman edin, denilince: Biz
sadece bize indirilene (Tevrat'a) inanırız, derler ve ondan başkasını
inkâr ederler. Halbuki o Kur'an kendi ellerinde bulunan Tevrat'ı
doğrulayıcı olarak gelmiş hak kitaptır. (Ey Muhammed!) Onlara: Şayet siz
gerçekten inanıyor idiyseniz daha önce Allah'ın peygamberlerini neden
öldürüyordunuz? deyiver.
92. Andolsun Musa size apaçık mucizeler getirmişti. Sonra onun
ardından, zalimler olarak buzağıyı (tanrı) edindiniz.
93. Hatırlayın ki, Tûr dağının altında sizden söz almış: Size
verdiklerimizi kuvvetlice tutun, söylenenleri anlayın, demiştik. Onlar:
İşittik ve isyan ettik, dediler. İnkârları sebebiyle kalplerine buzağı
sevgisi dolduruldu. De ki: Eğer inanıyorsanız, imanınız size ne kötü
şeyl er emrediyor!
94. (Ey Muhammed, onlara:) Şayet (iddia ettiğiniz gibi) ahiret yurdu
Allah katında diğer insanlara değil de yalnızca size aitse ve bu
iddianızda doğru iseniz haydi ölümü temenni edin (bakalım), de.
95. Onlar, kendi elleriyle önceden yaptıkları işler (günah ve
isyanları) sebebiyle hiç bir zaman ölümü temenni etmeyeceklerdir. Allah
zalimleri iyi bilir.
96. Yemin olsun ki, sen onları yaşamaya karşı insanların en düşkünü
olarak bulursun. Putperestlerden her biri de arzular ki, bin sene
yaşasın. Oysa yaşatılması hiç kimseyi azaptan uzaklaştırmaz. Allah
onların yapmakta olduklarını eksiksiz görür.
97. De ki: Cebrail'e kim düşman ise şunu iyi bilsin ki Allah'ın
izniyle Kur'an'ı senin kalbine bir hidayet rehberi, önce gelen kitapları
doğrulayıcı ve müminler için de müjdeci olarak o indirmiştir.
98. Kim, Allah'a, meleklerine, peygamberlerine, Cebrail'e ve Mikâil'e
düşman olursa bilsin ki Allah da inkârcı kâfirlerin düşmanıdır.
99. Andolsun ki sana apaçık âyetler indirdik. (Ey Muhammed!) Onları
ancak fasıklar inkâr eder.
100. Ne zaman onlar bir antlaşma yaptılarsa, yine kendilerinden bir
gurup onu bozmadı mı? Zaten onların çoğu iman etmez.
101. Allah tarafından kendilerine, yanlarında bulunanı tasdik edici
bir elçi gelince ehl-i kitaptan bir gurup, sanki Allah'ın kitabını
bilmiyormuş gibi onu arkalarına atıp terkettiler.
102. Süleyman'ın hükümranlığı hakkında onlar, şeytanların uydurup
söylediklerine tâbi oldular. Halbuki Süleyman büyü yapıp kâfir olmadı.
Lâkin şeytanlar kâfir oldular. Çünkü insanlara sihri ve Babil'de Hârut
ile Mârut isimli iki meleğe indirileni öğretiyorlardı. Halbuki o iki
melek, herkese: Biz ancak imtihan için gönderildik, sakın yanlış inanıp
da kâfir olmayasınız, demeden hiç kimseye (sihir ilmini) öğretmezlerdi.
Onlar, o iki me lekden,
karı ile koca arasını açacak şeyleri öğreniyorlardı. Oysa büyücüler,
Allah'ın izni olmadan hiç kimseye zarar veremezler. Onlar, kendilerine
fayda vereni değil de zarar vereni öğrenirler. Sihri satın alanların
(ona inanıp para verenlerin) ahiretten nasibi
olmadığını çok iyi bilmektedirler. Karşılığında kendilerini sattıkları
şey ne kötüdür! Keşke bunu anlasalardı!
103. Eğer iman edip kendilerini kötülükten korusalardı, şüphesiz,
Allah tarafından verilecek sevap daha hayırlı olacaktı. Keşke bunları
anlasalardı!
104. Ey iman edenler! "Râinâ" demeyin, "unzurnâ" deyin.
(Söylenenleri) dinleyin. Kâfirler için elem verici bir azap vardır.
105. (Ey müminler!) Ehl-i Kitaptan kâfirler ve putperestler de
Rabbinizden size bir hayır indirilmesini istemezler. Halbuki Allah
rahmetini dilediğine verir. Allah büyük lütuf sahibidir.
106. Biz, bir âyetin hükmünü yürürlükten kaldırır veya onu
unutturursak (ertelersek) mutlaka daha iyisini veya benzerini getiririz.
Bilmez misin ki Allah her şeye kadirdir.
107. (Yine) b ilmez
misin, göklerin ve yerin mülkiyet ve hükümranlığı yalnızca Allah'ındır?
Sizin için Allah'tan başka ne bir dost ne de bir yardımcı vardır.
108. Yoksa siz de (ey müslümanlar), daha önce Musa'ya sorulduğu gibi
peygamberinize sorular sormak mı istiyorsunuz? Kim imanı küfre
değişirse, şüphesiz dosdoğru yoldan sapmış olur.
109. Ehl-i kitaptan çoğu, hakikat kendilerine apaçık belli olduktan
sonra, sırf içlerindeki kıskançlıktan ötürü, sizi imanınızdan vazgeçirip
küfre döndürmek istediler. Yine de siz, Allah onlar hakkındaki emrini
getirinceye kadar affedip bağışlayın. Şüphesiz Allah her şeye kadirdir.
110. Namazı kılın, zekâtı verin, önceden kendiniz için yaptığınız her
iyiliği Allah'ın katında bulacaksınız. Şüphesiz Allah, yapmakta
olduklarınızı noksansız görür.
111. (Ehl-i kitap:) Yahudiler yahut hıristiyanlar hariç hiç kimse
cennete giremeyecek, dediler. Bu onların kuruntusudur. Sen de onlara:
Eğer sahiden doğru söylüyorsanız delilinizi getirin, de.
112. Bilâkis, kim muhsin olarak yüzünü Allah'a döndür ürse
(Allah'a hakkıyla kulluk ederse) onun ecri Rabbi katındadır. Öyleleri
için ne bir korku vardır, ne de üzüntü çekerler.
113. Hepsi de kitabı (Tevrat ve İncil'i) okumakta oldukları halde
Yahudiler: Hıristiyanlar doğru yolda değillerdir, dediler. Hıristiyanlar
da: Yahudiler doğru yolda değillerdir, dediler. Kitabı bilmeyenler de
birbirleri hakkında tıpkı onların söylediklerini söylediler. Allah,
ihtilâfa düştükleri hususlarda kıyamet günü onlar hakkında hükmünü
verecektir.
114. Allah'ın mescidlerinde O'nun adının anılmasına engel olan ve
onların harap olmasına çalışandan daha zalim kim vardır! Aslında
bunların oralara ancak korkarak girmeleri gerekir. (Başka türlü girmeye
hakları yoktur.) Bunlar için dünyada rezillik, ahirette de büyük azap
vardır.
115. Doğu da Allah'ındır
batı da. Nereye dönerseniz Allah'ın yüzü (zatı) oradadır. Şüphesiz
Allah'(ın rahmeti ve nimeti) geniştir, O her şeyi bilendir.
116. "Allah çocuk edindi" dediler. Hâşâ! O, bundan münezzehtir.
Göklerde ve yerde olanların hepsi O'nundur, hepsi O'na boyun eğmiştir.
117. (O), göklerin ve yerin eşsiz yaratıcısıdır. Bir şeyi dilediğinde
ona sadece "Ol!" der, o da hemen oluverir.
118. Bilmeyenler dediler ki: Allah bizimle konuşmalı ya da bize bir
âyet (mucize) gelmeli değil miydi? Onlardan öncekiler de işte tıpkı
onların dediklerini demişlerdi. Kalpleri (akılları) nasıl da birbirine
benzedi? Gerçekleri iyice bilmek isteyenlere âyetleri apaçık gösterdik.
119. Doğrusu biz seni Hak (Kur'an) ile müjdeleyici ve uyarıcı olarak
gönderdik. Sen cehenmemliklerden sorumlu değilsin.
120. Dinlerine uymadıkça yahudiler de hıristiyanlar da asla senden
razı olmayacaklardır. De ki: Doğru yol, ancak Allah'ın yoludur. Sana
gelen ilimden sonra onların arzularına uyacak olursan, andolsun ki,
Allah'tan sana ne bir dost ne de bir yardımcı vardır.
121. Kendilerine kitap verdiğimiz kimseler (den bazısı) onu, hakkını
gözeterek okurlar. Çünkü onlar, ona iman ederler. Onu inkâr edenlere
gelince, işte gerçekten zarara uğrayanlar onlardır.
122. Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimetimi ve sizi (bir zamanlar)
cümle âleme üstün kılmış olduğumu hatırlayın.
123. Ve bir günden sakının ki, o günde hiç kimse başkası namına bir
şey ödeyemez, kimseden fidye kabul edilmez, hiç kimseye şefaat fayda
vermez. Onlar hiçbir yardım da g örmezler.
124. Bir zamanlar Rabbi İbrahim'i bir takım kelimelerle sınamış,
onları tam olarak yerine getirince: Ben seni insanlara önder yapacağım,
demişti. "Soyumdan da (önderler yap, yâ Rabbi!)" dedi. Allah: Ahdim
zalimlere ermez (onlar için söz vermem) buyurdu.
125. Biz, Beyt'i (Kâbe'yi) insanlara toplanma mahalli ve güvenli bir
yer kıldık. Siz de İbrahim'in makamından bir namaz yeri edinin (orada
namaz kılın). İbrahim ve İsmail'e: Tavaf edenler, ibadete kapananlar,
rükû ve secde edenler için Evim'i temiz tutun, diye emretmiştik.
126. İbrahim de demişti ki: Ey Rabbim! Burayı emin bir şehir yap,
halkından Allah'a ve ahiret gününe inananları çeşitli meyvelerle besle.
Allah buyurdu ki: Kim inkâr ederse onu az bir süre faydalandırır, sonra
onu cehennem azabına sürüklerim. Ne kötü varılacak yerdir orası!
127. Bir zamanlar İbrahim, İsmail ile beraber Beytullah'ın
temellerini yükseltiyor (şöyle diyorlardı:) Ey Rabbimiz! Bizden bunu
kabul buyur; şüphesiz sen işitensin, bilensin.
128. Ey Rabbimiz! Bizi sana boy un
eğenlerden kıl, neslimizden de sana itaat eden bir ümmet çıkar, bize
ibadet usullerimizi göster, tevbemizi kabul et; zira, tevbeleri çokça
kabul eden, çok merhametli olan ancak sensin.
129. Ey Rabbimiz! Onlara, içlerinden senin âyetlerini kendilerine o kuyacak,
onlara kitap ve hikmeti öğretecek, onları temizleyecek bir peygamber
gönder. Çünkü üstün gelen, her şeyi yerli yerince yapan yalnız sensin.
130. İbrahim'in dininden kendini bilmezlerden başka kim yüz çevirir?
Andolsun ki, biz onu dünyada (elçi) seçtik, şüphesiz o ahirette de
iyilerdendir.
131. Çünkü Rabbi ona: Müslüman ol, demiş, o da: Alemlerin Rabbine
boyun eğdim, demişti.
132. Bunu İbrahim de kendi oğullarına vasiyet etti, Yakub da:
Oğullarım! Allah sizin için bu dini (İslâm'ı) seçti. O halde
sadece müslümanlar olarak ölünüz (dedi).
133. Yoksa Ya'kub'a ölüm geldiği zaman siz orada mı idiniz? O zaman (Ya'kub)
oğullarına: Benden sonra kime kulluk edeceksiniz? demişti. Onlar: Senin
ve ataların İbrahim, İsmail ve İshak'ın ilâhı olan tek Allah'a kulluk
edeceğiz; biz ancak O'na teslim olmuşuzdur, dediler.
134. Onlar bir ümmetti, gelip geçti. Onların kazandıkları
kendilerinin, sizin kazandıklarınız sizindir. Siz onların yaptıklarından
sorguya çekilmezsiniz.
135. (Yahudiler ve hıristiyanlar müslümanlara:) Yahudi ya da
hıristiyan olun ki, doğru yolu bulasınız, dediler. De ki: Hayır! Biz,
hanîf olan İbrahim'in dinine uyarız. O, müşriklerden değildi.
136. "Biz, Allah'a ve bize indirilene; İbrahim, İsmail, İshak, Ya'kub
ve esbâta indirilene, Musa ve İsa'ya verilenlerle Rableri tarafından
diğer peygamberlere verilenlere, onlardan hiçbiri arasında fark
gözetmeksizin inandık ve biz sadece Allah'a teslim olduk" deyin.
137. Eğer onlar da sizin inandığınız gibi inanırlarsa doğru yolu
bulmuş olurlar; dönerlerse mutlaka anlaşmazlık içine düşmüş olurlar.
Onlara karşı Allah sana yeter. O işitendir, bilendir.
138. Allah'ın (verdiği) rengiyle boyandık. Allah'tan daha güzel rengi
kim verebilir? Biz ancak O'na kulluk ederiz (deyin).
139. De ki: Allah bizim de Rabbim iz,
sizin de Rabbiniz olduğu halde, O'nun hakkında bizimle tartışmaya mı
girişiyorsunuz? Bizim yaptıklarımız bize, sizin yaptıklarınız da size
aittir. Biz O'na gönülden bağlananlarız.
140. Yoksa siz, İbrahim, İsmail, İshak, Ya'kub ve esbâtın yahudi,
yahut hıristiyan olduklarını mı söylüyorsunuz? De ki: Siz mi daha iyi
bilirsiniz, yoksa Allah mı? Allah tarafından kendisine (bildirilmiş) bir
şahitliği gizleyenden daha zalim kim olabilir? Allah yaptıklarınızdan
gafil değildir.
141. Onlar bir ümmetti; gelip g eçti.
Onların kazandıkları kendilerine, sizin kazandıklarınız da size aittir.
Siz onların yaptıklarından sorguya çekilmezsiniz.
142. İnsanlardan bir kısım beyinsizler: Yönelmekte oldukları
kıblelerinden onları çeviren nedir? diyecekler. De ki: Doğu da batı da
Allah'ındır. O dilediğini doğru yola iletir.
143. İşte böylece sizin insanlığa şahitler olmanız, Resûl'ün de size
şahit olması için sizi mutedil bir millet kıldık. Senin (arzulayıp da şu
anda) yönelmediğin kıbleyi (Kâbe'yi) biz ancak Peygamber'e uyanı,
ökçeleri üzerinde geri dönenden ayırdetmemiz için kıble yaptık. Bu,
Allah'ın hidayet verdiği kimselerden başkasına elbette ağır gelir. Allah
sizin imanınızı asla zayi edecek değildir. Zira Allah insanlara karşı
şefkatli ve merhametlidir.
144. (Ey Muham med!) Biz
senin yüzünün göğe doğru çevrilmekte olduğunu (yücelerden haber
beklediğini) görüyoruz. İşte şimdi, seni memnun olacağın bir kıbleye
döndürüyoruz. Artık yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir. (Ey
müslümanlar!) Siz de nerede olursanız olun, (namazda)
yüzlerinizi o tarafa çevirin. Şüphe yok ki, ehl-i kitap, onun
Rablerinden gelen gerçek olduğunu çok iyi bilirler. Allah onların
yapmakta olduklarından habersiz değildir.
145. Yemin olsun ki (habibim ! ) sen ehl-i kitaba her türlü âyeti
(mucizeyi) getir sen yine de
onlar senin kıblene dönmezler. Sen de onların kıblesine dönecek
değilsin. Onlar da birbirlerinin kıblesine dönmezler. Sana gelen ilimden
sonra eğer onların arzularına uyacak olursan, işte o zaman sen hakkı
çiğneyenlerden olursun.
146. Kendiler ine kitap
verdiklerimiz onu (o kitaptaki peygamberi), öz oğullarını tanıdıkları
gibi tanırlar. Buna rağmen onlardan bir gurup bile bile gerçeği gizler.
147. Gerçek olan, Rabbinden gelendir. O halde kuşkulananlardan olma!
148. Herkesin yöneldiği bir kıblesi vardır. (Ey müminler!) Siz hayır
işlerinde yarışın. Nerede olursanız olun sonunda Allah hepinizi bir
araya getirir. Şüphesiz Allah her şeye kadirdir.
149. Nereden yola çıkarsan çık (namazda) yüzünü Mescid-i Haram
tarafına çevir. Bu emir Rabbinden sana gelen gerçektir. (Biliniz ki)
Allah yaptıklarınızdan habersiz değildir.
150. (Evet Resûlüm ! ) Nereden yola çıkarsan çık (namazda) yüzünü
Mescid-i Haram'a doğru çevir. Nerede olursanız olunuz, yüzünüzü o yana
çevirin ki, aralarından haksızlık edenler (kuru inatçılar) müstesna,
insanların aleyhinizde (kullanabilecekleri) bir delili bulunmasın. Sakın
onlardan korkmayın! Yalnız benden korkun. Böylece size olan nimetimi
tamamlayayım da doğru yolu bulasınız.
151. Nitekim kendi içinizden size âyetlerimizi okuya n,
sizi kötülüklerden arındıran, size Kitab'ı ve hikmeti talim edip
bilmediklerinizi size öğreten bir Resûl gönderdik.
152. Öyle ise siz beni (ibadetle) anın ki ben de sizi anayım. Bana
şükredin; sakın bana nankörlük etmeyin!
153. Ey iman edenler! Sabır ve namaz ile Allah'tan yardım isteyin.
Çünkü Allah muhakkak sabredenlerle beraberdir.
154. Allah yolunda öldürülenlere "ölüler"" demeyin. Bilakis onlar
diridirler, lâkin siz anlayamazsınız.
155. Andolsun ki sizi biraz korku ve açlık; mallardan, canlardan
ve ürünlerden biraz azaltma (fakirlik) ile deneriz. (Ey Peygamber! )
Sabredenleri müjdele !
156. O sabredenler, kendilerine bir belâ geldiği zaman: Biz Allah'ın
kullarıyız ve biz O'na döneceğiz, derler.
157. İşte Rablerinden bağışlamalar ve rahmet hep onlaradır. Ve doğru
yolu bulanlar da onlardır.
158. Şüphe yok ki, Safa ile Merve Allah'ın koyduğu nişanlardandır.
Her kim Beytullah'ı ziyaret eder veya umre yaparsa onları tavaf
etmesinde kendisine bir günah yoktur. Her kim gönüllü olarak bir iyilik
yaparsa şüphesiz Allah kabul eder ve (yapılanı) hakkıyla bilir.
159. İndirdiğimiz açık delilleri ve kitapta insanlara apaçık
gösterdiğimiz hidayet yolunu gizleyenlere hem Allah hem de bütün lânet
ediciler lânet eder.
160. Ancak tevbe edip durumlarını düzeltenler ve gerçeği açıkça
ortaya koyanlar başkadır. Zira ben onların tevbelerini kabul ederim. Ben
tevbeyi çokça kabul eden ve çokça esirgeyenim.
161. (Ayetlerimizi) inkâr etmiş ve kâfir olarak ölmüşlere gelince,
işte Allah'ın, meleklerin ve tüm insanların lâneti onların üzerinedir.
162. Onlar ebediyen lânet içinde kalırlar. Artık ne azapları
hafifletilir ne de onların yüzlerine bakılır.
163. İlâhınız bir tek Allah'tır. O'ndan başka ilâh yoktur. O,
rahmândır, rahîmdir.
164. Şüphesiz göklerin ve yerin yaratılmasında, gece ile gündüzün
birbiri peşinden gelmesinde, insanlara fayda veren şeylerle yüklü olarak
denizde yüzüp giden gemilerde, Allah'ın gökten indirip de ölü haldeki
toprağı canlandırdığı suda, yeryüzünde her çeşit canlıyı yaymasında,
rüzgârları ve ye r
ile gök arasında emre hazır bekleyen bulutları yönlendirmesinde düşünen
bir toplum için (Allah'ın varlığını ve birliğini isbatlayan) birçok
deliller vardır.
165. İnsanlardan bazıları Allah'tan başkasını Allah'a denk tanrılar
edinir de onları Allah'ı sever gibi severler. İman edenlerin Allah'a
olan sevgileri ise (onlarınkinden) çok daha fazladır. Keşke zalimler
azabı gördükleri zaman (anlayacakları gibi) bütün kuvvetin Allah'a ait
olduğunu ve Allah'ın azabının çok şiddetli olduğunu önceden
anlayabilselerd i.
166. İşte o zaman (görecekler ki) kendilerine uyulup arkalarından
gidilenler, uyanlardan hızla uzaklaşırlar ve (o anda her iki taraf da)
azabı görmüş, nihayet aralarındaki bağlar kopup parçalanmıştır.
167. (Kötülere) uyanlar şöyle derler: Ah, keşke bir daha dünyaya geri
gitmemiz mümkün olsaydı da, şimdi onların bizden uzaklaştıkları gibi biz
de onlardan uzaklaşsaydık! Böylece Allah onlara, işlerini, pişmanlık ve
üzüntü kaynağı olarak gösterir ve onlar artık ateşten çıkamazlar.
168. Ey insanlar! Yeryüzü nde
bulunanların helâl ve temiz olanlarından yeyin, şeytanın peşine
düşmeyin; zira şeytan sizin açık bir düşmanınızdır.
169. O size ancak kötülüğü, çirkini ve Allah hakkında bilmediğiniz
şeyleri söylemenizi emreder.
170. Onlara (müşriklere): Allah'ın indirdiğine uyun, denildiği zaman
onlar, "Hayır! Biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz yola uyarız" dediler.
Ya ataları bir şey anlamamış, doğruyu da bulamamış idiyseler?
171. (Hidayet çağrısına kulak vermeyen) kâfirlerin durumu, sadece
çobanın bağırıp çağırmasını işiten hayvanların durumuna benzer. Çünkü
onlar sağırlar, dilsizler ve körlerdir. Bu sebeple düşünmezler.
172. Ey iman edenler! Size verdiğimiz rızıkların temiz olanlarından
yeyin, eğer siz yalnız Allah'a kulluk ediyorsanız O'na şükredin.
173. Allah size ancak
ölüyü (leşi), kanı, domuz etini ve Allah'tan başkası adına kesileni
haram kıldı. Her kim bunlardan yemeye mecbur kalırsa, başkasının hakkına
saldırmadan ve haddi aşmadan bir miktar yemesinde günah yoktur. Şüphe
yok ki Allah çokça bağışlayan çokça esirgeyendir.
174. Allah'ın indirdiği kitaptan bir şeyi (âhir zaman Peygamberinin
vasıflarını) gizleyip onu az bir paha ile değişenler yok mu, işte
onların yeyip de karınlarına doldurdukları, ateşten başka bir şey
değildir. Kıyamet günü Allah ne kendileriyle konuşur ve ne de onları
temize çıkarır. Orada onlar için can yakıcı bir azap vardır.
175. Onlar doğru yol karşılığında sapıklığı, mağfirete bedel olarak
da azabı satın almış kimselerdir. Onlar ateşe karşı ne kadar
dayanıklıdırlar!
176. O azabın sebebi, Allah'ın, kitabı hak olarak indirmiş olmasıdır.
(Buna rağmen farklı yorum yapıp) kitapta ayrılığa düşenler, elbette
derin bir anlaşmazlığın içine düşmüşlerdir.
177. İyilik, yüzlerinizi doğu ve batı tarafına çevirmeniz değildir.
Asıl iyilik, o kimsenin yaptığıdır ki, Allah'a, ahiret gününe,
meleklere, kitaplara, peygamberlere inanır. (Allah'ın rızasını
gözeterek) yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara,
dilenenlere ve kölelere sevdiği maldan harcar, namaz kılar, zekât verir.
Antlaşma yaptığı zaman sözlerini yerine getirir. Sıkıntı, hastalık ve
savaş zamanlarında sabreder. İşte doğru olanlar, bu vasıfları
taşıyanlardır. Müttakîler ancak onlardır!
178. Ey iman edenler! Öldürülenler hakkında size kısas farz kılındı.
Hüre hür, köleye köle, kadına kadın (öldürülür). Ancak her kimin cezası,
kardeşi (öldürülenin velisi) tarafından bir miktar bağışlanırsa artık
(taraflar) hakkaniyete uymalı ve (öldüren) ona (gereken diyeti)
güzellikle ödemelidir. Bu söylenenler, Rabbinizden bir hafifletme ve
rahmet tir.
Her kim bundan sonra haddi aşarsa muhakkak onun için elem verici bir
azap vardır.
179. Ey akıl sahipleri! Kısasta sizin için hayat vardır. Umulur ki
suç işlemekten sakınırsınız.
180. Birinize ölüm geldiği zaman, eğer bir hayır bırakacaksa anaya,
babaya, yakınlara uygun bir biçimde vasiyet etmek Allah'tan korkanlar
üzerine bir borçtur.
181. Her kim bunu işittikten ve kabullendikten sonra vasiyeti
değiştirirse, günahı onu değiştirenleredir. Şüphesiz Allah (her şeyi)
işitir ve (her şeyi) bilir.
182. He r kim, vasiyet
edenin haksızlığa yahut günaha meyletmesinden endişe eder de
(alâkalıların) aralarını bulursa kendisine günah yoktur. Şüphesiz Allah
çok bağışlayan hem de esirgeyendir.
183. Ey iman edenler! Oruç sizden önce gelip geçmiş ümmetlere farz
kılındığı gibi size de farz kılındı. Umulur ki korunursunuz.
184. Sayılı günlerde olmak üzere (oruç size farz kılındı). Sizden her
kim hasta yahut yolcu olursa (tutamadığı günler kadar) diğer günlerde
kaza eder. (İhtiyarlık veya şifa umudu kalmamış hastalık gibi devamlı
mazereti olup da) oruç tutmaya güçleri yetmeyenlere bir fakir doyumu
kadar fidye gerekir. Bununla beraber kim gönüllü olarak hayır yaparsa,
bu kendisi için daha iyidir. Eğer bilirseniz (güçlüğüne rağmen) oruç
tutmanız sizin için daha hayırlıdı r.
185. Ramazan ayı, insanlara yol gösterici, doğrunun ve doğruyu
eğriden ayırmanın açık delilleri olarak Kur'an'ın indirildiği aydır.
Öyle ise sizden ramazan ayını idrak edenler onda oruç tutsun. Kim o anda
hasta veya yolcu olursa (tutamadığı günler sayısınca) başka günlerde
kaza etsin. Allah sizin için kolaylık ister, zorluk istemez. Bütün
bunlar, sayıyı tamamlamanız ve size doğru yolu göstermesine karşılık,
Allah'ı tazim etmeniz, şükretmeniz içindir.
186. Kullarım sana, beni sorduğunda (söyle onlara): Ben çok yakınım.
Bana dua ettiği vakit dua edenin dileğine karşılık veririm. O halde
(kullarım da) benim davetime uysunlar ve bana inansınlar ki doğru yolu
bulalar.
187. Oruç gecesinde kadınlarınıza yaklaşmak size helâl kılındı. Onlar
sizin için birer elbise, siz de onlar için birer elbisesiniz. Allah
sizin kendinize kötülük ettiğinizi bildi ve tevbenizi kabul edip sizi
bağışladı. Artık (ramazan gecelerinde) onlara yaklaşın ve Allah'ın sizin
için takdir ettiklerini isteyin. Sabahın beyaz ipliği (aydınlığı) ,
siyah ipliğinden (karanlığından) ayırt edilinceye kadar yeyin, için,
sonra akşama kadar orucu tamamlayın. Mescitlerde ibadete çekilmiş
olduğunuz zamanlarda kadınlarla birleşmeyin. Bunlar Allah'ın koyduğu
sınırlardır. Sakın bu sınırlara yaklaşmayın. İşte
böylece Allah âyetlerini
insanlara açıklar. Umulur ki korunurlar.
188. Mallarınızı aranızda haksız sebeplerle yemeyin. Kendiniz bilip
dururken, insanların mallarından bir kısmını haram yollardan yemeniz
için o malları hakimlere (idarecilere veya mahkeme ha kimlerine)
vermeyin.
189. Sana, hilâl şeklinde yeni doğan ayları sorarlar. De ki: Onlar,
insanlar ve özellikle hac için vakit ölçüleridir. İyi davranış, asla
evlere arkalarından gelip girmeniz değildir. Lâkin iyi davranış, korunan
(ve ölçülü giden) kimsenin davranışıdır. Evlere kapılarından girin,
Allah'tan korkun, umulur ki kurtuluşa erersiniz.
190. Size karşı savaş açanlara, siz de Allah yolunda savaş açın.
Sakın aşırı gitmeyin, çünkü Allah aşırıları sevmez.
191. Onları (size karşı savaşanları) yakaladığınız yerde öldürün.
Sizi çıkardıkları yerden siz de onları çıkarın. Fitne, adam öldürmekten
daha kötüdür. Mescid-i Haram'da onlar sizinle savaşmadıkça, siz de
onlarla savaşmayın. Eğer onlar size karşı savaş açarlarsa siz de onları
öldürün. İşte kâfirler in
cezası böyledir.
192. Eğer onlar (savaştan) vazgeçerlerse, (şunu iyi bilin ki) Allah
gafûr ve rahîmdir.
193. Fitne tamamen yok edilinceye ve din (kulluk) de yalnız Allah
için oluncaya kadar onlarla savaşın. Şayet vazgeçerlerse zalimlerden
başkasına düşmanlık ve saldırı yoktur.
194. Haram ay haram aya karşılıktır. Hürmetler (dokunulmazlıklar)
karşılıklıdır. Kim size saldırırsa siz de ona misilleme olacak kadar
saldırın. Allah'tan korkun ve bilin ki Allah müttakîlerle beraberdir.
195. Allah yolunda harc ayın.
Kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın. Her türlü hareketinizde
dürüst davranın. Çünkü Allah dürüstleri sever.
196. Haccı ve umreyi Allah için tam yapın. Eğer (bunlardan)
alıkonursanız kolayınıza gelen kurbanı gönderin. Kurban, yerine
varıncaya kadar başlarınızı tıraş etmeyin. Sizden her kim hasta olursa
yahut başından bir rahatsızlığı varsa, oruç veya sadaka veya kurban
olmak üzere fidye gerekir. (Hac yolculuğu için) emin olduğunuz vakit kim
hac günlerine kadar umre ile faydalanmak isterse,
kolayına gelen bir kurban
kesmek gerekir. Kurban kesmeyen kimse hac günlerinde üç, memleketine
döndüğü zaman yedi olmak üzere oruç tutar ki, hepsi tam on gündür. Bu
söylenenler, ailesi Mescid-i Haram civarında oturmayanlar içindir.
Allah'tan korkun. Biliniz
ki Allah'ın vereceği ceza ağırdır.
197. Hac, bilinen aylardadır. Kim o aylarda hacca niyet ederse
(ihramını giyerse), hac esnasında kadına yaklaşmak, günah sayılan
davranışlara yönelmek, kavga etmek yoktur. Ne hayır işlerseniz Allah onu
bilir. (Ey müminler! Ahiret için) azık edinin. Bilin ki azığın en
hayırlısı takvâdır. Ey akıl sahipleri! Benden (emirlerime muhalefetten)
sakının.
198. (Hac mevsiminde ticaret yaparak) Rabbinizden gelecek bir lütfu
(kazancı) aramanızda size herhangi bir günah yoktur. Arafat'tan ayrılıp
akın ettiğinizde Meş'ar-i Haram'da Allah'ı zikredin ve O'nu size
gösterdiği şekilde anın. Şüphesiz siz daha önce yanlış gidenlerden
idiniz.
199. Sonra insanların (sel gibi) aktığı yerden siz de akın. Allah'tan
mağfiret isteyin. Çünkü Allah affedici ve
esirgeyicidir.
200. Hac ibadetlerinizi bitirince, babalarınızı andığınız gibi, hatta
ondan daha kuvvetli bir şekilde Allah'ı anın. İnsanlardan öyleleri var
ki: Ey Rabbimiz! Bize dünyada ver, derler. Böyle kimselerin ahiretten
hiç nasibi yoktur .
201. Onlardan bir kısmı da: Ey Rabbimiz! Bize dünyada da iyilik ver,
ahirette de iyilik ver. Bizi cehennem azabından koru! derler.
202. İşte onlar için, kazandıklarından büyük bir nasip vardır.
(Şüphesiz) Allah'ın hesabı çok süratlidir.
203. Sayılı günlerde (eyyam-ı teşrikte telbiye ve tekbir getirerek)
Allah'ı anın. Kim iki gün içinde acele edip (Mina'dan Mekke'ye) dönmek
isterse, ona günah yoktur. Bunlar günahtan sakınanlar içindir. Allah'tan
korkun ve bilin ki hepiniz O'nun huzurunda toplanacaksını z.
204. İnsanlardan öyleleri vardır ki, dünya hayatı hakkında
söyledikleri senin hoşuna gider. Hatta böylesi kalbinde olana (samimi
olduğuna) Allah'ı şahit tutar. Halbuki o, hasımların en yamanıdır.
205. O, dönüp gitti mi (yahut bir iş başına geçti mi) yeryüzünde
ortalığı fesada vermek, ekinleri tahrip edip nesilleri bozmak için
çalışır. Allah bozgunculuğu sevmez.
206. Böylesine "Allah'tan kork!" denilince benlik ve gurur kendisini
günaha sevkeder. (Ceza ve azap olarak) ona cehennem yeter. O ne kötü
yerdir!
207. İnsanlardan öyleleri de var ki, Allah'ın rızasını almak için
kendini ve malını feda eder. Allah da kullarına şefkatlidir.
208. Ey iman edenler! Hep birden barışa girin. Sakın şeytanın
peşinden gitmeyin. Çünkü o, apaçık düşmanınızdır.
209. Size ( Kur'an ve
Sünnet gibi) apaçık deliller geldikten sonra, eğer barıştan saparsanız,
şunu iyi bilin ki Allah azîzdir, hakîmdir.
210. Onlar, ille de buluttan gölgeler içinde Allah'ın ve meleklerinin
gelmesini mi beklerler Halbuki iş bitirilmiştir. (Allah nizamı artık
değişmez.) Bütün işler yalnızca Allah'a döndürülür.
211. İsrailoğullarına sor ki kendilerine nice apaçık mucizeler
verdik. Kim mucizeler kendisine geldikten sonra Allah'ın nimetini
(âyetlerini) değiştirirse bilsin ki Allah'ın azabı şiddetlidir.
212. Kâfir olanlar için dünya hayatı câzip kılındı. (Bu yüzden)
onlar, iman edenler ile alay ederler. Oysa ki, (iman edip) inkârdan
sakınanlar kıyamet gününde onların üstündedir. Allah dilediğine hesapsız
rızık verir.
213. İnsanlar bir tek ümmet idi. Sonra Allah, müjdeleyici ve uyarıcı
olarak peygamberleri gönderdi. İnsanlar arasında, anlaşmazlığa
düştükleri hususlarda hüküm vermeleri için, onlarla beraber hak yolu
gösteren kitapları da gönderdi. Ancak kendilerine kitap verilenler,
apaçık deliller geldikt en
sonra, aralarındaki kıskançlıktan ötürü dinde anlaşmazlığa düştüler.
Bunun üzerine Allah iman edenlere, üzerinde ihtilafa düştükleri gerçeği
izniyle gösterdi. Allah dilediğini doğru yola iletir.
214. (Ey müminler! ) Yoksa siz, sizden önce gelip geçenler in
başına gelenler size de gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız?
Yoksulluk ve sıkıntı onlara öylesine dokunmuş ve öyle sarsılmışlardı ki,
nihayet Peygamber ve beraberindeki müminler: Allah'ın yardımı ne zaman!
dediler. Bilesiniz ki Allah'ın yardımı yakındır.
215. Sana (Allah yolunda) ne harcayacaklarını soruyorlar. De ki:
Maldan harcadığınız şey, ebeveyn, yakınlar, yetimler, fakirler ve
yolcular için olmalıdır. Şüphesiz Allah yapacağınız her hayrı bilir.
2l6. Hoşunuza gitmediği halde savaş size farz kılındı. Sizin için
daha hayırlı olduğu halde bir şeyi sevmemeniz mümkündür. Sizin için daha
kötü olduğu halde bir şeyi sevmeniz de mümkündür. Allah bilir, siz
bilmezsiniz.
217. Sana haram ayı, yani onda savaşmayı soruyorlar. De ki: O ayda
savaşmak büyük bir günahtır. (İnsanları) Allah yolundan çevirmek,
Allah'ı inkâr etmek, Mes-cid-i Haram'ın ziyaretine mâni olmak ve halkını
oradan çıkarmak ise Allah katında daha büyük günahtır. Fitne de adam
öldürmekten daha büyük bir günahtır. Onlar eğer güçleri yeters e,
sizi dininizden döndürünceye kadar size karşı savaşa devam ederler.
Sizden kim, dininden döner ve kâfir olarak ölürse, onların yaptıkları
işler dünyada da ahirette de boşa gider. Onlar cehennemliktirler ve
orada devamlı kalırlar.
2l8. İman edenler ve hicret edip Allah yolunda cihad edenler var ya,
işte bunlar, Allah'ın rahmetini umabilirler. Allah, gafûr ve rahîmdir.
2l9. Sana, şarap ve kumar hakkında soru sorarlar. De ki: Her ikisinde
de büyük bir günah ve insanlar için bir takım faydalar vardır. Ancak her
ikisinin de günahı faydasından daha büyüktür. Yine sana iyilik yolunda
ne harcayacaklarını sorarlar. "İhtiyaç fazlasını" de. Allah size
âyetleri böyle açıklar ki düşünesiniz.
220. Dünya ve ahiret hakkında (lehinize olan davranışları düşünün ve
ona göre hareket edin). Sana yetimler hakkında soruyorlar. De ki: Onları
iyi yetiştirmek (yüz üstü bırakmaktan) daha hayırlıdır. Eğer onlarla
birlikte yaşarsanız, (unutmayın ki) onlar sizin kardeşlerinizdir. Allah,
işleri bozanla düzelteni bilir. Eğer Allah dil eseydi,
sizi de zahmet ve meşakkate sokardı. Çünkü Allah güçlüdür, hakîmdir.
221. İman etmedikçe putperest kadınlarla evlenmeyin. Beğenseniz bile,
putperest bir kadından, imanlı bir câriye kesinlikle daha iyidir. İman
etmedikçe putperest erkekleri de (kızlarınızla) evlendirmeyin.
Beğenseniz bile, putperest bir kişiden inanmış bir köle kesinlikle daha
iyidir. Onlar (müşrikler) cehenneme çağırır. Allah ise, izni (ve
yardımı) ile cennete ve mağfirete çağırır. Allah, düşünüp anlasınlar
diye âyetlerini insanlar a
açıklar.
222. Sana kadınların ay halini sorarlar. De ki: O, bir
rahatsızlıktır. Bu sebeple ay halinde olan kadınlardan uzak durun.
Temizleninceye kadar onlara yaklaşmayın. Temizlendikleri vakit, Allah'ın
size emrettiği yerden onlara yaklaşın. Şunu iyi bi lin
ki, Allah tevbe edenleri de sever, temizlenenleri de sever.
223. Kadınlarınız sizin için bir tarladır. Tarlanıza nasıl dilerseniz
öyle varın. Kendiniz için önceden (uygun davranışlarla) hazırlık yapın.
Allah'tan korkun, biliniz ki siz O'na kavuşacaksınız. (Yâ Muhammed!)
müminleri müjdele!
224. Yeminlerinizden dolayı Allah'ı (O'nun adını), iyilik etmenize,
O'ndan sakınmanıza ve insanların arasını düzeltmenize engel kılmayın.
Allah işitir ve bilir.
225. Allah sizi kasıtsız yeminlerinizden sorumlu tutmaz. Lâkin
kasıtlı yaptığınız yeminlerinizden dolayı sizi sorumlu tutar. Allah
gafûrdur, halîmdir.
226. Kadınlarına yaklaşmamaya yemin edenler dört ay beklerler. Eğer
(bu müddet içinde) kadınlarına dönerlerse, şüphesiz Allah çokça
bağışlayan ve esirgeyendir .
227. Eğer (müddeti içinde dönmeyip kadınlarını) boşamaya karar
verirlerse (ayrılırlar). Biliniz ki, Allah işitir ve bilir.
228. Boşanmış kadınlar, kendi başlarına (evlenmeden) üç ay hali
(hayız veya temizlik müddeti) beklerler. Eğer onlar Allah'a ve ahiret
gününe gerçekten inanmışlarsa, rahimlerinde Allah'ın yarattığını
gizlemeleri kendilerine helâl olmaz. Eğer kocalar barışmak isterlerse,
bu durumda boşadıkları kadınları geri almaya daha fazla hak
sahibidirler. Erkeklerin kadınlar üzerindeki hakları g ibi,
kadınların da erkekler üzerinde belli hakları vardır. Ancak erkekler,
kadınlara göre bir derece üstünlüğe sahiptirler. Allah azîzdir,
hakîmdir.
229. Boşama iki defadır. Bundan sonrası ya iyilikle tutmak ya da
güzellikle salıvermektir. Kadınlara verdiklerinizden (boşanma esnasında)
bir şey almanız size helâl olmaz. Ancak erkek ve kadın Allah'ın
sınırlarında kalıp evlilik haklarını tam tatbik edememekten korkarlarsa
bu durum müstesna. (Ey müminler!) Siz de karı ile kocanın, Allah'ın
sınırlarını, hakkıyl a
muhafaza etmelerinden kuşkuya düşerseniz, kadının (erkeğe) fidye
vermesinde her iki taraf için de sakınca yoktur. Bu söylenenler Allah'ın
koyduğu sınırlardır. Sakın onları aşmayın. Kim Allah'ın sınırlarını
aşarsa işte onlar zalimlerdir.
230. Eğer erkek kadını (üçüncü defa) boşarsa, ondan sonra kadın bir
başka erkekle evlenmedikçe onu alması kendisine helâl olmaz. Eğer bu
kişi de onu boşarsa, (her iki taraf da) Allah'ın sınırlarını muhafaza
edeceklerine inandıkları takdirde, yeniden evlenmelerinde beis yo ktur.
Bunlar Allah'ın sınırlarıdır. Allah bunları bilmek, öğrenmek isteyenler
için açıklar.
231. Kadınları boşadığınız ve onlar da bekleme müddetlerini
bitirdikleri vakit ya onları iyilikle tutun yahut iyilikle bırakın.
Fakat haksızlık ederek ve zarar vermek için onları nikâh altında
tutmayın. Kim bunu yaparsa muhakkak kendine kötülük etmiş olur. Allah'ın
âyetlerini eğlenceye almayın. Allah'ın sizin üzerinizdeki nimetini,
(size verdiği hidayeti), size öğüt vermek üzere indirdiği Kitab'ı ve
hikmeti hatırlayın. Allah'tan korkun. Bilesiniz ki Allah, her şeyi
bilir.
232. Kadınları boşadığınız ve onlar da bekleme müddetlerini
bitirdikleri vakit, aralarında iyilikle anlaştıkları takdirde, onların
(eski) kocalarıyla evlenmelerine engel olmayın. İşte bununla içinizden
Allah'a ve ahiret gününe inanan kimselere öğüt verilmektedir. Bu öğüdü
tutmanız kendiniz için en iyisi ve en temizidir. Allah bilir, siz
bilmezsiniz.
233. Emzirmeyi tamamlatmak isteyen (baba) için, anneler çocuklarını
iki tam yıl emzirirler. Onların örfe uygun olarak beslenmesi ve giyimi
baba tarafına aittir. Bir insan ancak gücü yettiğinden sorumlu tutulur.
Hiçbir anne, çocuğu sebebiyle, hiçbir baba da çocuğu yüzünden zarara
uğratılmamalıdır. Onun benzeri (nafaka temini) vâris üzerine de gerekir.
Eğe r
ana ve baba birbiriyle görüşerek ve karşılıklı anlaşarak çocuğu memeden
kesmek isterlerse, kendilerine günah yoktur. Çocuklarınızı (süt anne
tutup) emzirtmek istediğiniz takdirde, süt anneye vermekte olduğunuzu
iyilikle teslim etmeniz şartıyla, üzerinize
günah yoktur. Allah'tan korkun.
Bilin ki Allah, yapmakta olduklarınızı görür.
234. Sizden ölenlerin, geride bıraktıkları eşleri, kendi başlarına
(evlenmeden) dört ay on gün beklerler. Bekleme müddetlerini bitirdikleri
vakit, kendileri hakkında yaptıkları meşru işlerde size bir günah
yoktur. Allah yapmakta olduklarınızı bilir.
235. (İddet beklemekte olan) kadınlarla evlenme hususundaki
düşüncelerinizi üstü kapalı biçimde anlatmanızda veya onu içinizde gizli
tutmanızda size günah yoktur. Allah bilir ki siz onları anacaksınız.
Lâkin, meşru sözler söylemeniz müstesna, sakın onlara gizlice buluşma
sözü vermeyin. Farz olan bekleme müddeti dolmadan, nikâh kıymaya
kalkışmayın. Bilin ki Allah, gönlünüzdekileri bilir. Bu sebeple
Allah'tan sakının. Şunu iyi bilin ki Allah
gafûrdur, halîmdir.
236. Nikâhtan sonra henüz dokunmadan veya onlar için belli bir mehir
tayin etmeden kadınları boşarsanız bunda size mehir zorunluğu yoktur. Bu
durumda onlara müt'a (hediye cinsinden bir şeyler) verin. Zengin olan
durumuna göre, fa kir de durumuna göre vermelidir.
Münasip bir müt'a vermek iyiler için bir borçtur.
237. Kendilerine mehir tayin ederek evlendiğiniz kadınları, temas
etmeden boşarsanız, tayin ettiğiniz mehrin yarısı onların hakkıdır.
Ancak kadınların vazgeçmesi veya nikâh bağı elinde bulunanın (velinin)
vazgeçmesi hali müstesna, affetmeniz (mehirden vazgeçmeniz), takvâya
daha uygundur. Aranızda iyilik ve ihsanı unutmayın. Şüphesiz Allah
yapmakta olduklarınızı hakkıyla görür.
238. Namazlara ve orta namaza devam edin. Allah 'a
saygı ve bağlılık içinde namaz kılın.
239. Eğer (herhangi bir şeyden) korkarsanız (namazlarınızı) yürüyerek
yahut binmiş olarak (kılın). Güvene kavuştuğunuz zaman, siz bilmezken
Allah'ın size öğrettiği şekilde O'nu anın (namaz kılın).
240. Sizden ölüp de
(dul) eşler bırakan kimseler, zevcelerinin, evlerinden çıkarılmadan, bir
yıla kadar bıraktıkları maldan faydalanmaları hususunda (sağlıklarında)
vasiyet etsinler. Eğer o kadınlar, (kendiliklerinden) çıkıp giderlerse,
kendileri hakkında yaptıkları meşru
şeylerden size bir günah yoktur. Allah azîzdir, hakîmdir.
241. Boşanmış kadınların, hakkaniyet ölçülerinde (kocalarından)
menfaat sağlamak haklarıdır; bu, Allah korkusu taşıyanlar üzerine bir
borçtur.
242. Allah size işte böylece âyetlerini açıklar ki düşünüp hakikati
anlayasınız.
243. Binlerce oldukları halde, ölüm korkusundan dolayı yurtlarından
çıkıp gidenleri görmedin mi? Allah onlara "Ölün!" dedi (öldüler). Sonra
onları diriltti. Şüphesiz Allah insanlara karşı lütufkârdır. Lâkin
insanların çoğu şük retmez.
244. Allah yolunda savaşın ve bilin ki Allah, her şeyi işitir ve
bilir.
245. Verdiğinin kat kat fazlasını kendisine ödemesi için Allah'a
güzel bir borç (isteyene faizsiz ödünç) verecek yok mu? Darlık veren de
bolluk veren de Allah'tır. Sadece O'n a
döndürüleceksiniz.
246. Musa'dan sonra, Benî İsrail'den ileri gelen kimseleri görmedin
mi? Kendilerine gönderilmiş bir peygambere: "Bize bir hükümdar gönder ki
(onun komutasında) Allah yolunda savaşalım" demişlerdi. "Ya size savaş
yazılır da savaşmazsanız?" dedi. "Yurtlarımızdan çıkarılmış,
çocuklarımızdan uzaklaştırılmış olduğumuz halde Allah yolunda neden
savaşmayalım?" dediler. Kendilerine savaş yazılınca, içlerinden pek azı
hariç, geri dönüp kaçtılar. Allah zalimleri iyi bilir.
247. Peygamberleri on lara:
Bilin ki Allah, Tâlût'u size hükümdar olarak gönderdi dedi. Bunun
üzerine: Biz, hükümdarlığa daha lâyık olduğumuz halde, kendisine servet
ve zenginlik yönünden geniş imkânlar verilmemişken o bize nasıl hükümdar
olur? dediler. "Allah sizin üzerinize onu
seçti, ilimde ve bedende ona üstünlük verdi. Allah mülkünü dilediğine
verir. Allah her şeyi ihata eden ve her şeyi bilendir" dedi.
248. Peygamberleri onlara: Onun hükümdarlığının alâmeti, Tabut'un
size gelmesidir. Meleklerin taşıdığı o Tabut'un içinde Rabbinizden size
bir ferahlık ve sükûnet, Musa ve Harun hanedanlarının bıraktıklarından
bir kalıntı vardır. Eğer inanmış kimseler iseniz sizin için bunda
şüphesiz bir alâmet vardır, dedi.
249. Tâlût askerlerle beraber (cihad için) ayrılınca: Biliniz ki
Allah sizi bir ırmakla imtihan edecek. Kim ondan içerse benden değildir.
Eliyle bir avuç içen müstesna kim ondan içmezse bendendir, dedi.
İçlerinden pek azı müstesna hepsi ırmaktan içtiler. Tâlût ve iman
edenler beraberce ırmağı geçince: Bugün bizim Câlût'a
ve askerlerine karşı
koyacak hiç gücümüz yoktur, dediler. Allah'ın huzuruna varacaklarına
inananlar: Nice az sayıda bir birlik Allah'ın izniyle çok sayıdaki
birliği yenmiştir. Allah sabredenlerle beraberdir, dediler.
250. Câlût ve askerleriyle savaşa tutuştuklarında: Ey Rabbimiz!
Üzerimize sabır yağdır. Bize cesaret ver ki tutunalım. Kâfir kavme karşı
bize yardım et, dediler.
251. Sonunda Allah'ın izniyle onları yendiler. Davud da Câlût'u
öldürdü. Allah ona (Davud'a) hükümdarlık ve hikmet verdi, dilediği
ilimlerden ona öğretti. Eğer Allah'ın insanlardan bir kısmının
kötülüğünü diğerleriyle savması olmasaydı elbette yeryüzü altüst olurdu.
Lâkin Allah bütün insanlığa karşı lütuf ve kerem sahibidir.
252. İşte bunlar Allah'ın âyetleridir. Biz onları sana doğru olarak
anlatıyoruz. Şüphesiz sen, Allah tarafından gönderilmiş
peygamberlerdensin.
253. O peygamberlerin bir kısmını diğerlerinden üstün kıldık. Allah
onlardan bir kısmı ile konuşmuş, bazılarını da derece derece
yükseltmiştir. Meryem oğlu İsa'ya açık mucizeler verdik ve onu Rûhu'l-Kudüs
ile güçlendirdik. Allah dileseydi o peygamberlerden sonra gelen
milletler, kendilerine açık deliller geldikten sonra birbirleriyle
savaşmazlardı. Fakat onlar ihtilafa düştüler de içlerinden kimi iman
etti, kimi de inkâr etti.
Allah dileseydi onlar savaşmazlardı; lâkin Allah dilediğini yapar.
254. Ey iman edenler! Kendisinde artık alış-veriş, dostluk ve kayırma
bulunmayan gün (kıyamet) gelmeden önce, size verdiğimiz rızıktan hayır
yolunda harcayın. Gerçekleri inkâr edenler elbette
zalimlerdir.
255. Allah, O'ndan başka tanrı yoktur; O, hayydir, kayyûmdur.
Kendisine ne uyku gelir ne de uyuklama. Göklerde ve yerdekilerin hepsi
O'nundur. İzni olmadan O'nun katında kim şefaat edebilir? O, kullarının
yaptıklarını ve yapacaklarını bilir. (O'na hiçbir şey gizli kalmaz.)
O'nun bildirdiklerinin dışında insanlar O'nun ilminden hiçbir şeyi tam
olarak bilemezler. O'nun kürsüsü gökleri ve yeri içine alır, onları
koruyup gözetmek kendisine zor gelmez. O, yücedir, büyüktür.
256. Dinde zor lama
yoktur. Artık doğrulukla eğrilik birbirinden ayrılmıştır. O halde kim
tâğutu reddedip Allah'a inanırsa, kopmayan sağlam kulpa yapışmıştır.
Allah işitir ve bilir.
257. Allah, inananların dostudur, onları karanlıklardan aydınlığa
çıkarır. İnkâr edenlere gelince, onların dostları da tâğuttur, onları
aydınlıktan alıp karanlığa götürür. İşte bunlar cehennemliklerdir. Onlar
orada devamlı kalırlar.
258. Allah kendisine mülk (hükümdarlık ve zenginlik) verdiği için
şımararak Rabbi hakkında İbrahim ile tartışmaya gireni (Nemrut'u)
görmedin mi! İşte o zaman İbrahim: Rabbim hayat veren ve öldürendir,
demişti. O da: Hayat veren ve öldüren benim, demişti. İbrahim: Allah
güneşi doğudan getirmektedir; haydi sen de onu batıdan getir, dedi.
Bunun üzerine kâfir apışıp kaldı.
Allah zalim kimseleri hidayete erdirmez.
259. Yahut görmedin mi o kimseyi ki, evlerinin duvarları çatıları
üzerine çökmüş (alt üst olmuş) bir kasabaya uğradı; "Ölümünden sonra
Allah bunları nasıl diriltir acaba!" dedi. Bunun üzerine Allah onu
öldürüp yüz sene bıraktı; sonra tekrar diriltti. Ne kadar kaldın? dedi.
"Bir gün yahut daha az" dedi. Allah ona: Hayır, yüz sene kaldın.
Yiyeceğine ve içeceğine bak, henüz bozulmamıştır. Eşeğine de bak. Seni
insanlara bir ibret kılalım diye (yüz sene ölü tuttuk ,
sonra tekrar dirilttik). Şimdi sen kemiklere bak, onları nasıl
düzenliyor, sonra ona nasıl et giydiriyoruz, dedi. Durum kendisince
anlaşılınca: Şimdi iyice biliyorum ki, Allah her şeye kadirdir, dedi.
260. İbrahim Rabbine: Ey Rabbim! Ölüyü nasıl dirilttiğini bana
göster, demişti. Rabbi ona: Yoksa inanmadın mı? dedi. İbrahim: Hayır!
İnandım, fakat kalbimin mutmain olması için (görmek istedim), dedi.
Bunun üzerine Allah: Öyleyse dört tane kuş yakala, onları yanına al,
sonra (kesip parçala), her dağın başın a
onlardan bir parça koy. Sonra da onları kendine çağır; koşarak sana
gelirler. Bil ki Allah azîzdir, hakîmdir, buyurdu.
261. Allah yolunda mallarını harcayanların örneği, yedi başak bitiren
bir dane gibidir ki, her başakta yüz dane vardır. Allah dilediğine kat
kat fazlasını verir. Allah'ın lütfu geniştir, O herşeyi bilir.
262. Mallarını Allah yolunda harcayıp da arkasından başa kakmayan,
fakirlerin gönlünü kırmayan kimseler var ya, onların Allah katında has
mükâfatları vardır. Onlar için korku yoktur, üzü ntü
de çekmeyeceklerdir.
263. Güzel söz ve bağışlama, arkasından incitme gelen sadakadan daha
iyidir. Allah zengindir, acelesi de yoktur.
264. Ey iman edenler! Allah'a ve ahiret gününe inanmadığı halde
malını gösteriş için harcayan kimse gibi, başa kakmak ve incitmek
suretiyle, yaptığınız hayırlarınızı boşa çıkarmayın. Böylesinin durumu,
üzerinde biraz toprak bulunan düz kayaya benzer ki, sağanak bir yağmur
isabet etmiş de onu çıplak pürüzsüz kaya haline getirivermiştir. Bunlar
kazandıklarından hiçbir şe ye
sahip olamazlar. Allah, kâfirleri doğru yola iletmez.
265. Allah'ın rızasını kazanmak ve ruhlarındaki cömertliği
kuvvetlendirmek için mallarını hayra sarfedenlerin durumu, bir tepede
kurulmuş güzel bir bahçeye benzer ki, üzerine bol yağmur yağmış da iki
kat ürün vermiştir. Bol yağmur yağmasa bile bir çisinti düşer (de yine
ürün verir). Allah, yaptıklarınızı görmektedir.
266. Sizden biriniz arzu eder mi ki, hurma ve üzüm ağaçlarıyla dolu,
arasından sular akan ve kendisi için orada her çeşit meyveden (bir
miktar) bulunan bir bahçesi olsun da, bakıma muhtaç çoluk çocuğu varken
kendisine ihtiyarlık gelip çatsın, bahçeye de içinde ateş bulunan bir
kasırga isabet ederek yakıp kül etsin! (Elbette bunu kimse arzu etmez.)
İşte düşünüp anlayasınız diye Allah size
âyetleri açıklar.
267. Ey iman edenler! Kazandıklarınızın iyilerinden ve rızık olarak
yerden size çıkardıklarımızdan hayra harcayın. Size verilse, gözünüzü
yummadan alamayacağınız kötü malı, hayır diye vermeye kalkışmayın.
Biliniz ki Allah zengindir, övgüye lâyıktır.
268. Şeytan sizi fakirlikle korkutur ve size cimriliği telkin eder.
Allah ise size katından bir mağfiret ve bir lütuf vâdeder. Allah herşeyi
ihata eden ve herşeyi bilendir.
269. Allah hikmeti dilediğine verir. Kime hikmet verilirse, ona pek
çok hayır verilmiş demektir. Ancak akıl sahipleri düşünüp ibret alırlar.
270. Yaptığınız her harcamayı ve adadığınız her adağı muhakkak Allah
bilir. Zalimler için hiç yardımcı yoktur.
271. Eğer sadakaları (zekât ve benzeri hayırları) açıktan verirseniz
ne âlâ! Eğer onu fakirlere gizlice verirseniz, işte bu sizin için daha
hayırlıdır. Allah da bu sebeple sizin günahlarınızı örter. Allah,
yapmakta olduklarınızı bilir.
272. (Ya Muhammed!) Onları doğru yola iletmek sana ait değildir.
Lâkin Allah dilediğini doğru yola iletir. Hayır olarak harcadıklarınız
kendi iyiliğiniz içindir. Yapacağınız hayırları ancak Allah'ın rızasını
kazanmak için yapmalısınız. Hayır olarak verdiğiniz ne varsa; karşılığı
size tam olarak verilir ve asla haksızlığa uğratılmazsınız.
273. (Yapacağınız
hayırlar,) kendilerini Allah yoluna adamış, bu sebeple yeryüzünde kazanç
için dolaşamayan fakirler için olsun. Bilmeyen kimseler, iffetlerinden
dolayı onları zengin zanneder. Sen onları simalarından tanırsın. Çünkü
onlar yüzsüzlük ederek istemezler.
Yaptığınız her hayrı muhakkak Allah bilir.
274. Mallarını gece ve gündüz, gizli ve açık hayra sarfedenler var ya,
onların mükâfatları Allah katındadır. Onlara korku yoktur, üzüntü de
çekmezler.
275. Faiz yiyenler (kabirlerinden), şeytan çarpmış kimselerin cinnet
nöbetinden kalktığı gibi kalkarlar. Bu hal onların "Alım-satım tıpkı
faiz gibidir" demeleri yüzündendir. Halbuki Allah, alım-satımı helâl,
faizi haram kılmıştır. Bundan sonra kime Rabbinden bir öğüt gelir de
faizden vazgeçerse, geçmişte o lan
kendisinindir ve artık onun işi Allah'a kalmıştır. Kim tekrar faize
dönerse, işte onlar cehennemliktir, orada devamlı kalırlar.
276. Allah faizi tüketir (Faiz karışan malın bereketini giderir),
sadakaları ise bereketlendirir. Allah küfürde ve günahta ı srar
eden hiç kimseyi sevmez.
277. İman edip iyi işler yapan, namaz kılan ve zekât verenler var ya,
onların mükâfatları Rableri katındadır. Onlara korku yoktur, onlar
üzüntü de çekmezler.
278. Ey iman edenler! Allah'tan korkun. Eğer gerçekten inanıyorsanız
mevcut faiz alacaklarınızı terkedin.
279. Şayet (faiz hakkında söylenenleri) yapmazsanız, Allah ve Resûlü
tarafından (faizcilere karşı) açılan savaştan haberiniz olsun. Eğer
tevbe edip vazgeçerseniz, sermayeniz sizindir; ne haksızlık etmiş ne de
haksızlığa uğramış olursunuz.
280. Eğer (borçlu) darlık içinde ise, eli genişleyinceye kadar ona
mühlet vermek (gerekir). Eğer (gerçekleri) anlarsanız bunu sadakaya
(veya zekâta) saymak sizin için daha hayırlıdır.
281. Allah'a döndürüleceğiniz, sonra da herkese hak ettiğinin
eksiksiz verileceği ve kimsenin haksızlığa uğratılmayacağı bir günden
sakının.
282. Ey iman edenler! Belirlenmiş bir süre için birbirinize
borçlandığınız vakit onu yazın. Bir kâtip onu aranızda adaletle yazsın.
Hiçbir kâtip Allah'ın kendisine öğrettiği gibi yazmaktan geri durmasın;
(her şeyi olduğu gibi) yazsın. Üzerinde hak olan kimse (borçlu) da
yazdırsın, Rabbinden korksun ve borcunu asla eksik yazdırmasın. Şayet
borçlu sefih veya aklı zayıf veya kendisi söyleyip yazdıramayacak
durumda ise,
velisi adaletle yazdırsın. Erkeklerinizden iki de şahit bulundurun. Eğer
iki erkek bulunamazsa rıza göstereceğiniz şahitlerden bir erkek ile
-biri yanılırsa diğerinin ona hatırlatması için- iki kadın (olsun).
Çağırıldıkları vakit şahitler gelmemezlik etmesin.
Büyük veya küçük, vâdesine kadar hiçbir şeyi yazmaktan sakın üşenmeyin.
Böyle yapmanız Allah nezdinde daha adaletli, şehadet için daha sağlam,
şüpheye düşmemeniz için daha uygundur. Ancak aranızda yapıp bitirdiğiniz
peşin bir ticaret olursa, bu durum
farklıdır. Bu durumda onu yazmamanızda sizin için bir sakınca yoktur.
(Genellikle) alışveriş yaptığınızda şahit tutun. Ne yazan, ne de şahit
zarara uğratılsın. Eğer bunu yaparsanız (zarar verirseniz) şüphe yok ki
bu, sizin yoldan çıkmanız demektir. Allah'tan
korkun. Allah size gerekli olanı öğretiyor. Allah her şeyi bilmektedir.
283. Yolculukta olur da, yazacak kimse bulamazsanız (borca karşılık)
alınmış bir rehin de yeterlidir. Birbirinize bir emanet bırakırsanız,
emanet bırakılan kimse emaneti sahibine versin ve (bu hususta) Rabbi
olan Allah'tan korksun. Şahitliği bildiklerinizi gizlemeyin. Kim onu
gizlerse, bilsin ki onun kalbi günahkârdır. Allah yapmakta olduklarınızı
bilir.
284. Göklerde ve yerdekilerin hepsi Allah'ındır. İçinizdekileri açığa
vursanız da gizleseniz de Allah ondan dolayı sizi hesaba çekecektir,
sonra dilediğini affeder, dilediğine de azap eder. Allah her şeye
kadirdir.
285. Peygamber, Rabbi tarafından kendisine indirilene iman etti,
müminler de (iman ettiler). Her biri Allah a, meleklerine, kitaplarına,
peygamberlerine iman ettiler. "Allah'ın peygamberlerinden hiçbiri
arasında ayırım yapmayız. İşittik, itaat ettik. Ey Rabbimiz, affına
sığındık! Dönüş sanadır" dediler.
286. Allah her şahsı, ancak gücünün yettiği ölçüde mükellef kılar.
Herkesin kazandığı (hayır) kendine, yapacağı (şer) de kendinedir.
Rabbimiz! Unutursak veya hataya düşersek bizi sorumlu tutma. Ey
Rabbimiz! Bizden öncekilere yüklediğin gibi bize de ağır bir yük
yükleme. Ey Rabbimiz! Bize gücümüzün yetmediği işler de yü kleme!
Bizi affet! Bizi bağışla! Bize acı! Sen bizim mevlâmızsın. Kâfirler
topluluğuna karşı bize yardım et!
3-ÂL-İ İMRAN
Bismillâhirrahmânirrahîm
1. Elif. Lâm. Mîm.
2. Hayy ve kayyûm olan Allah'tan başka ilâh yoktur.
3. (Resûlüm!) O, sana Kitab'ı hak ve önceki kitapları tasdik edici
olarak indirdi, Tevrat ile İncil'i ve Furkan'ı indirmişti.
4.Daha önce de,
insanlara doğru yolu göstermek üzere Furkan'ı indirmiştir. Bilinmeli ki,
Allah'ın âyetlerini inkâr edenler için şiddetli bir azap vardır. Allah,
suçlunun hakkından gelen mutlak güç sahibidir.
5. Şüphesiz ki ne yerde ne de gökte hiçbir şey Allah'a gizli ka lmaz.
6. Rahimlerde sizi dilediği gibi şekillendiren O'dur. O'ndan başka
ilâh yoktur. O mutlak güç ve hikmet sahibidir.
7. Sana Kitab'ı indiren O'dur. Onun (Kur'an'ın) bazı âyetleri
muhkemdir ki, bunlar Kitab'ın esasıdır. Diğerleri de müteşâbihtir.
Kalplerinde eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve onu tevil etmek için
ondaki müteşâbih âyetlerin peşine düşerler. Halbuki Onun tevilini ancak
Allah bilir. İlimde yüksek pâyeye erişenler ise: Ona inandık; hepsi
Rabbimiz tarafındandır, derler. (Bu inceliği) ancak
aklıselim
sahipleri düşünüp anlar.
8. (Onlar şöyle yakarırlar:) Rabbimiz! Bizi doğru yola ilettikten
sonra kalplerimizi eğriltme. Bize tarafından rahmet bağışla. Lütfu en
bol olan sensin.
9. Rabbimiz! Gelmesinde şüphe edilmeyen bir günde, insanları mutlak a
toplayacak olan sensin. Allah asla sözünden dönmez.
10. Bilinmelidir ki inkâr edenlerin ne malları ne de evlâtları Allah
huzurunda kendilerine bir fayda sağlayacaktır. İşte onlar cehennnemin
yakıtıdır.
11. (Onların yolu) Firavun hanedanının ve onlardan öncekilerin
tuttuğu yola benzer. Onlar bizim âyetlerimizi yalanladılar, Allah da
kendilerini günahları yüzünden yakalayıverdi. Allah'ın cezası çok
şiddetlidir.
12. (Resûlüm!) İnkâr edenlere de ki: Yakında mağlup olacaksınız ve
cehenneme sürüleceksiniz. Orası kalınacak ne kötü bir yerdir!
13. (Bedir'de) karşı karşıya gelen şu iki gurubun halinde sizin için
büyük bir ibret vardır. Biri Allah yolunda çarpışan bir gurup, diğeri
ise bunları apaçık kendilerinin iki misli gören kâfir bir gurup. Allah
dilediğini yardımı ile destekler. Elbette bunda basiret sahipleri için
büyük bir ibret vardır.
14. Nefsanî arzulara, (özellikle) kadınlara, oğullara, yığın yığın
biriktirilmiş altın ve gümüşe, salma atlara, sağmal hayvanlara ve
ekinlere karşı düşkünlük insanlara çekici kılındı. Bunlar, dünya
hayatının geçici menfaatleridir. Halbuki varılacak güzel yer, Allah'ın
katındadır.
15. (Resûlüm!) De ki: Size bunlardan daha iyisini bildireyim mi?
Takvâ sahipleri için Rableri yanında, içinden ırmaklar akan, ebediyyen
kalacakları cennetler, tertemiz eşler ve (hepsinin üstünde) Allah'ın
hoşnutluğu vardır. Allah kullarını çok iyi görür.
16. (Bu nimetler) "Ey Rabbimiz! İman ettik; bizim günahlarımızı
bağışla, bizi ateş azabından koru!" diyen;
17. Sabreden, dürüst olan, huzurda b oyun
büken, hayra harcayan ve seher vaktinde Allah'tan bağış dileyenler
(içindir).
18. Allah, adaleti ayakta tutarak (delilleriyle) şu hususu
açıklamıştır ki, kendisinden başka ilâh yoktur. Melekler ve ilim
sahipleri de (bunu ikrar etmişlerdir. Evet) mutlak güç ve hikmet sahibi
Allah'tan başka ilâh yoktur.
l9. Allah nezdinde hak din İslâm'dır. Kitap verilenler, kendilerine
ilim geldikten sonradır ki, aralarındaki kıskançlık yüzünden ayrılığa
düştüler. Allah'ın âyetlerini inkâr edenler bilmelidirler ki Allah'ın
hesabı çok çabuktur.
20. Eğer seninle tartışmaya girerlerse de ki: "Bana uyanlarla
birlikte ben kendimi Allah'a teslim ettim." Ehl-i kitaba ve ümmîlere de:
"Siz de Allah'a teslim oldunuz mu?" de. Eğer teslim oldularsa doğru yolu
buldular demektir. Yok eğer yüz çevirdilerse sana düşen, yalnızca
duyurmaktır. Allah kullarını çok iyi görmektedir.
21. Allah'ın âyetlerini inkâr edenler, haksız yere peygamberlerin
canlarına kıyanlar ve adaleti emreden insanları öldürenler (yok mu),
onlara acı bir azabı hab er ver!
22. İşte bunlar dünyada da ahirette de çabaları boşa giden
kimselerdir. Onların hiçbir yardımcısı da yoktur.
23. (Resûlüm!) Kendilerine Kitap'tan bir pay verilenleri (yahudileri)
görmez misin ki, aralarında hükmetmesi için Allah'ın Kitab'ına
çağırılıyorlar da, sonra içlerinden bir gurup cayarak geri dönüyor.
24. Onların bu tutumları: Bize ateş, sadece sayılı günlerde
dokunacaktır, demelerinin bir sonucudur. Onların vaktiyle uydurdukları
şeyler de dinleri hakkında kendilerini yanıltmıştır.
25. Fa kat, onları
gelmesinde şüphe edilmeyen bir gün için topladığımız ve hiçbir
haksızlığa uğramaksızın herkese kazandığı şeyler tastamam ödendiği zaman
halleri nice olur?
26. (Resûlüm!) De ki: Mülkün gerçek sahibi olan Allah'ım! Sen mülkü
dilediğine verirsin ve mülkü dilediğinden geri alırsın. Dilediğini
yüceltir, dilediğini de alçaltırsın. Her türlü iyilik senin elindedir.
Gerçekten sen her şeye kadirsin.
27. Geceyi gündüze katar, gündüzü de geceye katarsın. Ölüden diriyi
çıkarır, diriden de ölüyü çıkarırsın. Dilediğine de sayısız rızık
verirsin.
28. Müminler, müminleri bırakıp da kâfirleri dost edinmesin. Kim bunu
yaparsa, artık onun Allah nezdinde hiçbir değeri yoktur. Ancak
kâfirlerden gelebilecek bir tehlikeden sakınmanız başkadır. Allah,
kendisine karşı (gelmekten) sizi sakındırıyor. Dönüş yalnız Allah'adır.
29. De ki: İçinizdekileri gizleseniz de açığa vursanız da Allah onu
bilir. Göklerde ve yerde olanları da bilir. Allah her şeye kadirdir.
30. Herkesin, iyilik olarak yaptıklarını da kötülük olarak
yaptıklarını da karşısında hazır bulduğu günde (insan) isteyecek ki
kötülükleri ile kendisi arasında uzun bir mesafe bulunsun. Allah,
kendisine karşı (gelmekten) sizi sakındırıyor. Allah kullarına çok
şefkatlidir.
31. (Resûlüm! ) De ki: Eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyunuz ki Allah
da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah son derece bağışlayıcı
ve esirgeyicidir.
32. De ki: Allah'a ve Resûlü'ne itaat edin. Eğer yüz çevirirlerse
bilsinler ki Allah kâfirleri sevmez.
33. Allah Âdem'i, Nuh'u, İbrahim ailesi ile İmrân ailesini seçip
âlemlere üstün kıldı.
34. Bunlar birbirinden gelme bir nesillerdir. Allah işiten ve
bilendir.
35. İmrân'ın karısı şöyle demişti: "Rabbim! Karnımdakini azatlı bir
kul olarak sırf sana adadım. Adağımı kabul buyur. Şüphesiz (niyazımı)
hakkıyla işiten ve (niyetimi) bilen sensin."
36. Onu doğurunca, Allah, ne doğurduğunu bilip dururken: Rabbim! Ben
onu kız doğurdum. Oysa erkek, kız gibi değildir. Ona Meryem adını
verdim. Kovulmuş şeytana karşı onu ve soyunu senin korumanı dili yorum,
dedi.
37. Rabbi Meryem'e hüsnü kabul gösterdi; onu güzel bir bitki gibi
yetiştirdi. Zekeriyya yı da onun bakımı ile görevlendirdi. Zekeriyya,
onun yanına, mâbede her girişinde orada bir rızık bulur ve "Ey Meryem,
bu sana nereden geliyor?" der; o da: Bu, Allah tarafındandır. Allah,
dilediğine sayısız rızık verir, derdi.
38. Orada Zekeriyya, Rabbine dua etti: Rabbim! Bana tarafından
hayırlı bir nesil bağışla. Şüphesiz sen duayı hakkıyla işitensin, dedi.
39. Zekeriyya mâbedde durmuş namaz kılarken melekler ona şöyle nida
ettiler: Allah sana, kendisi tarafından gelen bir Kelime'yi tasdik
edici, efendi, iffetli ve sâlihlerden bir peygamber olarak Yahya'yı
müjdeler.
40. Zekeriyya: Rabbim! dedi, bana ihtiyarlık gelip çattığına, üstelik
karım da kısır olduğuna göre benim nasıl oğlum olabilir? Allah şöyle
buyurdu: İşte böyledir; Allah dilediğini yapar.
41. Zekeriyya: Rabbim! (Oğlum olacağına dair) bana bir alâmet göster,
dedi. Allah buyurdu ki: Senin için alâmet, insanlara, üç gün, işaretten
başka söz söylememendir. Ayrıca Rabbini çok an, sabah akşam tesbih et.
42. Hani melekler demişlerdi: Ey Meryem! Allah seni seçti; seni
tertemiz yarattı ve seni bütün dünya kadınlarına tercih etti.
43. Ey Meryem! Rabbine ibadet et; secdeye kapan, (O'nun huzurunda)
eğilenlerle beraber sen de eğil.
44. (Resûlüm!) Bunlar, bizim sana vahiy yoluyla bildirmekte olduğumuz
gayb haberlerindendir. İçlerinden hangisi Meryem'i himayesine alacak
diye kur'a çekmek üzere kalemlerini atarlarken sen onların yanında
değildin; onlar (bu yüzden) çekişirken de yanlarında değildin.
45. Melekler demişlerdi ki: Ey Meryem! Allah sana kendisinden bir
Kelime'yi müjdeliyor. Adı Meryem oğlu İsa'dır. Mesîh'tir; dünyada da,
ahirette de itibarlı ve Allah'ın kendisine yakın kıldıklarındandır.
46. O, sâlihlerden
olarak beşikte iken ve yetişkinlik halinde insanlara (peygamber sözleri
ile) konuşacak.
47. Meryem: Rabbim! dedi, bana bir erkek eli değmediği halde nasıl
çocuğum olur? Allah şöyle buyurdu: İşte böyledir, Allah dilediğini
yaratır. Bir işe hükm edince ona sadece "Ol!" der;
o da oluverir.
48. (Melekler, Meryem'e hitaben İsa hakkında sözlerine devam
ettiler:) Allah ona yazmayı, hikmeti, Tevrat'ı, İncil'i öğretecek.
49. O, İsrailoğullarına bir elçi olacak (ve onlara şöyle diyecek:)
Size Rabbinizden bir mucize getirdim: Size çamurdan bir kuş sureti
yapar, ona üflerim ve Allah'ın izni ile o kuş oluverir. Yine Allah'ın
izni ile körü ve alacalıyı iyileştirir, ölüleri diriltirim. Ayrıca
evlerinizde ne yeyip ne biriktirdiğinizi size haber veririm. Eğer
inanan
kimseler iseniz, bunda sizin için bir ibret vardır.
50. Benden önce gelen Tevrat'ı doğrulayıcı olarak ve size haram
kılınan bazı şeyleri de helâl kılmam için gönderildim. Size Rabbinizden
bir mucize getirdim. O halde Allah'tan korkun, bana da itaat
edin.
51. Allah, benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. Öyle ise O'na
kulluk edin. İşte bu doğru yoldur.
52. İsa, onlardaki inkârcılığı sezince: Allah yolunda bana yardımcı
olacaklar kimlerdir? dedi. Havârîler: Biz, Allah yolunun
yardımcılarıyız; Allah'a inandık, şahit ol ki bizler müslümanlarız,
cevabını verdiler.
53. (Havârîler:) Rabbimiz! İndirdiğine inandık ve Peygamber'e uyduk.
Şimdi bizi (birliğini ve peygamberlerini tasdik eden) şahitlerden yaz,
dediler.
54. (Yahudiler) tuzak kurdular; Allah da o nların
tuzaklarını bozdu. Allah, tuzak kuranların hayırlısıdır.
55. Allah buyurmuştu ki: Ey İsa! Seni vefat ettireceğim, seni nezdime
yükselteceğim, seni inkâr edenlerden arındıracağım ve sana uyanları
kıyamete kadar kâfirlerden üstün kılacağım. Sonra dönüşünüz bana olacak.
İşte o zaman ayrılığa düştüğünüz şeyler hakkında aranızda ben
hükmedeceğim.
56. İnkâr edenler var ya, onları dünya ve ahirette şiddetli bir azaba
çarptıracağım; onların hiç yardımcıları da olmayacak.
57. İman edip iyi davranışlarda bulunanlara gelince, Allah onların
mükâfatlarını eksiksiz verecektir. Allah zalimleri sevmez.
58. (Resûlüm!) Bu söylenenleri biz sana âyetlerden ve hikmet dolu
Kur'an'dan okuyoruz.
59. Allah nezdinde İsa'nın durumu, Adem'in durumu gibidir. Allah onu
topraktan yarattı. Sonra ona "Ol!" dedi ve oluverdi.
60. Gerçek, Rabbinden gelendir. Öyle ise şüphecilerden olma.
61. Sana bu ilim geldikten sonra seninle bu konuda çekişenlere de ki:
Geliniz, sizler ve bizler de dahil olmak üzere, siz kendi çocuklarınızı
biz de kendi çocuklarımızı, siz kendi kadınlarınızı, biz de kendi
kadınlarımızı çağıralım, sonra da dua edelim de Allah'tan yalancılar
üzerine lânet dileyelim.
62. Şüphesiz bu (İsa hakkında söylenenler), doğru haberlerdir.
Allah'tan başka ilâh yoktur. Muhakka k ki Allah,
evet O, mutlak güç ve hikmet sahibidir.
63. Eğer yine yüz çevirirlerse, şüphesiz Allah, bozguncuları hakkıyla
bilendir.
64. (Resûlüm!) de ki: Ey ehl-i kitap! Sizinle bizim aramızda müşterek
olan bir söze geliniz: Allah'tan başkasına tapmayalım. O'na hiçbir şeyi
eş tutmayalım ve Allah'ı bırakıp da kimimiz kimimizi ilâhlaştırmasın.
Eğer onlar yine yüz çevirirlerse, işte o zaman: Şahit olun ki biz
müslümanlarız! deyiniz.
65. Ey ehl-i kitap! İbrahim hakkında niçin çekişirsiniz? Halbuki
Tevrat ve İncil, kesinlikle ondan sonra indirildi. Siz hiç düşünmez
misiniz?
66. İşte siz böyle kimselersiniz! Hadi hakkında bilgi sahibi
olduğunuz konuda tartıştınız; fakat bilgi sahibi olmadığınız konuda
niçin tartışıyorsunuz! Oysa ki Allah, her şeyi bilir, siz i se
bilmezsiniz.
67. İbrahim, ne yahudi, ne de hıristiyan idi; fakat o, Allah'ı bir
tanıyan dosdoğru bir müslüman idi; müşriklerden de değildi.
68. İnsanların İbrahim'e en yakın olanı, ona uyanlar, şu Peygamber
(Muhammed) ve (ona) iman edenlerdir. Allah m üminlerin
dostudur.
69. Ehl-i kitaptan bir kısmı istediler ki, ne yapıp edip sizi
saptırabilsinler. Oysa onlar sadece kendilerini saptırırlar da farkına
bile varmazlar.
70. Ey ehl-i kitap! (Gerçeği) görüp bildiğiniz halde niçin Allah'ın
âyetlerini inkâr edersiniz?
71. Ey ehl-i kitap! Neden doğruyu eğriye karıştırıyor ve bile bile
gerçeği gizliyorsunuz?
72. Ehl-i kitaptan bir gurup şöyle dedi: "Müminlere indirilmiş olana
sabahleyin (görünüşte) inanıp akşamleyin inkâr edin. Belki onlar
(böylece dinlerinde n) dönerler.
73. Sizin dininize uyanlardan başka hiçbir kimseye inanmayın. "
(Resûlüm!) De ki: Doğru yol ancak Allah'ın yoludur. Yine (onlar, kendi
aralarında şöyle dediler:) "Size verilenin benzerinin başka herhangi bir
kimseye verildiğine, yahut Rabbinizin huzurunda onların size karşı
deliller getireceklerine de (inanmayın)." De ki: Lütuf ve ihsan Allah'ın
elindedir. Onu dilediğine verir. Allah'ın rahmeti geniştir ve O her şeyi
hakkıyla bilir.
74. Rahmetini dilediğine ayırır. Allah üstün lütuf sahibidir .
75. Ehl-i kitaptan öylesi vardır ki, ona yüklerle mal emanet
bıraksan, onu sana noksansız iade eder. Fakat onlardan öylesi de vardır
ki, ona bir dinar emanet bıraksan, tepesine dikilip durmazsan onu sana
iade etmez. Bu da onların, "Ümmîlere karşı yaptıklarımızdan dolayı bize
vebal yoktur" demelerindendir. Allah adına bile bile yalan söylüyorlar.
76. Hayır! (Gerçek onların dediği değil.) Her kim sözünü yerine
getirir ve kötülükten sakınırsa, bilsin ki Allah sakınanları sever.
77. Allah'a karşı verdikleri sözü ve yeminlerini az bir bedelle
değiştirenlere gelince, işte bunların ahirette bir payı yoktur. Kıyamet
günü Allah onlarla konuşmayacak, onlara bakmayacak ve onları temize
çıkarmayacaktır. Onlar için acı bir azap vardır.
78. Ehl-i kitaptan bir gurup,
okuduklarını kitaptan sanasınız diye kitabı okurken dillerini eğip
bükerler. Halbuki okudukları Kitap'tan değildir. Söyledikleri Allah
katından olmadığı halde: Bu Allah katındandır, derler. Onlar bile bile
Allah'a iftira ediyorlar.
79. Hiçbir insanın, Allah'ın kendisine Kitap, hikmet ve peygamberlik
vermesinden sonra (kalkıp) insanlara: Allah'ı bırakıp bana kul olun!
demesi mümkün değildir. Bilakis (şöyle demesi gerekir): Okutmakta ve
öğretmekte olduğunuz Kitap uyarınca Rabbe hâlis kullar olunuz.
80. Ve size: Melekleri
ve peygamberleri ilâhlar edinin, diye de emretmez. Siz müslüman olduktan
sonra hiç size kâfirliği emreder mi?
81. Hani Allah, peygamberlerden: "Ben size Kitap ve hikmet verdikten
sonra nezdinizdekileri tasdik eden bir peygamber geldiğinde ona mutlaka
inanıp yardım edeceksiniz" diye söz almış, "Kabul ettiniz ve bu ahdimi
yüklendiniz mi?" dediğinde, "Kabul ettik" cevabını vermişler, bunun
üzerine Allah: O halde şahit olun; ben de sizinle birlikte şahitlik
edenlerdenim, buyurmuştu.
82. Artık bundan sonra her kim dönerse işte onlar yoldan çıkmışların
ta kendileridir.
83. Göklerde ve yerdekiler, ister istemez O'na teslim olduğu halde
onlar (ehl-i kitap), Allah'ın dininden başkasını mı arıyorlar? Halbuki
O'na döndürüleceklerdir.
84. De ki: Biz, Allah a,
bize indirilene, İbrahim, İsmail, İshak, Ya'kub ve Ya'kub oğullarına
indirilenlere, Musa, İsa ve (diğer) peygamberlere Rableri tarafından
verilenlere iman ettik. Onları birbirinden ayırdetmeyiz. Biz ancak O'na
teslim oluruz.
85. Kim, İslâm'dan başka bir din ararsa, bilsin ki kendisinden (böyle
bir din) asla kabul edilmeyecek ve o, ahirette ziyan edenlerden
olacaktır.
86. İman etmelerinden, Resûl'ün hak olduğuna şehadet getirmelerinden
ve kendilerine apaçık deliller gelmesinden sonra inkârcılığa sapan bir
kavme Allah nasıl hidayet nasip eder? Allah zalimler topluluğunu doğru
yola iletmez.
87. İşte onların cezası, Allah'ın, meleklerin ve bütün insanlığın
lânetine uğramalarıdır.
88. Bu lânete ebedî gömülüp gidecekler. Onların azapları
hafifletilmez; yüzlerine de bakılmaz.
89. Ancak, bundan sonra tevbe edip yola gelenler başka. Çünkü Allah
çok bağışlayıcı ve merhametlidir.
90. İnandıktan sonra kâfirliğe sapıp sonra inkârcılıkta daha da ileri
gidenlerin tevbeleri asla kabul edilmeyecektir. Ve işte onlar,
sapıkların ta kendisidirler.
91. Gerçekten, inkâr edip kâfir olarak ölenler var ya, onların
hiçbirinden -fidye olarak dünya dolusu altın verecek olsa dahi- kabul
edilmeyecektir. Onlar için acı bir azap vardır; hiç yardımcıları da
yoktur.
92. Sevdi ğiniz şeylerden
(Allah yolunda) harcamadıkça "iyi" ye eremezsiniz. Her ne harcarsanız,
Allah onu hakkıyla bilir.
93. Tevrat'ın indirilmesinden önce, İsrail'in (Ya'kub'un) kendisine
haram kıldıkları dışında, yiyeceğin her türlüsü İsrailoğullarına helâl
idi. De ki: Eğer doğru sözlü iseniz o zaman Tevrat'ı getirip onu okuyun.
94. Artık bundan sonra her kim Allah'a karşı yalan uydurursa, işte
bunlar, zalimlerin ta kendisidirler.
95. De ki: Allah doğruyu söylemiştir. Öyle ise, hakka yönelmiş olarak
İbrahim'in dinine uyunuz. O, müşriklerden değildi.
96. Şüphesiz, âlemlere bereket ve hidayet kaynağı olarak insanlar
için kurulan ilk ev (mâbet), Mekke'deki (Kâbe)dir.
97. Orada apaçık nişâneler, (ayrıca) İbrahim'in makamı vardır. Oraya
giren emniyette olur. Yoluna gücü yetenlerin o evi haccetmesi, Allah'ın
insanlar üzerinde bir hakkıdır. Kim inkâr ederse bilmelidir ki, Allah
bütün âlemlerden müstağnîdir.
98. De ki: Ey ehl-i kitap! Allah yaptıklarınızı görüp dururken niçin
Allah'ın âyetlerini inkâr edersiniz?
99. De ki: Ey ehl-i
kitap! (Gerçeği) görüp bildiğiniz halde niçin Allah'ın yolunu eğri
göstermeye yeltenerek müminleri Allah yolundan çevirmeye
kalkışıyorsunuz? Allah yaptıklarınızdan habersiz değildir.
100. Ey iman edenler! Kendilerine kitap verilenlerden b ir
guruba uyarsanız imanınızdan sonra sizi yeniden inkârcılığa sevkederler.
101. Size Allah'ın âyetleri okunurken, üstelik Allah Resûlü de
aranızda iken nasıl inkâra saparsınız? Her kim Allah'a bağlanırsa
kesinlikle doğru yola iletilmiştir.
102. Ey iman edenler!
Allah'tan, O'na yaraşır şekilde korkun ve ancak müslümanlar olarak can
verin.
103. Hep birlikte Allah'ın ipine (İslâm'a) sımsıkı yapışın;
parçalanmayın. Allah'ın size olan nimetini hatırlayın: Hani siz
birbirinize düşman kişileridiniz de O, gönüllerinizi birleştirmişti ve
O'nun nimeti sayesinde kardeş kimseler olmuştunuz. Yine siz bir ateş
çukurunun tam kenarında iken oradan da sizi O kurtarmıştı. İşte Allah
size âyetlerini böyle açıklar ki doğru yolu bulasınız.
104. Sizden, hayra çağıran, iyiliği emredip kötülüğü meneden bir
topluluk bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir.
105. Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra parçalanıp ayrılığa
düşenler gibi olmayın. İşte bunlar için büyük bir azap vardır.
I06. Nice yüzlerin ağardığı, nice yüzlerin de karardığı günü
(düşünün.) İmdi, yüzleri kararanlara: İnanmanızdan sonra kâfir mi
oldunuz? Öyle ise inkâr etmiş olmanız yüzünden tadın azabı! (denilir).
107. Yüzleri ağaranlara gelince, onlar Allah'ın rahmeti içindedirler;
orada ebedî kalacaklardır.
108. İşte bunlar, Allah'ın, sana hak olarak okuduğumuz âyetleridir.
Allah hiçbir kimseye haksızlık etmek istemez.
109. Göklerde ve yerde ne varsa Allah'ındır. İşler, dönüp dolaşıp
Allah'a varır.
110. Siz, insanların iyiliği için ortaya çıkarılmış en hayırlı
ümmetsiniz; iyiliği emreder; kötülükten meneder ve Allah'a inanırsınız:
Ehl-i kitap da inansaydı, elbet bu, kendileri için çok iyi olurdu.
(Gerçi) içlerinde iman edenler var; (fakat) çoğu yoldan çıkmışlardır.
111. Onlar (ehl-i kitap) size, incitmekt en
başka bir zarar veremezler. Sizinle savaşa girecek olsalar, size
arkalarını dönüp kaçarlar. Sonra kendilerine yardım da edilmez.
112. Onlar (yahudiler) nerede bulunurlarsa bulunsunlar, Allah'ın
ahdine ve insanların (müminlerin) himayesine sığınmadıkça kendilerine
zillet (damgası) vurulmuştur; Allah'ın hışmına uğramışlar ve miskinliğe
mahkum edilmişlerdir. Çünkü onlar, Allah'ın âyetlerini inkâr ediyorlar
ve haksız yere peygamberleri öldürüyorlardı. Bu da, onların isyan etmiş
ve haddi aşmış bulunmalarınd andır.
113. Hepsi bir değildir; ehl-i kitap içinde istikamet sahibi bir
topluluk vardır ki, gece saatlerinde secdeye kapanarak Allah'ın
âyetlerini okurlar.
114. Onlar, Allah'a ve ahiret gününe inanırlar; iyiliği emreder,
kötülükten menederler; hayırlı işlere koşuşurlar. İşte bunlar iyi
insanlardandır.
115. Onların yaptıkları hiçbir hayır karşılıksız bırakılmayacaktır.
Allah, takvâ sahiplerini çok iyi bilir.
116. İnkâr edenler var ya, onların malları da evlâtları da Allah'a
karşı kendilerine hiçbir fayda sağlamayacaktır. İşte onlar,
cehennemliklerdir; onlar orada ebedî kalacaklardır.
117. Onların, bu dünya hayatında yapmakta oldukları harcamaların
durumu, kendilerine zulmetmiş olan bir kavmin ekinlerini vurup da
mahveden kavurucu bir rüzgârın durumu gibid ir.
Onlara Allah zulmetmedi; fakat onlar kendilerine zulmediyorlar.
118. Ey iman edenler! Kendi dışınızdakileri sırdaş edinmeyin. Çünkü
onlar size fenalık etmekten asla geri durmazlar, hep sıkıntıya düşmenizi
isterler. Gerçekten, kin ve düşmanlıkları ağızlarından (dökülen
sözlerinden) belli olmaktadır. Kalplerinde sakladıkları (düşmanlıkları)
ise daha büyüktür. Eğer düşünüp anlıyorsanız, âyetlerimizi size
açıklamış bulunuyoruz.
119. İşte siz öyle kimselersiniz ki, onlar sizi sevmedikleri halde
siz onları seversiniz. Siz, bütün kitaplara inanırsınız; onlar ise,
sizinle karşılaştıklarında "İnandık" derler; kendi başlarına
kaldıklarında da, size olan kinlerinden dolayı parmaklarının uçlarını
ısırırlar. De ki: Kininizden (kahrolup) ölün! Şüphesiz Allah kalple rin
içindekini hakkıyla bilmektedir.
120. Size bir iyilik dokunsa, bu onları tasalandırır; başınıza bir
musibet gelse, buna da sevinirler. Eğer sabreder ve korunursanız,
onların hilesi size hiçbir zarar vermez. Şüphesiz Allah, onların
yaptıklarını çepeçevre kuşatmıştır.
121. Hani sen, sabah erkenden müminleri savaş mevzilerine
yerleştirmek için ailenden ayrılmıştın. . .-Allah, hakkıyle işiten ve
bilendir.-
122. O zaman içinizden iki bölük bozulmaya yüz tutmuştu. Halbuki
Allah onların yardımcısı idi. Müminler, yalnız Allah'a dayanıp
güvensinler.
123. Andolsun, sizler güçsüz olduğunuz halde Allah, Bedir'de de size
yardım etmişti. Öyle ise, Allah'tan sakının ki O'na şükretmiş olasınız.
124. O zaman sen, müminlere şöyle diyordun: İndirilen üç bin melekle
Rabbinizin sizi takviye etmesi, sizin için yeterli değil midir?
125. Evet, siz sabır gösterir ve Allah'tan sakınırsanız, onlar
(düşmanlarınız) hemen şu anda üzerinize gelseler, Rabbiniz, nişanlı beş
bin melekle sizi takviye eder.
126. Allah, bunu size sırf bir müjde olsun ve kalpleriniz bu sayede
rahatlasın diye yaptı. Zafer, yalnızca mutlak güç ve hikmet sahibi Allah
katındandır.
127. Allah, kâfirlerden bir kısmının kökünü kessin veya onları
perişan etsin, böylece bozulmuş bir halde dönüp gitsinler diye, size
yardım eder).
128.Ki bu işte senin yapacağın bir şey yoktur yahut (müslüman
olsunlar da) tevbelerini kabul etsin, ya da (ısrar ederlerse) onlara
azap etsin diye (Allah Bedir'de size yardım etti). Çünkü onlar
zalimdirler.
129. Göklerde ve yerde ne var sa
Allah'ındır. Dilediğini bağışlar, dilediğine azap eder. Allah, çok
bağışlayıcı ve çok merhametlidir.
130. Ey iman edenler! Kat kat arttırılmış olarak faiz yemeyin.
Allah'tan sakının ki kurtuluşa eresiniz.
131. Kâfirler için hazırlanmış bulunan ateşten sakının!
132. Allah'a ve Resûl'üne itaat edin ki rahmete kavuşturulasınız.
133. Rabbinizin bağışına ve takvâ sahipleri için hazırlanmış olup
genişliği gökler ve yer kadar olan cennete koşun!
134. O takvâ sahipleri ki, bollukta da darlıkta da Allah için
harcarlar; öfkelerini yutarlar ve insanları affederler. Allah da güzel
davranışta bulunanları sever.
135. Yine onlar ki, bir kötülük yaptıklarında, ya da kendilerine
zulmettiklerinde Allah'ı hatırlayıp günahlarından dolayı hemen tevbe-istiğfar
ederler. Zaten günahları Allah'tan başka kim bağışlayabilir ki! Bir de
onlar, işledikleri kötülüklerde, bile bile ısrar etmezler.
136. İşte onların mükâfatı, Rableri tarafından bağışlanma ve
altlarından ırmaklar akan, içinde ebedî kalacakları cennetlerdir. Böyle
amel edenlerin mükâfatı ne güzeldir!
137. Sizden önce nice (milletler hakkında) ilâhî kanunlar gelip
geçmiştir. Onun için, yeryüzünde gezin dolaşın da (Allah'ın âyetlerini)
yalan sayanların âkıbeti ne olmuş, görün!
138. Bu (Kur'an), bütün insanlığa bir açıklamadır; takvâ sahipleri
için de bir hidayet ve bir öğüttür.
139. Gevşeklik göstermeyin, üzüntüye kapılmayın. Eğer inanmışsanız,
üstün gelecek olan sizsiniz.
140. Eğer siz (Uhud'da) bir acıya uğradınızsa, (Bedir'de de
düşmanınız olan) o kavim de benzer bir acıya uğramıştır. O günleri biz
insanlar arasında döndürür dururuz (zaferi bazen bir topluma bazen öteki
topluma nasip ederiz.) Ta ki Allah, iman edenleri ortaya çıkarsın ve
aranızdan şahitler edinsin. Allah zalimleri sevmez.
141. Bir de (böylece) All ah,
iman edenleri günahlardan temize çıkarmak, kâfirleri de helâk etmek
ister.
l42. Yoksa Allah içinizden cihad edenleri belli etmeden, sabredenleri
ortaya çıkarmadan cennete gireceğinizi mi sandınız?
143. Andolsun ki siz, ölümle yüzyüze gelmezden önce o nu
temenni ederdiniz. İşte şimdi onu karşınızda gördünüz.
144. Muhammed, ancak bir peygamberdir. Ondan önce de peygamberler
gelip geçmiştir. Şimdi o ölür ya da öldürülürse, gerisin geriye (eski
dininize) mi döneceksiniz? Kim (böyle) geri dönerse, Allah'a hiçbir
şekilde zarar vermiş olmayacaktır. Allah, şükredenleri
mükâfatlandıracaktır.
145. Hiçbir kimse yok ki, ölümü Allah'ın iznine bağlı olmasın.
(Ölüm), belli bir süreye göre yazılmıştır. Her kim, dünya nimetini
isterse, kendisine ondan veririz; kim de ahiret sevabını isterse, ona da
bundan veririz. Biz şükredenleri mükâfatlandıracağız.
146. Nice peygamberler vardı ki, beraberinde birçok Allah erleri
bulunduğu halde savaştılar da, bunlar, Allah yolunda başlarına
gelenlerden dolayı gevşeklik ve zaaf göstermediler, boyun eğmediler.
Allah sabredenleri sever.
147. Onların sözleri, sadece şöyle demekten ibaretti: Ey Rabbimiz!
Günahlarımızı ve işimizdeki taşkınlığımızı bağışla; ayaklarımızı
(yolunda) sabit kıl; kâfirler topluluğuna karşı bizi muzaffer kıl!
1 48. Allah da onlara
dünya nimetini ve (daha da önemlisi,) ahiret sevabının güzelliğini
verdi. Allah, iyi davrananları sever.
149. Ey iman edenler! Eğer kâfirlere uyarsanız, gerisin geriye (eski
dininize) döndürürler de, hüsrana uğrayanların durumuna düşer siniz.
150. Oysa sizin mevlânız Allah'tır ve O, yardımcıların en
hayırlısıdır.
151. Allah'ın, hakkında hiçbir delil indirmediği şeyleri O'na ortak
koşmaları sebebiyle, kâfirlerin kalplerine yakında korku salacağız.
Gidecekleri yer de cehennemdir. Zalimlerin varacağı yer ne kötüdür!
152. Siz Allah'ın izni ile düşmanlarınızı öldürürken, Allah, size
olan vâdini yerine getirmiştir. Nihayet, öyle bir an geldi ki, Allah
arzuladığınızı (galibiyeti) size gösterdikten sonra zaafa düştünüz;
(Peygamberin verdiği) emir konusunda tartışmaya kalkıştınız ve âsi
oldunuz. Dünyayı isteyeniniz de vardı, ahireti isteyeniniz de vardı.
Sonra Allah, denemek için sizi onlardan (onları mağlup etmekten)
alıkoydu. Ve andolsun sizi bağışladı. Zaten Allah, müminlere karşı çok
lütufk ârdır.
153. O zaman Peygamber arkanızdan sizi çağırdığı halde siz, durmadan
(savaş alanından) uzaklaşıyor, hiç kimseye dönüp bakmıyordunuz. (Allah)
size keder üstüne keder verdi ki, bundan dolayı gerek elinizden gidene,
gerekse başınıza gelenlere üzülmeyesiniz. Allah yaptıklarınızdan
haberdardır.
154. Sonra o kederin arkasından Allah size bir güven indirdi ki, (bu
güvenin yol açtığı) uyuklama hali bir kısmınızı kaplıyordu. Kendi
canlarının kaygısına düşmüş bir gurup da, Allah'a karşı haksız yere
cahiliye devrindekine benzer düşüncelere kapılıyorlar, "Bu işten bize
ne!" diyorlardı. De ki: İş (zafer, yardım, herşeyin karar ve buyruğu)
tamamen Allah'a aittir. Onlar, sana açıklayamadıklarını içlerinde
gizliyorlar. "Bu işten bize bir şey olsaydı, burada öldürül mezdik"
diyorlar. Şöyle de: Evlerinizde kalmış olsaydınız bile, öldürülmesi
takdir edilmiş olanlar, öldürülüp düşecekleri yerlere kendiliklerinden
çıkıp giderlerdi. Allah, içinizdekileri yoklamak ve kalplerinizdekileri
temizlemek için (böyle yaptı). Allah içinizde ne
varsa hepsini bilir.
155. (Uhud'da) iki ordu karşılaştığı gün, sizi bırakıp gidenleri,
sırf işledikleri bazı hatalar yüzünden şeytan (yerlerinden) kaydırmıştı.
Yine de Allah onları affetti. Çünkü Allah, çok bağışlayıcıdır, halîmdir.
156. Ey im an edenler!
Sizler, inkâr edenler ve yeryüzünde sefere çıkan veya savaşan kardeşleri
hakkında: "Eğer bizim yanımızda kalsalardı ölmezler, öldürülmezlerdi"
diyenler gibi olmayın. Allah bu kanaatı onların kalplerine
(kaybettikleri yakınları için onulmaz) bir
hasret (yarası) olarak koydu. Canı veren de alan da Allah'tır. Allah,
yaptıklarınızı hakkıyla görür.
157. Eğer Allah yolunda öldürülür ya da ölürseniz, şunu bilin ki,
Allah'ın mağfireti ve rahmeti onların topladıkları bütün şeylerden daha
hayırlıdır.
15 8. Andolsun, ölseniz
de öldürülseniz de Allah'ın huzurunda toplanacaksınız.
159. O vakit Allah't |